Cumhuriyet Enerji · Sayı 7 · Temmuz 2008

Bağımsızlığın anahtarı: Enerji

Arıkan Dalkılıç

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme

Yıl
2008
Sayfa
2
Okuma süresi
8 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Nükleer enerji, Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

Anahtar kelimeler

  • OPEC
  • petrol krizi
  • Çernobil
  • Sanayi Devrimi
  • enerji jeopolitiği
  • Montreal Protokolü

Özet

Yazı, 18. yüzyıldan günümüze enerjinin ekonomik, siyasi ve stratejik önemini tarihsel süreç içinde ele alarak kömürden petrole, nükleer enerjiye ve alternatif kaynaklara uzanan gelişmeleri ve bunların uluslararası ilişkilere etkilerini anlatır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

ENERJİ 6

Enerji, insanlık tarihinde 18. yüzyıldan itibaren önemli bir aktör olmaya başladı

Bağımsızlığın anahtarı:

Arıkan DALKILIÇ

Elektrik Elektronik Mühendisi

Günümüzde enerji; bir ülkenin ekonomisini, siyasetini, kalkınmasını etkileyen en önemli etkendir. İhtiyaç duyduğu enerjiyi en uygun şartlarda elde eden ülkeler, gerek sanayi gerekse hayat standardı bakımından diğer devletlere nazaran daha avantajlı konumda bulunurlar. Peki, enerjinin en uygun şartlarda elde edilmesinin sırrı nedir? Elbette, bu sır her ülke için farklıdır. Çünkü her ülkenin kendine özgü yeraltı ve yerüstü zenginlikleri bulunmaktadır. İnsanlık tarihine baktığımız zaman 18. yüzyıldan itibaren Sanayi Devrimi’nden başlayarak enerjinin önemli bir aktör olmaya başladığını, farklı tarihi olaylarda enerjinin farklı niteliklerinin önem kazandığı görülmektedir. 18. yüzyıldan itibaren Avrupa kıtasında sosyal ve beşeri alanlarda önemli değişimler meydana gelmiştir. Tarım kesimi kabuk değiştirmeye, sanayi toplumları oluşmaya başlamıştır. Bununla birlikte artan sanayileşme sürecinde geliştirilen buharlı makineler sayesinde ulaştırma ve üretim sektörlerinde önemli adımlar atılmıştır. Bu dönemin başat devleti İngiltere olmuştur. Buharlı makineler İngiltere’yi ekonomik alanda ön plana çıkarmış, ayrıca buharlı çalışan askeri gemiler, siyasi alanlarda da bu ülkeye önemli avantajlar sağlamıştır. İngiltere’nin bu olanakları kazanmasındaki en önemli sebeplerden birisi de enerji kaynağı kömüre önemli miktarda sahip olmasıydı. Enerji kaynaklarına hakim olabilmenin önemi daha 18. yüzyılda anlaşılmıştır. 19. yüzyılın ortalarında enerjinin,

toplumların hayat standardını yükseltmek için gerekli olduğu görülmüştür. ABD’de gerek Edison gerekse Tesla gibi büyük bilim insanlarının buluşları sayesinde enerji toplumsal yaşamın önemli bir gereksinimi haline gelmiştir.

Gelmiş geçmiş en büyük mucitlerden Thomas Edison bugünkü hayat tarzımızı etkileyen birçok buluşa imza atmıştır. Evlerde kullandığımız ampul dışında kamera, gramafon, telgraf gibi önemli icatlar yaparak insanlığa sosyal, ekonomik, kültürel anlamda önemli katkılarda bulunmuştur.

Yapılan bu önemli icatlar insan yaşamını kolaylaştırırken, diğer taraftan da toplumun enerjiye olan bağımlılığını artırmıştır. Tam bu aşamada devreye Nikola Tesla girmiştir. Tesla özellikle alternatif gerilim üzerinde yaptığı çalışmalarla toplumun ihtiyacı olan enerjinin verimli ve ekonomik taşınmasının ve dağıtılmasının yolunu ortaya çıkarmıştır.

Kömür tahtını petrole bıraktı

19. yüzyılın sonlarında, gelişen teknolojiyle birlikte kömürden daha kullanışlı bir yakıt ortaya çıkmıştır: Petrol. Neredeyse 3 bin yıldan beri bilinen bu siyah sıvı 1893 yılına kadar gaz yağı ve romatizma ilacı gibi amaçlar için kullanılmıştır. Petrolün kaderi Rudolf Diesel’in içten patlamalı motoru icat etmesiyle sonsuza

18. yüzyıldan itibaren Avrupa kıtasında sosyal ve beşeri alanlarda önemli değişimler meydana gelmiştir. Tarım kesimi kabuk değiştirmeye, sanayi toplumları oluşmaya başlamıştır. Bununla birlikte artan sanayileşme sürecinde geliştirilen buharlı makineler sayesinde ulaştırma ve üretim sektörlerinde önemli adımlar atılmıştır.

kadar değişmiştir. Dizel motorun icadı ulaştırma, sanayi, tarım gibi birçok farklı alanda önemli yenilikler getirmiştir. Bu sebeplerden dolayı petrole olan talep artmıştır. Sanayi devriminin ilk gözdesi olan kömür tahtını petrole kaptırmıştır.

20. yüzyılın başında ise toplumsal yaşamda enerjinin, ekonomik öneminin yanı sıra stratejik önemi de ortaya çıktı. Britanya Deniz Bakanı Winston Churchill, İngiliz gemilerinin artık kömürle değil petrolle çalışması gerektiğini belirtti. Churchill yakın zamanda büyük Dünya Savaşının çıkmasının kaçınılmaz olduğunu artık anlamıştı. Verilecek bu stratejik kararın, savaş meydanında İngiliz savaş gemilerine büyük avantaj sağlayacağını düşünüyordu. Fakat İngiliz kamuoyu Churchill’e çok sert tepki gösterdi; çünkü o güne kadar savaş gemilerini kömür ile

çalıştıran İngilizler şimdi ellerinde sınırlı miktarda mevcut ve kaynağı Ortadoğu olan petrole bağımlı kalmak istemiyorlardı. Ancak petrolün savaş alanlarındaki başarıları onu büyük ülkelerin dış politikalarının bir numaralı önceliği haline getirdi. Başta Almanya ve İngiltere dış siyasetlerini petrol kaynakları üzerine yoğunlaştırdılar.

2. Dünya Savaşı sürecinde, savaş teknolojilerinin gelişimi petrolün önemini iyiden iyiye artırdı. Artık petrol, savaşın aracı değil, amacı haline geldi. Almanya derin petrol ihtiyacını karşılayabilmek için hedeflerini hep petrolün varlığına göre yoğunlaştırdı. Özellikle Karadeniz, Kafkasya ve Kuzey Afrika’daki petrol kaynaklarını ele geçirmeye çalıştı.

Almanya belli ölçülerde petrol kaynaklarını ele geçirse de onu savaştığı geniş cephelere yayamamıştır. Sonuç olarak savaşı kaybetmiştir. Yüksek enerji sistemlerine sahip olunsa da enerji ağlarının, hizmetlerinin ve ulaşım sistemlerinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmıştır.

2. Dünya Savaşı’nı sona erdiren ise başka bir enerji tipi olan nükleerdir. ABD’nin, Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine attığı atom bombaları büyük savaşı bitirmiştir. Nükleer enerjinin potansiyel gücü dünyamızı siyasal, sosyal, ekonomik alanlarda derinden etkilemiştir. Nükleer

7 ENERJİ

teknolojiye sahip olmak, ülkeler arasında bir prestij haline gelmiştir. Soğuk savaş süresince oluşan ölümcül dengeyi gene nükleer teknoloji oluşturmuştur. Bunun yanı sıra ülkeler, nükleer enerjinin faydalı amaçlarla kullanılması amacıyla ortak çalışmanın temellerini atmışlardır.

Enerji ihtiyacı Avrupa’yı birleştirdi

Büyük savaş sonunda her şeylerini kaybeden düşman Avrupa devletlerini birleştiren yine enerji ihtiyaçları olmuştur. Savaş mağduru 6 devlet (Fransa, Federal Almanya, İtalya, Lüksemburg, Belçika, Hollanda) 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Birliği’ni kurmuşlardır. Bu anlaşma gereği üye devletler sanayilerinin ihtiyacı olan hammadde ve enerji kaynakları konusunda ortak politika belirlemeye başlamışlardır. Enerji ihtiyaçları ülkeleri birbirine kaynaştırmış ve kurdukları bu topluluk, daha sonra siyasi ve ekonomik bağları kuvvetli Avrupa Birliği’nin temellerini oluşturmuştur.

2. Dünya Savaşı sonrasında birçok sömürge ülkesi bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Özellikle Ortadoğu’da birçok yeni devlet ortaya çıkmıştır. Bu ülkeler topraklarının onlara bahşettiği zengin enerji kaynaklarının sahibi durumuna gelmişlerdir. Fakat kendilerini yüzyıllarca sömüren Batı ülkelerinin ekonomik hegemonyalarından kurtulmak hiç de kolay değildir. Bu nedenle 14 Eylül 1960’da Petrol İhracatçısı Ülkeler Birliği’ni (OPEC) kurdular. Güçlerini birleştirerek enerji kaynaklarını Batı’ya karşı siyasi koz olarak kullanmaya başladılar.

Enerji siyasi koz oldu

Enerjinin siyasi koz olarak kullanılması 1970’li yıllara damgasını vurmuştur. 1973 yılında OPEC üyesi Arap ülkelerinin Arap-İsrail sorununu bahane ederek petrol üretimlerini ciddi miktarlarda kısmalarıyla petrol varil fiyatı 2-3 dolar seviyesinden 11 dolar seviyesine çıkmıştır. Sanayileşmiş ülkeler bu ani fiyat artışlarıyla mücadele edebilmek için 1974 yılında Uluslararası Enerji Ajansı’nı kurdular. Ancak 1979 yılında İran devrimi sonrası petrolün varilinin 13 dolardan 40 dolara çıkmasına engel olamadılar.

Bu zor dönem o güne kadar petrolün sonsuz ve ucuz olduğunu düşünen, petrole bağımlı Batı ülkelerini ve Japonya’yı iktisadi olarak derinden etkiledi. Bu kriz dönemi 2. Dünya Savaşı sonrası ilk küresel ekonomik çöküşü ortaya çıkardı. Sanayileşmiş ülkelerde endüstriyel üretimde azalma ve yüksek enflasyon ortaya çıktı. Sanayileşmiş ülkeler bu derin krizi büyük dersler alarak aştılar. Anladılar ki, ithal enerji kaynaklarıyla sanayi düzeni kurmak uzun vadede önemli riskler barındırır. Nitekim 1973 OPEC krizi, sanayileşmiş ülkelerin enerjiye bakış açısını önemli ölçüde değiştirmiş ve daha önce

planlanmayan açılımlara yönelime yol açmıştır.

Alternatif enerji arayışı

Gelişmiş ülkeler dışa bağımlılıklarını azaltabilmek için güneş, rüzgar, jeotermal gibi alternatifleri enerji üretimi için kullanmaya başlamışlardır. Bununla birlikte enerjinin, sonsuz ve her daim ucuz olmadığı için, verimli kullanımı özendirilmeye çalışılmıştır. Özellikle otomotiv sanayi daha az yakıt tüketen araçlar tasarlamaya başlamıştır.

Bu sıkıntılı dönemde yaptığı sanayi reformlarıyla Japonya diğer ülkelerden ayrılır. OPEC krizinde belki de en büyük sıkıntıyı çeken Japonya, bu krizi endüstri yapısını değiştirmek için bir fırsat olarak görmüştür. Krize kadar demir-çelik, otomobil, makine gibi sektörlere yatırım yapılırken, krizden sonra adeta kabuk

yüzde 40’lık bir azalma olduğunu açıklamışlardır. Daha sonra NASA yayınladığı raporda bu verileri doğrulamıştır. Dünya için önemli ölçüde tehlike arz edecek bu bulgular ülkeler arasında işbirliğinin başlamasına sebep olmuştur. Sonuçta 16 Eylül 1987’de 150’den fazla ülkenin temsilcisi Kanada’nın Montreal kentinde toplanarak, ozon tabakasında incelmeye yol açan maddelerin üretimini ve kullanımını düzenleyen Montreal Protokolü’nü imzaladılar.

26 Nisan 1986’da Ukrayna’nın Çernobil kentinde insanlık tarihinin en korkunç nükleer felaketi meydana geldi. Olay ısı deneyi sırasında olmuştur. Deneyin amacı reaktörün çalışması ansızın durdurulduğunda buhar tribünlerinin daha ne kadar süre çalışmayı sürdüreceklerini görmekti.

Sanayi Devrimi’nden bu yana ülkeler için enerjinin önemi sürekli artırmıştır. Enerji bir ülkenin iktisadi kalkınmasını ve halkın refahını etkileyen en önemli unsurdur. ABD’nin Irak’ı işgalinin, Rusya-AB ilişkilerinin, Çin’in Orta Asya’ya olan ilgisinin temelinde hep enerji gereksinimleri vardır. Gelecekte kendi enerji ihtiyacını karşılayabilen ülkeler bağımsızlıklarını korurken, dünya hakimiyetinin de temeli enerji kaynaklarının üzerinde kurulacaktır.

değiştirerek göreceli olarak daha az enerji gerektiren mikro devreler ve yarı iletkenlere yatırım yapılmıştır. Bu sayede elektronik eşyalar ve bilgisayar gibi yeni endüstrilerde yüksek büyüme oranları yakaladılar.

Çevresel boyutlar öne çıkıyor

1980 döneminde ortaya çıkan çeşitli gelişmeler enerjinin çevresel boyutunu ortaya koymuştur. Yaşanan bir dizi çevresel felaket ideal enerjinin çeşitli niteliklerinin yanı sıra çevresel yönün de irdelenmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Eylül 1984’de biliminsanları Antarktika üzerindeki ozon tabakasında

Fakat yapılan insan kaynaklı hatalar, dört numaralı reaktörün yüksek basınçlı buhardan dolayı infilak etmesine sebep olmuştur. Başta Ukrayna olmak üzere bütün Karadeniz ülkeleri ve Doğu Avrupa ülkeleri nükleer sızıntı kurbanı olmuştur. Çernobil faciası, Dünya ülkelerinin nükleer enerjiye bakışını derinden etkilemiş ve birçok ülke var olan nükleer enerji çalışmalarını durdurma kararı almıştır.

24 Mart 1989 tarihinde bir başka çevresel felaket meydana gelmiştir. Exxon-Valdez isimli petrol tankerinden 10.8 milyon galon petrol Antarktika’ya akmıştır. Bu kaza bölgedeki doğal yaşama darbe vurmuş ve bölgede

yaşayan milyonlarca hayvan telef olmuştur. Bu felaketin sonucunda petrol taşımacılığına ilişkin birçok teklif ortaya atılmış, dünya çapında olası çevre felaketlerine müdahale tekniklerinden, gemi tabanlarının çift katmanlı olmasına kadar birçok konuda gelişmeler kaydedilmiştir.

Petrol fiyatlarındaki tırmanış

1990’ların ortalarında başlayarak Çin, Hindistan gibi büyük devletler yüksek büyüme oranları yakalamışlar, büyük enerji tüketicisi olarak ortaya çıkmışlardır. Enerji tüketimindeki olağanüstü artış petrol fiyatlarına da yansımıştır. 1990’larda 9-10 dolar olan petrol fiyatları günümüz itibariyle 100 doları aşmıştır.

Enerji tüketiminin bu kadar artması sanayileşmiş ülkeleri farklı kaynak arayışına itmiştir. Özellikle Sovyetler’in dağılmasıyla ortaya çıkan, zengin doğalgaz ve petrol rezervleri bulunan Orta Asya Türk Devletleri Batılı ülkelerin iştahlarını kabartmışlardır. Bununla birlikte bu önemli potansiyellere sahip olan devletler de bu kaynakları taşıma ihtiyacı duymuşlardır. Ortaya çıkan bu tablo Türkiye’nin önemini artırmıştır. Benzersiz jeopolitik konumu Türkiye’yi Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya gibi büyük enerji kaynakları ile enerjiye bağımlı Batı pazarları arasında potansiyel enerji köprüsü haline getirmiştir. Nitekim Türkiye’nin bu potansiyeli ilk olarak Bakü-TiflisCeyhan (BTC) boru hattıyla kendisini göstermiştir. 21. yüzyıla girdiğimiz bu dönemde sanayileşmiş ülkeler enerjinin taşınmasının sağlıklı, güvenli ve istikrarlı olması gerektiğinin önemini kavramışlardır. BTC boru hattının dışında Türkiye üzerinden geçmesi planlanan birçok proje şu an hazırlık aşamasındadır. İleride gerçekleşmesi muhtemel projeler sonrası Türkiye’nin küresel enerji politikalarında çok daha önemli bir konumda olacağı açıktır. Sanayi Devrimi’nden bu yana ülkeler için enerjinin önemi sürekli artırmıştır. Enerji bir ülkenin iktisadi kalkınmasını ve halkın refahını etkileyen en önemli unsurdur. ABD’nin Irak’ı işgalinin, Rusya-AB ilişkilerinin, Çin’in Orta Asya’ya olan ilgisinin temelinde hep enerji gereksinimleri vardır. Gelecekte kendi enerji ihtiyacını karşılayabilen ülkeler bağımsızlıklarını korurken, dünya hakimiyetinin de temeli enerji kaynaklarının üzerinde kurulacaktır. Petrol ihtiyacının yüzde 90’ını, doğalgaz ihtiyacının yüzde 99’unu ve tüm enerji ihtiyacının yüzde 70’inden fazlasını ithal eden Türkiye, uluslararası enerji politikalarına kayıtsız kalamaz. Sürekli artan enerji ihtiyacını her dönem güvenli ve istikrarlı bir şekilde karşılamak zorunda olan Türkiye, jeopolitik konumunun kendisine verdiği büyük sorumlulukla her daim güçlü olmak zorundadır. Ⅵ