Elektrik Mühendisliği · Sayı 376 · Kasım 1990
İÇİMİZDEN BİRİ
- Yıl
- 1990
- Sayfa
- 5
- Okuma süresi
- 14 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Bilim, teknoloji ve meslek tarihi
İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Mühendislik eğitimi
Anahtar kelimeler
- Yılmaz Tokad
- Michigan State University
- ODTÜ
- TÜBİTAK
- Marmara Araştırma Enstitüsü
- akademik hayat
Özet
Elektrik mühendisliği alanında akademisyen Prof. Dr. Yılmaz Tokad ile yapılan söyleşide, kendisinin akademik hayata başlangıcı, ABD ve Türkiye'deki üniversite deneyimleri, yazdığı kitaplar, yetiştirdiği öğrenciler ve TÜBİTAK ile üniversitelere ilişkin değerlendirmeleri ele alınıyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Hocaların Hocası" Y ılmaz TOKAD: AKADEMİK HAY ATI HEP SEVDİM''
Söyleşi: Prof. Dr. Erol Sezer*
Bu sayıda konuğumuz Prof. Dr. Yılmaz Tokad. Yaklaşık
40 yıldır içinde bulunduğu akademik yaşama gönül vermiş bir bilim adamının, özellikle akademik bilimsel konulardaki görüşlerini aktarmaya çalışacağım sizlere. Kısa yaşamöyküsünü de içeren bu satırlarda, o'nun işinde mükemmelliği arayan, titiz ve alçakgönüllü kişiliğini bulacağınızı sanıyorum. Değerli hocamı tüm meslektaşlarıma tanıtma görevini üstlenmiş olmaktan onur duyuyorum.
• Hocam, uzun süredir akade mik hayattasınız. Nasıl başladı nız? Bilinçli bir seçim miydi, bir rastlantı mı, yoksa aile ya da çev reden kaynaklanan etkiler sonucu mu?
D Aslında bilinçli bir seçimdi. An cak bu seçimi yapmamda babamın meslek hayatı önemli bir rol oyna mıştır. Babam uzun yıllar PTT'de bir teknik eleman olarak çalıştı. 1926' larda kurulmaya başlanan istanbul ve Ankara'daki telsiz telgraf verici is tasyonları ile radyo yayın istasyonla rının kurulmasında ve daha sonra onların işletilmesinde görev yaptı. Ben de çocukluğumdan beri bu gibi yerleri oldukça sık olarak görme im kanını elde ettim ve bundan etkilen dim. Yine babamın istanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi'nde uzun yıllar ders vermesi, verdiği derslerle ilgili kitaplar hazırlaması, ve bu çalışmalarını evde de sürdürndesi kuşkusuz benim üzerimde henüz bir ilkokul öğrencisiyken akam edik ha yata karşı bir isteğin doğmasına ne den olmuştur.
• Akademik hayata başlarken neler yapmayı umuyordunuz? Hangi amaçlarınıza ulaşabildiniz, hangilerini gerçekleştiremediniz? Zamanla amaçlarınızda bir deği şiklik oldu mu?
D istanbul Teknik Üniversitesine asistan olarak girmiştim. Yeni bir konuda araştırma yapmak istiyor
dum. O zamanlar, Haberleşme Mü hendisliğinin benim için en ilgi çeki ci konulardan biri Alanlar Teorisi öteki de Devreler Teorisi'ydi. IEEE dergilerindeki yazılardan çok etkile niyordum. Zaten 1953'de bu dergiye üye olmuştum. Ben sonunda ikinci konuyu tercih ettim, içinde bol teo rik problemlerin bulunduğu bu konu da Fransa, Almanya ve Amerika'da araştırmalar yapılıyordu. Amacıma ulaştığımı söyleyebilirim. Ancak dar bir alan içinde derinleşme gereği, örneğin laboratuvar çalışmaları yap mama imkan vermedi. Bu arzuma doğrudan olmasa da ilerideki yıllar da yönetimimde bu tür çalışmalar yapan bir grup araştırıcı sayesinde erişmiş oldum. Seçimimde doğru karar vermiş olacağım ki, amaçla rımda zamanla pek fazla bir değişik lik olmadı.
• Akademik yaşantının hoşlan dığınız ve hoşlanmadığınız yanları konusunda neler diyeceksiniz? Hiç yaptığınız işle ilgili olarak ca nınızın çok sıkıldığı, umutsuzluğa ya da yılgınlığa kapıldığınız, başka bir işte daha huzurlu olabileceği nizi düşündüğünüz oldu mu?
D Akademik hayatı hep sevdim ve onun gerektirdiği yaşam biçiminden hiç şikayetçi olmadım; tersine, bun dan mutluluk ve gurur duydum. Akademik yaşam da kuşkusuz öteki yaşam biçimleri gibi içinde tatmin edici unsurların yer aldığı huzurlu
(*) Bilkent Üniversitesi, Elektronik Müh. B Jlür
• •*» 1k
Çalışmalarım sırasında bazen umutsuzluğa varan sıkıntûarlakarşûaştım. İnsanın doğru olduğuna inandığı bazı düşüncelerini gerçekleştirmek için yaptığı girişimlere, başkalarınca yeterli ûgi gösterilmemesi üzücü oluyor. Böyle durumlarla sanırım, hemen hemen herkes yaşamı boyunca karşûaşmıştır.9
ortamlarda bir anlam kazanıyor. Or tama getirilecek maddi ya da mane vi kısıtlar bazı sıkıntılara dolayısıyle çalışmalarda verimsizliğe neden olu yor. Akademik hayatın hoşlanmadı ğım yanı işte böyle sıkıntıların arada bir de olsa ortaya çıkmasıdır. Çalış malarım sırasında bazen umutsuzlu ğa varan sıkıntılarla karşılaştım, in sanın doğru olduğuna inandığı bazı düşüncelerini gerçekleştirmek için yaptığı girişimlere başkalarınca ye terli ilgi gösterilmemesi üzücü olu yor. Böyle durumlarla sanırım he men hemen herkes yaşamı boyun ca karşılaşmıştır. Ancak bunlardan dolayı meslek değiştirmek hiç aklı ma gelmedi.
• Hocam, geçtiğimiz ay yeni bir kitabınız yayımlandı. Bu konuda oldukça üretkensiniz. Şimdiye ka dar kaç kitap yazdınız? Bu kitapla rı yazarken bilime katkıda bulun mayı mı, yoksa bir eksikliği gider meyi mi (özellikle Türkçe kitaplar için) ön planda tuttunuz?
D Ayrı ayrı zamanlarda yayınlan ması açısından, biri ortak olmak üze re belli başlı sekiz kitap yazdım. Or tak yazarlı olanı Amerika'da yayın landı, ikisi ODTÜ, üçü İTÜ, biri Yıldız Üniversitesi ve sonuncusu da Bilkent Üniversitesi'nde basıldı. Kitapları ya zarken sorduğunuz her iki amacı da göz önünde bulundurdum.
• Öğretim üyeliğinin önemli bir parçası da adam yetiştirmek. Siz bu konuda da önde gelen isimler den birisiniz. Öğrencilerinizden, hatta onların öğrencilerinden bazı larının bugün profesör olduğunu göz önüne alırsak, sizin için "Ho caların Hocası" nitelemesini kul lanmak yanlış olmaz sanırım. Şim diye kadar kaç master ve doktora tezi yönettiğinizi hatırlıyor musu nuz? Bunlardan kaçı akademik hayata yöneldi?
D Amerika'da 7 doktora, 1 master; ODTÜ'de 5 doktora 1 master; İTÜ'de 4 doktora, 2 master öğrencim oldu. Amerika'daki öğrencilerimden yalnız biri akademik hayata atıldı, ötekiler Bell Laboratuvarları, IBM gibi büyük firmalarda görev aldılar. Yurdumuz da ise doktora yapanların hepsi üni versitelerde kaldılar. Ancak daha sonra bunlardan üçü üniversiteyi terk etti.
• TÜBİTAK Bilim Ödülü sahibi sayılı bilim adamından birisiniz. Bunun sizin için önemi nedir?
D Bilim ödülünü almanın benim için önemi, yaptığım bilimsel çalışma larımın yurt içinde de takdir görmesi ve bunun belgelenmesidir. Böyle bir ödülün verilmesinde çalışmalarımı değerlendirip, o zamanlar varolan TÜBİTAK Bilim Kurulu'na tavsiye eden İTÜ mensubu meslektaşlarıma teşekkür borçluyum.
• Hocam, meslek yaşantınıza dönersek, hangi kurumlarda gö rev yaptığınızı, buralardaki dene yimlerinizi kısaca anlatır mısınız?
D Bu pek kısa olmayacak ama anlatayım. 1952 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun ol dum. Ancak akademik hayata baş lamak bazı fedakarlıkları gerektiri yordu. Dışarıda çalışan mühendisle re iyi paralar ödeniyordu. Üniversi teye asistan olarak kabul edilmiştim ama göreve başlamadım. Bir karar verebilmek için düşünmeye ihtiya cım vardı. Hemen yedek subaylığım.! yapmaya karar verdim. Askerlik sonrası 1954 yılında istanbul Sal kımsöğüt'teki PTT Fabrikası'nda Fabrika Müdür Muavini olarak me muriyete başladım, idari işlerin ya nında bazı mühendislik işleri de yapmam deneyim kazanmama yar dımcı oldu. Bu arada, PTT fabrikası nın, kurulacak bir Araştırma Geliştirme Laboratuvarı bünyesinde daha modern imkanlarla yer alması projesi ortaya çıkmıştı. Benim gibi gelen arkadaşlarla heyecanlı bir grup oluşturmuştuk. Ancak böyle bir laboratuvarın kısa sürede kurulması nın mümkün olmadığı görülüyordu. Nitekim uzun yıllar sonra (6O'lı yılla rın sonlarına doğru), bunu yapmak sayın Fikret Yücel'e nasip oldu. Bu nedenle, orada kalıp daha fazla za man kaybetmek istemedim. Düşün mek için de yeterince zamanım ol muştu. Geçim proble.mim için yine ailemin yardımına sığınarak, bir yıla yakın bir süredir çalıştığım PTT'den ayrılarak İTÜ'de asistan olarak göre ve başladım. Burada kısa bir süre çalıştıktan sonra doktora çalışmamı yapmak üzere Michigan State Uni versity (MSU)'ye gönderildim. Bu gönderilme işinde şimdi her ikisi de hayatta olmayan Profesörler, Tarık Özker ve Bedri Karafakioğlu'nun gösterdikleri ilgi ve yardımları etkili
238 376 ^ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ
oldu. Akademik hayata gerçek anla mıyla MSU'da (Ocak 1960'da) baş ladım. National Science Foundation (NSF) tarafından desteklenen System Science projesinde görev almam benim doktoradan sonra bir kaç yıl daha MSU da kalmamı ge rektirdi. Ancak Teknik Üniversite bu nun için gereken uzatma iznini ver medi. Halbuki bu proje sonunda or tada ortak yazılmış bir kitap hazırla ma durumu da vardı. Teknik Üniver site'den istifa etmek zorunda kaldım ve iki yıl süreyle tarafıma verilen burs tutarının benden istenilen iki katını geri ödedim. MSU'da başlatı lan pilot program başarılı oldu ve Elektrik Bölümü'nde ana program olarak uygulamaya konuldu. Ben MSU'da yarı zaman Elektrik Mühen disliği ve Sistem Bilimleri Bölü münde, yarı zaman da Mühendislik Araştırma Bölümü'nde 10 yıl kadar akademik çalışmalarda bulundum. Ara kademelerden geçerek 1967'de profesörlüğe yükseltildim. Gerçekte arzum doktora sonrası birkaç yıl içinde yurda dönüp orada hizmet et mekti. Ancak İTÜ'den ayrılmış ol mam oraya yeniden dönmemi güç leştiriyordu. Yurda ancakbir üniver sitede görev alabildiğim takdirde dö nebilirdim. Çünkü başka bir ortam da çalışmayı düşünmüyordum. Yurt dışına 1957 yılında gittiğimden, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin kuru lup çalışmaya başladığını bilmiyor dum. Bunu ancak 1965 yılında OD TÜ'den mezun olan bir Filistinli öğ
rencinin master eğitimi nedeniyle MSU'ya gelmesiyle öğrenmiş ol dum. Hiç olmazsa sabbatical yılımı yurdumda geçirmek istiyordum. Ni tekim de öyle yaptım. 1966'da şimdi hayatla olmayan Profesör Mustafa Parlar benimle New York'da bir kon ferans sırasında görüştü ve gereken işlemleri yaptı ye ben 1967 1968 ders yılını ODTÜ'de geçirdim. O sı ralarda TÜBiTAK'ın bir araştırma enstitüsü kurma girişimi vardı. Araş tırma Ünitesi'ni kurmam istendi. 1968 1969 ders yılında MSU'daki çalışmalarım yanında bu ünitenin kurulma hazırlıklarıyla ilgili çalışma lar da yaptım. Temmuz 1969'da.yur da döndüm. ODTÜ Elektrik Bölü mü'nde bize tahsis edilen alanda ünitede çalışmalar başladı. Birkaç meslekdaşımın da yardımıyle Ünite nin yıllara bağlı olarak yapacağı araştırma programı hazırlandı. Bu arada ünitede çalışacak araştırıcıla rın belirlenmesi ve bazılarının yetişti rilmesine hız verildi. Bu program iyi hazırlanmış olacak ki, ünitede (daha sonra bölüm oldu) on yıl süreyle he men hemen hiç değiştirilmeden ba şarıyla uygulandı. 1972 yılında, da ha önce ODTÜ, İTÜ ve Ege Üniver sitesi'nde misafir edilen bütün ünite ler Gebze'de ilk laboratuvar binası tamamlanan Marmara Araştırma Enstitüsü çatısı altında toplanmaya başladı ve bu ünitelerin 1972'den sonraki çalışmaları Gebze'de devam etti. Burada daha fazla ayrıntılara girmek istemiyorum. Bu konuda da
ha sonra başka sorularınız olursa o zaman cevap vereyim.
• Ben de bu konuya gelmek isti yordum. Biraz da TÜBİTAK dene yiminizden söz eder misiniz? Siz ce bu kurum olması gerektiği gibi mi?
D Bu konu üzerinde çok şey söy lenebilir. Ancak TÜBiTAK'la ilişkisi olmuş her kimsenin konuyu kendi açısından ele alarak bir değerlen dirme yapacağını sanıyorum. Benim deneyim ve gözlemlerime dayana rak bir değerlendirme yapmam ge rekirse, özetle Kurum'un artık geç mişte sahip olduğu olumlu birçok özelliğini son yıllarda yitirmiş oldu ğunu söyleyebilirim. Yurdumuzda araştırma olgusunu formüle edip açıkça ortaya koyan, bu tür çalış maları teşvik eden ve destekleye'n bir kuruluş olarak TÜBİTAK, kurulu şundan kısa bir süre sonra da biz zat endüstri kuruluşlarında araştır ma ve geliştirme çalışmaları yapıl masına öncülük etmek ve kuruluş lara yardımda bulunmak için bazı enstitüler kurmuştur. Bunların en büyüğü, büyük ümitler ve özenle kurulmuş olan Marmara Araştırma Enstitüsüdür. Bu enstitünün ilk ku ruluş ve gelişme dönemlerindeki başarılı çalışmaları bugün artık geri lerde kalmış görülmektedir. Bu tür araştırma geliştirme kuruluşlarının gerçek varlığını sahip oldukları araştırıcı gücü belirlemektedir. Bu gün bu gücün bu enstitüde büyük oranda yitirildiği görülmektedir.
• s Üniversitelerimize dönelim, örgütlenmeleri, maddi olanakları, araştırma potansiyelleri, eğitim düzeyleri, öğrencilere ve öğretim üyelerine sağladıkları olanakları, içice, birbirini etkileyen konular. Ancak dilerseniz bunları ayrı ayrı ele alalım. Sizce üniversiteden ne bekleniyor? Bu beklenti üniversite kavramına ne kadar uygun? Bek lentilerin gerçekleşmesi için ne yapılıyor? Ne yapılmalı?
D Aslında sorularınız cevaplarını da özetliyor. Üniversitelerden deği şik mercilerin değişik beklentileri var. Bir yandan, orta öğretimden sonra fazla bir seçeneği olmayan genç kuşak, üniversitelere kesinlikle girmek amacında, ancak üniversite lerin öğrenci alma kapasiteleri sınırlı ve birçok öğrenci üniversitelere gire
"Yular önce EMO faaliyetlerinin
Amerika'daki lEEKnin faaliyetlerineparalel olarak gelişmesini çok istedim ve ümit ettim. Ancak Odafaaliyetleri uzun zamandan beri tek bir dergi içinde tanıtıldı. Halbuki bufaaliyetleri çeşitlerine göre birbirinden ayırmak gerekliydi Odanın, örneğin bilimsel faaliyetlerini ayrı bir biçimde sergilemesi daha yararlıolacaktır.
miyor. Ote yandan, öğretim üyesinin ideali, üniversitedeki eğitim görevi yanında, bilimsel faaliyetlere temel olan araştırmalar yapmak, genç bi lim adamları yetiştirmek, daha açık çası üniversite kapılarındaki yığılma ları önlemek amacıyla yeni meslek okulları, meslek yüksek okulları ve benzer teknik okulların açılması yo luna gidilebilir. Bence üniversitenin esas görevi bu ikinci söylediğim hu suslar olmalıdır.
• Üniversitelerimizin araştırma ve eğitim düzeyini nasıl değerlen diriyorsunuz? Potansiyelimizi ne ölçüde kullanabiliyoruz?
D Bu konuda ancak yakından bildi ğim üniversiteler için birşeyler söyle yebilirim. İTÜ, ODTÜ, Bilkent gibi üniversitelerde araştırma potansiyeli var, fakat bunların sayısı çok sınırlı. Ancak genelde bu potansiyelin iyi kullanıldığı söylenemez: Birçok öğre tim üyesi çalışmalarına yoğun bir bi çimde kendisini veremiyor. Bu da birçok öğretim üyesinin özlediği hu zurlu ortamın sağlanamamasından kaynaklanıyor, öğretim elemanları nın kendilerini yenilemeleri, kendi ko nularında dünyada yapılanları kolay lıkla izleyebilmeleri ve bunları genç kuşaklara aktarabilmeleri için kesin likle bir araştırma faaliyeti içinde yer almaları gerekmektedir, öte yandan, araştırma çalışmalarının sürekliliği zorunludur. Araştırma yoluyla elde edilen bilgi birikiminin kaybedilme mesi için bu sağlanması gereken bir koşuldur.
• Türkiye'de nüfusa oranla yük seköğretim kurumu sayısı, batı ül keleri ortalamasının oldukça altın da. Bununla birlikte, şu andaki sa yıya bile nitelikten kaybedilerek ulaşıldığı görüşü de var. Bu konu da ne söyleyeceksiniz? Bu ikilemi nasıl aşabiliriz?
D 1940'h yıllarda artık hayatta ol mayan matematik hocamız Nuri be yin dediklerini hatırlıyorum. O za manlar İstanbul ve Ankara'da top lam ancak üç üniversite vardı. Ken disi Konyalı olduğundan ne zaman bir Türkiye haritası karşısına geçse, Konya'yı işaret ederek "işte burada da mutlaka bir üniversite açılmalı, Konya Selçukluların başkenti ol muştu" der, bu arzusunu heyecanla dile getirirdi. Bugün Konya'da da daha birçok kentlerimizde de artık üniversitelerimiz var. Üniversiteleri mizin sayısı gerçekten fazla değil. Ancak' şu anda bile bunların çoğun da öğretim üyesi eksikliği var. Bu problemi çözmeden yeni üniversite lerin açılmasının fazla bir yarar sağ layacağı söylenemez. Bu nedenle nitelikli birçok yeni öğretim üyesini en kısa sürede üniversitelerimize kazandırmak gerekir. Bunun içinde gerekli ön koşul üniversite ortamının çok daha çekici duruma getirilmesi dir.
• Y ükseköğretimin paralı olması konusunda görüşlerinizi öğrenebi lir miyiz?
D Bugün ortaöğretimde eğitim ya pan birçok paralı okul var, bunlara sürekli olarak yenileri katılmaktadır. Benzer durum ister istemez üniver site düzeyinde de olacaktır. Üniver sitelerin paralı olmasını üniversitele re girmek isteyen öğrencilerin sayı sını azaltmak amacıyla caydırıcı bir unsun olarak kullanmak değil de, öğrencinin çalışmalarını daha ciddi tutması yönünden değerlendirmek uygun olur. Gerçekten, bu durum da öğrenciler ödedikleri ücretin karşılığını en iyi biçimde almak is teyeceklerdir. Bu da öğrenci ve öğretim üyelerinin daha yakın bir ilişki içinde bulunmalarını sağlaya cak, üniversite faaliyetleri açısından yararlı ve olumlu sonuçlar doğura caktır. Paralı eğitimden maddi gü cü olmayan öğrencilerin zarar gö recekleri ileri sürülecektir. Bu du rumda olan öğrencilerin en önemli çıkış yollarından biri çok çalışarak
240 376 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ
burs kazanmaktır. Zaten paralı eği tim ister istemez birçok burs prog ramının ortaya çıkmasını sağlaya caktır.
• Peki ya yabancı dilde öğrenim konusunda?
D Özellikle yüksek lisans ve dok tora öğrencilerinin yabancı dilde (İn gilizce) eğitim yapmasını yararlı gö rüyorum. Lisans öğreniminde ise bunun o kadar zorunlu olduğunu sanmıyorum. Ancak, lisans öğreni minde bir grup öğrenci için ve iste ğe bağlı olarak yabancı dilde eğitim yapılan paralel sınıfların oluşturul masına izin verilmelidir. Böyle bir programı yıllar önce Ankara Atatürk Lisesi'nde öğrenciyken anımsıyo rum. Bu lisede normal sınıflar dışın da bunlara paralel olarak yürütülen bir de Latince dersinin de okutuldu ğu "Klasik Şube" denilen bir sınıf vardı ve isteyen öğrenci bu sınıfa gidebilirdi. Bence Üniversitelerde eğitim temelde Türkçe olarak yapıl malı, ancak öğrenciye istiyorsa, on lara yabancı dilde eğitim yapma im kanı da bu tür paralel sınıflar aça rak sağlanmalıdır.
• Uzun süredir Elektrik Mühen disleri Odası'nın üyesi olmalısınız. Çalışmalarına katıldınız mı?
D Çok eskiden birkaç kez katıldım. Ancak çeşitli nedenlerle daha sonra ki yıllarda buna pek ilgi göstereme dim.
• Sizce EMO yeni birtakım faali yetlere yönelmeli mi? örneğin, bi limsel bir dergi çıkarmak gibi. Böyle bir çalışmaya katkıda bulun mayı düşünür müsünüz?
D Yıllar önce EMO faaliyetlerinin Amerika'daki lEEE'nin faaliyetlerine paralel olarak gelişmesini çok istedim ve ümit ettim. Ancak Oda faaliyetleri uzun zamandan beri tek bir dergi için de tanıtıldı. Halbuki bu faaliyetleri çe şitlerine göre birbirinden ayırmak ge rekliydi. Oda'nın, örneğin bilimsel faa liyetlerini ayrı bir biçimde sergilemesi daha yararlı olacaktır. Her üye Oda'nın bütün faaliyetleriyle ilgilenme yebilir. Bu nedenle, Oda'nın şimdikin den farklı bilimsel bir dergi çıkartarak bu faaliyetlerini ayrı olarak tanıtması çok yerinde olacaktır. Böyle bir girişi me severek katkıda bulunmak isterim.
• Özel yaşantınıza dönersek, işi niz dışında neler yaparsınız? özel
meraklarınız nelerdir? Bunlar için yeterince zaman bulabiliyor mu nuz?
D öğretim üyesi, bir bakıma, işini evinde de sürdüren bir kimsedir. Bu nedenle, evimde hep ayrı bir çalışma odamın olmasını arzu etmişimdir. Bunda da şanslı sayılırım, çünkü kü çük olmasına rağmen böyle bir odaya sahibim. Demek ki, işimin dışında da yaptığım şeylerin bir kısmı yine aynı oluyor. Aslında hafta sonları imkan bu lursam gezmeyi, klasik müzik dinle meyi, çok istediğim halde uzun yıllar yapamadığım resimle uğraşmayı, yaz tatillerinde araç gereç kullanarak bazı onarım işleriyle uğraşmayı severim. • Etkilendiğiniz ya da örnek aldı ğınız kişiler var mı? Bunlar yaşan tınızda nasıl bir rol oynar? D Konuşmamızın başında açıkla mıştım. Yaşantıma, daha doğrusu meslek hayatıma yön vermede ba bamdan etkilendim. Teknik Üniversi tede öğrenciyken etkilendiğim ve bu gün de saygıyla andığım, bir kısmı şimdi hayatta olmayan kıymetli hoca larımı örnek kişiler olarak gördüm. Henüz üniversite öğrencisiyken üni versitelerimizce yurdumuza davet edilip buralarda konferanslar veren yabancı tanınmış bilim adamlarından etkilendim. Yurt dışında beni etkile yen ve takdir ettiğim birçok bilim adamı var. Daha Önceki yıllarda ya yınlanmış artık birer klasik referans haline gelmiş değerli eserleri incele mek, onlardan yararlanmak da beni etkilemiştir.
• Söyleşimizi bitirmeden önce, bize ilginç bir anınızı anlatır mısı nız?
D Herhalde şu anım gençlere be lirli bir mesaj iletecektir: Teknik Üniversite'de üçüncü ya da dör düncü sınıfta iken hocamız Fuad (Külünk) bey bir dersinde yıldız üçgen dönüşümünden bahseder ken, yıldız bir devreden buna eş değer çokgen devreye geçmenin mümkün olduğunu, fakat ters dö nüşümün nasıl bulunacağının bilin mediğini söylemişti. Bu bilgi biz öğrencileri bir süre rahatsız etmişti;
sonra bu soru unutuldu, ancak ha fızalarda yeri kaldı. Uzun yıllar sonra, doktora çalışmalarımdan he men sonra üzerinde çalıştığım çok uçlu elemanların modellenmesi ko nusu nedeniyle bu soruyu yeniden hatırladım. Nitekim çözüm için dü şündüğüm iki değişik yol, bir öğ rencimin master tezi olarak sonuç landı. Bulunan sonucun yayınlan ması sırasında makalemizi değer lendiren bir hakemden öğrendik ki, daha önce bu konuyla ilgili iki ya yın yapılmış ancak bizim çözümü müz çok değişik ve ilgi çekici bu lunduğundan, editör bir an önce bu eski referansları da makalemi ze ekleyerek yeniden göndermemi zi istemişti. • Hocam, umarım bu söyleşi miz, sizi okurlarımıza tanıtmak amacına ulaşmıştır. Bize bu olana ğı sağladığınız için size çok teşek kür ediyorum. D