Elektrik Mühendisliği · Sayı 376 · Kasım 1990
ODA TARİHİNDEN
Çevre ve iklim Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1990
- Sayfa
- 1
- Okuma süresi
- 5 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- çevre kirlenmesi
- Minimata
- kapitalizm
- doğa kirliliği
- tekeller
- ekoloji
Özet
1976'da yazılmış ve dergide yeniden yayımlanan bu yazıda, gazeteci Hüseyin Baş, doğa kirlenmesinin arkasındaki asıl sorumlunun kapitalist üretim ve büyük tekeller olduğunu, Minimata faciası ve Türkiye örnekleriyle tartışır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
TARİHİNDEN
DOĞA KİRLENMESİNİN ARDINDA KİM VAR?
Çevre sorunları uzun bir süredir, ama özellikle son on yıldır ülkemiz gündemine girmiş durumda. Dergimizin datıa önceki bazı sayılarında da bu konu ile ilgili yazılar yayınlanmıştı. Gazeteci yazar Hüseyin BAŞ'in yazısı, söz konusu yazılardan hemen hemen en eski tarihli olanı. Elektrik Mühendisliği, Dergisi'nin 1976 yılı Aralık sayısında yayınlanmış olan bu yazıyı oldukça ilginç bulacağınızı sanıyoruz.
Hüseyin BAŞ
Doğa, ya da çevre kirlenmesi veya bilim sel adıyla "ekoloji'nin son yirmi yıldan bu yana ileri endüstri ülkelerinin önde gelen temel sorunlarından biri haline geldiği bili niyor. Oysa, endüstrinin gelişmesi, özel likle kapitalist ülkelerde bir yığın sorunu da birlikte getirmektedir. İlk ve ölümcül belirtileri bundan yirmi yıl önce Japonya'nın küçük Minimata kentin de görülen "çevre kirlenmesi'ne ileri kapi talist endüstri ülkeleri, bu yönde koparılan tüm gürültülere rağmen şimdiye değin geçerli bir çözüm bulmuş değiller. Ger çekten de bundan yirmi küsur yıl önce Ja ponya'nın küçük kenti Minimata'da kedi ler birdenbire korkunç sesler çıkararak çılgınca oraya buraya koşmaya başlamış lar, sonra da kendilerini denize atarak te lef olup gitmişlerdi. Kedileri bir süre sonra insanlar izlediler. 250'yi aşkın insan bilin meyen bir hastalığa tutularak esrarlı bir biçimde birkaç gün içinde ölüp gitti. Korkunç olayın nedeni sonradan anlaşıl dı. İnsanlar da, kediler de bölgede bulu nan bir kimya fabrikasının "artıklarından" zehirlenen balıkları yemişlerdi. Minimata faciası, bir anda tüm dünyanın dikkatini "çevre kirlenmesi" denilen çağdaş afete çekmişti. Basın, tüm kitle haberleşme araçları olayın üstüne çullanmakta gecik medi. İnsan bizzat yarattığı bilimin ve tek nolojinin kurbanı olmuştu. Doğanın uyum lu dengesi bozulmuş, yeryüzü yaşanmaz hale gelmişti. Peki ama çevreyi kirleten, doğanın uyumlu dengesini bozan, böyle ce de yeryüzünü yaşanası bir yer olmak tan çıkaran kimdi?
Her zaman olduğu gibi bu konuda da en büyük gürültüyü çıkaranlar, bizzat doğayı kirletenler oldu. Kapitalist dünyanın hiz metindeki tüm imkanlar ekolojik krizin su çunun bilimin ve teknolojinin sırtına yük lenmesi yolunda seferber edildiler. Oysa bütün bu çabalar asıl suçluyu, kapitalizmi gözlerden saklamaya, giderek korumaya yönelikti. Nitekim dürüst bilim adamları gerçeği bütün çıplaklığıyla açıklamakta gecikmediler. Batı Alman bilim adamı Sturm, Federal Almanya'nın dev kimya firması Hoechst'in sadece bir fabrikasının
200 000 nüfuslu bir kentin tüm çöplerin den daha fazla doğayı kirlettiğini ortaya koydu.
Ünlü Bayer fabrikalarının Ren nehrine bo ca ettiği "artıklar" ise Ruhr havzasının tüm nüfusunun çöplerine eşitti. Daha çok kâr, daha çok büyümenin kısır döngüsündeki kapitalizmin, bu korkunç afeti durdurmak için gerekli önlemleri alması ise olanaksız dı. Zira bu önlemler için muazzam ek yatı rımlar gerekliydi. İleri kapitalist ülkelerinin çevre kirlenmesi konusunda alınacak ön lemler için ortalama olarak ulusal hasılala rının en az % 1 ilâ % 1,5'a tekabül eden ek yatın m yapmalan gerekmektedir. Gerçi kimi batılı ülkelerde mahalli yönetimler, bı çak kemiğe dayanıp, ölüm tehlikesi yüz binleri tehdit etmeye başlayınca çevreyi kirleten firmaları para, hatta bazen hapis cezasına bile çarptırabilen yasalar çıkart maktadırlar. Ne var ki bunlar etkin olama dıkları gibi, büyük tekellerin "fabrikaların kapısını kapatma" ya da "söküp başka yer lere götürme" tehditlerine yol açmaktadır. Çoğu kapitalist ülkede çevre kirlenmesine karşı savaş için kurulan komisyonlara biz zat çevreyi kirleten tekellerin "adamları" hakimdir. Çoğu ülkede de paradoksal bir biçimde çevre kirlenmesiyle "savaşa öncü lük eden, dahası onları sözüm ona "para ca" destekleyenler de yine çevreyi kirle tenler, yani büyük tekeller olmaktadır. Tür kiye'de de aynı oyunu görmek mümkün dür. Doğanın korunmasını Türkiye'de de "zengin takımı" üstlenmiştir. Kuş Cennetin de, surda burda "kelaynak" kuşlarını koru mak da, hiçbir önlemin alınmadığı düzü neyle rafineriyle yeryüzünün hatırı sayılır bir bölümünü "kirleten" Shell Şirketine düşmektedir. Bu takımın görevi, bir iki söz de "doğa tutkunu" şaşkını da kullanarak işin sergi, konferans, film gösterisi gibi enti püften önlemlerle geçiştirilmesini sağla maktır. Biraz da bu yüzden Türkiye'de bü yük yerli ve yabancı şirketlere ait fabrikala nn çevreyi ne ölçüde kirlettikleri ve hele doğada ne tür yıkımlara yol açtıklarının en vanteri bile henüz yapılmamıştır. Sadece Haliç'le, İzmit Körfezi'nin bugün içinde bu lundukları yürekler acısı durum bile çevre
kirlenmesinin Türkiye'de de ölümcül bo yutlara ulaştığını açık seçik gözler önüne sermektedir. Başkent Ankara'nın yürekler acısı hali ise handiyse efsane boyutlarına ulaşmıştır. Belediye Başkanı Sayın Dalo kay, Politika'da yayınlanan "Kirleten Öde meli" adlı başyazısında Ankara halkının ya şamı üzerinde oynanan yüz kızartıcı oyun ları, doymak bilmeyen kâr isterilerinin ben cil ve köpeksi tezgahlarını birer ikişer ku laklarından tutup kamuoyu önünde sergi lemektedir. Ama kim dinler? Vahşi kapita lizm, tadı kârlar söz konusu oldu mu, biz zat kendi mahvına da yol açacağını bilse de doğayı üzerinde ot bitmeyen yağmur suz bir çöle çevirmekte hiçbir sakınca gör memektedir. Ama Batı dünyasında misli görülmemiş bir biçimde yoğunlaşan en düstrilerin muazzam boyutlara ulaşan "ar tıklarfnın doğayı kirletmeleri olasılığı kapi talist düzenleri ister istemez bazı önlemler almaya itmektedir. Oysa kapitalizm, muaz zam yatınmlar, dolayısıyla da kâr marjla rından önemli fedakârlıklar yapılmasını ge rektiren köklü önlemlere* yönelme yetene ğinden yapısına da uygun olarak bütünüy le yoksundur. Bu yüzden şimdilerde en az doğanın tepelenmesi kadar utanmasız ve köpeksi karanlık bir komplonun içindedir. Uluslararası kapitalizm yabancı tekellerin doğayı aşırı, tahammül edilmez ölçüde kir leten, bu nitelikleriyle de Batı kamuoyunda artık "reddedilen" petro kimya türündeki endüstrilerin, bu konudaki yasaların ya da doğa kirlenmesine karşı önlemlerin gerek tirebileceği ek yatırımların bütünüyle mev cut bulunmadığı "azgelişmiş ülkelere" kay dırılmasımplanlamaktadır.
Birleşik Devletler'de endüstri ve madenci lik alanında yapılan yatırımlar toplamının çevre kirlenmesine karşı alınması zorunlu olan önlemlerin pay oranı % 12,7dir. Oy sa bu oran yabancı ülkelerde sadece % 2,2 düzeyindedir. Bize gelince, hiç kuşku suz, bu oran % O'dır. Bedavadır.
Dünyanın tüm kapitalistleri, firmaları, dev tekelleri gelin, koşun, burada Türkiye'de bedavadan, doyasıya, kıyasıya zehirleye bileceğiniz 40 milyon insan var. D
376 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ