Elektrik Mühendisliği · Sayı 435 · Ocak 2009
DÜNYA SU FORUMU’NA KARȘI ALTERNATİF SU FORUMU
Toplum, demokrasi ve emek Haber ve etkinlik
- Yıl
- 2009
- Sayfa
- 2
- Okuma süresi
- 4 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Çevre ve iklim, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı
Anahtar kelimeler
- Dünya Su Forumu
- Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu
- TMMOB
- su özelleştirmesi
- Dünya Su Konseyi
Özet
TMMOB ve çeşitli toplumsal örgütlerin oluşturduğu Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu, İstanbul'da düzenlenecek 5. Dünya Su Forumu'na karşı Alternatif Su Forumu için ilk hazırlık toplantısını gerçekleştirdi; toplantıda suyun ticarileştirilmesine ve özelleştirilmesine karşı görüşler dile getirildi.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu, ilk hazırlık toplantısını gerçekleştirdi…
DÜNYA SU FORUMU’NA KARŞI ALTERNATİF SU FORUMU
İstanbul’da Mart 2009’da düzenlenecek 5. Dünya Su Forumu’na karşı aynı tarihlerde gerçekleştirilecek Alternatif Su Forumu’nun ilk hazırlık toplantısı 8-9 Kasım 2008 tarihlerinde İTÜ Taşkışla Salonları’nda yapıldı. İki gün süren hazırlık toplantılarında “Su Yaşamdır”, “Su İçin Mücadele”, “Dünya Su Mücadeleleri” ve “5. Dünya Su Forumuna Karşı Yapılabilecekler” başlıklı 4 oturum gerçekleştirildi.
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı’nın açılış konuşmasıyla başlayan toplantıda, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Sekreteri Tores Dinçöz de “Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu” adına bir sunuş gerçekleştirdi.
Toplantının açılışında konuşan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Soğancı, yaşanan kriz ortamına dikkat çekerken, piyasanın inisiyatifine bırakılmış bir ekonominin sürekli kriz ürettiğini ve faturanın da emekçi halka kesildiğine dikkat çekti. Türkiye gibi kendi kaynaklarını kullanamayan, emperyalizme bağımlı ülkelerin bu krizden daha da fazla etkileneceğini ifade eden Soğancı, şöyle konuştu:
“Ülkenin tüm kaynakları uluslararası sermayeye peşkeş çekilmiş ve bugün iflasın eşiğinde krizin göbeğinde duran uluslararası sermayeye teslim edilmiş durumdadır. AKP iktidarının ülkeyi pazarlaması, yoksulları daha da yoksullaştıran politikalar, siyasal üst yapıda İslami gericileşme dalgası ile paralel yürümektedir. Sosyal devlet tahrip
edilirken cemaat ağları, sadaka dernekleri ülkeyi sarmıştır. Yurttaş olmanın gereği olan sosyal haklar, yerini biat kültürüne, el pençe divan durmaya bırakmıştır.”
Bu ortamda Türkiye’deki emek ve demokrasi güçlerinin taviz vermeden mücadeleyi sürdürme kararlılığını vurgulayan Soğancı, uluslararası hareketin önemine işaret ederek, “Küresel düşünüp yerelde örgütlenmeye devam edeceğiz” dedi.
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu kapsamında bir araya gelen toplumsal hareketlerin, “ekonomik,
oplumsal ve çevresel krizler yaratan e savaşları küreselleştiren kapitalist üreselleşme sistemine” karşı olduğunu kaydeden Mehmet Soğancı, şöyle konuştu:
“Çok farklı kesimlerden, çok farklı çevrelerden geliyoruz ve daha adil, daha eşit başka bir Türkiye’de yaşama isteğinde buluşan milyonların parçasıyız. Toplumsal adalet için, doğal kaynaklara eşit erişim hakkı için, insanların sağlıklı bir çevrede yaşama ve tüm canlıların varolma hakkı için, insan ve yurttaşlık hakları, tüketici hakları, katılımcı demokrasi, her iki cinsten işçilerin haklarının uluslararası anlaşmalarda garanti altına alınması, kadın hakları ve aynı zamanda halkların kendi geleceklerini tayin hakları
116 elektrik mühendisliği, 435. sayı, ocak 2009
için mücadele ediyoruz. Biz, barışın ve uluslararası dayanışmanın savunucularıyız.”
Suyun Metalaşmasında Uluslararası Kurumların Rolü
TMMOB İstanbul İKK Sekreteri Tores Dinçöz de, emperyalizmin pazar kavgasında doğanın bütün değerlerinin hızla metalaştırıldığını anlattı. “Krizin şiddetlenmesiyle, başta Ortadoğu olmak üzere bütün doğal enerji koridorları emperyalistler arası paylaşımın konusu haline getirilirken; dünyamızda canlı hayatın sürmesinin en temel unsuru olan su bile alınıp satılan bir piyasa malı haline getirilmiştir” diyen Dinçöz, Enerji Bakanı’nın ırmakların bile kullanımının özel şirketlere devredileceğine ilişkin açıklamasını anımsattı. İnsanın temel ihtiyaçlarını karşılamakla birlikte aynı zamanda gelişmeyi belirleyen stratejik bir özellik taşıyan suyun alınır-satılır bir mal haline getirilmesinde bir çok kurumun rol oynadığına dikkat çekti. Dinçöz, Birleşmiş Milletler’in (BM) 1977’de suya erişimi insan hakkı olarak tanımlarken, 1992 yılında “suyun ekonomik bir mal” olduğu kararının benimsediğini aktarırken, bu alandaki diğer aktörler olarak Dünya Bankası (DB) ve Avrupa Birliği’nin (AB) rolünü de şöyle ortaya koydu:
“Su ve kanalizasyon sektöründe izlenen özelleştirme politikalarının oluşturulmasında DB, gelişmekte olan ülkelere kentsel altyapılarını iyileştirmek amacıyla sağladığı kredilerle aracı olmuştur. 1990 öncesinde DB, su hizmetlerinin ticarileştirilmesi için gerekli yapısal düzenlemeleri kredi anlaşmalarının ön koşulu olarak ülkelere şart koşmuştur. Su hizmetlerinin ticarileştirilmesi konusunu GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması-Dünya Ticaret Örgütü'nü kuran anlaşmalardan biridir) kapsamında direten bir yapı da AB’dir. AB’nin bu tutumundaki amaç küresel
ölçekte faaliyet gösteren kendine ait çokuluslu su şirketlerinin önünü açmak içindir.”
“Su İçin Mücadele Çağrısı”
Küresel su politikalarının tek bir elden şekillendirilmesi amacıyla 1996’da kurulmuş olan Dünya Su Konseyi’nin (DSK) 3 yılda bir Dünya Su Forumu (DSF) düzenlediği, bu forumlarda da iyi yönetişim, suyun fiyatlandırılması, ekonomik bir mala dönüştürülmesine yönelik kararlar alındığını aktaran Dinçöz, Meksika’da yapılan forumun 100 bin kişi tarafından protesto edildiğini anımsattı. İstanbul’da 16-22 Mart 2009 tarihlerinde yapılacak 5. DSF’ye karşı Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu’nun duruşunu şöyle ortaya koydu:
“1- Suyun sadece paraya ve güce sahip olanlar tarafından ulaşılabilecek, alınıp satılabilen bir mal haline getirilmesine. 2- Bu nedenle, evlerimize kontörlü su sayaçları takılmasına ya da suya erişimin piyasa fiyatlarına endekslenmesine. 3- Su havzalarına yapılaşma izni verilmesine; orman alanlarının talanına. 4- İnsani ihtiyaçları gidermek için gerekenden daha fazla su ve enerji
kullanımı adına nehirlerimiz üzerine yüzlerce baraj yapılmasına.
5- Geçimlik tarımla uğraşan milyonlarca küçük çiftçinin tohum, gübre, mazotun ardından şimdi de suyu piyasa fiyatları üzerinden satın almak zorunda bırakılmasına.
6- Sularımızı kirleterek ülkede ve dünyada temiz su kıtlığına yol açan şirketlerin kıtlığın bedelini halklara yüklemeye kalkışmalarına.
7- Kamu tarafından finanse edilen su yatırımlarının özelleştirmeye açılarak ticarileştirilmesine ve gelinen son ekonomik çıkmaz nedeniyle de görüldüğü üzere tekrardan firmaların kurtarılması doğrultusunda halkın katmerli soyulmasına engel olabilmek ve 2009 Mart’ında İstanbul’da düzenlenecek olan Dünya Su Forumu’nu takip etmek, su konusunda halkımızın aleyhine gelişecek durumlara karşı sağlam bir duruş sergilemek ve mücadele etmek üzere meslek odaları, sendikalar, konfederasyonlar, platformlar, dernekler, siyasi partiler ve dergi çevreleriyle oluşturduğumuz Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu olarak sesimiz artık daha gür çıkmaktadır. Bizler; ülkemiz ve dünya halklarını temel haklar etrafında birleşik bir mücadele örgütlemeye, Mavi Ekim’i Türkiye’de de başarmaya çağırıyoruz.” <
elektrik mühendisliği, 435. sayı, ocak 2009 117