Elektrik Mühendisliği · Sayı 243 · Mart 1977

OLAYLAR - YORUMLAR

Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme

Yıl
1977
Sayfa
10
Okuma süresi
35 dk
Görüntülenme
0

Konu

Toplum, demokrasi ve emek

İlgili: Mevzuat ve hukuk, Mühendislik eğitimi

Anahtar kelimeler

  • TRT
  • Şaban Karataş
  • ODTÜ Bilgisayar Merkezi
  • Hasan Tan
  • DİSK
  • en az geçim indirimi

Özet

Yazıda dönemin TRT yönetimindeki işgal ve kıyımlar, ODTÜ Rektörü Hasan Tan'ın Bilgisayar Merkezi'ndeki tasfiyeleri ve en az geçim indirimi tasarısına ilişkin siyasi ve toplumsal gelişmeler eleştirel biçimde ele alınmaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

karataş işgalinde gelişmeler

TRT seçim kurulu, Karataş'la ilgili beklenen kararını yine alamadı ve toplantı başka bir tarihe ertelendi. TRT Genel Müdürü Şaban Kara taş hakkında yasal Genel Mü dür olmadığı ve memuriyeti gasp ettiği gerekçesiyle Cum

huriyet Savcılığına dava açıldı. Şaban Karataş aleyhine sav cılığa dava açan TRT 2 Bölüm Müdürü Altan Aşar ve arkadaş ları görevlerinden alındı. TRT Seçim Kurulunun kesin ka rar vermeden dağılması üzeri ne Karataş kıyımları artırdı. Karataş'm görevden alınması için bir kısım TRT personeli Cumhurbaşkanına başvurmak üzere imza topluyor. TRT 2'de günde üç kez yayım lanmakta olan Olayların İçin den programı "amaca hizmet etmediği" gerekçesiyle kaldı rıldı. Programda çalışanlar dağıtıldı. Karataş'm avukatları Danış tayda davalara kabul edilmi yor. TRT'de kıyım tüm hızı ile sü rerken dün üçüncü kez savcı lığa başvuran TRT personeli Karataş ile ilgili işlemin çabuklaştırılmasını istedi ler. İstanbul TV'sinde 14 işçi iş ten çıkarıldı. Yeni Haber lş: "Karataş bir an önce görevden alınmalıdır".

Karataş'm güvendiği eleman lar da birbirine düştüler. Parlamento Muhabirleri Der neği: "TRT Seçim Kurulu çe kilmelidir". Karataş: "TRT'de geniş tayin ler yapılacak". TRT Seçim Kurulu da Şaban Ka rataş kadar suçludur. tç çelişkinin büyüdüğü TRT'de olan bitenler başından sak lanmak isteniyor. TRT'deki kıyımları protesto eden baştemsilci, ölüm oru cuna başladı. TRT'de ay sonunda 107 işçi işten çıkarılıyor. TRT'de çalışanlar Karataş'ın kurumu "kümes gibi" yönetti ğini bildirdiler. Yargıtay Ceza Kurulu Karataş'ı TRT Genel Müdürü saymayan ka rarı onayladı.

Mart ayı içinde yasa tanımaz işgalci TRT yönetiminin anti demokratik uygulamalarını sim geleyen birkaç olayın haber başlıkları böyleydi. Danıştay ve Yargıtay kararlarına karşı gelip ancak orman yasalarını uygulayarak TRT'yi işgal altın

O i n l İ ılc HAKAN TAN OLAYI SİİKİİYOK

MC iktidarının üniversiteleri fa'şistleştirme girişimleri Ha san Tan'in rektörlüğe atanma sıyla Orta Doğu Teknik Üniver sitesi'nde de yoğunlaştı. MC' nin emellerine hizmet misyonu ile işbaşına gelen Hasan Tan bir yandan okulu fiilen işle mez duruma sokup öğrencileri yurtlardan jandarma zoruyla çıkarırken, öte yandan özellik le idari personel üzerinde ge niş tasfiyelere girişti. Bu tasfiyelerin en belirgin ve so mut örneği Elektronik Hesap Bilimleri Bölümünde (EHBB) ya şandı.

Rektörlük, EHBB Bilgisayar Mer kezinin çalışmalarını ve üni versitenin yürüyen araştırma faaliyetlerini durdurmak paha sına, kendi çağdışı görüşleri ne uyan yeteneksiz bir kişiyi, böyle bir kadro olmamasına kar şın "Bilgisayar Merkezi Yöneti cisi" olarak atadı.

EHBB Bilgisayar Merkezi 14'ü teknik dallarda lisans yüksek lisans öğrenimi görmüş 38 uzman

teknik eleman çalıştıran, ay rıca her dönem 20 dolayında öğrenci asistana görev veren, ülkemizdeki en büyük bilgisa yar sisteminin yer aldığı bir merkez. Bu merkezdeki donanım için ODTÜ ayda 32 000 dolar kira ödüyor. Bilimsel araştır ma ve mühendislik uygulamaları açısından geniş olanaklarla do natılan merkezde üniversitenin kendi eğitim ve araştırma hiz metlerinden başka, TEK, DPT, MTA,Ankara Nükleer Araştırma Merkezi, Zirai Donatım Kurumu, Türkiye Demir Çelik İşletmele ri, MKE gibi kurumların ülke açısından son derece değerli bilimsel araştırma, proje ve uygulamaları yürütülüyor. Yurt dışı kuruluşların araştırmala rına da destek veren merkez, günde en az 16 saat çalışıyor. Projelerin zamanında bitiril mesi için merkezdeki tüm tek nik elemanların çabası gereki yor.

Merkez yöneticisi olarak atanan ortaokul düzeyinde eğitim gör müş ve daha önce yeteneksizli

ği, disiplinsiz davranışları, görevdeki kayıtsızlığı neden leriyle kendisine rektörlükçe dikkati çekme cezası verilen, ayrıca hakkında disiplin kovuş turması açılan bu kişinin bu görevi yürütemeyeceği açık.

Bölümün bu konudaki bütün uya rıları rektörlükçe cevapsız bı rakıldığı gibi, Hasan Tan yöne timi 29 Mart günü merkezde ça lışan 26 uzman personelin göre vine de son verdi. Böylece Bil gisayar Merkezi çalışamaz duru ma getirildi.

Dergimiz baskıya verildiği sı rada Hasan Tan'in merkez yöne ticisi olarak atadığı masası, Devlet İstatistik Enstitüsünden getirtildiği söylenen 20 kadar komando ile bilgisayarı çalış tırmaya çabalıyordu.

Rektör Hasan Tan, yasa dışı uy gulamalarının, kıyımların ve baskılarının hesabını, ülkemi zin bugün içinde bulunduğu kan lı ortamdan sorumlu olan diğer çağdışı kişilerle birlikte, ya salar önünde verecek.

da tutan Karataş ve ekibi TRT' deki tüm ilerici ve nitelikli kesimi silip, özellikle önümüz deki seçim döneminde radyo ve TV'yi MC'nin borazanı olarak kullanmayı amaçlıyor. 16 Mart günü TRT seçim kurulunun aldı ğı belirsiz karardan da güç alan MC ve TRT'deki uzantısı Karataş ekibi,TRT'yi sağcılaştırma iş lemlerini hızla sürdürüyorlar. TRT Seçim Kurulu ise Danıştay, Yargıtay ve mahkeme kararları nı hiçe sayarak Karataş'la suç ortaklığı yapmayı dahi göze aldı. Şimdi açık bir gerçek olarak orta yerde duran, Kara taş 'm işgalci niteliğinin ay nen sürdüğü ve TRT Seçim Kuru lunun evetçi ve çekimser oy sahiplerinin de TRT'deki faşist uygulamaların sorumluluğunda kendilerine düşen payı aldık larıdır.

forum:

DtSK'e bağlı Türkiye Yeni Ha ber tş Sendikası, TUM DER, TMMOB ve TÜTED ile birlikte 26.3.1977 günü "TRT Faşist İşgalden Kur tarılmalıdır" konulu bir forum düzenledi. Forumda Yeni Haber tş Sendikası Başkanı Cengiz Acar, TÜM DER Genel Başkanı Erhan Tezgör, TÜTED Genel Baş kanı Aykut Göker, TMMOB'den Ön der Küçükkaragöz, CHP Ankara Senatörü Uğur Alacakaptan, Halk evleri Genel Başkanı Ahmet Yıl dız, SDP Genel Başkanı M.Ali Aybar ve Ankara Belediye Başka nı Vedat Dalokay konuştular.

Forumda, Türkiye'nin en etkin kitle iletişim aracı olan TRT' nin, faşizme kitle tabanı ya ratma amacı doğrultusunda MC tarafından ele geçirilmeye ve yönlendirilmeye çalışıldığı vurgulandı.

Forumu düzenleyen kuruluşların, foruma sundukları ortak metin de, 235/Temmuz 1976 sayımızda tümüyle yer alan TRT Dosyası hatırlatılarak}

"Bugün artık TRT'de, Anayasa dan gelen direnme hakkının doğ duğunu gören baskı altında bir kitle ile faşist zorba bir yö netim karşı karşıyadır. Bu nok taya gelinmesinde, işgalci Ka rataş yönetiminin yanısıra ken disine eşlik eden, hizmet su nan, yardakçılık yapan TRT'de görevli birçok organ ve kişinin de büyük sorumlulukları vardır.

• Yasa dışı bir işgalciyi baş kan olarak tanımakla, faşist leştirme hareketini gerçek leştirmek için 1500 dolayın da yeni kadro çıkarmakla, Ka rataş 'm her girişimini onay lamak ve gerekli denetim gö revini yapmamakla TRT Yönetim Kurulu;

• Yetki alanlarına giren konu lardaki yasa dışı uygulamala ra karşı çıkmayıp, tersine kolaylaştırmakla TRT Genel Müdür Yardımcıları;

• Kurum içindeki kıyımlara ve atamalara Karataş yönetimi doğrultusunda kılıflar uydur makla TRT Personel Dairesi;

• İşgalci yönetimin emirlerine boyun eğerek, kıyımlara ge rekçe hazırlayan Teftiş Ku rulu;

• Yasa dışı işlemlere, yüksek yargı organlarının kararla rını ve hukuk ilkelerini çiğ neyerek destek olan Hukuk Mü şavirliği;

• Sindirme aracı olarak görev yapan Disiplin Kurulu;

• Faşist yayın uygulamalarına olanak sağlayan gayretkeş Denetçiler ve yasa dışı iş galci yönetimin işlemlerine gözü kapalı yardakçılık eden tüm yönetici ve görevlilerin bu sorumlulukta payları bu lunmaktadır.

Kuşkusuz, işgalci Karataş ve onun savunucularına en büyük desteği TRT Seçim Kurulu sağla mıştır. Yüksek yargı organları nın açık kararlarına ve bugüne kadar mikrofon ve ekranlarda sürdürülen MC yanlısı yayınla ra karşın, incelemelerini 8 ay gibi bir süre ile sürüncemede bırakan TRT Seçim Kurulu, bu süre içinde Karataş'in yasa dı şı uygulamalarını sürdürmesine olanak sağlamıştır. TRT Seçim Kurulu, 16 Mart günü aldığı "kararsızlık" kararı ile de işgalci Karataş'a, TRT'yi fa şistleştirerek ele geçirme yo lunda güç vermiştir. Nitekim Şaban Karataş, 16 Mart sabahı yayınlanan demecinde "bir ka rar alınmadı, yoksa ben bilir dim, bu kurulda 4 tane üniver site rektörü var, biz de üni versitedeniz, bizim de hatırı mız var, bize söylerler" diye rek yakınlığını belirttiği TRT Seçim Kurulunun "kararsız

ELEKTRÎK MÜHENDİSLİĞİ 243

lık" kararından sonra kıyım gi rişimlerini doruğuna çıkarmış tır.

İşte son örnekler:

• DİSK'e bağlı Yeni Haber lş Sendikasında örgütlü 107 iş çinin işlerine toplu sözleş me açık hükümlerine, İş Ka nununa rağmen son verildi.

• Halkın sorunlarını görevleri gereği ekrana getiren ve Ka rataş 'in, halkın televizyon aracılığı ile aldatılması ça balarına katılmayan televiz yon yapım kesimi yönetici ve programcıları görev gerekle ri, yönetmelik ve yasalar çiğnenerek görevlerinden uzaklaştırıldı ve uzaklaştı rılmaktadır.

• Bu arada, TRT'de yeni bir sı nav açıldı. 23 Mart günü baş layan ve hâlâ sürdürülmekte olan bu sınav, Karataş'in em ri ile "sözlü" olarak yapıl maktadır. TRT'ye faşist mi litanların doldurulmasında ko laylık sağlamak amacı ile sözlü yapılan sınav, yalnız ca "Resmi Gazete" aracılığıy la duyurulmuş; ne yazılı ba sında ne de televizyon ve radyolarda sınava ilişkin bir duyuru yapılmamıştır. Sınavı yürütmekte olan kurul da tü müyle ve yalnızca Karataş yandaşlarından oluşmaktadır.

• TRT ekranlarını ve mikrofon larını faşizmin borazanı ha line getirme çabalarına ka tılmayan Haber Merkezi ele manlarının birçoğu görevle rinden alındı, bir kısmı da etkisiz hale getirildi. Bugün Haber Merkezi, yapılan görev için yetersiz, tek özellikle ri MC yandaşlığı olan bir kadronun elindedir. Şurası unutulmamalıdır ki, zamanın da yada erken bir seçime gi dildiğinde, yasalara göre tarafsız olması gereken ku rum ve kurumun seçimler açı sından en etkili ünitesi Ha ber Merkezi, yukarıda sözü edilen MC yandaşı kadronun yönetimi ve denetimi altında olacaktır. Böylece Karataş, seçim öncesi kamuoyunun MC' den yana oluşmasını sağlaya rak kendisini bu göreve ge tiren ve yargı kararlarını çiğneyerek tutmakta direnen MC'ye minnet borcunu ödemiş olacaktır."

denildi.

EN AZ GEÇİM İNDİRİMİ TASARISI ÇALIŞANLAR LEHİNE YENİDEN DÜZENLENİP YASALASTIRILMALIDIR

En az geçim indiriminin yüksel tilmesine ilişkin tasarı yeni den gündeme geldi. Çeşitli si yasi partilere mensup temsilci lerin en az geçim indiriminin yükseltilmesi konusunda rakam yarışına girdikleri biliniyor. Hiçbiri gerçekçi ve ücretliler yararına olmayan bu rakam öne rileri, memurların olduğu kadar işçilerin de gözünü boyamayı amaçlıyor. Demokratik kitle ör gütlerinin ve işçi sendikaları nın konuya daha dikkatle eği lip, en az geçim indirimi konu sunun öz ve amacından saptırıl masını engellemeleri önemli bir görevdir. Bilindiği gibi ülke mizde, diğer batı ülkelerinde kine kıyasla vergi gelirlerinin GSMH içindeki payı oldukça dü şüktür. Bunun nedeni de işçi ve memur gibi sabit ücretli gelir grupları dışındaki gelir grup larının etkin bir biçimde ver gilendirilemeyişi ve etkin bir biçimde vergi denetiminin sağ lanamamasıdır. Yani ülkemizde vergi kaçırma alabildiğine yay gındır. Vergi yasaları, vergi kaçakçılığını özendiren yeter sizliklerle ve boşluklarla be zenmiştir. Son rakamlara bakı lırsa, sabit gelirlilerin gelir vergisi içindeki payı % 69'dur.

Buna karşılık ulusal gelirden % 68 pay alan sanayiciler, tüc carlar, çiftçiler ve diğerleri gelir vergisinin % 31'ini öde mektedirler. Konuya kısaca böy le bakıldığında ivedi görev, ücretlilerin vergi yükünün azal tılmasıdır. Bu gereğe kamuoyu nun baskısıyla boyun eğen MC'nin TBMM'ne sunduğu tasarı ise ça lışanlar aleyhine hükümler ta şımaktadır. Tasarıyla halen yü rürlükte bulunan en az geçim indirimi hadleri 2 misli, özel indirim hadleri 1 misli artı rılmaktadır. Geçici maddelerde yer alan hükümlerle bu artışa kademeli olarak 1980 yılında ulaşılması öngörülmektedir. Bu

tasarıyla getirilen en az geçim indirim haddi ücretlilere fazla kazanç getirmemekte, ücretlerde gülünç artışlar sağlamaktadır. Buna karşılık ücretliler dışın daki gelir grupları bu uygula madan daha fazla yararlanmakta ve vergi adaletsizliği azala cağı yerde pekişmektedir. Yal nızca sabit gelirli memur ve işçilerin yararlanacağı özel indirimin ise tasarıda olduğu gibi belirli bir rakama çıka rılması yerine asgari ücrete bağlı olarak belirlenmesi çalı şanlar lehine bir uygulama ola caktır. Bu tür bir uygulama ekonomik ve demokratik mücade lede memurlar ve işçiler ara sındaki dayanışmayı güçlendire cektir. MC'nin tasarısında yer alan ve çalışanların aleyhine bir durum yaratan diğer bir ko nu da vergi iadesinin kaldırıl mak istenmesidir. MC bu tasa rıyla da ne kadar gayret eder se etsin sermayeden yana bir iktidar olduğunu gizleyememek tedir. Demokratik kitle örgüt leri dar gelirli işçi ve memur kitlelerinin lehine olmaktan uzak böyle bir tasarının yasa laştırılmasına karşı durmalı, tasarının tüm çalışanların çı karları doğrultusunda demokra tik bir öze kavuşturulup yeni den düzenlenerek TBMM'de ele alınmasını sağlamalıdırlar. TÜM DER Genel Sekreteri Mithat Görkem'in bu konuyu ayrıntıla rıyla inceleyen "Çalışanların Vergilendirilmesi ve Uygulama daki Aksaklıklar" adlı bir ya zısını aşağıda sunuyoruz:

ÇALIŞANLARIN

VERGİLENDİRİLMESİ ve

UYGULAMADAKİ AKSAKLIKLAR

Son günlerde işçi ve memurların ödedikleri vergilerin çokluğu tartışılıyor. 193 sayılı Gelir

Vergisi Kanununun 13.maddesinde yapılan son değişiklikle çiftçi lerin yıllık kazançlarının 90 bin lirası vergi dışı bırakıldı. Çalışanların gelirlerinin üçte birini vergi olarak verdiği gü nümüzde toprak sahiplerine veri len bu bahşiş neden? Anayasanın 61.maddesine göre herkes kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi, resim, harç lar ve benzeri mali yükümlülük ler ancak yasalarla konur. 193 sayılı yasa bu amaçla çıkartıl mıştır. Konusu gerçek kişilerin gelirleri. Yasa 1.maddesinde bir gerçek kişinin, bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarını ge lir olarak tanımlamış, 2.madde sinde ise gelir sayılan kazanç ve iratları saymıştır. Bunlar;

a) Ticari kazançlar, b) Zirai kazançlar, c) Serbest meslek kazançları, d) Gayri menkul sermaye irat ları, e) Menkul sermaye iratları, f) Sair kazançlar ve iratlar, g) Ücretlerdir.

EN ÇOK VERGİYİ İŞÇİ ve MEMURLAR ÖDÜYOR

Bu yedi kazanç türünden alınan vergiler devlet bütçesinin ver gi gelirlerinin 1970 1974 yıl larında ortalama % 78,92'sini meydana getirmektedir. Gene ay nı dönemin kesin hesap yasala rına göre vergi gelirlerinin genel bütçe gelirleri içindeki payı ise ortalama % 23,96 olmak tadır. Gelir vergisi içindeki en önemli payı ise ücretliler den alınan vergiler oluşturmak tadır. Gelir Vergisi Yasasının 61.maddesine göre "ücret işve rene tabi ve muayyen bir işye rine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve pa ra ile temsil edilebilen men faatlerdir." tşte kazançları bu tanıma giren işçi ve memurların ödedikleri vergilerin toplam gelir vergisi içindeki payı % 69'u bulmaktadır. Buna karşı lık ulusal gelirin % 68'ini pay olarak alan sanayiciler, tüc carlar, büyük toprak sahipleri ve diğerleri ise gelir vergisi nin % 31'ini ödemektedirler. Bu oranın bu denli yüksek olmasının nedeni vergi yasalarının kapita list toplumlarda ücretlilere

acımasız uygulanışıdır. Bugün ülkemizde yürürlükte olan mev zuata göre bekâr bir memur ve ya işçinin çeşitli gelir grup ları itibarıyla ödemek zorunda olduğu vergi miktarı şöyledir:

YILLIK GELÎR

f VERGI

CSLİRE ORANI

15 000,00 30 000,00 50 000,00 75 000,00

2 410,00 6 710,00 13 710,00 24 460,00

% 16,0 % 22,3 % 27,4 % 32,6

Bu yukarıda belirttiğimizin açık bir kanıtıdır. Bunlara % 3 mali denge vergisi ile % 04 damga vergisi dahil değil dir.

Devlet Planlama Teşkilatının yapmış olduğu bir araştırma so nucuna göre 1976 bütçe gelirle rinin 29 milyar 760 milyon li rasını işçi ve memurların oluşturduğu ücretlilerden alı nan vergiler sağlayacak. Sana yici ve tüccarların oluşturduğu serbest meslek sahiplerinin katkısı ise sadece 13 milyar 400 milyor. lira...

VERGİDEN İSTİSNALARDA ADALETSİZLİK

Burjuvazi, yasalarını hazırlar ken çalışanların kazançlarından önemlice bir payın kendilerine geri dönmesini sağlamak için akıl almaz hukuk cambazlıkları na girişmiştir. Bunlardan bi ri Gelir Vergisinden istisna edilen ücretler ile vergilerden muaf ücretlilerin titizlikle sınırlanması. Ücretliler dışın daki kazanç sahiplerinin safi kazançlarının saptanmasında özel otoların giderleri, aldığı malzeme alet edevat, kitap der gi vs... gibi sayısız giderler vergi matrahından düşülürken, ücretlilerde gerçek ücretin saptanmasında yalnızca ayda 150 liralık özel indirim ve emekli aidatı veya sigorta pri minin düşülmesi düşündürücüdür.

EN AZ GEÇİM İNDİRİMİ ve ÖZEL İNDİRİM

Gelir Vergisi Yasasının 31.mad desine göre mükelleflerin günde 5, ayda 150 lirayı aşmayan ge lirleri vergi dışı bırakılmak tadır. Mükellef evli ise bu mik tara eş için günde 3, ayda 90,

çocukların her biri için de gün de 2, ayda 60 lira eklenir.

Gerçek ücretlerin vergilendiril mesinde özel indirim olarak ay da 150 lira yukarıdaki indirim hadlerine eklenir. Özel indirim yalnızca ücret türü için geçer lidir. Öteki 6 gelir türüne uy gulanmaz. Hüküm böyle. Ancak yasanın "Bu gelirler vergiye tabi tutulmaz" demesine aldan mamak gerekli. Çünkü Maliye Ba kanlığı Genel Müdürlüğünce ya yınlanan 87 seri sayılı Gelir Vergisi Genel Tebliği vergiden indirim yöntemini benimsemiş tir.

EN AZ GEÇİM İNDİRİMİ ARTARSA NE OLUR

Şu günlerde meclislerde bulunan bir tasarı ile en az geçim in dirimi hadleri 2 misli, özel indirim hadleri ise 1 misli ar tırılmak istenmektedir. Bu, id diaların tersine işçi ve memura önemli hiçbir kazanç getirmeye cektir. Tasarıdaki tutar ve il kelere göre 12 katsayı esas alındığında 7.derecedeki evli 2 çocuklu memurun aylığında yal nızca 112 TL artış olmaktadır. Bu rakamlar ücretliler ile alay etmenin örneğidir. Bu ar tışlar çalışanları refaha ka vuşturmaz. En az geçim indiri minin asgari ücret düzeyine çı kartılması dahi sorunu çözümle meyecektir. Yalnızca ücretli lerin yararlanacağı ve halen ayda 150 lira olan özel indirim asgari ücret düzeyine çıkartıl malıdır. Vergiden verginin in dirimi yöntemi terk edilmeli, asgari ücret matrahtan indiril melidir. Böylece katsayı 12 ol duğunda 7.derecedeki evli 2 ço cuklu memurun aylığında ayda 517 lira net artış olacaktır. Oysa en az geçim indirimi asga ri ücret düzeyine (1800 liraya) çıkarılırsa yalnızca 307 lira lık bir artış olmaktadır. Özel indirimden yalnızca ücretliler yararlandığından hem diğer ka zanç türlerinden vergi kaybı olmayacak hem de ücretliler açısından vergi adaletine kıs men yaklaşılacaktır.

VERGİ İADESİ KALDIRILAMAZ

MC'nin tasarısında yer alan ve çalışanların aleyhine bir durum yaratan diğer bir husus da ver gi iadesinin kaldırılmak isten

mesidir. Buna gösterilen gerek çe gülünç ve gülünç olduğu ka dar da yasalara aykırıdır. MC ne kadar gayret ederse etsin sermayeden yana bir iktidar ol duğunu gizleyemeyecektir. 193 sayılı gelir vergisi yasasının 87.maddesinin 4.fıkrasına daya nılarak mevsimlik işçiler, tak vim yılı içinde işe başlayanlar ve emekliye ayrılanlar fazla kesilen vergilerin iadesi iste miyle beyanname vermektedirler. Tasarı 87.maddenin anılan 4.fık rasının kaldırılmasını öngör mektedir. Gerekçe olarak da "Vergi Dairesine büyük külfet ler yüklediği" ileri sürülmek tedir. Bu hakkın geri alınması halinde zaten adaletsiz olan vergilendirme çalışanların aleyhine aaha da adaletsiz bir görünüm alacaktır. Diğer taraf tan bu maddenin 1976 yılında geçerli olması öngörülmektedir. Bu, aleyhe olan kuralların ge riye yürümezliği ilkesinin ayaklar altına alınmasıdır. 1975 yılına ilişkin olarak sa dece 1976 yılında 10 bin emekçi bu haktan yararlanmış ve vergi iadesini almıştır. Bu hakkın kaldırılmak istenmesi MC'nin çalışanların düşmanı olduğunu kanıtlamaktadır. Biz TÜM DER olarak bu girişimlerin karşı sında olacak ve emekçilerin el lerindeki olanakları almak is teyenlere karşı verdiğimiz eko nomik ve demokratik mücadeleyi güçlü biçimde sürdüreceğiz.

ÖNERİLER

Yukarıdan beri sıralanan vergi adeletsizliğinin çok sınırlı da olsa bir ölçüde ortadan kaldı rılabilmesi özel indirimin as gari ücret düzeyine çıkarılma sını, ayrıcalıkların yeniden düzenlenmesini, ücretliler için dilimleri daraltılmış ayrı bir vergi cetvelinin uygulanmasını, peşin vergilendirme yöntemin den vazgeçilmesini ve mali den ge vergisinin kaldırılmasını gerektirmektedir. Ancak tüm bunlar ne bir vergi reformu ne de eşitsiz vergilendirmeye ge tirilebilecek son çözümdür. Da ha köklü bir çözüm bugünkü yö netimin sınırlarının dışında dır. Memurların insanca yaşama düzeyine ulaştırılması ise yu karıda sıralanan önerilerin bo yutlarını aşmaktadır.

(Mithat Görkem, Vatan, 16.3.1977)

Yasadaki boşluklar memurların zararına isliyor

Yalçın Doğan

"657" Türkiye'de yaklaşık bir milyon kişinin en iyi bildiği rakamdır. "657" Türkiye'de yak laşık bir milyon kişinin kade rini belirleyen bir rakamdır çünkü. Onların sosyal hakların dan ekonomik haklarına, özlük işlemlerinden yetkilerine değin tüm ilkeleri kapsayan yasanın adıdır "657". Yaklaşık bir mil yon kişinin içine düştüğü eko nomik bunalım, bunalımlara yeni sorunlar ekleyen maddeler ve bunlardaki boşluklar hep 657' den kaynaklanmaktadır. 657 sa yılı Devlet Memurları Yasası günümüzde bir milyona yakın me murun tüm haklarını belirleyen bir yasadır. Ancak, yine günü müzde memurların karşı karşıya kaldıkları tüm sorunlar işte bu yasadan kaynaklanmaktadır. 657 yıpranmış bir yasadır ve de memurlar aleyhine işleyen önemli boşlukları vardır.

Tamamlanan 1977 bütçe görüşme leri sırasında memur sorunları yeniden güncel, tartışılan bir konu haline geldi. Katsayı, yan ödeme, en az geçim indirimi gi bi kavramlar sık sık kullanı lır oldu. Ne var ki, sorunun temelinde 657'nin boşlukları ve yıpranmışlığı bulunmaktadır. Başlıbaşına bu boşluklar ve bütçeye bağlı olarak memur so runlarının nasıl çözümlenmek istendiğine ilişkin denemeler, memurların gerçek durumlarını bir kez daha ortaya koymakta dır.

SINIFLANDIRMA SÎSTEMÎ

"657" gerçekte ölü doğmuş bir yasadır. Bir yandan tam olarak yürürlüğe girememiş, bir yan dan da üzerinde sayısız deği şiklikler yapılmıştır. 657 sa yılı yasanın ilk çıktığı biçi miyle getirilenlere yada geti rilmek istenenlere bakıp, bun lar bugünkü getirilmiş olanlar la karşılaştırıldığında, yasa nın "canlılığı" üzerinde daha kesin bir yargıya varılabilir.

Karşılaştırmada ilk ele alınan konu sınıflandırmadır. Devlet Memurları Yasası, devlet memur luğunu meslek grupları olarak düşünmüştür. Bunun sonucu ola rak da, öncelikle kamu hizmet lerini üç ayrı kategoriye ayır mıştır. Görev yasalarıyla yada hizmet yönetmelikleriyi e geliş tirileceğini belirterek 8 sınıf belirlemiştir. 657 sayılı yasa nın 1327 ile değişik 32.madde sinde sınıf şöyle tanımlanmak tadır:

"Sınıf, bu kanuna tabi kurum larda müşterek genel meslek ni teliklerini gerektiren devlet kamu hizmetleriyle bu hizmetler için tesbit edilen kadrolara atanan devlet memurlarının top lamından meydana gelir. Memur ların meslek niteliklerine gö re gruplandırılmaları Devlet Personel Dairesi tarafından ha zırlanacak meslek gruplandırma yönetmeliği ile yapılır."

Sınıflandırmada güdülen bir baş ka amaç da, yasanın gerekçesine

göre "ekonomik kalkınma çabala rının, halk sağlığının ve güven liğinin en iyi biçimde korunma sı ve kültürel alanda çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilmek çabalarının kimi hizmet grupla rına ötekilere oranla öncelik tanınmasını ve bu sınıfların taban ve tavan göstergelerinin yüksek tutulmasını sağlamak" olarak belirtilmiştir.

Ancak, bugünkü sınıflandırma sistemi işlevini tümüyle yitir miştir. Sınıflandırma meslekle ri gruplandırma ile eş anlamlı dır. Anılan gruplandırma yapıl mamış, buna bağlı olarak da "kadro yokluğu" sorunu doğmuş tur. Kadro yokluğundan dolayı memurlar "derece yükselmesini" gerçekleştiremez olmuşlardır. Hakettikleri halde, bu yasal haklarından yoksun bırakılır olmuşlardır. Derece yükselmesi için görevin önem yada sorumlu luğunun artması yada değişmesi bekleniyor ise, yükselme sıra sı gelen memurun derece yüksel mesinin gerçekleşmesi gerekir. Çünkü, kadro bir kuruluşun ge nel hizmet planı içinde belli bir görev yerini temsil etmek tedir. Belli görev yeri ile o göreve ilişkin ücret birbiriy le elbette bağlantılıdır. Bir likte düşünülmek durumundadır. Ne var ki, 657'de artık ne kad ro belli bir görev yerini, ne de belli bir görev yeri kendi sine ilişkin ücret tutarını karşılar olmuştur. Sistem tü müyle çökmüş, "kadro" siyasal iktidarların elinde silah ola rak kalmıştır.

ÎSTEGE BAĞLI

İstenirse kadro verilmekte, is tenmezse verilmemektedir. Bu lunduğu derecede bekletilen, yıllarca bekletilen memurlar bulunmaktadır. Örneğin, 9.dere cenin 3.kademesinden aylık alan bir memur "kadro yokluğu" nede niyle 8.derecenin 1.kademesine getirilmemekte, bunun yerine 9.derecenin 4.kademesinden ay lık almak zorunda bırakılmak tadır. Bundan dolayı bu memu run yıllık kaybı 93A lira ol maktadır. Yüksek derecelerde kayıp daha da artmaktadır. Ör neğin, 6.dereceden aylık alma sı gerekirken, 7.derecenin A. kademesinden aylık alan bir me murun yıllık kaybı 1176 lirayı bulmaktadır. Aynı biçimde 5. derecenin 1.kademesinden aylık alan bir memur 6.derecenin A.

kademesinden aylık alıyorsa, yıllık kaybı 2078 lira olmakta dır.

Aslında bu eksik ödeme kendini emeklilik sırasında da hisset tirmektedir. Kadro yokluğundan kaynaklanan eksik ödeme emekli olduktan sonra da sürmekte, alınan her aylık gerçekte bir önceki yıl alınması gereken aylık olmakta ve bu böyle sü rüp gitmektedir.

KADRO SAPTIRMASI

1322 sayılı Genel Kadro Yasasının amacı ise kamu yönetiminde "iş ile insan arasındaki ilişkiyi kurmak" ve kadro kargaşalığını ortadan kaldırmaktır. Böylece kişiye göre iş bulma yerine, işe göre eleman bulma sistemi kurulmasının sağlanmasıyla "adam kayırma" önlenecek, "ka mu yönetiminin gereklerine gö re hareket etme" gibi, objek tif bir yöntem uygulanacaktır. Ama, bunun yerine getirildiği ni söylemek oldukça güçtür.

1322 sayılı Genel Kadro Yasası, kadro standardizasyonu yapılma sını öngörmüştür. Bundan amaç, nitelik olarak aynı işi gören lerin aynı grupta toplanmala rıdır. Böylece, kadro ünvan birliği sağlanarak kadro ünvan larıyla kadroların barem dere celeri, görevleri, sorumluluk ları ve yetkileri arasında iliş ki kurulmuş olacak, dolayısıyla personel rejiminin zaman içinde gelişmesi gerçekleştirilmiş olacaktır. Sonuçta, reformun dinamik bir yapıya kavuşması, kadroların durağan olmasının önlenmesiyle kamu yönetiminde etkinliği artıracak biçimde "hizmet ile personel" arasın daki organik bağın kurulması amaçlanmaktadır.

Kadro standardizasyonunda bir diğer amaç ise, kamu kuruluşla rının tek tek ne gibi görevleri bulunduğunun, bu görevlerde is tihdam edilecek memur sayısının ve bu memurlara ne kadar ödeme yapılacağının belirlenmesinde kolaylık getirmektir. Kadro ların derecelendirilmesiyle devlet işlerini yürütenlerin bir anlamda "önem"leri ortaya konulmaya çalışılmıştır. 1.de receden 15.dereceye değin de rece piramidinin arkasında ya tan gerçek budur.

Görev derecelendirilmesi yönte miyle aynı önem ve değerdeki

kadrolar aynı derecede toplana cak, "eşit işe eşit ücret" il kesi sağlanacaktır. Ancak, özetlenen bu kadro ilkeleri kâ ğıt üzerinde kalmış, daha öte uygulamaya konulanlar amaçla rından saptırılmış ve siyasal iktidarların keyfi tutumları sonucu kadrolar ve dereceler istenildiği gibi kullanılmış tır.

KADRO CETVELLERİ

Devlet Memurları Yasasında ku rumların kadro cetvellerinin her yıl bütçe yasalarına bağla nacağı ilkesi getirilmiştir. Ancak, kadro standardizasyonu nun yapılamayışı, kadrodan bek lenen "insan görev ücret" iliş kisinin kurulamayışı sonucunda bu ilke yerine getirilmemiş ve kadro cetvelleri bütçe yasala rına eklenmemiştir.

Bu durum her yıl ertelenmiş ve 1974 yılına gelinmiştir. Anaya sa Mahkemesi 1974 bütçesindeki uygulanmayan bu konuya ilişkin maddeyi iptal etmiş ve 1975 bütçesine de böyle bir madde koyma olanağı ortadan kalkmış tır.

BÎR BAŞKA EŞİTSİZLİK KAYNAĞI

657'nin 68.maddesiyle 1, 2, 3 ve 4.derecelere atama kuralı getirilmiştir. Bu dereceler için gösterilen gerekçe "perso nel rejimini durağan olmaktan kurtarmak"tır. İlke olarak olumlu bir adım olsa da, uygu lamada bu da saptırılmış bir kural olmaktan öte gidememiş tir. İlk dört derece, gerçekte yasanın yürütme erkine tanıdı ğı bir "esneklik"tir.

1 4.derecelere atama yöntemi ilk kez 1322 sayılı Genel Kad ro Yasasına dayanılarak 13 Ka sım 1971 gün ve 7/3434 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla geti rilmiştir. Kararnamede 1 4.de rece kadrolar oldukça sınırlı tutulmuş, kadro piramidinin ku rulması öngörülmüştür. Ancak, objektif ölçüler getirilmemiş olması, yürütmenin bu kadrola rı büyük bir "keyfilik"le kul lanması sonucunu doğurmuştur. Her idare kendi personeli için bu kadrolardan alma yarışına girmiş, kısa süre içinde anılan kararnamede değişiklik yapmak

zorunlu olmuştur.

İlk kararnamenin yayınlandığı 13 Kasım 1971 ile 1976 Mart ayına değin geçen sürede, ka rarname üzerinde tam 49 ayrı değişiklik yapan 49 kararname yayınlanmıştır. Bu denli kısa bir sürede bu denli değişikli ği gerçekleştirmek, ilkelerin saptırıldığının en açık göster gesi ve kanıtıdır.

Bu arada bir başka yöntem daha getirilmiş, "torba kadro" (1 4. derecelere atama yolu) kullana rak yedi yıl çalışanlar 3. ve 4.derecelere, on yıl çalışan lar 1. ve 2.derecelere atanmış lar yada istenilen kişilere bu olanak tanınmıştır, üst dere celer böylece, idarenin "öz" ve "üvey" evlatlarını ortaya çıkaran ölçülere dönüşmüştür.

PERSONEL AYNI, ÜCRET FARKLI

657'nin en önemli iddiaların dan biri de, yasa kapsamındaki kamu personeli ile kapsam dı şındaki kamu personelinin üc ret sistemleri arasında para lellik sağlamaktır. 657'den ön ce tam 90 ayrı aylık, ödenek, tazminat yasasının bulunduğu, bunların getirdiği sosyal ve mali haklar arasında büyük fark lılıklar bulunduğu saptanmıştır.

Bugün kamu görevlilerinin üc retlerini, mali haklarını dü zenleyen 90 ayrı yasa yoktur artık. Ancak, 90 ayrı yasanın getirdiği ilkeler, daha açık bir deyişle ücret farklılıkla rı birkaç yasa içine sıkıştı rılmıştır.

657'nin genel gerekçesinde şöy le denilmektedir:

"... Görevlilere gördürülen hizmetin tek bir ücretle ödül lendirilmesi, çeşitli meslek grupları arasında kıyaslamaya imkan verecek şekilde kesin ve açık olması, özel kesimle kamu kesimi arasında ücret denkliği nin sağlanması..."

657'den kaynaklanan mali ilke lerin yürürlüğe girmesinden 5 ay sonra 1327 sayılı yasanın getirdiği yan ödemeler, bu ge rekçeyi tümüyle ortadan kaldı ran bir niteliğe bürünmüştür. Aynı biçimde, ücret farklılık larının en önemli kaynağını da yine bu "yan ödeme kararnamesi"

oluşturmuştur. Yan ödemeler, siyasi iktidarların bilinçli "aylık düzenleme" politikasına dönüşmüştür. Burada, yan öde meye karşı çıkmak söz konusu değildir. Ancak, yarattığı eşit sizliğe dikkat çekmek gerekmek tedir. Kökünü siyasal iktidar lardan alan bir eşitsizliğe... Bürokrasinin üst kademe yöne ticilerine yan ödemelerle sağ lanan ayrıcalık, bu kesimin siyasal iktidarlarla bütünleş mesinde araç olarak kullanılan yöntemlerin başında gelmekte dir.

Alt derecelerdeki yüzbinlerce memurun yan ödemeleri 300 lira olarak belirlenirken, vali, müsteşar, elçi, genel müdür, daire başkanı ve yardımcıları gibi görevlerde bulunanların 5400 liraya dek yan ödeme alma larını açıklamak için, onların salt "önemli işler" yaptıkla rından dolayı yüksek miktarla rı hakettiklerini söylemeye olanak yoktur pek.

Oysa, 65? genel gerekçesinde "maaş dışı yapılan ödemeleri" eleştirilmekte, bu tür bir uy gulamanın çalışma disiplinini bozmasından, kamu yönetiminin "etkin işlemesinde", "yetenek li kadroların işbaşına gelme sinde" engeller yaratılmasın dan "endişe" edilmektedir.

Yasa gerekçesinin sıraladığı sakıncalara karşın, yeniden ge tirilen yan ödemeler, sıralanan sakıncaları yaratmakta gecikme miştir. Örneğin yan ödemelerin emekliliğe yansımaması nedeniy le, üst kademelerdeki memurla rın emeklilik süreleri dolduğu halde, görevden ayrılmamakta direnmekte ve idarenin dinamiz mini engellemektedirler. Öte yandan, hangi elemanların "te mininde güçlük" olduğu, hangi işlerin "güç yada riskli" ol duğunun saptanması, idarenin keyfi uygulamalarının bir baş ka örneğini oluşturmuştur. Üc retin "tekliği, aleniliği, denk liği" amaçları saptırılmıştır.

Devletin kendi memurları ara sında nasıl bir farklılık yarat tığı, nasıl bir ayrıcalığa yo laçtığı son yan ödeme kararna mesinde açıkça ortaya çıkmakta dır. Örneğin, eğitim hizmetle ri sınıfına ayda en az 400, en çok 1560 lira verilirken emni yet hizmetleri sınıfına ayda en az 1160, en çok 3400 lira yan ödeme verildiği görülür.

Aynı öğretim düzeyinde olup, aynı anda göreve başlayan bir toplum polisi ile öğretmen ara sındaki 2103 liralık aylık fark çok düşündürücüdür.

Yan ödeme sisteminin bir diğer görünümü de, ek gösterge adı altında karşımıza çıkmaktadır, îlk dört derece yöneticilerine ek gösterge olarak konulan 100 150 ve 200 rakamları katsa yı ile çarpılarak maaşa eklen mektedir.

SOSYAL HAKLAR

657'de memurlara değişik sosyal haklar getirilmek istenmiştir. Ama sadece istenmiştir. Yasada ki ilkelerle uygulama arasında dağlar ölçüsünde farklar var dır. Bunun örnekleri, uygulama nın ertelenmesinin örnekleri özellikle önemli sorunların yo ğunlaşmasına ve memurların ağır koşullarla karşılaşmasına yol açacak niteliktedir.

Örneğin, Devlet Memurları Ya sasında bir konut ilkesi var dır. Yasanın 193.maddesi "me murların kiralık konut gerek sinmelerinin genel ve katma bütçelere her yıl konacak öde neklerle kurulacak fonlardan karşılanmasına" ilişkindir. 194.maddede ise,"kurumların ku ruluş ve görev yasalarında be lirtilen yerler ile belirtilen görevlerde çalışacak personeli ne kira karşılığı olmaksızın konut tahsis edileceği" öngö rülmektedir.

NE DENLÎ PARLAK SÖZLER DEĞÎL Mî ?

Yalnız devletin de hakkını ye memek gerekir! Konut sorunu ile ilgili olarak Devlet Perso nel Dairesi tarafından yaklaşık on yıl önce hazırlanan, bir "Teklifler" kararnamesi vardır. Bakanlar Kurulunca benimsenmiş kararname niteliği kazanmıştır. Aynı parlak sözler "Teklifler" de de yer almaktadır:

"Genel ve katma bütçeli daire ler personeli için kiralık loj man yaptırma hususunda devlet kalkınma planındaki prensip ve imkanlar dahilinde bir çalışma yapılarak bilhassa mahrumiyet bölgelerindeki personelin konut sıkıntısını gidermek gayesiyle, lojman temini hususunda Bayın dırlık ve İmar ve iskân Bakan lığı arasında müştereken bir

plan hazırlanacaktır" denilmek tedir.

0 günden bu yana on yıl geçmiş, ancak bu yönde hiçbir çalışma yapılmamıştır. Tüm bunların uy gulanabilmesi için, 193.madde nin yürürlük kazanması için bir yasanın, 194.madde için de bir yönetmeliğin çıkarılması gerekmektedir. Ne o yasadan, ne de o yönetmelikten bugüne değin ses çıkmamıştır.

Devlet Personel Dairesinin ha zırlamış olduğu "Teklifler"de Emekli Sandığına da görev ve rilmiştir. "Teklifler"in sos yal haklar bölümünde "On yıl dan aşağı olmamak üzere" belir li bir hizmet süresini dolduran devlet personelinin yapı tasar rufuna kolaylıkla iştirakleri ni sağlamak" için, memurlara Emekli Sandığı fonlarından borç para verilmesi öngörülmektedir. Bugüne değin, bu konuda bir ça lışma yoktur. Her yeni tasarı, kendinden bir öncekine göre or taya yeni iddialarla gelmekte, kendisinden öncekiler gibi uy gulanmamakta, sonra yerini bir başka tasarıya, yasaya, yönet meliğe, kuruma, işte bir şeye bırakmaktadır.

Memurlara mahrumiyet yeri öde neği verileceği 657 sayılı ya sanın hazırlanmasına kaynaklık eden Devlet Personel Dairesinin ünlü "Teklifler"inde yer almak tadır.

1963 yılında Bakanlar Kurulun ca kabul edilerek 22 Mayıs 1963 günkü Resmi Gazetede yayınlanan "Yeni Personel Rejimi Hakkında Bakanlar Kurulu Tarafından Ka rarlaştırılan Prensipler"de "ekonomik ve sosyal, kültürel, sıhhi şartlar bakımından mahru miyet yerlerinde çalışan perso nele mahrumiyet ödeneği altında bir ödenek verilmesi uygun ola cağından" denilmekle ve böyle bir ödenek türü verilmesi ilke si benimsenmektedir.

Ama benimsenmektedir yalnızca. Aynı şey 657 sayılı yasa tara fından da benimsenmiştir. Bun dan dolayı 657'nin genel gerek çesinde "... Bu yasayla memur ların kendileri ve aileleriyle ilgili olarak sosyal ödenekler de önemli yenilikler getiril mektedir. Bu arada, mahrumiyet yeri ödeneğine de bütün memur lar bakımından objektif kıstas lara göre uygulanmak üzere yer verilmiştir" denilmektedir. Da ha açık bir deyimle, mahrumiyet

ödeneğine yasada yer verilmiş tir.

657'nin yürürlüğe girişinden bu yana yaklaşık 12 yıl geçmiş tir. Bugüne değin, mahrumiyet yeri ödeneğinin verilmesinde yine bütçe araç olarak kulla nılmış ve bütçe yasalarına ko nulan ek maddelerle, uygulama sürekli ertelenmiştir. Bütçe yoluyla erteleme dışında, ger çekte yasa maddelerinin uygu lanması için, yeni yönetmelik ler çıkarılması gerekmektedir. Bunlar da çıkarılmamıştır.

DÎĞER BAZI SOSYAL HAKLAR

657'de "Öğrenim Bursları ve Yurtları" başlığı altında bir madde getirilmiştir. Mahrumi yet yerlerinde görev yapan me murlar orta dereceli okullarda öğrenim gören çocuklarını yatı lı okullarda okutmak isterler se, pansiyon ücretlerinin yarı sının devletçe karşılanması ön görülmüştür. Ancak, her yıl bütçeye ters yönde konulan mad delerle yasanın bu ilkesi uygu lanmamış ve sürekli ertelenen ilkeler arasında yer almıştır.

Ne var ki, her yıl bütçeye ko nulan yasanın bu maddesi Anaya sa Mahkemesi tarafından "uygu lanması" yönünde iptal edilmiş tir. Başka bir deyimle, bundan böyle siyasal iktidarlar bütçe ye "uygulanmaz" diye bir madde ekleyerek, bu maddenin uygulan masından kolaylıkla kaçamaya caklardır. Tabii eğer başka yön temler bulmazlarsa...

657'nin 202.maddesinde memurla rın eş ve çocuklarına "aile yar dımı ödeneği" vermesi öngörül müştür. Madde bütçe yasalarıyla önlenmekte ve işletilmemektedir.

213.madde "yakacak zammı" öden mesini öngörmektedir. Maddenin uygulanması bir yönetmeliğin çıkarılmasına bağlanmış, yönet melik çıkarılmamıştır. Bunun yerine geçici 20.madde, 1946 yılında yürürlüğe giren bir ya saya işlerlik tanımıştır. Bu yasaya göre ise, ödenecek "ya kacak zammı" miktarı gülünçtür. 1500 metreden yüksek yerlerde görev yapan memurlardan 1 6.de recelerden aylık alanlara ayda 30 lira, diğer derecelerdeki memurlara ayda 15 lira "yakacak zammı" ödenmektedir. 0 da yılın beş ayında!

Memurların kısıtlanan yada tü müyle önlenen sosyal hak ve yardımları yalnızca bunlar de

ğildir. Örneğin, yiyecek yardı mı yapılmamaktadır. Doğum yar dımı 300 lira gibi çok düşük bir miktardır. Ölüm yardımı ise derecelere göre yine ayrı calık getirmektedir. Ölüm yar dımı 1.derecede bir memur için 18 bin lira, 15.derecede bir memur için 2800 liradır. Arada ki bu farkı anlamak mümkün de ğildir.

SÜRGÜN ve KIYIM

657'de bir başka değişiklik en çok işletilen 71. ve 76.madde lere ilişkindir.

71.madde 1327 sayılı yasanın ilk biçiminde sınıf değiştirme yi memurun isteğine bağlı kılı yordu, idarenin bu konuda tek yanlı tasarruf yetkisi söz ko nusu değildi. Bu kural Anaya sada yer alan "memur güvencesi" ile "devlet çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesini sağlamakla yükümlüdür" kuralı nın bir sonucu olarak yasada yer almıştı. 2 sayılı yasa gü cündeki kararname ile "kurumla ra memurun isteği söz konusu olmaksızın genel idare hizmet leri sınıfından başka sınıflara yada başka sınıflardan genel idare hizmetleri sınıfına ata yabilecekleri" ilkesi getiril miştir. Ancak, bu yeterli gö rülmemiş, 12 sayılı yasa gücün deki kararnameyle getirilen "meslekleri ile ilgili sınıftan genel idare hizmetleri sınıfı na görev ve unvan eşitliği gö zetmeden kazanılmış hak aylığı ile atanabilirler" yargısı ge tirilerek, bir genel müdürün arşiv memurluğuna atanabilme sinin hukuksal gerekçesi hazır lanmıştır.

76.maddede de, buna benzer bir değişiklik izlenmiştir. 1327 sayılı yasada "memuriyet unvan ları değişmeksizin ve kademe aylıklarında bir artış olmaksı zın kurumlarınca görev yerleri değiştirilen memurlar aynı de recenin aynı kademe aylığı ile atanırlar" biçiminde yer alan ilkesi, bu kez (2) sayılı yasa gücündeki kararnameyle de de ğiştirilerek son biçimini al mıştır. Bu değişikliklerle si yasal iktidarlar artık "kurum lar görev ve unvan eşitliği gö zetmeden" memurların yerlerini değiştirebileceklerdir.

NASIL YORUMLANIR?

Özetlenen değişiklikleri Sayış

tay Denetçileri Derneği şöyle yorumlamaktadırlar:

"Maddeler bu yolda değiştirile rek memurlara sürgün ve kıyım cezası vermeye uygun bir biçime getirilmiştir. Bu, hukuk devle ti ilkelerine bağlı bir yöneti min başvuracağı bir yol değil dir. Bu değişiklikler aslında idare hukukunun ilkelerini, sı nırlarını zorlamaktadır. İdare hukuku kurallarına göre, yasa da bir idari işlemin nedenleri ve öğeleri gösterilmemişse ki bu maddelerde gösterilmemiştir idarenin takdir hakkı söz konu sudur. Ancak, yürütme organına tanınan bu takdir hakkı, ona mutlak ve sınırsız bir hak ver mez. Her idari işlemin bir ama cı vardır. Bu da kamu yararı dır. Maddelerdeki değişiklik kamu yararı ilkesinin yerine getirilmesi yerine, bunun tama men ters yönde gelişmesini vur gulamaktadır. 71 ve 76.madde lerdeki değişiklikler ve buna dayanarak memurların sürgüne gönderilmeleri, kıyıma uğrama ları aslında son bir iki yıldır en çok bu maddelerin uygulan dığını ortaya koymaktadır. Ya saların suç saymadığı davranış lar, bu maddelerin değiştiril meleriyle suç haline gelmiş, kıyıma, sürgüne kılıf hazırlan mıştır."

SON SÖZ

"657" bir milyona yakın memuru çok yakından ilgilendiren ya sadır. Aileleriyle birlikte yak laşık beş milyon insanın kaderi bu yasaya bağlıdır. Başka bir deyimle, Türkiye'de yaşayan toplam nüfusun sekizde biri anılan maddelerin ışığında ken dilerine mali ve sosyal haklar tanınmasını beklemektedir.

Memurlara yeni ekonomik ve sos yal haklar getirilmek isteni yor, nutuk alanlarının dışında onlara yardım edilmek isteni yorsa, 657'nin özetlenmeye ça lışan bozuklukları giderilme lidir. Burada kaba bir özet ve rilmeye çalışılmıştır. Sayılan ların dışında, başka bozukluk lar, düzeltilmesi gereken mad deler bulunabilir. Onların da saptanması ve memur sorunları na çözüm aranması siyasal ikti darların bundan sonra ilk baş ta gelen görevlerinden olmalı dır.

(Yalçın Duğan, Cumhuriyet, 5.3.1977)

Mahrumiyet ödeneği arttı

Anayasa Mahkemesi, mahrumiyet bölgesi sayılan 17 ildeki 150 bin kamu personelinin yıllar dır dört gözle almayı bekledi ği "mahrumiyet ödeneği" ile ilgili bütçe maddesini Anaya saya aykırı bularak iptal etti. Anayasa Mahkemesinin iptal ka rarına rağmen, mahrumiyet öde neği geçen yıla oranla 10 mis li yükseltilerek 2000 ile 3000 liraya çıkarıldı.

Yıllardır bütçe kanunlarına ko nulduğu halde, 17 gelişmemiş ilde çalışan 150 bin kamu per soneline, mahrumiyet ödeneği verilemedi. Memurlara mahrumi yet ödeneği verilmesi ise, 657 sayılı devlet personel kanu nunda yer alıyor.

Devlet Planlama Teşkilatının kalkınmada öncelik tanıdıfı ge lişmemiş 17 il bünyesindeki ilçe, köy ve kasabalarda çalı şan 150 bin kamu personeli için

mahrumiyet ödeneği 1976 bütçe sinde 200 300 lira olarak tes pit edilmişti.

Bakanlar Kurulu, 150 bin kamu personelinin yıllardır bekledi ği mahrumiyet ödeneğini 1977 yılı için 2000 ile 3000 lira arasında tespit etti. Buna gö re birinci derece mahrumiyet bölgesinde görevli personele ayda 3000 lira, ikinci derece mahrumiyet bölgesinde çalışan lara da 2000 lira mahrumiyet ödeneği verilecek.

Ancak, Bakanlar Kurulu'nun, Anayasa Mahkemesinin 1976 büt çesiyle ilgili olarak aldığı karara göre, ayda 2000 ile 3000 lira arasında değişen mahrumi yet ödeneğini 150 bin kamu per soneline ödeyip ödemeyeceği belirlenemedi. Yetkililer, ko nunun, Maliye Bakanlığında in celenmekte olduğunu söylemekle yetindiler.

MİMARLAR ODASI ONUR KURULU SÎSAG ESKİ YÖNETİCİLERİNİ CEZALANDIRDI

Mimarlar Odası Onur Kurulu, SlSAG eski yöneticileri konu sundaki kararını 14 Mart 1977 günü verdi. Onur Kurulu, yöne ticilerden S.Kayan ve G.Akkor' un SİSAG'daki sendikalaşma, toplu sözleşme görüşmeleri ve grev sırasında yöneticilik ve işveren vekilliği sorumlulu ğunu aşan, meslektaşlarının sendikal haklarını kullanmala rına karşı olumsuz aktif bir tavır takınmış oldukları sap tadı ve Onur Kurulu Yönetme liğinin 14.maddesi uyarınca asıl suçlu olarak altışar ay serbest meslek uygulamaların dan uzaklaştırılmalarına; bunların eylemlerine yardımcı oldukları saptanan E.Özmen ve O.Demirelli'nin de dörder ay serbest meslek uygulamaların dan uzaklaştırılmalarına ka rar verdi.

MC ekonomik alanda sıkışıyor

Cephe Hükümetinin kurulmasından bu yana ülke ekonomisinin içine düştüğü bunalım, 1970'lerde başlayan ekonomik krizin devamı olarak tam bir çıkmaz içine girdi. MC'nin iki yıllık icraa tı sırasında hükümet programı nın ekonomik bölümlerindeki vaadlerin bir bölümünün bile gerçekleştirilememesi bir ya na, ekonominin birçok sektörün de raslanan darboğazlar son yılların en yüksek düzeyine ulaştı. Bu dönem içinde para nın iç ve dış kararlılığı kal madı ve ortalama her 41 günde başvurulan devalüasyonlarla paranın alım gücü günden güne eridi. Fiyat artışları halkın vergi yükünü artıran, fiyatla rın ötesinde halkı daha çok vergi ödemek zorunda bırakan düzeylere ulaştı. Ticaret Ba kanlığı rakamlarına göre, iki yılda toptan eşya fiyatları

% 27 artarken, Ankara geçinme endeksi % 33,5, istanbul ge çinme endeksi % 31,8 artış gösterdi. İstatistik Enstitüsü rakamlarına göre ise onbir il de tüketici fiyatları iki yıl da % 50'ye yakın arttı. Fiyat artışlarının yükünü en fazla hisseden emekçi halk kitleleri ise bu dönemde daha da yoksul 1 aştılar.

1977'nin başında fiyat artışla rının durmak bilmediği gene Ti caret Bakanlığı'nın rakamla rından anlaşılıyor. Toptan eş ya fiyatları endeksinde yılın ilk ayında % 2,6 oranında bir gelişim gözlendi. Sanayi mal larının fiyatlarında bir yıl öncesinin eş döneminde % 1,4 oranındaki artışa karşılık 1977'nin başında % 2 oranında yükselme gerçekleşmiş durumda. 1977 yılı boyunca, fiyatlar genel düzeyinin 1976 yılında kinden hızlı artmasına yolaçı cı çeşitli gelişmeler beklen mekte. İşsizlik, mal darlı ğı ve karaborsa 2 yıllık enf lasyonist ekonomi politikası nın sonuçları olarak büyük öl çeklerde gelişti, ödemeler den gemizdeki açık ise hızla arta rak büyük bir sorun haline gel di. Cari işlemler dengesi açı

ğı 1974 sonunda 718 milyon do lar iken 1976 yılı sonunda 2 milyar 280 milyon dolar ile Cumhuriyet Döneminin en büyük açığı olarak ortaya çıktı. Son iki yılda işsizlik oranları ise DPT rakamlarına göre % 12,29'dan % 13,33'e yükseldi.

Bu arada cephe hükümetinin ya pısal darboğazların doruğunda fiilen artık ithalat yapamama sı sonucu,girdi gereksinmeleri ni yurt dışından sağlayan tüm sektör ve kesimler geniş çapta etkilenerek birçok alanda üre timi durdurma noktasına varıl dı. DÇM'lerle yaratılan döviz olanakları ile birlikte tüm döviz kaynaklarının özel sek tör lehine çarçur edilmesi, dış kredi yokluğu, kamu yatı rımlarını da etkilerken, iç ve dış finansman güçlükleri KiT'leri (Kamu İktisadi Teşek külleri) de iflas noktasına sürükledi. KiT'lerin işletme açıkları 1975 yılında 7 milyar 500 milyon lira, 1976 yılında ise 14 milyar 400 milyon lira oldu.

DEVALÜASYON KARARI

Geçen ay içinde cephe iktidarı Türk parasının değerini, Mer

kez Bankası tarafından alış sa tışı yapılan dövizlerden Kanada Doları ve İsviçre Frankı dışın da kalanlar karşısında yüksek oranlarda düşürdü. Değer kaybı ABD Doları .karşısında % 5,7 oranında, Alman Markı karşısın da ise % 6,2 oranında oldu. Pa ramızın 1 ABD Doları karşısın daki alış değerini 17,50 Türk lirası olarak saptayan son ka rar, cephe iktidarının gerçek leştirdiği dokuzuncu ve en bü yük oranlı devalüasyon. Özel likle seçim dönemlerinde ikti darlarca uygulanmaktan kaçını lan hele bu çapta bir devalüas yona başvurulması MC'nin iyice sıkıştığını gösteriyor.

Bu karara varılmasında iç ve dış baskı merkezlerinin de et kisi olduğu muhakkak. Dış fi nans merkezleri kredi vermenin koşulu olarak yeni bir devalü asyonun yapılması konusunda baskılarda bulunmaktalar. Ulus lararası Para Fonu (IMF) Türk lirası % 20 oranında devalüe edilmediği takdirde kredi ver meyeceğini bildirirken, Dünya Bankası da benzer talepler öne sürerek krediyi kesme tehdidin de bulunuyor. MC iş başına gel diğinden bu yana Uluslararası Para Fonunun istemine uyarak ABD Doları karşısında toplam % 20,9 ve Alman Markı karşısın da ise % 18,5 oranında devalü asyon yaptı. Kamuoyunun tepki si gözönüne alınarak bu deva lüasyonlar kısa zaman aralık ları ile, ortalama 41 günde bir yapıldı.

MC'nin devalüasyon ve bunun gi bi önlemlerle ekonominin sorun larına kısa vadeli çözümler da hi getiremediği görülüyor. Dö viz sıkıntısı nedeniyle kamu sektörünün önemli projeleri için gerekli ithalat yapılama makta. Enerji Bakanlığı yayım ladığı bir genelge ile kredi siz her türlü ithalatı durdur du; kaau kuruluşlarına dışarı dan kredi bulmak koşuluyla it halat yapabilecekleri bildiril di. Kamu projelerinin gecikme si bir yana, mevcut kuruluşlar dövize bağlı ithal girdileri gereksinmeleri karşılanamaz ol duğundan çalışamaz duruma gir diler. Döviz yokluğu nedeniyle dış borçlar ödenemez duruma geldiği için petrol ihracatçı sı ülkeler de Türk tankerleri ne ham petrol yüklemeyi durdur dular.

Irak'ın Türkiye'ye ucuz fiyat la ham petrol satmaya yanaşma ması ve boru hattına petrol pompalamayı sürekli geciktirme si, bu arada diğer petrol ihra catçısı ülkelerin parası peşin ödenmeden ham petrol vermeye ceklerini bildirmesi üzerine Mart ayında açığa çıkan akar yakıt sıkıntısının önümüzdeki aylarda giderek büyüyeceği an laşılıyor. Mart ayında MC tem silcilerinin petrol temininde kullanmak üzere kısa vadeli kredi sağlamak amacıyla çeşit li ülkelerle yaptıkları giri şimler de bir sonuç vermedi. Bu arada İran'dan 150 milyon Dolarlık bir petrol kredisi talebinde bulunulduğu ve olduk ça ağır şartlarla bu kredinin kabul edilebileceği MC yetki lilerince belirtildi. Petrol ithalatı için bir süre önce Wells Fargo Bank öncülüğündeki bir konsorsiyumdan sağlanan 200 milyon dolarlık kredinin ise tamanen bitirildiği söyle niyor.

Enerji ekonomisinde niteliksiz ve yetersiz üretim gibi temel yapısal bozukluklar, son gün lerde enerji nakil hatlarında oluşan arızaların da eklenme siyle geniş çapta su yüzüne çıktı ve Mart ayında yaygın elektrik kesintisi uygulamala rına başvuruldu.

MC iktidarının iyice köşeye sı kıştığı ve ekonominin her ala nında iflas işaretlerinin be lirdiği Mart ayı içinde serma ye çevreleri erken seçimi bir çözüm yolu olarak gösterdiler.

TÜRKİYE SSCB ENERJİ BAĞLANTISI ÇALIŞMALARI SÜRDÜRÜLÜYOR

Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında elektrik enerjisi alışverişini sağlamak amacıyla 1976 yılının son aylarında An kara'da Türkiye Elektrik Kuru mu yetkilileri ile Sovyetler Birliği'nin ülke çapında ener ji kuruluşu olan Energomashex port'un temsilcileri arasında imzalanan sözleşme Bakanlar Ku

rulunca onaylanarak geçtiğimiz ay içinde yürürlüğe girdi (Bk. Resmi Gazete Sayı:15862, tarih 26.2.1977).

Enerji satışı alışı ve mübade lesine ilişkin sözleşme 31 Ara lık 1986 tarihine kadar yürür lükte kalacak. Sözleşmenin tek nik, inşaat ve işletme ile il gili yükümlülüklerini Energo mashexport adına Gürcistan Enerji Genel İdaresi ve TEK adına da TEK Genel Müdürlüğü yükleniyor. TEK1in 1 Temmuz 1978 tarihinden itibaren SSCB' den satın almaya başlayacağı enerjinin Türkiye elektrik enerjisi şebekesinin izole bir bölgesine verileceği bildiril mekte. 1 Teranuz 1978 tarihin den, sözleşmenin bitiş tarihi olan 31 Aralık 1986 tarihine kadar TEK'in satın alacağı elektrik enerjisi miktarları ise şöyle:

• 1 Temmuz 1978 ile 31 Aralık 1978 tarihleri arasında Energomashexport tarafından garanti edilen 50 MW güçte 150 milyon kWh'a kadar,

• 1 Ocak 1979 tarihinden 31 Aralık 1981 tarihine kadar garanti edilen 100 MW güçte yılda 600 + 20 milyon kWh,

• 1 Ocak 1982 tarihinden 31 Ara lık 1986 tarihine kadar ga ranti edilen 100 MW güçte ol mak üzere SSCB enerji sis temi, Türkiye enerji siste minden aldığından yılda 600 ± % 20 milyon kWh fazla sını verecek.

Sözleşmede ayrıca, TEK yukarıda belirtilen miktarların üzerinde elektrik enerjisi talebinde bu lunduğunda Energomashexport bu talebi karşılayabilirse, taraf ların bu ek enerjinin temini konusunda anlaşabilecekleri belirtiliyor.

TEK yetkililerinden alınan bil giye göre sözleşmede belirtilen hususlara uygun olarak, bağlan tıyı sağlayacak 220 kV'luk Ba tum Hopa enerji nakil hattı ile Hopa'da kurulacak 220/154 kV'luk indirici merkezin gerçekleşmesi için gerekli çalışmalara baş lanılmış durumda. Enerji bağlantısı konusundaki çalışmaların ileri bir evreye götürülmesi amacıyla TEK ve Sovyetler Birliği temsilcileri arasında önümüzdeki günlerde Batum'da ikinci bir görüşme da ha yapılacak.