Elektrik Mühendisliği · Sayı 259-260 · Temmuz-Ağustos 1978

RADAR SONAR VE 2. DÜNYA SAVAŞI

Fatih Canatan

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi Teknik / bilimsel makale

Yıl
1978
Sayfa
5
Okuma süresi
15 dk
Görüntülenme
0

Konu

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

İlgili: Elektronik ve yarı iletkenler, Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık

Anahtar kelimeler

  • radar
  • sonar
  • II. Dünya Savaşı
  • Chain Home
  • darbe radarı
  • iyonosfer araştırması

Özet

Yazı, radar ve sonar teknolojilerinin tarihsel gelişimini, Faraday ve Maxwell'den başlayarak 2. Dünya Savaşı öncesi ve başlangıcındaki ABD ve İngiltere'deki geliştirme çalışmalarına kadar anlatmaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

radar sonar ve 2. dünya savaşı fatih CANATAN

UDK: 621.396.96340.53 ÖZET: Bu yazıda, radarın ve sonarın geçmişi, 2. Dünya Savaşıyla olan ilişkileri vurgulanarak verilmiştir. SUMMARY: İn this article öte history of radar and sonar is given uıith an emphasis on their relation to World War Ü.

GİRİŞ

Radar ve Sonar, genellikle uzaktaki nesnelerin (he deflerin) varlıklarını, yerlerini ve kimi kez de hızlarını saptamakta kullanılan, çalışma yöntemleri benzeşik dü zeneklerdir. Radar bu görev için elektromagnetîk dalga lardan yararlanırken, sonar küçük dalgaboylannda üreti len ses dalgalarını kullanır. Sözü geçen dalgalardan birin cisi vektörsel, ikincbi skalar niteliktedir. Ayrıca ses dal gaları, iletimine uygun maddesel ortamlara gerek duyar. Kullanılan çoklukların bu temel ayrıcalıklarına karşın, radar ve sonar amaç ve yöntemleri açısından birbirine çok benzer.

Her iki düzenekte de önce dalgalar üretilir ve y önsel özel likleri olan bir yayıcıdan hedefe gönderilir. Yayıcı radar için bir antenken, sonarda bir dönüştürgeç (transducer) tir. Bu yazıda dalgaları yayan uca göndermeç denile cektir. Hedefe çarpan dalgalar yansıyacak, hedef hare ketliyse sıklıklarında bir Dopler kayması olacak, bu yan sıma da almaçta değerlendirilecektir. Göndermeç ve almaç aynı yayıcıdan yayma alma işlevlerini yapabil mektedirler. Bunlara tek konumlu (mono static), eğer göndermeç ve almaç birbirinden ayn konumlardaysa da çift konumlu (bi static) denir. Amaca göre sürekli dalga

Fatih Canatan, Y. Prof. Dr., ODTÜ

lar ya da darbeler kullanılmaktadır. Darbenin geri geliş süresinden yararlanarak hedefin uzaklığı oldukça duyarlı olarak saptanabilir. Hedefin yönünün bulunması ise anten ya da dönüştürgecin yönsel özelliklerine, dolayı sıyla fiziksel büyüklüklerinin dalgaboyuna oranına yakın dan bağlıdır. Radar ve sonar adları ise ingilizce'deki ayrıntılı adlarının (radio Detection and Ranging, Sound Navigation and Ranging) kısaltılmış biçimleridir. Emek leme döneminde çok çeşitli adlarla anılan bu buluşların şimdiki adlan, öylesine benimsenmiştir ki hemen tüm dillerdeki teknik yazına bu biçimde alınmışlardır.

RADARA OLANAK SAĞLAY AN ON GELİŞMELER

Radarın soy ağacını, elektromanyetik kuramına yaptık ları temel katkıları nedeniyle Michael Faraday ve James Maxwell'e dek uzatabiliriz. Heinrich Hertz, David E. Huges, Sir Olıver Lodge, Prof. Alexander Popov, Gug lielmo Marconi elektromanyetik dalgalara ilişkin ku ramsal bilgileri uygulama alanına sokan ilk insanlar ara sında sayılabilir.Hertz'in, 1886'da, radyo dalgalarının iletken ve yalıtkan gövdelerden yansıdığını kanıtlayan ilk deneyi yaptığı bilinmektedir. Bu deneyin, en il ginç yanı dalga boyunun 66cm. seçilmiş olmasıdır. Çünkü 1930'lara dek görülen uygulamalarda, dalga boyunun böy le kısa olması pek yeğlenmemişti.öte yandan/l904'de Christian Hülsmeyer adlı bir Alman mühendisin,yansıyan

radyo dalgalarından yararlanarak gemi ulaşımında önde bulunan engellere dikkati çeken bir düzenek için.patental mış oln.ası da üstünde durmaya değer bir girişimdir. Ön görülen düzenek, çıplak göze oranla, bir üstünlük sağla madığından olsa gerek, Alman donanması için denendiy se de aşırı ilgi görmedi.

Kimi kaynaklarda telsiz telgrafîn ve radyonun baba3 ola rak gösterilen İtalyan asıllı Marconi, 1922'de New Y ork' da Institute of Radio Engineeıs (Radyo Mühendisleri Enstitüsü)nün bir toplantısında yaptığı konuşmada radyo dalgalarının engel belirlemede kullanlmasnı öneriyor ve bunun deniz ulaşımına sağlayacağı yararlara dikkati çekiyordu. Oysa daha 22 yıl önce Hırvat asıllı Amerikalı NicolaTesla, Century Magazine'in Haziran 1900 sa yısında aynı olanağı vurgulamıştı. Tesla'nın görüşleri yankı bulmadıysa da, Marconi'nin yinelemesi ABD Donanma Araştırma Laboratuvarı'nın A.H. Taylor ve L.C. Y oung'u konuyu araştırmakla görevlendirmesine yol açtı. 1922 sonbaharında tahta bir gemiyle yapılan denemelerde, 5 m. dalga boyunda çalışan, göndermeç ve almacı ayrı ve bugün sürekli dalga radarı dediğimiz türde bir düzenek kullanılmıştı. Başarıyla sonuçlanan araştır ma, gerekçesi belli olmaksızın bu aşamada durduruldu.

Daha sonra ilginin iyonosfer çalışmalarında sürdürüldü ğünü gözlüyoruz. 1924 yılında British Radio Research Board (Britanya Radyo Araştırma Kurumu)ndan Edward Appleton ve Miles Barnet, yine sürekli dalgalar kullanarak yer iyonosfer uzaklığını ölçtüler. Böylece ilk kez yansıtıcının yalnız varlığı değil uzaklığı da belir lenmiş oldu. Aynı uzaklık, aradan bir yıl geçmeden, 1925'te, Washington'da Carnegie Enstitüsü'nden Gregory Breit ve Merle Tuve tarafından darbe yansıtma yönte miyle yeniden ölçüldü. Breit ve Tuve'nin darbe radarı iyonesferin birden çok katmandan oluştuğunu ortaya çı karınca, düzenek kısa sürede tüm dünyada iyonosfer ça lışmalarının vazgeçilmez bir aracı durumuna geldi.

1922 1929 Dönemi radarın emekleme sürecini belirler. Y üksek güçlü lambaların bulunmayışı nedeniyle daha Çok sürekli dalga yöntemi uygulanmış ve darbe radarı bir süre teknolojinin gelişmesini beklemek zorunda kal mıştır. Darbe yönteminin 1925'te denenmesine karşın, bu gecikme şaşırtıcı görülebilir. Ama sözü geçen deneme de iyonosfer gibi yüzeyi geniş bir engelden yansımalar değerlendiriyordu. Daha küçük yüzeylerden, örneğin bir uçak yüzeyinden ölçülebilir bir yansıma elde edebilmek için göndermedn gücünün çok daha fazla olması gerekir. 1922 1929 döneminde ise bu hemen hemen olanaksız dı. Teknolojik yetersizlik yanında, sonu belirsiz bu araş tırmalara gerekli parasal desteğin yapılmaması da radar' in gelişimini geciktirmiştir, ilk deneylerin ilkel görünü müne karşın daha o günlerde bile üstünde anlaşılabilmiş

önemli bulgular vardır. Bunlar şöylece özetlenebilir: (1) Radyo dalgalan havada oldukça değişmez bir hızla (300000000 m/s) yayılırlar, (2) Hedefin büyüklüğü, kul lanılan antenin yönsel özelliklerinden yararlanarak belir lenebilir. (3) Aynı anten, gönderme ve alma işlemleri için kullanılabilir. Bununla birlikte bu dönem daha çok uygun dalga boylarını araştırmakla geçmiştir.

HAVA RADARLARININ ORTAY A ÇIKIŞI

Hareketli hedefleri belirleyen ilk deneysel radarlar Dop ler yöntemine göre çalışmaktaydılar. Göndermeçten çıkan dalgalarla, hedeften sıklığı değişmiş olarak yansı yan dalgaların birlikte almaçta yarattğı oynamalar he defi saptamakta kullanılıyordu. Uçan bir uçağın televiz yonda oluşturduğu resim kaymalarını hemen hepimiz gözlemişizdir. ilk radarların temeli işte bu olguya daya nıyordu. Göndermeç ve almacı ayrı yerlerde bulunan bu tür sürekli dalga radarlarına bugün çift konumlu (bi static) sürekli dalga radarı diyoruz.

I I . DÜNY A SAVAŞI ÖNCESİNDEKİ VE BAŞLANGICINDAKİ GELİŞMELER

Uçan bir uçağın radyo dalgaları aracılığıyla belirlenmesi, tatamen bir raslantı sonucu, 1930 Haziran'ında ABD Do nanma Araştırma Laboratuvarında (DAL) L.A. Hy land tarafından gerçekleştirilmiştir. 33 MHz'te çalışan bir yön bulma aracı, uçan bir uçaktan, TV alıcılarında olduğu gibi, etkilenmiş ve Hyland tarafından nedeni araştırılmıştı. Bu kendiliğinden ortaya çıkan özellik, her türlü parasal destekten yoksun olarak, salt DAL araştırı cılarının ilgi ve gayretleriyle 1932 yılında göndermeçten 80,5 km. uzaklığa kadar uçan uçakları saptayabilen bir düzeneğin yapılmasına yolaçn. 1933'e dek gizli tutulan buluş, Bell Telefon Laboratuvarlannda'da benzeri raslan tılann yüzeye çıkmasıyla açıklanmak zorunda kaldı, Hyland ve arkadaşlarına buluşun patenti verildi. 1934 te kullanılan sıklık 60 MHz'e ulaşmıştı bile.

Geliştirilen sürekli dalga radarı yalnızca hedefin varlığını saptayabiliyordu. 1925'te denenen iyonosfer araştırma aygıtından edinilen deneyimler, hedefin yerini saptamak için darbe yönteminin daha uygun olabileceği açıktı; ama her nedense bu düşünce bağnaz bir kuşkuyla uy gulama alanına sokulmuyordu, örneğin, DAL, R.M. Page adlı araştırıcının ancak önemli işlerinden arta ka lan sürede konuyla ilgilenmesine izin vermişti.

1935'de DAL araştırılınca gerçekleştirilen 60 MHz'lik deneysel darbe radarı, katod lambasında hiçbirşey gözle nemediğinden başarılı olamadı. Çünkü sürekli dalga yön

temi için tasarlanmış bir almaç kullanılmıştı ve darbeleri izlemede yetersiz kalıyordu. Yanlışın bulunması ve düzeltilmesi birbuçuk yıl aldı. 1936 yılının 28 Nisan'ında 28.3 MHz'te çalışan, 5 ıJS darbe genişlikti ikinci deneysel darbe radarı denendiyse de bu da çalışma uzaklığının 3 4 km. ile sınırlı kalması nedeniyle başarılı olamadı. Haziran içinde, yapılan düzeltmelerle bu uzaklık 40 km1 yi buldu..

Yapılan deneyler gösterdi ki, eğer ufak antenler isteni yosa kulbnılan sıklık arttırılmalıdır. 22 Temmuz 1936' da ilk 200 MHz'lik tek konumlu (monostatic) radar bu gerekçeyle yapıldı. Ancak eldeki lambalar bu sıklıkta ye terli gücü sağlayamıyordu. Bu da çalışma uzaklığını his sedilir oranda azaltmaktaydı. Eitel Mc Cullough Corpo ration'a ısmarlanan güçlü lambalarn 1938'de yapılma sıyla 200'MHz'lik radarın anten gücü 6kW'a, çalışma uzaklığı da 80 km'ye ulaştı. XAF adı verilen bu radar lar, ABD donanmasına bağlı çeşitli sınıftan gemilere 1938'ten başlayarak takılmıştır.

ABD donanmasındaki bu gelişmelere eş olarak, ABD Kara Kuvvetlen de '1936'dan sonra kendi radarlarını Çeliştirmeye koyuldu. Albay VVilliam Blair patentli bu ilkel radarlar, hedef yerini iyi saptayamadığından ışıl daklarla birlikte kullanılıyor, yalnızca topçuya atış uzak lığı bilgisini sağlıyordu.

Radarn askeri kullanım alanındaki yaygınlaşmasına kar şın sivil uygulamada bunun yalnız bir örneğine rastlıyo ruz. O da 1936'da havacılıkta kullanılmaya başlıyan yük seklik ölçme aygıtıdır. O günlerde bunun bir radar oldu ğu pek söylenmemekle birlikte, temelini sıklık modü lasyonlu bir radar oluşturuyordu.

1935 başında, Amerika'dan bağımsız olarak ingltere'de de konuya ilgi duyulmaya başlandı, ingiiz radamın baş langıcı, hükümetin Sir Robert Watson Watt'dan garip bir istemine dayanır: Radyo dalgalarıyla insanları öldürecek bir düzenek geliştirmesi istenmiştir. Watson Watt, bu iş için gerekli gücün o günün teknolojisi ile sağlanamayaca ğını ileri sürerek, bunun yerine uçan uçakları saptama yönünde çalışmalar yapmayı önerdi, önerisinin benim senmesi üzerine de ilk ingiliz radarının yapımını koyul du.

1935 Şubat'ında 13 km çalışma uzaklığında ve 6 MHz* lik ilk İngiliz radarı hazindi. 1935 Haziran'ında, DAL'dan bir yıl sonra, darbe yöntemiyle uçak uzaklığının ölçüle bildği de deneysel olarak kanıtlandı. Eylül ayında 12 MHz'lik bir düzenekte bir bombardıman uçağı üstünde yapılan denemeler ise, 60 km .yi aşkın uzaklıkların bile ölçülebildiğini gösteriyordu. 1936 Martında ingilizler'» çalıştığı sıklık 25 MHz'i, ölçebildikleri uzaklık da 130 km.yi bulmuştu. 1937 ite 1938 arasında 25 MHz'lik bir

dizi radar Chain Home adı altında çeşitli özeklerde ku ruldu. 1938 Eylülünde Başbakan Chamberlain'in Münih te Hitler ve Mussdini ile yapacağı umutsuz görüşmeye götüren uçağın uçuş yolu bu düzenekle belirleniyordu. Aynı ay Chain Home radarları 24 saatik sürekli çakşma düzenine girdi.

İngiltere'de kullanılmaya başlayan yer radarları da kanıt ladı ki özellikle gece ve kötü hava koşıilannda savaş uçaklarını yerden hedefleme yöneltmek herzaman ola naklı değildir. Bu da uçan bir uçağa yerleştirSmiş ra darlaraı geliştirilmesine neden oldu. Gemileri, su üstün de giden denizaltılan, uçaklan saptayan 200 MHz'lik bu radarlar 1939'dan sonra kullanılmaya baştandı.

1939 insanlık tarihi açısından uzun ve açmasız bir sava şın başlangıcıdır. Sivil kitlelerin de askeri hedefler gfci yok edilmek istendiği amansız ve kanlı bir savaş 16 Temmuz 1940'ta Hitler yayınladığı bir emirle ingiltere' nin istilasını isteyecektir. Elindeki güçsüz hava kuvvet leriyle, Alman hava bombardımanlarıma karşı durması olanaksız görünen ingiltere, radar'ın büyük katkısıyla ge ce salanlarını karşılamayı başarmıştır. Britanya savaşı adı verilen bu hava uğraşı Almanları caydıracak, yeni cephelerin açılmasıyla tasarlanan istilaya hiç olanak kal mayacaktır.

1940 yılnın ilginç bir gelişmesi de ingiltere ve ABD'nin radarın geliştirilmesi yönündeki bağımsız çabalarını bir leştirmeye karar vermeleridir. 1940 yılındaki ön görüş melerde ingilizler, Randell ve Boot tarafından geEştirilen 10 cm. dalgaboyunda 1 kW güç veren magnetronlarnı Amerikalılara göstermiş ve Amerika'da da yapılabilmesi için gerekli teklik bilgileri iletmişlerdir. Magnetron'un bulunması mikrodalga radarı açısından önemli bir geliş me olmuştur. Mikrodalga radarı hava ve deniz uygulama larında, sağladığı üstün açısal duyarhlık nedeniyle büyük önem taşıyordu, ingilizler, Amerikalılardan uçaklara ta kılabilecek bir mikrodalga radannı geliştirmelerini, ayrıca uçaksavarlara atışı sağlayacak radarlam yapıl maanı istediler.

II. Dünya Savaşı ve Radar ikinci Dünya Savaşı'nın başlangıç yıllannda, radarın Al man hava saldırılarını engellemede hgiizler tarafından nasıl başarıyla kullanıldığından sözetmiştik. Hava gücü nün savaşın sonucunu belirleyen özelliği yeni yeni anla şılmaya başlamıştı. Hava saldırriarnı kolaylaştırıcı ve zorlaştırıcı teknik araçların daha önce düşünülmüş bile olsa yapılmama ya da yapımı için çalışılmaması bu nedenledir. Ancak zorunluluklar, özelikle İnglteıe'nin parasal yönden ve yetişkin pilot bulmada karşılaştçı güçlükler teknik çabalan yoğunlaştırmış, ayrıca yöney

lem araştırması denen bir disiplinin doğmasına neden ol muştur. Amaç olanaklı olan en az kayıpla karşı tarafa en çok zararı \erebilmekti. Bu birçok bilim adımı, ve teknisyenin yoğun çabalarıyla sağlanabilmiştir.

Savaş ilerledikçe, Alman hava gücünün (Luftwaffe) Sov yetler Birliği içindeki uğraşı çetinleşmiş, İngilizler de ha vada etkinliği yavaş yavaş kendilerine çevirebilmişlerdir. ingilizlere hava saldırıları için ilk denedikleri başardı düzenek Obua adı verilen, yerradariandır. Bu düzenekte iki ayrı yerde bulunan ve uzaklığı ölçebilen iki darbe ra darı, saldın için havada bulunan uçağın yerini ve hzrıı ölçmede kullanılmaktadır. Birinci radar gidilmesi gerekli yöne çevrilidir ve uçağın özekten uzaklığını saptar. İkin ci radar bu yönden sapışları belirler ve bu bilgi nokta ve çizgilerle uçağa bildirilir. Böylece uçuş yolu, sapma ol muşsa, yeniden bulunmuş olur. Obua'nın yararlan yanında sakın çalan da vardır, örneğin birinci radarın yö nünü izlemek zorunda olan pilot, yerin eğimi nedeniyle sürekli olarak uçağı yükseltmek durumundaydı. Oysa bir bonbardıman uçağı ağırlığı nedeniyle bunu sağlıyamı yordu. Daha az bomba taşıyan ve uçuş tavan daha uy gun Mosquito uçaklan çıkana dek sorun çözümleneme di, ilkin gece kör bombalama için kullanılan düzenekten sonraları yalnızca hedefin yerini saptamakta yararlanıldı, öncü uçaklar, hedefe ulaşınca belirleme fişekleıiyb ar kadan gelen ağır bombardıman uçaklanna bombalıya caklan yeri gösteriyorlardı. Obua'nın bir sorunu da ya' nızca bir uçağı izleyebilmesiydi.

Bu eksiklikler H S adı verilen ve uçağa konmuş radarlar la önlenmeye çalışıldı. İlkin 200 MHz'te yapılan bu düzenek, magnetron'un geliştirilmesiyle mikrodalga düzeyinde de kullanılır duruma geldi. H2S'in özelliği sa hil biçimi, yüksek bina, çefk fabrika yapılan gibi konum ayıraçların bulabilmesiydi. Düşman eine geçmesinden korkulduğu için, içine yok edilmesini sağlayan bir de patlayıcı konmuştu. Bu kuşkular pek de yersiz sayıla mazdı, çünkü Almanlar daha önce denenen başansız Gee radarlarını elektronik yöntemlerle tıkamayı başarmışlar dı.Gerçekten de H2S,kısa bir süre sonra, 200 MHz'likAl man arayıcı alıcılan nedeniyle, uçağın yerini ele veren bir düzenek durumuna düştü, örneğin su yüzünde gezen denizaltılar, daha uçak kendilerini bulmadan uçağın yak laştığını anlıyabiliyorlard. Bu hoş olmayan durum mik rodalga H2S1erinin kullanılmaya başlanmasıyla büsbütün önlenmiştir. Çünkü Almanlar bu sıklıkları alabilen akcıla n hemen yapacak teknolojik bilgiden yoksundu. Hava saldınlan nedeniyle üretim güçleri de zayıflamıştı.

Elektronik yöntemlerle ve alüminyum kağıtlarla radarla nn etkisizleştirilmesi hem Alman hem de ingilizlerce bilinmesine karşın karşı tarafça hemen öğrenilip ters yönde uygulanabilir kaygısıyla uzun süre kullanılmamış tır.

Radar'ın özgeçmişinde en ilginç nokta, Japon uçaklan nın 1942'de Peari Harbor'a yaptıkları saldırıdır, öğrenim amacıyla denenen bir iadar, saldırıyı belirlediği halde, eğitim gören yarbayın bunları kendi uçakları sanması Amerikalılara ağır kayıplar verdirmiştir. Bu nedenle sa vaşa giren Amerika, radarı daha çok deniz savaşlarında kullanmıştır. Radar'ın düşmanı dosttan ayırmayan işle yiş biçimi, onu gözlenen hedefin niteliğini belirlemek ge rektiğinde yararsız kılmaktadır. Bu nedenle 1942 sonba harından başlayarak ingiliz ve Amerikan savaş gemilerine ve uçaklanna dost düşman soruşturması yanıtlıyıcıları, (IFF, Identification friend or foe tmnsponder) takılmış tır. Aygıtın geri gönderdiği özel yanıt, soruşturucuya kendisinin dost olduğunu bildirmekte, böylece radarın saptadığı hedefin dost ya da düşman olduğu ortaya çık maktadır.

Savaşa girmelerinin hemen ardından Amerikalılar, Ja ponlara karşı yoğun deniz uğraşları vermek zorunda kal dılar. Peari Harbor baskınını izleyen günlerde Japonların Güneydoğu Asya'da, Endonezya'da ve Güney Pasifik'te çabucak kazandıkları basanlar, Amerika'nın ne kaynak larını ne de üretim gücünü etkiler nitelikteydi. Bilimsel, teknolojik ve üretim gücünü savaş yönünde yoğunlaştı ran A.B.D. kısa sürede Japon saldırısına denk bir savun ma etkinliği kazanacaktı. Deniz savaşının ilk günlerinde Japon donanması büyük gücüne karşın, teknik olanaksız lıklar necicniytc fazla başarılı olamıyacaktı. 1942 Yazın da Japon uçaklarında ne radar ne de geriye dönüşü ko laylaştırıcı elektronik aygıtlar vardı. Amerikalıların Ja pon telsiz konuşmalarını ökamalan hava saldınlarını et kisiz kılıyordu, örneğin 7 8 Mayıs 1942 çatışmasında, şaşıran Japon pilotları, Amerikalılara ait Yorktown ge misine inmeye çalışmışlardı.

1943 yılında Amerikan donanmasında oldukça gelişkin radarlı ve ilkel biçimde de olsa bilgisayarlı nişan alma dü zenekleri yerleştirildi. Sperry Corporation tarafından ge liştirilen aygıt öyle başanlıydı ki bir gemi, bir gecede 30'a yakın savaş uçağını kolaylıkla düşünebiliyordu. Yi ne aynı yılda radarlar denizaltılarda da kullanılmaya baş landı. Bu radarların antenlerinin yarattığı mekanik, me talürji, ve elektriksel sorunlar öylesine çoktu ki, geliş meleri büyük çaba gerektirmiştir.

Radann ingiliz ve Amerikan savaş Çabalarına katkısından sözederken, kuşkusuz akla gelebilecek bir soru da karşı tarafın bu alanda neler yapmış olduğudur. 1945 yılında Almanya yenilgiyi benimsediğinde Hanover Teknik Yük sek Okulundan Prof. VVilliam Osenberg şöyle demişti: "Almanya, savaşı, seferberlikte ve bilimsel beyinleri kul lanmada yetersiz kaldığından kaybetmiştir." Sonucu salt bir nedene bağlamak olanaksız olmakla birlikte, Alman ya'nın 1 9 4 3 4 5 arasında bilimsel ve teknolojik çabalan sürdürmekte yavaş kaldığı bir gerçektir. Oysa "blitz

krieg" adlı 1939 42 arası Alman saldırıları 1933 1939 arası geliştirilen teknolojilerle başarıya ulaşmıştı. Ja ponların durumu ise hiç de parlak değildi. Japonya ge rek savaş öncesinde, gerekse savaş boyunca teknik insan gücü olanaklarının yalnızca yüzde onunu savaş için kul lanmıştır.

1935'lerde Radar, Amerika ve ingiltere'nin yanısıra ba ğımsız olarak Fransa ve Almanya'da da geliştirilmiştir. Japonya, italya ve Rusya ise ancak savaşa girdikten son ra radarla ilgilenmek zorunluluğunu duydu. Başarılı Ja pon radarlarının ancak 1945'te görülebildiği düşünülürse, teknoloji düzeyindeki farklılığın savaşı nasıl etkileyebil diği kolayca görülür. Y üksek güçlü Klystron'ların 1950' den önce yapılamadığı, Magnetron'u da ingilizlerin bul duğu anımsandığında, Alman • Japon radarının niteliksel zayıflığı da açıklanabilir.

RADARIN KARDEŞİ SONAR

Hedefin ses dalgalarından yararlanarak saptanması, özün de Radar'ın dayandığı kurallara çok benzer. Bu yönte min gelişimi de Radar gibi I I . Dünya Savaşı'nın gereksi nimleriyle yakından ilişkili olmuştur. Kısaca sonar adını verdiğimiz bu aygıtların geçmişi 1. Dünya Savaşı'ne dek giderse de, asıl gelişmeleri I I . Dünya Savaşı'nın yoğun denizaltı uğraşlarına dayanır. 1939 başlarında hem in giltere'de hem de A B. D .de özel kuruluşlar ve üniversi teler denizaltılara karşı etkin düzenekler geliştirmektey diler. Sayısız deneyler gösterdi ki su içinde en kolay ses dalgalan gönderilebilmektedir. Suda havadakine oranla 4 1/2 kat hızlı giden ses, denizaltıların varlıklarının ve yerlerinin saptanmasında yeterli olabilmektedir.

L) Gemisi denilen Alman denizaltılanna karşı 20 30 Khz'lik ses dalgaları yayan sonarlar kullanılmıştır. Ses dalgaları, radyo dalgalarına göre daha iyi bilindiğinden, Almanlar kısa sürede kimyasal bulutlar, hava köpükleri bırakarak yanıltıcı yankılar yapmanın yollarını buldular, ayrıca Alman denizaltılan sonarlardan gelen sesi kullana rak yaklaşan gemileri de belirleyebilmekteydiler.

Denizaltılar akülerini doldurabilmek için su yüzüne çık mak zorundadırlar. Bu işlem genellikle gece karanlığın da yapılır.

Bu sürede de radarla yeri kolayca bulunabilir. İngiliz ve Amerikalıların denizaltı avı, sonar kullanan gemilerden çok, radarlı gemi ve uçaklardan yararlanarak olmuştur. 20 0 MHz'lik radarlara karşılık Almanlar da kızıl ötesi ışınlar ve 200 MHz'lik araştirma alıcılanyla kendilerini savunmaya çabalamışlardır. 10 cm'lik radarlar U gemile rini büyük ölçüde başarısızlığa uğratmıştı. Harbin ikinci yarısında Alman denizaltılan 10 cm'lik Naxos alıcıları ve

güçlü makinalı tüfeklerle donatıldılar. Ayrıca snorkel adı verilen hava borulan kullanarak, su yüzeyinin altında akülerini doldurmaya başladılar. Bu da karşı tarafı daha sık gözetleme uçuşu yapmaya zorladı.

I I . DÜNY A SAVAŞI SONRASINDA RADAR

Savaşın ardından, radarla uğraşan bilim adamları, olağan barış zamanı görevlerine döndüler. Radar'ın 1950'ye ka dar savaş süresince gelişen biçimini koruduğunu gözlü yoruz. 1950'de Stanford Üniversitesi'nde bir hızlandırıcı üstünde çalışırken yüksek güçlü Klystron'lar geliştirilin ce, bu buluş radar çalışmalarına da hemen egemen oldu. Magnetron'dan daha güçlü ve kararlı olan bu lambalar özellikle hareketli hedefleri saptayan duyarlı radarlar yapımına olanak sağlamıştır. Kristalli karıştırıcılar ve az gürültülü yürüyen dalga lambalarının çıkması mikrodalga radarlarının alıcılarını önemli ölçütte duyarlı yapmış, pa rametrik yükselteçler ve katıhal MASER'leri de, aygıtları duyarlılıklarının sınırına ulaştırmıştır. Günümüzde allanın özgürifltüsünden çok iletişim hatları ve çevreden kaynaklanan gürültü sınırlayıcı etken olmaktadır.

1950 sonrasının ikinci bir özelliği de bilgisayarlardaki ge lişmelerdir. Bilgisayar ve radarların birlikte kullanımın dan etkili güdümlü füze düzenekleri doğmuştur. Uzay ça ğının başlamasıyla, uyduian izleyebilecek duyarlıkta ra darlar yapılmış, özellikle anten çaplan ve verici güçleri oldukça büyümüştür.

ikinci Dünya Savaşı'nın koşullarında gelişmesine, laser ve kızılötesi yöntemlerle birlikte yine de askeri amaçlarla kullanılmasına karşın radar bugün sivil uygulamada da önemli bir araç durumundadır. Deniz ve hava ulaşımın da, (ve hatta kara ulaşımında hız ölçümünde), hava du rumunun saptanmasında, gökbilimde yaygın biçimde kulanılmaktadır. Dost düşman soruşturma düzenekleri de vagon taşımacılığında vagonları, tarımda büyükbaş hayvanları birbirinden ayırmada gitgide önem kazanmak tadırlar. Sürücüye gerek duymayan ulaşım araçları yapı mı için radarlı ve soruşturma düzenekti birimlerin tasa rım düzeyinde olduğu da bilinmektedir.

KAY NAKLAR:

1. Friedlander G.D., World War II. Electronics and the US Navy, IEEE SPECTRUM, C 4 N o . 1 1 , Kasım 1967

2. Hava Mareşali Sır Arthur Harris, Bomber Offensive, Collins, 1947.

3. Skolnik M.I., Introduction to Radar Systems, Mc. Graw Hill Comp., 1962

4. Encyclopedia Brittanica, Radar 5. Encyclopedia Americana, Radar