Elektrik Mühendisliği · Sayı 368-369 · Haz-Tem 1989

BİLGİSAYAR DESTEKLİ EĞİTİM Mİ? BİLİNÇLİ DÜŞÜNCEYİ ENGELLEME Mİ?

Arif Künar

Mühendislik eğitimi Görüş ve değerlendirme

Yıl
1989
Sayfa
9
Okuma süresi
27 dk
Görüntülenme
0

Konu

Mühendislik eğitimi

İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Bilgisayar, yazılım ve internet

Anahtar kelimeler

  • Bilgisayar Destekli Eğitim
  • Althusser
  • Illich
  • McLuhan
  • ideolojik aygıt
  • müfredat

Özet

Yazar, Bilgisayar Destekli Eğitim (BDE) kavramını Althusser, Illich ve McLuhan'ın teorik çerçevelerinden hareketle eleştirel biçimde ele alarak, okulun ideolojik işlevlerini ve BDE'nin bu işlevleri güçlendirme riskini tartışıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

B İLGİSAY AR İLİNÇLİ

Arif KÜNAR

E ESTEKLİ

ĞİTİM

UŞUNCEYıCNGELLEME

"KHlae dovlot ayırımı,devlet blllm ayırmalarıyla tamamlanmalıdır.Bu ayırımın teknolollyl yok edeceğinden korkmamalıdır. Hor zaman,yazgılarının uataaı olmak yorlno bilim adamlığını aeçerek,bedell ödendiği aüreee,en aşağı turdan köleliği leteyerek boyun ağan ki fili• bulunaeaktır.Yeterkl.yaptıklannı İncele ylp,onlara övgüler düzen, çevreamde başka klşllar da olaun. Etki Yunan gallşü va llariadl; çûnkû, latak alz kölalarln hlzmatlarl OatOna dayanıyordu. Bflzlar, ünlvoraltalarda va laboratuarlarda, blza hap gaz, alaktrtk, atom bombaaı, dondurulmuş ylyaoak, arada bir da İlginç maaattar aağlayan oaşltll İstekli kolalar aayaalnda gelişip Harlayacağız. 8u kalelere İyi davranacağız; hatta önlen dinleyeceğiz de; çünkü arada bir anlatacak İlginç öyküleri oluyor; ama, 'Herlatlcl' eğitim kurumlan kılığında tdodofllorinl çocuklarımızın beyinlerine aşılamalarına İzin vermeyeceğiz. Bilimin uyduruklarım» aânkl varolan tek olguaal önermelermlş gibi öğretilmelerine göz yummayacağız. Şu Ullm' devlet aymmı, bİUm ve. teknik yoğunluklu çağımızın kızgın barbarlığını yenmede belki de tek şanaımız; böylece, henüz tümüyle gerçekleştir mediğimiz ama gerçekleştirebileceğimiz Inaanhğa ulaşmayı başarabiliriz.'' O)

GİRİŞ YERİNE ...

Gündemimizi uzun bir süredir sessizce "işgal" 9den, tek nokratik bir bakış açısıyla (birkaç megahertz daha hızlı çağ atlamak niyetiyle herhalde) devlet "baba" ta rafından onaylanıp—resmiyet kazandırılarak— piyasaya sürülen, bu arada kraldan çok kralcı "bilimsel" kafalı adamlarımızın da yoğun akademik gayretleriyle destek leyip beşledikleri, yüzyılımızın en son numarası; çağdaş

bilimsel teknolojik bir devrim masalıyla karşi karşıyayız: Bilgisayar Destekli Eğitim (BDE ) ya da Bilinçli Düşünceyi Engelleme (BDE)...

Yazımızı iki ayrı kanalda oluşturmaya çalıştık. Birinci ka nal: BDE sorununa daha geniş kapsamlı toplumsal ta banda, teorik söylemleri (özellikle, okul, eğitim, ideoloji, teknoloji) ve ilişki biçimlerini eleştirel ifâdelerle kurcala maya ve belli ölçülerde homojenleştirmeye çalışarak

ELEKTHIK MÜHENDİSLİĞİ 368/309

(çok farklı öncüllerden ve düzlemlerden yola çıktığımız için biraz da savruk gibi görünen), tartışılması gereken "asıl" ve "önemli" niyetleri ön plâna çıkarmaya çalışan, oldukça "naiv"bir ön metin deneme yazısı...

İkinci kanalda ise, bu "çağdaş bilimsel teknolojik devrim masalfnl daha çok günümüzde tartışılan biçimiyle, top lumsal alışkanlıklarımızın, eğitim sistemimizin; teknik, sosyal ve kendine "has" rasyonalitesiyle karşılaştırarak, daha iyi hissedilebilir somut örneklerle çerçeveyi tamam layıp, doğrudan BDE'yi "olumsuzlama" ve en son tahlilde de "red* etme haklılığına ulaşmaya çalışacağız.

Eğitim konusunda yazıp/çizerken, a prlori olarak öncelikte okuldan ne anladığımızı ortaya koymaya çalı şacağız. Özellikle de, okulun ve çağdaş eğitim kurum , larının gördüğü gizli ideolojik işlevleri açığa çıkarmak ve/ ya çıkarmaya çalışmak, bu yazının ağırlıklı "hedefi'ni oluşturuyor. Bu gizli işlevleri görünür kılmaya çalışırken/ aynı zamanda, somut olarak yaşantımızdaki "tahribat" larını ve sonuçlarını da kısaca tartışmaya çalışacağız. Bütün bunların yamsıra (becerebildiğimiz kadarıyla) ne için ve kim için eğitim öğretim sorularına yanıtlar bul maya çalışırken; gündemimizi belirleyen yönlendiren kavram ve bilgileri resmi söylemin dışına taşırıp, bugün kafalarımıza yerleş(tiril)miş bulunan bilginin kayranış biçimlerine, süreçlerine de "müdahale"'etmeyi ve dola yısıyla bu süreçlerin dışında oluşmuş söylemleri aktar mayı anlamlı ve zorunlu gördük...

DEVLETİN İDEOLOJİK AY GITI: OKUL... ,

Okul; belki de varolduğundan günümüze kadar en çok • tartışılan ve en çok misyon yüklenen sine qua non (ol mazsa olmaz) bir kurumdur. Althusser'derf; Foucaulfa, Neill'den; lllich'e kadar çeşitli teorik ve politik söylemle rin oluşmasında olgunlaşmasında temel teşkil eden en önemli "ideolojik"yap\ taşıdır: Okul... '••*"' önce Althusser' den başlayalım... Çünkü, okulu irdeler" ken tartışırken, Althusser'in; varolan toplumsal yapılan maların, sistemlerin ve en genel anlamıyla devlet kav ramının bütünselliğinde (okulu) önemli bir işleve sahip kurumlardan birisi olarak tanımlayıp, derinliğine sorgu ladığı: "ideoloji v« Devletin İdeolojik Aygıtları" adlı yapıtından söz etmeden geçemeyiz. Kısaca DİA (Devletin İdeolojik Jtygıtları)nı açmak, gerekirse, DİA: Doğrudan hükümeti, orduyu, polisi, mahkemeleri, hapis haneleri içeren devletin baskı ayğıtt'nın yamsıra, üst yapı kurumlan olarak tanımlanan; din, kültür,'aile, okul ve her türlü iletişim olanaklarıyla donatılmış kurumlardan oluşur. Ve DİA'larım, 'devletin baskı aygıtı'ndan ayıran en belir gin özellik; DİA'nm ideolojilerle varlığını sürdürmesi ve yalnızca ideoloji kullanarak işlemesidir. Althusser'e göre, okullar; kapitalist toplumsal formasyonun üretim ilişkilerinin büyük bir bölümünün, yeniden üretim işlevini

yerine getirmektedir. Bunun yamsıra, "sivil ve mesleki vicdan, ahlak kuralları, açıkçası toplumsal teknik iş bölümüne saygı kuralları" (2) yani sözün özü; halen geçerli ve varolan süren düzenlerin gidişatına, havasına uyma becerileri öğretilir ve nihaî olarak, kafalar "ideolo jik" olarak, varolan sistem yönünde sürekli olarak dönüştürülür. 1989 Türkiye'sinde ilkokullarda okutulan Türkçe 2 Kitabı'ndan bir alıntıyla, bu kaygılarımızı daha somut olarak aktarabiliriz sanıyorum:

" Kavga da etmemeliyiz efendim, diye ekledi Mehmet.

Hepimiz kardeşiz.

'.

Öğretmen bu sözleri de doğru buldu:

Şimdi okulun kurallarına uyuyorsunuz. Büyüdüğünüz zaman devletimizin kanunlarına da uyacaksınız, dedi" (3).

I

OKULSUZ TOPLUM...

Batı dünyasını oluşturan bütün kavramlara, kurumlara ve yaşam biçimlerine, bunların türevi olan tüketim toplum larına karşı çarpıcı eleştirileri ile tanınan lllich'ın yak laşımında okul sorunsal; AKhusser'in yaklaşımından daha uç ve radikal argümanlar tajtyor. lllich'in yaklaşımı nı kabaca özetlen&ey» çah|ıj««k;aûnümüzde (artık iyice yaşanır ve hissedHebiHr bîçjnıd»). özellikle bizim gibi üçüncü dünya ülkelerine, birinci dünya ülkelerinden ak tarılan yeni ve modern fonolojileri belli başlı üç ana bölüme ayırabiliri*. Kısaca, .üreijimiş. mallar, bunları üre ten teknolojiler ve erv önerçtlfol de; insanları bu ilişkilere alıştıran/hazırlayan (teknolojileri ve üretHen malları sor gusuz sualsiz üretmeyeftuketmeye, sonuç itibarıyla ka bullenmeye iten) butun hizmet kurumları, diye sınıflaya biliriz.. Bu hizmet kurumlan içinde d« — özellikle — en önemli ve etkin bir işlev» söhlp ofcn kurum; okuldur. Çünkü öncelikle okulun Ürettiği insanlar (ve yetişkin öğrenciler) sonuçta, "potansiyel* ufarak üretim/tüketim alanlarında sürekli bir te/ep oluşturmaktadır. Başka bir ifâdeyle söylemeye çalışırsak; bugünkü yüksek enerji talebine dayalı toplum modeli, modern yoğun karmaşık teknolojiye hayranlık duyan toplum modeli, bireyciliği, her ne pahasına olursa.olsun ayakta kalabilmeyi öğütleyen (işbitirici, köşedönücü) maddi bir "refah" söyleminin peşinden koşan toplum modeli ve bütün bu toplumsal yapılanmalara ait düşünce sistemi mantık diz gesi; önce okullarda yeşerip, büyü(tül)mektedir. Bütün bu modellerden kaynaklanan sonuçla; sanayileşmiş1, kendilerine yeni yeni pazarlar arayan ülkelerin at koşturduğa, herkesçe malum bir piyasa ortamında, mo dası geçmiş teknolojileri alıp kullanarak ağır bir bedeli kendimize ve gelecek kuşaklara ödetiyoruz. (*)

Devam edelim., lllich'e göre: "Okullar ne satar? Müfre dat" (4). Sonuçta, satılan diğer bütün ticari ürünler, mal lar gibi müfredatta, aynı ilişkiler dizgesinin tüm özellikle

O Sanayileşmiş ülkelerin (sanayi) artıklarının çöplüğü olmamız yetmiyormuş gibi, bir de; teknoloji çöplüğûhe dönüşmeye başladı ülkemiz. Korkanz bu gidişle TOTAV (Türkiye'yi Tanıtma Vakfı), yurtdışında.yayımlanan dergi vs gazetelere verdiği çarşaf çarşaf ilânlarda, şöyle sloganlara da yer verecek gibi görünüyor: "Eskimiş teknolojilerinizi atmayın, değerinden fazlasına alınır. Adres: Türkiye" Tedavülden kaldırılmış nükleer santraller, tabutluk diye anılan — hergün istisnasız bir tanesi düşen savaş uçaklarından sonra, şimdi de bilgisayarlar...

rini taşır ve aynı süreçte üretilir. Önce okulların, eğitim birbirlerine kavuşmalarını, mallarının kolayca taşınma

sistemlerinin müfredatının sağlanması için, — sözde — sını, yeni kent formlarını yaratmadı. Bu "endüstrileş

bilimsel bir araştırmaya girişilir, uzmanlarla bilim adamları tirilmiş trafik"aynı zamanda; kazaları, ayrılıkları, adi ser

başarı (I) için gerekli olan yöntem ve araçları seçerler. vis kurumlarını, trafik polisliği kurumunu ve kurallarını,

Böylelikle daha önceden bilimsel olarak tasarlanıp kabul kaynak tüketimini, çevre kirliliğini ve stresi de berabe

edilen müfredatın 'cazibesi'; ürünün geniş bir alıcı rinde getirdi. Bütün bunlar (yani yan etkiler ve bunların

yığınına, yani Öğrencilere sunulmasına yarar. Bu 'cazibe' türevi kurumlar) sonuçta; taşıtların taşıdığı maldan

de, pahalı müfredata {yüksek teknolojiye; örne ğin; Bilgi bağımsız olarak ya da daha düz bir ifadeyle, taşıtların

sayar kullanımına) olanak sağlayarak, BDE'e kılıf işlevlerinden bağımsız olarak oluştu. Bir taşıtta eroin

hazırlar. İlginçtir, genellikle eğitimciler uzmanlar, müfre taşınmasıyla, yiyecek taşınması arasında hiçbir fark

datın pahalıya mal olmasını; "öğrenmedeki başarı müfre yoktur. Bu işler taşıt olmaksızın gerçekleşemeyeceği

datın maliyetiyle orantılı olarak artar" ya da daha kes için, bir bakıma onun "içeriği" olduğu söylenebilir. Ger

tirme bir mantıkla "iş kullanım kaynaklarıyla genişler" çekte bir iletişim aracının "içeriği'nin, aracın niteliğini biz

diye açıklamaya çalışırlar. (*)

den saklaması çok tipik bir durumdur. Bu "endüstrileş

Oysa bu oldukça basit ve "tehlikesiz" gibi görünen ideo tirilmiş sürecin ve yaşama biçimlerinin bütün ayıbını,

lojinin ardında; bugünkü sanayileşmeci, teknokratik, açmasını gizlemek, hatta hoş göstermek için hemen aci

katı merkeziyetçi yönetimlerin ve en önemli (birincil) ilke len yeni yan kurumlar ortaya çıkartılır. Böylece bu süreci

si kâr olan şirketlerin amaçlarını ve "icraaflarını görmek sürekli kılmak ve idâme ettirmek için, sürekli olarak yeni

oldulşça kolay.

kurumlar üretilerek, eskilerinin yerine ikâme edilir. İşler

iyice sarpa sarınca ya da sistem büyük bir açık verince,

Okul özellikle öğrenciyi sonsuz bir yanşa sokar. Bu yeni bilimsel teknolojik yapılar legalize edilip, kurum

yarışı hızlandırmak için yapılan her türlü harcamalar ve ' laşması sağlanır. Eğitim oğretim kurumlarındaki varolan

kullanılan teknolojiler de son tahlilde bu süreci sürekli açmazı, tıkanmayı aşmak için, hemen "çağdaş" yeni bir

artırmaya yöneliktir. Ve bu kısır döngü, daha gelişmiş ye teknolojik değişimle bu sorunsalın çözümüne gidiliyor.

Heri düzeylerde; Uluslararası Eğitim, Bilgisayar destekli Sonuçta pragmatist bir yaklaşımla, BDE legalize

Eğitim gibi projelerle ivme kazandırılarak bizlere empoze edilip, zorunlu, çağın getirdiği, kaçınılmaz bir h&\e dönüş

edilir. Sonuçta Okul, başka hiçbir şey öğretmese de: türülüp, topluma rahatlıkla empoze ediliyor.

"Kalkınmanın değerini, iş yapmanın Amerikan biçimini

öğretir" (4). Geriye doğru bakınca» şimdi daha iyi görüyo

ruz; Amerikan menşeli — oldukça ince düşünülmüş —

üniversiteki "curve" sınıf geçme sisteminin bugünkü izle

rini, hayatımızdaki izdüşümünü.,. Bu sistemde başarılı

olabilmek için; ders notlarını, bilgilerini paylaşmak iste

meyen, kendi bacağından asılmaya kalkan (aşırı dozda

x bireyci ideolojiye maruz kalmış) ve bu günlerin iktidar

kadrosunu oluşturan insanlarını ...

İLETİ, İLETİŞİM ARACININ KENDİSİDİR...

Çağımıza damgasını vuran "teknolojik deterministlerin pirî McLuhan; teknolojinin, tekbaşına toplumsal dönü şümlerin belirleyicisi olduğu yönündeki yaklaşımları daha da uç noktalara taşıyarak, toplumların tarihsel geliş mesini ve siyasal iklimlerinin değişmesini asılbelirliyenih kitle iletişim aracınımn kendisi olduğunun altını önemle çizer. İletişim aracının, teknolojinin IMlal: Aslında in sani boyutta ve çok çeşitli düzlemlerde; yaşam biçimle rini belirleyen, yeni ilişki biçimleri örgütleyen, toplumsal matristeki; sosyolojik, ahlaki, ideolojik değişimlerin ve inançların ta kendistivr. McLuhan'a göre bilgisayarların düzenlenmelerinde görüleceği gibi, bir soyut resim, ya ratıcı düşünce süreçlerinin doğrudan bir gösterimini tem sil eder. Burada bizi ilgilendiren varolan süreçleri hızlan dıran ya da güçlendiren olarak modellerin ya da düzen lemelerin sosyal ve psikolojik sonuçlarıdır" (5).

örneğin taşıtları ele alalım... Taşıtlar yalnızca insanların

O Bu teknokratik yaklaşıma, bizden bir örnek vermek gerekirse: "Yakın tarihimize bir göz atarsak, en fazla gelişmeye uğrayan •sektörlerin yüksek teknoloji uygulayan sektörler olduğunu görürüz. O halde okullarımıza da yüksek teknolojinin kendisi olan bilgisayarı mutlaka sokmalıyız."Prof. Dr. Bilgin KISAKOREK: "OkuHanmızda BDE Projesi", Sistem Dergisi.

368/369

DEMOKRASİ VE OKUL...

Geleneksel eğitim sistemleri "çağ" atlıyor. Artık tek bir öğretmenin, tek bir öğrenciyle meşgul olup, diğer öğrencilerin başıboş ve dağınık bir şekilde, sıranın ken dilerine gelmesini bekledikleri ortam yavaş yavaş aşılıyor. Y eni eğitim sistemleri, (özellikle de BDE): "Herkes için bireysel bir konum saptayarak, hem tek tek herkes üstündeki denetimi, hem de bütünün aynı zaman da çalışmasını, olanaklı kılmıştır. Böylece eğitim süresinde yeni bir tasarruf sağlanmıştır." Artık okul yeni eğitim sistemi sayesinde; "bir eğitim kurumu olduğu ka dar; denetleme, aşamalandırma ve ödüllendirme maki nası olarak çalışacaktır" (6).

Bu arada hissettiğimiz gizli bir tehlikeye de dikkat

çekelim... Toplumdaki varolan bütün kurumların, yavaş

yavaş okullaşmasına... Çünkü okullarda ki müfredatta;

sürekli olarak çocuklara, öğrencilere, "çocuk öğrencile

re" okullarını bitirince de, yani daha sonraki yaşamların

da da yetişkin öğrenci" olarak kalmaları ideolojisi em

poze edilir. Statûko'ya kafa tutabilen, "marjinal" bilima

damı örneğini sessizce sürdüren Kürşat Bumin'a göre:

"Y urttaşlık, öğrencilik karşısında gerilemektedir". Ve

"giderek hakimiyetini kuran 'sürekli eğitim' felsefesi

çerçevesinde, öğrencilik artık yurttaşlığa geçiş için zo

runlu görülen bir dönem olmaktan çıkıp, kalıcı bir nitelik

kazanmaktadır" (7). Çünkü; devlet dairesinden, hasta

haneye kadar her türlü kurumda yetişkin Öğrencilerden

istenen; bilenler ve mevcut "mevzuat" karşısında, uy

saltığım ve öğrenciliğini korumandır. Okul bu anlamda,

toplumdaki bütün kurumların önemti bir emsali ve proto

tipidir. Oysa sağlıklı bir demokrasiden bahsedebilmek

için, herşeyden Önce yurttaşlık zorunlu ve gâreklidir,

öğrendik değil. Günahıyla/sevabıyla yaşadığımız, soluk

alıp verdiğimiz bugünkü ortam da, okullarda demokrasi

nin varolmaması; aslında "yetişkin" öğrencilerden

oluşmuş toplumlarda da demokrasiden söz edileme

yeceğinin çok belirgin ipuçlarını kolayca yakalayabilme

mize yardımcı olur sanıyoruz...

."

• •. '

'••'• ı

."•'•

GÖKTEN BİR MİLY ON BİLGİSAY AR DÜŞTÜ.

BİLGİSİ DEĞİL AMA,

SAY ARI ÖĞRENCİ LERİ N BAŞINA,,.

Y azımızın ikinci bölümünde, BDE ile ilgili tartışmalara doğrudan girmek istiyoruz. Sevgili okur, sabredip buraya kadar okuma zahmetine katlanabüdiysen eğer, bundan sonra işimiz oldukça kolay. Bu aşamada, ilk bölümde kafalarımızın netleştiğini düşünüp (karışmışta olabilir, çünkü; biraz da böyle olmasını, tartışmanın sağlığı ve bu bölümde dayanacağımız temellerin sağlam olması açısından zorunlu gördük) BDE projesinin ardında gizle nen tuzağı, resml/gayri resmi niyetten belli ölçülerde ho mojenlestinp, görünür kıldığımıza inanarak devam ediyo

ruz yazımıza...

Can alıcı soru şu: Bir milyon bilgisayar neyin ifadesidir? Doğru yanıt: "Bir milyon bilgisayar bir özlemin ifadesidir* (8). Fakat üzülmeyin, bilgisayar firmalarının pazar sava şımındaki satış özlemlerinin rakamsal ifadesidir, diye yanıtlayan okuyucularımız da tam puan aldılar. Bu telâfu zu hayli zor, bol sıfırlı özlemi, BDE'nin şimdiki (*) "patron" undan önceki "patron'u, yani eski Milli Eğitim Bakan'ı Ha san Celal Güzel dile getirmiş.

Sayın bakanın bu güzel (I) özlemi ülkemize, 1988 yılı ve rilerine göre — kendi hesabı — fazlası yok eksiğiyle en az 4 trilyon'a patlayacaktı. Dünyada bu kadar büyük ve.' bu denli pahalı başka hiçbir proje olmadığı için (böyle oh masıyla övünülüyor), bütün irili/ufaklı bilgisayar üreticisi firmanın gözü ülkemizdeki bu pazara dikildi. Bilgisayar ' üreten gelişmiş kapitalist ülkelerde, örneğin: BDE proje sini başlatan ilk ülke olan ABD'de bile 39 öğrenciye, ingiltere'de 20 öğrenciye bir bilgisayar düşerken, Ülkemizde (eğer proje gerçekleşirse) 9 öğrenciye bir bil gisayar düşecek. Bu noktada ister istemez aklımıza kötü şeyler geliyor, kafamıza bazı soru işaretleri takılıyor. Çok açık. olarak, BDE projesinin gizlenen amaçlarından birisi daha böylece ortaya çıkıyor. Y ani, bilgisayar üreticisi ve sapası firmalara açıktan çok büyük kârlar sağlanması amam. Sayın bakan da bunu yarım ağızla itiraf ediyor: "Zaten bir milyon bilgisayar lafını duyanlar,/ uzun Zamandan beri. etrafımızda dönüyorlar. Biz de bunlara gelin kendinizi gösterin şartını öne sürdük" (9)., Arayıpta bulamadıkları bu "nâzik" ve "samimi" daveti memnuniyeti» kabul eden firmalar, 44 değişik bilgisayar tipiyle pilot okullara girdiler.

Bu firmalardan alınanbikjisayarlardan % 80'inin bozuk olduğu bakanlık denetçilerim» saptanmış, 1965 yılında > alınan 1100 bilgisayarın bugÖh atıl durumda okluğu, biz zat sayın bakanın açıklamalarında yer almıştır! Bu arada da, bazı kolej ve özel okullarda, bakanlığın bir milyon bil gisayar projesinden pay kapmaya düşleyen çeşitli firma lar; okul aile birlikleri, okul koruma dernekleri ve okul yöneticileri ile işi "pişirerek* okullara ucuz bilgisayar sağlama yoluna gittiler. Hatta, "bu kadarla da yetinme yip, bu dev pastadan" pay kapabilmek uğruna, «kıl almaz boyutlara vardırılan kampanyalar başlattılar, örneğin:. Mintax Deterjan Sanayii A.$./île Bilkom Apple Şirketle rinin; "Okulunuz bir Apple Macintosh bilgisayara kavuş sun, Üstelik bedava", "Ak» deterjan kutularının kapak larından 5 bin adej kesip yollayan okula bilgisayar ve receğiz" yollu kampanyaları bir hayli tepki topladı...

Gelelim, yazılım { software) konusuna... Bu konuda da sayın bakanımızın, bir hayft Bginç, ilginç olduğu kadar da düşündürücü bir yaklaşımı var. Eylül 1989'da Bilgisayar Dergisi'ne verdiği demeçte şöyle diyor: "Y azılımına ge

O Durum biraz karışık. Şimdiki 'patron'u dyorum. çûnka. ben bu yazıyı yazmaya niyetlendiğimde Miti Eğitim Bakanı; Hasan Ce lal GOzel'di. Onun yerine daha sonra Avni Akyol getirildi. Aklımın bu işlere fazla ermeyişinderr ve üstelik haddime de düşmediği için, bu değişikliklere 'aklı salim'bir açıklama getiremeyeceğim. Gerçi kendimce — gülünçle olsa — bir neden bul dum. Sanınm BDE projesinin uğursuzluğundan kaynaklanıyor. Neden derseniz, projenin gündeme geldiğinden beri, 4 yılda ko nuyla Kgili 4 bakan değişti (tamdört dörtlük bir durum). Sırasıyla, Vehbi Dinçerter, Tınaz Titiz. Hasan Celal Güzel ve Avni Ak yol .

EÜBÇTRİK MÜHENDİSLİĞİ 368/369

linçe, ben Türk Eğitim Sistemine göre, Türkçe hazırlana cak yazılımın zaman alacağı inancındayım. Benim söyle diğim şu; diyelim ki bir Fransız firması, şu anda Fran sa'da herhangi bir okulda kendi firmasının uyguladığı programı olduğu gibi getirebilecek. Çünkü bizim Fransızca Anadolu liselerimizde bu programları uygula ma kolaylığımız var" (*). Fazla uzatmamak için yorumsuz geçiyoruz: Bu açıklamalardan herkes yeterince bir yo rum çıkarabilir sanıyoruz.

KEL BAŞA ŞİMŞİR TARAK... öncelikle» — okuyucuların da büyük ölçüde katılacağına inandığımız — bir saptama yaparak yazımıza devam edelim... Eğitim kurumlarımızın (düzeyinin) bugün bulunduğu noktada, en ivedi ve temel güncel sorunu; ; kesinlikle BDE değildir. Eğitimde asıl sorun; başta öğretmen olmak üzere, eşitsiz dengesiz eğitim, çağdaş lıktan uzak kitap müfredat, araç gereç, laboratuvar altyapı ve en önemlisi de, sistemli bir biçimde genç beyinlere empoze edilen "Türk lslâm" senteziyle, p r a g m a t i s t felsefeden üretilen "köş»dönöcü",'"iş bitirici" ideolojik açmazlardır, önümüzde dağ gibi yığılı onca eğitim sorunu varken, ansızın(l) gökten zembille inip, Türk Eğitim Sistemi'ne esas çözüm diye eklemlenen bu sihirli "çağ atlama aygıtı", tek başına bütün bu sorunların üstesinden nasıl gelecek diye ister istemez merak ediyoruz ( " ) . Bu sorunların çözümüne ilişkin en ufak bir çaba bile göstermeyen (hatta sorunların çözülmesi bir tarafa, daha da çetrefilleşmesi için Y ÖK gibi "icraat'larıyta özel uğraş veren), "malum zihniyet" yalnızca sorunların. Ustünd yatıp, oldu bittiyi' getirerek, BDE projesini apar tapar gündemimize söktü. Şaşırtıcı olan, ülkemizde varlığıyla, "intalUgentsia^yla övündüğümüz bir takım kurumlar ve eğitim konusunda uzman olan kişiler, BDE projesinin ardında yatan niyetle ri gerçekleri uzun boylu irdelemeden ve sorgulamadan, ellerinden geldiğince bu projeyi desteklemeye ve hatta.

projenin gediklerini kapamak için, birbirleriyle yarışmaya başladılar. Bu noktada bir parantez açıp, üzülerek kısa bir şeyler söylemek istiyoruz. Ülkemizde bugünkü biçimiyle yarlığını sürdüren Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerinden, tek tek kendilerine bir takım misyonlar(l) yükleyen ve demokrat ilerici aydın olduğunu her fırsatta ifâde eden bireylere kadar, herkes — üç aşağı beş yukarı — bugün iktidarda oturan işbitirici "mühendis zihniyetin estirdiği, çağatlamacı ve pragmatist rüzgârlardan etkilenerek, bu sistemle uyumlu — hatta belli anlamlarda içinde yer alan — bir yapı oluşturdular. Bu konuya ait düşüncelerimiz, tek başına başka bir yazının gündemini oluşturduğu için, şimdilik burada noktalıyoruz.

Dilerseniz, tekrar konumuza dönelim... Eğitim sorunu muz, az/çok hepimizce bilindiği için, yalnızca çok önemli gördüğümüz bir noktayı vurgulamak istiyoruz... Hepimiz belli ölçülerde yaşadık: 80 sonrası politikalann en önemli amacı ve uygulaması olan; toplumu yukarıdan aşağıya denetim altına alma, disipline etme ve kimliksizleştlrme (yâni sivil toplumsal örgütlenmeleri açık toplumu doğru dan yok etmeye yönelik, toplumun yatay ve dikey bütün kurumsallaşmasını darmadağın edip, işievsizleştiren, en basit ifadesiyle örgütsüzle ftlrm» vo depolltlzas yon süreçlerini) çabalarını... Bu politikaların sonucu oluşturulan terör'ün etkisi, öncelikle eğitim kurumlarında görülda. Ve özellikle yaşa nan bu süreçte, Y ÖK (Y üksek Öğrenimi Katl«tme)'dan sonra yaratılan kaostan en önemli payı, öğretmen yetiş tiren kurumlar, aldı. öy le ki — bu okulları bugünkü duru magetiren — Milli Eğitim bakanlığı'nın açtığı sınavlar da, öğretmen diploması olanların % 651 başarısız olmakta, Öğretmenlik yapabilecek düzeyde . görülmemekte, öğretmenlerdendi öğretmenler; günümüzde saygınlığı yok edilmiş», maaştan yetmediği için ek iş peşinde koşan, sendkasız Örgütsüz, hiçbir demokratik ve insani talepte bulunamayan, potansiyel "terörist" yetiştiricisi gözüyle

O Ehven i sĞr bir durum DOşOnOyorum da, H.Celal Güzel ANAP içindeki •UberaT kanattan **. Vehbi Dktçerler olsaydı, TOrk

Islim" sentezme uygun bir model olsun diye, yazılımları programlan kanttan, Suud i Arabistanton geüUrk), İmam Hatip li

selerinde uygulamaya başlatabilirdi, herhalde...

( " ) 8u merakımızı giderici, çok sağlıklı verilere sahip olamayışımızın ana nedeni: yine hükümetin BDE projesi konusunda (bizlen

doğnıdan ilgilendiren başka konularda da) kamuoyunu bilgilendirme, açıklaftıa yapma gereğini bHe duymayan, yalnızca "biz

yaptık, oldu'cu tavrından kaynaklanıyor.

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 368/569

bakılan, yüce ve değerli kişilerdir) hiç utanıp, sıkıl madan, saydığımız koşullar altında, bir de BDE projesi için kurslara katılıp, — kendilerinin bu eğitimi alma larından sonra — öğrencilerine öğretmelerini istemek; ancak halkına, insanlarına, ülkenin var olan kısıtlı maddi kaynaklarına saygısı olmayan, ülkesine ve insanına yabancılaşıp, uluslararası tröstlerin tekellerin sözünden çıkmayanların (yani iktidarın) becerebileceği büyüklükte biray/ptır. Bunca ayıbın — hemen heme/ı tüm alanlarda, her boyutta — yaşanıp, bizzat hükümet politikasına

ÖĞRETECEĞİZ

dönüştürüldüğü bir ülkede, bu ayıba da herhangi bir

sıradan ayıp gibi/diye bakılamaz. Çünkü, bu ülkenin ve

insanlarının bir geleceği Vardır. Üstelik, anlamlı ve iyibfo

geleceğe ihtiyacı vardır. Bu gelecek: Gir takım firmaların

ve üç beş kişinin daha "köşe" olması için acımasızca

harcanamaz, peşkeş çekMemez.

\

başlatıyor, "düşmanları" yok ediyor, uzay savaşlarına kumanda ediyordu. Gerçi bu arada, birazcık huysuz laşmış, çevresine karşı ilgisi azalmış, annesine babası na yabancılaşmış, hatta büyükannesinin yaşgününde hediye ettiği bisiklete bile binmez olmuştu. Aksileşmişti ama olsun, diğer yaşıtlarına arkadaşlarına "fark atmış tı"ya, sonuçta; Hakan'ın geleceği oldukça parlak ve ga rantiydi.

Bilgisayarların mantığı evet/hayır (grisi olmayan, kesin likle siyah ya da beyaz) kavramları üzerine kurulmuştur. Çocuklara, daha da tehlikelisi biz "yetişkin öğrencilere", yalnızca matematiksel ifadelerle ve geometrik açıdan bir dünya tanımlar bilgisayar. Kuşku yok ki, çocuklarıri; duygusallıktan uzak, somut kavramlarla, gerçeklikle ilgisi olmayan "çağ atlama aygıtı'nın diliyle konuşup, düşünmesi ve bütün yaşam alanlarını dünyasını bunların üzerine inşâ etmesi, ileride kişilikleri üzerinde tamir edilmeyecek ölçekte çeşitli arızalara tahribatlara yol açacaktır.

Anımsarsanız, asjl iletilenin, iletişim aracının kendisi

okluğundan söz etmiştik yazımızın başlarında. Bu savı

doğrulayan en iyi — örnek — iletişim araçlarından birisi

de bilgisayardır. Bugününı çocuk4art, ekranda savaş ol

gusuna alıştırılmak tehlikesiyle karşı karşıya

bırakılmaktadır. Şimdi yalnızca "Joystick'leri kullanan

çocuklar, 10 15 yıl sonra belkide, gerçek bir savaşta

benzer düğmelere basacaklar ve asla'aradaki farkın

ayrwnında bİlincind« bile olmayacaklardır. Çünkü,

savaşların yol açtığı felaketi ve sefaleti o zaman da

göremeyeceklerdir...

,

"PLAY İ T LIKE THERE IS NO TOMORROVT (*)

Hemen hemen hepimize çok yakın ve gündelik hayatta baba anne rolünü üstfend^lmiz gerçek bir "senaryo"yla devam edelim yazımıza... Evlerine bilgisayar alındı almalı, 6 yaşındaki Hakan'ın davranışlarında bir takım "tuhaf" değişimler olmuştu. Sokaklarda akşama kadar koşup oynayarak "kötü* mahalle Çocuklarından küfürler, ahlâksızlıklar (I) öğreneceğine, küçücük çalrşma odasında efendi efendi bilgisayarla oyun oynaması, çok daha "güvenli" ve "huzur* vericiydi. Televizyondan da öğrenip sorduğu birbirinden ilginç parmak ısırtan cinsten sorularıyla hayrete düşürüyor, gün geçtikçe mantıklı yanıtlar vermek bir hayli zorlaşıyordu. Aslına bakar sanız, ailesi Hakan'ın bu durumundan dolayı şikayetçi değildi, aksine oldukça hoşlarına da gidiyordu. Üstelik zaten zeki olan oğulları, "çağ atlama aygıtı'na kavuşalı beri, iyiden iyiye "harika" çocuk olmuştu. Bütün gün, kasabaları, kaleleri zaptediyor, 3. Dünya Savaşı'nı

Zamane çocuklarının, bügitfcyar karşısındaki bu "şaşır

tıcı" bekrisinden yararlanılabileceğini 'anlayan" ilk dev

let adamlarından biri de, eski ABD Başkanı RonakJ Rea

gan'dır. 1983 yılında Florodia Eyaletl'nin Orlandı ken

tinde, öğrencilere hitaben yapmış olduğu bir konuşmada

şunları söylemiştir:

O "Yarın varolmayacakmışcasma oynayın"; yasaklanmış bir bilgisayar oyununun kapağında yer alan cümle. Kısaca oyunda; ABD ile SSCB arasında atom silahlarıyla sürdürülen bir savaş ve yalnızca ABD'den füzelerie Moskova üzerine saldırı eylemi gerçeğe uygun bir şekilde gerçekleştirilebiliyor.

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ .368/309

"Geçenlerde video oyunları hakkında ilginç şeyler

duydum. Pek çok. genç bu oyunlarda el, göz ve beynin

birlikte çalışması konusunda inanılmaz bir beceri geliş

tirmiş. Hava kuvvetlerimiz bu çocuklardan, eğer günün

birinde jetlerimizi kullanacak olursa olağanüstü pilotlaı

çıkacağım düşünüyor* (1Q).

. .% :

"BIG BROTHER" A KARŞI, SİGORTAMIZ: IMKROCUKLAR...

"Her okula oğrenclye lâzım" mikro bilgisayarların pazar, pşj^nı artırmak için, bilgisayar üreticisi firmalar, ilginç reklam sloganları kullanıyorlar. Bu sloganları da; insanları ürküten, toplumların kendi geleceklerine ilişkin kaygılarını körükleyen, "potansiyel." toplumsal tehlikelerin öngörüleri üstüne kuruyorlar. "Amerika'da ev bilgisayarları üreten Apple firması, merkezi bilgisayar üreten IBM'e (Büyük Ağabey) diyor ve George Orvveİrin '1904' adlı kitabına yatı( yaparak şu sloganı kutlanıyor; •Apple dünyâyı 1 9 M Je b e r a e m e ^ n Ttorayacaktın Peki nasıl? 'Merkezi bilgisayarların yaptığının tarh tersini yaparak' diye cevaplıyor uzmanlar. Y ani bilgiyi dar bir grubun elinde toplamak yerine yaygınlaştırarak" (11). İnsanlar yine, çok iyi gizlenmiş, (*) oldukça inceltilmiş — iki tarafı da keskin — bir d u a l l z m l e başbaşa bırakılıyorlar. Kısaca, tercih; ya totalitarizme karşılık gelen merkezi,bilgisayarlar ya da demokrasiye karşılık gelen mikro bilgisayarlar. Bir yânda korku, bir yanda umut...

Bu arada, merkezi bilgisayarların, tüm topluma ve birey lere ait tüzel/özel her türden bilgiyi "merkezi bilgi havu zumda biriktirip, toplumu a'dan z"ye — tek bir merkez den — denetim aHına alacağına ilişkin kaygıları ortadan kaldırmaya yönelik, (alternatif) diye sunulan mikro bilgi sayarların yol açacağı asıl tehlike gözardı ediliyor. Bilgi

nin, mikro bilgisayarla/ aracılığıyla yaygınlaşacağını ve böylece demokrasinin kaçınılmaz hale geleceğini savu nan ve inanan "teknoloji aşığı" ilerlemeciler de — bilinçli ya da bilinçsiz — önemli bir noktayı atlıyorlar. O'da şu: Mikro bilgisayarlar, kesinlikle adem l merkeziyetçi demokrasinin teminatı değildir. Çünkü, günümüzde bilgi sayar kullanımı standartlaşmaya doğru gitmektedir.

Belli merkezlerde — kendilerinden menkûl ideolojilerle — üretilen paket programları kullanmaktan öteye geç meyen, hiçbir yaratıcılık, geliştiricilik barındırmayan ya pay bir süreçle yaygınlaşan bilgisayar kullanımından; çok sesli bir toplum, desantralize bir demokratik yapı beklemek, ancak büyük bir yanılgıdır. Aksine toplumu (ağaç yaşken eğildiği için önce öğrencileri) tek tip leştirmenin en akıllıca yolu, belki de her öğrenciye bir bil gisayar sağlayarak, yalnızca istenilen ideolojiler doğrultusunda yönlendirip; düşünen, üreten, sorgulayan ve yaratan kafaları yoketmekten geçiyor. Sonuç iti barıyla, bilinçli düşünceyi engellemenin en kestirme (üstelik çağdaş ve bilimsel teknolojik etiketli) yöntemi; bilgisayar destekli eğitimle ağrısız, sızışız gerçekleşmiş oluyor...

D O Ğ U NU N Bİ LGİ Sİ BATTNIN Bİ Lİ Mİ ...

Hazır fırsatı yakalamışken, ülkemizin tarihsel özgün yapısından kaynaklı bir başka a priori a ç m a z d a n sözetmeden geçemeyeceğiz.. Teknoloji ile kültür ve bilim ile1 ideoloji, bizde kardeş değil, iki ayrı dünyanın (Batı ve Doğu'nun) çocukları, birbirlerine yabancı. Kısaca, "teknoloji Batı'dan, kültürü Doğu'dan (bizden)" diye tanımlanan ve gündelik hayâtta belirleyici olarak

O Oldukça tehlikeli bir "uyurgezerlik" örneği sergileniyor teknokratlar vo bHimadamlaanea... OOnOmozde oklukça etkin olan, Örneğin; General David Samofft Notre Dame Üniversitesinin verdiği onur, payesini alırken yaptığı konuşmada şu sözleri söylüyor: "Teknolojiyi kullananların yol açtıkları hatahn, teknolojinin;kendisine yüklemeye kendimizi halasıyla kaptırıyoruz. Aslında, bilimin geliştirdiği (teknolojiler) tek başına kendinde iyi ya da kötO zararlı değildir; teknolojilerin değerini belirleyen yalnızca kullanım biçimidir gibi nötr ve mutlaklâş(tırıljmış teknoloji taraftan yaklaşımlara karşi söylenebilecek fazla bir şey yok v gibi görünüyor. Çünkü, bu mantığa göre; aslında savaş uçakları, bombalar kendinde iyiyadakötO değildir, değerlerini de kul lanım biçimleri belirlediğine göre, sonuç itibarıyla; "doğru" ve istenen" hedefleri yokederse iyidir, değilse kötüdür. Bu tüyler ürpertici teknik »öyleme, teknokratik zihniyete ve kendinden menkûl blllmtel kılıflara ilişkin genel düşüncelerimizi. Nükleer Enerji özelinde; EMO Dergisi'nin 1988/2. sayısında uzun uzadıya belirtmeye çalışmıştık. Okur dilerse, "Bilim neylerşe Güzel Eyler /Bu Arada; Nükleer, Ne Yer Ne İçer..." adkyazımıza gözatâbi»...

SLEKTRÎK MÜHENDİSLİĞİ 368/369

karşımıza sürekli olarak çıkan, bir düalizm d e n , yok, teknolojik seçimde ve uygulamalarında da yok. Tek

çelişkiden sözetmeye çalışıyoruz.

başına bu kaygıyla dahi, BDE projesine ("potansiyel"

sonuçları açısından) karşı çıkmaya hakkımız olduğunu

düşünüyoruz. Çünkü; aynı oyunlar; başka başka

uzmanlar, okul öncesi çocukların bilgisayarla oynamasına bile karsı

temalarla (eğitim), senaryolarla (tüketim toplumu ideolojisini yayma, toplumu denetim altına alma ve

istenen yönde kafaları şekillendirme), rejisörlerle

(bilgisayar firmaları ve tröstler), dekorla (bilgisayarlarla

donatılmış sınıflar), oyuncularla (iktidar erkân ı,

bilimadamları), yine aynı sahnede (ülkemiz) seyircilere

(bizlere, öğrencilere) tezgahlanıyor. Uyanık, hem de çok

uyanık olunması gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda, —

dışarıdan — bir uyarıya kulak verilmesini istiyoruz; "Her

kültür, her ulus, kendi özel gereksinmelerini

Teknoloji, üretildiği ortam ve topluma IçkirTdir. Batı, karşılayacak bir bilim kurabilir. Bunu başarmak için de

ürettiği bilimsel teknotojik yapılanmayı: bütün toplumsal herşeyden önce, daha az incelmiş düşünceleri habire

matrise her düzlemde yerleştirmeye çalışarak (ideoloji sokuşturmaya çalışan siyasal ve ekonomik güçleri,

siyle, alt kültürüyle, hatta yaşama biçimlerini yeniden Birinci Dünyanın dövüşken, yıkıcı eylemlerini ortadan

tanımlayıp,'örgütleyerek) bu hızlı değişime ortam sağlar. kaldırmalı ya da dizgintomeliyir (12).

Belli ölçeklerde altyapr üstyapı kurumlaşmasını denge

leyerek bu süreci olanaklı kılar. Oysa biz, uzaktan

yakından herhangi bir kültürel siyasal etk akrabalık, ta rihsel paralellik taşımayan kimliğimizle; Batı'dan bu

Bilim mi

"çağdaş nimetleri" ithâl ederek, kendi toplumsal hane mize uygun hâle dönüştürmeye (sayın Başbakanımızın

filim mi?

ifâdesiyİB "transformasyon'a) ve kullanmaya çabalı

yoruz. Ve sonuçta doğal olarak, (zaten başka türlü ol

ması "dialektik" olarak olanaksız) traji komik olaylara

sahne oluyoruz (bu "dualizm'in toplumsal düzlemdeki

yansıması, yalnızca; cacıkla, lahmacunla viski içme

düzeyinde komik ye zararsız değil her zaman). Ulusal

kimliğimize ait, kendimizin olan hiçbir şey üretmediğimiz

gibi, yanlış hastalıklara yanlış ilaçlar alarak toplumsal

sakatlıklara yol açıyor ve dolayısıyla bu yanlış tedavBer

sonucunda, ülke olarak bitkisel hayata giriyoruz.

Düşünüyorum da, belki de bazı uyarak bilgisayar firma ları; devlet büyüklerimizin gazozlarına, şerbetlerine ilaç , SONU Ç Y ERİ NE...

atarak (ya da sürekli yüksek dozda ithal reçetelerle Y azımızda, aslında ana temadan biraz uzaklaştık. Buna

— bünyelerine yan etki yapan — ilâç kullanıldığı için), büyüklerimizin bir milyon bilgisayar "halüsinâsyon'u görmelerine neden olmuş olabilirler. Şaka bir tarafa du rum gerçekten "vahim". Y ine çok yakın bjr örnekle ko nuyu daha da açmaya çalışalım... ÇernobH Nükleer Sant ralı kazasından sonra birlikte yaşadığımız traji komik günlere geri dönelim., kazadan hemen sonra, kazadan dolaylı etkilenen birçok Avrupa Ülkesinde, bütün (sivil

da; ülkemizde eğitim sorunsalıma ilgili genelde yazılıp/ çizilenlerin dışında bir perspektife sahip oluşumuzdan tutun da, konuya biraz hissi w acemi yaklaşımımızın payına kadar, bir çok etkenin.neden olduğunu samimi ol arak itiraf etmek gerekiyor. Bütün bu etkenlere ek ola rak, perspektifimizin; teknokrat değil de, yurttaş mühendis olabilme kaygısından kaynakh oluşu da, bu sorgulamaları 2omr»/u kıldı.

toplumsal örgütlerden, en/üst resmi hükümet kademele Bizce aslolan; büyüklerimizin (devlet recali) ve uzman

rine kadar) kurumlar, duyarlı davranarak; radyasyon larımızın sistemle, düzenle uyumlu yaklaşımları değil. Bu

miktarını, tedbirleri ve gerekli bütün uyarıları anında açıdan, sorunsaldan (eğitim) doğrudan etkilenen gerçek

hafta "ifşa" ettiler. Radyasyondan etkilenmeyi en asgari sahiplerine (öğrencilere) son, sözü vermek istiyoruz. Bu

düzeye indirgemeye çabaladılar. Oysa Ülkemizde — ki yaklaşım, bazılarımızı rahatsız edebilir belki de. Sonuç

en çok ve doğrudan bu tehlikeye maraz kalan Türkiye idi yerine, bir alternatif eğitim modeli önermek tek başımıza

— en büyük devlet adamımızdan, Türkiye Atom Enerjisi haddimiz olmadığı için, — yorumsuz olarak — Berlin Al

Kurumu'nun o dönemki başkanına kadar, ilgili ilgisiz ternatif Liste'nin 1984 yılında yayımlanan prog ramından;

herkes "olay'ı — bizim iyiliğimiz için olduğunu iddia eğitime ilişkin "esasları, en azından bilgilenme açısından

ederek — halktan gizlediler, rahatlıkla yatan söyleyebildiler. Bütün bu açılarıyla, günahlarıyia yaşadığımız deneyimlerden sonra ortaya çıkan "kıssadan hisse" şu: Ülkemiz geleneğinde var olmayan demokrasi kavramı (gerçek anlamıyla); bilimimizde de

kısa kısa yayımlamayı yararlı gördük. Bu "esaslar"; Türkiyemiz ya da yazımız bağlamında, fazla eadkalbii yaklaşım olarak değerlendirilebilir kuşkusuz. Fakat, bir zamanlar yüksek sesle söyleyemediğimiz, cesaretle ifâde edemediğimiz (Roger VVaters ve ttlicrrin kulakları

çınlasın) "marjinal" kalmaya mahkum taleplerimizin ken dilerine de rastlamak mümkün bu "esaslar" da...

öğrenci Programı'ndan Esaslar

"Bugün yerleşik okul politikası şu anlama geliyor: Okul politikasının planlanması öğrencilerin dışında yapılır ve ekonominin çıkarlarına göre yönlendirilmiştir! Bu yüzden okullarda eleme, stres, rekabetçi davranış, not baskısı ve öğrenciye yabancılaşmış dersler var. (......) Bİz öğrencilerin okuldan, nedenleri, gerekçeleri açıkla maya yetenekli insanlar olarak çıkmalarını istiyoruz!

Buna ise, öğrencilerin kafasına yığınla bilginin doldurul masıyla ulaşamayız. Esas önemli olan, hayatla öğrenme arasındaki bağlantıyı oluşturabilmektir! Biz, bir öğren cinin çevresiyle, ailesiyle, arkadaşlarıyla ve aynı zaman da mahallesinde kurduğu ilişkiler yoluyla da öğrenebile ceğini düşünüyoruz. O, çevresini tanıyabilecek ve sor gulayabilecek duruma eriştirilmelidir. öğrenci ahlaki ve toplumsal vicdanını geliştirme sürecinde de desteklen melidir. "Eşya en 'iyi öğretmendir" demişti Goethe. Biz bu nedenle de, derslerin gri okul duvarlarının dışında yapıldığı, okul dışında öğrenme evresine yer veriimesi yoluyla, teori ve pratik arasında anlamlı bir ilişkinin gerçekleştirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Öğrenciler, kendi öğrenme gruplarının öğrenme biçim lerini oluşturma olanağını elde etmelidirier. Dersin odak noktasına öğretmen değil, öğrenci geçeceği için, öğret menin rolü de büyük ölçüde değişmelidir, öğrenciler fikir leri tartışma, bağımsız bakış açılan geliştirme ve bunları okulda tartışma olanağını elde etmelidirier. Bu gelişme hem pedagojik olarak, hem de demokratik ve politik bir okul yapısının yaratılmasıyla teşvik edilmelidir.

Bizim için önemli olan, öğrencinin bağımsızlığı ve neyi öğrenmeye ihtiyaç duyduğudur.

Sadece bu şekilde, öğrencinin yetenekleri ve eğilimleri tutarlı ve yapıcı olarak teşvik edilebilir ve kendini oluş turma yeteneği geliştirilebilir, öğrencinin derse ilgisinin geliştirilmesi, sadece bu şekilde mümkündür!

Bizim Taslağımız

Öğrenmek için benimsenebilir bir çevre istiyoruz. Bunun için taleplerimiz:

Gayninsanî ve sığınaklara benzeyen, klima cihazıyla donatılmış ortaokul ve lise binaları yerine, insani okul yapılan,

Gri yerine yeşil okul avluları,

Öğrenciler için sabit sınıflar ye kendi beliriedOderi boş zaman mekânları, öğrencilere sınıflarını kendileri boyama ve döşeme hakkı. 'Ayrıca sınıf kapasitesinin yaklaşık 15 öğrenciye düşürül mesini talep ediyoruz. Okulumuz için önemli olan, öğren cilerin neyi öğrenmeye ihtiyaç duyduklarıdır, bu nedenle öğretmenin rolünde temel bir değişiklik gerekir. Programımızda öğretmen için öğretmek değil, açıkla

mak, dinlemek, teşvik vtmek ve danışmanlık yapmak yer alıyor. Buna, öğretmenle karşılıklı yapılan derslerin azaltılması, öğrencilerin küçük öğrenme grupları halinde çalışma biçiminin geliştirilmesi mümkün olursa grupların da kendi içlerinde ayrılması, öğrencilerin ders vermesi vb. eklenmeli SINAVLAR VE KARNELER TABİİ Kİ KAL DIRILACAKTIR. Okul döneminin sonunda, lise sonrası öğrenime devamı onaylayan tek tip bir bitirme olacaktır.

Alternatif okulumuzun temel dayanağı, okul zamanının ders süresi ve okul dışında öğrenme şeklinde bölünme sidir.

Okul dışında öğrenme: Dersin tersine okul, duvar larının dışında cereyan eder ve dersin ideal bir tamamlan ması ve derinleşmesidir. Burada öğrenciler doğal ve top lumsal çevreleriyle doğrudan ilişki yoluyla ve kendi de neyimlerine dayanarak öğrenirler. Örneğin, öğrencilerin ormanda bir korucudan, atölyede bir ustadan, ya da kon feransta bir yazardan derste kendilerine teorik olarak aktarılanlardan çok daha fazlasını öğreneceklerini düşünüyoruz. Bu okul dışı olan çalışması, ilerleyen yaşlarda öğrencinin kendisi tarafından örgütlenecektir. Ders» devam zorunluluğu: öğrenci derse devam zorunluluğunu, ders dışı öğrenmeye, bağımsız olarak ve kendi sorumluluğuyla katılarak yerine getirir. Ders dışı çalışma, sınıfların oluşturduğu gruplara bağlı değildir ve yaşın ilerlemesiyle öğrenci tarafından bireysel olarak örgütlenebilir, öğrenme gruplarının derse katılımı 'proje sorumluları' (öğretmenlerya da öğrenilecek işten anla yan kişiler) tarafından belgelenir'. Bunun dışında öğren ciler belli bir süre boyunca kendi seçikleri kurslara ya da çalışma gruplanna katılırlar. Sınıftaki diğer dersler, belli bir sınıf grubunun varolabilmesi içindir" (13). al

KAY NAKLAR

(1) Prof. Dr. Kari Paul FEYERABEND (Bilim Felsefecisi): Yönteme Hayır; Bir Anarşist Bilgi Kuramının Ana Hatları, Ara Yayıncılık, Mayıs 1989, s. 31 S.

(2) Prof. Dr. Louis ALTHUSSER: İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, Birikim Yayınlan, Nisan 1978, s. 27.

(3) Beşir GÖĞÜS: "Okul Kuralları"; İlkokullar için Türkçe 2 8.11.

(4) Ivan ILUCH: Okulsuz Toplum, Birey ve Toplum Yayınlan, Haziran 1985. s. 56.

(5) Marshall MCLUHAN: "Medkım Is The Message"; Under standing Media, Mc Graw HİII, 1964, s. 8.

(6) Michel FOUCAULT: 'Gözetmek ve Cezalandırmak", Hapis . hanenin Doğuşu İM. Kısım; Disiplin, Nisan Kitap 6. s. 148.

(7) Doç. Dr. Kurşat BUMİN: BatTda Devlet ve Çocuk, Alan Yayıncılık, Aralık 1983. s. 184

(8) Milli Eğitim Eski Bakanı Hasan Celal Gazelin, Bilgisayar Dergisi'ne verdiği demeçten, Eylül 89, Sayı: 88.

(9) A.g.y. (10) Kari Heinz HEINEMAN: "Joystick Başında Savaş". Com medero Dergisi, Aralık 1987.

(11) "Bilgisayar Evcilleşiyor"; Nokta Dergisi, 9 15, 1984.

(12) Paul K. FEYERABEND: Yönteme Hayır. Yazarın, Türkçe çevirisi için yolladığı giriş yazısından.

(13) Tanıl BORA: Yeşiller ve Sosyalizm, İletişim Yayınları,

1988, s.344 347.

"* .

ELEKTRÎKMÜHENDÎSUĞ1 • 368/369