Elektrik Mühendisliği · Sayı 454 · Temmuz 2015

Takiyeddin Bin Mar’uf’a “2x2 Kaç Eder” Diye Sorduk

Mümin Ceyhan

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi Haber ve etkinlik

Yıl
2015
Sayfa
5
Okuma süresi
10 dk
Görüntülenme
0

Konu

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

İlgili: Mühendislik eğitimi, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

Anahtar kelimeler

  • Nesin Matematik Köyü
  • EMO Akademik Kamp
  • Şirince
  • bilim tarihi
  • Uluğ Bey
  • Nasireddin Tusi

Özet

EMO'nun Nesin Matematik Köyü'nde düzenlediği 2. Akademik Kamp'ta yapılan sunumlar ve köyün atmosferi izlenim ve mizah katılarak anlatılıyor; bilim etiği, görüntü işleme ve İslam-Helenistik bilim tarihine dair sunumlardan söz ediliyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

EMO, 2. Akademik Kamp’ı Nesin Matematik Köyü’nde Gerçekleştirdi…

Mümin Ceyhan Elektrik Mühendisi

ìirince, Ege Bölgemizde “şirince” bir köy. Tarihle yaşayan Selçuk İlçemizin 8 kilometre uzağında; acıların çokça yaşandığı bir mübadele köyü. ìimdilerde acılar, yerini turizmin o renkli yanına bırakmış. Sözünü etmek istediğim ìirince değil; ìirince’nin içinde, ìirince’den de “şirin”, yapay bir köy. Yani köy içinde bir köy… Nesin Matematik Köyü… ìirince girişinden hemen sola dönünce, anlaşılması zor üç yol görürsünüz. Bu üç yoldan en dar ve en “köylü yol”, sizi Nesin Matematik Köyü’ne götürür. Ama sanmayın ki harika bir asfaltta yol alacağınızı ya da hiç değilse parke bir yol olacağını… Tam aksi, toprak ve iki aracın geçmesine olanak vermeyen daracık bir yol. Sanki bu köye öyle kolay gelinmez; burada her şey “kent içinde şatafat yoktur” mesajını veriyor gibidir. Köyü bulup aracınızı bir yerlere park edersiniz. Köye genellikle insanlar ìirince’den bir km yolu yürüyerek gelirler. Köye girişte sizi muhtarlık binası, çeşitli sanat yapıtları yontular ve Köye katkı koyanların büyükçe bir listede isimleri yazılı tabelası karşılar. Tarihi zannedilecek Köyün tarihi ise aslında çok yenidir (Kuruluş Tarihi: 2007). Düşünce mimarı Ali Nesin, şimdilik orada dersler vermektedir. Köyün uygulama mimarı Sevan Nişanyan ise hapistedir. Gerekçe ise (aşağı yukarı) Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu’na aykırı davranmaktır. Bu mimar, ìirince’yi dünyaya armağan etmiş, şimdi cezasını çekmektedir. Nişanyan, Matematik Köyü’nün karşısındaki kayalara sembolik, mitolojik, mezar anıtını yapmış. Dahası, bu anıt mezar için de yargılanmaktaymış.

2. Akademik Kamp ìirince’de Yapıldı ìimdi gelelim sadede: Bizim Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) bu Matematik Köyü’ne bir süredir takmış vaziyette… Hiç işi gücü yokmuş, sanki üstlerine vazifeymiş gibi Bilimsel Dergi çıkarıp bunu uluslararası geçerliği olan bir

şekle sokarak, bilim dünyasına katkı yapma sevdasına düşmüş. Altı ayda bir çıkan bu dergi, yedinci sayısına ulaşmış. Bu derginin omurgasını oluşturan bilim insanları ise böyle zamanlarda Matematik Köyü gibi yerlerde aydınlatma söyleşileri yapar olmuşlar. Bunun için de 16-19 Nisan 2015 tarihinde, ìirince’de EMO 2. Akademik Kampı yapmaya karar vermişler. Kampa, EMO tarafından, 36 üniversiteden 52 yüksek lisans ve doktora öğrencisi (20 Kadın, 32 Erkek) davet edilmiş. Ayrıca 11 farklı üniversiteden 14 değerli öğretim üyesini de unutmayalım. 4 gün süren sabah saat 09.00’dan, akşam saat 22.00’lara kadar süren seminer ve ders programı düzenlediler. Yüksek düzeyde ve genç beyinlerin, o doyumsuz, güzel sorularla bilgi edinmenin doruğuna ulaştığı bu programa katılmak benim için de ayrıcalıktı. Bu yıl yapılan akademik kampın konusu, “Görüntü İşlemede İleri Uygulamalar ve Son Gelişmeler” idi. İsteyenin EMO kanalı ile katılabileceği bu etkinliğe, EMO Bursa ìubesi’ni arayarak ben de dahil oldum.

Köye Bakış Önce Köyün atmosferinden, sonra etkinlik kapsamında düzenlenen söyleşilerden inanılmaz etkilendim. Köyün içinde katkılarla yapılan farklı üniteler, misafir ağırlama koğuşları; ama ille de kütüphane (aynı zamanda konferans salonu) oldukça görkemli yapılardı.

Protesto Kulesi’nin en tepesine çıkıp ìirince’yi ve vadiyi seyretmek doyumsuz güzel; doğal olarak yetiştirilmiş ağaç ve bitki zenginliği… Gencecik lise öğrencilerinin köy içinde özgüvenle dolaşmaları; kendi istekleri ile heyecanla Ali Nesin’in matematik derslerini izlemeleri, sürekli sorular sormaları çok etkileyiciydi… Bunlar bir yana bizim aydınlatma platformunda neler oldu? Bir kısmını yazmak istiyorum. Bir kısmını diyorum; çünkü bu dört gün süren etkinliğin tamamını buraya sığdırmak, benim entelektüel dağarcığımla mümkün olmayabilir. Onun için algılayabildiğim kadarını yazacağım. İşin kolayına kaçıp kendimi saklamak için de konuyu biraz da mizahi yolla anlatacağım ki anlamadıklarım anlaşılmasın. Programın başında EMO, Kamp ve Bilimsel Dergi’ye ilişkin bilgileri EMO Yönetim Kurulu Başkanımız Hüseyin Yeşil ve Meslek İçi Sürekli Eğitim Merkezi (MİSEM) Komisyonu Başkanı Orhan Örücü verdi. “Bu tanıtım bilimsel değildi tabii…” Programda 14 seçkin akademisyenin olduğunu söylemiştik. Bunlar kendi alanlarında yetkin kişilerdi. Onları öğrenciler can kulağı ile dinleyerek sorular sordular salondaki akademik seviyeyi görünce biraz komplekse kapılmadım dersem yalan olur. Ben diğerlerinden özür dileyerek, izlediğim, anlamaya çalıştığım, programdaki birkaç bilimsel sunumdan söz edeceğim:

Bilimde Aklın Önemi “Bilim, Mühendislik ve Öğretim Kurumları” başlığı altında EMO Bilimsel Dergi Baş Editörü Prof. Dr. Hamit Serbest yaptığı sunumda, bilimin nasıl yapılması gerektiğini, bilimde nakdin değil aklın önemini vurguladıktan sonra, inançlı insanların da bilim yapabileceğini yalnız, inançla bilimin ayrı düşünülmesini, aklın egemen olmasını bize bir güzel anlattı. Serbest, öğretim kurumlarındaki gerileme ve yozlaşmayı örneklerle anlattı. Dersi dinleyenler, geldikleri üniversitelerde bunu yaşadıkları için en az Hoca kadar konuya örnekler verdiler. Sorular ve cevaplar, insanın canını acıtacak kadar Türkiye’deki eğitimin kalitesinin durumunu gözler önüne seriyordu. Eski dostlar bu sunumu izlerken, “40 yıl önce devri Süleyman’a haksızlık ettiklerini düşündüler mi acaba?”

Bilim Hırsızlığı Etkinliğin ilk günü programı kapsamında Prof. Dr. Tayfun Akgül tarafından öğleden önce, “Bilim Etiği” öğleden sonra ise “Yüzsüz Yüz Tanıma” başlığı altında sunumlar gerçekleştirildi. Akgül, Bilim Etiği sunumuna başladığında ben, Türkiye’de bilimin nasıl yapıldığını anlatacağını sandım. O ise nasıl yapılmadığını, koca üniversitelerde intihal yapmak için “nasıl bilimsel yollar” bulunduğunu anlattı. Hatta intihal/bilimsel hırsızlık yoluyla kişilerin, Türkiye’de önce profesör, sonra dekan, rektör, becerikli veya yandaş isen nasıl YÖK Başkanlığı’na kadar uzanabileceğini; sizin anlayacağınız bilim hırsızlarının Türkiye’de makbul kişiler olduğunu örnekler vererek anlattı. Tayfun Akgül’ün öğleden sonraki sunumunda ise, gerçekten bilimsel metotlarla insanların ilk bakışta tanınamayacak fotoğraflarından nasıl tanınabileceği incelendi. Benim Hoca’dan buradaki beklentim; bir önceki sunumunda bahsettiği yüzsüz intihalcilerin kobay olarak kullanacağı yönünde idi. Ama o bütün nezaketi ile bizim tanımadığımız örnekler seçmişti. Tayfun Hoca’nın ikinci bir şapkası daha var; o şöhreti sınırları çok aşmış bir karikatür sanatçısı. EMO yayınlarından çıkan “Fenni Karikatürler” kitabında da o sözü edilen tiplerden bolca bulunuyor. Akademik Kamp’ın bu bölümü çok merak uyandırdığı için katılımcıların yanında sunum yapacak diğer akademisyenler de bu bölümü izledi.

Öklid’ten Uluğ Bey’e Konu başlığı “Öklid’ten Nasireddin Tusi’ye, Tusi’den Uluğ Bey’e Bilim” olan sunum Prof. Dr. Atilla Bir tarafından gerçekleştirildi. Bir, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden (İTÜ) emekli; asıl işi elektrik-elektronik, ama şimdilerde İstanbul Üniversitesi’nde bilim tarihi dersleri veriyor.

Öncelikle söylemeliyim ki, beni en çok şaşırtan ve bilgi eksikliğimi besleyen Prof. Dr. Atilla Bir Hoca’nın “Öklid’ten Nasireddin Tusi’ye, Tusi’den Uluğ Bey’e Bilim” konulu sunumu oldu. Hoca bu konulara hobi olarak başlamış ama dünya çapında uzmanlaşmış.

Sunumdan önce görüştüğümüz için kendisi bana, “Sunum başlamadan sana büyük sürprizim var” dedi. Sürpriz daha sonra anlaşıldı. Döneminin en büyük alimlerinden Kadızade-i Rumi, Bursalı ve Bursa’da ilim yapmış. Hoca sunumuna başlarken bizi şaşırttı. Bir, “Biliyor musunuz İslam Tarihi’nde çok büyük bilim adamları ve bunların çok eserleri vardır; Arapça ve çok azı Farsça yazılan bu eserlerin sahiplerinin yüzde 80’i Türk asıllıdır” dedi. Hoppala! Ben işte bunu bilmiyordum. Dikkatimi daha fazla verdim. Sonra Atilla Bir, başladı bunların yazdıklarını ve bilime yaptıklarını saymaya. Önce Hoca, işi biraz geriye sardı. Büyük İskender’in dünyayı fethetmek için yola çıktığını sonunda ise genç yaşta fetih yollarında ölünce, fethettiği ülkelerin parçalandığını ve bunun dünyada köklü değişikliklere neden olduğunu vurguladı. Helenistik Çağ’ın bunun sonucu olduğunu ve bunun bizim coğrafyamızda da sonuçları olduğunu söylüyordu. Bilimsel düşüncenin ilk kez (M.Ö 330-30) yıllarında Helenistik Dönem’de ortaya çıktığına işaret eden Bir, bu dönemde şehirlerde okul, kütüphane, tiyatro, tapınaklar ve spor tesisleri kurulduğunu belirti. Sunumdan,Helenistik Çağ’da bilim insanlarının etnik kökenlerinin sorulmadığı anlaşılıyor. İskender sonrasında (M.Ö 300) Anadolu’da birçok devlet ve medeniyet ortaya çıkıyor. İşte hepimizin yakından bildiği büyük matematikçi Öklid (M.Ö 330- 275) bu dönemde yaşıyor. Öklid’in birçok hipotez ve ispatının yanında, daha sonra bulunan bir yapıtta bu dahinin 2. Kitap, 6 öneri (a+b)2(2a+b).b+a2 ilişkisinin kanıtı gösteriliyor. Aynı çağda, İskenderiyeli Heron ise (M.S 10-70) bugünkü bilimin öncüsü oluyor ve günümüze 13 kitabı ulaşıyor. Bunlardan günümüze ışık tutan 3 kitap mekanik ile ilgili. Ayrıca “Pnömatik Çalışmaları ve Heron Çeşmesi” de anılmaya değer görülüyor.

Buhar motoru dediğimiz şeyin işleyiş mantığı ilk kez Heron tarafından ortaya konuluyor. Dahası var ki, otomatik kapılar, robot mekanizmaları, para otomatları Heron’un çalışmalarıdır. Aynı dönemde Eratosthenes (M.Ö 276-196) oturduğu yerde yüzde 1,6 hatayla dünyanın çevresini buluyor. Bu arada dünyanın tam küre olduğunu da düşünüyor. Günümüzde Dünya’nın düz olduğunu iddia eden İslam alimlerine M.Ö.’ki yıllardan bir ispat. Antik Yunan’da, Batlamyus, Menelaus gibi bilginler, evrenin sırlarını bilim yoluyla çözmeye çalışıyorlar. Helenistik Çağ’ın başlattığı bilgi çağı, İslam coğrafyasında da etkisini gösteriyor,(1201-1274) Nasireddin Tusi tarih sahnesinde yerini alarak dünyanın tanınmış bilginlerinden biri oluyor. “Kelam, Felsefe, Hadis ve Matematik” çalışmaları olan Tusibir, meşhur Alamut Kalesi’nde saklanarak çalışmalarını yürütüyor.

Ünlü Maraga Rasathanesi’ni kuran Tusi’nin burada da felsefeden, seksolojiye 400 bin kitabı bulunduğu söyleniyor.

Timur’un torunu Uluğ Bey ise (1393-1449), hükümdarlığı döneminde hem ülkeyi yönetiyor, hem de matematik ve gök bilimleriyle uğraşıyor.

Uluğ Bey Rasathanesi’nde devasa bir ekvatoryal güneş saati bulunmaktadır (1417). ìimdilerde İTÜ’de bu saatin aynısı Prof. Dr. Atilla Bir, Y. Doç. Dr. Burak Barutçu ve Öğr. Gör. Mehmet Erkök’ün tasarımıyla inşa edilmiştir (Tasarım: M. Erkök, M. Barutçu, A. Bir).

Gelelim Kadızade-i Rumi’ye (1364-1436). Bursa Kadısı Mehmet Çelebi’nin oğlu olan Kadızade-i Rumi, Bursa’da gördüğü eğitimden sonra, matematik ve astronomi öğrenmek için Horasan’a gidiyor. Semerkant’daki Rasathane’de çalışıyor. Astronomi ile ilgili birçok eseri bulunan Kadızadei Rumi’nin Türbesi Semerkant’da yer alıyor.

Aynı dönemde Uluğ Bey’in kuşcusu olan Ali Kuşcu (bu adı oradan gelir) yukarda adı geçen bilginlerden ders alıyor. Fatih Dönemi’nde gelip Ayasofya Medresesi’nde müderris oluyor ve birçok esere imza atıyor. Fatih Camii’nde restore edilen güneş saati onundur. Ayrıca astronomi ile ilgili birçok eseri bulunmaktadır.

1575 yılında Osmanlı Bilgini Takiyuddin tarafından kurulan gözlem evini bilmeyenimiz, duymayanımız yoktur. Yine bu rasathane kurulduktan kısa bir süre sonra III. Murat tarafından topa tutularak yıkıldığı unutulacak gibi değildir. Hocamızın ifadesi ile yüzde 80 Türk olan diğer bilim insanlarına baktığımızda; bunların çoğu Osmanlı içinde “tasavvuf, fıkıh, kelam” gibi şeyler öğrenirken, astronomi, matematik gibi pozitif bilimleri öğrenmek için Semerkant’a gidiyor. Çoğunun türbeleri de orada bulunuyor. O zaman da insanın aklına şu soru geliyor:

“Osmanlı’da pozitif bilim yapılmazdı ve aydınlanma Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını mı bekledi?”

Ali Nesin 2x2=4 Eder

Gelelim Matematik Köyü’nün yaratıcısı Ali Nesin’in matematik sunumuna. Etkinliğin ikinci günü Nesin’i köyün girişinde ilk gördüğümde; mitolojideki heykeller gibi sakallı, yürüyen bir heykeldi sanki. Adeta zıplayarak yürüyordu. Sunum akşam saat 20.00’da başladı. O, yan taraftaki derslikten, liselilere verdiği dersten çıkarak geldi. Karikatüre çok uygun yapısı ve davranışları olduğu için Tayfun Akgül Hoca her an onu karikatürleştiriyor. Ali Nesin’in sunumunun ana başlığı “Mühendisler ve Matematik; Sayı Ne Demektir” olunca, “Eyvah kırk yıl önce öğrendiklerimizden bir de imtihan edilirsek” diye düşünürken, Ali Nesin belki otuz metrelik kara tahtanın (bu tahta yeşildi) önündeki kutudan beyaz tebeşirleri ve silgiyi kaptı; raylı tahtayı ortada birleştirdi ve hızla bize dönüp; “Dersimiz 2x2 kaç eder bunu ispat etmeye çalışacağız” demez mi!… “Bunu bilemeyecek ne var” demeye kalmadan. Dersimiz başladı. “X=0, 1=2 ? , 2=Sn, Sn=sonsuz, x(0,1,2) ne oluyoruz?” Kocaman bir daire; dairede üst küme, alt küme v.s. tanımlamalar 1,2,3… teorem, aksiyom v.s… şimdi ispat… İspat çok önemli, ispat olmadan olmaz…

Bu arada Ali Hoca, 30 metrelik tahtanın bir ucundan bir ucuna uçarak geliyor; sanki zaman geçerse ispatı kaçıracak gibi hareket ediyor. Bir ara bize dönerek bir soru sordu. O kadar “sivri kişi” değişik cevaplar verdi.

Belli ki yeteri kadar tatmin olmamıştı. “Alt küme, alt küme diyor…” Önce sol kolunu hızla döndürmeye başladı. Eyvah, yana uçacak sandım! Daha sonra iki kolunu birden pervane gibi döndürmeye başlayınca; bu sefer havalanacak sandım!. Bu arada “üst küme, alt küme, ispat” diyor. Kurduğu denklemde bulduğu yanlışı düzeltip, “İşte ispatı görüyorsunuz 2x2=4’müş” diyor. Bu sonuca 30 metrelik tahtayı iki kez

doldurduktan sonra varıyor. Gömleği pantolonundan çıkmış, ter içinde kalmış bir şekilde ispatını adeta bizimle beraber kutluyor.

Ders bitince aklıma bir gün önce Takıyeddin Bin Ma’ruf’un padişahı gök bilimlerini inandırmakla ilgili çektiği zorluk geldi. Acaba Takiyeddin’e “2x2 kaçtır deseydik nasıl cevap verirdi” diye aklımdan geçirdim.

Sonra da düşündüm ki; Ali Nesin’in durumu Takiyuddin Bin Ma’ruf’tan iyi değil. Böylesi bir etkinlikte emeği geçenlere ve katılımcılara en içten dileklerimle teşekkür ediyorum.

“KAMP DÖNÜM NOKTASI OLDU”

Kampa neden katılmak istediğini anlatan bir katılımcının düşüncelerini paylaşmadan edemeyeceğim: “Katıldığım 1. EMO Akademik Kamp Sinyal ve Görüntü İşlemede Son Gelişmeler Kampı, benim için çok büyük bir dönüm noktası oldu. Amerika’dan döneli 1 sene olmuştu ve özel bir şirkette Ar-Ge mühendisi olarak çalışmaktaydım. Kampta katıldığım seminerler, tanıştığım hocalar ve arkadaşlar sayesinde okula yeniden dönmem gerektiğini ve ancak daha çok öğrenerek ve araştırarak mutlu olabileceğimi fark ettim. Ardından işten ayrıldım ve Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisansa başladım.

ìu anda sevdiğim bir konu üzerinde çalışıyorum ve eskisinden çok daha mutluyum. Düzenlenen birinci kampa katılmasaydım, ne bu kararı verecek cesareti kendimde bulabilir, ne de hala görüştüğüm arkadaşlarıma sahip olabilirdim. Bunun yanı sıra şu anda işlevsel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) üzerine bir projede çalıştığım ve tezimi de bu konu üzerine yapmak istediğim için, bu akademik kampta katılacağım konuşmaların bana çok büyük bir fayda sağlayacağını düşünüyorum.”