Elektrik Mühendisliği · Sayı 400 · 1996 / 5

PANEL:ENERJİ SORUNU VE NÜKLEER SANTRALLER

Nükleer enerji Haber ve etkinlik

Yıl
1996
Sayfa
4
Okuma süresi
14 dk
Görüntülenme
1

Konu

Nükleer enerji

İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

Anahtar kelimeler

  • EMO paneli
  • nükleer santral
  • enerji talebi
  • radyoaktif atık
  • otoprodüktörlük
  • iletim dağıtım kayıpları

Özet

EMO tarafından düzenlenen panelde enerji ihtiyacı, kaynak çeşitlendirmesi ve nükleer santral tartışmaları; Enerji Bakanlığı, akademi ve EMO temsilcilerinin görüşleri ile Türkiye'nin enerji profili, iletim-dağıtım kayıpları ve nükleer atık sorunları ele alındı.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Hl e I anel

ENERJİ SORUNU VE NÜKLEER SANTRALLER PANELİ

Odamız tarafından düzenlenen "Enerji sorunu ve Nükleer Santrallar" konulu panel, 11 Eylül 1996 tarihinde Ankara Sanat Tiyatrosu salonunda gerçekleştirildi. EMO Yönetim Kurulu üyesi Ali Yiğit 'in yönettiği panele konuşmacı olarak, Enerji bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Mendilcioğlu, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vural Altın, EMO Yönetim Kurulu Üyesi Kubilay Özbek, Elektrik Mühendisi Arif Künar ve Dünya Dostları Derneği Başkam Yunus Arıkan katıldılar.

EMO Y önetim Kurulu Başkanı M. Asım Rasan f l a n e l i n açılışında bir konuşma ya I pan EMO Yönetim Kurulu Baş *" kanı M. Asım Rasan, nükleer santrallar sorununun ülke gündemine yerleştiğini belirterek, elektrik enerjisi sektöründe merkezi planlamanın diğer sektörlere göre çok daha önemli oldu ğunu vurguladı. Rasan, konuşmasında şu görüşlere yer verdi: Teknolojik gelişmelerin günlük yaşama yansıması nedeniyle günümüzde elekt rik enerjisi yaşamın ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Ülkelerin gelişmişlik göstergelerinden biri de kişi başına dü şen elektrik enerjisi tüketimidir. Ülke mizde de aynı gelişmeler yaşanmış, ve bu gelişmeler yeterli olmasa da elektrik tüketimine süreklilik kazandırmış ve vazgeçilmez kılmıştır. Elektrik enerjisi diğer sanayi ürünlerinden farklı olarak gereksinim duyulduğu yerde ve anda gerekli miktarda üretilmek ve tüketil mek zorundadır.

"Ülkelerin gelişmişlik göstergelerinden biri de kişi başına düşen elektrik enerjisi tüketimidir."

Elektrik enerjisi sorununun sürekliliği ni sağlamak için üretim, iletim, dağıtım ve tüketim gibi dört ana unsuru sektör de merkezi planlama diğer sektörlere göre çok daha önemli olmaktadır. Böy le bir planlama için ülkenin sahip oldu ğu birincil kaynakların tesbiti, yıllara göre tüketim talebinin doğru tesbiti, tü ketim talebine göre öncelikle ulusal kaynaklara dayalı tesislerin kurulması ve enerji dağıtımının planlanması ge rekmektedir.

Yeni bir elektrik enerjisi teknolojisine geçmeden ülkemizdeki enerji talep ve üretim durumunu, kaynakları çok iyi tesbit etmek ve bunun sonucu gerçekçi değerlendirme ve yaklaşımlarda bulun mak zorundayız. Bu teknolojinin dün

A

yada uygulanmasını ve sonuçlarını in celemek durumundayız. Ülkemizde enerji tüketimi ortalama yıl lık yüzde 8 civarında artışla her on yıl da iki kat artmaktadır. 1995 yılı değer lerine göre, 14 bin megawat (MW) pu anta karşılıklı 21 bin MW kurulu gücü müz. 85 milyar kwh üretime karşılık 110 milyar kwh kapasite mevcuttur. Bu kapasitenin 35 milyar kwh hidrolik, 75 milyar kvvh termik santral kapasitesidir. Üretilen enerjinin yüzde 20'si şebeke kayıplarına gitmektedir. Gelişmiş ülke lerde bu oran yüzde 10'un altındadır. Yapılan ölçümler sonucu, birincil kay naklarımızın kapasiteleri: Linyit 105 milyar kwh/yil, ekonomik olan hidrolik potansiyelin de 122 milyar kwh/yıl ol duğu kabul edilmektedir. Şu anda hid rolik potonsiyelimizin yüzde 29"u kul lanılmaktadır. Enerji günümüz dünyasında çevre bi linci ile birlikte ele alınarak tüm insan ların refahı için kullanılmalı ve ulusal çıkarları öne alan yaklaşımlarla politi kalar yapılmalıdır.

Enerji Bakanlığı Enerji İsleri Genel Müdür Y ardımcısı Mustafa Mendilcioğlu

sektörün de bu işe katılımının sağlan ması gerekiyor. Hiç bir şey eleştirildiği gibi tedbirsiz çözümsüz değil. Ana başlıklarıyla ted

"Türkiye Enerji Yönünden Dı birleri şöyle özetlemek istiyorum:

şa Bağımlı"

Otoprodüktörlük. Sanayicinin kendi

. .„, ( nerji ve çevrenin entgre edil üretim sahalarını kurması. Otoprodük

;> miş olarak sağlanması en " " ideal durumdur ama, hiçbir

törlüğü teşvik ettik ve gerçekten çok di namik gelişiyor. Mahkeme kararıyla

zaman da enerji üretimine tamamen susturulan santralların çalıştırılması

çevreci gözü ile bakıp bu işi çevre suç şart. ülkemizin konumu gereği şu ana

lusu olarak da görmemek gerekir. Ülke kadar çoktan yapılması gereken inter

miz diğer ülkelerle karşılaştırıldığında connection'ların süratle yapılması ge

gerçekten çok dinamik bir enerji ihtiya rek. Yap İşlet Devret ve Yap İşlet ka

cı ile karşı karşıyadır. Gelişmiş ülkeler nallarına ivme kazandırılması yönünde

de nükleer santral kurulmuyor; çünkü çalışmalar sürüyor. Enerji ithali konu

gelişmiş ülkeler bu işi bitirmiş. Yani sunda da gerekli çalışmalar yapılıyor ve

bizdeki yıllık yüzde 8 10'luk talep ar nükleer santralların kurulması doğrul

tışı Almanya'da Fransa'da, Amerika'da tusunda da büyük talepler var. Nükleer

yok. Belki eksiye

Santral enerji ihtiya

bir gidiş var. Bu

elektrik talebi ve bu cımızın tamamını

yılın ilk dört ayı

İn karşılanmasında karşılayacak diye bir

nın ortalamasına baktığımızda yüz de 14'lere varan bir enerji talep ar tışı var. Ülkemiz

k çeşidi yaratma riyeti, nükleer Han zorunlu ktadır."

mantık içerisinde de ğiliz. Elbette ki bi zim ortalama kurma mız gereken 2500 3000 MW'hk güçten

de bunda haksız

bahsediyoruz. Bah

settiğimiz ilk adım 2010 yılına kadar

mı? Değil. Neden değil? Şu anda kişi iki tane 1000 MNV'lık nükleer santral.

başına kullanılan enerji 1380 kwh civa Fransa toplam enerjisinin yüzde 70'ini

rında. Dünya ortalamasına baktığımız nükleerden karşılıyor. Kore, bizim tü

da 2250 kwh. Gelişme sürecinde olan kettiği toplam enerjiyi nükleerden kar

ve dinamik gelişen bir ülkeyiz. Şurada şılıyor. Bu ülkeler bu oranda nükleer

haklılık olabilir: bu tahminler geçtiği enerjiyi birden bire oluşturmadılar.

miz on yılın yirmi yılın tahminleri yüz Elektrik enerjisinin güvenilir olarak

de 8 10 veriyor ama önümüzdeki yılla karşılanabilmesi için yapılan uzun va

ra baktığımızda, tahminlerin daha yu deli üretim planlaması sonuçlarına göre

karıya çıktığını görürüz. 1980 öncesi yerli kömür, hidrolik potansiyel, ithal

enerji darboğazını unutmayalım, radyo doğalgaz, ithal kömür kaynaklarının

vericilerinin dahi yarım güce indirildiği yanı sıra nükleer santralların yapımı za

dönemleri lütfen unutmayalım. Ülke ruri görülmektedir. Türkiye nükleer

miz gerçekten enerji ihtiyacının yüzde teknolojiye geçişte geç kalmıştır. Artan

46'sini iç kaynaklarımızdan karşılaya enerji talebi ve bu talebin karşılanma

biliyoruz. Bu rakam 200 yılında yüzde sında kaynak çeşitlendirilmesi mecbu

44'lerde. 2010 yılında yüzde 38'lere riyeti, nükleer santralların bir an önce

inecek. Enerji tüketimi tahminlerine kurulmasını gerektirmektedir. Yapılan

baktığımızda, 1996 yılında 96 milyar planlama çalışmaları sonucunda, 2010

kwh, 2000 yılında 134 milyar kwh, yılına kadar 2000 MW'lık ve 1000

2010 yılında 290 milyar kwh. Görüldü MW'lık iki santralın kurulması öngö

ğü gibi her on yılda bir katlayan, dina rülmektedir. Dünyada 344 bin MW ku

mik bir artış var. Bu artışın tekabül etti rulu güçte nükleer santral çalışmakta

ği üretimdeki yatırım yıllık 2500

dır. Bu bizim kurulu gücümüzün onye

3000 MW'lik bir yatırım demek. De di katıdır.

mekki yerli ve yabancı sekötrün, özel

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Vural A L T ı N epimizin derdi, Türkiye'nin I enerji ihtiyacını mevcut imkan lar içerisinde nasıl değerlendire biliriz sorusuna çözüm bulmak. Şimdi eğer bir arkadaşımız çıkar da Türki ye'nin enerji ihtiyacını dalga enerjisi ile karşılabiliriz derse ben dalga geçiyor diye düşünürüm. Gel git olayı okya nuslara mahsus ve çok küçük ölçekli bir şeydir. Gerçekçi olmalıyız, Türkiye bunu önermeye kalkışamaz. Belki tekil uygulamalar, 1 2 kw'lık birimler ola bilir. Özellikle enerji üretiminde kü çüklük pahalılık demektir. Yani bir nükleer santral kurmak için dört milyar dolarınız yoktur veya bir termik santral kurmak için iki milyar dolarınız yoktur; 100'er milyon dolar harcayıp bir sürü ünite kurarsınız. Bu pahalı bir yöntem dir, bu fakirliğin kısırdöngüsüdür. Fa kirlik çok pahalı bir yaşam tarzıdır. As lında devlet havlu atmıştır enerji sektö ründe; çünkü 1991'den bu yana hiç bir ciddi yatırım yok. Türkiye'yi Beyrut'a çevirecekler. Beyrut'ta bir milyon in san yaşar, yüzbin tane jeneratör çalışır. Çok pahalı, çünkü devletin kendisi yok enerji sunamıyor, herkes kendi enerji sorununu kendisi çözmeye çalışıyor. Bulabildiğini yakıyor, lamba kullanı yor, jeneratör çalıştırıyor. Son derece

"Oeyjet enerji sektöründe pahalı bir yöntem. Büyüklüğün getirdiği ölçek ekonomisi enerji söktöründe en ağırdır, daha doğ rusu ekonominin en ağır dolduğu sek törlerden birisidir. Hep beraber elele verip düşünelim: Türkiye'nin yüz birim enerji ihtiyacı varsa % 25'i rüzgardan, % 75'i biyodan, şu kadarı nükleerden diye. Bu yüzde yüzü tutturmak zorun dayız. Belki bir iki önemsiz yoldan vaz geçebiliriz. Ve kişisel kanaatim da şu ki nükleer yaşam da o kadar şer değilmiş demeye başlayacak dünya kamuoyu. Ama hala radyoaktif atıklar sorunu,

düinanın müşterek sorunu olarak, nihai çözüme kavuşmamış bir sorunu olarak üzerinde çalışılmaya devam edilecek. Geçici 30 40 yıllık çözümler hazır bunlar kullanılıyor. Kamuoyunun yan lış bilgilenmesi de var. Burada verilen örneklerden birisinde saklanan varille rin 30 40 yıl sonra çıkarıldığında delik olduğunun görüldüğü söylendi. Zaten delik olduğu için çıkarılıyor! Bu. bakım prosesinin bir parçasıdır. Bunların he sabı da gayet basit: Yılda veya ayda 0.1 mikronluk bir paslanma oranı varsa, ka lana ona göre ömür biçiyorsunuz. Elli sene sonra çıkarıp yenisini koyacağım diyorsunuz, çıkarıyorsunuz delinmiş... Şimdi bunu haber yapmanın bir anlamı yok. Bir şu var: Medya her zaman sas sayonel haber yapar. Türkiye gibi med ya saygınlığının kalmadığı bir ortamda bunu her zaman göz önünde bulundur mamız gerekir. Toplumun öncelikler sıralamasını alt üst eden biraz da med yanın bu ihtiyacıdır Trafik kazalarında günde ortalam 40 60 kişi ölüyor. Bu kanıksandı artık, ama nükleer kazalara ilişkin oranlarda çok da sağlıklı bilgi sunulmadığını düşünüyorum.

EMO Y önetim Kurulu Üyesi Kubilay Özbek

, / y usan yaşamının sürmesinin te j mel koşulu, çevresel etkileri İL dönüştürerek enerjiyi kullana bilmelidir. Bu nedenden hareketle, enerji tanımı içeresinde yaşadığımız teknolojik çağıda elektrik enerjisi, ikin cil bir kaynak olsa da vazgeçilmez bir sunsur olmuş. Tartışma da zaten elekt rik enerjisinin varlığı üzerinde değil, bi rincil enerji kaynaklarının üzerinde yo ğunlaşıyor. Şimdi ben de bir profil çiz mek istiyorum: Türkiye'nin şu andaki kurulu gücü 21. 137 megavvat ve anlık puantımız da 14.000 MW civarında. Yani aradaki farkı biz kullanamıyoruz. Türkiye'nin temel enerji problemi, elektrik enerjisi problemi şu anda iletim ve dağıtım hatlarının bozukluğu ve bu rada ortaya çıkan kayıplar olarak görü nüyor. Neden böyle görünüyor? Çünkü Türkiye'de yüzde 28'lere varan, her ne kadar resmi rakamiar yüzde 20'ler ci varında diyorsa da yüzde 28'lere varan bir enerji kaybı söz konusu. Bu oranı

"Nükleer Santrallar Batı Ülkelerinin Türkiye'ye Ahlaksız Teklifidir."

söylerden kaçak kullanımı muaf tutu yoruz. Kaçak kullanımı da katarsak ba zı illerde elektrik dağıtımındaki kayıp lar yüzde 46'ları buluyor. Biz enerji hatlarında kayıplarımızı dünya ortala masına veya OECD ortalamasına çekti ğimizde, Türkiye'de kurulması düşünü len 1000 megawat gücünde ve tehlike leri de uzmanlarca ortaya konan nükle er santrallardan yaklaşık dört tane kur muş oluyoruz. Nasıl kurmuş oluyoruz? Sadece iletim ve dağıtım hatlarına ya pacağımız yatırımlarla. Bu aynı zaman da beş altı tane Yeniköy, Gökova ve Kemerköy santralları anlamına geliyor. Türkiye'nin enerji profili böyle. Nükleer santrallerin üreteceği atık en esaslı sorundur. Kurulması düşünülen 1000 megavatlık bir santralın üreteceği atıklar öyle kolay kolay kamyonla bir yerlere atılacak türden değil, bu atıkla rın en tehlikelisi amerikyum, plüton yum ve teknokyumdur. Bu atıkların saklanma ömrü 24 bin yıl ile 100 mil yon yıl arasında değişiyor. Gerçekten nükleer santralları yapmak hiç problem değil, yaparsınız ama bunun sonuçları na da katlanmak zorundasınız. 100 me gavatlık bir santral yaklaşık 10 milyar curilik radyoaktif atık üretiyor. 1000 megawatlık bir santralın ürettiği plü tonyum atığını toplarsanız. bir greyfurt büyüklüğünde bir kütle elde edersiniz. Bu kütleyi toz haline getirip yerküreye serptiğimizde bir tek canlı kalmaz. Nükleer santrallarda bir kaza meydana geldiğinde, Türkiye'nin bu santralı dur duracak teknolojiye sahip olup olmadı ğını da soruyorum.

Türkiye'ye nükleer santrali önerenler, Batılı emperyalist odaklardır. Türki ye'ye ahlaksız teklifte bulunuyorlar. Türkiye'nin interkonnekte sistemini Batı'ya entegre etmek istiyorlar. Çünkü enerji gereksinimi yoğun olarak Batı ülkelerinde var. Siz sisteminizi birleşti receksiniz ki Batılı, enerji gereksinme sini az gelişmiş ülkelerden karşılasın. Batı ülkeleri belli fantazilerini mutlak surette yaşama geçirmek istiyorlar. İşte bundan dolayı da ahlaksız tekliftir. Tür

kiye'ye nükleer santralların dayatılma sı. Oluş nedeni ve sonuçlan itibarıyla nükleer santrallar ayıplı bir enerji üreti midir: çünkü nükleer santrallar dünya daki enerji problemine çözüm bulmak için çıkarılmış bir teknoloji değildir.

Elektrik Mühendisi Arif Künar "Türkiye'de etkin bir nükleer lobi var"

,, ' s ürkiye'de nükleer santral is teyenleri ben ikiye ayırıyo rum: Bir gerçekten Türki ye'nin enerji ihtiyacı olduğuna inanan lar ki bunlar çoğunlukla samimi ve dü rüst insanlar olmakla birlikte bir takım bilgiler altında bu düşünceye sevkedili yorlar, bir de nükleer enerjiyi politik ve çıkar amaçlarıyla kullananlar var. Bun lar daha çok "nükleer lobi" adını verdi ğim grup etrafında toplanıyorlar. Ülke mizde yaklaşık otuz yıldan beri faaliyet gösteren içinde akademisyenler, tek nokratlar ve politikacıların da bulundu ğu bir lobi bu. Şimdi bu lobinin nükle er santralları Türkiye'ye pazarlama yö nünde çabalarına ivme kazandırdığı gö rülüyor. Nükleer santral isteyenlerin özellikle sağ radikal ve islaıni radikal politik kesimlerde yoğunlaştığına ve amaçlarını Türkiye'nin enerji sorunun çözmekten çok Ortadoğu'da güç elde etmek olduğuna inanıyorum. Türkiye'de otuz yıldır nükleer enerjiye ihtyaç olduğunu söyleyenlerin en çok öne sürdükleri sav. Türkiye'de enerji kaynaklarını yetersiz olduğu ve çok kısa bir sürede bu kaynakların tükene ceği, dolayısıyla nükleer enerjiden baş ka yol kalmadığı... 1966 yılında Prof. Dr. Nejat Aybers bir kitap yayımladı: "Türkiye'de Enerji ve Nükleer Enerji". Bu kitapta Aybers, bilimsel olduğunu öne sürdüğü bazı öngörülerde bulun muş; Bu öngörülere göre Türkiye 1977 yılında karanlıkta kalacak, dolayısıyla acilen üç beş tane nükleer santral yapıl ması gerekiyormuş. 1996 yılındayız ve hala karanlıkta kalmadık! Aynı şekilde TEK eski genel müdürlerinden Sayın Gültekin Türkoğlu da geçenlerde ya yımlanan bir makalesinde enerji planla malarının ne kadar yanlış ve gerçekçi

"Ülkenin enerji politikası sadece nükleer santrallara endekslendiği için diğer enerji kaynaklarını kullanma yönünde bir çabaya girilmedi."

olmadığını anlattı. Yine TEK eski genel müdürlerinden Bahçet Yücel de yanlış planlamaya dair bir takını rakamlar ver di. Türkiye'nin elektrik enerjisi planla masını yapan bu insanlar emekli olduk tan sonra gerçekleri söylemeye başlı yorlar. Onun için ben. resmi kaynakla rın yaptığı on yirmi yıllık senaryolara inanmıyorum, bunları tümü bir takım politik niyetlerle yapılmış çalışmalar. Nütkleer santrallara ihtiyaç olduğu yö nündeki bu tür verileri hiç bir zaman kabul etmiyorum. Enerji kaynaklarımız yetersiz diye de bir teori var. Ülkenin enerji politikası sadece nükleer santrallara endekslendi ği için. onun dışında bir çözüm düşü nülmediği için başka kaynakları değer lendirmekten kaçınıldı. Yenilenebilir enerji kaynaklarını değerlendirecek ku rumlar kapatıldı. Örneğin TEK'e bağlı çalışan "Yeni ve Temiz Enerji Kaynak ları Müdürlüğü" kurulduktan iki sene sonra kapatıldı. 7. Beş yıllık kalkınma planında ne rüzgar tribünü, ne küçük su hidrolik santrallar hiç biri yer almazken 20()0'li yıllarda sayıları onlara varan nükleer santrallar planlanıyor. Nükleer santral ihtiyacınız vardı da neden Nük leer Santral Dairesi 1987 yılında kapa tılıp 1993'de geri açıldı? Bir başka gös terge de nükleer santral kurabilecek bi rikimimiz var, neden müşavirlik ihalesi bir Güney Kore firmasına veriliyor? Ve eğer nükleer santrallar enerji sorunu muza çözümse. dünyada bir nükleer santral sekiz on yılda yapılıyor, Türki ye'de bunun iki katı süre düşünün, Akkkuyu bugün başlasa 2010'larda bi tecek ve 60 bin megawatt öngörüyor. TEK'in enerji raporu. Akkuyu, o zamanki ihtiyacın sadece yüzde 1.7'si ni karşılayacak. Bu oran nasıl olur da enerji sıkıntısına cevap verir? Nükleer santral peşinde koşanlar kesinlikle poli tik, ideolojik niyetleri var. Dünyada ar tık hiç bir Batılı ülke santral yapmıyor.

İran. Pakistan, Suriye gibi demokrasi ile başı hoş olmayan, yurttaşlık bilinci gelişmemiş ülkeler santral peşinde.

Dünya Dostları Derneği Başkanı Y unus Arıkan "Bu tartışmalar artık bir yere varmalı"

artışmamız sadece bir enerji v biçimi, bir enerji paylaşımı değil yaşamı tartışıyoruz, geleceği tartışıyoruz. Nükleer enerji ilk olarak 194O'lı 1950 yıllarda atom sant rallan ile ortaya çıktı. Bu santrallar ku rulduğunda insanlığın ölçülemeyecek kadar enerji elde edeceği söyleniyordu o yıllarda. 1970'deki kriz patlak verdi ğinde bütün dünya şoka uğradı. Sonra peş peşe gelen nükleer santral kazaları ile bu şok devam etti. O zamanlar biz toplum olarak bu tartışmalara uzaktık. 1986 Çernobil faciası ile birlikte nük leer enerji tartışmasının içinde bulduk kendimizi. Buradaki konuşmalarda tahminlerden bahsedildi, Türkiye'deki teknik insan ların yaptığı projeksiyonların yanlış lığından bahsedildi. Ne kadar komiktir ki sadece biz yapmıyoruz bu yanlışları, bütün dünya yapıyor. Demek ki bilinçli bir şeyler de var. Belirlenen enerji ih tiyacı ile enerji kapasitesi hesaplanıyor du ve bu, dünyadaki elektrik enerjisinin yarısından fazlasını karşılaycaktı. Bugün yatırım altındaki bütün nükleer santrallan düşünürsek, bu projeksiyon ların onda biri kadar bir gerçekleş menin söz konusu olduğu görürüz. Buradan çıkaracağımız sonuç şu: Nük leer teknoloji ve nükleer lobi bir çöküşün eşiğindedir. Bu çöküşün bedelini Avrupa'da ödedikten sonra 3. Dünya'ya ödetmeye çalışmaktadırlar. İlginçtir, Türkiye'de de 1990'lardan sonra nükleer santrallar mega projeler olarak sunuldu. 1993 yılında Türkiye ilk defa resmi olarak nükleer santralleri uluslararası pazara çıkardığında buna karşı olan insanlar da bir araya gelmeye başladılar, sonra öğretmeni, sen dikacısı, öğrencisi, işçisi, köylüsü bir çevre hareketi oluşturmaya başladılar. Yaşadığımız bir gerçek var ki biz kendi geleceğimize sahip çıkmazsak, baş

kaları gelip o geleceği şekillendirir. O

nedenle, enerji politikaları belirlenirken

bütün toplumsal katmanların karar

mekanizmasına katılmalarının önü açıl

malıdır.

Dünyadaki yatırım halinde olan nükleer

santrallara batığımızda bunların büyük

çoğunluğunun azgelişmiş ülkelerde inşa

edilmekte olduğunu görürüz. Batı, nük

leer santrallan niçin istemiyor? Müthiş

bir yatırım ve işletme maliyeti var çün

kü. Artı olarak atık sorunu var, güvenlik

sorunu var. Bunun çözümü olarak da

nükleer santrallan kendi topraklarından

çıkarıp azgelişmiş ülkelere aktarmayı

görüyorlar. Peki nükleer enerjiden vaz

geçen Batı ne yapıyor? Danimarka rüz

gar enerjisinden büyük ölçüde yarar

lanıyor örneğin. Ve Danimarka'yı da

sollayıp geçen Yunanistan var: 1990'da

2 megavvatlık bir rüzgar enerjisini 1996

yılında 36 magawata çıkarıyor ve

2000'li yıllarda yüzde yüzlere varacak

yatırım planları yapıyor. Yine Almanya

rüzgar enerjisinden çok büyük

kapasitede yararlanan bir ülke. Bu rüz

garlar Türkiye sınırına gelip duruyor

mu? Bu da ilginç. Biz ne yapıyoruz0

Yenilenebilir Enerji Dairesi'sini

kapatıyoruz... Soruyum. Neden kapatıl

dı Yenilenebilir Enerji Dairesi'.' Bütün

bu gelişmelerden sonra nükleer santral

ların Türkiye'ye bir dayatma olduğunu

ısrarla söylüyorum. Biz, tertemiz

bırakılmış bir ülkede yaşamak istiyoruz.

Bu ülkede, Çernobil faciası yaşandığın

da sorumluluk altında kalmış ve hiç bir

kovuşturmayla

karşılaşmamış

yöneticiler var. Bugün Türkiye'de mah keme kararlarına rağmen çalıştırılmayan arıtma tesisleri var, bu tesisler çalıştınl madığı için bir günde ölen binlerce balık var. Canlı cansız bütün varlıklar bu kadar tehdit altındayken, bedelini sadece bizim değil bütün gelecek kuşakların ödeyeceği nükler santrallar Türkiye'ye dayatılıyor. Bazı politik hesaplar uğruna, lobilerin kendi çıkarları uğruna bu tür sonuçlara mahkum edilmek isteniyoruz. Ben buradan çağrı yapıyorum: Bu tartış maya taraf olanların söyledikleri sadece burada kalmasın. Tartışmalar artık bir sonuca varsın ve bütün bu çabaların gelecek güzel günlere bir katkısı olsun.