Elektrik Mühendisliği · Sayı 218 · Şubat 1975
ELEKTRİK ENERJİSİ AÇIK OTURUMU
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Haber ve etkinlik
- Yıl
- 1975
- Sayfa
- 3
- Okuma süresi
- 9 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- açık oturum
- TEK
- Elektrik İşleri Etüd İdaresi
- linyit
- petrol kanunu
- enerji bunalımı
Özet
EMO'nun düzenlediği açık oturumda EİEİ, TEK ve Tüm İktisatçılar Birliği temsilcileri Türkiye'nin elektrik enerjisi bunalımının nedenlerini, birincil enerji kaynakları politikasını ve gelecekteki yatırım planlamalarını tartıştı.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
elektrik
Geçtiğimiz yıl çeşitli nedenler le güncelliğini sürdüren "Elek trik Enerjisi" konusundaki açık oturum, 23 Ocak 1975'de yapıl dı. Oda Başkanı Ahmet Varol ta rafından yönetilen oturuma Elekt rik İşleri Etüd idaresinden Ha lil Eker, Türkiye Elektrik Kuru mu'ndan Gültekin Türkoğlu ve Argun Ceyhan, Tüm iktisatçılar Birliğinden de M.Tanju Akad tartışmacı olarak katıldılar.
tçinde bulunduğumuz elektrik bunalımının birincil enerji kaynaklarıyla ilintili neden leri, bunalımdan kurtulma çare leri ve bu yönden Türkiye'nin geleceğinin ne olabileceği hak kındaki ilk soru, Halil Eker'e yöneltildi. Her tür enerji kay nağından elektrik üretimi ola naklarının araştırılması ile görevli bir kurumda uzun yıl lardır çalışan bir eleman olan Eker, soruyu şöyle yanıtladı:
"Son zamanlarda güncel sorunla rın en önemlisi olarak kendini duyuran elektrik enerjisi buna lımının nedenlerini ortaya çı karmada, elektriğin üretildiği birincil kaynaklarla ilgili po litikanın incelenmesi, soruna en iyi yaklaşım yollarından bi ridir.
Elektriğin üretildiği birincil kaynaklar; Maden kömürü türle ri, Petrol ürünleri ve Hidrolik potansiyelden oluşmaktadır.
Taş kömürü, Zonguldak havzasın da kamu kuruluşu tarafından iş
letilmekte ve çeşitli endüstri sektörleri ile, demiryolu taşı macılığı ve elektrik üretimin de kullanılmaktadır.
Linyit kömürü, Ülkenin çeşitli yörelerine dağılmıştır, işlet mesi, kamu kuruluşu yanında, çok sayıda özel kuruluşlar ta rafından yapılmaktadır, özel işletmeler, sermaye, teknik bilgi ve teçhizat yönünden çok geri koşullar içinde, yatakla rın en zengin damarlarını ucuz ve yatırımsız şekilde işlemeyi tercih etmektedir. Çalışma yön temleri, ihtiyaçların karşılan ması ve yatakların rasyonel kul lanımı yerine, kısa sürede aşı rı kâr amacına yönelik olduğun dan, üretimleri sınırlı ve de vamsızdır. Kapasite artışı yap maları beklenemez.
Elektrik üretiminde büyük ağır lığı olan petrol'de ise yabancı şirketler, petrol kanununun 1954 te yürürlüğe girmesinden sonra, ilk yıllarda yoğun bir jeolojik araştırma ötesinde hiçbir faali yet göstermemiştir ve dışarıdan petrol ithali suretiyle ticare ti yeğlemişlerdir. Sondaj çalış maları bakımından durum incelen diğinde, tüm yabancı şirketle rin gerçekleştirdiği sondajın, tek milli şirketimiz TPAO'nun gerçekleştirdiği değerin daha altında olduğu görülür.
Hidrolik kaynak bakımından ise, yılda 70 milyar kilovatsaat e lektrik enerjisi olarak sapta nan potansiyelden, bugünkü ya rarlanma oranı ancak % 3,5 ci
varındadır. Keban ve Gökçekaya santrallarının tam kapasite ile servise girmesi halinde bu oran Z 10'a çıkacaktır. Görülüyor ki su kaynaklarından yararlanmada da iyi bir yol izlenmemiştir.
Barajlı santrallarda gecikmeler ve maliyet artışları daima o lasıdır. Bu tür şanssızlıklar da bunalıma düşmemek için seçi len alternatif üretim olanakla rı, petrole dayalı gaz türbün leri yerine, linyite dayalı santrallar olması gerekirdi. 1963 yılında Keban santralı e le alındığında linyit santral ları da düşünülse idi bugünkü bunalım ve pahalı elektrik üre timi önlenebilirdi.
Gelecekteki bunalımları önleye bilmek için birincil kaynaklar üzerinde uygulanacak politika nın esasları şöylece özetlene bilir.
Taş kömürü, başta demir çelik olmak üzere sadece endüstri amaçları için kullanılmalı dır. Linyit yatakları derhal kamu laştırılmalı ve üretim kayıp ları önlenmelidir. ülkenin sömürülmesine araç olmaktan öte bir anlam taşı mayan petrol kanunu iptal e dilmeli ve TPAO'nun güçlenme si sağlanmalıdır. Ham petrol temini hususunda olumlu temaslar ve gelişme ler içinde bulunduğumuz Irak ve Libya gibi ülkelere karşı, ABD önderliğinde kurulmuş o lan enerji ajansına Türkiye' nin girişi büyük bir çelişki yaratmıştır. Bu organizasyon dan derhal çekilinmelidir. Elektriğin üretim, iletim ve dağıtımı mutlaka tek organi zasyonla ve TEK bünyesinde toplanmalı, özel şirketlerin imtiyazına son verilmelidir."
Varol, ikinci olarak Gültekin Türkoğlu'ndan, Türkiye'de elekt rik enerjisi üretiminin bugünkü durumunu ve enerji sorununun çö zümü konusundaki önerilerini a çıklamasını istedi.
Tahminlere göre 1974 yılında ülkemizdeki üretimin 15 milyar tartı, sistem puantının da 2500
MW olacağının düşünüldüğünü be lirterek konuya giren Türkoğlu, şöyle devam etti:
"Mevcut kurulu gücün sistem pu antının üzerinde 3000 MW olma sına rağmen Keban, Seyitömer ve Gökçekaya'da üst üste gelen a rızalar üretim düşüklüğünün ne denidir. Bu durum, üretim tesis lerinin gecikmesi ve işlet jeye alınanların da kararlı bir re jimde çalıştırılamayışından doğmuştur. Ekonomimizdeki yapı sal bozukluğun etkisini de be lirtmeliyim.
Ekonomik yapıdaki yetersizliğin enerji kesimine yansıyan olum suz yönleri arasında, bürokra tik mekanizmada gecikme yara tan aksaklıklar; tesislerin ve rimli bir biçimde işletileme yişi; yabancılara yaptırılan tesislerin iyi çalışmamaları ve iletim ve dağıtım tesisle rindeki bazı darboğazlar ve teşvik belgelerinin düzensiz dağıtılması sayılabilir. Bu hu suslar bize, bugünkü yapının büyük yatırımları gerçekleştir meye yeterli olmadığını göster mektedir.
Enerji sorununun çözümünde ya pısal durumla ilgili bazı ted birler alınabilir, önce yukar da belirttiğim aksaklıkların düzeltilmesi yolunda girişim de bulunulmalıdır. Ayrıca plan lamalar özel kesim için de em redici nitelikte olmalıdır. Tek nik eleman kıyımı; sektör içi koordinasyon, özel şahısların elindeki linyitlerin devletleş tirilmesi; yeni kaynaklar aran ması; genel bir enerji modeli yapılması gibi sorunlar da çö züme kavuşturulmalıdır. En ö nemli konulardan biri de elekt rik imalat sanayiidir. 1995 yı lına kadar elektrik kesimi ya tırımları için 200 milyar TL tutarında dış finansman gerek tiği gözönüne alınırsa karşıla şacağımız güçlükler anlaşılır. Oysa 2 milyar TL'lik yatırım la gerekli teçhizatı ülkemizde yapacak bir sanayi kurulabilir. Sanayileşme koşulu olarak, böy le bir sektörün devlet eliyle kurulması gerektiğini belirt mek isterim."
Ülkemizde hızla artan elektrik enerjisi talebinin karşılanma sı için nasıl bir planlama ge rektiği sorusunu Argun Ceyhan yanıtladı:
"Ülkemizdeki enerji bunalımının nedeni daha çok ikincil enerji türü olan elektrik enerjisi ile ilgilidir. Ülkemizde elektrik enerjisi talebi çok büyüktür, 1973 de kişi başına elektrik tüketimi 322 kvh/kişi iken bu gün 802 kvh/kişi olmuştur.
Son yıllarda elektrik enerjisi kesiminde karşılaştığımız kriz, hızla artan enerji talebine ce vap verebilecek üretim tesisle rinin zamanında bitiriletneme lerinden ileri gelmektedir. 0 retim tesisleri ortalama 4 yıl da tamamlanabilmektedir, bu ne denle kararların en az 5 yıl ön cesinden alınması gerekmektedir. 1964 1974 döneminde alman ka rarlar ile yürütme ve revizyon çalışmaları uyum sağlayamamış, sonradan alınan tedbirler de yetersiz kalmıştır.
Projelerin daha ucuz teklif veren firmalara ihale edilme durumu da bir takım aksaklık lar doğurmaktadır."
Varol'un "yapılması gerekli plan lama için ne kadar iç ve dış fi nansmana gereksinim olduğu" so rusuna Ceyhan şu yanıtı verdi:
"Tahminlere göre elektrik ener jisi üretim ihtiyacı: 1977 yılında 1.60 misli artarak 21.750 Milyar kwh, 1982 yılında 2.76 misli artarak 37.500 Milyar kwh, 1987 yılında 4.60 misli artarak 62.600 Milyar kwh olacaktır.
1987 ye kadar elektrik enerjisi kesiminde 41.7 milyar TL karşı lığı dış para olmak üzere, 85 milyar TL'lık projenin tamam lanmasına ihtiyaç olacaktır. 1973 den bu yana dünya fiatla rı en az % 20 arttığına göre bu rakamlar bugünki fiatlarla 50 milyar TL karşılığı dış para ol mak üzere 102 milyar TL1sına u laşmaktadır.
Önümüzdeki büyük gereksinmele ri göz önüne alarak 1987 yılına kadar tamamlanacak projeleri saymakta fayda vardır. Halen
da\
ihale edilmiş olan Elbistan A santralının yanında yine 1200 MW kurulu gücünde Elbistan B santralının da 1984 te işletme ye başlayacağı programlanmış tır. Diğer taraftan Seyitömer, Tunçbilek, Yatağan, Soma, Bey pazarı, Kangal, Çan ve Orhaneli linyitleri tam olarak değerlen dirilerek buralarda santrallar kurulması da öngörülmüştür. Ge rek termik, gerekse hidrolik kaynaklarının yeterli olamaya cağının anlaşılması ile, bu dö nemde herbiri 600 MW kurulu gücü olan 2 nükleer ünitenin de kurulması planlanmıştır. Hidro lik santrallar olarak ise As 1antaş, Oymapınar, Karakaya, Ka rababa, Gölköy, Altınkaya baraj ve hidroelektrik santralları kurulacaktır.
Gecikmeler üretim tüketim den gesini bugünkinden daha çok et kileyecektir. Bu durumda çabuk kurulan sıvı yakıtlı tesislere gidilmesi zorunluğu çıkabile cektir.
Bu durumun ortaya çıkmaması için proje teminlerinin doğru ve gerçekçi olarak saptanması ve birincil enerji kaynaklarının envanterinin en teknik ve ger çekçi görüşle derhal hazırlan ması, geliştirilebilecek bütün kaynakların yapılabilirlik e tütlerinin en kısa zamanda bi tirilmesi ve etütler için mas raftan kaçınılmaması gerekmek tedir."
Tüm İktisatçılar Birliği'nden M.Tanju Akad, enerji sorunu ile üretici güçlerin gelişmesi ara sındaki ilişki, emperyalist ka pitalist sistem içerisinde ge ribıraktırılmış bir ülke olarak yer alan Türkiye'de altyapı ya tırımlarının yönünün bu ilişki çerçevesinde nasıl ele alına bileceği, son dünya enerji bu nalımında çokuluslu tekellerin rolü, ve özel olarak da son e nerji bunalımının etkileri ko nularına değinerek, şu açıkla maları yaptı.
"Enerji sorununun genel niteli ğini ortaya koyarken başlangıç noktamız üretici güçlerin ge lişmesi olacaktır. Toplumların gelişmesi süreçlerini belirle
yen unsurların başında gelen işgücü üretkenliği bizi kullanı lan teknolojiyi aramaya götürür. Teknolojik gelişmenin bellibaş lı aşamalarını tanımlamanın en iyi yolu da kullanılan enerji nin niteliğine bakmaktır, örne ğin sanayi devrimi diye adlan dırdığımız olgu buhar enerjisi şeklindeki inorganik enerjinin üretim sürecine uygulanmasıyla başlamıştır. Çağımızda ise e lektrik ve nükleer enerji gibi kaynakların bulunmasına rağmen çağdaş teknoloji başta petrol olmak üzere kömür ve tabii gaz gibi fosillere dayanan bir tek nolojidir ve bu üç enerji kay nağı dünya enerji ihtiyacının Z 95'ten fazlasını karşılamak tadır.
Dünya enerji krizi sosyalist ül keleri değil kapitalist ülkele ri etkilemiştir. Bu kapitalist sistemin hakim özelliklerinden kaynaklanmaktadır, ülkemizin de içinde bulunduğu geri kal mış ülkelerin üretici güçleri nin ve buna bağlı olarak ener ji kaynaklarının gelişmesi so runu da bu nokta ile birlikte açıklık kazanacaktır.
Çağımızın en önemli olgusu emperyalizm ve çokuluslu te kellerdir. Büyük petrol şir ketleri ellerinde bulundur dukları enerj i kaynaklarını büyük tekel kârlarıyla sat makta ve ellerindeki kaynak lara yatırdıkları fonların âtıl olmaması için, yeni e nerji kaynaklarını ve bunla rı kullanacak teknolojilerin gelişmesini denetlemektedir ler. Bütün bu görüşler ve emperyalist sistem içindeki azgelişmiş ülkelerin gelişim lerinin bağımlı olduğu genel doğrusu, konuya daha açık lık kazandırmaktadır.
İkinci Dünya Savaşından sonraki dönemde sosyalist blokun güçlen mesi, az gelişmiş ülkelerdeki anti emperyalist mücadele sonu cu oluşan güçler dengesi emper yalistlerin pazarlarını mutlak olarak azaltmış ve emperyalist sisteme bağlı az gelişmiş ulus larda çarpık bağımlı bir sana yileşmenin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu gelişme alt yapı
yatırımlarının gelişimini de etkilemiştir. Örneğin Karayol larının 1950'den sonraki geliş mesi bir tesadüf değil ülkemi zin emperyalizme iyi bir pazar olabilmesi doğrultusunda atıl mış bir adımdır.
Uluslararası tekelci sermayenin bir örgütü olan Dünya Bankası az gelişmiş ülkelerin daha et kin bir şekilde sömürülmesini sağlamak amacıyla kurulmuştur. Bu kuruluşun alt yapı yatırım larını teşvik politikasını da bu doğrultuda değerlendirmek gerekir.
Emperyalist kapitalist sömürü makanizması içinde yer alan Türkiye'de üretici güçler em peryalizmin ve emperyalizmle bütünleşmiş küçük bir azınlı ğın çıkarları doğrultusunda ve denetimi altında sınırlı olarak geliştirilir. Bu gelişimin te mel unsurlarından olan alt ya pı yatırımları içinde bu böyle dir.
Ülkemizdeki enerji bunalımı ke sinlikle kaynakların yetersiz liğinden değil bu kaynakların uluslararası tekellerin çıkar larına kullanılmasından doğan bir bunalımdır. Uluslararası tekellerin denetiminde bulunan ve fiyatlarındaki artışın çok önem kazandığı petrolün elekt rik enerjisi üretimindeki payı nın artması buna en güzel ör nektir."
Enerji Sorununa kısa ve uzun dönemde ne gibi çözümler öne rilebileceği ve devletleştirme nin nihai bir çözüm olup olama yacağı sorusunu Akad, aşağıda ki biçimde yanıtladı:
" Kısa vadede hidrolik santral lar geliştirilmeli ve petro le dayalı enerji üretimi o ransal olarak azaltılmalıdır. Kapitalist emperyalist sis temde soruna nihayi çözüm a ramak olanaksızdır. Devlet leştirme bu sistem içinde ileri bir çözüm olmakla bir likte kesin çözüm değildir.
Sağlıklı bir gelişme ise an cak Türkiye emperyalizmle o lan göbek bağını kestiği za man mümkün olacaktır."