Elektrik Mühendisliği · Sayı 470 · Mart 2022
MÜHENDİS İSTİHDAMINDAKİ AŞINMA VE SENDİKALAŞMA SORUNU
Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 2022
- Sayfa
- 3
- Okuma süresi
- 8 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam
İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Mühendislik eğitimi
Anahtar kelimeler
- mühendis işsizliği
- KESK
- özelleştirme
- taban ücret
- güvencesiz çalışma
- KİT tasfiyesi
Özet
Yazar, AKP döneminde üniversite sayısındaki hızlı artışın diplomalı işsizliği körüklediğini, mühendislerin güvencesiz ve düşük ücretlerle çalıştırıldığını, KİT'lerin özelleştirilmesiyle kamuda mühendis istihdamının tasfiye edildiğini ve neoliberal politikaların mesleği nasıl dönüştürdüğünü ele almaktadır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Cemalettin Sağtekin Maden Mühendisi
KESK-Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası Genel Başkanı [email protected]
AKP’li yıllarda hemen hemen her meslek dalında olduğu gibi neoliberal saldırılardan mühendisler de payını fazlasıyla aldı. Türkiye’de mühendisler için iş bulma imkanları giderek daralırken, bulunan işlerde de çalışma koşulları ve ücretler kölelik koşullarını aratmıyor. Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) güvencesiz koşullarda çalışan, kimi yerlerde sigortası dahi yapılmayan, asgari ücretin altında çalışan mühendislerle yığılı. İşsizlik Demokles’in kılıcı gibi tepede sallandığı ölçüde bu şartları kabul etmek özellikle mesleğe yeni atılan genç ve işsiz mühendisler için bir tercih değil zorunluluk haline geliyor.
Her İle Bir Üniversite Macerasının Sonu: Kitlesel Diplomalı İşsizlik
Mühendislerin yaşadığı problemleri hem AKP’nin yükseköğretim politikalarıyla hem de çalışma hayatında yaşanan dönüşümle birlikte ele almak gerekmektedir. İktidarın her ile üniversite ısrarı sorunların başında gelmektedir. 1923-2003 yılları arasında 80 üniversite açılırken, günümüze gelindiğinde üniversite sayısı 207’ye (129 devlet üniversitesi, 74 vakıf üniversitesi, 4 vakıf MYO) ulaşmıştır. İktidar sıklıkla üniversite sayısındaki artışla övünse de bu üniversiteler belirli bir eğitim-öğretim planının parçası olmaktan öte daha çok Anadolu kentlerinin ekonomik talepleri göz önüne
alınarak açılmaktadır. Kaldı ki birçok üniversite aynı zamanda bilimsel eğitimin birer merkezi olmaktan ziyade yerel iktidar unsurlarının arpalığı olarak işlev görmektedir. Hemen her yıl gerçekten bir “üniversite” olup olmadığı tartışılabilecek kurumlardan mezun olan onbinlerce mühendis, çok azının kalifiye bir iş bulabilecek kadar şanslı olduğu vahşi bir rekabetin ortasına itilmektedir.
Diplomalı genç işsizliğin ulaştığı boyut rakamlarda da kendisini göstermektedir. DİSK Genel-İş’in Temmuz 2021’de yayımladığı rapora göre üniversite mezunu genç işsizlerin oranı toplam mezun sayısının yüzde 35.1’ini oluşturmaktadır. Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre AB ülkeleri içerisinde bu oran ortalama yüzde 16! Öte yandan son 10 yılı baz aldığımızda ise üniversite mezunlarının istihdama katılım oranları yüzde 72.8 düzeyindeydi. Yani 10 yılda işsizlik diplomalı gençler için önemli bir sorun haline geldi. Bu durum, ekonomik büyüme konusunda çizilen pembe tabloya rağmen ekonominin istihdam yaratmaktan ne kadar uzak olduğunu göstermektedir.
Kapıda bekleyen işsizler ordusu hem sömürünün katmerlenmesinde hem de buna yönelik genel bir rıza oluşturmada sermayenin en önemli kırbacıdır. Günümüzde iş öyle bir noktaya geldi ki en tepede
Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) güvencesiz koşullarda çalışan, kimi yerlerde sigortası dahi
yapılmayan, asgari ücretin altında çalışan mühendislerle yığılı. İşsizlik Demokles’in kılıcı
gibi tepede sallandığı ölçüde bu şartları kabul etmek özellikle mesleğe yeni atılan genç ve
işsiz mühendisler için bir tercih değil zorunluluk haline geliyoEr.LEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ Her İle Bir Üniversite Macerasının Sonu: Kitlesel Diplomalı İşsizlik
Mühendislerin yaşadığı problemleri hem AKP’nin yükseköğretim politikalarıyla hem
de çalışma hayatında yaşanan dönüşümle birlikte ele almak gerekmektedir. İktidarın her ile cseurmmhauyreübdanüşikzvaeennrıisnniditneanbıeüsntrüaanlrtıakkastdoöerrmlueneridl,aekrköıinlpealibtkraoşşnaırantkldaaardınargı elmektedir. 1923-2003 yılları arasında 80 üniversite kabul etamçeılyıernkegne,nçgleürniü“mişübzeeğegnemliiynodrilağri”ndsöeylüenmiiversite sayısı 207’ye (129 devlet üniversitesi, 74 vakıf etrafındüa nhievdeerfstiathetsais,ı4havliankeıfgeMtirYmOek)teunlaçşemkinışmtıer-. İktidar sıklıkla üniversite sayısındaki artışla övünse de
mektedibr.uÖüynleivkei rbsuiteplreorpabgealnidrlai sboikraketğaidtiamy-aönğsır-etim planının parçası olmaktan öte daha çok Anadolu
masını gköesntetrlierrkienni,niketikdoarnaoymakiıkn ktaesleimplleerriişgsiözzliğöinnüne alınarak açılmaktadır. Kaldı ki birçok üniversite onedlamkillmaadriıışğOaaıdfryugipsnreiauı’nnlmçıizğlndeaıraymiadonyıalırmain.şrCdlaabaukdemığğbiehışinüullmiecrmvrbeeasdtşgeivkğlöeairrniemslleğöığreyiiıtlkegiİmtmenensdiiaçnninlere.rKbiiknHianryieeaş-rmmenerhkeerziyıollmgearkçteakntezniybaidr e“üyneirveel rsikittei”daor luupnsoulrmlaardınıığnı beğenmteamrteısşiınlainbsileebceepklerkinuirourtmaylaakrdoyamnakmtaedzıru.nBirolan onbinlerce mühendis, çok azının kalifiye bir iş
örnek olbauralkabmileescleeğkekyaendiaartşılaansellıeoktlrdiuk-ğeulevktarhonşikbir rekabetin ortasına itilmektedir.
mühendislerininDalidpığloı ümcraeltılergienncçeleinşdsiiğzinlidğei,ngeunçla-ştığı boyut rakamlarda da kendisini göstermektedir. lerin büyDüİkSbKölümGüennüenl-aİsşg’ianri üTcreemtemyaukzın ü2c0r2et1le’rdee yayımladığı rapora göre üniversite mezunu genç mahkumişesdizilldeirğiingöozlreamnılentoecpelkatmir. mezun sayısının yüzde 35.1’ini oluşturmaktadır. Avrupa İstatistik
MakineOMfüihsien(EdiuslreorsitOadt)asvıe’nrıinleyraipnteığgı “öİrsetaAnbBulü’dlakeleri içerisinde bu oran ortalama yüzde 16! Öte yandan nMTYiaMnüşahnMyeeanOnkdddsaBMioduüs’uanlürzernuher1demiybn0eneiğ,ndlyiyeüidresrılzelklesedıyidorzebidnlAğe1aioir.ş4z4amt.Yşi0bğati1ıiailkrnn’dnmiin2ıinbğai5nü1sbı0mı0yi2”Trü0ımbLyz2maıü1d’şllehiadkykeıaalitknısgaidoieböşçinassseüntuireeznismmrsliugiivenakneeğadsdşirdie-ıa.siiptçeliohztmmtiplseea:2KM/z/0nlmaMı2uya1ngpOnk,ilehae%naktnamtr.C:pmçı4sbİnlms:%e/eıto/arnmB.not0irabiagçskuKs.btiittlanran’il/ndyaahobasn.emösdyuarYeAnklaamtads:remş/aaodİa%mrYs.oyotaaacaaCrs%lnğng5/ikbM.m%CMutabrlM95’/tüeiadF%ıOrhsnatl%s%eı9YsemnFCCetaodsaş44kr/iay%ds%oyuaoloaBnerBnncnrMa10sorMAsn/hm%tmraülaaanaChsşlbie%rti3unnıın%Clrddimei4ynas%YlaüegsarBizı%esA,1dlt.Crpdiea5dhşi%ft7.ıdr9m2aBFam.aus8yıa, n2M02%1,C3%BC bile alamyaadraığtımgaökrütalünyonre: kadar uzak olduğunu göstermBeCÖkhtteeenddyiisarln.edrAanra%üClk5e%9içFetr%isiCnd4e%Bk1orşmulalsa%r Ca4ğ%ırlBaş1t.ıpkdçfa, ülkenin görece da
üniversitelerinden mezun olan gençler gözünü yurtdışındaki okullarda akademik kar
sürdürmeye veya iş imkanlarına dikiyor. Gazete Oksijen’in anketine göre Boğaziçi, İ
ODTÜ’nün bilgisayar mühendisliği bölümlerinin son sınıfındaki 165 öğrenciden 13
daha dönmemek üzere yurtdışına gitmek istiyor. Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr
Tuğcu, son dönemde 12 Eylül döneminden daha yoğun bir kaçış olduğunu, yüksek lis
noktaya geldi ki en tepede cumhurbaşkanınddoakntoreanpraolgtrakmadlaerımndeadçeakliışapcaatkroönğarenkcaidbaurlamseardmıkalayreını belirtiyor. Elbette yurtdışı h sdsöoükyzlaeeknmtianiidnetarbayfüaıtnnüdsnıamhaakesdtıönerfıletgraöih,sttaeksröıilrheklaeilknin, eşikagrtietdltaiarrrmıançgyeıyaeekltrakıtiçşkşeaeımnılkbınliyuşeTçoşlkeüritş.eikrrgeksieütinibymmcmieülee’ledenkymeraeymmneibşeküesztdhgiuezieenldnliniridğkçrsi.aeilsneynÖirı,ssiotygıihlel“mtedroiiadpşakmeldiaıbımknbğeaıuınlğaiçegCnpeneurrmmniomsiçpilihnlyayuedogorreniairylnlnadeardteriva”tşbaeurdiehüickrbeuotllyaiukknöcklaaelleıiynğoeörn.meÜamhllkkieuanmlianneldka beğenmediği söylemine ikna edilmiş durubmiridsiadoılra.n Ckaummuhuikrtbisaaşdkiatnelşıeğbıbüİsnlesrai niseKAayKnPa’knilnarıbaşlattığı özelleştirme saldırıl Ofisi’nin yayımladığı ücret verileri gençnleerreidneysieş tabmeağmenenmetamsfeiyseiniendilmsieşbtier.plTeÜriPnRi AoŞ,rtaSyEaKA, Tekel, Şeker Fabrikaları koymaktadır. Bir örnek olarak mesleğe yeni Tateılleaknomelevketridka-healenkitcreolneriik…müBhuensüdriesçlersionninoalaldraıkğı MKE, TEİAŞ gibi kurumla
ücretler incelendiğinde, gençlerin büyük böl“üömzeürknlüeşntiramsge”araidıüaclrtıentdea ysaerkmınayeüycereatllaenreaçmılaarahkkusümrdürülmektedir. Geriye kalan b
eKdaiyldniağki:gTöÜzlİeKm. 2le0n2e1c. 1e.kÇtiery.rek.
KİT ve kamu kurumunda ise mühendis alımları giderek sınırlandırılarak, istihdam po taşeronlaştırma ve çeşitli adlar altında güvencesiz çalışma biçimleri eks
yürütülmektedir. Kamuya girebilenler ise mülakat süreçlerinde siyasi aidiyetlerin
Kapıda bekleyen işsizler ordusuesedhçilimelmmişekdtuesrdöuimrm. dKüadırsıüar.cnaüsınmükhaetnmdiserislteihndmameısnidna dkeamhuneumn rodlüe nberuedneayse tamamen yönelik genel bir rıza oluşturmada sermayeninSoenunç öolnareakmmliühkeınrdbisalickıgdiıbri.geGçmüinştüemsınüıfzadtelamişanıöny, dleahabiyri yaşama ve ç
koşullarının, güvenceli bir geleceğin garantisi olarak görülen hemen hemen her
dalının yaldızları sermaye düzeni tarafından sökülürken; her yıl bu hayallerle mesleğe
on binlerce genci işsizlik veya kölelik ikilemi karşılamaktadır.
Mühendislikle ilgili olarak ele alınması gereken bir diğer konu da mesleğin neo
kapitalizm ve günümüzde dijitalleşmeye bağlı olarak yaşadığı dönüşümdür. Bilindiğ
Türkiye’de 24 Ocak 1980 kararları ve peşi sıra 12 Eylül askeri darbesiyle uygu
Kaynak: Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi, Üniveri, https://www.cbiko.gov.tr/projeler/uni-veri
K?paryocneasks:=CseucmtiohnuPrbroafşiklea&nlsıeğcıtiİonnsParnofKilea=yn1a6k&lavarıriaObfliessi=, Ü3 niveri, https://www.cbiko.gov.tr/projeler/univeri?process=sectionProfile§ionProfile=16&variables=3
Makine Mühendisleri Odası’nın yaptığı “İstanbul’da Yaşayan Mühendisler
Araştırması” mühendis emeğinin ne kadar değersizleştiğinin bir başka göstergesi.
Mühendislerin yüzde 14.01’inin 2021 yılı içerisinde TMMOB’un belirlediği 4 bin 250 TL’lik
taban maaşı bile alamadığı görülüyor:
Öte yandan ülke içerisinde koşullar ağırlaştıkça, ülkenin görece daha iyi üniversitelerinden mezun olan gençler gözünü yurtdışındaki okullarda akademik kariyerini sürdürmeye veya iş imkanlarına dikiyor. Gazete Oksijen’in anketine göre Boğaziçi, İTÜ ve ODTÜ’nün bilgisayar mühendisliği bölümlerinin son sınıfındaki 165 öğrenciden 130’u bir daha dönmemek üzere yurtdışına gitmek istiyor. Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tuna Tuğcu, son dönemde 12 Eylül döneminden daha yoğun bir kaçış olduğunu, yüksek lisans ve doktora programlarında çalışacak öğrenci bulamadıklarını belirtiyor. Elbette yurtdışı hayalini gerçekleştirebilen mezun sayısı toplam içerisinde devede kulak kalıyor. Ülkenin kalifiye yetişmiş işgücü kaybedilirken, geride kalan milyonlar bu ücretli köleliğe mahkum edilmeye çalışılıyor.
Türkiye’de mühendis istihdamının Cumhuriyet tarihi boyunca en önemli alanlarından birisi olan kamu iktisadi teşebbüsleri ise AKP’nin başlattığı özelleştirme saldırıları ile neredeyse tamamen tasfiye edilmiştir. TÜPRAŞ, SEKA, Tekel, Şeker Fabrikaları, Türk Telekom ve daha niceleri… Bu süreç son olarak MKE, TEİAŞ gibi kurumlar için “özerkleştirme” adı altında sermayeye alan açılarak sürdürülmektedir. Geriye kalan bir avuç KİT ve kamu kurumunda ise mühendis alımları giderek sınırlandırılarak, istihdam politikası taşeronlaştırma ve çeşitli adlar altında güvencesiz çalışma biçimleri ekseninde yürütülmektedir. Kamuya girebilenler ise mülakat süreçlerinde siyasi aidiyetlerine göre seçilmektedir. Kısacası mühendis istihdamında kamunun rolü neredeyse tamamen tasfiye edilmiş durumdadır.
Sonuç olarak mühendislik gibi geçmişte sınıf atlamanın, daha iyi yaşama ve çalışma koşullarının, güvenceli bir geleceğin garantisi olarak görülen hemen hemen her meslek dalının yaldızları sermaye düzeni tarafından sökülürken; her yıl bu hayallerle mesleğe atılan on binlerce genci işsizlik veya kölelik ikilemi karşılamaktadır.
Mühendislikle ilgili olarak ele alınması gereken bir diğer konu da mesleğin neoliberal kapitalizm ve günümüzde dijitalleşmeye bağlı olarak yaşadığı dönüşümdür. Bilindiği üzere Türkiye’de 24 Ocak 1980 kararları ve peşi sıra 12 Eylül askeri darbesiyle uygulamaya konulan vahşi neoliberal saldırıların en temel hedeflerinden birisi emekçi sınıfların bütün örgütlülüğünü ortadan kaldırmak ve sermayenin saldırıları karşısında savunmasız kılmaktı. Örgütsüz bir toplumun elinden yıllar içerisinde kazanılmış ekonomik ve sosyal hakları gasp etmek daha kolay olacaktı. Özel olarak mühendisler açısından durum bundan farklı olmadı. 2000’li yıllara gelinirken mühendis-
lerin reel ücretlerinin gerileyişine dair araştırmalar mevcuttur. (https://emekatolyesi.org/sites/default/ files/kaynaklar/emek-sureclerinde-donusum.pdf)
Elbette yaşanan her ekonomik krizin faturası emeğe kesildiği ölçüde çalışma koşullarında ve ücretlerde dramatik bir gerileme yaşanmıştır. 2001 krizinden başlayarak günümüze gelinen süreçte bunu birebir gözlemlemek mümkündür. Örneğin 2009 yılında yapılan bir araştırma yasal çalışma süresi olan haftalık 45 saatin daha o günlerde nasıl yolgeçen hanına çevrildiğini gösteriyor: TMMOB üyelerinin yüzde 19.2’si, üye olmayanların da yüzde 11.7’si haftalık ortalama çalışma süresini 51-60 saat; aynı sırayla yüzde 8.6 ve 5.1’i ise 60 saatten de fazla olarak belirtmiştir. Haftada 41-50 saat çalışma oranı ise üyeler arasında yüzde 35.1, üye olmayanlarda yüzde 18.9’dur. O günlerden bugüne köprünün altından çok sular aktı ve mühendislerin çalışma koşullarındaki erozyon daha da arttı.
Gelişen teknoloji ve dijitalleşme ile birlikte artık kafa ile kol emeği arasındaki sınırlar daha bulanık hale gelmeye başlarken, mühendisler de bu dönüşümün sonuçlarıyla fazlasıyla yüz yüze kalıyorlar. Tıpkı 20. yüzyılda kol emeğinin Fordist üretim tarzıyla yaşadığına paralel bir şekilde, kafa emeğine dayanan bir meslek icra eden mühendisler de dijitalleşmenin bir uzantısına dönüşmektedir. Üretim sürecinin geneli üzerindeki kontrol yitirildiği ölçüde mühendislerin birçoğu mesleki değersizleşmenin ve yabancılaşmanın ortasına itilmektedir.
Pandemiyle birlikte uzaktan çalışma uygulamalarının yaygınlaşması bu konuda bir örnek olarak verilebilir. Birçok büyük şirket pandemiyle uygulanmaya başlanan ve kendilerine büyük maliyet avantajı yaratan evden, uzaktan çalışma uygulamalarını artık kalıcı olarak sürdürmeyi düşünüyor. Bu durum en önemli etkisini ise çalışanların mesai saati kavramının belirsizleşmesi, üretim süreci içerisindeki kolektiviteden koparılarak yalnızlığa itilmesiyle gösteriyor. Özellikle performansa dayalı çalışma biçimlerine yoğun olarak maruz kalan mühendisler için bu durum sömürünün katmerleşmesi anlamına geliyor. Dahası mühendislerin gözünü kariyer hedefleriyle kamaştıran ve bu yolla vahşi bir rekabetin içine iten özel sektörde yoğunlaşan sömürüye karşı örgütlülük oldukça zayıf durumdadır. Özel sektörün hemen hemen her alanında mühendisler emek eksenli, örgütlenmelerin dışında tutulmaktadır ve çeşitli engellerle karşılaşmaktadır. Öte yandan sadece mesleki temelli örgütlenmenin bu sürece karşı koyamayacağı ortadadır. Mühendislerin de yaşadıkları işçileşmeye paralel olarak sınıf mücadelesi içerisinde konumlanabilecek asli bir unsur olduklarını kavramaları ve buna paralel örgütlenme arayışlarına girişmeleri bir zorunluluktur.