Cumhuriyet Enerji · Sayı 7 · Temmuz 2008
Küresel enerji rekabetinde Irak düğümü
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 2008
- Sayfa
- 2
- Okuma süresi
- 8 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- Irak petrol yasası
- SOFA anlaşması
- OPEC
- petrol fiyatları
- ABD işgali
- G-8 D-8 zirvesi
Özet
Irak'ın petrol yasasının onaylanmasının küresel petrol piyasaları ve fiyatlar üzerindeki etkisi, bu sürecin ABD ile Irak arasındaki güvenlik anlaşmasına (SOFA) bağlanması ve bölgesel siyasi dengeler bağlamında ele alındığı bir değerlendirme yazısı.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
ENERJİ 10
Bağdat, petrol yasasını çıkarılmasını güvenlik anlaşmasına bağladı
Küresel enerji rekabetinde
Irak düğümü
Bahadır Selim DİLEK
ANKARA - Küresel gelişmelere yön verenler, 2008 yılı başından bu yana, petrol fiyatları ve gıda krizi gibi iki önemli konuyu gündemlerine almış durumdalar. İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya, Japonya, İtalya, Rusya ve ABD’nin oluşturduğu gelişmiş 8 ülke (G-8) Japonya’nın başkenti Tokyo’da, Türkiye, Bangladeş, Endonezya, İran, Malezya, Mısır, Nijerya ve Pakistan’ın oluşturduğu gelişmekte olan 8 ülkenin (D-8) de Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da temmuz ayı başında yaptığı toplantıların en önemli dosyalarını bu iki önemli konu oluşturdu. Konu kritik olunca Japonya’daki zirveye aralarında Çin, Hindistan, Brezilya, Avustralya’nın da bulunduğu 15 ülke daha katıldı. Özellikle küresel sermayenin siyasal temsilcileri Tokyo’da artan gıda ve petrol fiyatlarını, kitle imha silahlarını, Afrika’daki açlık ve yoksulluğu, İran’ın nükleer faaliyetlerini ve uluslararası terörizmi görüştü. Küresel ısınma ve iklim değişikliği de ele alınan dosyalar arasındaydı. Ancak birbiri ile yakından ilişkili bu konu başlıklarından en önemlisi petrol fiyatları oldu. Hızla artan ve bir daha iki yıl önceki düzeyine inmeyeceğine artık kesin gözüyle bakılan petrol fiyatları,
hem gelişmekte olan hem gelişmiş ülkeleri yakından ilgilendiriyor. Bir tarafta petrol fiyatlarının hızla yükselmesiyle giderek zenginleşen; diğer tarafta dışa bağımlılık nedeniyle her ay milyarlarca doları petrol ithalatına ayıran ülkeler aynı masa etrafında buluştular.
Kuala Lumpur’daki zirve için belirlenen ana tema “Küresel Sorunlara Yenilikçi İşbirliği Yaklaşımı” olarak belirlense de D-8’in birincil gündem maddesi G-8 kadar küresel ölçekli değildi. Daha çok, üye ülkeler arasında ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi üzerinde duruldu. Ancak, üye ülkelerin önemli bir bölümünün zengin doğal kaynaklara sahip Müslüman çoğunluğu olan ülkeler olması, gündemi ister istemez hızla artan petrol fiyatlarına kilitledi.
Irak görmezden geliniyor
Ancak nedendir bilinmez küresel enerji rekabetindeki çok bilinmeyenli denklemde önemli bir yer tutan Irak konusu söz konusu iki toplantıda da büyük ölçüde görmezden gelindi. Oysa, dünyanın en önemli petrol rezervlerini elinde tutan Irak, piyasaya arz kapasitesi ile söz konusu krizi - en azından makül bir süre - dengeleyecek konumda bulunuyordu. Bunun için de halen Irak parlamentosundan onay bekleyen petrol yasasının çıkması, büyük petrol şirketlerinin uzun dönemli olarak Irak
Hem G-8, hem D-8’deki konu başlıklarından en önemlisi petrol fiyatları oldu. Hızla artan ve bir daha iki yıl önceki düzeyine inmeyeceğine artık kesin gözüyle bakılan petrol fiyatları, hem gelişmekte olan hem gelişmiş ülkeleri yakından ilgilendiriyor. Bir tarafta petrol fiyatlarının hızla yükselmesiyle giderek zenginleşen; diğer tarafta dışa bağımlılık nedeniyle her ay milyarlarca doları petrol ithalatına ayıran ülkeler aynı masa etrafında buluştular.
pazarına girmesi, petrol arzının artması, petrol arz güvenliğinin de uzun dönemli olarak garanti altına alındığının küresel oyunculara gösterilmesi gerekiyordu.
Aslında muğlak ifadelerle dolu, Arapça ve İngilizce olarak hazırlanan yasa taslağı, Irak petrol sanayisini uluslararası şirketlere tamamen açık ticari bir endüstri sahası haline getiriyordu. Bu yasanın onaylanması durumunda Irak Milli Petrol Şirketi (SOMO) ülkedeki bilinen 80 petrol sahasından sadece 17’sinin denetimine sahip olacaktı. Diğer petrol sahaları ve keşfedilecek yeni sahalar yabancı şirketlere açılacaktı.
Her ne kadar dünyanın önde gelen petrol ihracatçılarından olan Suudi Arabistan’ın Kralı Abdullah bin Abdülaziz petrol arzının arttırılması ile fiyatlarındaki yükselmenin önüne geçilmesinin söz konusu olmadığını söylese de, Irak petrolünün uzun dönemli olarak küresel sisteme eklemlenmesinin önemli rahatlık yaratacağı biliniyor. Bu durumun petrol fiyatlarında önemli bir düşüşü beraberinde getirmese de, fiyatların 300 dolara kadar çıkacağı spekülasyonlarının önüne geçeceği değerlendirmeleri ağırlık kazanmış durumda.
Büyük şirketlerin hedefi...
Bu noktada kısa bir ayraçla, küresel petrol sisteminin mülkiyeti konusunu biraz ayrıntılandırmak gerekiyor.
Petrol endüstrisini takip eden Oil Change International isimli kuruluşun analizcilerinden, Bantonia Juhasz’ın yaptığı değerlendirmeye göre bugün dünya petrollerinin dörtte üçünden fazlası hükümetlerin mülkiyetinde ve denetiminde. Ancak bu yapı hep böyle değildi. 35 yıl önce dünya petrolleri büyük ölçüde ABD ve Avrupa merkezli yedi şirketin denetimindeydi. Birleşmelerin ardından sayıları bugün dörde inen bu şirketler, ExxonMobil, Chevron, Shell ve BP olarak sıralanıyordu. Bunlar aynı zamanda dünyanın en büyük ve en güçlü mali imparatorlukları arasında bulunuyordu. Ancak sosyalist ve kapitalist blok
arasındaki çekişmenin yarattığı siyasal ortam bu şirketlerin petrol üzerindeki denetimlerini hükümetlere kaptırmalarına neden oldu. Şimdiki çaba da aslında bu denetimlerin geri alınması arayışını yansıtıyor.
Dünyanın ikinci en büyük rezervlerine sahip olduğu düşünülen Irak’taki petrol bu şirketlerin hedefi olageldi. Söz konusu şirketler, 2003 yılındaki ABD işgalinin ardından bu hedeflerine çok yaklaşmış olsalar da, Irak’taki siyasal gelişmeler ve bu gelişmelere bağlı olarak kurulan yeni dengeler nedeniyle “vuslat vaki olamadı.”
Diğer yandan Kuveyt ve Suudi Arabistan gibi ABD’nin iki yakın müttefikinin ulusal petrol sistemini sürdürüyor ve petrol sektörlerini yabancılara karşı korumaları da dikkat çekici.
ABD işgali her ne kadar hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları gibi evrensel kavramlar altına saklanmaya çalışılsa da, Atlantik’in ötesinden tankıyla, topuyla tüfeği ile gelen bu süpergücün asıl amacının Irak’ı petrolünü küresel sermayenin denetimine almak olduğu biliniyordu. Washington yönetimi Irak’ı işgal ettikten sonra hem petrol yasasının hazırlanmasına destek verdi! Hem de yasanın onaylanması için Irak hükümeti üzerinde baskı kurdu. Bu noktada baskının bizzat ABD Başkanı George Bush, Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Dışişleri Bakanı Condolezza Rice’dan gelmekte olduğu notunu da düşmek gerekiyor.
Ancak baskılar sonuç vermedi. Çünkü, Irak’taki petrol denklemine son dönemde Washington yönetiminin bugüne kadar dikkat etmediği iki unsur girmişti.
Bunlardan bir tanesi, ülke içindeki Şii ağırlığıydı. Nuri El Maliki her ne kadar Arap Şiiliğini öne çıkararak Başbakanlık koltuğunda oturuyor olsa da Tahran yönetimi ile yakın ilişkileri vardı. Şiiler ulusçu yanlarını da öne çıkarıp, Irak’ı ekonomik açıdan sömürge konumuna getirecek böyle bir
yasanın yürürlüğe girmesini istemiyordu. Bu karşı çıkışta doğal olarak Tahran’ın da büyük etkisi vardı. Ülkedeki Şii ağırlığının korunabilmesi, Irak’ın yakın dönemde ABD ve küresel sermaye baronlarının etkisinden çıkması için ekonomik bağımsızlığının korunması gerekiyordu. Bu yasa ise Şiilerin görüşünün tam tersine bir zemin hazırlıyordu.
İkinci unsur ise Washington yönetiminin Irak ile imzalamak istediği stratejik güvenlik anlaşmasıydı. 2008 yılı sonunda bitecek olan BM mandası yerine ülkede kalacak ABD askerleri için meşru yasal zemin oluşturacak olan kuvvetlerin statüsü anlaşması (SOFA) Washington yönetiminin Ortadoğu politikaları açısından da kritik önemi haizdi. Ancak bu anlaşmanın imzalanmasında da sıkıntı başgöstermişti. Çünkü El Maliki hükümeti, SOFA içinde getirilen koşulları kabul etmiyordu.
SOFA’nın taslak metninde ABD’ye “terorizme karşı mücadele” gerekçesiyle Irak içinde istediği zaman ve istediği kapsamda askeri operasyonlar düzenleme yetkisi tanınıyordu. Yine bu çerçevede taslak metninde SOFA, güvenlik gerekçesiyle ABD askerlerine Iraklıları gözaltına alma yetkisi verirken, ülke içindeki ABD askerlerinin sayısına ve faaliyetlerine zaman sınırlaması da getirmiyordu. Böylece ABD yönetimi bu ikili anlaşmaya dayanarak Irak’ta istediği kadar askerini, istediği süre boyunca konuşlandırabilecekti. Ancak bu noktada ABD’nin, Irak topraklarını kullanarak üçüncü ülkelere operasyon düzenleme yetkisinin de SOFA’da yer alması talebine Bağdat yönetimi ciddi bir ses tonu ile karşı çıkmıştı. Pazarlıklar da bu noktada kilitlenmişti. Bağdat yönetiminin, SOFA’da ABD’ye Irak toprakları üzerinden “üçüncü ülkelere operasyon” hakkı tanıması, İran’ın hedef tahtasına oturtulduğunu tescilleyecekti. Bağdat’taki Şii ağırlıklı hükümetin böyle bir anlaşmaya imza atması, kendi idam fermanına imza atmasıyla eşdeğer görülüyordu.
Kördüğüm
İşte süreç de bu noktada adeta kördüğüm oldu. Çünkü Irak’ı ekonomik açıdan “tam bir sömürge” konumuna getirecek petrol yasası, Irak’taki siyasal dengeler ve pazarlıklar açasından da neredeyse vazgeçilmez
bir unsur olarak kabul ediliyordu. Şöyle ki;
ABD SOFA konusunda geri adım atmazsa ve Bağdat yönetiminin kaygılarını gidermezse, petrol yasasının Irak parlamentosundan onay almayacağı neredeyse kesinleşmişti. Bağdat yönetimi bir anlamda siyasal açıdan sömürge olmamayı, ekonomik açıdan sömürge olmaya bağlamıştı. El Maliki hükümeti, ABD’nin istediği gibi SOFA’ya imza atıp, Washington yönetiminin vesayeti altında olmaktansa, büyük petrol şirketlerinin Irak petrolünü paylaşmasına ve kendilerine “devede kulak” olarak nitelendirilebilecek kadar küçük bir pay vermesine razı görünüyordu.
Bu durum, kasım ayındaki seçimlerin yarattığı zaman sıkıntısı ve yeni muhafazarkarları destekleyen petrol şirketlerinin baskısı altında bulunan ABD’yi adeta iki arada bir derede bıraktı. Atlantik’in öbür kıyısından bakıldığı zaman SOFA’dan geri adım atılması durumunda Washington yönetiminin uzun yıllardan buyana kurguladığı Ortadoğu politikaları büyük zarar görecek. Geri adım atmaması durumunda ise petrol yasası Irak parlamentosunda beklemeye devam edecek. Oysa 2008 yılının en geç mayıs ayında petrol yasasının onaylanmasına kesin gözüyle bakılıyordu. SOFA görüşmelerinde evdeki hesap çarşıya uymayınca, süreç birden bire kilitleniverdi.
Bu kilitlenme bir anlamda petrol
G-8’de yükselen petrol fiyatları görüşüldü.
11 ENERJİ
Yapılan hesaplamalara göre petrol üreticisi ve ihracatçısı olan ülkeler bu yıl 1 trilyon 250 milyar dolar kazanacak. ABD Enerji Enformasyon İdaresi’nin (EIA), aylık tahmin raporuna göre, OPEC’in, geçen yıl 671 milyar dolar olan petrol ihracatından kazancının bu yıl yüzde 86 artması ve 2009 yılında da yüzde 6 yükselerek 1 trilyon
322 milyar dolara çıkması öngörülüyor.
konusunda ciddi bölgesel çıkmaza da işaret ediyordu. Çünkü, ABD’nin Irak’a müdahalesi başlı başına petrol fiyatlarının artışının nedeni olarak gösteriliyor. Dünya Petrolünün yüzde 40’ı Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. ABD öncülüğündeki koalisyon askerlerinin Irak’ı işgali sonrasında petrol fiyatları sadece bu yıl yüzde 42 artmış durumda. Sözün özü Irak’taki dengeler bağlamında petrol fiyatlarına ilişkin olarak çift taraflı bir etki söz konusu. Irak petrolünün küresel sisteme eklemlenmesi için 2003 yılında yapılan müdahale hızlı fiyat artışını getirirken, bu müdahalenin bir sonucu olarak hazırlanan petrol yasasının onaylanması ile söz konusu artışın önüne geçilebileceği yorumları öne çıkıyor.
Tabii bu arada petrol üretici ülkelerin kasası da dolmuş durumda.
Yapılan hesaplamalara göre petrol üreticisi ve ihracatçısı olan ülkeler bu yıl 1 trilyon 250 milyar dolar kazanacak. ABD Enerji Enformasyon İdaresi’nin (EIA), aylık tahmin raporuna göre, OPEC’in, geçen yıl 671 milyar dolar olan petrol ihracatından kazancının bu yıl yüzde 86 artması ve 2009 yılında da yüzde 6 yükselerek 1 trilyon 322 milyar dolara çıkması öngörülüyor. Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı Suudi Arabistan’ın kazancı bu yılın ilk yarısında 192 milyar dolara ulaştı. Irak’ın petrol kazancı da bu yılın ilk yarısında sadece 39 milyar dolarda kaldı. Görünen o ki, bugünkü koşullar içinde Irak’taki kördüğüm kolay kolay çözülmeyecek. Petrol zengini ülkeler kasalarını doldurup, üçüncü ülkelerde yatırım için trilyonlarca dolarlık fonlar oluştururken, petrole bağımlı ülkeler ise fakirleşmeye devam edecek. Ⅵ