Elektrik Mühendisliği · Sayı 389 · 1992 / 5
YASA, KURAL VE YAPAY ZEKA
Bilgisayar, yazılım ve internet Teknik / bilimsel makale
- Yıl
- 1992
- Sayfa
- 8
- Okuma süresi
- 24 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Bilgisayar, yazılım ve internet
İlgili: Mühendislik eğitimi, Bilim, teknoloji ve meslek tarihi
Anahtar kelimeler
- Yapay Zeka
- Turing
- John McCarthy
- Marvin Minsky
- kural izleme
- Searle
Özet
Yapay zekanın tarihsel gelişimi Descartes'tan Turing, Shannon, von Neumann ve Darmouth toplantısına kadar aktarılıyor; ardından 'zayıf' ve 'iddialı' yapay zeka görüşleri ile kural ve kural izleme kavramları tartışılıyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
GİRİŞ
Y APAY Zeka (YZ) düşüncesi 1950'den beri kuramsal ve pra tik açılardan hızlı bir şekilde gelişmiş ve önemli sayılacak başarılar elde etmiştir. Bununla bir likte son yıllarda YZnın iddialı YZ
YASA, KURAL VE (Strong Al) diye bilinen farklı ve yeni bir boyutu ortaya çıkmıştır. Bu yazı da, kural, kural izleme kurala bağlı YAPAY ZEKA kavramlarına ve bunların insan dav ranışı ile olan ilişkisine dayanarak bu yeni boyutun eleştirisini sunmaya ça lışacağız. Makalede yer alacak fikir lerin anlaşılmasını kolaylaştıracağı na inandığımdan, YZnın esas fikir ve beklentilerini içeren bir tarihsel değerlendirme ile yazıya başlıyorum.
1 Tarihsel Bakış
YZnın kısa bir tarihe sahip olması ile birlikte mekanik akıl (mind) rüyası çok eskilere uzanmaktadır. Bu konu daki ilk düşünceleri, insan vücudunu benzetebilen bir otomata ile ilgilenen Rene Descartes'da görmek mümkün (Descartes aklın benzetimi konusun da şüpheliydi). Akıl yürütebilecek bir makina fikrini takip edenlerin önde gelenleri Fransız geleneğinden dü şünürlerdi. Fransız Doktor Julian Off ray de la Mettric'in 1747*deki çalış malarını örnek olarak göstermek mümkün. 18. yüzyılın ilk yarısında, mekanik flüt ve dümbelek çalıcılar ve ördekler ile Avrupayı heyecanlan dıran Jacque de Vancanson bu fikir leri daha pratik bir seviyeye itmek teydi.
Kelimeler, görüldükleri dil oyunlarında anlam kazanır ve farklı bağlamlardaki dil oyunlarında anlam değiştirirler ve tüm bunlar yaşama biçimlerinde gömülüdür. Wittgenstein
Esfandiar Haghverdi ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği
Buradan 19. yüzyıl İngiltere'sine, dü şüncenin mekanikleşmesi fikrini bize daha yakın biçimlerde takip eden dü şünürlere geçiyoruz. Bu karakterler den biri birçok yılını karmaşık hesap ları (denizcilik ve balistikte ihtiyaç duyulan türden) yapabilen otomatik hesaplatıcıya sarf eden Cambridge matematikçisi Charles Babbage idi. Babbage Lady Lovelace ile olan iş birliği sonucu işi daha da büyüterek prensipte satranç oynayabilecek ve her türden işlevi hesaplayabilecek bir makina yapmayı düşlemeye baş ladı [McCo79]. "Fark Makinası" diye adlandırılan bu makina sayıların ka relerinin farkına dayanıyordu. Maki na yapılacak işlemleri yönlendirecek işlem kartları ve üzerlerinde işlem yapılacak olan özel değişkenleri be lirleyecek olan değişken kartları kul lanacaktı [Dorf74].
291 M Ü H E N D İ S L İ Ğ İ
Aynı sıralarda Que ens College'den bir başka İngiliz matema tikçi olan George Bo ole düşüncenin temel yasalarını ortaya çı karmak ve onları mantık ilkeleri üze rine kurma çabasındaydı. Bu, düşün ce birimlerini simgeleyecek (a, b, x, y) gibi gelişigüzel simgeler kümesini kullanarak mümkün olacaktı. Bura daki amaç Aristo zamanından beri mantığa hükmeden doğal dilin muğ laklığına son vermekti. Boole şöyle diyor, "mantıksal önermeleri birleşme yasaları simgeledikleri zihinsel (men tal) süreçlerin yasaları üzerine kurulu olan simgeler ile ifade etmeye çalış mak felsefesi dile doğru bir adım ola caktır" [Hilt81]. Birleşme yasaları, toplama, çıkarma veya çarpma gibi Boole tarafından "düşünce yasaları" ismi verilen işlemler idi. öte yandan Boole, kurduğu bu mantığın iki değerli veya doğru yanlış sistemi ol duğunu gördü. Karmaşıklığı ne olur sa olsun her hangi bir mantıksal ifa de "1 '(doğru) veya 'O'(yanlış) şeklinde ifade edilebilir. Tüm insan mantığının bir dizi evet veya hayıra indirgenebi leceği fikri 20. yüzyıl felsefe ve bilimi için ciddi bir konu haline gelecekti. Yarım yüzyıl sonra Alfred North Whi tehead ve Bertrand Russel tarafın dan Principia Matematica (1913) ki tabını hazırlarken Boole'un çalışması daha büyük bir önem kazandı. Bu ki tabın amacı matematiğin kökünün mantığın temel yasalarında olduğu nu göstermek idi. Russell, "Soyut matematik Boole tarafından 'düşün ce yasaları' isimli çalışmada keşfedil di" diyor [Hala62].
Babbage'in hesaplama makinaları, Boole'un düşünce yasaları ve VVhite head ve Russell'ın çalışmalarındaki düşünceler demeti 1930 ve 19401ı yıllardaki bilim adamları tarafından tümleştirildi. Bu kişilerin çalışmaları ilk bilgisayarlar ve zeka gösterdiği söylenebilecek ilk programların or taya çıkmasına sebep oldu. Claud Shannon'un (M.I.T.'de bir Matema tikçi) 1938'deki çalışması büyük öneme sahipti. Shannon röle (re lay) ve anahtarlama devrelerinin Boolean tipi denklemler ile ifade edilebileceğini gösterdi. Onun ça lışması mantık işlemleri yapan ma kinaların yapılması için gerekli ze mini hazırladı. Shannon ayrıca programlamanın (tam olarak izle
necek olan kodlanmış komutlar kü mesini yazmak) bir aritmetik proble mi değil de biçimsel mantık problemi olarak düşünülmesi gerektiğini gös terdi.
Alanın bir diğer önemli karakteri olan Alan Turing (1936), açıkça belirtilmiş her hangi bir hesaplama problemi nin, sonlu sayıda uygun komuta sa hip bir makina tarafından yapılabile ceği fikrini ileri sürüyordu ve yapay zekanın ana konusu olan insan ve makina düşünceleri arasındaki ilişki leri düşünmeye başlıyordu.
Aynı zamanda VVamen McCullock ve VVatter Pitts (1943) sinir ağları konu sunda görüşlerini geliştiriyorlardı; açık bir şekilde kelimeler ile ifade edilebilen her hangi bir şey sonlu sa yıda uygun nöron ağı ile gerçekleşti rilebilir (realization). Dolayısıyla be yin bir makina şeklinde yapılabilir ve gerçekte bir Turing makinası olarak düşünülebilirdi.
Norbert Wiener ise organik maddeler ve otomatlarda geri beslemeyi ince leyen yeni disiplinlerarası sibernetiği yaratıyordu.
Son olarak en çok saklanan program (stored program) fikri ile tanınan John von Neumann vardı. Bilgisaya rın iç belleğinde olan program bilgi sayarın işlemlerini yönlendiriyor ve denetleyebiliyordu, dolayısıyla her yeni iş için tekrar programlama gere ği kalkıyordu. Neumann ikili mantık ve aritmetiğin, saklanan programı oluşturmakta birlikte nasıl çalışabile ceklerini gösterdi. Komutlar ve veriler aynı dil ve programda karışık olarak var olabilir ve bilgisayarda saklanabi lirdi. Neumann'dan sonraki YZ araş tırma ve geliştirme rolü Darmouth
toplantısındaki (1956) dört kişi tara fından paylaşıldı, Herbert Simon, Ai len Newell, Marvin Minsky ve John McCarthy. Bu kişilerin amacı zekice düşünebilen veya davranabilen, ze kanın her hangi bir belirtisini benze tebilen bilgisayar programı üretim olasılıklarını incelemekti. John McCarthy o sırada Darmouth'da ma tematik doçenti idi ve daha sonra MIT(1957) ve Stanford (1963) üni versitelerinde ilk YZ laboratuvarlarını kuran ve yöneten kişi oldu. McCarthy ayrıca Yapay Zeka terimi ni icad eden kişidir.
Marvin Minsky o sırada Harvard Üni versitesi Matematik ve Nöroloji bö lümleri öğrencisi idi, daha sonra MIT'den YZ labının yöneticisi oldu, H. Simon ve A. Nevvell ise Carnegie Mellon Üniversitesi'nden idiler. Bu yaz enstitüsü tanıma (cognitive) bi limleri ve özellikle YZ tarihinde önemli bir yere sahiptir.
2. Y Z Nedir?
YZ alanında çalışan birçok kişi, ör neğin McCarthy [McCa81, Torr84], YZ konusunun Turing'in "Computing Machinary and Intelligence" (Turi50) ve Shannon'un (1950) satranç oyna yabilen bir makinanın nasıl program lanacağı tartışması ile başladığı ka nısındalar. Ve neredeyse tüm otori teler, yapay zekanın amacının, bilgi sayar üzerinde insan tarafından gös terildiğinde zeki sayılabilecek biçim de çıktı yaratmak olduğunu kabul ediyorlar. Bazı otoriteler bilgisayar programını, bir tanıma sürecinin na sıl çalışacağını sınayan bir test gibi görüyorlar, fakat bu noktadan sonra uzlaşma kayboluyor. Kimi tanımlar program yazmak, diğerleri ise prog ramlama dilleri üzerinde duruyorlar, başkaları ise yazılım ile birlikte, mekanik donanım ve insan anla ma birimini de dahil ediyorlar. Bazı uygulamacılar insan düşünme sü reçlerini aynen benzetmek ister ken, diğerleri zeki sayılacak so nuçlara yol açan programlarla yeti niyorlar.
Otoriteler ayrıca düşünme metafo runu yorumlamak konusunda da ayrılıyorlar. Bazı araştırmacılar, "zayıf görüş" diye bilinen gruba gi riyorlar; bu kişiler zeki programla rın yazılmasını, insanların tanıma işlemlerini nasıl yaptıklarını incele yen kuramları sınama aracı gibi
292 389 E L E K T R İ K MÜHENDİSLİĞİ
görüy ar. Di
ğerleri
ise
alanları hak
kında çok iddi
alılar. İddialı
Y Z (Strong Al)
görüşe göre,
John Searle'ın
dediği gibi,
"uygun şekilde
programlanmış
bilgisayar ger
çekten bir akıl
dır
(mind),
başka bir de
yişle bilgisa
yarların, onla
ra uygun prog
ramlar gerildi
ğinde anladık
ları ve diğer tanıma durumlarına
(cognitive states) sahip oldukları söy
lenebilir. İddialı Y Z'de programlan
mış bilgisayar tanıma durumlarına
sahip olacağından, programlar psiko
lojik açıklamaları sınama araçları ol
makla birlikte açıklamanın ta kendisi
dir [Sear80].
Zayıf ve iddialı gruplar arasındaki çe kişme en önemli tartışma olmakla birlikte, kesinlikle tek değildir, ö n d e gelen Y Z araştırmacılarından Robert Wilensky şöyle diyor: "Y Z temel ko nularda uzlaşımdan yoksun olmakla ün yapmıştır" [W ile83]. Bu alandaki iki önemli çekişmeyi daha kaydet mekte yarar vardır; birincisi "genelle meciler" ve " uzmanlar arasındaki çekişmedir: genellemeciler her çeşit probleme uygulanabilen program ai lelerine inanıyorlar, uzmanlar ise be lirli bir alan ile ilgili çok ayrıntılı bilgi içeren fakat uygulamada görece sı nırlı olan programlara inanıyorlar.
da ele aldılar ve mantıksal teoremle rin ispatına vardılar. Mantıksal teo remler programları bir aksiyomlar kü mesi ve daha önce ispatlanmış teo remleri içeriyor, daha sonra program bir mantıksal ifade alıp, ispat bulmak amacı ile yapabildiği tüm işlemlerin üzerinden geçiyor. Bulunduğu taktir de, ispat kağıda dökülüyor, aksi hal de program problemi çözemediğini ilan ederek işlemleri durduruyor. Si mon ve Nevvell bütün zekanın, mate matik ve mantıkda olduğu gibi çeşitli simge sistemlerini işlemek olduğuna inanıyorlardı. Onlar ve Carnegie Mellon'daki arkadaşlarına göre fizik sel bir simae sistemi (bilgisayar) zeki eylemleri pmak için gerekli ve ye terlidir ve t' sine genel zeka sergile yen her hangi bir sistemin çözümle me sonucu bir fiziksel simge sistemi olduğu kanıtlanabilir. Böyle bir sis t em, bir denetim, bir bellek, bir işlem ler kümesinden ve girdi çıktıdan oluşmaktadır. Bu sistemin girdileri, belirli konumlarda olan nesnelerden, süreçleri, girdi üzerindeki işlemlerden oluşmaktadır, çıktısı ise belirli ko numlarda olan nesnelerin yeniden yaratılışı veya değiştirilmesidir.
3.2 Marvin Mlnsky'in Grubu
Minsky'nin parlak öğrencilerinden T.G. Evans 1960'ların sonunda gör sel türden benzemeleri (analogies) çözen bir program hazırladı. Prog ram, görsel benzemeyi insanların kullandığı algılama mekanizmalarını
kullanarak değil, tanımlamayı sayı sal benzeme problemlerinde kullanı lan türden simgesel biçime çevirerek çözüyordu.
Minsky'nin başka bir öğrencisi olan Daniel Bobrow problem çözme üze rindeki çalışmayı dilbilimsel alana uyarladı (1 9 6 8 ). Bobrovv'un ST U DE NT adındaki programı lise mate matik kitaplarında bulunan türden cebir problemlerini çözmek için ta sarlanmıştı, örneğin:
Arabanın benzin tüketimi 15 milde bir galondur. Boston ve Nevv Y ork arasındaki uzaklık 2 5 0 mil ise bu yol culukta kaç galon benzin kullanılmış tır. Minsky tarafından açıklandığı gibi program her cümlenin bir denklem olduğunu var sayıyordu, bazı denk lemleri oluşturmasına yardımcı ola cak belirli kelimeler hakkında progra ma bilgi yüklenmişti, program bu is tenilen anlamlar ile sözdizimi (syntax) çözümlüyordu ve galonlar ve millerin ne oldukları hakkında en ufak bir fikri yoktu veya arabanın ne olduğunu bilmiyordu. Kısacası bilgi sayarın bilgisi tamamen sözdizimsel idi.
3.3 John McCarthy
McCarthy kullanışlı bir dil olan LİSP'in yaratıcısıdır. O ayrıca Y Z'nin amaçları ve bunların en iyi şekilde nasıl gerçekleşebileceği hakkında güçlü görüşlere sahipti. McCarthy,
İkinci bir çekişme, alanın bilimsel sta tüsü ile ilgilidir. Bazılar Y Z"yi episte molojik araştırmaların yerini alacak şekilde görüyorlarken, şüpheci yo rumcular Y Z'nin bilimsel bir disiplin olarak algılanmasını hakedip etmedi ği konusunu tartışıyorlar.
3. Darmouth Dörtlüsünün Programı
3.1 . Alton Newell ve Herbert Slmon
Nevvell ve Simon bilgisayar tarafın dan çözülebilecek türdeki simge işle me üzerinde çalıştılar. Diğer konular arasında, satranç oynama ve geo metrik problem çözme gibi konuları
makinaları zeki yap manın yolunun sağ lam bir biçimsel yakla şımdan geçtiğine ina nıyordu. Bu yaklaşım da zekayı meydanı getiren eylemler, tam olarak mate matiksel tümceler halinde ifade edile bilir aksiyomlar veya bir mantıksal bağlantılar kümesine indergeniyordu. Bu sistem inanç sisteminin tutarlılığı ve tüm bilginin salt mantıksal biçim de düşünülebileceğine dayanıyordu.
4. Y Z Programlarındaki Ortak özellikler ve Eksikleri
Buraya kadar verdiğimiz program ve karakterler tanımı dar kapsamlı ol makla birlikte eleştirel amacımız için gerekli ve yeterli olabilecek ortak fi kirleri sergilemiştir. YZ grupları nın hepsi tarafından paylaşılan önemli bir nokta "mantıksalçılık" diyebileceğimiz bir paradigma dır. YZ konusunda çalışanların, zekayı mantıksal bağlantılar ve ya matematiksel biçimde ifade edilebilen aksiyomlar kümesine indirgeme tutkusu bu paradig manın sonucudur. Bu fikir ayrı ca çok ciddi sonuçlar doğurabil mektedir [Drey72]. Bu fikir tüm insan davranışının zeka dahil biçimsel olarak mantıksal kural lar ile açıklanabileceği görüşüne dayanır. Ne varki, insan hayatı gerektiği kadar düzenlidir ve hiç bir zaman tamamen kurala bağlı değildir. Hayat insanların yaptı ğından başka bir şey değildir [Drey72], dahası bilgisayar bir durum ile iç içe meşgul olmadığın dan, çünkü ihtiyaç, istek ve amacı yoktur, her zaman tüm gerçekleri ay nı önem ve ilgi ile karşılamalıdır. Bil gisayar, insan hayatının bir parçası olup onu önemli kılan, ayırım yapma ve değerlendirme gibi işleri yapama maktadır. Dolayısıyla tüm bilgisayar veya YZ programlarında, işlemler kü mesi veya bilgisayar tarafından uyul ması gereken emir ve komutlar var dır. Tabii bilgisayar, üzerinde işlem yaptığı nesne veya simgelerin anla mı hakkında veya bir kural veya ko mutun amacı konusunda en ufak bir fikire sahip değildir. Sonuç olarak YZ'nin başka bir özelliğine varıyoruz; bilgisayar simgeleri işleyen bir fizik sel simge sistemi olarak görülüyor (Newell and Simons). Buradaki prob lem bilgisayarın tamamen sözdizim
sel olan bitgistdir. Bilgisayarın proble mi, programlanmış olduğu özel biçi me bakarak bir kelime veya sayının gerçek göndermesini bulamamaktır (bunun bir örneği STUDENT progra mıdır). Bu da bilgisayarın, insanlar tarafından yapılamayacak veya ap talca görülen hataları yapmalarına sebep oluyor. 5. Eleştiriler Tarihsel olarak farklı yönlerden yapıl mış bir çok YZ eleştirisi vardır. Bura da eleştirmenlerin isim ve ana fikirleri kısaca verilecek, zira bu yazıda ama cımız kural izleme (follovving a rule) ve kurala bağlılık (rule governed ness) açılarından konuya bir eleştiri getirmektir. En önemli eleştirmenler den biri olan Joseph VVeizenbaum (1967), alanın içinden gelmektedir. VVeizenbaum aşk ve ahlak gibi insa na öz deneyimlerin kutsal kalması gerektiğini savunuyor. Herbert Drey fus'un (1972) görüşlerinden önceki bölümde kısaca bahsedildi. J.R. Lu cas, "Minds and Machines and Gö del" (1961) isimli yazısında Gödel'in noksanlık (incompleteness) ispatları na dayanarak, insan aklının bilgisa yar programları ile modellenemeye ceğini savunuyor.
6. Searle'ln Eleştirisi [Sear80] Searle'in tartışması için temel olan, zayıf ve iddialı YZ arasında yaptığı ayırımdır. Searle zayıf YZ'nin iddiala rına karşı çıkmıyor, bunun yerine tar tışmayı iddialı YZ'cıların savundukla rına yöneltiyor. Searle'in, yazısının ilk sayfalarında verdiği, insanın hika
ye anlamasına ilişkin bir örnek dikka ti çekmektedir. Bu örnek, soruları ce vaplayan insanın akıl yürütümü hak kında önemli bir noktayı açığa çıkarı yor. İnsanlar, cevabı hikayede doğ rudan ve açıkça verilmemiş bir soru yu doğru cevaplandırmak için dolaylı bilgiyi kullanıyorlar. Yazıdaki bir baş ka örnek ise ünlü Çinli Odası örneği dir. Searle eleştirisindeki esas fikir. sözdizimin tek başına anlambilime yol açacak güce sahip olmadığı ve girdi nesneleri üzerinde işlem yapan bilgisayarların izledikleri sözdizimsel kuralların bu nesneleri anlamayı ge rektirmediği savıdır. Searle Turing deneyinin, bir bilgisayar programının akıla sahip olduğu veya insana ben zediğini sınayan bir deney olduğuna inanmamaktadır. Çünkü Searle'e gö re insani başarım, belirli ortamlarda izlenmesi gereken biçimsel ku rallar verildiğinde her hangi bir insan veya makina tarafından benzetilebilir. Kişi sadece kural lara uyduğu sürece sözdizimsel işlemler ile meşgul olduğu sürece gerçekten anla dığını iddia edemez (kısaca an lamak için simge işleme tek ba şına yeterli olamaz).
Ayrıca Searle, beyin benzetici sinin sinapslardaki nöron ateş leme dizisinin biçimsel yapısını benzettiği sürece beyin hakkın daki önemli şeylerin (nedensel özellikler ve niyetlenme (intenti onality) durumları üretme bece risi) benzetimini yapmıyordur kanısındadır. Searle fiziksel maddenin nedensel özellikleri nin niyetlenme ile ilgili olduğunu dü şünüyor. Bu da onun akıl ve beyinin ayrılmazlığına olan güçlü inancını gösterir, aslında, "ancak kavramsal ve ampirik olarak aklın beyinden ay rılabilir olduğunu kabul ettiğiniz tak tirde, programlar ile zihinsel aktivite yi üretebileceğinizi umabilirsiniz, çünkü programlar beyinlerden ba ğımsız olmalılar" diyor Searle. Aslın da, beyin ve aklın aynlabilirlik ve ba ğımsızlığı zayıf ve iddialı YZ'nin te mel fikridir, zira onlara göre aklın be yinle olan ilişkisi, programın dona nımla olan ilişkisi gibidir. Ayrıca Se arle haklı olarak makina işleminin yalnızca biçimsel olarak tanımlanmış öğeler üzerinde yapılacak hesapla ma süreçleri cinsinden tanımlandığı na inanıyor. Ne var ki hiç bir salt bi çimsel model tek başına niyetlenme
*%f\ A 389 E L E K T R İ K
2 9 4 MÜHENDİSLİĞİ
7isr
için yeterli olamaz, çünkü biçimsel özellikler nedensel güce sahip değil lerdir. Dolayısıyla ancak beyinin ne densel gücüne sahip olan bir şey ni yetlenmeye sahip olabilir. Searle, bu "bir şey'in ne olabileceğini, veya ne densel güçlerin "aynı olmasının" ne demek olduğunu açık bırakıyor. Şöy le ekliyor Searle, "program tamamen biçimseldir, oysa niyetlenme durum ları aynı şekilde biçimsel değillerdir. Bunlar biçimleri değil içerikleri cinsin den tanımlanırlar. "Yağmur yağıyor" inancı, örneğin belirli bir biçimsel şe kilde değil, onu tatmin eden şartlar ile tanımlanır. Aslında bu şekliyle inanç, sözdizimsel anlamda bile bi çimsel sekile sahip değildir, çünkü aynı inanç dilbilimsel sistemlerde sonsuz sayıda farklı sözdizimsel ifa de ile verilebilir."
Searle'nin değindiği önemli noktalar şöyle özetlenebilir:
1) Belirli kurallara göre yapılan sim ge işleme tek başına niyetlenme ve anlamaya yol açamaz.
2) Bunlar ancak fiziksel maddenin (beyin) nedensel özelliği ile ilintili ola rak var olabilirler.
3) İddialı YZ, niyetlenme ve anlama yı üretmek olan amacını gerçekleşti remez, çünkü birincisi onlar beyin akıl ayırımına inanıyorlar bu da (2) ile çelişiyor ve ikincisi niyetlenme du rumları biçimsel olmadığı halde prog ramlar biçimsel olmak zorundadır.
7. Kurallar ve Kural Formülasyonu [Bake86]
"Kural" kelimesi bir çok yönde dalla nan ifadeler sınıfına aittir. Bu anlam bilimsel alanın merkezini beş grupta karakterize edebiliriz.
(1) Yasa, yazılı yasa, yönetmelik; ör neğin istençli olarak, kurala bağlı ko şullara göre yaratılan bilimsel kural lar.
(2) Pratik, kod, örf ve adet; örneğin toplumsal grupların pratiklerinde bu lunan ve normatif eylemler tarafın dan yaratılmamış biçimsel olmayan kurallar.
(3) Standart, kilise kanunu, model, paradigma; böylesi kavramlar kural ların değerlendirme (evaluation) rolü üzerine yoğunlaşırlar.
rici* şekilde olabilir, açıkça bir izin verirken veya istenilen normatif so nuçları olan (söz vermek, evlenmek, doğru söylemek, mecburiyetleri zor lamak gibi) bir davranış biçimini şart koşarken (örneğin belirli kelimeleri haykırmak gibi). Yönlendirme dolaylı da olabilmekte; bir şeyin nasıl olma sı gerektiğini açıklarken (örneğin fut boldaki bir amaç, yasadaki bir söz leşme, geçerli bir çıkarım) bir kuralın normatif yönlendirilişi, nedensellik bi çimi değildir. Emir verici kurallar bile eylemi nedensel olarak gerektirmez ler. Tabii ki belirli normatif sonuçları etkilemek istenildiğinde onu normatif olarak (nedensel değil) doğuran ku rallar izlenmelidir. Kurallar davranış standartlarıdır veya bunları hazırlar lar. Onlar davranış doğruluğunu öl çen normlardır. Hukukun kuralları yasal davranışın standartlarıdır örne ğin gramer kuralları doğru konuşma yasalarıdır. Kurallar davranışı yön lendirdikleri gibi bir değerlendirme boyutuna da sahipler. Sapma veya uyum ölçütleridirler. Nesnelerin uzunluğunu ölçmek için bir ölçüt ola rak metre kuralından bahsetmemiz tesadüfen değildir.
(4) Öğüt, ilke, yöntem, reçete; bunlar "kişisel olmayan kuralların" yol göste rici rolünü öne çıkarırlar, yani özel bi rine hitap etmemekle birlikte onları benimsemek isteyen herkes tarafın dan erişilebilirler.
(5) Emir, yön, direktif, komut; otorite ler tarafından söylenen kuralların üzerinde dururlar.
Kuralların varolması tipik olarak dav ranış intizamlarını içerir. Yalnız, tabii ki tüm intizamlar normatif değiller ve öte yandan kurallar hiç izlenmeden de var olabilirler, çünkü hukuk kita bında zorlayıcı olmayan yasalar var olabilir, ayrıca işlemsel gerçekleri gerçekleşmemiş yasalar bulmak mümkün. Yine de davranış intizamı ile olan bağlantı açıktır. Normatif ol mayan rutinler, adet ve alışkanlıklar dan, bir kural gibi yapılan şeyler ola rak bahsetmemiz rastlantı değildir.
Kurallar eylemi yönlendirir; daha doğrusu biz eylemlerimizi kurallara gönderme yaparak yönlendiririz. Ku rallar, eylemi "emir kabilinden" yön lendirebilirler örneğin bir şeyin olma sı veya olmamasını şart koşarken. Öte yandan bu yönlendirme "izin ve
Kurallar çeşitli şekillerde ortaya çıka bilirler. Kurallar, kendisi de kurallar tarafından ortaya çıkmış olan bir oto rite tarafından . üretilebilir. Durum böyle değilse, kurallar bir toplumsal grup içinde genelde kabul gördükle ri, izlendikleri, eleştirildikleri ve haklı çıkarmada kullanıldıkları kadarıyla var olabilirler. Veya öğütler, ilkeler ve yöntemler gibi var oluşları genel kabule bağlı olmayan, bireylerin kul lanım ve göndermelerine bağlı olabi lir. Normatif etkinlikler tipik olarak on lara egemen olan kuralları zikrede rek öğretilir ve açıklanırlar. Bir çok cümle biçimi kural formülasyonu ola rak kullanılabilir. Bir cümlenin, kuralı formüle etmek için kullanılmış olma sı sadece biçiminin bir özelliği değil dir. Bir kural formülasyonunun her zaman bir cümle biçiminde olacağını varsaymak gereksiz bir kısıtlama olur, bir şekil veya şema da aynı gö revi yapabilir. Kural formülasyonunu kural gibi algılamak hatalı bir düşün cedir. Kural formülasyonunu verilen bir dilde kuralı betimler, fakat bu ku ralı dilbilimsel bir ifade yapmaz. Aynı kuralın bir çok farklı formülasyonu olabilir. Tümceler ve yargılar doğru veya yanlış olabildiği halde, kurallar böyle değiller. Soyut, zamansız
mantık nesneleri ter sine tümceler, emir ler, yargılar ve öner meler gibi kurallar ti pik olarak var olan ve ölüp giden zamanlı varlıklardır, çünkü kurallara belirli za manlarda bir otorite tarafından kanu niyet verilebilir. Ayrıca kurallar emir lerden farklı olarak bir zaman süresi içinde toplumsal grup üyeleri tarafın dan yavaş yavaş benimsenebilirler. Son olarak kural izleme hakkında bir kaç kelime: uygun kurallarla uyum içerisinde olmak, veya uymak niyeti ile yapılan bazı edimler vardır. Niyet tatmin olduğunda kişi kuralları izle miştir demektir. Ama, tabii ki özne aynı edimi bir kural izlemeden de ya pabilir. O sadece farkında olmadan kurallar ile uyum içerisinde olabilir.
8. Kuralların Platonik Mitolojisi ve Reddi
Platonik kural görüşü, kuralların dış varlığını ve onları izleyen veya onla ra bağlı hareket eden insanlardan bağımsız olarak sonuçlara yol açtık larını varsayıyor. Burada yanlış fikir veren şey, kuralları onlar ile yaptığı mız şeylerden (formülasyonu kullan mak, icra etmek) bağımsız olarak var olduklarını veya olabileceklerini ve belki bizden bağımsız ne yapacağı mızı belirleyecek nesneler gibi gör mektir. Bu görüşe göre kuralların mekanizması kendi ahengine göre işlemektedir. Modern biçimiyle Plato nik görüş, kuralların kendi uygulama larını belirlediklerini ve insanların ku ral uygulamalarının kuralların kendi ahenginin gereklerine uyup, uyma mak olduğunu iadia etmektedir. Bu görüşün doğru olmadığı VVİttgenste in'in Philosophical Investigation kita bında verdiği tanımdan anlaşılmakta dır; bir kural bir "yol işareti" gibidir. Bir yol işareti bize ne yapmamız ge rektiği veya neyin yapılması gerekti ğini söylemez, sadece onu doğru ve ya yanlış şekilde izlememiz sonucu na yol açan üzerinde karar vereceği miz seçenekler sunmaktadır. Bu doğruluk, kural tarafından belirlene cek bir kıstas olmayıp, toplumsal uz laşım sonucu elde edilmektedir.
Plaîonizmın, psikolojizme karşı, kav lamların zihinsel varlıklar olmadıkla rını vurgulamasının doğru olduğuna dikkat etmeliyiz. Bir kavram ne bir "fi kir" ne de bir "zihinsel gösterim'dir. Bir kavrama sahip olmak baş ağrısı
na sahip olmağa benzemez. İki kişi aynı kavrama sahip olabilirler, ne var ki, aynı veya aynı anlamda baş ağrı sına sahip olamazlar. Dahası, Plato nistler mantık yasalarının nomolojik değil, normatif olduklarını belirtirler. Bu yasalar insanların nasıl düşün düklerini değil çıkarımlar boyunca doğruluğu sağlamak istenildiğinde nasıl düşünmemiz gerektiğini belirtir ler, çünkü biz düşüncenin (mantık sal) yasalarını nakzedebilir ve ediyo ruz, yanlış şekilde çıkarım yapar ve tutarsız tartışabiliriz. Ne var ki düşün cenin psikolojik yasalarını "nakzet mek" gibi bir şey söz konusu olamaz. Mantık ve matematik psikolojinin kol ları değillerdir, inceledikleri varlıklar özel ve akıla bağlı değiller ve mey dana koydukları doğruluklar nesnel dirler.
Platonik görüş YZ'cıları motive eden kural kalkülüsüne yol açan temeli oluşturur. Gerçekte kurallar insan ira desinden bağımsız olarak uygulama larını içeren gizemli platonik zarflar değiller. Bir kural bizim ona verdiği mizden fazlasını içeremez ve bizim ne verdiğimiz, normatif uygulamaları mızda ortaya çıkmaktadır. Kural, ku ral formülasyonu ile aynı değil onun kullanım biçimi olarak düşünülmeli dir. Eğer bir noktada yol işaretini izle mek için bir kural varsa, bu kural ta bii ki yol işareti (levha) ile aynı değil dir. Bir kuralın ne olduğu ve ne içer diği tamamen bizim yol işaretini, yol göstermek, doğru çıkarma, eleştir me, açıklama ve normatif tanımlama daki kullanım biçimimiz tarafından belirlenir. Bu "kullanım biçimi" Witt genstein'in teknik dediği ve dil kulla nıcısı tarafından hakim olunmasına inandığı şeydir. Philosophical Investi gation'de şöyle diyor, "Bir dili bilmek bir tekniğe hakim olmak demektir."
Bağlam tüm kurala bağlı normatif in
san davranışlarını içerecek şekilde genişletebilir. Kuralları izleyerek norma^ eylemler yaptığımızda, ku rallar veya kural formülasyonları bu normaliteyi bize dikte etmezler, onlar eylemlerimizi tanımlayan "kullanım biçimini" içerirler. Bu tekniğe zaman la ve sürekli tekrarlar ile hakim ol mak mümkün ve bu "kullanım biçi mi'nin doğruluk normu farklı toplum larda, üyeleri tarafından bu konular üzerindeki uzlaşımları ile belirtilen ve karar verilen görece bir kavramdır.
9. Kurallar ve Y asalar
Kurallar kendi başlarına varolan ve bizden bağımsız çalışan soyut var lıklar olmadığından bir kalkülüs kita bında, bilgisayarlarda gerçekleştiril mek üzere listelenemezler. Tersine, kuralları kullanıcıların normatif ey lemlerini tanımlamak için onları nasıl kullanacağı konunda uzlaşmaları ile, kullanıcılar tarafından belirlenir.
Bu kurallar tam uygulama anında ve ya izlendikleri zaman üretilebilir veya şayet önceden üretilmişler ise değiş tirilebilirler. Bu pragmatik kural görü şüdür. Tersine yasalar bizden ba ğımsız var olan iyi formüle edilmiş soyut varlıklardır. En iyi örnekler fi zikten verilebilir, yerçekimi yasasını (x=1/2 gt2) göz önüne alalım, bu bir nesnenin yer çekimine maruz kaldı ğındaki davranışını açıklamaktadır. Bu cisim, bu yasaya uyup, uymama kararını alamaz, her durumda yasa ya göre yere düşecektir. Dolayısıyla burada karar verme ve özgür irade den bahsedemeyiz. Ne var ki kural lar söz konusu iken bir kural veya kural formülasyonunun sürdüğü tek şey özgür irade ile onu izleyip izle memek kararını verme fırsatıdır.
Kurallar doğaları gereği keskin mate matiksel biçimde bir kalkülüs kitabın da formüle edilemezler. Sadece on lara uyan eylemlerin nor matifliğini tanımlamak için kullanılırlar ve bir ku ram (matematiksel, fizik sel) ile incelenemezler. Aksine yasalar keskin matematiksel formülas yon kullanılarak kalkülüs kitaplarında ifade edilebi lirler, bunlar, onlara ma ruz kalan nesnelerin dav ranışını açıklar ve başarı ile fiziksel kuramlar ile in celenebilirler, dolayısıyla
296 389 c L E K T R I K MÜHENDİSLİĞİ
yasalar nedenseldirler.
Birçok durumda akılcılığı sorgu altın da olan bir eylemin sebebi belirli bir kuralın onu gerektirdiğidir. Kurallar bize neyin yapılması gerektiğini söy lerler ve biz neyin yapıldığını belirti riz, oysa yasalar, neyin yapıldığını tayin ederler.
10. Normatif Eylom ve Kuralların Rolü
Burke'e göre eylem insan türünün belirgin özelliğidir. İnsan simgesel eylemde bulunan hayvandır, insan konuşabilir, talepte bulunabilir, akıl yürütebilir ve ikna edebilir. Bunun yanında sadece nesneler ve hayvan lar hareket edebilir ya da hareket et tirilebilir. Bir başka deyişle eylem ki şilik içerir. Bu da seçim yapabilmeyi gerektirir. Şu ya da bu durum karşı sında "evet" veya "hayır" diyebilmek etik bir karar vermeyi de içerebilir. Hareket kavramı etik değildir; yalnız ca insan eylemi etiktir [Burk61] [Er gü90]
Biz belirli normatif şekillerde edimler yaparız. Eylemlerimizi öbeklere gön derme ile haklı çıkarır, açıklar ve ir şad ederiz. Böyle yaparken kuralları formüle eder ve kural formülasyonla rını, eylemi öğretim, açıklama, haklı çıkarma, düzeltme ve eleştirmede kullanırız.
ne platonik bir gizem ne de kural ve ona uyan edimler arasına yerleştiril miş nedensel mekanizma (kuralın bir "gerçekleşimi") tarafından esrarı çö zülen sihirli bir resimdir. Tersine ku ral formülasyon ve edim tanımlanma sı arasındaki ilişki ile ortaya çıkmak tadır. Fakat bir mekanizma, ki buna kuralın "gerçekleşimi" diyoruz ve işle me sonuçlan arasında böylesi PÇ bağlantılar yoktur.
Bu mekanizma, ne yazık ki, kuralı iz liyor şekilde bile düşünülemez çünkü bir kuralı izlemek demek, onu bir ey lemi yürütmek amacıyla rehber ola rak kullanmaktır. Mekanizmanın du rumunda ise, bir şeyi nedensel ola rak yapmak zorunda kalmak değildir. Dahası kuralları izlemeden söz et menin anlamı olduğu gibi, kuralı izle memek veya yanlış yorumlamaktan söz edebiliriz, bunlardan hiçbiri, özel likle böyle yapılacak şekMe prog ramlanmadığı taktirde bu mekaniz ma için söz konusu olamaz.
(2) Acaba normatif davranış, etiket, ahlak ve diğerleri fizikte oMu0u gibi benzeri kuramsal açıklamaJerm ko nusu olabilirler mi? Hayır, lira birinci si, insanların ne dediklerim «maçlar, hedefler, deliller, ve motMare gön derme ile bilinen örf ve atfet bağla mında açıklıyoruz. Bu açıklamalar iyi anlaşılır ve genelde doğrudurlar. Bu
Normatif davranış, kurallar tarafın dan bilgilendirilir ve onun sınıflandırı labileceği kurallarca şekillendirilip, anlam kazanır. Kurallar, davranışı ol duğu konuma getirir (davranış ya par). Bu özelliği kuralların tanımlayı cılığı olarak adlandırabiliriz.
1 1 . Bazı Sorular
(1) Kurala uyumu garantileyen bir mekanizma icat ettiğimizi düşünelim, yani bu makina belirli kurallara göre çalışacak ve böylece bir kural göste rimi olarak düşünülebilecektir. Bu ko nuda ne diyebiliriz?
Bu soruya cevap vermek için, bir ku ralı anlamanın ne olduğunu görelim önce, Hacker ve Baker'e göre (Ba ke8 6 ) bir kuralı anlamanın bir özelli ği, onu anlamanın ve ona uymanın ne olduğunu bilmektir. Bir kural ve ona uyan edimler arasında bir iç bağlantı vardır. Aynen bir beklenti ve yerine gelmesi veya bir emir ile ona uyum arasındaki gibi. Bu iç bağlantı
297 3 0 E L E K T R İ K
MÛHENDISllfcl
tür açıklamanın fizik kuramlarında var olan (nedensel yasaları kullanan) açıklamalardan farklı olduğu görül mektedir.
İkincisi, hiçbir kurallar sistemi bir şey hakkında bir kuram olamaz. Bir ant ropolojist yerliler üzerindeki gözlem lerine dayanarak, tahta üzerinde oy nadıkları oyunun şöyle veya böyle kurallara bağlı olduğunu söyleyebilir. Ne var ki, şöyle veya böyle kurallara göre oynadıkları tahminine zayıf bir anlamda "kuram" diyebileceğimiz halde, oyun kurallarına bir şeyin ku ramı olarak bakamayız. Satranç ku ralları satranç hakkında bir kuram ol mamak ile birlikte satranç oyuncula rının taşları nasıl hareket ettirdikleri nin bir kuramı da değildir. Çünkü ku rallar neyin yapıldığını değil, ne ya pılması gerektiğini betimlerler.
12. Sonuç ve özet
İnsanoğlunun normatif eylemler yap ma yetisine sahip olduğu ve yaptığı eylemleri yönlendirmek, diğer insan larınkini eleştirmek, şöyle veya böyle eylemleri neden yaptığını açıklamak için kuralları bir rehber olarak kullan dığı gösterilmiştir. Ayrıca böyle yapa rak bu edimlerin anlaşılır yapıldığı anlatılmıştır. Kuralların doğru yoru munun pragmatik bir yorum olduğu gösterilmiştir, zira kurallar soyut var
lıklar değiller ve uygulama esnasın da değiştirilip, formüle edebiliyorlar, dolayısıyla bunlar bir kalkülüs içeri sinde biçimselleştirme çabası başarı sız olmaktadır. Dahası bu kurallara anlam kazandıran, toplumsal grup lardaki uzlaşım ile karar verilen "kul lanma biçimi"dir. Bu uzlaşımın kendi si söz konusu insan toplumunun ya şam biçimlerine uzanmaktadır ve ile tişim sonucu belirlenmektedir, böyle si bir kurala bağlı davranış (iletişim) bilgisayar tarafından yapılamamakta dır.
KAY NAKÇA
[Bake86] Baker, G.P., Hacker, P.M.S. "Language, Sense & Nonsen se" (Great Brrtian : Padstovv. 1986)
[Burk61] Burke, Kenneth, "The Rhe toric of Religion", (Boston: 1961; pp. 40 41)
IDorf74] Dorf, B.E., "Computers and Man" (San Francisco: Boyd & Frazer 1974)
[Drey72] Dreyfus, H., "What Compu ters Cannot Do: A Critique of Artifici al Reason", (New York: Harper & Row, 1972)
[Ergü90] Ergüden, Akın, "İletişim bi limde Niteliksel kural Araştırmaları", (özel görüşme)
[Hala62] Halacy, D. S. Jr., "Compu ters The Machines We Think With", (New York: Dell. 1962)
[Hilt81] Hilton, A. M., "Logic, Com puting Machines, And Automation", (New York: World Publishing. 1981)
[McCa81] McCarthy, J., Hayes P.J., "Some Philosophical Problems From the Standpoint of Artificial Intelligen ce"(1981)
[McCo79] McCorduck, P., "Machi nes Who Think", (San Francisco: W.H. Freeman, 1979)
[Sear80] Searle, J., "Minds, Brains and Programs", (The bihavioral and Brain Scinces 3:417 57. 1980)
[Torr84] Torrance, S., "The Mind and The Machine, Philosophical As pects of Artificial Intelligence", (EL LIS HORVVOOD LIMITED Publis hers. 1984)
[Turl50] Turing, A. M., "Computing Machinery and Intelligence", (İn E.A.Feibenbaum and J. Feldman, eds., Computers and Thought. New York: McGraw Hill. Original work published 1950)
[W ile83] VVİlensky, R., "Planning and Understanding: A Computatio nal Approach to Human Reasoning", (Reading, Mass. : Addison vVesley. 1983)
298 389 E L E K T R İ K MÜHENDİSLİĞİ