Elektrik Mühendisliği · Sayı 236 · Ağustos 1976
ELEKTRİK KESİLMELERİ VE ENERJİ SORUNU
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1976
- Sayfa
- 5
- Okuma süresi
- 18 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Elektrik üretimi ve santraller
Anahtar kelimeler
- elektrik kesintileri
- Sakıp Sabancı
- TEK
- Çukurova Elektrik Şirketi
- enerji bunalımı
- TRT açık oturum
Özet
Yazı, TRT'de yayınlanan elektrik kesintileri ve enerji sorunu konulu açık oturumu ve programı aktararak, Sanayi Odaları Birliği Başkanı Sakıp Sabancı'nın özel sektör santrallarını savunan görüşlerini eleştirel bir dille değerlendiriyor. EMO Başkanı Aybars Ungan ve TEK Genel Müdürü Behçet Yücel'in de yer aldığı tartışmada enerji politikaları ve özelleştirme sorgulanıyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
dan çok sonra bittiği biliniyor Yukardaki savların salt politik amaçlı olduğu açık. TRT yöneti cilerine göre, iktidarların vaadlerinden yana saf tutarsa nız politika yapmamış olursunuz
Eski İTÜ Rektörü Fikret Narter bilim adamlığından kuşku uyan dıracak kadar silikti. Türk eko nomisi için endüstri santralla rı (özüretken= otoprodüktör santralları) önerdi. Ancak bu santrallar artık buhara dayan dırılırsa ekonomiktirler. Yoksa tskenderun Demir Çelik Fabrika larında, Azot Fabrikalarında vb. olduğu gibi fuel oil ile çalıştıklarında değil. Ayrıca bu ülkemiz için yeni bir uygu lama da değildir. Santralların artık buharından yararlanmak, merkezi ısıtmada kullanmak ise ayrı bir konu. Isınma ve enerji sorunu Prof. Narter'in sözle rinde biraz karıştı.
yakıtı dışa bağımlı santrallar mı kurmak gerekli? Sabancı mes lek kuruluşlarının önerilerini "katı sloganlar" diye nitelen direrek bu soruyu bir kez daha bilindiği gibi cevaplamış oldu; enerji Bunalımının sorumlula rının da kendileri olduğunu kanıtladı.
Enerji bunalımı elbette ki özel sektörden yana iktidarların ürünüdür. Kömür yataklarına sa hip çıkan "özel sektörcüler" ne bunları bilimsel yöntemle işle tebilmişler, ne de rezervlerin saptanmasına, devlet eliyle iş letilmesine izin vermişlerdir. Öte yandan elektrik üretiminde özel kesimin yalnız kendisi için başarılı olduğu açıktır, ülke yararı gözetilmemektedir. Saban cı 'nın savunduğu ÇEAŞ, köy elektrifikasyonu görevini bile yerine getirmemektedir.
TRT I , "KONULARIN İÇİNDEN"
KESİLMELER
Sanayi Odaları Başkanı Sakıp Sa bancı ise "su akar deli bakar", "halıyla nasıl yangın söndürü lür" gibi bilimsel (!) örnekler le konuya girerek, sermaye çev relerinin dillerinden düşürme diği "olmayan enerji en pahalı enerjidir" görüşünü yineledi durdu, üretim seferberliği is tedi, öyle ki, enerji maliyeti ne olursa olsun fabrikalar ener jisiz kalmamalıydı. Sermayeci iç pazardan azami kâr sağlama lıydı. Enerji kıtlığı hem doğ rudan üretimi etkiliyor, hem de örneğin TV regülatörü tüketimi yüzünden halkın elindeki tasar ruflar heba olup gidiyordu. Oy sa bu ve benzeri harcamalar ken dilerine aktarılacak bir fonda toplanabilseydi hep birlikte kalkınmak mümkün olacaktı. Sa bancı enerji ve ekonomi üzerine çeşitlemelerle konuşmasını sür dürdü.
Sabancı konuşmasında özel sek törün enerji üretimindeki olum suz rolünü gözlerden kaçırmaya çalıştı. Çukurova Elektrik A.Ş. eliyle üretilen enerjinin daha ucuz olduğunu söyledi. Oysa kö mürden elde edilen enerjinin, fuel oil'e oranla yaklaşık dört te bir oranında daha ucuz oldu ğu biliniyor. Fuel oil santral 1arını dolaylı yoldan savunan Sabancı'ya sormak gerekir; üre tim maliyeti düşük yakıtı öz kaynağımız olan santrallar mı, yoksa üretim maliyeti yüksek
öğretim üyesi Nusret Alperöz konuya olumlu yaklaşan tek ko nuşmacı. Alperöz konuşmasına uzun dönem için yapılmış tüke tim tahminleri çalışmalarına dikkati çekerek başladı. Daha sonra ülkemizdeki birincil ener ji kaynaklarının, yeni santral lar yapılması halinde 2000 yılı na dek elektrik enerjisi gerek sinimini karşılayabileceğini be lirtti. Nükleer santralların ya kın dönemde araştırma üniteleri olarak kurulması gerektiğini söyleyerek konuşmasını sürdüren Alperöz, Sabancı1nın "en pahalı enerji olmayandır" savına karşı çıkarak, büyük kitleleri etki leyecek yüksek maliyetli üre timden kaçınmanın doğru olaca ğını da sözlerine ekledi. Alpe röz 'ün öteki konuşmacılara kar şı doğruları savunma çabası öv güye değer nitelikte.
İşte TV'deki açık oturum böyle sine politikadan uzak (!) bir tartışmaydı. Politika yapmamayı, yalnız kendi politikalarının onaylanması olarak gören ve gös terenlere söylenecek çok söz var, söylendi de. üzerinde du rulması gereken önemli nokta politikanın kimsenin tekelinde olmadığı. Toplumda hiçbir kişi yada kurum politika sürecinin dışında değildir. Bu gerçeğin bilincindeki meslek örgütleri bundan böyle de teknik eleman ların mücadelelerinden, ülkenin çıkarlarından yana politikala rını sürdüreceklerdir.
TRT Televizyonundaki "açık' oturumdan sonra, TRT 1'de de enerji sorunu ve elek trik kesilmelerine ilişkin bir program yayınlandı. Konuşmaların 10 dakika ile sınırlandığı bu programda, TRT'nin bugünlerdeki gözde konuğu Sakıp Sabancı yine ilk konuşmacı idi. Türkiye Elektrik Kurumu Genel Müdü rü Behçet Yücel'in de gö rüşlerinin alındığı bu ya yında, TRT yöneticileri, aynı saatte ünlü avukat Petroçelli'nin TV ekranla rında geniş bir izleyici kitlesini oyalamakta oluşu nu da fırsat bilerek, Elek trik Mühendisleri Odası Başkanı Aybars Ungan'm açıklamalarına yer verdi ler.
Okurlarımızın büyük bölü
münün izleyemediğini san
dığımız bu programı, ayrı
ca bir yoruma gerek görmek
sizin, aynen sayfalarımı
za aktarıyoruz.
^__^.
İBLBKTRÎK MÜHENDİSLİĞİ 236
SUNUCU: Bu akşamki programı mızda ele alacağımız konu, son günlerde sık sık meydana gelen elektrik kesilmeleri. Elektrik enerjisi so runu bugün ülkemizin önem taşıyan konuları arasında... Programa katılan konuklarımız, Türkiye Sanayi Odaları Birliği Başkanı Sakıp Sabancı, Elektrik Mü hendisleri Odası Baş kanı Aybars Ungan ve Türkiye Elektrik Kuru mu Genel Müdürü Behçet Yücel. Elektrik kesil melerinin sanayiye et kisi ve elektrik ener jisi konularındaki gö rüşlerini almak üzere sözü önce Sanayi Oda ları Birliği Başkanı Sakıp Sabancı'ya bıra kıyoruz.
Bir sanayici olarak, kıt ve çok kıymetli dövizlerle kurduğumuz fabrikaların enerji noksanından eksik, verimsiz çalışmasını U züntüyle karşılıyoruz. Fazla li retime, hatta üretim seferber liğine, iç pazarlarda arzedece ğimiz malı çoğaltmak için de, dış pazarlara satacak mala ka vuşmak için de muhtacız. Enerji noksanlığı, işçilerimizin eli böğründe fabrikalarda boş kal masına, istihsal kaybına, ka lite bozulmasına, hammadde zi yanına sebebiyet vermektedir. Bazen bir fabrikada bir tek da kika enerji inkıtaı, yüzbinleri aşan zararlar meydana getiri yor. Teknolojiye dayalı, fizibil, akıllı, dünya rekabetine açık güçlü bacalar yapmak, fabrika lar kurmak durumundayız. Bu ka bil fabrikalar ise, enerji nok sanlıklarından daha fazla etki lenmektedirler. Bu da, bu kabil girişimlere gitmemizi önleyen, dolayısıyla kalkınmamızda enerji noksanlığı bir fren olup, bizi durduran unsur olmaktadır. Genel hatlarıyla insan başına tüketilen enerji miktarlarına ülkemizde ve dünyada bakarsak; özel şart ları olan Norveç'te nüfus ba şına tüketilen enerjinin 15 bin kilovat olduğunu, Amerika'da 7500, Bulgaristan'da 2000, Tür kiye'de ise sadece 350 kilovat
olduğunu görüyoruz. Görüyoruz ki, insan başına tüketilen e nerjide Bulgaristan'dan beş defa geriyiz. Kıbrıs'la kendi mizi mukayese etmemizde, Kıbrıs1 in yarısı kadarız. Medeniyetin ölçüsünde, cemiyetlerin, millet lerin refah seviyesinde en güzel gösterge insan başına tüketilen enerji olduğuna göre, yeterince gelişemediğimizi sanırım bu ra kamlar bize göstermeye kifa yetlidir. Norveç'in özel şart ları var demiştim. Norveç'in özel şartları nüfusunun azlığı idi. Norveç'in öteki özel şartı, hidroelektrik imkanlarıdır. Nor veç'te hidroelektrik imkanları iüyük bir şans, büyük bir lü tuf la fevkaladedir de, Türkiye' de nedir dersek, Türkiye, mem nuniyetle kaydediyoruz ki, hid roelektrik imkanları bakımından Norveç'ten sonra Avrupada ikinci sırayı işgal etmektedir. Ali ahin lütfü... Bu güzel imkan ülkemiz de var. Biz bunu nasıl kullan dık? Buna baktığımız zaman da maalesef bir misal aklımıza ge liyor; "Su akar, deli bakar"... Noksan, az kullandık. Bu hidro elektrik imkanlarının yüzde doksanının akıp denize gitmesi, kaybolması, sadece yüzde onunun kullanımda bulunduğu, ülkemizde bir vakıadır.
Enerji üretimi konusunda, son yıllarda, nasıl ki vaktinde, "köprüye hayır, fantezidir, ü zerinden zenginlerin arabası geçecektir" sloganı ortaya a tılmışsa, enerji üretiminde de
"Enerji üretiminde mi İli sefer berlik ilan edilmelidir... Daima TEK1ten daha ucuz ener jiyi, daha kaliteli enerjiyi hizmete sunan Çukurova Elek trik Şirketiyle..."
son yıllarda bazı sloganlar or taya atıldı. Bunlar, "dışa dö nük santrallar istemeyiz, fuel oil kötüdür, özel sektör yap mamalıdır, TEK ve DSİ yatırımla rı gerçekleştirilmeli" gibi sloganlardır. Bu sloganlar, aslında gecikmiş olduğumuz yatı rımlarda, karşı tatbikatları sebebiyle daha da gecikmelere sebebiyet veriyor gözükmekte dir. Milli kaynaklardan hareket ederek enerji üretmek hepimizin istediği husustur. Akılcı yol budur. Fakat, içinde bulunduğu muz durumun güçlüğü, enerjinin bulunmaması, en pahalı enerji olmayan enerji olduğuna göre, bu slogana çok katı sarılma ye rine, enerjisiz kalma, fabrika da maliyetleri artırma yerine, geçici bir tedbir olarak bütün kaynakları seferber etmemiz ge rekir. Bir demagoji yapmak ge rekirse; evimizde yangın çıktı ğında, suyla söndürüleceğini pekala biliyoruz. Fakat, ne ça re ki evimde su yok. Kilimi a lıp yangını söndürme teşebbüsü me komşularım derlerse ki,"mil li serveti yakıyor, akılsız bir prosedür takip ediyor, su ile söndürme yerine kilimle yangını söndürüyor", bu haklı bir id dia olamaz, çünkü benim evimde su yoktur. Bu misale benzer bir durum vardır. Fabrikalarımızda üretim durmakta, pahalılık ol makta, fabrikalarımızda enerji noksanlıkları yanında voltaj düşükleri sebebiyle güçlükler olmaktadır. Onun için bütün kaynakları seferber etmemiz ge rekir.
Son zamanlarda, baktığımızda, bu sloganlara katı sahip olma mız sonunda, TEK, 150 bin kilo vat İlk bir enerji santralını, Tunçbilek'te 1 milyar liraya 1972 yılında ihale etmişti, ay nı senede, yani 1972 yılında, Çukurova Elektrik Şirketi, yüz de elli daha büyüğündeki bir santralı , 1 milyar yerine, yüzde elli büyüklüğüne rağmen, sadece 350 milyon liraya Yumur talık' ta yapmaya teşebbüs etti, kontratlarını imzaladı, Enerji Bakanlığına takdim etti, bu slo ganlara katı sahip olduk, "hayır özel sektördür, yapmıyacaktır, istemiyoruz"... Fuel oil kötü dür hesabına katılmakla beraber, zor durumumuzun dikkate alınma sıyla bu işe sahip olmalıydık. Fuel oil kötüdür dedik de son yıllarda ne yaptık? Buna da bak tığımızda maalesef üzülmekteyiz. Kötülüğün daha kötüsü olan gaz
türbinlerine müracaat ettik. Ülkenin muhtelif yerlerinde 450 bin kilovatsaat üretim ya pacak gaz türbinleri yaptık. Bu kötünün daha kötüsüdür diyorum, çünkü fuel oil'de bir kilovat enerji 40 kuruşa mal olurken, gaz türbinlerinde 150 kuruşa mal olmaktadır. Bir misal arze derek ülkenin kayıplarını be lirtmek isterim. Çukurova Elek trik Şirketinin yapmak istediği i Aslantaş Barajı, 5 yıl gecikti rilmiştir. As lan t aş Barajı eğer vaktinde yapılsaydı, yılda 1 milyon kilovatsaat enerji ürete cekti. Sanayinin milli hasılaya 1 kilovat enerjinin katkısı 8,5 lira olduğuna göre, 1 milyon kilovatı 8,5 lirayla çarpmamız esnasında görüyoruz ki, Aslantaş Barajının 1 yıl geç realizasyonu sonunda sadece bu argümandan dolayı yılda 8,5 milyar lira kaybettik.
Ana hatlarıyla değindiğim bu noktaları üstüste kor, toplar sak, böyle bir barajın 1 yıllık gecikmesinin 13 milyar liralık zarar meydana getirdiğini görü rüz. Ayrıca şu hususu belirle mek isterim. Ülkemizde, testiyi kıranla suyu getirene aynı mua mele yapılmaktadır. Sorumluluk lar ayrılmalı, görevini yapma yan, işi geciktirene hesap sor mayı öğrenmeliyiz. Kırk milyon insanı mutazarrır eden kimsele re hesap sorulmazaa, ve böyle misallerin mesullerini aramaz, peşine düşmezsek, müreffeh ülke olmakta gecikmeye devam ederiz.
Zaman zaman, elektrik kısıtla maları için beyanatlar veril mektedir. "Şu kadar tedbirler aldık, yılda, aldığımız tedbir ler sonunda şu kadar elektrik kısıtlaması yaptık, şu kadar kilovat enerji tasarrufu ettik" diye beyanatları üzüntüyle iz lemekteyiz. Yetkililer bu beya natları verme yerine enerji ü iretme seferberliğinde girişim leri konusunda akılcı bir nok tadaki başarılarının beyanatla rını vermelidir. Elektrik kı sıtlanması beyanatları, ayıbı nızın teşhirinden başka birşey leğildir. Matematik olarak da nadem ki 1 kilovatsaat enerji lin sanayi milli hasılaya 8,5 .ira katkısı vardır, bu beyana :ı veren kişiler, şu kadar nıil ron kilovatsaat enerji tasarruf ittik derlerken, milletçe bunu 1,5 lirayla çarpıp , bu kadar ıilyon lira zarar ettiğimizi i
lan ediyorlar, bu ilan edilecek, sevinilecek iş midir diye, bu beyanatı hoş karşılamadığımızı söylemeliyiz.
Çareyi nerede arıyabiliriz? Çareyi, en pahalı enerji, biraz evvel de söylediğim gibi, olma yan enerji olduğuna göre, katı sloganlar peşine takılıp, özel sektör yapsın, devlet sektörü yapsın, bu kaynaktan yapılsın, şu kaynaktan yapılsın hesapları nı katıca tutmayı bir yana itip, enerji üretiminde milli sefer berlik ilan edilmelidir. Bu milli seferberliğin başarıya varmasında, birçok konuda oldu ğu gibi bu konuda da, şu önemli argüman lazımdır. Muhalefeti, iktidarı, özel kesimi, devlet kesimi, bu meselede samimi bir diyalogla elele vermelidir. Ancak o takdirde bu seferberli ğin başarılı bir neticesi ola bilir. Bütün kaynaklar hızlı bir şekilde seferberlik edilmeli, Bulgaristan'dan ceryan satın almayı; 7500 ortağı olan, daima TEK'ten daha ucuz enerjiyi, daha kaliteli enerjiyi hizmete sunan Çukurova Elektrik Şirketiyle değişmeye gitmemeliyiz. Aklımı zı yitirirsek, dünya içerisinde başarılı bir hale gelemeyiz.
ve gerilim düşürülmesi suretiy le yapıldı. Ayrıca 1973'ten bu yana yaz saati uygulanarak puant saatinin kaydırılması yo luna da gidilmiş bulunmaktadır.
Elektrik kesilmelerinin ikinci nedeni de bildiğiniz gibi sis temde meydana gelen arızalar dır. Aslında, arıza diye nite lendirilen olayların da yine sistem yetersizliğinden doğdu ğunu belirtmek gerek.
1976 yılında kısıntı ve kesinti yoluna gidilmeyeceği her fır satta radyo ve televizyondan söyleniyor. Bu açıklamalar, bilgi eksikliğinden çok, poli tik amaçlardan doğuyor, kanım ca. Çünkü sistemde üretim üni telerinin durumu ve kapasiteleri belli, her an devreye girmeye hazır yedek imkanları da yok. Bir sistemde, en büyük güçlü grup kadar yedek gücün bulunma sı gerekir. Yani bu grup bir arıza dolayısıyla devre dışı kalırsa, yedek grup servise sokularak enerji kesilmesi ön lenir, öte yandan, sistemin bir parçası olan elektrik şebekesi nin de yeterli olduğu söylene mez. 380 kV'luk hatların he nüz tamamlanamayışı, Keban'dan gelen arızaların etki alanını genişletmektedir.
SUNUCU: Türkiye Sanayi Odala rı Birliği Başkanı Sakıp Sabancı'run gö rüşleri böyle. Sindi de konııyla ilgili ola rak Elektrik Mühen disleri Odası Başkanı Aybars Ungan'm görüş lerini dinleyelim.
Elektrik kesilmelerinin gün geçtikçe yoğunlaşması ve süre lerinin uzaması, konuyu güncel hale getirmiştir.
Kesilmeler son yıllarda iki şe kilde oluyor. Bir tanesi, ener ji yetersizliği nedeniyle, geç miş yıllarda uygulanmış olan programlı kesilmeler, ki bunla ra 'kısıntı uygulamaları1 deni yor, îlk kez 1970 yılında Ege bölgesinde uygulandı, daha son raki yıllarda ise tüm ülkeye yayıldı. Bu uygulamalar; ya şalterler indirilerek enerjinin tamamen kesilmesi, yada frekans
Son yıllarda hizmete giren Ke ban, Gökçekaya, Seyitömer gibi santtallar, düzenli bir çalışma rejimi içinde değiller. Bu sant ralların ünitelerinde meydana gelen arızalar yedeksizlik yü zünden tüm sistemi etkilemekte ve pek çok bölgenin elektriksiz kalmasına neden olmakta. Bugün, "programlı elektrik kesintisi yok" denmesine rağmen, bize gö re, bu uygulama yürütülmektedir. Şöyle ki, arızalanıp devreden çıkan grubun karşılığı kadar güç, sanayi tüketicilerinden tasarruf edilmekte, yetmezse aydınlatma tüketicilerine, yani evlere de yansıtılmaktadır. Bu konuda örnek göstermeye bile gerek yok. Son on gün içinde yarım saat ve daha fazla elek trik kesilmeleri, başta Ankara ye İstanbul olmak üzere büyük kentlerimizde görülüyor.
Geçtiğimiz günlerde Çukurova Elektrik A.Ş. bölgesinde de kesinti başlamıştır. Bu da, e nerji üretiminde özel kesimin daha yararlı olacağı, yada vaz geçilmezliği üzerine ileri sü rülen iddiaların geçersizliğini kanıtlayan bir örnektir. Bu
fLEKTRÎK MÜHENDİSLİĞİ 236
WTT
J
şirket ayrıca, kendi bölgesin de gerçekleştirmek zorunda ol duğu köy elektrifikasyonu konu sunda üzerine düşen yükümlülük leri de yerine getirmemektedir. Kesilmeler üzerine sonuçta şu söylenebilir: Yetersizlik ne deniyle eldeki tüm santrallar sınır değerlerine, hatta daha üst değerlere kadar zorlanmak tadır. Bu yüzden hem tesislerin ömrü azalmakta, hem de arızalar artmaktadır. Bu sorunun ekonomi açısından değerlendirilmesi de söz konu su. Elektrik kesintileri ülke sanayiini ve ekonomik yapısını etkiliyor. Yapılan kısıtlama larla doğru orantılı olarak iş gücü kaybolmakta, milli gelir düşmektedir. Ancak, soruna bu boyutta yaklaşmak yeterli de ğil. Sanayileşme ve elektrik enerjisi ilişkisi içinde, elek trik enerjisinin sanayinin itici gücü olduğu gerçeğinden baktı ğımızda, sorunun önemi kavrana bilir. Gerçek anlamda sanayi leşme demek olan ağır sanayinin kurulabilmesi, ancak enerjinin bol ve güvenilir olmasıyla müm kün. Enerji kesintilerinin so nuçlarını yalnız 'kullanıla mayan enerjinin sanayiye yan sıyan para karşılığı değer*le açıklamak isteyenler, bu önemli
"Sorun, ülke gerçeklerini ve halk kitlelerinin yararım gözönüne alan uzun vadeli bir iktidar sorunudur. Ancak, bu g'ünkü koşullarda mutlaka alın ması gereken öncelikli önlem \er vardır."
olguyu kendi dar çıkarları açı sından çarpıtanlardır. Üretile meyen enerjinin para karşılığı gerçekten bir kayıptır. Ama, kalkınma yönünden baktığımızda, beş yıllık plan hedeflerine dahi ulaşamayan enerji üreti minin, mevcut sanayileşmeyi bile ne denli kösteklediği ön celikle dile getirilmek zorunda. Yeterli ve güvenilir enerjinin sağlanamaması halinde ilerde daha büyük zararlarla karşıla şılacak kuşkusuz.
Enerji kısıtlamalarının, kesin tilerin, neden değil sonuç ol duğunu belirtmekte yarar var. Elektrik enerjisi açısından ül kenin içinde bulunduğu durum, uygulanan politikaların yansı masından başka birşey değil. Bu bakımdan sorun, ülke gerçekle rini ve halk kitlelerinin yara rını gözönüne alan uzun vadeli bir iktidar sorunudur. Ancak bugünkü koşullarda mutlaka , ve bir adım olarak , alınması ge reken öncelikli önlemler vardır. Şöyle sıralayalım:
Enerji üretiminde fuel oil yerine kömür ve su gücü kaynak larından yararlanmak gerektiği ne göre, öncelikle bu kaynakla rın değerlendirilmesi söz konu su, ülkemizde yeterli miktarda linyit rezervi var. Bu kaynağın kesinlikle belirlenmesi ve araş tırmaların genişletilmesi göre vi TKİ'ye düşmektedir. Ayrıca, Szel sektör elindeki, bilimsel olmayan ve salt kâr amacına yönelik yöntemlerle işletilen linyit yataklarının devletleş tirilmesi de kaçınılmaz bir zorunluluk olarak ortaya çıkı yor, öte yandan, elektrik üreten barajların DSÎ yerine TEK eliy le yaptırılması, yararlanma yö nünden hızlılık sağlayacaktır.
Elektrik enerjisi üreten te sislerin yapımında görülen ge cikmelerde, elektroteknik teç hizatın sağlanmasında karşıla şılan zorluklar, belirleyici etkenler arasındadır. Ağır elek troteknik teçhizat ihtiyacını karşılamak üzere uzun vadede geliştirilecek imalat yatırım larının kamu kesimi eliyle ger çekleştirilmesi önem taşımak tadır .
Bir başka önemli nokta da şu: Türkiye'de elektriğin üretim, iletim ve dağıtım görevi yasa ile Türkiye Elektrik Kurumu'na verilmiştir. Oysa bugün hâlâ
imtiyazlı ortaklıklar halinde faaliyet gösteren elektrik şir ketleri vardır. Bu kuruluşlar, devlet eliyle gerçekleştirilen altyapı yatırımlarını kendile rine maletmekte, imtiyazlarını genişletmeye uğraşmakta ve yü kümlülüklerini bile yerine getir memektedirler. Bu kuruluşların da, TEK Yasasının temel ilkele ri uyarınca, TEK'e devredilmesi gerekir.
Son bir noktayı vurgulamak is tiyorum, bu, oldukça önemli. Elektriği kâr aracı haline ge tiren şirketler ve onların çe şitli kesimlerdeki sözcüleri, yıllardır, meslek kuruluşları nın çözüm göstermediğini iddia edegelmişlerdir. Biz, az önce sıraladığımız ve ötedenberi sa vunduğumuz bu önlemlerin, ener ji bunalımına, içinde bulundu ğumuz koşullarda sınırlı da ol sa çözüm getireceği kanısında yız. Ama bu somut önerilerimiz, "efendim, bunlar sadece işe ya ramaz sloganlardır" diye nite lendirilerek kamuoyunun dikka tinden kaçırılmaya uğraşılıyor. Biz ise, bundan sonra da ger çekleri ve çözüm önerilerimizi açıklamaya ve savunmaya devam edeceğiz.
SUNUCU: Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Aybars Ungan'uı da görüşleri bu şekilde. Son ola rak, bir yetkilinin, TEK Genel Müdürü Beh çet Yücel1 in görüşle rine ve eleştirilere verdiği cevâba geldi sıra...
Sözlerime, bugünlerde sık sık bahsedilen 'enterkonnekte sis tem' deyimini kısaca açıklamak la başlamak isterim. EnterkonneV te sistem, üretilen enerjiyi tüketiciye ulaştıran, ve yurt sathına yayılmış, birbiriyle ir tibatlı çalışan şebekeler sis temidir. Bugün Türk enterkon nekte s istemi, bir uçta Edirne1 den diğer uçta Ağrı'ya kadar uzanan birçok hidrolik ve ter mik santralların bağlı olduğu 380 bin, 154 bin voltluk iletim hatları ve yüzlerce trafo mer kezini ihtiva eden büyük boyut lara ulaşmıştır. Fakat henüz sistem oluşumunu tamamlamamıştu
"Üretimden tüketime kadar bir bUtün teşkil eden elektrik enerjisi sektörUnü tek elde toplamak suretiyle birlik sağ 1 anma1ıdır."
Daha binlerce kilometre iletim hattı ve yüzlerce trafo merkezi nin sisteme ilave edilmesine ihtiyaç vardır. Bunun faaliyeti kurumumuzca sürdürülmektedir. Enterkonnekte sistemimiz geliş tikçe, tüketiciye iletilen e lektrik enerjisi daha güvenli ve kaliteli olacaktır. Bunu bir misalle açıklamak gerekirse; bugün Türkiye ihtiyacının yüzde v
20 ila 25'ini karşılayan Keban Santralının ürettiği enerji, 1000 kilometrelik, 380 kilovolt1 luk çift devre hatla Batı'ya taşınmaktadır. Bu kadar büyük değerde enerjiyi nakleden bu hattaki bir arıza, tüketiciler den elektrik inkıtalarına kadar sebep olabilmektedir. Oysa ki Keban'dan itibaren yapılmakta olan 380 kilovolt'luk diğer hatların servise girmesi, Keban Santralı üretiminin yük merkez lerine taşınmasını emniyet al tına almış olacaktır. Diğer bir nokta, yurdumuzda sanayileşme nin hızlı bir şekilde olması, toplumumuzdaki yaşam düzeyinin gittikçe yükselmesi, elektrik tüketimindeki artışı normal de ğerlerin çok üstüne çıkarmış : bulunmaktadır, örneğin, geçen î yılın ilk altı ayındaki tüketim t artışı, yüzde 20'nin üstünde jbir rakam göstermiştir ki, bu j değer dünya ortalamalarında çok j ender görülen bir değer olmak j tadır.
İ Başka bir husus da, büyük tüke 1 tim merkezlerinin üretim kay naklarına göre dengesiz dağılı
mıdır. Örneğin büyük üretim im kanlarının Güneydoğu Anadoluda, tüketim merkezlerinin ise Batı da oluşu. Enterkonnekte sistem oluşumu tamamlandığında, bu prob lemin ortadan kalkacağı tabiidir,
Ayrıca, çok hızla artan tüketim talebi nedeniyle, üretimde yeter li yedeğin bulunmayışı da önem li bir faktör olarak kendini hissettirmektedir.
Elektrik kesintisi sorununda üzerinde durulacak, kanımca en önemli husus, belediyelere ait dağıtım şebekelerinin yetersiz liğidir. Bu yetersizlik tesis yönünden olduğu kadar, işletme cilik yönünden de mevcuttur. Belediye şebekeleri genellikle tesisat yönünden ihtiyaca cevap veremiyecek duruma gelmiş olup, şebekelerde yenileme ve tevsiat yapılmadan yeni müşteriler bağ lanmakta ve zaten dolmuş olan kapasiteler zorlanmak suretiyle hem elektriğin kalitesi bozul makta, hem de arıza ihtimali artmaktadır. Bugün, şebekesinin yetersizliği dolayısıyla enerji kaybı yüzde 30'a kadar varan büyük şehir şebekeleri mevcuttur.
Buraya kadar, elektrik inkıta larına Bebep olabilecek etkenle ri çok kalın hatlarla vermeye çalıştım, özetlersem; Türkiye enterkonnekte sisteminin oluşum halinde olması, tüketimin hızla artışı dolayısıyla üretimde ye dek imkanının yetersiz kalışı, tüketim merkezleriyle üretim merkezleri arasındaki dengesiz lik, ve hepsinden önemlisi, be lediyelere ait dağıtım şebeke lerinin her geçen gün daha ye tersiz duruma gelmesi elektrik kesilmelerinin başlıca nedenle rini teşkil etmektedir.
Bu arada elektrik kesintisi de yimine bir açıklık getirmekte yarar görmekteyim. İki türlü kesinti bahis konusudur. Bir tanesi üretim imkanının tüketim ihtiyâcına cevap verememesi do layısıyla programlı olarak ya pılan kesinti,ki 1974 yılında bu uygulanmıştır; ikincisi, normal işletmelerde arızalardan doğan kesintidir. Bu yıl, prog ramlı bir kesinti bahis konusu değildir. 1976 yılının ilk ya rısında ortaya çıkmış bulunan kesintilerin incelenmesini yap tırdım, gördüm ki, kesintilerin nedeninin yüzde 30'u Kurumumuz tesislerinden, yüzde 70'i ise bizzat belediye tesislerinden ileri gelmektedir.
Kesintilerle ilgili çareler ne olabilir? Enerji tasarrufuna özen gösterilmesi, hem kaynak ların daha rasyonel olarak kul lanılması, hem de arızaların a zaİması yönünden etkili olacak tır. Ayrıca, belediye şebeke lerinin en kısa sürede ıslahı ve tevsiinin gerçekleştirilmesi tedbirlerin en önemlisi olmak tadır. Bugün, dağıtım şebekele rinde meydana gelen arızaları azaltmak, ve daha iyi bir iş letmecilik sağlayabilmek için, üretimden tüketime kadar bir bütün teşkil eden elektrik e nerjisi sektörünü tek elde top lamak suretiyle birlik sağlanma lıdır.
Bugün Türkiye'mizin elektrik konusundaki bazı gerçeklerini sayarak bitirmek istiyorum. Bi rincisi, bugün Türkiye'de yüzde 50 nüfus, elektrikten yararlan mamaktadır. Bahis konusu nüfusun çoğunluğunu köyler teşkil etmek tedir. Yılda 2500 köye elektrik götürülecek düzeye gelinmesi, bir an önce bu eksikliğin ta mamlanacağının işaretidir. İkin ci önemli husus; üretim, plan ilkesi olarak da bu böyledir , öz kaynaklara dayanmalıdır. Ve böyle de yapılmaktadır. Ele alınan, ihale halindeki, linyi te ve suya dayalı termik ve hidrolik santrali arın takat yö nünden toplamı, bugün mevcut kurulu gücün yaklaşık 2,5 ka tını bulmaktadır, üretimde hidrolik ve termik dengesi bir oran dahilinde olmalıdır. Bilim sel olarak tesbit edilmiştir ki, iyi bir işletme için, hidrolik oranın toplam üretimdeki oranı yüzde 35 ila 4O'ı geçmemelidir. Yoksa, tüm üretim hidrolik ol sun temennisiyle hareket etmek, bu gerçek karşısında geçersiz dir. Tabii ki, sistem içinde puant saatlerinde servise gire cek yedek gaz türbinleri de o lacaktır, bu husus ta gerçek leştirilmektedir, üçüncü önemli bir husus; elektrik ikincil bir enerji türüdür. Ve üretimi i çin kömür, su, akaryakıt gibi birincil kaynaklar gereklidir. TEK, birincil kaynaklara sahip değildir. Kendisine verilen birincil kaynaklara göre üretim yapmaktadır.
S U N U C U : Sayın dinleyiciler, elektrik enerjisi sorununa ayırdığımız bugünkü programlınız burada sona eriyor...