Elektrik Mühendisliği · Sayı 456 · Nisan 2016

EMO’dan

Hüseyin Yeşil

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı Görüş ve değerlendirme

Yıl
2016
Sayfa
2
Okuma süresi
7 dk
Görüntülenme
0

Konu

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Toplum, demokrasi ve emek

Anahtar kelimeler

  • EMO Yönetim Kurulu Başkanı
  • Genel Kurul
  • iş cinayetleri
  • elektrik dağıtım özelleştirmesi
  • Elektrik Tesisleri Kabul Yönetmeliği
  • Can Dündar

Özet

EMO 44. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil, ülkedeki siyasi baskılar, iş cinayetleri ve basına yönelik baskıları eleştirirken, elektrik dağıtım özelleştirmeleri, tarife düzenlemeleri ve mühendislik eğitimindeki sorunlara karşı Odanın yürüttüğü hukuki mücadeleyi ve 45. Genel Kurul öncesi değerlendirmelerini aktarıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Hüseyin Yeşil

EMO 44. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı

YENİ DÖNEME DOĞRU: İNADINA AYAKTAYIZ!

Yönetime geldiğimizden bu yana ülkemiz yangın yeri… Her güne yeni bir katliam haberiyle başlıyoruz.

Soma Katliamı’nda 302 emekçi, Ermenek’te 17 emekçi, İstanbul Mecidiyeköy Torunlar Center’daki asansör katliamında 10 emekçi, Esenyurt’taki asansör faciasında 3 emekçi yaşamını yitirdi. Birer ikişer ölen canların hesabı bile tutulamıyor.

İktidarın “fıtrat” olarak gördüğü iş cinayetlerine, bombalı saldırılar, suikastlar, tuzaklar eklemlendi. Reyhanlı, Diyarbakır, Suruç, Ankara, tekrar Diyarbakır ve Sultanahmet’in ardından Ankara yeniden büyük bir saldırıyla karşı karşıya kalmıştır. Diyarbakır Baro Başkanı barış elçisi Tahir Elçi de karanlık bir cinayetle öldürüldü. Bu saldırıların arkasındaki güçlere ilişkin gerekli önlemlerin alınmamış olduğu ortadadır. Bu katliamları yapanları, bunlara cesaret verenleri ve buna ortam hazırlayanları da kınıyorum.

Ülkemizde üniversite hocaları sorgusuz sualsiz gözaltına alınmakta, cadı avı yürütülmektedir. “Çocuklar ölmesin” diyen insanlar, barış isteyenler hedef gösterilmekte, terör propagandası yapmakla suçlanmakta, bunların konuşulduğu televizyon programları hakkında terör soruşturması açılmaktadır.

Böyle bir ortamda, bir kişinin başkanlık hülyasını gerçekleştirmek amacıyla Anayasa değişikliği zorlanıyor. Sanki memlekette hukuk kalmış gibi, Anayasa yapmaktan söz ediyorlar. Yapılacak olan; mevcut darbe Anayasasından bile daha geri olacaktır. Çünkü iktidar, vesayetçi dediği darbe Anayasasını bile lüks görmektedir. Yapılmak istenen anayasanın ülkemizi gericileştirme sürecini tamamlamaktan başka bir şey olmayacağı da açıktır. Bunun da en açık göstergesi, eğitimde ve kamu kurumlarında yerleştirilen gerici yapılanmanın, tüm yaşam alanlarına yayılması girişimidir.

Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte eşit yurttaşlık idealiyle gerçekleştirilen başta eğitim ve kadın hakları olmak üzere pek çok düzenleme bugün hedef alınmakta, bilimi ve aklı yok sayan geri bir yapılanma örgütlenmektedir. Kadınlara yönelen ve giderek dozu artan fiziksel şiddetin yanında eğitim ve çalışma haklarına yönelen sözlü şiddet uygulamaları dikkat çekmektedir. Ne yazık ki bu şiddet ortamı iktidarın politikalarından dayanak bulmaktadır. Giderek toplumun din kurallarına göre yönetilmesinin hazırlıkları yapılmaktadır. Dini özgürlük diye diye, insanların her türlü yaşam hakkı, özgürlükleri yok edilmektedir.

İktidar, kamuoyunu bilgilendirmeye çalışan her türlü kurum ve kuruluşu susturmak için deyim yerindeyse elinden geleni ardına koymamaktadır. Gazetelere ve gazetecilere yönelik baskı, gazetecilerin işten attırılması, yandaş basın yaratılması, medya kuruluşlarına el konulması, kayyum atama, vergi vb. araçlarla basın kuruluşları üzerinde oluşturulmaya çalışılan iktidar egemenliği, bugün yargı nezdinde gazetecilerin tutuklanması düzeyine vardırılmıştır.

Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, “MİT tırlarıyla silah taşındığını belgeleyen haberi” ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül, “IŞİD kampına cihatçı taşındığına ilişkin haberi” nedeniyle hukuk kuralları da hiçe sayılarak 3 ay içeride tutulmuştur. 2 yılda bir verdiğimiz Hasan Balıkçı Onur Ödülü’nü Seçici Kurulumuz bu dönem Can Dündar ve Erdem Gül’e vermeyi kararlaştırmıştır. Hem haber alma hakkımıza hem de özgür basına sahip çıkmak üzere bu ödülün açıklamasını örgütümüz ile birlikte 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde Silivri’de yaptık.

Odamızın iki dönem Yönetim Kurulu Başkanlığını yapmış olan Kemal Ulusaler’e Birgün Gazetesi’nde yayımlanan “Ayaktayız Ayakta” başlıklı köşe yazısı nedeniyle Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği gerekçesiyle 11 ay 20 gün hapis cezası verilmiştir. Bu ceza bir demokrasi ayıbıdır ve bizler inadına ayaktayız, ayakta!

Ülkemizde yandaş ekonomisi yaratılmıştır. Rant ve talan düzeni; kentleri, kırları, madenleri, sularımızı kuşatmıştır. Cerattepe’de olduğu gibi halkın yaşam hakkını savunmasına karşı en ağır saldırılarla müdahale edilmektedir.

Hukuka ve kamu yararına aykırı projelere karşı dava açan; haklılığı da yargı kararlarıyla kanıtlanan odalarımız hedef gösterilmektedir. Bir şirketin temsilcisi çıkıp, açtığı davalar nedeniyle bir meslek örgütünü “terörist” olmakla suçlamakta, operasyon yapılması için çağrıda bulunmaktadır.

Bize düşen sorumluluk, faşist ve gerici uygulamalara karşı dimdik ayakta durmaya; özgürlük, barış, demokrasi ve laiklik mücadelesini her daim her koşulda sürdürmeye çalışmaktır.

Değerli Meslektaşlarım,

Mesleki alanlarımızla ilgili çok büyük sorunlar yaşanmaktadır. Bunların bir kısmı kamuoyunun hemen anında hissettiği sorunlar, diğerleri ise zaman içerisinde çok acı sonuçlar doğuracak uygulamalar olarak karşımıza çıkmıştır.

Elektrik tarifelerinde yapılan değişikliklerle dağıtım şirketlerine yeni yeni kaynak aktarım olanakları yaratılırken, yurttaşların yükü artırılmıştır. Kayıp ve kaçak oranları yüksek olan şirketler; “imtiyazlı statü” yaratılarak, yurttaşlara ödemeleri gereken tazminatlardan kurtarılmışlardır. Bu şirketler için hedef kayıp ve kaçak oranlarının yükseltilmesi sağlanırken, yurttaşların ödedikleri kayıp ve kaçak bedelini dahi bilmeleri engellen-

miştir. Yeni tarife ile faturadaki kalemler torba haline getirilmiş ve piyasada elektrik fiyatları düşerken zam yapılmıştır.

Kullanıcılar ve kamu aleyhine düzenlemelerle, dağıtım tarifesine eklenmemesi gereken yeni gider kalemleri yaratılmıştır. Bu şirketlerin kamu mülkiyetindeki dağıtım tesislerine reklam almak gibi başka faaliyetlerde bulunarak kazanç sağlamaları için hukuka aykırı düzenlemeler yapılmıştır.

Yaptığımız basın açıklamalarıyla kamuoyunu bilgilendirmeye çalışıyoruz ve açtığımız davalarla bu haksızlıklara karşı mücadele yürütüyoruz. Hem yeni tarifeye, hem kayıp ve kaçağı yüksek şirketlere imtiyazlar tanıyan düzenlemeye, hem de dağıtım şirketlerine kamu aleyhine yeni gelir kaynakları yaratan düzenlemelere karşı yargıya başvurduk.

Dağıtım özelleştirmelerinin sonucu yandaşlara kaynak aktarımı, pahalı elektrik ve 31 Mart 2015 tarihinde yaşadığımız dünyanın 7. büyük elektrik kesintisi olmuştur. Üretim ayağında da serbestleşme uygulamalarıyla su kaynakları başta olmak üzere doğamızı talan eden yalnızca kar hırsına odaklanmış projeler yapılmıştır. Dışa bağımlılıktan şikayet eden AKP iktidarları, ithal kömür ve doğalgaz bağımlılığını sürdürürken, yakıt konusunda tamamen dışa bağımlı olan ve uluslararası tekellerin hakimiyetindeki nükleer santral projeleriyle “millicilik” oynamaktadırlar. Yenilenebilir enerji kaynakları potansiyelinin değerlendirilmesinde dünyanın oldukça gerisinde kalınmıştır.

Yapılan serbestleştirmelerde öylesine sınır tanımaz hale gelinmiştir ki, can ve mal güvenliğini ilgilendiren kurallar bile yok edilmektedir. Teknik kurallara ve projelere uyulmaması durumunda can ve mal güvenliği açısından ciddi tehlikeler barındıran elektrik üretim tesisleri Elektrik Tesisleri Kabul Yönetmeliği dışına çıkarılmış; teknik zorunluluklar ve kamu denetimi yok sayılmıştır. Elektrik Üretim Tesisleri Kabul Yönetmeliği adındaki bu düzenlemenin kontrol firmalarını hukuka aykırı olarak yetkilendirdiği ve proje onay birimleriyle ilişkilendirdiği hükümlerine karşı Danıştay’a başvurduk.

Yine Elektrik Tesisleri Kabul Yönetmeliği düzenlemesindeki pek çok hukuka aykırılık için de yargıya başvurmuştuk. Böylece Enerji Bakanlığı’nın yetkisiz bir şekilde, mühendislerin proje uzmanlık eğitimi ve sertifika almadan hizmet üretmesini engelleme girişimini yargı kararıyla durdurduk. Bu yönetmelik ile elektrik tesisleri konularında proje hazırlayacak elektrik, inşaat, makine, jeofizik ve jeoloji mühendisleri, Enerji Bakanlığı’nın yetkilendirileceği eğitim kuruluşlarınca verilecek eğitimlerde başarılı olup proje uzmanlık sertifikası (PUS) belgesi almadan çalışamayacaklardı.  

Elektrik Tesisleri Proje Yönetmeliği’nin ilgili hükümlerinin yürütmesini durduran Danıştay, Bakanlığın böyle bir belgelendirme zorunluluğu getirme konusunda yetkisizliğini saptayarak, mühendislerin üniversite mezuniyeti ile meslek odası üyeliğinin ve meslek odasından aldıkları belgelerin mesleki faaliyet göstermeleri için yeterli olduğunu bildirdi.

Ayrıca can ve mal güvenliği açısından önem taşıyan proje onay ve kabul işlemlerinde özel kuruluşlara yetki veren düzenlemelerin de yürütmesi durduruldu. Derhal kamunun proje onay ve kabul işlemlerini aksatmaksızın yürütmek üzere harekete geçmesi gerekmektedir. Bu konuda TEDAŞ Genel Müdürü ile bir görüşme yaptık. Ve TEDAŞ’ta bir örgütlenmenin yapılmasını ve yeni mühendis kadroları alınmasını istedik.

Mesleki alanımızın önemli sorunlarından birisi de mühendislik eğitiminin niteliği ve istihdam perspektifinin bulunmamasıdır. Ülkemizin teknolojik ilerlemesine yönelik bütüncül bir stratejik planın olmaması mühendislik faaliyetlerini de olumsuz etkilemektedir. Her alanda planlama anlayışı rafa kaldırılmış olup; günü birlik siyasi çıkar ve yandaş ekonomisi gözetilerek hareket edilmektedir.

Öncelikle mühendislik eğitimi veren bölüm sayısı ve kontenjanlar sürekli artırılmış, nitelik kriterleri göz ardı edilmiştir. Üniversiteler akademik özgürlük başta olmak üzere öğretim üyesi kadrosu ve altyapısına varıncaya kadar her alanda büyük sorunlar yaşamaktadırlar. Eğitim sistemindeki nitelik sorunu mühendislik eğitimini de doğrudan etkilemektedir.

Hiçbir planlama olmaksızın açılan fen fakülteleri birden bire kapatılmaya başlanmıştır. Şimdi bunun mühendislik eğitimi başta olmak üzere ülkemizdeki eğitimin niteliği ve nitelikli işgücü açısından önemli ve kalıcı sonuçları olacağı açıktır. Dergimizin bu sayısında bu konuyu ele almaya çalıştık. Başta EMO Bilimsel Dergi Baş Editörü Hamit Serbest olmak üzere dergimizin bu sayısında yazılarıyla ve görüşleriyle katkı veren tüm akademik dünyanın temsilcilerine teşekkür ediyoruz. Ayrıca Banu Salman’ın şahsında tüm Basın Birimi’ne teşekkür ederim.

Dergimizin bu sayısı 45. Olağan Genel Kurulumuz öncesindeki son sayımız olarak sizlere ulaşıyor. Hem Türkiye için hem de Odamız için çok zor geçen bir dönemi geride bırakıyoruz. Şube genel kurullarımız tamamlandı ve 1-2-3 Nisan 2016’da da 45. Olağan Genel Kurulumuzu yapacağız.

Şube genel kurullarımızdan daha da güçlenerek çıktık ve önümüzde daha da zorlu geçecek dönemi karşılamak için güç toplamış olduk. Demokratik işleyişimizden aldığımız güçle 45. Dönem’de de mücadelemizi hep birlikte yılmadan sürdüreceğimizi belirtmek isterim.

Elektrik Mühendisleri Odası olarak, “siyaset-ticaret-medya” üçgeni içerisinde yaratılan tek ses ve kontrolsüz güç karşısında yalnızlaştırılan kamunun çıkarlarını korumak ve bilimin değil kâr hırsının tek erek haline getirildiği dünyada mühendisliğin ve meslektaşlarımızın haklarını korumak için yoğun bir mesai harcıyoruz ve yeni dönemde de harcamaya devam edeceğiz.

EMO olarak, özellikle bu yıl yaptığımız bilimsel, akademik, teknik ve güncel konuları içeren sempozyum, çalıştay ve kongrelerle çok yoğun geçen bir dönemi de sonlandırmış oluyoruz. Yaptığımız etkinliklerimiz hem katılım hem de nitelik açısından geçmiş yıllara oranla çok daha başarılı geçmiştir. Kısaca EMO’nun çalışmalarına ilgi artmıştır. Bunu sağlayan EMO Yönetim Kurulu üyeleri, diğer organlarımızda görev alan arkadaşlarımıza, bütün şubelerimizin yönetim kurullarına, oda ve şube komisyonlarında görev alan arkadaşlarımıza ve odamız ile şubelerimizin tüm çalışanlarına teşekkürü borç biliyorum.

Saygılarımla,