Elektrik Mühendisliği · Sayı 455 · Ekim 2015

455. SAYI TÜMÜ

Yıl
2015
Sayfa
88
Okuma süresi
227 dk
Görüntülenme
0

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

BAKU_AD_2_PRINT.pdf 1 10.10.2014 16:36

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası adına

SAHİBİ Yönetim Kurulu Başkanı

SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Hüseyin Önder

YAYIN KURULU Bahadır Acar

İrfan Şenlik İbrahim Aksöz Erdal Apaçık Abdullah Büyükışıklar Neriman Usta Cengiz Göltaş Gültekin Türkoğlu N. Bülent Damar

Necati İpek E. Orhan Örücü Belgin Türkay

Musa Çeçen Cem Kükey Tuncay Atman Olgun Sakarya Kemal B. Ulusaler Hamza Koç Tayfun Akgül Hacer Öztura Tarık Öden Fatih Kaymakçıoğlu Mehmet Bozkırlıoğlu Yılmaz Kocaoğlu Emre Metin Onur Koçak

YAYIN YÖNETMENİ Banu SALMAN

YAYINA HAZIRLAYANLAR Kahraman YAPICI Ebru TOKTAR

Necla DULKADİROĞLU

REKLAM SORUMLUSU Münevver ÇAY TURGUT

EMO İstanbul Şubesi Tel: +90 (212) 259 11 50-Faks: +90 (212) 258 36 55 e-posta: [email protected]

YÖNETİM YERİ Elektrik Mühendisleri Odası Ihlamur Sokak No: 10 Kızılay-Ankara Tel: +90 (312) 425 32 72 (PBX)

Faks: +90 (312) 417 38 18 e-posta: [email protected] http://www.emo.org.tr

Yayın Türü: Yerel Süreli Yayın İki ayda bir yayımlanır

BASIM TARİHİ ve SAATİ 19 Ekim 2015-09:00 SAYI: 455

BASIM ADEDİ 30000

DİZGİ ve TASARIM PLAR

Planlama Yayıncılık Reklamcılık Turizm İnşaat Tic. Ltd. Şti.

Yüksel Cad. No: 35/12 Yenişehir-Ankara Tel: +90 (312) 432 01 83-93 • Faks:+90 (312) 432 54 22 e-posta: [email protected]

BASKI YERİ MATTEK MATBAACILIK Basım Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti. Ağaç İşleri San. Sit. 1354 Cad. (21.Cad.) 1362 Sok. (601 Sok). No:35 İvedik/ANKARA Tel: (0312) 433 23 10 Pbx Faks: (0312) 434 03 56 e-posta: [email protected]

Dergide yer alan yazılar EMO’dan izinsiz yayınlanamaz ve alıntı yapılamaz. Yayınlanan yazılardaki görüşler, yazarın sorumluluğundadır.

EMO üyelerine parasız dağıtılır.

İÇİNDEKİLER

EMO’dan...................................................................................................... 7 Hüseyin Yeşil

“YASTAYIZ, İSYANDAYIZ VE KORKMUYORUZ”............................................. 9

EDİTÖRDEN EMPERYALİZMİN YENİ BOYUTU................................................................ 13 A. Hamit Serbest

AR-GE, İNOVASYON VE GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERİN REKABET GÜCÜ ARASINDAKİ İLİŞKİLER.............................................................................. 15 Erkan Erdil/M. Teoman Pamukçu

ULUSAL AR-GE İNOVASYON BULMACAMIZ VE EKSİK PARÇALAR......... 24 Serdal Temel/Fazilet Vardar Sukan

TEKNOLOJİK GELİŞME KAF DAĞININ ARDINDA.................................... 29 Banu Salman

DİJİTAL EKONOMİDE DİPTEYİZ!............................................................... 34 Kahraman Yapıcı

DEVLET DESTEK VE TEŞVİKLERİ ÇİZELGESİ (EYLÜL 2015)...................... 39 Hazırlayan: Emre Metin

Liderlervadisi.com Platformu ................................................................ 44 Metin Uçucu

SANAYİLEŞMENİN GİZLİ TARİHİ .............................................................. 46 Atila Çınar

FİKRİ MÜLKİYET HAKLARININ “KORUNMASI” ......................................... 48 Derleyen: E. Orhan Örücü

TEKNOLOJİ HAMLESİ İÇİN STRATEJİK AYAKLAR.................................... 55 Yavuz Bayülken

TÜRKİYE’DE YENİLENEBİLİR ENERJİ EKİPMANLARININ YERLİ ÜRETİMİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?......................................................................... 60 Erdoğan Öktem

UYUYAN DEVRİM: ELEKTRİKLİ ARAÇLAR................................................. 64 İrfan Şenlik

DÜNYADA NÜKLEER ENDÜSTRİNİN DURUMU........................................ 68 Nedim Bülent Damar

SÖZDE MÜHENDİS YETİŞTİREN FAKÜLTELER.......................................... 72 İrfan Şenlik

KİTAP TANITIMI......................................................................................... 75 Hazırlayan: Necla Dulkadiroğlu

FENNİKARİKATÜRLER................................................................................ 84 Tayfun Akgül

EMO’dan...

EMO 44. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı

ANKARA’YA ATEŞ DÜŞTÜ!

Ülkemizde yaşanan çatışma ortamına karşı barış içinde, bir arada, özgür bir yaşam özlemiyle 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da Tren Garı önünde buluşan yurttaşlarımız canlı bombalı saldırıların kurbanı oldular. Tek başına iktidar hırsıyla ülkeyi çatışma ortamına sürükleyen AKP iktidarının politikaları; Emek, Demokrasi ve Barış Mitingi’ni kana bulamıştır.

100’e yakın yitirdiğimiz can ve yüzlerce yaralımız var. Acımız çok büyük! Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük katliamlarından birisi yapılmıştır.

En küçük bir sokak basın açıklamasında dahi eylemciden çok polisle boy gösterilirken; Emek, Demokrasi ve Barış Mitingi’ne yönelik gerekli güvenlik önlemlerinin alınmamış olması yaşanan saldırının sorgulamasını daha da önemli kılmaktadır. Hele hele “Canlı bombaları biliyoruz, ama eylem gerçekleştirilmeden tutuklayamıyoruz” türü garip açıklamalar; yaşanan bombalı saldırının ardından yaralılarına yardım etmeye çalışan barış gönüllülerine biber gazıyla yapılan polis müdahalesi, yurttaşların ambulansların geçebilmesi için polis barikatını yarmak zorunda kalması gibi akıl almaz tutumlar acımızı katmerlendirmiştir.

Ülkemizin aydınlık bir geleceğe uzanması için barış ve demokrasi çağrısı yapan mitingi, kirli emellerine ulaşmak için kana bulamaktan kaçınmayan karanlık ellerin gerçekleştirdiği bu insanlık dışı, elim ve vahşi saldırıyı lanetliyoruz, kınıyoruz. Hiç şüphesiz bu saldırı; ülkemizin barış, huzur ve kardeşlik iklimini sabote ederek, büyük bir kaos yaratmayı, umutsuzluk ve korku yayarak yurttaşlarımızı demokratik haklarını kullanmaktan yoksun bırakmayı amaçlamaktadır. Bu katliamın sorumlusu AKP iktidarı ve ona cesaret verenlerdir.

Diktatörlüğe Karşı Birleşik Mücadele

Dergimizin matbaaya teslim aşamasında gerçekleşen bu hain katliam nedeniyle basımı durdurarak, kapağımızı yitirdiğimiz canlara adadık. Katliam öncesinde hazırladığım başyazıyı, “diktatörlük girişimlerine karşı herkesin ‘Birleşik Devrimci Bir Mücadele’ içinde olması” için çağrıya ayırmıştım. Şimdi bu çağrı daha da elzemdir.

Dergimizin bir önceki sayısında, “7 Haziran’da soluklanmak için nefes aldık” diye yazmıştık. Ancak durum tam tersine döndü ve 7 Haziran öncesini arar duruma geldik. Bir parti tek başına iktidar olamayınca, hele de bir kişinin başkanlık hayalleri suya düşünce olan oldu; ortalık kan gölüne döndü ve çatışmalar hızlanarak devam etti. Çok sayıda vatandaşımız hayatını kaybetti. Bu çatışma ortamında mesleğini ve işini yapan üyelerimizden yaralananlar oldu ve hatta bir üyemizin de bacağı koptu.

İnsan hayatını hiçe sayan açıklamalara; terörden, operasyonlardan siyasal çıkar sağlamaya çalışan anlayışlara; tüm hegemonik söylemlere ve baskılara karşı TMMOB örgütlülüğü olarak “barış” için 10 Ekim’de alanlara çıkmaya karar vermiştik. “Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi!” anlayışı ile DİSK, KESK, TMMOB ve TTB tarafından düzenlenen “Emek, Barış ve Demokrasi” Mitingi’nde EMO olarak; yöneticilerimizle, üyelerimizle ve çalışanlarımızla alanda saf tutmak üzere yürüyüş kortejinde yerimizi almıştık. Herkesin elini tetikten çekmesi ve ölümlerin son bulması; “demokratik, laik, özgür ve barış içinde bir toplumda yaşama isteğimiz” temel çağrımızdı. Ancak barış ve demokrasi taleplerine dahi tahammülü olmayan hain eller, daha toplanma noktası olan Ankara Tren Garı önünde katliam yaptılar.

Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya, Afganistan’a varıncaya kadar uzanan geniş coğrafi bölgede emperyalizmin çıkarlarına uygun yeni yapılanmalar inşa etmek üzere gerçekleştirilen müdahaleler sonucunda önce içinde bulunduğumuz bölge kan gölüne dönüştürülmüştür, şimdi ülkemiz de bu bataklığın içine çekilmiştir. Demokrasi adına yapılan müdahaleler bölgemizde daha geri yapılanmaları ortaya çıkmıştır. AKP iktidarının göz yumduğu, hatta destek verdiği, IŞID’la simgeleşen sayısız silahlı grubun yarattığı bataklık ortamı ülkemizi derinden sarsmaktadır. Önce çocuk mültecilerin cansız bedenleri kıyılarımıza vururken, bugün ülkemizin Başkentinde, Ankara’nın göbeğinde; çocuklarımızın, gençlerimizin, öğrencilerimizin, öğretmenlerimizin, avukatlarımızın, doktorlarımızın parçalanmış bedenleriyle yüreğimizden vurulduk.

ABD ve Batılı ülkelerin, bölgemizdeki “sözde demokrasi” arayışı binlerce cana mal olmaktadır. Artık dünyada “demokrasi” arayışı sorgulanmaktadır; insanların can ve mal güvenliğinin sağlandığı, sınırlı esaslar altında da olsa herkese aynı hukuk kurallarının uygulanabildiği asgari standartlar dahi aranır duruma gelmiştir.

“Demokrat” kimliğiyle pazarlanan AKP’nin boyaları dökülürken; demokrasinin diktatörlüğe giden bir araç olarak kullanılışına tanıklık ediyoruz. AKP’nin Haziran seçimleri öncesindeki baskıcı politikaları, seçim sonuçlarıyla daha da katlanmıştır. Medya kuruluşları hedef gösterilmekte, gazetecilere saldırılmakta, barış ve demokrasi umudumuz ölümlerle, katliamlarla sonlandırılmak istenmektedir. Tüm baskılara, katliamlara karşı, yitirdiğimiz canların bizlere mirası olan barışı ve demokrasi savunmaya sonuna kadar devam edeceğiz.

Peki, 1 Kasım seçimlerinde aynı sonuçlar çıkarsa ne olacaktır? Yeniden bir seçim daha mı yapılacaktır? Yani, AKP tek başına iktidar olana kadar ve de birilerinin başkanlık hayalleri gerçekleşene kadar seçim turları mı yapılacaktır?

7 Haziran seçim sonuçlarının hiçbir şeyi değiştirmediği bir ortamda, başka bir hareketlenme gerçekleştirilemezse, 1 Kasım sonrası için de seçim sonuçları ne olursa olsun umutlu olmak mümkün görünmemektedir.

Ancak demokrasi güçlerinin ortak devrimci birleşik mücadelesi diktatörlük heveslerini geriletebilir.

Bunun sağlanamadığı ortamda, ne faşist saldırıları durdurabiliriz, ne can güvenliğimizi koruyabiliriz, ne diktatörlük sürecine son verebiliriz, ne mesleğimizi sürdürebiliriz, ne de tekrarlanacak seçimlerde sağlıklı sonuçlar elde edebiliriz.

Değerli meslektaşlarım,

Ne yazık ki böyle bir çatışma ve kaos ortamında; iki yıldır hazırlıklarını yürüttüğümüz mesleki alandaki sempozyumlarımızı peş peşe gerçekleştirmeye başlamak zorunda kaldık. Ankara’da yaşadığımız katliamın ardından gezi ve yemek gibi sosyal etkinliklerimizi iptal ederken, teknik ve bilimsel çalışmalarımızın devam ettirilmesini benimsedik. Çünkü teknik ve bilimsel eleştirilerimizi mesleki alanlarımızdan yola çıkarak gündeme taşıdığımız bu etkinliklerimiz, bugün baskıcı iktidarın son vermek için can attığı; yok saymadan tutun bu etkinliklerde dile getirilen en ufak eleştirileri dahi “siyaset yapmayın” diyerek susturmaya çalıştığı platformlardır. Susmadık, susmayacağız!

1-3 Ekim 2015 tarihinde Kocaeli Şubemizin sekretaryasında 3. ATEX Sempozyumu’nu gerçekleştirdik. Açılış konuşmalarında ATEX Yönetmeliği’nin ertelenmesine yönelik eleştirilerimizi bir bir sıraladık. Konunun tüm taraflarının yer aldığı geniş bir katılımla ilgili konular tartışıldı ve öneriler geliştirildi.

Ekim ayında İzmir’de Rüzgar Sempozyumu’nu ve aynı tarihlerde yine İzmir Şirince’de, Nesin Vakfı Matematik Köyü’nde 3. Akademik Kampımızı, Adana’da Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu (YEKSEM), İzmir’de Elektrik Tesisat Ulusal Kongresi’ni gerçekleştirdik.

Kasım ayında Mersin’de Elektromanyetik Alanlar ve Etkileri Sempozyumu’nu (EMANET), İstanbul’da Elektrik Elektronik Mühendisliği Kongresi’ni (EEMKON) ve Bursa’da Uluslararası Elektrik Elektronik Mühendisliği Sempozyumu’nu (ELECO) düzenleyeceğiz.

Aralık 2015’de ise sekretaryasını Odamızın üstlendiği 10. TMMOB Enerji Sempozyumu’nu Samsun ve Sinop’ta gerçekleştireceğiz.

Dönem başından bu yana gerçekleştirdiğimiz ve önümüzdeki 3 ayda gerçekleştireceğimiz etkinlikler için tüm danışma, düzenleme ve yürütme kurullarında görev alan kurul üyelerine, merkezimizde ve şubelerimizdeki çalışanlarımıza ve söz konusu sempozyumları üstenen şube yönetim kurullarımıza teşekkür ederiz.

EMO Eğitimleri Gelişiyor

Eylül 2015’de, hem Ege Üniversitesi ile hem de ODTÜ ile Yenilenebilir Enerji Kaynakları Eğitimleri için protokoller imzaladık.

2000-2005 yılları arasında hazırladığımız ve 2005 yılında yayımlanmak üzere Bakanlığa teslim ettiğimiz Elektrik İç Tesisleri Yönetmeliği’nin sonunda raflardan indirilmesini sağladık. Bakanlık ve yönetmeliği hazırlayan komisyonumuzu bir araya getirdik. Yönetmelikle ilgili çalışmalar devam etmekte, İnternet üzerinden görüşler alınmaktadır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan verilen görüşleri birlikte değerlendirmek üzere bir toplantı talebinde bulunduk; bekliyoruz. Umarım bizim hazırladığımız ve on yıl sonra raftan indirttiğimiz söz konusu yönetmelikte hizmet alanımızın gerekliliklerine uygun düzenlemeler yapılır.

Sakarya Üniversitesi ile ortak eğitimler düzenlenmesi konusunda protokol imzaladık. Bu çerçevede, Proje Uzmanlık Sertifikası (PUS) eğitimlerinin Odamız tarafından verilmesi için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na başvuruda bulunduk.

Bu dönemde yine mesleki alanlarımıza ilişkin gelişmeleri takip edip kamuoyunu bilgilendirmeye çalıştık. Elektrik tarifelerinde yapılan oyunları bir bir ortaya koyduk.

Dergimizin bu sayısında artık her alanda büyük öneme sahip olduğu kanıtlanmış olan teknoloji gelişimine ilişkin hem ülkemiz bazında hem de uluslararası düzeyde yöntem ve uygulamaları eleştirel bir perspektifle masaya yatırdık. Yaşanan katliamın ardından ülkemizin Müslüman ve bir Ortadoğu ülkesi olması üzerine yoğunlaştırılmaya çalışılan tartışmalar karşısında bu dosyanın çok anlamlı olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’nin emperyalist güçler karşısında teknolojik gelişim açmazını aşması; ırk, din ve mezhep çatışmaların ötesinde bilim ve akla dayalı bir yönetim sistemine geçebilmesi “demokrasinin” de güvencesi olacaktır. Dosya çalışmasının editörlüğünü üstlenen Hocamız Prof. Dr. Hamit Serbest başta olmak üzere; Yayın Kurulu’na, makale gönderen yazarlara ve dergiyi yayına hazırlayan Banu Salman ve Basın Birimi ekibimize teşekkür ederiz.

Saygılarımla,

10 Ekim Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi Kana Bulandı: 100 Civarında Ölü ve Yüzlerce Yaralı…

“YASTAYIZ, İSYANDAYIZ VE KORKMUYORUZ”

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin çağrısıyla 10 Ekim 2015 tarihinde düzenlenecek Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nin buluşma noktası olan Tren Garı önünde canlı bombalı saldırılarla Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük katliamı gerçekleştirildi. Barış, özgürlük ve demokrasi taleplerini dillendirmek için yurdun dört bir yanından sabahın ilk ışıklarında Başkent’e gelen yurttaşlarımızı hedef alan saldırıda, 100 civarında canımızı kaybettik.

Patlamanın hemen ardından yaralılarına yardım etmek isteyen eylemcilere polis tarafından biber gazıyla müdahale edildi. Ambulansların geçişini engelleyen polis barikatlarını yurttaşların yararak geçtiklerini gösteren görüntüler ortaya çıktı. Saldırıya ilişkin ilk bilgiler IŞİD’i işaret ederken, Suruç Katliamı’nın ardından böylesine büyük kanlı bir saldırının gerçekleştirilmesi güvenlik zafiyetini ve hükümetin politikalarını daha da tartışılır hale getirdi. Günler öncesinden duyurulan ve Ankara Valiliği’nin izniyle gerçekleştirilen mitinge yönelik kanlı saldırı önlemezken; sorumluların istifa etmeleri ya da görevden alınmaları bir yana istifa soruları karşısında “gülmeleri”; Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından istifanın gerekli olmadığına ilişkin yapılan açıklamalar; güvenlik açığına ilişkin sorulara miting alanında önlem alındığı patlamanın buluşma noktasında olduğu gibi verilen “anlamsız yanıtlar”; canlı bombaların listesi olduğu, ancak eylem gerçekleştirilmeden tutuklama yapılamadığına ilişkin açıklamalar acılı yurttaşlarımızın öfkesini büyüttü.

10 Ekim Cumartesi sabahı saat 10.04’te art arda iki intihar bombacısıyla gerçekleştirilen patlamanın büyüklüğü saatler geçtikçe ölü sayısının 10’lardan 100’lere tırmanmasıyla ortaya çıktı. Yüzlerce yaralının olduğu katliam karşısında, hastanelerin acil servisleri ve adli tıp kurumları zorlandı. Günlerce hastane önlerinde, adli tıpta hayatını kaybeden yurttaşların ve yaralıların yakınları bekledi.

Yas ve Grev Kararı Bu elim, vahşi ve insanlık dışı katliamın ardından hızlı refleks göstererek, aynı gün basın toplantısı yapan DİSK, KESK, TMMOB ve TTB yas ve grev kararı aldı. 4 örgütün öncülüğünde 11-12 ve 13 Ekim tarihlerinde katliamın gerçekleştirildiği Tren Garı önü başta olmak üzere çeşitli illerde protestolar gerçekleştirdiler.

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, DİSK Başkanı Kani Beko, KESK Eş Başkanları Lami Özgen ve Şaziye Köse, TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Bayazıt İlhan ve TTB İkinci Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel’in katılımıyla

yapılan 10 Ekim 2015 tarihinde gerçekleştirilen basın toplantısında, “Üzgünüz, öfkeliyiz, yastayız ve isyandayız. 12-13 Ekim günleri grevdeyiz” denildi.

“Faili Meçhul Değil”

Bu katliamın faili meçhul olmadığı ve iktidarın doğrudan sorumlu olduğu vurgusu yapılan ortak açıklamada, katliama ve katliama yol açan ortama neden olan hükümete tepki şu sözlerle ifade edildi:

“Ankara’da Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için toplanmıştık. Türkiye’nin dört bir yanından gelmiştik. Emek, Barış, Demokrasi taleplerimizi haykırmak için gelmiştik. İşçilerin, kamu çalışanlarının, işsizlerin, yoksulların, mağdurların sesini duyurmak için gelmiştik. ‘Savaşa İnat Barış Hemen Şimdi!’demek için gelmiştik. Saray’ın saltanatı uğruna aylardır kan dökenlere ‘Dur!” demek için gelmiştik. Savaşa karşı barışı; baskı, şiddet ve zora karşı özgürlükleri ve demokrasiyi; yolsuzluğa, hırsızlığa ve sömürüye karşı emeğin mücadelesini hep birlikte yükseltmek için gelmiştik. Başvurusu Ankara Valiliği’ne yapılmış (ve Valilikçe uygun görülmüş), bütünüyle barışçıl bir miting için gelmiştik. Türkülerimizle, halaylarımızla, pankartlarımızla, sloganlarımızla ve coşkuyla miting alanına yürüyüşümüz başlarken patlattılar bombaları. Türkiye’nin göbeğinde, Ankara Garı’nın, binlerce polisin gözü önünde patlattılar. Üzgünüz, Öfkeliyiz, Yastayız ve İsyandayız! Hiç kimse bize bu katliamın faili meçhul olduğunu söylemesin. Bombaları tanıyoruz. 18 Mayıs’ta Adana ve Mersin’deki, 5 Haziran’da Diyarbakır’daki, 20 Temmuz’da Suruç’taki patlamalardan tanıyoruz; ‘aynı seriden’ olduğunu biliyoruz. Katilleri tanıyoruz. Katiller; diktatörlük hevesleri 7 Haziran seçimlerinde kursaklarında kalanlardır. Katiller; 400 vekil alamadıkları için ülkeyi iç savaşa sürükleyenlerdir.”

“Korkmayacağız”

Katillerin uzakta aranmaması istenen açıklamada, katliamın asla unutulmayacağı, barış mücadelesinin ise her koşulda süreceği vurgulanarak, şöyle denildi:

“Katiller; yarattıkları terör ve dehşetin korkusuyla 1 Kasım seçimlerinden galip çıkmaya çalışanlardır.

Katiller; aylardır AKrep’lerle, TOMA’larla, tanklarla, toplarla ülkeyi kan gölüne çevirenlerdir. Amaçlarını biliyoruz. Amaçları; bizi korkutarak, bizi yıldırarak, bizi sindirerek 13 yıllık zulüm ve hırsızlık düzenlerini sürdürmeye çalışmaktır. Amaçları; Gezi İsyanı’ndan bu yana diktatörlüğe karşı direnen milyonlarca yurttaşın iradesini kırmaktır. Amaçları; halkın iradesine rağmen KaçAK Saray’daki iktidarlarını devam ettirmeye çalışmaktır. Emek, Barış ve Demokrasi Mitingimiz kana bulayanlara sesleniyoruz: Bütün vahşetinizle, şiddetinize, katliamlarına rağmen özgür, demokratik bir ülkede yaşamı ve barışı savunmaktan vazgeçmeyeceğiz. Bizi korkutmaya, bizi yıldırmaya, bizi sindirmeye çalışanlara sesleniyoruz: Korkmayacağız, yılmayacağız, unutmayacağız ve affetmeyeceğiz. Döktüğünüz kanda boğulacaksınız.”

Protesto ve Anma Törenleri

Kanlı katliamın ardından hemen hemen her gün yurdun değişik kentlerinde yapılan protesto eylemleri, çoğunlukla polisin müdahalesiyle gölgelendi. Miting çağrıcısı 4 örgütün de aralarında olduğu binlerce kişi, saldırıdan bir gün sonra 11 Ekim 2015 Pazar günü, patlamanın olduğu Tren Garı önünde hayatını kaybedenler anısına karanfil bırakmak istediler. Ancak emniyet güçleri kriminal incelemenin sürdüğü gerekçesiyle alana girişe izin vermedi, kitlenin alana girmek istemesi üzerine gaz ve tazyikli suyla saldırdı. Kitle daha sonra uğurlamanın yapılacağı Sıhhiye Meydanı’na yürüdü. 10 Ekim’de “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi”nin adresi olan Sıhhiye Meydanı’nda katliamda yaşamını yitirenler uğurlandı.

Katliamın lanetlendiği meydanda, yaşanan acılar yankılandı, ağıtlar yakıldı. Saygı duruşunun ardından dört örgüt adına KESK Eş Başkanı Lami Özgen konuştu. HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ve CHP Milletvekili Musa Çam da kitleye hitap etti. Aynı gün katliamda ölenler için birçok kentte anma ve protesto etkinlikleri düzenlendi.

Katliam Lanetlendi

Ankara’da yüzlerce kişi, 12 Ekim 2015 tarihinde İbni Sina Hastanesi önünden, ellerinde karanfillerle bombalı saldırıların yapıldığı Tren Garı’na yürüyüş düzenledi. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin “Üzgünüz, öfkeliyiz, yastayız

ve isyandayız!” sloganıyla 12-13 Ekim tarihlerinde aldığı grev kararı kapsamında düzenlenen yürüyüş, saat 12.00’de İbni Sina Hastanesi önünden başladı. “Faşizme karşı omuz omuza”, “Hırsız, katil Erdoğan”, “İnadına Barış, İnadına Özgürlük”, “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları atılan yürüyüşte, patlama sonrasında ağır yaralıların kaldırıldığı Numune Hastanesi’nin önünden geçilirken, hasta yakınları alkışlarla selamlandı. “Saldırı, Barış ve Demokrasi Talebinedir” Tren Garı’nda saldırının gerçekleştiği alana gelindiğinde, katliamda yaşamını yitirenler anısına saygı duruşunda bulunuldu. Burada bir basın açıklaması yapan Ankara Tabip Odası Başkanı Çetin Atasoy, 10 Ekim’de barış için düzenlenen mitingi kana bulayanların “barışa ve demokrasiye saldırdığını” vurgulayarak, şu mesajları verdi:

“Bu saldırı, barış ve demokrasi talebinedir. Bu saldırı ile hedeflenen dört kurum TTB, DİSK, KESK, TMMOB, bu ülkenin bütün kesimlerini savunan kurumlardır. Bu saldırı, emek mücadelesinedir. Bu saldırı, en temel insan hakkı olan barışçıl gösteri ve yürüyüş hakkına saldırıdır. Talep ettiğimiz barış çerçevesinde davranarak emeğe saygı, barış ve özgürlük taleplerimizi dünkünden daha yüksek sesle dillendirmeye devam edeceğiz.” Sağlık çalışanlarının olay yerindeki müdahalesi olmasa çok daha acı bir tablonun ortaya çıkacağına işaret eden Atasoy, “Sağlık emekçileri canla, başla çalıştı, yaralıları halen hayatta tutmaya çalışıyorlar” diye konuştu. Yürüyüşe katılanlar, “Biz Halkız Yeniden Doğarız Ölümlerle”, “Barış ve Sağlıklı Yaşam için Üzgünüz, Öfkeliyiz, Yastayız, İsyandayız” pankartları taşıdı.

Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi`ne Yapılan Saldırıları Kınıyoruz...

İNADINA BARIŞ!

Elektrik Mühendisleri Odası, Ankara’da 10 Ekim Cumartesi günü yapılacak Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nin buluşma ve toplanma alanı olan Ankara Tren Garı bölgesinde gerçekleştirilen bombalı saldırıyı aynı gün protesto etti. EMO saldırıları önlemeyen sorumluların derhal görevden alınmasını talep ederken, İçişleri Bakanı başta olmak üzere Bakanlar Kurulu’nu da istifaya çağırdı.

EMO tarafından yapılan açıklamada, günler öncesinden yapılacağı belli olan, izinleri alınmış mitingde can güvenliğinin sağlanmamış olması eleştirildi. Saldırı sonrasında ise tam bir kaos oluştuğu belirtilen açıklamada, yaşananlar şöyle aktarıldı:

“Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne katılanlar, bombalı saldırının ardından bir de bölgeye gönderilen çok sayıda çevik kuvvet ekibi ve biber gazı müdahalesiyle yaralılara yardım edilmesinde bile engellerle karşılaşmışlardır.  AKP`nin tek başına iktidar hırsıyla ülkeyi içine sürüklediği çatışma ve şiddet ortamı, bugün, ülkemizin Başkent’i Ankara’da; DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin çağrısıyla barışçıl protesto haklarını kullanmak üzere toplanan yurttaşlarımızı hedef almıştır. Ülkemizin aydınlık bir geleceğe uzanması amacıyla barış ve demokrasi çağrısı yapan mitingi kirli emellerine ulaşmak için kana bulamaktan kaçınmayan karanlık ellerin gerçekleştirdiği bu insanlık dışı, elim ve vahşi saldırıyı lanetliyoruz, kınıyoruz. Hiç şüphesiz bu saldırı; ülkemizin barış, huzur ve kardeşlik iklimini sabote ederek, büyük bir kaos yaratmayı, umutsuzluk ve korku yayarak yurttaşlarımızı demokratik haklarını kullanmaktan yoksun bırakmayı amaçlamaktadır. Bu katliamın sorumlusu AKP iktidarı ve ona cesaret verenlerdir. Hükümeti, derhal istifa etmeye çağırıyoruz. Emek, barış ve demokrasi vurgusu ile bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük katılımlı miting için Tren Garı önünde toplanmaya başlayan yurttaşların güvenliğini, en hafif deyimiyle, sağlayamayan; başta MİT Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü, Ankara Valisi derhal görevden alınmalı ve başta İçişleri Bakanı olmak üzere Bakanlar Kurulu üyeleri istifa etmelidir.”

Açıklamada, 7 Haziran seçimleri sonrasında gerçekleştirilen Suruç Katliamı’nın ardından IŞİD ile mücadele adı altında başlatılan ve sivil yurttaşların hedef alındığı saldırılar ile büyütülen çatışma ve saldırı ortamıyla AKP’nin tek başına iktidar olma arayışı içinde olduğu anlatıldı. “Ülkemizin neresinde olursa olsun terörden nemalanmaya çalışan siyasal anlayışları kınıyoruz” denilen açıklamada, ateşkes öneri ve çağrılarının olduğu dönemde katliamın yapılmış olmasına da dikkat çekildi.

Katliamda yaşamını yurttaşlarımızın başta aileleri ve yakınları olmak üzere, tüm halkımıza baş sağlığı dilenen açıklamada, “AKP iktidarı eliyle bir yandan çıkarılan yasalar, diğer yandan fiziki saldırılar aracılığıyla oluşturulmaya çalışılan korku toplumuna izin vermeyeceğiz” vurgusu yapıldı. Savaşa inat, barışa yönelen katliam girişimlerine inat, korkutma ve yıldırma politikalarına inat barışı, emeği ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğinin altını çizen EMO, tüm yurttaşları “AKP’nin büyüttüğü şiddet ortamına karşı emek, demokrasi ve barış mücadelesini sürdürmeye ve büyütmeye” çağırdı.

Basın açıklamasının ardından ellerindeki karanfilleri, insanlık dışı saldırının gerçekleştiği noktaya bırakan üyeler, duygusal anlar yaşadı. Basın açıklamasının ardından katılımcıların hastaneye dönmek üzere yaptıkları yürüyüş, Sıhhiye Köprüsü altındaki şüpheli paket ihbarı nedeniyle durduruldu. Paketin imha edilmesinin ardından İbni Sina Hastanesi’nde noktalanacak yürüyüşe izin verildi. Oturma Eylemi DİSK, KESK, TMMOB ve TTB; grevin ikinci günü olan 13 Ekim 2015 tarihinde; Sakarya Meydanı’nda bir araya gelerek oturma eylemi ile katliamı protesto ettiler. Atılan sloganlarla katliam ve hükümete duyulan öfke haykırılırken, katliamda yaşamını yitirenlerin isimlerinin yazılı olduğu beyaz balonlar, alkışlar eşliğinde gökyüzüne gönderildi. Katliamda yaşamını yitirenler; isimlerinin tek tek okunmasının ardından hep bir ağızdan yankılanan “Aramızda” sözleriyle Sakarya Meydanı’nda can buldu. Sakarya Meydanı’nda buluşan emek ve demokrasi güçleri; hükümet ve katliama duydukları öfkeyi; alkışlar, ıslıklar ve “Katil devlet hesap verecek”, “Diktatör yenilecek direnen halklar kazanacak”, “Hırsız, katil Erdoğan”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Savaşa inat barış hemen şimdi” sloganları ile dile getirdiler. Sakarya Meydanı’nda oturma eylemine geçen emek ve demokrasi güçlerine çok sayıda vatandaş da katılarak destek verdi. “Katilleri Tanıyoruz” Eylemde, ilk sözü alan KESK Ankara Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Adem Yavuz Kaya, barış için yürümenin yasak olduğu bir ülkede yaşadığımıza dikkat çekti. Kaya, şöyle devam etti:

“Öfkeliyiz, isyandayız, unutmayacağız. Bombaları patlatanları, ambulansların geçmesine izin vermemek için yolları kapatanları, can çekişenleri, saldırıda ölenleri, yaralılara müdahale eden sağlık emekçilerini, patlamaya gülenleri, saldırıda parçalananların üzerine basarak geçenleri unutmayacağız. Barış ve umudumuzu kıramayacaksınız. Biz bu ülkenin topraklarına barış ve umut tohumları ekip, o tohumları yeşerteceğiz.” “Sağlık Bakanı İstifa Etmeli” Ankara Tabip Odası’ndan (ATO) Asuman Doğan da, büyük katliamın ardından, çok sayıda ölü ve yaralı olmasına rağmen

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun uzun süre ortalarda görünmediğini, tüm girişimlere rağmen telefonlara bile çıkmadığını belirterek, şunları söyledi:

“Sağlık Bakanı, yaşanan bombalı saldırı sonrası bizimle işbirliği yapmadı; hiçbir şekilde bizlere yardımcı olmadı, yaralı ve hayatını kaybedenlere ilişkin bilgi almamızı önledi. Buna rağmen sağlık emekçileri canhıraş çalışarak, bizim acımızın hafiflemesini sağladılar. Acılıyız, isyandayız, unutmadık, unutmayacağız. Bakan istifa etmeli.”

“13 Üyemizi Kaybettik”

Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS) Merkez Yürütme Kurulu Kadın Sekreteri Bahar Karakaş da, bombalı katliamda biri çocuk olmak üzere BTS’nin 13 üyesini kaybetmekten duydukları üzüntüyü dile getirerek, “Cebinde akrep taşıyanlar, zehrine katlanır derler. Bizler barış istedik. 2 kızımla hastaneleri ziyaret ettiğimde, ben yaşamaya utanırken; o Bakan, Adalet Bakanı Kenan İpek, nasıl da gülüyordu” sözleriyle tepkisini ortaya koydu.

“Barış Gelene Kadar Mücadeleye Devam”

KESK Genel Sekreteri Hasan Toprak ise bombalı saldırının ardından emek ve demokrasi güçlerinin 2 gündür iş bırakarak, grev yaptıklarını anımsatarak, “Ankara’da yaşadığımız saldırıyı, sabah saatlerinde İstanbul’da da yaşadık. Hiçbir güvenlik önlemi almayan iktidar İstanbul’da barış isteyen yurttaşlara saldırdı. Onları lanetliyorum” dedi.

Televizyon ekranlarından iki gündür bombalı saldırıya ilişkin çeşitli açıklamalar yapıldığına dikkat çeken Toprak, saldırıları yapan katillerin Diyarbakır’dan, Suruç’tan, Roboski’den ve 1977 yılı Taksimi’nden bilindiğini vurguladı. Toprak; Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, Türkiye’de bulunan canlı bombaların isim listesinin ellerinde olduğunu belirterek, “Biliyorsunuz bu, bir eylem hazırlığı içinde ama bunu gerçek bir eyleme dönüştürmedikçe veya elinizde o eylemin olabileceğine dair bir veri olmadıkça tutuklayamazsınız” sözlerine tepki gösterdi. Toprak, Davutoğlu’nun bu sözlerle “IŞİD’çilere siz işinizi yapmaya devam edin” mesajı verdiğini söyledi.

“Hükümet istifa” sloganları arasında konuşmasına sık sık ara veren Toprak, hükümete olan tepkisini “Bombaları, silahları yüz yere tırlar içinde gönderen siz değil misiniz? Siz onları örgütleyensiniz. Katili Saray’dan başka yerde arama” sözleriyle özetledi.

Toprak, en iyi güvenlik önleminin barış olduğunun altını çizdi. Polisin saldırgan tutumunu da eleştiren Toprak “Cenazeler önünde gaz bombaları atanlar insan olun, insan. Size insanlık dersi vereceğiz” diye konuştu.

Tren Garı’na “Barış” Ziyaretleri

Kanlı katliamın ardından saldırının gerçekleştiği kavşak noktasında mağdur yakınlarının oluşturduğu “anı köşesi”, ziyaretçi trafiğinin merkezi oldu. Hemen hemen her gün saldırıyı lanetlemek üzere Tren Garı’nda buluşan yurttaşlar, kanlı katliamda yaşamını yitirenlerin resimleri ve kimi kişisel eşyaları olan köşeye karanfiller bıraktı. Duygusal anların yaşandığı bu ziyaretlerde, katliamın asla unutulmayacağı mesajları verildi. Uluslararası düzeyde de büyük yankı bulan katliam sonrasında yabancı ülkelerden ve çeşitli kurumlardan temsilciler Tren Garı’na giderek, saldırı sonucu yaşamını yitiren yurttaşların anısına oluşturulan köşeye kırmızı karanfiller bıraktılar.

EDİTÖRDEN

Prof. Dr. A. Hamit Serbest EMO Bilimsel Dergi Baş Editörü

EMPERYALİZMİN YENİ BOYUTU

Ben emperyalizmi basitçe “açgözlülük” olarak tanımlıyorum. İnsanlık tarihine bakıldığında ne yazık ki, hem bireylerin hem de toplumların birbirlerine karşı açgözlü davrandıkları görülür. Yoksul ve aç bir insanın çaresizlikten başkasının hakkına el uzatması durumunu ayırmak gerek. Ama her türlü varlığa sahip iken sırf daha fazlasını elde edebilmek için başkalarının hakkına el uzatmak, zorla almaktır emperyalizm...

Gücü ve silahı elinde tutan toplumlar binlerce yıldan bu yana güçsüz toplumların önce yaşama haklarını ellerinden almışlar, hayatta kalanların da özgürlüklerine el koymuşlar. Kölelik, bir insanlık ayıbı olmakla birlikte, günümüzde dahi çok farklı yöntemlerle sürdürülür.

Önce Beyin Göçü

Dünya ekonomisinin liderleri konumunda olan ülkelerin gelişmişlik süreçlerine bakıldığında, fakir ülkelerin önce ucuz işgücünü daha sonra yeraltı kaynaklarını kendileri için kullandıkları görülür. Günümüzde ise yeraltı kaynağı olarak petrol ve su ile değerli madenler için ülkeler arasında benzer bir yarış hatta savaş hala sürmekte. Bu savaşların faturasını ise yeraltı zenginliklerin bulunduğu toprakların sahipleri öder, hem malıyla hem canıyla. Ama bu senaryoları yazanlar ve sahneye koyanlar, bu savaşlara hiçbir zaman çıkar kavgası demezler. Onların ifadesine göre, “Her şey ‘İnsan Hakları ve Demokrasi’ içindir”...

Ancak dünya değişiyor. Gerek ülkeler gerekse şirketler için en önemli zenginlik, nitelikli insan kaynağı. Uzun zaman önce bunu fark eden Batı, insanın zekasını, bilgisini kullanabilmenin çeşitli yollarını kullanıyor. Amaç, toplum içindeki zeki ve bilgili insanların oranını artırmak. Başka toplumların insan kaynağını da çekebilmek için cazip koşullar yarattılar. İkinci Dünya Savaşı yıllarında ve sonrasında bir çok bilim insanı ABD’ye göç etti. Bu insanlar köprüleri atıp gittiler, geri dönmemecesine...

Gidenler doğduğu topraklara geri dönmedi, yaşamını Amerika’da sürdürdü. Göç veren ülkelerin başında Almanya ve Rusya geliyordu. Bu dönemde, Türkiye’ye de gelen ve bilim dünyamıza önemli katkılar yapan bilim insanları oldu, ama biz onları tutmayı bilemedik. Onların bir kısmı savaş sonrasında ya kendi ülkesine döndü ya da ABD’ye gitti.

ABD, zeki ve bilgili insanları ülkesine çekmek için hep ciddi ve istikrarlı politikalar uyguladı. 1960’lı yıllardan itibaren kapılarını bir çok dünya öğrencilerine açmıştı. ABD üniversite giriş sınavında üstün başarı elde eden veya sanatta, sporda yetenekli olan lise mezunu gençlere karşılıksız üniversite bursu verdi. ABD’de yüksek lisans veya doktora yapmak isteyenler arasından da beğendiklerini seçiyor ve ülkesine kabul ediyordu. Bu başarılı politikaları gören diğer ülkeler de örnek alıp benzer yapılanmalara gittiler. Almanya’da Alexander von Humboldt Vakfı ile Japonya’da Matsumae Vakfı, ABD’yi izleyen örnekler olarak gösterilebilir.

Sovyetler Birliği’nin dağıldığı 1990 yıllarında ise bilim dünyası yeni bir göç dalgasına şahit oldu. Birlik üyesi ülkelerin bilim insanları dünyanın dört bir tarafına dağıldılar. Doğu Bloku dışındaki ülkeler, bu bilim insanlarını kaptılar. Bu insanları ülkelerine getirmek için burs, maaş, proje, laboratuvar gibi akla gelebilecek her türlü teşviki sağladılar. Bir müddet sonra gelenlerin maliyetlerinin çok yüksek olduğu ve her iki tarafın da bekledikleri kadar mutlu olamadıkları görüldü. Bu gelenler kendi topraklarından kopamıyordu. Tıpkı Avrupa ülkelerine giden Türk işçileri gibi bir gün dönme hayalini canlı tutuyorlardı. Yani Dünya Savaşı sonrasında gelenler gibi kolay asimile olmayacaklardı. Bu insanların memleketlerini terk etmelerine neden olan fakirlik, her iki taraf için de hiç denenmemiş bir çözüm üretti. Batı bu insanlara maaş bağladı, ama kendi ülkelerinde yaşamak kaydıyla ve yapacakları işleri de proje bazlı olarak belirliyordu. Gittiği ülkede belki ayda 5 bin ABD Doları ile kıt kanaat geçinebiliyordu, ama kendi ülkesinde aylık 1000 dolar ile çok rahat bir yaşam sürüyor, birikim yapabiliyordu.

Fiziki Değil Fikri Göç Süreci

Sonuçta, Batı şunu anlamış oldu ki; “Zeki ve bilgili insanları mutlaka kendi ülkesine taşıması gerekmiyor. O insanı doğduğu ülkede bırakarak da aynı sonucu elde edebilir.” Önemli olan o insanların beklenen fikirleri ve bilgileri üretebileceği süreçleri doğru kurgulayabilmek. Bu dönemde Türkiye’de de denemelerde bulundu, ama sonuç neredeyse sıfır oldu. TÜBİTAK’ın DOP-ROG adıyla yürüttüğü program kapsamında Doğu Bloku ülkelerinden gelenlere dolar bazında 2 bin 500 dolar aylıklar ödendi, ama biz beceremedik...

Batı yaptığı fayda-maliyet analizi sonunda beyin göçü yerine “fikir-bilgi” göçünü uygulama modeline geçti. Dünya ekonomisi artık bilgi temelli süreçlerle yönetiliyor. Bilgiyi elinde tutan, dünyanın herhangi bir köşesinde kendince en uygun olduğunu düşündüğü koşullarda üretim yapabiliyor veya yaptırabiliyor. Yaşadığımız çağa adını veren “bilgi” giderek önemini artırıyor. Bu noktada, Türkçe ile İngilizce arasındaki fark nedeniyle “bilgi” ile ne kastedildiğini açıklamak gerekiyor. İngilizce “data” sözcüğü sosyal bilimciler için bilgidir, mühendisler için veridir. Information ve knowledge sözlerini de biz bilgi olarak kullanıyoruz. Ancak “information” kitap, dergi gibi tüm kaynaklardan erişilebilecek bilgidir. “Knowledge” ise özümsenmiş, içselleştirilmiş bilgidir. “Bilgi Çağı” veya “Bilgi Tabanlı Ekonomi” kavramlarındaki bilgi tabii ki özümsenmiş bilgidir.

Günümüz dünyasında ürünlerin, teknolojilerin çok çabuk eskitildiği görülüyor. Gerçekte bunların ekonomik ömrünün dolmadığı daha iyisinin piyasaya sürüldüğü biliniyor. Herhangi bir sektörde lider olan firmanın liderliğini sürdürebilmesinin tek bir yolu var; rakiplerinden daha önce yeni ve daha iyi bir ürünü piyasaya sürebilmek. Şirketleri çok kısa sürelerde yok olma tehlikesiyle yüzleştiren bu yarışta var olabilmenin yolu; yenilikleri artan bir hızla yaratabilmektir.

İnovasyon-Yenilik kavramı Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından “Bir fikrin pazarlanabilir bir ürün ya da hizmete, yeni ya da geliştirilmiş bir imalata veya dağıtım yöntemine ya da yeni bir toplumsal hizmete dönüştürülmesi” olarak tanımlanmış. Yani yenilik yapılabilmesi için önce fikir gerek. Yenilik yapmak isteyenler sadece kendi fikirlerini değil, olabildiğince çok kaynağı kullanmak durumunda. İstatistiksel olarak, her 3 bin ham fikirden ancak 1 tanesinin pazara çıkabildiği, hatta ilaç sektöründe daha fazla ham fikre ihtiyaç olduğu belirlenmiş (Greg A. Stevens; James Burley).

Ucuz Fikir Pazarını Genişletme Girişimi

Eskiden futbolcu transfer eder gibi nitelikli araştırıcıları tam zamanlı olarak bünyesine katan ülkeler/firmalar artık insanı değil insan zekasının ürünü olan yeni fikirleri almaya öncelik vermekte. Bu yeni sistem gereği, dünyanın hangi köşesinde olursa olsun, ekonomik değer yaratma ihtimali olabilecek tüm fikirlerin ortaya çıkması sağlanmalıdır. Dolayısıyla filizlenecek fikirlerin beslenip büyütülmesi ve dünyanın beğenisine sunulacak hale getirilmesi gerekir. Her toplumun kendi ulusal kaynaklarıyla yürüteceği bu süreçlerin doğuracağı fikirler/ürünler için en iddialı, en seçici alıcılar küresel liderlik yarışı sürdüren firmalardır. Serbest piyasa kuralları uyarınca da en iyileri, en yüksek fiyatla satın alabilecekler; gelişmiş ülkelerin uluslararası şirketleri olacaktır.

Bir fikrin ticarileştirilmesi ve rafta bir ürün haline getirilmesi süreçlerini profesyonelce yönetmeye başlayan ilk ülke ABD olmuştur. 1974 yılında, “Society of University Patent Administrators” adıyla kurulan ve bugün AUTM (Association of University Technology Managers) olarak bilinen sivil yapı, katılımcı bir yaklaşımla süreçlerin gelişmesine önemli katkı yapmıştır. Japonya karşısında kendini tehdit altında görmesiyle 1980’li yıllardan itibaren, ABD hem gerekli yasal düzenlemeleri yapmış hem de yeni teknoloji geliştirilmesi ve yönetilmesi için ihtiyaç duyulan yapıları kurmuş. Ham fikirlerin ilk olarak bilimsel ve teknolojik doğrulamalarının yapıldığı, başarı şansı görülenlerin kamu fonlarıyla veya melek yatırım fonu, girişim sermayesi gibi sivil yatırım araçlarıyla desteklendiği bir ekosistem yaratılmış. Başta Avrupa olmak üzere, ileri teknoloji sahibi olan tüm ülkeler bu modeli kendilerine uyarlamışlardır. Tıpkı ABD’de olduğu gibi, bu işlevleri yerine getiren ve genellikle üniversitelere bağlı olarak çalışan bu birimlere Teknoloji Transfer Ofisi (TTD) adı verilmekte. Türkiye olarak biz de bu kervana katılmış durumdayız. TÜBİTAK tarafından başlatılan 1513 kodlu TTO programı ile halen 30 civarında üniversite bu amaçla desteklenmektedir.

Teknoloji transferi çalışmalarının tüm dünyaya yayılması için ABD özel gayret göstermektedir. Müslüman ülkelerde teknoloji transferi kültürünü yaymak için, “GEP(Global Enterpreneurship Program)-Küresel Girişimcilik Programı”nı 2009 yılında başlattı. ABD’nin bir devlet programı olan GEP’in temel amacı, dünyadaki Müslüman topluluklarda girişimciliği desteklemek, güçlendirmek ve başarılı bir girişimcilik ekosistemi kurmak olarak açıklandı. Program kapsamında ABD özel sektör firmalarıyla ve yerel firmalarla çalışılacağı, iş planı yarışmalarına sponsor olunacağı, gelecek vadeden fikirlere destek sağlanacağı belirtildi. Ayrıca yeni başlayanlara yol göstermek için deneyimli girişimcilerin rol alacağı mentorluk programları kurgulamak da program kapsamında.

GEP kapsamında ilk etkinlik 2010 yılında ABD Başkanı Obama’nın katılımıyla “Küresel Girişimcilik Haftası” adıyla

Mısır’da düzenlendi. İkincisine Türkiye ev sahipliği yaptı; 2011 yılında Başkan Yardımcısı Joe Biden’in katılımıyla İstanbul’da düzenlendi. Arap ülkelerindeki iç karışıklıklar nedeniyle “Küresel Girişimcilik Haftası” bir daha tekrarlanamadı. Ancak Müslüman ülkelere yönelik eğitim ve örgütlenme yardımları farklı şekillerde devam etmektedir.

Genel resimde bir kaç fırça eksiği kalmış durumda, onu da yakında eminim tamamlayacaklardır. Teknoloji transferi dünyasında ülkeler arasında kurulacak ağ yapılar ile “değer taşıma ihtimali olan her fikir” tüm dünyada görücüye çıkmış olacaktır. Toplumsal fayda açısından bakıldığında kurulmakta olan bu yeni sistemin yanlış bir yönü yoktur. Çünkü; en iyi fikirler en yüksek değerle ürüne dönüşecek ve toplum için en değerli ürün yaratılmış olacaktır. Yani toplumsal fayda maksimize edilebilecektir.

Peki, sınırların yok olduğu küresel bir dünyada yaşadığımız söylense de uluslararası şirketlerin dahi ana vatanı olduğu gerçeği ortada değil mi? Her toplum, doğal olarak, öncelikle kendi çıkarlarını koruma peşinde olmuyor mu?

Fikir Pazarında Türkiye’nin Yeri

Türkiye’nin durumuna dönecek olursak; teknoloji transferi dünyasının bir parçası olmaya çalışmak ve bu süreçleri kurguluyor olmak yanlış değil. Zaten, ülkemizde son 15-20 senedir yaratıcı/yeni fikir/proje adlarıyla gençlere yönelik yarışmalar yapılmaktaydı. Zamanla Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TÜBİTAK ve KOSGEB girişimcilik programları başlatılarak ekosistemin ilk tohumları atılmıştı. Ek olarak ise yeni fikirleri bulacak, destekleyecek ve özellikle üniversiteden yeni fikirler çıkmasını sağlayacak, sonunda bu bilgilerin değişik yollarla sanayiye akmasını sağlayacak bir yapıya ihtiyaç vardı. O nedenle, TÜBİTAK’ın TTO programını başlatmış olması yanlış değildir, ama eksiği vardır.

Ulusal kaynaklarımız kullanılarak kendi insanımızın geliştireceği fikirlerin öncelikle ülkemiz ekonomisine katkı sağlayacak sonuçlar doğurması beklenir. Ülkemiz sanayiinin teknolojik seviyesinin yetersizliği, yeni teknolojilere ilgisizliği bu süreçlerden doğacak ürünlerin ulusal ölçekte ilgi görememe tehlikesine işaret etmektedir.

Rekabetçiliğini henüz teknoloji tabanlı sağlama, sürdürme anlayışını kavrayamamış sanayicimizin bu sistemden çıkacak ürünlere ilgi göstermesini beklemek aşırı iyimserlik olur.

Diğer taraftan, Türk yatırımcısının portföyüne henüz fikri haklar girmemiştir. İnsanımız için en iyi yatırım aracı döviz, altın veya ev, arsa gibi taşınmazlardır. O nedenle, Türkiye’de melek yatırımcı bulmak veya yeni teknolojilere yatırım yapabilecek kişileri görebilmek çok zordur. Ekosistemin ana aktörü durumundaki sanayicilerin tavrı ve toplumun yatırım anlayışı nedeniyle üreteceğimiz yeni fikir ve teknolojinin yurtdışına kaçışı zorunlu gibi görünüyor.

Amacımız bu kaçışın kesinlikle önlenmesini önermek değildir. Bu sistem içinde tabii ki en iyiler gidecektir. Ama hiç beklenmedik bir anda bir sanayicimiz “Ben yaparım” diyebilir. Böyle bir şansı saklı tutmak adına devletin tedbirler alması gerekir. Tıpkı Patent Yasası’nda tanımlanan “işçi buluşu”nun “serbest buluş”a dönüşmesindeki gibi bir süreç tanımlanabilir. Veya yabancı yatırımcılardan Türkiye’de yatırım yapacaklara öncelik verilebilir. Serbest piyasa kurallarıyla tanınan ABD dahi bu konuda “her şey serbest” demiyor...

Fikirlerinize sahip çıkın. Devir değişti artık! Cebinizdeki para değil, aklınızdaki fikir gidebilir!...

AR-GE, İNOVASYON VE GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERİN REKABET GÜCÜ

ARASINDAKİ İLİŞKİLER

Prof. Dr. Erkan Erdil/Prof. Dr. M. Teoman Pamukçu ODTÜ-TEKPOL (Bilim ve Teknoloji Politikaları Araştırma Merkezi)

1. Giriş

Teknoloji, yararlı ürünler üretmeye ve yeni ürünleri tasarlamaya yarayan bilgiler bütünü ya da girdileri çıktılara dönüştüren tüm fiziki süreçleri ve bu dönüşüme eşlik eden toplumsal düzenlemeleri ifade etmektedir. Teknolojinin günümüzde uluslararası rekabet alanındaki rolü o derece belirleyici hale gelmiştir ki bugün ekonomik gelişmişlik sınıflandırmaları giderek teknoloji üreten ve üretmeyen ülkeler şekline dönüşmektedir. Gerek ülkeler gerekse firmalar hızla değişen teknolojik, ekonomik ve siyasi şartlarda devam eden uluslararası rekabette güçlü olabilmek ve ekonomik krizlere karşı en uygun stratejiyi belirlemek ve uygulamak durumundadırlar.

Gelişmiş ülkelerin, 1970’li yıllardaki kriz döneminde üretimi bütün bir dünya coğrafyasına, özellikle ucuz emek merkezlerine yayarak krizi atlatma girişimlerinin kalıcı sonuç vermediğinin anlaşılması üzerine, 1980’li yıllarda başlattıkları uygulamalar dikkat çekicidir. Bu uygulamalar ile ekonomileri güçlendirebilme ve geliştirebilme açısından bilim ve teknolojiye olağanüstü bir rol atfedilmekte ve bu önemli faktörü salt piyasa dinamiklerine terk etmeyerek ulusal bir politika ve stratejinin konusu haline getirdikleri görülmektedir.

Gelişmiş ülkelerin teknolojik kapasitesi ve bu doğrultuda gösterilen çabaların boyutu, bu ülkeleri teknoloji ihracatçısı konumuna getirirken, teknolojik kapasiteleri düşük ve gösterilen çabaların yetersiz kaldığı, gelişmekte olan ülkelerin (GOÜ) ise teknolojik bağımlılık içerisinde oldukları görülmektedir. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bu ülkelerde, bilim ve teknoloji düzeyinin yükseltilerek yeni teknolojilere erişmek, transfer yoluyla edinmek, özümsemek, geliştirmek veya üretmek ve teknoloji tabanını yeni teknolojilerle ikame etmek ihtiyacı devam etmektedir.

Ekonomik kalkınma sürecinde bilim ve teknolojinin belirleyici rolü her geçen gün artış gösterirken, bu çerçeveye bağlı olarak genelde tüm ülkelerin bilim ve teknoloji politikası ekseninde giderek yoğunlaşan arayışlar içine girdiği gözükmektedir. Bunun önemli bir nedeni teknik bilginin veri tabanındaki olağanüstü çoğalma iken diğer çok önemli bir neden de uluslararası rekabet gücünün artırılabilmesi arayışıdır. Hızla küreselleşen dünya ekonomisinde ulusların rekabetçi üstünlüklerini belirleyen temel faktörler arasında yer alan bilimsel ve teknolojik ilerlemeler, kendi dinamikleri içerisine bırakılmamakta ve ülkelerin de bilinçli çabaları ve politika üretme arayışları yoğunlaşmaktadır. Çeşitli ülkelerde gözlenen bilim ve teknoloji politikaları ile stratejileri, o

ülkelerin bu alandaki geçmiş birikimlerine, sosyo-ekonomik şartlarına ve rekabet gücü bakımından sahip olduğu avantajlarla, devlet gelenekleri ve işleyişine göre farklılıklar gösterebilmektedir. Dolayısıyla standart bir yapıdan söz etmek mümkün değildir. Ancak uygulanan politika ve stratejilerin “zihinsel yapısı” hakkında pek çok ortak noktadan söz edilebilir. Bunlardan önemli bazıları şöyledir:

• Günümüzde bilim ve teknoloji arasındaki ilişki karşılıklı etkileşim şeklinde olup, teknoloji bilime dayalı olarak gelişmekte, gelişen teknoloji yeni bilim alanları açmakta, bunlar da yeni teknolojiler doğurmaktadır. • Şimdiki teknolojik ilerlemelerin büyük çoğunluğu, fevkalade kalifiye kişilerin çapraşık çok taraflı ekipler halinde devamlı çalışması ve bu çalışmaların da yüklü sermaye ile finanse edilen ve devam ettirilen çok modern ve çok yüksek maliyetli tesislerde yapılması sonucu ortaya çıkmaktadır. • Bilim ve teknoloji stratejileri, ülkelerin genel ekonomik politikalarının ayrılmaz bir parçasıdır. Bilim ve teknolojinin her ülkede politik düzeyde sahibi ve izleyicisi vardır. • Sağlıklı bir bilim ve teknoloji politikası ile stratejilerin tespit edilebilmesi için bir ülkenin bilim bazını oluşturan bilim adamı niteliği kanıtlanmış öğretim üyeleri ve araştırıcılar ile teknoloji bazını oluşturan ve risk alarak sermaye yatıran sanayi kuruluşlarının temsilcileri ile sürekli diyalog şarttır.

2. Küreselleşme, Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları ve Ulusal Siyasalar

Bilim ve teknoloji politikaları bağlamında Batılı ülkelerde izlenen politikalar; genellikle misyona yönelik politikalar ve teknolojik yayılmaya yönelik politikalar ile Uzak Doğu ülkelerinin uyguladığı ulusal teknolojik hedefler politikalarıdır. GOÜ bağlamında ise yakın zamanlara dek bir teknoloji politikasından söz edilememiş ve bu ülkelerin asıl itibarıyla teknoloji transfercisi ülkeler olabileceği genel kabul görmüştür. Ancak başta Uzak Doğu ülkeleri olmak üzere birçok gelişmekte olan ülkenin bu anlamda sınırlı dahi olsa başarıları son dönemlerde dikkat çekmektedir. Bu ülkelerin teknoloji politikaları açısından şu iki amaca sahip oldukları görülmektedir:

1. Teknoloji transferinden ve ithalatından yararlanmayı hedefleyen politikalar 2. Teknolojiyi yurtiçinde geliştirici teşvikler ve uygulamalara dayanan politikalar

Bilim ve teknoloji politikaları açısından gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkeler bağlamında çeşitli ülke

uygulamalarından başarılı olarak görülen politikaların şu özellikleri ise dikkat çekmektedir:

• Sektörel hedefler çerçevesinde bazı alanlara öncelik verilmesi • Mutlaka dış rekabete açılması • Devletin imalat sanayiine girmekten kaçınması ve var olanlardan çekilmesi • Etkin bir rekabet ortamının sağlanması • Bilimsel ve teknolojik Ar-Ge’ye büyük önem verilmesi ve finansmanı • Beşeri sermaye yatırımlarının hızla arttırılması • Üniversiteler ve kamu araştırma kurumları ile özel sektör arası Ar-Ge sürecinde işbirliği • Araştırma birimleri arası karşılıklı etkileşim ve enformasyon akışının sağlanması • Etkin bir teşvik sistemi • İleri teknoloji alanlarında yeni birimlerin kurulmasına yönelik faaliyetler • Yabancı sermaye yatırımlarını teşvik etmeye yönelik faaliyetler.

Bu çerçevede, özellikle yabancı sermaye yatırımlarının küresel olarak politika yapıcılar tarafından önemli bir araç olarak algılandığına dair kanıtlar vardır. Günümüzde Ar-Ge faaliyetlerinin giderek uluslararasılaştığı gözlemlenmektedir. Uluslararasılaşmanın, yazında pek çok tanımı olmakla birlikte, bu yazıda “girişimlerin uluşlararasılaşması” ile kastedilen girişimlerin faaliyetlerinin küresel piyasalarda eşgüdüm içinde gerçekleştirilmeleridir. Bu bağlamda uluslararasılaşan bir girişim, faaliyet gösterdiği pazarların dışındaki pazarlara nüfuz etmeye ve bu pazarlardaki kaynaklardan yararlanmaya çalışmaktadır. 1980’li yıllarla birlikte, uluslararası Ar-Ge işbirliklerinde anlamlı artışlar gözlenmiştir. Bu süreçte özellikle çok uluslu şirketlerin (ÇUŞ) Ar-Ge yatırımlarını, kurulu oldukları ülkelerin dışına yönlendirmeye başladıkları görülmektedir. Ar-Ge yatırımlarının uluslararasılaşması bizzat inovasyon (yenilik) süreçlerinin değişiyor olmasından bağımsız olarak değerlendirilmemelidir. İnovasyon faaliyetleri giderek daha pahalı, karmaşık ve disiplinlerarası bir karaktere sahip olmaya başlamıştır. Bu faaliyetler bilim adamları, mühendisler ve son kullanıcılar arasında daha fazla işbirliği gerektirirken, öte yandan tasarım, imalat, tedarik ve pazarlama faaliyetlerinin de uyum içinde gerçekleştirilmesini zorunlu kılmaktadır. İletişim teknolojilerinin gelişmesi ve mükemmeliyet merkezlerinde yaratılan bilginin daha erişilir hale gelmesiyle birlikte azalan coğrafi engeller yenilik süreçlerinin hızını arttırmakta ve onları daha küresel hale getirmektedir. Bu durum da ÇUŞ’ların küresel olarak yayılmış durumdaki Ar-Ge faaliyetlerini bütünleştirmek yönündeki çabalarını arttırmaktadır. ÇUŞ’lar bunu gerçekleştirirken, iç ve dış kaynaklı Ar-Ge faaliyetleri ile birlikte yabancı iştiraklerindeki ya da yabancı ortaklarla yaptıkları Ar-Ge faaliyetlerinden de faydalanmakta ve küresel inovasyon ağlarını beceriyle yönetmektedirler.

Yabancı sermaye yatırımları, daha önce de belirtildiği üzere ÇUŞ’larda iktisadi büyümenin daha hızlı gerçekleştirilmesi ve teknolojik birikimin arttırılmasının önemli bir aracı olarak görülmektedirler. Son dönemde, iktisat yazınında yabancı sermaye yatırımlarının iktisadi büyümeye, teknolojik yayılmaya ve yerel beşeri sermayeye etkileri üzerine artan oranda çalışmaya rastlanmaktadır. Bu çalışmalar, farklı ülkelere yönelen yabancı sermaye yatırımlarını belirleyen faktörleri incelemekle kalmayıp, bu yatırımların uluslararası ticaret ve teknolojik gelişme ile bağlantılarını ortaya koymakta ve

bunların fayda/maliyet analizini de yapmaktadırlar. Ar-Ge faaliyetlerinin uluslararasılaşması, küresel iktisadi faaliyetlerde rekabetçiliği sağlamakta önemli bir araç olarak görülmektedir. Özellikle son dönemde ÇUŞ’lar tarafından Hindistan ve Çin başta olmak üzere, GOÜ’lere yönelen Ar-Ge yatırımları bu ülkelerin bilgi tabanına ve rekabetçiliklerine önemli katkılar sağlamıştır. Bu eğilimin kaynağının temelde iyi çalışan bir ulusal inovasyon sisteminin (UIS) varlığı olduğu görünmektedir. Başka bir deyişle, GOÜ’lerdeki ulusal inovasyon sistemleri güçlü ve olgun bir yapıya kavuştukça, bu ülkeler sosyoekonomik kalkınma amaçlarına uygun olarak doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını daha iyi yönetebilmekte ve özümseyebilmektedirler. Uygulamalı çalışmalardan elde edilen sonuçlar çerçevesinde, uluslararası Ar-Ge yatırımlarını çekme kapasitesinin UİS’in işlerliği ile doğru orantılı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. UİS’in zayıf ve güçlü yönleri, uluslararası Ar-Ge yatırımlarının hacmini ve doğasını belirlemektedir.

UİS, dar anlamda sadece rekabetçi gücü sağlamak için faydalanılacak bir araç değil, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmayı sağlayabilecek bir araçtır. UİS’in temel unsurları aşağıdaki gibi sıralanabilir: 1. Kavramsal Çerçeve: UİS’e yönelik politikaların kavramsal bir çerçeveye bağlanması ve bunların olası fırsatlara cevap verebilir, olası sorunları çözebilir nitelikte olması gerekmektedir. Bu kavramsal çerçeve, geniş anlamda ulusal politik ve iktisadi dinamikleri yönetebilmelidir.

2. Kurumların, Teknolojilerin ve Bilginin Ortaklaşa Evrimi: Etkin bir inovasyon sisteminin varlığı, teknoloji ve bilgi birikiminin sağlanabilmesi için güçlü bir etkileşim, sinerji ve koordinasyonun sağlanması gerekmektedir.

3. Teşvikler: Belirlenen hedeflere ulaşılması için gerekli. Kurumların, teknolojilerin ve bilginin ortaklaşa evrimini sağlayacak; iktisadi ve iktisadi olmayan unsurları biraraya getiren uygun teşvikler sağlanmalıdır.

4. Uygulama/Öğrenme/Geri Besleme/Çıktılar: Stratejilerin, politikaların, projelerin ve programların uygulanması öğrenmeye yönelik geri besleme mekanizmalarını içermelidir. Dar kapsamda sınai kalkınma, geniş kapsamda ise sosyoekonomik kalkınma hedefleri için öğrenme ve gerekli düzeltici önlemleri alma yeteneği, teknolojik yeteneklerin ve bu yeteneklerin içine gömülü inovasyon dinamiklerinin geliştirilmesi için büyük önem arz etmektedir. Bu yolla uygulama ve pratik öğrenme bazlı çıktılar geliştirilirken, bu çıktılar da keşfedilmemiş inovasyon uygulamalarının ortaya çıkarılmasını sağlayacaktır.

5. Sosyoekonomik Değişimler: Öğrenme çıktıları düzeltici, uyarlanabilir, evrimci, yapısal ve benzeri farklı sosyoekonomik değişimlere yol açabilir.

Bu unsurlar arasındaki ilişki Şekil 1’de açıklanmaktadır. Şekil 1’deki kavramlaştırma, dört temel unsur olan; mekan, ekonomi, politika ve bilgiyi biraraya getirerek, bunların etkileşimleri, sinerjileri ve sistemik birleşmesinin, dönüşümü ne şekilde gerçekleştirdiğini göstermektedir. Bu unsurların etkileşimi herhangi bir tarihsel bağlamda ulusların etkin veya verimsiz sonuçlara ulaşmasına neden olmaktadır. Bu unsurların ne şekilde etkileştiği ve evrildiği etkin bir inovasyon sistemini ve dolayısıyla teknolojik birikimi ve iktisadi kalkınmayı belirlemektedir. Şekil 1’deki okların ters yönde hareket etmesi durumundaysa verimsiz bir UİS ortaya çıkmaktadır.

Şekil 2 ise UİS’deki kurumlar, teknolojiler ve teşvikler arasındaki bağları göstermektedir. Buradaki unsurlar ise aşağıdaki şekilde özetlenebilir: 1. Altyapılar: Bilim ve teknoloji, fikri mülkiyet hakları, kamu politikası, bilgi ve iletişim teknolojileri ve bilim ve teknoloji kültürü.

2. Yatırımlar: Ar-Ge harcamaları ve kamu Ar-Ge destekleri, risk sermayesi ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları.

3. Bilgi ve Yetenekler: Eğitim ve insan kaynakları gelişimi ve işgücü esnekliği.

4. İlişkiler ve İlişki Bağları: Üniversite-sanayi ilişkileri, kamu ve özel sektör Ar-Ge yatırımları ve sanayi, ÇUŞ kaynaklı Ar-Ge’nin uluslararasılaşması, uluslarüstü ağ yapılar.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımları; IMF ve OECD gibi uluslararası ve DPT gibi ulusal kuruluşlar tarafından bir ülke borsasında işlem gören şirketlerin hisselerinin bir diğer ülke veya ülkelerin kuruluşları tarafından satın alınmasını ifade eden portföy yatırımları dışında kalan ve bir veya birden fazla uluslararası yatırımcının tamamına sahip olarak veya yerli bir veya bir kaç firma ile ortaklık halinde gerçekleştirdiği yatırımlar olarak tanımlanmaktadır. Herhangi bir yatırımı,

doğrudan yabancı sermaye yatırımı olarak niteleyebilmek için ana girişimin bağlı girişimi kontrol edebilmesi gerekmektedir. UNCTAD bu durumu yüzde 10’luk bir paya ve buna bağlı oy hakkı üzerinden tarif etmektedir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları özsermaye biçiminde olacağı gibi gelirlerin yeniden yatırıma dönüştürülmesi şeklinde de gerçekleşebilir.

İktisat yazınında doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının belirleyicileri olarak aşağıda sıralanan faktörler göze çarpmaktadır: • Pazar büyüklüğü: Gayri Safi Milli Hâsıla (GSMH), GSMH büyüme oranı, kişi başına düşen gelir büyüme oranı.

• Politika değişkenleri: Ekonominin dışa açıklığı, kurumlar vergisi oranları, gümrük vergisi oranları, altyapı kalitesi.

• Kurumsal Özellikler: Yolsuzluk endeksi, siyasi istikrar, hukuk devleti.

• İşgücü piyasası şartları: Okuryazarlık oranı, ücretler.

• Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının küresel arzı

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının iktisadi büyüme üzerinde önemli etkileri olduğu ve bunlardan ulusal ekonomilerin fayda elde ettiği üzerinde uygulamalı çalış-

Şekil 1: Ulusal İnovasyon Sisteminin (UİS) Temel Bileşenleri Kaynak: Baskaran ve Muchie (2008)

malar mevcuttur. Bu çalışmalar, GSMH büyümesi, sabit sermayeye yapılan gayri safi ilaveler ve ödemeler dengesi üzerine doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının olumlu etkilerinden bahsetmektedirler. Son dönemde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının küresel ekonomi üzerindeki rolü giderek artmıştır. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının küresel GSMH içindeki payının yüzde 20’ye ulaştığı tahmin edilmektedir. Son yıllarda, Çin ve Hindistan gibi GOÜ’lere doğru bir yönelme söz konusudur. Ayrıca son on yılda bu yatırımların niteliği de değişmekte ve artan oranlarda Ar-Ge yatırımları biçiminde oldukları izlenmektedir. Daha önceki dönemlerde doğrudan yabancı sermaye yatırımı niteliğindeki Ar-Ge yatırımlarının; ABD, Avrupa ve Japonya arasında gerçekleştiği gözlemlenirken, son dönemde bu yatırımların GOÜ’lere yönelmesi önemli bir yapısal değişimi işaret etmektedir. UNCTAD (2005) Ar-Ge’nin uluslararasılaşma sürecinde on farklı bileşenin rolünü ortaya koymakla birlikte, bunların UİS ile ilişkisini belirlememiştir. Ancak yukarıda altını çizdiğimiz üzere ArGe’nin uluslararasılaşma süreci ile UİS arasında önemli ilişkiler bulunmaktadır. Bu ilişkileri tanımlamak gerekli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Bu çerçevede daha önemli olan, bu unsurların birbirleriyle nasıl etkileştiği ve UİS’in etkin sonuçlar üretmesine nasıl katkıda bulunduğudur. Başka bir deyişle, UİS’in Ar-Ge faaliyetlerini ve

bunların etkinliğini nasıl arttırdığı önemli bir meseledir. Ar-Ge’nin uluslararasılaşma süreci ile UİS arasındaki ilişki Şekil 3’de sunulmaktadır.

UNCTAD (2005) tarafından belirlenen on farklı bileşen aşağıdaki gibidir:

1. Genel yatırım ortamı: Makroiktisadi ve toplumsal istikrar, düzenleme sistemi ve şeffaflık 2. İktisadi yapı: Endüstriyel yapı, pazar büyüklüğü, doğal kaynaklar, altyapı, kültür ve dil 3. Gelişmiş ülkelere göre rekabetçi avantaj sağlayabilecek ücretlerle bilimsel ve mühendislik becerilerine erişim 4. Özellikle teknik eğitim kısmı güçlü bir eğitim sistemi 5. Ar-Ge faaliyetlerinde bulunan kurumların (kamu ve özel sektör firmaları, laboratuvarlar, üniversiteler) ve standartlar ile standartları belirleyen kurumların varlığı 6. Temel araştırma ve yayın yapan kurumların (üniversite ve diğerleri) varlığı 7. Bilgi üreten kurumlarla üretim yapan girişimler arasındaki güçlü bağlar 8. Özellikle ürünleri kolayca taklit edilebilen teknolojilere yönelik sağlam bir fikri mülkiyet hakları düzeni

Şekil 2: UİS Bütünündeki Kurumlar, Teknolojiler, Bilgi ve Teşvik Mekanizmaları Arasındaki İlişkiler Kaynak: Baskaran ve Muchie (2008)

9. Farklı firmalar ve kurumlar arasındaki etkileşimi kolaylaştıran canlı teknoparkların varlığı 10. Farklı teknolojik ve sınai faaliyetleri barındıran kümelerden oluşan bir sanayi yapısının varlığı.

Şekil 3’de görülen en olumlu senaryoda yani yukarıda bahsedilen tüm bileşenlerin bir ülkenin UİS’in içinde barındırıldığı durumda, bu UİS o ülkeye Ar-Ge faaliyetleri için doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının çekilmesinde etkin bir rol oynayacaktır. Öte yandan bu bileşenlerin tamamı ya da bir kısmı UİS içinde yer almıyorsa, o ülke anlamlı düzeylerde yabancı kaynaklı Ar-Ge yatırımı çekmekte sorunlarla karşılaşacaktır (olumsuz senaryo). Birtakım bileşenlerin güçlü, bir kısmının ise zayıf olduğu ortalama bir senaryoda ise o ülke daha az karmaşık teknolojik ve inovatif faaliyetler için yabancı Ar-Ge yatırımı çekebilecektir. Güçlü yanların

olduğu bazı seçilmiş yüksek teknoloji alanlarında ise yabancı Ar-Ge çekimi mümkün olabilecektir (orta seviyede tutarlı senaryo).

3. Gelişmekte Olan Ülkeler ve Ar-Ge’nin Uluslararasılaşması

Küreselleşen dünya ekonomisinde teknolojik gelişme ve inovasyon, sürdürülebilir iktisadi büyümenin en önemli koşullarından birisidir. Zira dünya piyasasının iktisadi aktörleri olan ülkelerin birbiriyle iktisadi anlamda bir değiş-tokuş ilişkisi ve işbirliği yaparak üretim ilişkileri tanımlayabilmeleri; ülkelerin birbirleriyle ortak alanlar geliştirmeleriyle mümkün hale gelecektir. Bu ortak alanların gelişmesi ise kalkınmakta olan ülkelerin belli bir iktisadi büyümeyi gerçekleştirmiş olmaları ve gelişmiş ülkelerle

Şekil 3: Ar-Ge Odaklı UİS ve YSY Arasındaki İlişki – Kavramsal Çerçeve Kaynak: Baskaran ve Muchie (2008)

aynı seviyeye yakınsamalarını gerekli kılmaktadır. Bunu gerçekleştirmenin en önemli yolu olan sürdürülebilir iktisadi büyümeyi teşvik etmek için ise ülkeler arasındaki teknoloji açığının kapanması gereklidir. Çünkü teknolojik gelişmenin, inovasyon faaliyetlerinin ve yeteneklerinin ülkelerin iktisadi büyüme ve kalkınmalarında rolü yadsınamaz.

Günümüzde teknoloji her zaman olduğundan daha hızlı ilerlemektedir. Küresel bilgi üretiminin; ağ yapılara dâhil olabilmeyi sağlayacak kabiliyetleri oluşturma konusunda yeterliliklerini henüz geliştirmekte olan gelişmekte olan ülkeler ise rekabetçilik konusunda iktisadi ve sosyal kalkınmanın gerisinde kalma riski taşımakta ve bu durum da küreselleşen dünya ekonomisine uyum sağlama konusunda zorluklar yaşama ihtimali barındırmaktadır. Bu durumda ülkeler arasındaki teknoloji açığının kapanması için teknoloji transferi önemli bir yol olarak görülmektedir. Fakat uluslararası teknoloji transferi bir ekonomiye büyük bir bilgi ve tecrübe birikimi getirebilecek olmasına rağmen, tek başına yeterli değildir. Yeni teknolojilerin etkin bir şekilde kullanılması için bu bilgi birikiminin ve tecrübenin içselleştirilmesine ilişkin olarak yeterli bir özümseme kapasitesi ve teknik değişmeye ayak uydurma noktasında ise sürekli bir çaba gereklidir. Bu durumda gelişmekte olan ülkelerin iktisadi büyümelerini tetikleyecek teknolojik gelişmeyi sağlamaları için gerekli yeterliliklerini oluşturmaları gereklidir. Ülkenin kendi aktörleri olan yerel teşebbüslerin ve hükümetin girişimlerde bulunmalarının gerekli olmasının yanı sıra çok uluslu firmalar da bu süreçte önemli bir rol oynayabilir.

Kalkınmakta olan ülkelerin doğrudan yatırımları desteklemelerinin ardındaki temel nedenlerden birisi de, bu firmalar aracılığıyla küresel teknoloji ve inovasyon ağlarıyla bağlantılar kurmaktır. Çok uluslu firmalar, yeni teknolojilerin üretilmesi ve uluslararası düzeyde yaygınlaştırılması konusunda, birçok sektörde dünya liderleridirler ve ArGe’ye yapılan küresel işletme harcamalarının önemli bir kısmını açıklayabilmektedirler. Yeni patentlerde baskın konumdadırlar ve işletme ve organizasyonlarda inovasyona öncülük ederler. Çok uluslu firmaların inovasyon ve üretim ağlarıyla bağlar kurmaları, ülkelerin teknolojik yeterliliklerini güçlendirmelerine ve uluslararası piyasalarda daha iyi rekabet edebilmelerini olanaklı kılar.

Teknolojik yeterliliklerin elde edilmesi zordur. Teknik değişmenin hızlı ilerleyişi ve birçok endüstride bilim temelli teknolojilerin artan önemi, daha ileri ve çeşitlenmiş kabiliyetler ve yoğun teknik çabaları gerektirir. Bunlar da en azından bilgi ve iletişim teknolojilerinde daha iyi bir altyapıyı, güçlü teşvik edici kurumları, kararlı ve etkili yasal ve yönetim sistemlerini gerektirir. Bunun yanı sıra uluslararası tabana erişimi ve bu erişimin yerel inovasyon sistemlerinin faydasına olabilmesini sağlayacak bir strateji ile birleştirilmesini gerektirir. İnovasyon performansları değerlendirildiğinde, ülkeler arasındaki farkı artıran birikimli kuvvetler, her seviyede (hem ulusal hem de uluslararası) politikaların rolünü artırmaktadır.

Çok uluslu firmaların Ar-Ge faaliyetlerini ülkeler arasında nasıl paylaştırdıkları bu bağlamda önemlidir. Ar-Ge, çok uluslu firmaların en az uluslararasılaştırdıkları faaliyetleri arasındadır. Geleneksel olarak Ar-Ge faaliyetinin uluslararasılaştırılması söz konusu olduğunda; hem sermaye girişi olan ülke hem de sermaye çıkışı olan ülke, gelişmiş ülkeler arasında yer alıyordu. Çok uluslu firmalar, gelişmekte olan ülkelerde Ar-Ge faaliyetlerinde bulunmak durumunda ise,

bunu çoğunlukla ürünleri ve süreçleri yerel koşullara uyarlamak amacıyla yapıyorlardı. Fakat bu durum değişmeye başlamıştır.

Bu değişiklikler kendilerini farklı şekillerde ortaya koyarlar. İlk olarak, firmaların Ar-Ge faaliyetlerinin uluslararasılaştırılması eğilimi tüm sermaye girişi olan ülkelerde, offshoring servislerin genel artış eğiliminin bir parçasıdır. Örneğin çok uluslu Alman şirketleri 1990’larda 50 yıl öncesinde kurduklarından daha fazla yabancı Ar-Ge birimi oluşturmuşlardır (Ambos 2005). İkinci olarak, Ar-Ge’nin uluslararasılaştırılması özellikle Asya’daki bazı sermaye girişi olan ülkelerde çok hızlı şekilde artmaktadır. Üçüncü olarak, Ar-Ge faaliyetlerinin uluslararasılaştırılmasının ardındaki nedenler de artmaktadır. Artık bu süreç sadece uyarlamaya ihtiyaç olmasından veya bilgi merkezleri ile bağlantı kurmak gibi nedenler tarafından tetiklenmemektedir. Artan rekabete karşılık, çok uluslu firmalar, yetenekli yabancı araştırmacı havuzuna erişmek, Ar-Ge maliyetlerini düşürmek ve teknolojik gelişme sürecini hızlandırmak amacıyla Ar-Ge birimlerini yeniden tahsis etmektedirler. Dördüncü olarak, bazı gelişmekte olan ülkelerde Ar-Ge faaliyetleri yerel uyarlamaların da ötesine geçmekte ve gelişmiş olan ekonomilerde yapılan işlerle paralel olan karmaşık Ar-Ge basamaklarını da içermektedir. Beşinci olarak, gelişmekte olan ülke firmaları Ar-Ge birimlerini yurtdışında oluşturmaktadırlar. Bu eğilimler son birkaç yılda ortaya çıkmıştır ve süreceğe de benzemektedir.

Bu yeni olgu kısmen beklenebilir, kısmen de beklenemez niteliktedir.

Beklenebilir olması iki nedenden olabilir. İlkinde, genelde ülke dışında yapılan Ar-Ge’nin üretimi desteklediği kabul edilmektedir. Çok uluslu firmaların gelişmekte olan ülkelerde üretimi artırdıkları takdirde (uyarlamaya yönelik) bazı Ar-Ge faaliyetlerinin üretimi takip etmesi beklenir. İkinci olarak, Ar-Ge bir hizmet faaliyetidir. Diğer birçok hizmet süreçlerin bazı parçaları, düşük ücretlerin ve uygun yeteneklerin bulunduğu bazı ülkelere taşınmıştır. Ar-Ge’nin taklit olarak yapılması şaşırtıcı değildir. 2004 yılında UNCTAD tarafından yapılan ve Avrupa’nın en büyük firmalarının incelendiği bir araştırmada Roland Berger, Ar-Ge’yi de içeren servis faaliyetlerinin yabancı ülkede gerçekleştirilmek için aday olduğunu göstermiştir (UNCTAD, 2005).

Bu gelişmenin beklenmeyen yanı ise, Ar-Ge faaliyetinin geleneksel olarak sadece güçlü ulusal inovasyon sistemine sahip gelişmiş ülkeler tarafından karşılanabilen çok talepkar yetenek, bilgi ve destek gereklilikleri olan bir hizmet faaliyeti oluşudur. Bunun yanı sıra, Ar-Ge en az bölünebilir iktisadi faaliyetlerden birisi olarak algılanır; çünkü firma için stratejik olan bilgiyi içerir ve yerel kümeler içindeki üreticiler ve kullanıcılar arasında yoğun bir (örtük) bilgi paylaşımını gerektirir.

Gelişmekte olan ülkelerin, çok uluslu firmaların küreselleşen Ar-Ge ağları ile bağlantılarının boyutu, onların ulusal inovasyon sistemlerinin gücüne bağlıdır. Bu da dolaylı olarak politikalara, inovasyon faaliyetlerini yöneten kurallara ve organizasyonlara yön veren kurumların kalitesine, insan kaynaklarının kalitesine ve teşebbüslerin üretim ve inovasyon yeteneklerine bağlıdır. İnovasyon; firmalar, kamu ve özel sektördeki diğer aktörler arasındaki yoğun etkileşimi yansıtır. Gelişmekte olan ülkelerde inovasyon genellikle süreç ve ürün mühendisliğinde, kalite kontrolde, tedarik, dağıtım ve genel yönetim seviyesinde gerçekleşir. Fakat önemli bir

kısmı üretimden ayrılan Ar-Ge laboratuvarlarındaki teknik çabaları da içerir. Ar-Ge temelli inovasyon; daha gelişmiş, hızlı değişen ve büyük ölçekli teknolojiler söz konusu olduğu sürece daha fazla olacaktır, fakat bilginin sınırlarını genişletme gibi bir amacı olmamasına rağmen buna ihtiyaç duyulur.

Teknoloji transferi, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında teknolojik açığın kapanması için gelişmekte olan ülkelerin güvendiği en önemli yollardan biri olmasına rağmen sürdürülebilir iktisadi kalkınmanın sağlanabilmesi için ülkelerin kapılarını açıp içeriye gelecekleri beklemenin ötesinde de bir şeyler yapmaları gereklidir. İnovasyon yapabilmelerini sağlayacak politikalar tarafından desteklenmeleriyle, yeni teknolojileri kendilerine çekmelerini sağlamak için teşebbüslerin sürekli ve aktif teknolojik çabalarını gerekli kılar. Teknoloji, özümsenmesi ve uyarlanması için önemli çabalar gerektirir; çünkü örtük bilgi içerir ve bu örtük bilginin etkin olarak aktarılabilmesi ise alıcının öğrenme ve bilgiyi kullanma kabiliyetlerini geliştirme pekiştirmesi gereklidir.

Dış ticarete ve sermaye hareketlerine açık olmak yerel teknolojik çabalara olan ihtiyacı azaltmaz, çünkü yeni teknolojilerin etkin kullanılması için teknolojik yeteneklerin geliştirilmesi her zaman gereklidir. Çünkü teknolojiler çok hızlı değişmektedir, azalan ulaşım giderleri ve liberalleşme rekabeti yoğunlaştırmaktadır ve çok uluslu firmalar daha verimli üretim yapmak için güçlü yeteneklerin bulunduğu bölgeleri araştırmaktadırlar.

Teknolojik inovasyon yeni ürünlerin, süreçlerin ya da hizmetlerin piyasaya getirilmesi anlamına gelir ve her zaman bilginin sınırlarının aşılmasını gerektirmez. Çünkü inovasyon kullanıcı için yeni olabilir, ama dünya için yeni olmayabilir. İnovasyonun doğası, teknolojik olarak yapının karmaşıklığına ve yeni teknolojinin yaratılması sürecine ve mevcut teknolojilerin kullanımına bağlı olarak faaliyetler arasında değişiklik gösterir. Şekil 4, inovasyon için sarf edilen çabalar anlamında en az karmaşık olan teknolojik faaliyetlerin en altta bulunduğu ve en karmaşık olanların da en üstte bulunduğu bir Ar-Ge faaliyetleri piramidini göstermektedir.

Bu anlamda teknolojik gelişmenin başlangıç noktası temel üretim becerilerinin elde edilmesi, içselleştirilmesi ve mevcut teknolojilerin kullanılması olacaktır. Eğer yerel koşullar teknolojinin geliştirildiği ortamdakinden farklıysa, içselleştirme ve uyarlama süreçlerinden geçmek zorunlu hale gelir. En son noktada ise yeni ürün ve süreçlerin tasarlandığı, geliştirildiği ve test edildiği bir aşama yer alacaktır.

Ar-Ge; inovasyonun kaynaklarından biridir ve inovasyon yapmaya yönelik faaliyetlerinden sadece bir tanesidir, ancak sınaî inovasyon faaliyetlerinin en gelişmiş, kabul gören ve uluslararası karşılaştırma yapmayı olanaklı kılan istatistiksel göstergesidir. Uluslararası tanıma göre, Ar-Ge “bireyin, toplumun ve kültürün de dahil olduğu bilgi birikiminin artırılması ve bu bilginin yeni uygulamalarının hayata geçirilmesi için kullanılması (OECD,2002:30)” amacıyla sistematik temeller üzerinde gerçekleştirilen yaratıcı faaliyetler olarak tanımlanabilir. Ar-Ge; bilimsel ve teknolojik belirsizlik için çözümleri, inovasyonu, bilimsel gelişmeyi ve temel ve uygulamalı araştırmayı kapsar.

Temel araştırma: Temel araştırmanın amacı daha kapsamlı bilginin elde edilmesini veya çalışılan konunun spesifik uygulamalar olmaksızın anlaşılmasını sağlar. Bir sanayide temel araştırma; bilimsel bilgiyi ilerleten, fakat hemen gerçekleşebilecek belirli ticari amaçları olmayan araştırma olarak tanımlanır.

Uygulamalı Araştırma: Uygulamalı araştırmanın temel amacı, belirli ve tanımlanmış ihtiyaçların karşılanması için bilginin kazanılmasıdır. Bir endüstride uygulamalı araştırma; yeni ürün, süreç veya hizmetlere dair belirli ticari amaçları olan yeni bilimsel bilginin keşfedilmesi için incelemeleri içerir.

Geliştirme: Geliştirme, faydalı materyallerin, sistemlerin, düzeneklerin veya yöntemlerin üretilmesi ve prototiplerin geliştirilmesi ve dizayn edilmesine yönelik araştırmalardan elde edilen bilgilerin sistematik olarak kullanılmasıdır.

Ar-Ge ve diğer teknolojik inovasyon faaliyetleri arasındaki sınır oldukça belirsizdir ve pratikte özellikle teknoloji yoğun sanayilerde araştırma ve geliştirme arasında ayrım yapmak zordur. Çünkü yapılan Ar-Ge faaliyetlerinin çoğu, kamu ve özel sektördeki araştırmacılar arasındaki etkileşimi, sıklıkla da müşteri ve tedarikçiler arasında yakın işbirliğini gerektirir.

Şekil 4: İnovasyon Faaliyetlerine Göre Teknolojik Gelişmenin Aşamaları

Teknolojik faaliyetin erken aşamalarında, teşebbüslerin formel Ar-Ge birimleri oluşturmalarına gerek yoktur. Fakat bu firmalar büyüdükçe, teknolojilerin gözlemlenmesi, ithal edilmesi ve uygulanması artan bir oranda gerekli hale gelir. Eğer çok yönlü teknolojiler söz konusu olursa veya yerel şartlar önemli adaptasyonları gerektirirse; Ar-Ge, ayrı bir faaliyet olarak karşımıza çıkar. Kalkınmakta olan ülkelerde bu tür bir Ar-Ge faaliyetinin yapılması, operasyonun yeterli büyüklükte olması ve gerekli teknik yeteneklerin varlığında uygun hale gelir. Firma yeni ürün ve süreçleri piyasaya getirmek için önemli teknolojik gelişmeleri başarabilirse formel Ar-Ge’nin rolü artacaktır. Fakat piramidin en üst seviyesine ulaşan firma sınırdaki yenilikçilerden, yani “teknolojik lider”lerden (yenilikçi) olmayabilir. Bu firma Ar-Ge faaliyetlerini başka yerde gerçekleştirilen inovasyonların üzerine inşa edebilir veya geliştirebilir (teknolojik takipçi). Rutin teknik veya üretim işinin dışında olan özelleşmiş bir birimin, firma veya ülke dışındaki yeni gelişmeleri takip etmesi, onların firma veya yönetici için önemini yorumlayabiliyor olması ve mevcut teknolojileri adapte edip ilerletebilmesi gereklidir. Özellikle karmaşık ve hızlı büyüyen teknolojiler için formel Ar-Ge, teknolojik öğrenme sürecinin gerekli bir parçasıdır.

Görgül çalışmalar; Ar-Ge ve büyüme arasında doğrudan bir ilişki olduğuna işaret etmektedir. Kamu ve özel sektörün Ar-Ge çalışmalarının iktisadi büyüme üzerinde uzun vadeli güçlü ve önemli etkilerinin olduğu bulunmuştur (Guellec ve van Pottelsberghe de la Potterie 2004). Diğer ülkelerde gerçekleştirilen Ar-Ge faaliyetleri de önemli bir rol oynarlar. Buna ek olarak, yurtiçinde artan özel Ar-Ge faaliyetleri, hem kamu hem de yabancı özel Ar-Ge faaliyetlerinin olumlu etkilerini de artırır. Diğer deyişle (ister yurtiçi isterse yabancı firma fonlu olsun) özel sektör Ar-Ge’si, ülkenin iktisadi büyümesi üzerinde hem doğrudan etkiye sahiptir hem de kamu Ar-Ge faaliyetlerinin ve diğer ülkelerde gerçekleştirilen Ar-Ge’nin sonuçlarının artan içselleştirilmesiyle dolaylı etkiye sahiptir.

Bugün inovasyonun temel aktörleri teşebbüslerdir, fakat onlar kendi köşelerine çekilerek inovasyon yapamazlar. Diğer firmalar ve kamu araştırma enstitüleri, üniversiteler ve standartlar veya ölçüm enstitüleri gibi diğer bilgi üreten aktörlerle kurulan formel ve enformel bağlara da dayanırlar. İnovasyonları gerçekleştirirken; ticaret, rekabet, yatırım ve inovasyon konusundaki kamu politikalarından da

etkilenirler. Eğitim ve öğretim sisteminden inovasyon için insan gücü sağlarlar ve inovasyon faaliyetlerini fonlamak için finansal sistemden faydalanırlar. İnovasyonun içinde gerçekleştirildiği karmaşık ağ yapısı genellikle “ulusal inovasyon sistemi” olarak adlandırılır (Nelson 1993, Lundvall 1992).

Ulusal inovasyon sistemi yazını, kalkınmakta olan ülkelerdeki baskın olan teknoloji uyarlaması konusundan ziyade; genellikle sanayileşmiş ülkelerdeki sınır inovasyonlarına odaklanır, fakat inovasyon sistemi kavramı bu konu ile de oldukça alakalıdır(Edquist and McKelvey, 2001). Öğrenmenin, yönetmenin ve uyarlama faaliyetlerin çoğu, tedarikçiler, alt yükleniciler, rekabetçiler, danışmanlar, kamu Ar-Ge enstitüler, üniversiteler, küçük ve orta ölçekli firmalar, risk sermayesi fonları, ihracat piyasaları, eğitim kurumları gibi diğer aktörlerle yakın ve sürekli etkileşimi gerekli kılar. Etkili inovasyon için iyi bir kurumsal destek altyapısı çok önemlidir. Firma, endüstri ve üniversite bazında girişimciliği, risk alma davranışı ve inovasyonu tetikleyen teşvikler de önemlidir.

Üretimin uluslararasılaşması ivme kazandıkça ve iletişim maliyetleri düştükçe, her ulusal inovasyon sistemi, diğer sistemlerde üretilen bilgiye artan oranda bağlı hale gelir. Hızlı teknik ilerleme, artan maliyetler ve inovasyonun riski; inovasyon yapanları, uluslararası bilimsel dünya çapındaki mükemmeliyet merkezlerini aramaya iter. Çok uluslu firmaların öncü rol oynadığı küresel inovasyon ağları inovasyona zemin hazırlayan üretim faaliyetlerinin bir araya gelmesini sağlarlar. Bu ağlarda ana şirketler aracı rol oynarlar ve başlangıç teknolojilerinin kendilerine bağlı şirketlere sağlanmasında ve bu şirketlerin onları içselleştirmelerinde, uyarlamalarında ve daha sonra da güncellemelerinde rol oynarlar. Sonuç olarak, gün geçtikçe daha fazla ülke teknolojik faaliyetlerin uluslararası olduğu ve bilgi ağlarının dünyaya yayıldığı küresel ağlarla daha fazla bağlantılı hale gelir.

Bu uluslararası değişim sistemi içinde yer almak, ekonomik kalkınma perspektifinden gün geçtikçe daha önemli hale geliyor. Bunu uygulayabilecek ülkeler yeni teknolojilere erişmenin erken safhalarında ve kendi ulusal inovasyon sistemleri içinde geliştirdikleri inovasyonların ticarileşmesinde daha büyük bir şansa sahiptirler. Fakat bu küresel ağlara katılmak için gerekli yeterlilikler ülkeler arasında eşit dağılmamıştır ve bu durum ülkeler arasında mevcut durumda var olan inovasyon açıklarının da genişlemesi riskini artırır.

Tablo 1: İnovasyonu Uluslararasılaştırmanın Farklı Yolları

Kategori

Aktörler

Formlar

Ulusal olarak üretilmiş inovasyonların uluslararası kullanımı Uluslararası tekno-bilimsel işbirliği

İnovasyonların uluslararası üretimi

(Ulusal ve uluslararası) Kâr amaçlı faaliyet gösteren firmalar ve bireyler

Üniversiteler ve kamu araştırma merkezleri

Ulusal ve çok uluslu firmalar

Çok uluslu firmalar

• İnovatif ürünlerin ihracatı • Lisanslar ve patentlerden feragat etme • Ülke içinde tasarlanan ve geliştirilen inovatif ürünlerin yabancı üretimi

• Ortak bilimsel projeler • Bilimsel değişim programları, sabbaticallar (Konuk akademisyen) • Öğrencilerin uluslararası hareketliliği • Belirli projeler için ortak girişimler • Teknik bilgi ve/veya donanım edinimi için üretim anlaşmaları

• Sermaye girişi olan ve sermaye çıkışı olan ülkede Ar-Ge ve diğer inovasyon faaliyetleri • Mevcut Ar-Ge Birimlerinin edinilmesi ve evsahibi ülkede ”greenfield” (yeni sanayi) Ar-Ge yatırımı

Kaynak: UNCTAD (2005: 104)

Ülkelerin uluslararası arenada cereyan eden inovasyon süreçlerine katılmaları ve inovasyonun uluslararasılaşması için üç temel kategori mevcuttur (Bkz. Tablo 1).

İlk kategoride, sermaye girişi olan ülkede geliştirilen teknolojiye uluslararası ticaret yoluyla hem ulusal teşebbüslerin hem de çok uluslu şirketlerin dâhil olması söz konusudur. İkinci kategori, içinde yerli firmaların, ÇUŞ’lerin üniversitelerin ve araştırma enstitülerinin de olduğu kamu ve özel kurumlar arasında ulusal ve uluslararası teknik ve bilimsel işbirliği ile ilgilidir. Çok uluslu firmaların uluslararası inovasyonları da üçüncü kategoriyi oluşturmaktadır. Çok uluslu firmalar tanım gereği inovasyon sürecini dünya ölçeğinde ve kendi sınırları içinde kontrol edebilen ve gerçekleştiren tek kurumsal yapıdır.

4. Sonuç

Uluslararası inovasyon sistemine katılmanın birçok yolu olmasına rağmen, bu yazının odağında çok uluslu firmaların bu süreçte oynadığı rol, özellikle Ar-Ge’nin uluslararasılaşması bulunmaktadır. Teknolojik karmaşıklık ve iktisadi büyüme birlikte hareket ettiği kabul edilen bir süreç haline gelmiştir. Kalkınmayla birlikte gelen ve kalkınma sürecini destekleyen teknolojik yeterliliklerin ve yeteneklerin artan seviyesi, ülkeleri daha gelişmiş faaliyetler gerçekleştirmeye yönlendirir. Daha gelişmiş faaliyetler ise, daha yüksek katma değer yaratırlar ve yüksek ücretlere rağmen ülkelerin rekabetçi olarak kalmalarını sağlar. Bu kalkınma sürecinin doğal bir özelliği olmasının yanı sıra, ülkeler inovasyon yapabilme yeteneklerini uygun politika müdahaleleri ile ilerletebilirler.

Özetleyecek olursak, uluslararası planda gerçekleştirilen ArGe ve inovasyonun temel özeliklerini söyle sıralayabiliriz:

• İnovasyon ekonomik büyüme için gereklidir. Fakat bugünün küreselleşen dünya ekonomisinde, kalkınmakta olan ülkelerin kalkınmış diğer ülkelerden yeni teknolojileri alabiliyor olmalarına rağmen, yeni teknolojileri daha etkin kullanabilmek için kendilerinin öğrenmesi ve inovasyon yapmaları zorunludur. Ülkeler kalkınmanın üst basamaklarına çıktıkça ve daha karmaşık faaliyetler gerçekleştirdikçe teknolojik yeterliliklerini güncellemek ve daha gelişmiş inovasyonlar gerçekleştirmeye gereksinim duyarlar. • İnovasyon çeşitli yollarla ortaya çıkabilir, ancak inovasyonun önemli bir kaynağı Ar-Ge’dir. Formel Ar-Ge belirli bir gelişmişlik düzeyine ulaşan her ülkede görülen bir faaliyettir. • Girişimlerin inovasyon yapması, diğer firmalar ve kurumlarla etkileşimi gerektirir. Teknolojik gelişme sistemik bir süreçtir. Dışsallıklar, eşgüdüm sorunları ve bu sürecin özünde olan kamu malları (temel araştırma, test etme, ölçüm) veri olarak alındığında, erken aşamalarda kamu müdahalesi çok önemlidir. Özellikle teknoloji ve eğitim politikaları olmadan özel sektörde Ar-Ge faaliyetlerinin başlaması mümkün olmaz. • İşletmelerdeki Ar-Ge faaliyetleri coğrafi ve sektörel olarak yoğunlaşmıştır. Büyük bir bölümü gelişmiş ülkelerde yapılıyor olmasının yanı sıra bazı gelişmekte olan ülkelerde, özellikle Asya’da, Ar-Ge faaliyetleri hızla artmaktadır. Ar-Ge’nin büyük bölümü imalatta yer alır, fakat hizmet sektöründe de artmaya devam etmektedir. Dünya çapındaki, özellikle bilgi ve iletişim teknolojileri sektöründeki teknolojik ilerlemeler; kalkın-

makta olan ülkelerin, gerekli yeterlilikleri elde etmeleri durumunda, küresel bilgi ağlarına katılmaları için yeni fırsatlar yaratmaktadır. Aynı zamanda, gerekli yeterlilikler anlamındaki en düşük eşik seviyeleri de sürekli artmaktadır. Yeterliliklerin oluşturulmasının birikimli doğası, ölçek ve öbeklenme (aglomerasyon) ekonomileri ile bir araya gelince, başarılı olan ve erken başlayanların, gerekli minimum giriş seviyesine ulaşamayan arkadan gelenlerin önüne geçebileceği ve aranın açılabileceği anlamına gelir. Bu trendin tersine çevrilmesi için politika müdahalelerine ihtiyaç vardır. • İnovasyon ve özellikle Ar-Ge, uluslararası planda bilgiye düzenli erişimi gerektirir. Tüm geç sanayileşen ülkeler, daha erken başlayanlardan teknik bilgi ve yetenekleri edinirler, fakat bunu farklı yollardan yaparlar. Küresel bilgi ağlarıyla bağlantı kurmanın çok çeşitli yolları olmasının yanı sıra Ar-Ge’ye yapılan içe ve dışa dönük doğrudan yabancı sermaye yatırımları büyük olasılıkla bir ülkenin diğer ülkelerdeki bilgi merkezlerine bağlanmasını sağlayan en doğrudan yol olacaktır.

Ulusal inovasyon sistemleri gün geçtikçe birbirine artarak bağımlı hale gelirler. Yeterli sayıda ve nitelikte yerel yeteneklerin var olmaması, bu sistemin dünyanın geri kalanıyla etkileşimini sınırlar ve sistemi teknik değişimin ve rekabetçiliğin itici güçlerinden soyutlar. Kalkınmakta olan ülkelerin küresel öğrenme ve bilgi ağlarıyla ne ölçüde bağlantıya geçebildikleri onların ulusal düzeydeki yenilikçilik güçleri tarafından belirlenir. Bu güçler birbirinden çok farklılık gösterebilir ve bu farklılıklar uzun süreler devam edebilir. Kalkınmanın erken aşamaları, kamu ve özel sektörde içsel inovasyon yetilerinin geliştirilmesini gerektirir ve ulusal inovasyon sisteminin güçlenmesinde çok uluslu firmalar önemli bir rol oynayabilirler. Fakat yabancı girişimciler, sermaye girişi olan ülkede her zaman yüksek seviyede teknolojik faaliyetleri gerçekleştiremezler. Birçok kalkınmakta olan ülke uzun süre kaynak oluşturulması için doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına sahip olmuşlardır. Yeni olan ise çok uluslu firmaların Ar-Ge’lerini bazı kalkınmakta olan ülkelere yayma eğilimleridir.

Baskaran, A. ve Muchie, M. (2008), Foreign Direct Investment and Internationalization of R&D: The Case of BRICS Economics, DIIPER Research Series, Working Paper no. 7.

Edquist, C. and McKelvey, M. (der.) (2001), Systems of Innovation: Growth, Competitiveness and Employment , Cheltenham: Edward Elgar.

Lundvall, B.A. (1992), National Systems of Innovation: Towards A Theory of Innovation and Interactive Learning, Pinter, Londra.

Nelson, R. R. (1993), “On technological capabilities and their acquisition”, in: Robert E. Evenson and Gustav Ranis, eds., Science and Technology: Lessons for Development Policy ,Boulder, CO: Westview Press, 71-80.

OECD, (2002), Proposed Standard Practice for Surveys on Research and Experimental Development, Frascati Manual, OECD, Paris.

UNCTAD (United Nations Conference on Trade and Development) (2005), World Investment Report (WIR) 2005: Transnational Corporations (TNCs) and the Internationalization of R&D, UNCTAD, Cenevre.

ULUSAL AR-GE İNOVASYON BULMACAMIZ VE EKSİK PARÇALAR

Doç. Dr. Serdal Temel/Prof. Dr. Fazilet Vardar Sukan Ege Üniversitesi EBİLTEM-TTO

Artan rekabet ortamından avantajlı çıkabilmek için önemli bir mekanizma olarak kabul edilen üniversite-sanayi işbirliği, son 40 yıldır, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de üzerinde en fazla tartışılan konulardan birisi haline gelmiştir. 1990’lı yılların başında özellikle globalleşmenin de artması ile artan rekabet; sanayi kuruluşlarını Ar-Ge, inovasyon ve teknoloji geliştirmede destekleyecek mekanizmaları ve üniversite-sanayi işbirliğini hızlandıracak yapıların oluşmasını zorunlu kılmıştır. Ancak bu süreç gelişmekte olan ülkelerde yıllardır aralıksız tartışılırken, gelişmiş ülkeler bu konuda önemli adımlar atmışlardır.

Türkiye’de Destek Mekanizmaların Gelişim Süreci

Türkiye’nin “üniversite-sanayi işbirliği”ne ihtiyacı olup olmadığı, ilk kez açıkça, 1983 yılında hazırlanan ilk “Türkiye Bilim Politikası” belgesinde irdelenmiş ve Türkiye’nin bu konudaki beklentileri tanımlanmıştır. Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarını hızlandırarak ekonomik gelişmişliği yakalayabilmek amacıyla Devlet bu süreçte aktif rol oynamaya çalışmış ve bu hedeflere yönelik yeni arayışlara gidilmiştir. KOBİ’lerin inovasyon ve Ar-Ge çalışmalarını desteklemek ve üniversite sanayi işbirliğini geliştirerek üniversitelerde üretilen bilgilerin sanayide katma değeri yüksek ürünlere dönüşmesini sağlamak amacı yeni oluşumları tetiklenmiş ve/veya mevcut kurumlar bünyesinde yeni modeller geliştirilmiştir.

1990 yılında KOSGEB ve 1991 yılında Dünya Bankası teknik ve mali desteği ile Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı’nın (TTGV) kurulması bu doğrultudaki öncü girişimler olmuştur.

Küreselleşmenin hızlanması ile serbest ticaretin yaygınlaşmasını hedefleyen Dünya Ticaret Örgütü ile 1995 yılında imzalanan Subvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması (Uruguay Turu Nihaî Senedi) bu girişimleri hızlandırmış ve bu gelişmelerin sonucu olarak TÜBİTAK bünyesinde Teknoloji İzleme ve Değerlendirme BaşkanlığıTİDEB (şimdiki adı TEYDEB) ile Türk Patent Enstitüsü (TPE) faaliyete geçmiştir. Bu kurumların oluşumu beraberinde farklı yapılanmaları ve gelişmeleri getirmiş ve üniversite-sanayi işbirliğini hızlandırmaya yönelik mekanizmalar geliştirilmeye başlanmıştır. Üniversite-sanayi ilişkilerine kurumsal olarak yaklaşarak katalizlemeye çalışan arayüz kuruluşlarının ülkemizdeki ilk oluşumları da bu tarihlere rastlamaktadır.

TÜBİTAK öncülüğünde 1998 yılında başlatılan Üniversite Sanayi Ortak Araştırma Merkezleri (ÜSAM) Programı Türkiye’nin farklı illerine (İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Gaziantep) yayılmış, genel veya sektör spesifik üniversitesanayi işbirliği merkezlerinin kurulmasını destekleyerek konuya yeni bir yaklaşım getirmiştir. Ancak tüm bu iyi niyetli çabaların, maddi ve manevi gayretlerin en büyük eksiği ulusal Ar-Ge inovasyon sistemimize holistik (bütüncül) bakış açısı eksikliği olmuştur.

Noktasal olarak yapılan iyileştirmeler, yaratılan iyi uygulama örnekleri, doğru bir iklimde, uygun bir toprağa ekilmemiş fidanlar gibi uzun yaşam mücadeleleri sonucunda, adanmış bireylerin/kurumların gayretleri ve özverileri ile ayakta kalmayı başarsalar dahi, serpilememişler ve ülke çapında uygulanabilen yaygın modelleri geliştirememişlerdir.

Tüm bunlara rağmen bu girişimlerin de bir sonucu olarak geçen 30 yıl içinde üniversite-sanayi ilişkilerine bakış açısında, işbirliği kültürümüzde sanayiden gelen taleplerde ve akademinin bu taleplere yaklaşımında çok ciddi gelişmeler gözlemlenmiş ve bu kapsamda farklı mekanizmalar geliştirilmiştir (Tablo 1).

Global sosyo-ekonomik koşullarının her geçen gün akademi ve sanayi sektörü gibi birbirini tamamlayan iki aktörü, birbirini anlamaya, iyi geçinmeye ve birlikte çalışmaya zorlamakta olması, politika yapıcılarının da konuya ilgisini çekmiş ve bu ilginin sürmesini sağlamıştır.

Özellikle sanayinin üretimden gelen gücüne dayalı gerçekleşen ekonomik büyümenin sürdürülmesi ve artırılması için firmalarımızın bilim ve teknoloji ile buluşması ve bu süreci içselleştirmesi bir gereklilik olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Bunun sonucu olarak, üniversitelerde üretilen bilgi ve teknolojiyi katma değer yaratmak üzere toplumsal faydaya dönüştürebilmek için dünyadaki örneklerine benzer araçların ülkemizde de uygulanmaya konulmasının önemi, farklı düzlemlerde ve düzeylerde giderek daha sık ifade edilmeye başlanmıştır. Üniversite-Sanayi-Devlet üçlüsüne “Toplum”u da ekleyerek daha da güçlendirmek için üniversitelerde bir arayüz modelinin geliştirilmesi ve doğru coğrafi bölgelerde kurulması kesin bir ihtiyaç olarak benimsenmiştir.

Bilim, Teknoloji Yüksek Kurulu’nun 27 Aralık 2011 tarihli toplantısında bilimsel araştırmaların toplumsal faydaya dönüştürülmesi amacı ile arayüz kuruluşları olarak “Teknoloji Transfer Ofisleri”nin (TTO) kurulması ve yaygınlaştırılması kararı alınmıştır.

Bu kararın ardından 2012 yılında ülkemiz için özgün farkı yerel ihtiyaçlara göre uyarlanabilme esnekliğinde, ulusal düzlemde kullanılabilecek bir Teknoloji Transfer Ofisi Modeli oluşturularak TTO’ların yapı ve hizmetlerinin tanımlanması çalışmaları başlamıştır.

Bilindiği gibi, üniversite ve sanayi gibi iki farklı kültür, anlayış ve beklentilere sahip paydaşları bir araya getirebilmek için özel bir çaba ve uzun vadede toplumda kültürel bir dönüşümü de gerektirmektedir. Bu nedenle arayüz yapıları diğer işbirliği sistemlerinden önemli bir farklılık göstermektedir. Üniversite-sanayi işbirliğinin bu kültürel boyutu, arayüz kuruluşlarının üniversitelerin çalışma alışkanlıklarını da değiştirme gayretinde olmalarını zorunlu kılmaktadır. Uluslararası örneklere bakıldığında arayüz modellerin yapıları ve çalışma alanlarının ulusal ve bölgesel özgün koşul ve ihtiyaçlara göre belirlendiği, tek bir global modelin, tüm ulusal, bölgesel ve yerel koşullarda başarılı olmasını ve ihtiyaçlara cevap verebilmesini beklemenin gerçekçi olmadığı görülmektedir.

Ülkemizde üniversite-sanayi işbirliği farkındalığını ve çalışmalarını artırmak, sanayi ile üniversiteyi bir araya getirerek firmalarımızı sadece teknoloji ithal eden ve kullanan bir yapıdan, teknoloji üreten ve ihraç eden bir yapıya getirmek amaçları ile farklı sektörlerden değişik yasal kimliklere sahip arayüz kurumlarını bir araya getirerek 2007 yılında kurulan Üniversite Sanayi İşbirliği Merkezleri Platformu (USİMP), “üniversiteler, iş dünyası ve STK” temsilcilerini şemsiyesi altında barındıran bütüncül yaklaşımı ile Teknoloji Transfer Ofislerinin hizmetlerin kalite ve sürdürülebilirliklerinin sağlanması için ulusal bir modele ihtiyaç olduğunu savunmuştur.

Dünyadaki benzer yapılarca sağlanan hizmetlere daha detaylı bakıldığında öne çıkan ilk hizmet kuşkusuz üniversitede yapılan araştırma sonuçlarının ticarileştirilmesidir. Bu unsur temel olarak ilişkinin arz tarafı olarak değerlendirilebilir. Araştırma sonuçlarının ticarileştirilmesini esas alan teknoloji transferi süreçlerinin temel faaliyet alanları şöyle özetlenebilir:

• Üniversite ya da araştırma kurumlarının entelektüel değerlerinin özellikle de fikri haklar varlıklarının belirlenmesi, bu varlıkların hukuksal koruma işlemlerinin takibi ve bunlardan doğan hakların diğer yapılara özellikle de sanayiye lisanslama şeklinde transferi ile ticarileştirme süreçlerinin yönetilmesi. • Genellikle üniversite ya da araştırma kurumu mensubu ve ticarileşme potansiyeli yüksek bir fikrin ya da buluşun sahibi olan araştırmacıya; şirket kurarak (spin-off) bu süreç sonunda yüksek ekonomik değer sağlanmasına aracılık etmek üzere, fikri haklar yönetimi, sermaye temini, kuluçkalık ya da teknoparklarda yer sağlanması, hukuksal işlemler, iş geliştirme ve pazarlama gibi danışmanlık hizmetleri sağlanması.

Tablo 1: Türkiye’de Ar-Ge, İnovasyon ve Girişimcilik Kilometre Taşları

Yıl Program

1992 1995 1995 1996 1998

KOSGEB Ar-Ge ve İnovasyon Destek Programı

TÜBITAK-TİDEB Destek Programları (Mevcut TEYDEB) Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı İnovasyon Destekleri (TTGV) TÜBİTAK- USAMP Üniversite Sanayi Ortak Araştırma Merkezleri Programı

KOSGEB Teknoloji Geliştirme Merkezleri

2001 Teknoloji Geliştirme Bölgeleri (Teknoparklar)

2006 TÜBİTAK – İŞBAP teknoloji Platformları

2006 2006 2007 2008

Bölgesel Kalkınma Ajansları (Kalkınma Bakanlığı)

Devlet Planlama Müsteşarlığı Sanayi Doktora Programı (DPT- Kalkınma Bakanlığı) Sanayi Tezleri Programı-SanTez (Sanayi ve Ticaret Bakanlığı)

Sanayi Ar-Ge Merkezleri (Sanayi ve Ticaret Bakanlığı)

2009 Tekno-Girşimcilik Programı (Sanayi ve Ticaret Bakanlığı)

2010 Ür-Ge Kümelenme Destek Programı (Ekonomi Bakanlığı)

2011 Bilim, Sanayi ve Ticaret Bakanlığın kurulması

2011 2011 2011 2011 2012 2013 2014 2015 2015

23. Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu Kararı (Başbakanlık)

Ulusal Bilim, Teknoloji ve Yenilik Straetjisi ve 2023 Hedefleri

Girişimci ve Yenilikçi Üniversiteler Endeksi

EPO & Türk Patent Enstitüsü “Üniversitelerde Fikri Mülkiyet Hakları Farkındalık Artırma Projesi” TÜBİTAK – Teknoloji Transfer Ofisleri Destek Programı (TTO)

TÜBİTAK – Girişimcilik Sertifika Programı

TÜBİTAK-KOBİ Yenilik Potansiyeli Artırma Mentör Yetiştirme Programı TÜBİTAK-Bireysel Genç Girişim Destek Programı (BİGG)

TÜBİTAK-Mentör Eğitici Programı

• Sanayi kuruluşunun ya da bir sanayi grubunun spesifik teknoloji gereksiniminin bir üniversite ya da araştırma kurumu ile sözleşme bazlı-gizlilik esaslı Ar-Ge çalışması olarak kurgulanması. • Araştırma ve yaygınlaştırma faaliyetleri ile bir sanayi kuruluşuna ya da ortak yarar (rekabet öncesi) yaklaşımı ile sektöre/topluma teknoloji transferinin gerçekleştirilmesi.

Ancak ülkemiz sanayi kuruluşlarının yapısı göz önüne alınarak talep yaratabilmenin de önemli bir ihtiyaç olduğu görülmektedir. Bu nedenle, sanayide talep yaratacak ve sanayi teknoloji gereksinimlerini belirleyerek üniversite ve araştırma kurumlarının kapasiteleri ile bunları karşılayacak şekilde hizmetlerin de verilmesi ve bu şekilde talep yaratılması ve talebin karşılanması da önem arz etmektedir.

Bu noktadan hareketle, uluslararası örneklerden farklı olarak, ülkemizdeki TTO’ların faaliyet alanlarının sadece lisanslama ve teknoloji transferi ile sınırlandırılmaması, bilgiye ulaşımdan ticarileştirme sürecine kadar geçen tüm aşamalarda ihtiyaç duyulan hizmetlerin verilmesine olanak sağlanması önerilmiştir (1). Bu kapsamda, “sanayinin bilgi ve teknoloji ihtiyacının karşılanması, bilgi talep eden sanayiciler yaratılması, araştırıcıların sanayiye dönük araştırmalara yönlendirilmesi, sanayi ile üniversitenin etkin işbirliğine girmeleri için çaba sarf edilmesi” de dahil edilmiştir.

2010-2013 döneminde USİMP tarafından farklı uluslararası (AUTM, ASTP, Avrupa İşletmeler Ağı vb) ve ulusal paydaşların da desteği ile düzenlenen 10 çalıştayda bu konular tartışılmış ve başta Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ilgili birimleri olmak üzere TÜBİTAK’a sunulan ve yayımlanan raporlarında bu noktalar vurgulanarak bir “Ulusal Model” önerilmiştir (2).

Tüm bu çalışma ve gayretlerin de sonucu olarak üniversitelerde üretilen bilgilerin topluma yeni ürün ve hizmet olarak aktarılması sürecinde her iki kesime de hizmet vermek üzere TÜBİTAK 1513 Programı ile Teknoloji Transfer Ofislerinin kurulmasını desteklemeye başlamıştır. 2012 yılında başta ülkemizdeki üniversitelerde faaliyet göstermekte olan arayüz oluşumları arasında ilk 10 “iyi uygulama örneği”ne, ardından 2013 ve 2014 yılında gelen 2 çağrı ile de ek 14 TTO oluşumuna destek verilmiştir.

TTO Yapılarının Ekosisteme Katkıları

Ülkemizde 2013 yılında başta Ar-Ge, inovasyon, üniversite-sanayi işbirliği ve girişimcilik gibi konularda farkındalık artırmak, ulusal ve uluslararası proje imkanlarından gerek akademisyenlerin ve gerekse de özel sektörün yararlanmasını sağlamak, üniversite ile sanayi arasında ortak çalışmaları hızlandırmak, üniversitelerin patent sayılarını artırmak ve akademik girişimciliği teşvik etmek amacı ile üniversitelerimizde kurulması TÜBİTAK tarafından desteklenen 34 TTO yılda 1 milyon TL ile, 10 kadar da “aday TTO” yılda 500 bin TL ile desteklenmektedir.

Bu TTO’ların bazıları Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde, bazıları ise üniversitenin bir birimi olarak doğrudan üniversite bünyesinde kurulmuştur. 2013 yılından bu yana TÜBİTAK 1513 Programı tarafından desteklenmekte olan TTO’lar ülkemiz için birçok yeniliği beraberinde getirmiştir:

1. Bilimsel araştırma çalışmaları sonuçlarının akademik yayın yapılmadan ticarileştirilme olanaklarının araştırılması bir devlet politikası haline gelmiştir: Ülkemizde üniversiteler tarafından yapılan araştırma sonuçları bugüne kadar akademik bilgi düzeyinde kalırken, TTO’ların kurulması ile artık bu araştırma sonuçlarının ticarileştirilerek ekonomiye katkı sağlaması bir devlet politikası haline gelmiştir. Üniversitelerde ise temel bilim araştırmalarını destekler nitelikte uygulamalı araştırmalar da artmaya başlamıştır.

2. ÜSAMP (Üniversite Sanayi Ortak Araştırma Merkezleri Programı) modelinden sonra TÜBİTAK yeni bir arayüz yapı kurgulamış ve teknoloji transferi kavramının kurumsallaşmasını sağlamıştır: Dünya’da 1980’li yılların hemen başında başlayan bu oluşumlar, ülkemizde 1990’ların başında kurulmuş olmasına rağmen kurumsallaşma modellerinin tam kurgulanamamış olması nedeni ile yaygınlaşamamıştır. Ancak TÜBİTAK 1513 TTO Programı ile kurumsallaşma ve model oluşumu kısmen sağlanmıştır.

3. Akademinin ve sanayinin birbirlerinden beklentilerinin somut ve bilinir hale gelmesi sağlanmıştır: Akademi ve sanayinin birbirlerini iyi tanıyamamaları ve her iki tarafın da yapılarının farklı olması nedeni ile karşılıklı beklentilerin istenilen düzeyde gerçekçi olmadığı bir gerçektir. TÜBİTAK 1513 TTO Programı, TTO’ların profesyonel hizmetleri, hem sanayinin hem de üniversitenin birbirinden beklentilerini somutlaştırmış ve karşılayabilecek bir seviyeye getirmiştir.

4. Yeni arayüz yapı olarak TTO’lara ciddi bir maddi destek sağlamış ve çok önemli farkındalık yaratmıştır: Benzer yapılar daha önce kurulmuş olmasına rağmen, maddi imkanlar ve hukuki altyapı yetersizliği nedeni ile faaliyetleri ve etkileri kısıtlı kalmıştır. TÜBİTAK 1513 TTO Programı ülkemizde TTO faaliyetlerinin yaygınlaşmasına ve gelişmesine önemli katkı sağlamaktadır.

5. Üniversitelerde profesyonel hizmet sağlayan tek temas noktası olmanın önemini ve yararını göstermiştir: TTO’lar üniversitelerde sanayicilerin doğru ve hızlı bilgi alabileceği birimler haline gelmiştir. Sanayiciler bu birimler aracılığıyla üniversitelerde ulaşmak istedikleri bilgi ve hizmetlere en hızlı ve doğru şekilde ulaşabilir hale gelmiştir.

6. Üniversite-Sanayi arasında güven köprüsü kurmuştur: TTO’lar bulundukları üniversitelerle sanayi arasındaki işbirliğini tetiklemeyi ve geliştirmeyi hedeflediklerinden, sanayiciler TTO’lar için önemli bir paydaş haline gelmiştir. Akademisyenler ile yapılan sanayi işbirliği projelerinde TTO’lar sadece akademisyenlerin değil, aynı zamanda sanayicilerin de hakkını koruyan ve daima bu işbirliklerinin iki taraf için de olumlu olması yönünde çalışan bir birim haline gelmiştir. İmzalanan gizlilik anlaşmaları ile taraf nezdinde güven ortamı sağlamlaştırılmıştır.

7. Ulusal ve uluslararası Ar-Ge projelerinden yararlanma oranları artmıştır: TTO’lar verdikleri hizmetler ile ulusal ve uluslararası proje çağrılarını hızlı bir şekilde sektöre ve akademisyenlere duyurarak proje kaynaklarına ulaşmalarına yardımcı olmaktadır. TTO’ların bu hizmetleri AB’ye verilen ulusal katkı payımızı önemli tutarda projeler yolu ile geri almamıza ve firmaların Ar-Ge projelerini hayata geçirerek yeni ürün ve hizmetler üretmesine yardımcı olmuştur.

8. Akademik kaynaklı patent sayılarımız artmıştır: TTO’ların aktif çalışması ile akademisyenlerin yaptığı çalışmalar taranarak patentlenebilir ve ticarileşebilir olan buluşlar ortaya çıkarılmakta ve patentlenmektedir. Bu patentler ve buluşlar ekonomik büyüme açısından hem sanayi için hem de ülkemiz için büyük önem taşımaktadır.

9. Teknoloji tabanlı şirketler ile öğrenci ve akademisyen şirketleri artış göstermiştir: TTO’lar ülkemizde teknoloji tabanlı şirketlerin kurulmasına önemli katkılar vermektedir. Özellikle yeni fikirlerini hayata geçirmek isteyen yeni mezun gençlerimize mentörlük (rehberlik) hizmeti vererek onları iş arayan bir mezun yerine iş sahibi bir mezun olmalarına katkı vermiştir. Ayrıca akademisyenleri de cesaretlendirerek ve destekleyerek yeni fikirlerini ürün ve hizmet haline getirmeleri için teknoparklarda şirket kurmalarına destek vermektedirler.

TTO Yapılarında Gözlemlenen Aksaklıklar

Ancak TTO’ların yukarıda sayılan avantajlar ile birlikte özellikle TÜBİTAK tarafından belirlenen ve yürütülen politikasında bazı sorunlar da gözlemlenmektedir. TTO’ların kurumsallaşması, işlerliği ve verimliliği ile ilgili bazı sorunlar mevcuttur. Bu sorunlar, bazıları TTO’ların ait oldukları yapıların kendilerine özel koşullarından kaynaklanabildiği gibi, bazıları da ulusal ekosistemi ile teknoloji transfer süreçlerine bakış açısındaki bütünsellik eksikliğinden kaynaklanmaktadır: 1. TTO’nun işlevlerinin tüm paydaşlar, farklı düzeydeki kurum ve kuruluşlar tarafından tam olarak anlaşılamamış olması: TTO’lar farklı bir yapı olarak yeni kurulmuş olmaları sebebi ile gerektiği gibi anlaşılamamıştır. Bu nedenle hem üniversite hem de sanayi kesimi başta olmak üzere toplumun ilgili kesimlerine anlatılmalıdır. TTO’ların geniş misyonu, yararlanıcının sahip olmadığı bilgi ve know-how’ın dış kaynaklardan teminine ve kullanımına aracılık etmek, arayüz görevi görerek bilginin kullanımını arttırmaktır.

2. Üniversite yönetimlerinin bu oluşumlara proje olarak bakması ancak içselleştirilmemiş olması: Üniversitelerimiz genelinde TTO’lara, olmazsa olmaz bir birimleri gibi değil, devam eden projelerinden biri olarak bakmaktadır. Üniversite yönetimleri tüm diğer organları ile bütünleştirmeyi sağlayamamışlardır. Üniversite yönetimi ve rektörünün aktif desteğini alan TTO’ların, kurumsal yapı, performans göstergeleri ve üniversite çevresindeki ekosistemde kayda değer ilerlemeler sağladığı görülmüştür. Teknoloji transfer kavramı kapsamında bilginin yayılması mevcut çalışma alışkanlıklarının da değişimini gerektirmektedir. Bu nedenle araştırma sonuçlarının yayılması için üniversite yönetiminin:

• Sanayi ile yürütülen projeler, • Fikri hakların yönetimi, • Akademik girişimcilik konularında yeni politikalar oluşturması ve bununla birlikte TTO çalışma alanlarına yönelik olarak çalışma alışkanlıklarını değiştirici tedbirler alması, akademisyenleri teşvik edici politikalar izlemesi TTO’nun başarısını doğrudan etkilemektedir.

3. TTO yapılarının sadece üniversitelerin yönetimlerine bağlı olarak oluşturulmuş olması: Ortaklaşa yürütülmesi gereken süreç TTO’ların mevcut yapısı ile sadece üniversite tarafından yürütülmesine neden olmaktadır. Bu sürece diğer paydaşlar olan sanayi odaları gibi üst kuruluşların da katılması ve görev alması; bu yapıların daha fazla sahiplenilmesine ve etkilerinin yaygınlaşmasına imkan tanıyacaktır.

4. Başarı ölçütlerinin eksik değerlendiriliyor olması: TTO’ların başarısı TÜBİTAK tarafından sadece nicel olarak, yani yaptığı faaliyetler bazında değerlendirilmektedir. Ancak TTO’ların performansları daha farklı ve yenilikçi yöntemler ile değerlendirilmeli; bu değerlendirmelerde faaliyetlerin sayısından ziyade kalitelerine ve yarattığı etkiye bakılmalıdır. Değerlendirmelerde orta ve uzun vade dikkate alınmalı, kısa vadede bu yapıların ekonomik bir getiri yaratması beklentisi minimize edilmelidir.

5. Her TTO’ya aynı düzeyde destek verilmesi: TÜBİTAK, TTO desteği alan her üniversiteye büyüklüğüne bakmaksızın aynı oranda ve miktarda destek vermektedir. Örneğin 1000 öğrencisi ve 200 öğretim üyesi olan üniversite ile 60 bin öğrencisi ve 3 bin öğretim üyesi olan üniversite aynı desteği almaktadır.

Ulusal Ar-Ge İnovasyon Ekosistemindeki Eksikler

Ulusal Ar-Ge, inovasyon ekosistemindeki eksikleri de şöyle özetleyebiliriz: 1. Ulusal Ar-Ge ve inovasyon ikliminin iyileştirilmesi için ekosistemdeki eksikliklerin bütünsel bir vizyon ile tamamlanıyor olmaması: Dünyadaki pek çok örnekte görüldüğü gibi, bu tür faaliyetler konusunda farkındalık yaratılması, işbirlikleri sağlanması, lobi çalışmaları, istatistikler ve diğer konularda kamuoyunu bilgilendirme, ortak politika ve stratejiler oluşturma, eğitim ve destek faaliyetleri, tavsiye dokümanları oluşturma, uyuşmazlık ve anlaşmazlıkların halli, uluslararası temsiliyet ve işbirlikleri kurma vb. bir çok konu da bu ekosistemin önemli öğeleridir. Akademik bilginin topluma mal edilmesi süreçlerine holistik bir bakış açısı ile bütünsel bir vizyon çizilmesi ve bu eksiklikleri tamamlayacak yasa ve yönetmelikler ile kolaylaştırıcı, destekleyici ve yeşertici bir ekosistem tasarlanması gereklidir.

2. TTO hizmetlerinin sağlıklı yürütülmesi için mevzuat eksikliklerinin bulunması: 14 TTO temsilcisinin, 3 Nisan 2015 tarihinde EÜ. EBİLTEM-TTTO’nun ev sahipliğinde bir araya geldiği çalıştayda 3 temel mevzuat sorunu tespit edilmiştir:

• TÜBİTAK 1513 Programı ile TTO’ların desteklenmesinde eş finansman yaratmada yaşanılan sorunlar. • TTO’ların sürdürülebilirliğinde kurum paylarının tahsisi ve kullanımında yaşanılan sıkıntılar. • Ticarileştirme, lisanslama kavramlarının yerleşmesinde lisans gelirlerinin muhasebeleştirilmesi ve paylaşımında yaşanan sorunlar.

Mevcut eksiklikler devam ettiği sürece uygulamalar sekteye uğrayacak ve sıkıntılar artarak devam edecektir. Özellikle TTO hizmetlerinin eksiksiz olarak yürütülmesi amacı ile gerekli olan yasal düzenlemeler YÖK işbirliğinde tespit edilmeli ve çözülmelidir.

3. İnsan kaynakları yetersizliği: Hizmet üreten bir yapı ve temelde iş geliştirme yapan bir birim olarak TTO’ların en önemli iç kaynağı, personel yapısıdır. TTO personelinin proje geliştirme, teknoloji transferi ve girişimcilik konusunda akademisyenleri ve sanayicileri bir iş modelinde birleştirebilecek bilgi, deneyim ve ispat edilmiş yetkinliğe sahip olmaları beklenmektedir. Ancak personelin teknik bilgisi kadar iş takibi ve iletişimi gibi davranışsal özellikleri de önem taşımaktadır. TTO’ların daha nitelikli hizmetler verebilmesi için bu niteliklilere sahip insan kaynaklarına ihtiyaç vardır. Bu hizmetlerin iyi yapılamaması her iki tarafın beklentilerinde de olumsuzluklar yaratacak ve beklentileri kıracaktır. Ancak mevcut durumda devletin buna bir önlem almadığı görülmektedir. Bu eksikliğin tamamlanması için acil eylem planları uygulanmalı, TTO uzmanlığının bir meslek olarak onaylanması süreçleri devlet politikası olarak desteklenmelidir.

4. Her bir üniversiteye ayrı bir TTO düşünülmesi: TÜBİTAK her üniversiteye bir TTO yaklaşımına sahiptir. Ancak ülkemizdeki üniversitelerin ve bulunduğu bölgelerin gelişmişlik düzeyleri büyük farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıkları dikkate almadan kurulan benzer yapılar ihtiyaçlara cevap veremediği için kaynakların israfına neden olduğu gibi hayal kırıklıları ve ümitsizlikleri de beraberinde getirmektedir. O nedenle uluslararası örneklerde olduğu gibi gerektiğinde TTO’lar bölgesel olarak da planlanmalıdır.

5. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın, Teknoloji Geliştirme Bölgeleri (TGB) Yönetici Şirketlerinin de birer TTO kurması kararı: Bilindiği gibi TTO’lar sanayi kuruluşları ile üniversiteler arasında bir köprü vazifesi görmekte ve sanayi kuruluşlarının akademik camiadan beklentilerini doğru karşılama misyonu ile yüklenmişlerdir. TGB’deki şirketlerin de benzer ihtiyaçları vardır. TGB’ler bu ihtiyaçları karşılamak için kendi TTO’larını kurabilecekleri gibi, bu hizmetleri var olan TTO’lardan da karşılayabilmelidirler. Ancak 2014 yılında yayınlanan TGB Yönetmeliği Madde 15(u) “TGB Yönetcisi Şirketi’nin 3 yıl içinde kendi TTO’sunu kıurması”nı bir amir hüküm haline getirmiştir (4). Her üniversiteye bir TTO kurulmasının gerekli olmadığı gibi, her TGB’ye de bir TTO kurulması kaynak israfına yol açacaktır. Kurumların ve kuruluşların diğer hizmetlerde olduğu gibi (hukuk, mali müşavirlik vb.)

TTO hizmetlerini de dışarıdan almaları bazı durumlarda en ekonomik ve doğru çözüm olabilir.

6. Yerli patentlerin ve know-how’ın yerli sanayi tarafından ticarileştirilmemesi: TTO’lar kendilerine yüklenen misyon ve TÜBİTAK’ın beklentileri nedeni ile üniversitelerimizde üretilen patentleri ticarileştirmek ile yükümlüdürler. Yıllık performans göstergelerinde ticarileşen patent sayısı büyük önem taşımaktadır. Ancak fikri haklar, ticarileşmedikleri sürece ciddi mali yükler oluşturmakta ve sadece patent alımı hedefli eylemler kaynak israfı haline gelmektedir. Bunun yanı sıra ticari potansiyeli yüksek fikirlerin patentleşme sürecinden geçmeden ticari sır şeklinde toplumun kullanıma açılması hem süreci hızlandırmakta hem de maliyetleri azaltmaktadır.

Ülkemiz kaynakları ile geliştirilen bu patentlerin ve knowhow’ın öncelikli olarak yerli sanayi tarafından ticarileştirilmesi ulusal ekonomik gelişime önemli katkı sağlayacaktır. Bu nedenle yerli sanayi kuruluşları/yatırımcıları arasında üniversitelerimizde üretilen know-how/patentler hakkında farkındalık yaratılması, yerli bilginin öncelikli olarak dikkate alınması ve ticarileştirilmesi konusunda devlet politikaları belirlenmeli ve teşvikler yaratılmalıdır.

7. Ulusal ekosistemde işbirliği yapmaları gereken TTO’ların birbirleri ile rekabet içinde olmaları: Kaynakların verimli kullanılması ve doğru sinerjiler yaratılması açısından TTO’ların bireysel çalışmalardan ziyade işbirliği içerisinde çalışmaları teşvik edilmeli ve buna yönelik TÜBİTAK tarafından farklı teşvikler ve mekanizmalar geliştirilmelidir. Halen bazı TTO’lar farklı düzlemlerde işbirliği yapmaktadır. Ancak bu işbirlikleri TÜBİTAK tarafından bir performans kriteri olarak duyurulmalı ve TTO’lar arasında işbirlikleri zorunlu hale getirilmelidir.

Sonuç ve Değerlendirme

Bu sıkıntılara ve dar boğazlara ivedilikle çözüm getirilmesi ve sürecin daha verimli bir şekilde yürütülebilmesi için acil eylem planları ile iyileştirme ve çözüm yolları arayışına gidilme zorunluluğu vardır. Sorunların çözülememesi veya gerekli önlemlerin alınamaması, TTO’ların kurulması ile akademi ve sanayi taraflarında oluşmakta olan beklentilerin karşılanamamasına yol açacaktır. Bu sonucun yaratacağı hayal kırıklıkları, TTO’lara ve araştırma sonuçlarının ticarileştirilmesi süreçlerine olan güveni azaltacaktır.

TTO’lar hem üniversitelerimizin hem de özel sektörün gelişmesi için önemli yapılardır. Bu yapıların el birliğinde üniversitelerimizde üretilen bilgilerin özel sektöre aktarılması için çalışmaların devam etmesinin ulusal çıkarlarımız kapsamında olduğu görüşündeyiz.

Kaynaklar (1) ÜSİMP, Üniversite-Sanayi İşbirliği Merkezleri Zirvesi, Çalıştay Sonuç Raporu 27 Nisan 2012, (2) ÜSİMP, Fikirden Ürüne Giden Süreçte Üniversitelerin Rolü, Çalıştay Sonuç Bildirisi, Şubat 2012. (3) EBİLTEM, TTO ve Mali Mevzuat Sorunları Sonuç Raporu, Nisan 2015. (4) Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği, Mart 2014.

Devlet Desteklemelerine AB Denetimi Üst Kurulla Geliyor

TEKNOLOJİK GELİŞME KAF DAĞININ ARDINDA

Banu Salman

EMO Basın- 20. yüzyıl sonunda az gelişmiş ülkelerin gelişmiş ekonomileri yakalamaya dönük kalkınma ümitleri boşa çıkarken, küreselleşme süreciyle birlikte yükselen ekonomiler tanımıyla karşı karşıya kaldık. Belki de “yükselen ekonomiler” tanımlaması az gelişmişten gelişmekte olan ülkelere uzanan ümit durağının son noktasıydı.

Teknolojik gelişmelerin büyük bir hız kazandığı, bizatihi icatların değil, icatlar üzerindeki küçük değişikliklerin bile inovasyon tanımlamasıyla ekonomi çarklarında büyük değişim yarattığı bir dönem yaşamaya başladık. Küreselleşme ile birlikte işgücünün yer değiştiremediği ancak sermayenin çok hızlı akışkanlıklar yaşadığı bir ortamda, daha ucuz işgücünün olduğu bölgelere üretimlerin taşınmasına tanık olduk. Diğer yandan ülkelerin belli alanlarda uzmanlaştıkları görülürken, ülkeler arasında küresel işbölümü ve karşılıklı bağımlılıklardan söz edilmeye başlandı. Marka değeri, patent, fikri mülkiyet haklarını daha çok duyar olduk.

İstihdam için olmasa da ekonomik kalkınma ve büyüme için teknolojik gelişmenin önemi göz ardı edilemez durumda. Üstelik 19 ve 20. yüzyıldaki gibi ağır sanayi ya da altyapıdan çok bir bilgisayarın yeterli olduğu sermaye ile üretilen yazılımlar aracılığıyla büyük atılımların gerçekleştirilebildiği yeni bir dönemden söz ediliyor. Böylece az gelişmiş ülkelerin gelişmiş ülkeleri yakalayabileceklerine dair 20. Yüzyıl’da tükenen umutların yeniden canlandırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu yolda bazı ülkeler örnek olarak gösteriliyor. Elbette bu tür örnekler bulunmakla birlikte, bunun 2X2=4 eder şeklinde sarsılmaz bir inanç olarak pompalanması yine hayal kırıklıkları yaratacak görünüyor.

Teknoloji Savaşında Üç Kısır Döngü

Öncelikle teknolojik gelişme ve kalkınma ümitlerinin gerçekleşebilmesi için bu alanın aynı bir toplumun kendi içindeki iktidar mücadeleleri gibi uluslararası düzlemde ülkeler arasında bir mücadele düzlemiyle ilişkili olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. İşte bu noktada, gelişmiş ülkelerin teknolojik gelişmeleri kolay

kolay az gelişmekte olan ülkelerin inisiyatifine bırakmaya razı olmadıkları ve olmayacakları da bir gerçek.

Ünlü ekonomist Joseph Stiglitz’in Dünya Gazetesi’nde 17 Ağustos 2015 tarihinde yayımlanan “ABD gelişmekte olan ülkelerin kalkınmasını engelliyor” başlıklı yazısı tam da bu noktaya işaret ediyor. Gelişmekte olan ekonomilerin ihtiyaç duyduğu yatırım projelerinin büyük çoğunluğu uzun vadeli iken ve kullanabilecekleri kaynakları da bulunmasına rağmen, bu kaynakların spekülasyonlara dayalı para piyasalarında tutuluyor olmasına dikkat çekiyor. Gelişmekte olan ülkelerin bir yandan ciddi borç yükü altında ezilirken, diğer yandan da çok uluslu şirketlerin ekonomik etkinliği nedeniyle vergilendirme olanaklarını giderek daha fazla yitirdiklerini anlatıyor. Bu durum hem borçların ödenmesi hem de yatırım yapmak için gerekli olan kaynaklardan mahsur kalmalarının, yabancı yatırımcı çekmek üzere vergilendirme dahil olmak üzere uluslararası şirketlerin taleplerini kabul etmelerine dayanan bir kısır döngüye işaret etmektedir.

İkinci bir kısır döngü ise tarih boyunca yaşanmış işsizlik ve teknolojik gelişme sarmalına dayanmaktadır. Teknolojik gelişimle birlikte iş yapma biçimlerinin değişmesine paralel olarak işçi-işveren-iş ilişkileri değişikliğe uğrarken yaşanan gerilim içerisinde teknoloji fetişizmi bir yanda, teknoloji karşıtlığı bir yanda yer almıştır. İnsani temelli gelişimi savunanlar ise büyük ölçüde teknoloji karşıtlığıyla suçlanmıştır. Bu dramatik gerilimin kaynağında ise teknolojik gelişmenin yaşandığı alanda işini kaybeden geniş toplumsal kesimlerin gelecek inşasına yönelik güven verici bir ortam yaratılmamış olması, hatta bunun hiçbir zaman hesaba katılmaması büyük bir etken olarak durmaktadır. Özellikle işsizliğin yoğun olduğu, yeni genç nüfusun iş gücü olarak her gün çalışma yaşamına adım attığı Türkiye gibi ülkelerde bu gerilim halen devam etmektedir. Bir taraftan işsizliğe çözüm bulma zorunluluğu, diğer taraftan teknolojik gelişmeleri yakalayarak büyümenin ve gelişmenin sürdürülmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Bu kısır döngü kapitalizmin krizine paralel olarak daha can yakıcı bir şekilde kendini hissettirmektedir.

Ergin Yıldızoğlu, Cumhuriyet Gazetesi’nde 24 Ağustos 2015 tarihinde yayımlanan köşe yazısında “1. Ligin refah düzeyine ulaşabilmek için sanayileşmek gerekiyor, ama yüksek teknolojiye dayalı öncü sektörler istihdam yaratmıyor. İstihdam yaratan sektörlerin ürettiği malların piyasalarında doygunluk, dünya ticaretine daralma, rekabet, korumacılık belirtileri var. Merkez ülkelerde de üretkenlikte, refah düzeyinde gerileme gözlemleniyor” diyor. Türkiye gibi ülkeler ise hem küreselleşme denilen emperyalizmin ekonomik dayatmalarıyla karşı karşıya kalmakta hem de hegemonik bir dil ile dayatılan toplumsal yapı içerisinde yalnızca ekonomik yoksulluğa değil, aynı zamanda düşünsel yoksunluğa da mahkum edilmektedirler. Özellikle eğitim sisteminde yaşanan karmaşa, toplumda bilim yerine dinsel ve demagojik tartışmalar yoluyla aklı kullanma yoksunluğunu egemen kılınmaktadır. Yani gelir dağılımı eşitsizliği, ülkeler arasındaki gelir makasının açıklığının yarattığı yoksulluk bir yana az gelişmekte olan ülkelerde sosyo-kültürel olarak yoksulluğa daha geniş perspektifle bakılmasını gerektiren “yapabilirlikten yoksunluk” ve “toplumsal dışlanmayı” da dikkate almak gerekmektedir. Bu gelişmekte olan ülkeler açısından üçüncü bir kısır döngüye işaret etmektedir. Bununla mücadele edilebilmesi; temel ihtiyaç maddelerinin sosyal yardım olarak dağıtılmasının ötesinde bir sosyal devlet anlayışı ve gelişme perspektifini gerektirmektedir. Ancak bu yaklaşımı geliştirebilmenin karşısında da çeşitli engellerle karşılaşılmaktadır. Teknolojinin insanların yararına geliştirilmesi için salt teknik akıl olarak dayatılan “sömürü”ye itiraz ederken, terazinin şaşması durumu söz konusu olmakta ve insani değerleri savunmak adına aklı reddetme noktasına varılabilmektedir. İşte teknik ve ekonomik açmazların yanında yaratılan düşünsel açmazlardan biri de burada yatmaktadır. Örneğin devlet televizyonunda yapılan bir yayında bilimsel olarak teorik düzlemde akılcılığı ve pozitivizmi eleştiren bir akademisyen ile dini inançların üstünlüğünü savunan bir hoca aynı noktada buluşabilmektedir. Bir yanda gökyüzünden yeryüzüne indirilen egemenliği yeniden gökselleştirme çabası, diğer yanda teknokratik akla karşı insani akıl arayışı gerçeği… Orhan Bursalı, “Bilim Toplum ve İnsana Bakış” kitabında bilimsel şüpheciliğin nasıl deforme edildiğini ve topluma etkisini; eğitim sisteminde “kurbağanın sindiriminin tu kaka” ilan edilmesinden yola çıkarak, şöyle aktarıyor:

“Bilimin yerine bir sahte bilim geçirilmeye çalışılıyor. Bu düşünce, öğrenimden bilimsel düşüncenin dışlanma-

sını, çocuklarımızın veya gençlerimizin bilimle ilişkili ne varsa hepsinden şüphe etmesini öngörüyor. Eğitim sistemimiz şimdi de rölativizmin çukuruna gömülmek isteniyor: ‘Kuantum Mekaniği’ maddeyi oluşturan parçacıkların davranışlarını betimler. Bu kurama göre, atomik parçacıkların davranışları belirsizlik taşır! …Ancak kuantum fiziğindeki belirsizlik özelliğini, insan davranışlarına, insan ve insan topluluk ilişkilerine uygulamanın anlamı yoktur. Zaten bu mümkün de değildir! İnsan, maddenin en küçük zerresinin davranışını göstermez! Biri makro diğeri mikro düzeyde davranır!”

Teknolojinin Yönü Nereye Bakıyor?

Teknoloji yanlısı ve teknoloji karşıtı olarak kavramlaştırılan tartışmada büyük ölçüde teknolojinin nötr olduğu yani etkisiz olduğu savunulmakta; teknolojinin nasıl kullanıldığının önemli olduğu vurgulanmaktadır. Ancak teknolojinin gerçekten tarafsız olup olmadığı bugün sorgulanmaktadır. Çünkü teknolojinin geliştirildiği ortam bile teknolojinin yönünün belirlenmesinde etkin olabilmektedir.

Teknoloji ve özgürlük ilişkisini, “Bilim ve Düşünce Tarihi” köşesinde, sorgulayan Osman Bahadır, teknolojik imkan eşitliğine dikkat çekerken, şu saptamayı yapmaktadır:

“En büyük devlet yöneticilerinin iradesi, en büyük servet sahiplerinin iradesi ve en büyük bilim insanlarının ve teknologlarının iradesi, bugünkü teknoloji toplumunun egemen iradeleridir. Bu güçlerin yönlendirdiği teknoloji, dünyanın askeri ve politik olarak denetlenmesini ve ekonomik olarak da en yüksek ölçülerde sömürülmesini sağlayacak teknolojidir. Teknolojik yaratıcılık bu güçlerin inisiyatifinde kaldığı sürece, teknolojik eşitliğin, dolayısıyla da teknolojik imkanların yarattığı özgürlüğün gelişmesi düşünülemez.” (28 Ağustos 2015, Cumhuriyet Bilim Teknoloji)

Teorik olarak tarafsız olan teknoloji, mutlaka bir çevre içinde geliştirildiği ve bugün daha da çok duyduğumuz sanayi-üniversite işbirliği gibi söylemlerle daha da etkileşimsel bir çevre içerisinde geliştirildiği için tarafsızlığın daha da sorgulanır hale geldiği bir dönemde yaşıyoruz. Özellikle teknolojiyi geliştiren ülkeler ve bu teknolojiyi satın almak zorunda kalan ülkeler arasındaki gerilimde tarafsızlık sorgulaması daha da büyümektedir.

Yine Ergin Yıldızoğlu’nun güncel köşe yazısından alıntılayarak da bu süreci özetleyebiliriz:

“Merkez ülkelerde, neoliberal model, ‘yüzde 99’dan alıp ‘yüzde 1’e transfer etti, sermayenin spekülasyona kaçmasını kolaylaştırdı, yavaşlayan sermaye birikimini, tüketici talebini, kredi genişlemesi, finansallaşma ile destekledi, çevre ülkelerin ekonomilerini dışa, talana açtı. Neoliberal model, ‘Yükselen Piyasalar’ olarak adlandırılan ülkelerin ekonomilerini, merkez ülkelerden gelen sermayenin, ticaret, yatırım, spekülasyon, özelleştirme yoluyla değerlenmesini kolaylaştıracak biçimde şekillendirdi. Bu model, gıda malları, mineraller, metaller, petrol gibi temel malların, tekstil, elektrikli ev aletleri vb., teknolojik bileşimi düşük sanayi mallarının ihracına, bu ihracatın büyük ölçüde ithalata bağımlı kalmasına, yüksek teknolojili malların, lüks tüketim mallarının ithalatına, bu ithalatı, tüketimi ve yatırımları besleyen yabancı sermaye girişine dayanıyordu.” (Cumhuriyet Gazetesi, 31 Ağustos 2015)

Teknolojinin Demokratikleşmesi

Kuramsal boyuttan baktığımızda ise bu sürecin acımasız gerçeklerini tanımlamalarını bulabiliyoruz. Andrew Feenberg, Eleştirel Teknoloji Teorisi başlıklı makalesinde şöyle demektedir:

“…toplumun teknoloji etrafında örgütlendiği yerde teknolojik güç, toplumdaki esas güç biçimidir. Bu teknolojinin ve ona bağımlı kurumların normal işleyişinin temsil edebildiği çıkar ve kaygı çeşitliliğini daraltan tasarımlar yoluyla gerçekleşir. Bu daralma deneyim yapısını bozar ve insani ıstıraba ve doğal çevrenin tahribine neden olur.”

Teknoloji teriminin “akılcı” değil, toplumsal olarak “göreceli” olduğunu vurgulayan Feenberg, teknik tercihlerin sonucunun şu ya da bu toplumsal grubun hayat tarzını destekleyen bir dünya olduğunu belirtiyor. Feenberg makalesinde büyük ölçüde teknokrasi ve teknokrat eleştirilerine paralel görüşler ileri sürerken, kapitalist ve teknokratların çıkarları karşısına işçilerin ve toplumların ihtiyaçlarını koymaktadır. Ancak teknokratların ve bilim adamlarının da kapitalist çerçeve içerisinde giderek daha fazla sıkıştıkları ve bugün prekarya olarak anılan sınıfa dahil olduklarını görüyoruz. Yine de Feenberg, teknolojinin siyasi olduğu vurgusu ve sınıfsal çıkar çatışmasına dikkat çekişiyle bugün yaşanan krizin altyapısına temas etmektedir. Ayrıca teknolojinin demokratikleşmesi vurgusuyla gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki gerilime ışık tutmaktadır.

Kate Millberry ise teknolojinin demokratik kontrolünü “halen küresel şirketler kapitalizmine kefil olanlardan farklı değerlere dayalı alternatif bir endüstriyel uygarlık olasılığı” olarak tanımlıyor ve Feenberg’in eleştirel kuramdaki yeni teknoloji eksikliğini gidermeye çalıştığına işaret ediyor. Bu noktada teknolojinin kararsızlığına yeniden vurgu yaparak, teknolojinin kader değil, mücadele sahnesi olduğunu vurguluyor. Bu noktada mücadelenin nasıl bir yol izleyebileceği sorusuyla karşı karşıya kalıyoruz. Bu soruyu somutlayacak olursak; teknolojiden alternatif olarak yararlanma arayışları nasıl şekillendirilebilir? Örneğin İnternet bu alanda önemli bir mücadele alanı olarak görülmüştü. Bir yandan devletler ve uluslararası şirketler kendi çıkarları doğrultusunda İnterneti kullanmaya çalışmakta, diğer yanda alternatif medya ve bilgilenme arayışından sanal da olsa toplumsal birlikteliklerin sağlandığı (ülkemizde Haziran Direnişi gibi) alanlar ortaya çıkmaktadır. Yine genetiği değiştirilmiş organizmalara ve hibrit tohumlara yönelik mücadele de bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlar büyük ölçüde devletlerden bağımsız toplumsal mücadele alanları olarak karşımıza çıkmakla birlikte ülkelerin kendi toplumsal çıkarlarını savunmak adına nasıl yol izleyecekleri de ayrı bir soru olarak gündemdedir.

Devlet Desteklerine AB Denetimi

Kapalı ekonomiye yönelik olarak neoliberalizm ve özelleştirme dalgasıyla birlikte küresel finans kapitalin dayattığı düzenlemeler gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelere olan bağımlılığını artıran yeni emperyalizm olarak işledi. Gelişmekte olan ülkeler koruma duvarlarını kaldırmaya, özelleştirmelere, yabancı sermayeye açılmaya zorlanırken, tüm bunlar tam bir kavramsal iç boşaltma ve çarpıtmalarla bizzat gelişimin altın kuralı olarak toplumlara kabul ettirildi.

Tekstilden enerjiye, ulaşımdan elektroniğe, ağır sanayiden bilişime varıncaya kadar pek çok alanda bundan sonra verilecek destekler AB gözetiminde ve AB’nin ticari koşullarına uygunsa desteklenebilecektir.

Bu genel çerçeve içinde Türkiye’nin de destek ve teşvikleri sürekli denetim altında tutulmaya çalışıldı. Türkiye Cumhuriyeti’nde Marshall yardımları olarak bilinen denetim çabası, IMF anlaşmaları, Dünya Bankası kredileriyle devam ederken, sürece AB koşulları eklendi. Tüm dünyada ileri teknolojiyi yakalamak üzere devletlerin verdiği teşvikler, desteklemelerin öneminden söz edilirken, Türkiye-AB ilişkileri kapsamında 6015 sayılı Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanun 13 Ekim 2010 tarihinde kabul edildi.

Devlet desteklerinin izlenmesi ve denetlenmesi denildiğinde, ilk olarak bugüne kadar yapılan teşviklerin “çarçur edilmesi, nemalanmak” olarak günlük dilimize yerleşmiş olan desteklerin yanlış yerlerde kullanımı, siyasal yandaşlık gözetilerek kaynak aktarımına dönüştürülmesi gibi yollarla kamu kaynaklarının heba edilmesine karşı bir önlem akla gelmektedir. Böyle bakıldığında devlet desteklerinin izlenmesi ve denetlenmesi fikri oldukça yerinde bir adım olarak düşünülebilir. Ancak ülkedeki her türlü denetimi yok sayan ve denetim kurumlarının özerkliğine pek çok müdahalede bulunan, denetim kurumlarının yapılarını değiştiren bir ortamda böyle bir umutla söz konusu düzenlemelere yaklaşmak oldukça safdillik olacaktır. Nitekim yapılan yasanın içeriğine bakıldığında da amacın bu tür bir denetim olmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır.

AB tarafından övgüyle karşılanan bu kanun ile “devlet desteklerinin Türkiye ile AB arasındaki anlaşmalara uygun olarak düzenlenmesi ve ilgili mercilere bildiriminin sağlanarak desteklerin izlenip, denetlenmesi” amaçlanıyor. Yani yapılmış uluslararası anlaşmaların iç hukuk karşısındaki üstünlüğüne ilişkin hukuk ilkesi bile yeterli sayılmayıp, ayrıca yasal bir düzenleme yapması istenen Türkiye, bu kanun ile AB’nin denetimine açık kurumsal bir yapı oluşturmaya girişmiş bulunuyor.

AB’nin “tek devlet” olma yolunda düzenlemeler içerdiği düşünülerek; devletlerin bağımsızlık alanlarına müdahale

anlamına gelen bu tür düzenlemeleri AB ülkelerinin yapıyor olmalarına ilişkin olarak bugün AB’nin yapısı ve geleceğine ilişkin dile getirilen kaygılar bir tarafa, bu tür düzenlemeler Türkiye açısından ayrıca sorgulanmaya muhtaçtır. Şaşaalı AB kutlamalarına karşın Türkiye’nin AB üyesi olmadığı ve yakın gelecekte de olmayacağı aşikar görünmektedir. AB’ye girmeden Gümrük Birliği’ni kabul eden Türkiye aynı hatayı yinelemektedir.

Desteklemelerde Ön Koşul: AB Çıkarı

AB çerçevesinde yapılan bu yasayla ilk karşılaşıldığında algılamakta bile güçlük çekilmekte, yalnızca AB fonlarıyla ilgili düzenlemeleri kapsadığı zannı oluşmaktadır. Oysaki düzenlemenin kapsamı öylesine geniş tutulmuştur ki, Türkiye’de kamunun yapacağı tüm desteklemeler kapsam içerisinde yer almaktadır. Yalnızca tarım, balıkçılık ve hizmet sektörleri kapsam dışında tutulmuş; afet gibi olağanüstü durumlar, ürünlerin menşeini ayırmaksızın tüketicilere verilecek destekler, tüm sektörleri kapsayan genel teşvikler dışında her türlü destekleme kanuna tabi kılınmıştır. Tekstilden enerjiye, ulaşımdan elektroniğe, ağır sanayiden bilişime varıncaya kadar pek çok alanda bundan sonra verilecek destekler AB gözetiminde ve AB’nin ticari koşullarına uygunsa desteklenebilecektir. Yönetmelikle ne tür devlet desteklerine muafiyet tanınacağı ayrıca düzenlenecek olmakla birlikte; bu kanunun uygun görmediği desteklemelerin yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Kanun kapsamında uygun görülecek devlet desteklerinin madde madde belirlendiği düzenlemeye bakıldığında, devlet desteklerini izleme ve denetlemenin Ergin Yıldızoğlu’nın çizdiği “neoliberal çerçeve” ile uyumlu yürütüleceği açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Öncelikli kriterin; yapılacak desteklemenin AB çıkarlarına ters düşmemesi olduğunu gördüğümüz bu maddeler şöyle sıralanmaktadır:

“a) Avrupa Birliği seviyesine göre yaşam standardının aşırı ölçüde düşük veya işsizlik oranının çok yüksek olduğu bölgelerde ekonomik gelişmeyi sağlamak amacıyla verilen destekler. b) Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki yapısal uyum gereklerinin yerine getirilmesini sağlamayı amaçlayan destekler. c) Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ticaret koşullarını ortak çıkarlara ters düşecek ölçüde olumsuz etkilememek kaydıyla, belirli ekonomik faaliyetlerin veya belirli bölgelerin gelişimini sağlamaya yönelik destekler. ç) Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ticaretin koşullarını ortak çıkarlara ters düşecek ölçüde olumsuz etkilememek kaydıyla, kültür mirasının ve doğal varlıkların korunmasına yönelik destekler. d) Türkiye ve Avrupa Birliğinin ortak çıkarlarına hizmet eden önemli bir projenin gerçekleşmesini sağlamaya yönelik destekler. e) Türkiye ekonomisinde ortaya çıkan ciddi sorunları gidermeye yönelik destekler. f) Türkiye-Avrupa Birliği Ortaklık Konseyinin belirleyeceği diğer destekler.”

İlk maddede işsizlik ve geri kalmış bölgelere yönelik yapılacak desteklemelere yeşil ışık yakılıyormuş gibi görünmekle birlikte “c” maddesi ile bunun koşulunun da “AB ile ticarette ortak çıkarları olumsuz etkilenmemesi” olduğunu anlıyoruz. Yine Türkiye kendi kültür mirası ve doğal varlıklarının korunması için yapacağı desteklemelerde bile AB ile ticaret koşullarını gözetmek zorunda kalacak.

Devlet Desteklerine de Kurul Geldi

Kanun kapsamında küreselleşme ve neoliberalizmin kurumları olarak adlandırabileceğimiz kurul yapılanmalarına bir tanesi daha eklenmektedir: Devlet Desteklerini İzleme ve Denetleme Kurulu. Bu kurul; Maliye, Sanayi ve Ticaret, Kalkınma bakanlıkları, Hazine ve Dış Ticaret müsteşarlıkları ile Rekabet Kurumu’ndan birer üye olmak üzere Devlet Destekleri Genel Müdürü’nden oluşmaktadır. Kurul, 2010 yılının sonunda oluşturulmuş; Hazine Müsteşarlığı bünyesinde oluşturulan Devlet Destekleri Genel Müdürlüğü’ne 3 Aralık 2010 tarihinde vekaleten atanan Mehmet Yener 17 Aralık 2010 tarihinde asaleten atanmış; diğer kurul üyeleri de 29 Aralık 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 3’lü kararnamelerle belirlenmiştir.

Devlet desteklerinin uygunluğunu inceleyip, izleyip, denetleyecek olan kurul, AB anlaşmalarına uygun olarak devlet desteklerinin ilke ve esaslarını belirlemekle ve ilgili mevzuatı hazırlayacaktır. “Uygulama sonuçlarını desteği verenlerden temin ederek Avrupa Komisyonu’na ve ilgili mercilere gerekli bildirimleri yapmakla” görevlendirilen kurula gizli dahi olsa diğer devlet kurumları her türlü istediği bilgi vermekle yükümlendirilmişlerdir.

Desteklemelerde AB Denetimi Nasıl İşleyecek?

Yasaya göre bundan sonra devlet desteklerinin verilebilmesi süreci şöyle işleyecektir: - Destek verecekler daha mevzuat taslağıyla ilgili olarak kurulun uygun görüşünü almak zorunda kalacaklar.

- Kurul uygun devlet desteği olmadığına karar verirse inceleme sürecinin ardından uygun ya da uygun olmadığına karar verebilecek ya da desteği verene bazı düzenlemeler yaparsa uygun olacağını bildirecek. Kurul şarta bağlı olarak desteğin uygulanmasına izin de verebilecek.

- Kurul izin verdiği bir destekleme için uygun olmadığını düşünürse yeniden inceleme de başlatabilecek ve desteğin faiziyle geri alınmasına karar verebilecek. Ödeme sorunlarında Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile İcra ve İflas Kanunu hükümleri uygulanacak.

Yönetmelikler Yılsonunu Bekliyor

Resmi Gazete’de 23 Ekim 2010 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 6015 sayılı Kanun kapsamında kurulun teşkilinden itibaren devlet desteklerinin bildirimi, izlenmesi ve denetlenmesine ilişkin yönetmeliklerin en geç 9 ay içerisinde çıkarılması öngörülmüştür. Yönetmeliklerin yürürlüğe girmesinden itibaren de 3 ay içerisinde devlet

desteği verenler tarafından kurula bildirimler yapacaklar; kurul da 60 işgünü içerisinde ön değerlendirme yapıp, devlet desteğini durdurma talep edebilecek ve nihai kararını da bir ay içinde alacak. Ancak yönetmelik yürürlük tarihinden önceki desteklerin geri alınması söz konusu olmayacak.

Yönetmeliklerin çıkarılmasına ilişkin süre 661 sayılı AB Bakanlığı ile ilgili KHK, ardından Aile Bakanlığı’nın teşkilatına ilişkin 6518 sayılı Yasa ile yeniden uzatılmıştır. Hazine Müsteşarlığı tarafından kamunun verdiği mali desteklerin izlenmesine ilişkin yönetmeliğin 3 ay içinde, devlet desteklerinin bildirim ve denetlenmesine ilişkin yönetmeliklerin ise kurul tarafından 2014 yılsonuna kadar yürürlüğe konulması düzenlenmiştir. Ancak aynı düzenleme ile Bakanlar Kurulu’na 2 kez 1’er yıllık erteleme hakkı tanınmıştır. Bakanlar Kurulu da 1 Ocak 2015 tarihinde yayımlanan karar ile 9 aylık süreyi bir kez daha 31 Aralık 2015 tarihine ertelemiştir.

Bu ertelemeler AB tarafından tepkiyle karşılanmaktadır. Son olarak yayımlanan 2014 AB İlerleme Raporu’nda şöyle denilmektedir:

“Eylül 2011’de yürürlüğe girmesi planlanan Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanun’a ilişkin uygulama yönetmeliği 2014 yılının sonuna ertelenmiştir. Devlet Desteklerini İzleme ve Denetleme Kurulu, hâlâ resmen kapsamlı bir devlet destekleri envanteri oluşturmamış ve 2012 yılı teşvik paketi dahil olmak üzere, tüm devlet yardımı mekanizmalarının AB müktesebatına uyumuna yönelik bir eylem planı hazırlamamıştır. Kamu alımlarının yasal çerçevesine yönelik değişiklikler (bkz. Fasıl 5-Kamu Alımları) AB müktesebatına uyumsuzluğu artırmıştır. Sonuç olarak, devlet yardımlarında şeffaflığın artırılmasına yönelik bir ilerleme sağlanmamış, kamu alımlarında ise uyumda geriye gidilmiştir.”

Destek Kısıtlamasına Ucu Açık Tanımlamalar

Ancak Hazine Müsteşarlığı tarafından hazırlanan 30 Mayıs 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Devlet Destekleri Bilgi Sistemine Veri Aktarılması Hakkında Yönetmelik” ile devlet desteklerinin izlenmesine yönelik uygulamadaki ilk adım atılmıştır. Yönetmeliğin desteklemeye ilişkin tanımlaması yasadaki kapsamı daha da genişletmiş ve kısıtlanabilecek desteklemelerin belirlenmesinde ucu açık bir uygulamaya izin verilmiştir.

Yasada devlet desteğinin tanımı şöyle yapılmıştır: “Devlet desteği: Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ticareti etkilediği ölçüde doğrudan kamu tarafından veya kamu kaynakları aracılığıyla herhangi bir şekilde sağlanan, belirli teşebbüslere veya belirli ürünlerin üretimine ayrıcalık tanıyarak rekabeti bozan veya bozma tehdidi oluşturan ve yararlanana mali fayda sağlayan her türlü tedbiri.”

Yönetmelikte ise mali fayda tanımı şöyle yer almıştır: “Mali fayda: Teşebbüslere, kamu tarafından doğrudan veya kamu kaynakları kullanılarak başka bir kurum veya kuruluş aracılığıyla uygulanan tedbirler vasıtasıyla herhangi bir şekilde sağlanan ekonomik değeri.”

Örneğin TÜBİTAK aracılığıyla geliştirilecek bir yazılım programının KOBİ’lerin ücretsiz kullanımına açılması ya da bazı sektörlerin açık kaynak kodlu yazılıma geçirilmesi gibi uygulamalar bu tür desteklemeler arasında mı kabul edilecektir?

Destekleri Bildirmeyene 3 Ayda Bir Ceza Aile Bakanlığı’na ilişkin yasa ile getirilen ek maddeyle ayrıca devlet desteklerine ilişkin bilgi sistemine aktarım yapmayan kamu birim amirlerine idari para cezası uygulanması düzenlemesi de getirilmiştir. Çıkarılan yönetmelikle de bu tür desteklemeleri bildirmeyen kurum ve kuruluşlara ve sorumlu birim amirlerine 2 bin 281 TL idari para cezası uygulanması düzenlenmiş olup; her yıl Vergi Usul Kanunu uyarınca yeniden değerleme oranında artırılacak olan bu tutar 2015 yılı için 2 bin 511 TL olmuştur. Bu ceza “veri dönemi” olarak adlandırılan yılın her çeyreklik döneminde yeniden kesilebilecek. Böylece yönetmelikle bildirim yükümlülüğü başlatılmış olmakla birlikte, yapılan bildirimlerin incelenmesi ve kurulun alacağı kararlara ilişkin ikincil mevzuat düzenlemeleri henüz yapılmamış olmadığı için süreç henüz işletilmemektedir.

Veri Tabanı Kamudan Gizli, AB’ye Açık Yine düzenlemeden devlet desteklerinin envanterinin çıkarılacağı, böylece planlı bir şekilde devlet desteklerinin daha yerinde kullanılacağı, araştırmacıların, bilim adamlarının bu tür desteklere ulaşabilmeleri için veri tabanı olan bir düzenleme olacağı düşünülebilir. Ülkemizde de pek çok destek ve teşvik bulunmakla birlikte bunların dağınıklığı oldukça şikayet konusu olmaktadır. Özellikle sanal sosyal platformlarda Ar-Ge, teknoloji, inovasyon desteklemelerinin daha işlevsel bir şekilde yapılmasına yönelik tartışmalar yapıldığına tanık oluyoruz. Örneğin linked-in’de Bilim Teknoloji ve Yenilik platformunda; Türkiye’de fon desteği sunan 56 kamu kurumu, başvuruya açık yüzlerce fon destek programı, 14 risk sermayesi kuruluşu, 253 BTYK lisansına sahip melek yatırımcı ve 28 kuluçka merkezi bulunduğunu belirten liderlervadisi.com’dan Metin Uçucu, “Uygun tüm fonlara erişmek bir yana, bazı özgün durumlarda uygun bir fona erişmek bile neredeyse bir şans” diyor. Aynı katılımcı fon arayanların tek bir merkezden filtreleme yöntemiyle aradığı fona ve koşullarına kolay ulaşım sağlayabileceği bir yapılanmaya gidilmesini öneriyor. Getirilen devlet desteklerinin izlenmesi ve denetlenmesine yönelik mevzuat ile böyle bir yapılanmanın sağlanacağını düşünmek bile mümkün olamamaktadır. Çünkü çıkarılan yönetmeliğe göre ticari ilişkilere zarar verip vermediğine ilişkin olarak AB’nin denetimine açılacak veri tabanı, kamuoyuna ve 3. kişilere açılmayacaktır. Yalnızca yıllık hazırlanacak rapor kapsamında yılda bir kez TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nun bilgilendirilmesi söz konusu olacaktır.

Ar-Ge’de “Enerji” ile “Ulaşım, Telekomünikasyon ve Diğer Altyapılar” Alanlarında Düşüş, “Kültür, Eğlence, Din ve Kitle İletişim”de Rekor Büyüme...

DİJİTAL EKONOMİDE DİPTEYİZ!

Kahraman Yapıcı

EMO İzmir Şube Basın-Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) Dijital Ekonomi Görünümü 2015 Raporu, Türkiye’nin bilgi ve iletişim teknolojileri alanındaki gelişmişlik düzeyini gözler önüne serdi. Rapora göre, Türkiye, bilgi ve iletişim teknolojileri ihracatı ve araştırma-geliştirme (Ar-Ge) harcamalarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranı bakımından OECD ülkeleri arasında son sıralarda yer aldı. Patent başvuruları içinde bilgi ve iletişim teknolojileri payı bakımından sondan ikinci, bilgi ve iletişim teknolojileri alanındaki uzmanların toplam işgücüne oranında ise sonuncu oldu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, Merkezi Yönetim Bütçesi’nden Ar-Ge’ye 2008 yılında ayrılan yüzde 1.02’lik pay, 2015’de ancak yüzde 1.12 oldu. Elektrik dağıtım başta olmak üzere yoğun özelleştirme sürecinin yürütüldüğü enerji alanına devlet tarafından ayrılan Ar-Ge kaynağında ise dramatik bir düşüş yaşandığı görülmektedir. Enerji alanının; Merkezi Yönetim Bütçesi’nden ayrılan toplam Ar-Ge harcamaları içindeki payı 2008’deki yüzde 2.43’lük düzeyinden, 2015’de yüzde 0.8’e geriledi. Benzer şekilde “Ulaşım, Telekomünikasyon ve Diğer Altyapılar” alanı ise yüzde 1.84’den, 0.5’e kadar düştü. Buna

karşılık merkezi bütçeden “Kültür, Eğlence, Din ve Kitle İletişim” kalemine 2008’de ayrılan 2 milyon 652.6 bin TL’lik pay ise 2015’de yüzde 3 bine yakın artışla, 49 milyon 106 bin TL’ye kadar yükseldi.

Bilgi ve İletişim Teknoloji İhracatında Çin Egemenliği OECD’nin hazırladığı Dijital Ekonomi Görünümü 2015 (Digital Economy Outlook 2015) Raporu, 15 Temmuz 2015 tarihinde yayımlandı. Raporda yer alan dünyanın en büyük bilgi ve iletişim teknolojileri ihracatçıları listesine bakıldığında ilk sırada Çin’in konumu dikkat çekiyor. Dünyadaki toplam ihracatın büyük ölçüde Çin’den gerçekleştirilmesi, ülkedeki ucuz işgücü ve hammadde dolayısıyla çokuluslu şirketlerin üretimlerini büyük ölçüde Çin’e kaydırması, istatistiklere yüzde 32 olarak yansıdı. Çin’den sonra ikinci sırayı alan ABD’nin payı ise ancak yüzde 9 oldu. Singapur yüzde 8’lik payı ile üçüncü olurken, Güney Kore ve Tayvan yüzde 7 ile dördüncü sırayı paylaştı. Malezya, Almanya, Japonya, Meksika ve Hollanda yüzde 4’lük payları ile sıralamaya girerken, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu dünyanın geri alan ülkelerinin tümünün payı ise yüzde 19 seviyesinde kaldı.

Türkiye Yüzde 0.1’de Kaldı Ülkelerin farklı büyüklükteki ihracat yapılarının etkisini dışarıda bırakan ve toplam ihracat içindeki bilgi ve iletişim teknolojilerin payına ilişkin verilerde ise Türkiye sondan dördüncü sırada yer aldı.

Raporun İnternet üzerinden yayımlanan ek dosyalarının ilgili bölümüne bakıldığında, 2013 yılında Türkiye’nin toplam ihracatının yalnızca yüzde 0.1’i bilgi ve iletişim teknolojilerine dayalı gözüküyor. İrlanda toplam ihracatının yüzde 13.75’ini oluşturan 52 milyar dolarlık büyüklük ile bilgi ve iletişim teknolojileri ihracatında 2013 yılında lider pozisyonunda bulunurken, Türkiye’nin aynı yıl ulaştığı rakamsal büyüklük ise yalnızca 0.4 milyar dolarda kaldı. Sıralamada ilk 5 ülke; İrlanda, Hindistan, Almanya, ABD ve İngiltere oldu. Estonya, Türkiye, Şili, Meksika ve İzlanda en son sıralardaki ülkeleri oluşturdu. İlk iki ülkenin toplam ihracat içindeki payı yüzde 10’un üzerinde olurken, en sondaki 2 ülke ise yüzde 0.1’in altında kaldı.

Türkiye Ar-Ge Payında Son Sıralarda GSYH’da Ar-Ge harcamalarının payına bakıldığında; Türkiye, 35 OECD ülkesi arasından sondan 6. sıraya yerleşti.

Listenin ilk sırasında yüzde 3.5’lik pay ile yer alan İsrail’in sadece bilgi ve iletişim teknolojileri alanında yaptığı ArGe’nin payı bile yüzde 1.48 oldu. Listenin ikinci sırasında yüzde 3.26’lık payı ile Güney Kore bulunurken, yüzde 2.65 ile Japonya, yüzde 3.36 ile Finlandiya ve Tayvan, yüzde 2.28 ile İsveç ve yüzde 2.05 ile İsviçre listenin üst sıralarında kendilerine yer buldular.

Listenin sonunda ise yüzde 0.5’in altında kalan 6 ülke yer aldı. Türkiye yüzde 0.45 ile sondan altıncı olurken, Slovak Cumhuriyeti yüzde 0.38 ile sondan beşinci, Polonya yüzde 0.33 ile sondan dördüncü, Yunanistan yüzde 0.23 ile sondan üçüncü, Romanya yüzde 0.19 ile sondan ikinci ve Meksika yüzde 0.17 ile sonuncu oldu.

Tablo 1: Bilgi ve İletişim Teknolojileri Uzmanlarının İşgücüne Oranı (Yüzde)

Ülkeler

5.76

6.05

İsveç

5.10

5.26

Lüksemburg

3.82

5.02

İsviçre

4.37

4.86

İngiltere

4.59

4.75

Kanada

4.23

4.66

İrlanda

4.36

Hollanda

4.04

4.28

İzlanda

3.46

Danimarka

3.91

4.16

3.86

4.07

Estonya

3.54

4.00

Belçika

3.67

3.84

Avustralya

3.63

3.79

Norveç

3.62

3.75

2.86

3.48

Çek Cumhuriyeti

3.47

Slovenya

3.50

3.44

Avusturya

3.19

Macaristan

2.77

3.29

Portekiz

1.93

3.03

2.88

2.98

2.84

2.74

Slovak Cumhuriyeti

2.66

2.57

2.00

2.42

Letonya

2.08

2.05

Yunanistan

1.64

1.72

0.89

1.08

Listenin son sıralarında kalan Türkiye’nin verilerine özel olarak bakıldığında; 2013 yılında GSYH’ya toplam Ar-Ge harcamalarının oranı yüzde 0.45 olurken, bilgi ve iletişim teknolojileri alanına yönelik Ar-Ge harcamalarının payı ise 0.13 olarak gerçekleşti.

Patent Başvurusunda Sondan İkinciyiz Gelişmenin temel göstergelerinden biri olan patent sayılarına ilişkin veriler ise bilgi ve iletişim teknolojilerine ilişkin patent başvurularının toplam başvurulara oranı açısından Türkiye’nin 2010-2012 yılları arasında sondan ikinci olduğunu gösteriyor.

Çin yüzde 61.88 ile liste başında yer alırken; Malezya yüzde 55, Finlandiya yüzde 54.1, Güney Kore yüzde 47.82, İsveç yüzde 46.97, Singapur yüzde 46.57, İsrail yüzde 44.09 ile listenin üst sıralarında yer aldı. Dünya ortalaması yüzde 39.08, OECD ortalaması yüzde 37.03 olurken; 28 AB üyesinin ortalaması yüzde 27.75’de kaldı. Listenin sonunda ise yüzde 15’in altında 4 ülke yer aldı: Brezilya yüzde 14.85, Meksika yüzde 14.54, Türkiye yüzde 14.02 ve Şili yüzde 11.59.

Türkiye Uzman Oranında Son Sıra Aralarında Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) üyelerinin de bulunduğu bilgi ve iletişim teknolojileri alanındaki uzmanların toplam işgücüne oranına bakıldığında Türkiye’nin son sırada yer aldığı görülüyor.

Listenin en üst sırasında yer alan Finlandiya’da 2014 yılında çalışanların yüzde 6.05’ini bilgi ve iletişim teknolojileri alanındaki uzmanlar oluştururken, listenin son sırasındaki Türkiye’de ise bu oran yüzde 1.08’de kaldı. Finlandiya’nın ardından İsveç, Lüksemburg, İsviçre, İngiltere, Kanada, İrlanda, Hollanda, İzlanda, Danimarka ve ABD listenin üst sıralarında görülürken, yüzde 4’ün üstündeki oranları ile dikkat çektiler. Yüzde 2’inin altındaki oranı ile Yunanistan, Türkiye’nin hemen üstünde yer aldı.

Türkiye Ar-Ge’de Yerinde Sayıyor Konuya ilişkin TÜİK’in verileri ise “Merkezi Yönetim Bütçesinden Araştırma Geliştirme Faaliyetleri İçin Ayrılan Ödenek ve Harcamalar” başlığı altında ilk olarak 2013 yılında 2008-2013 verileri açıklandı. Veriler; devlet tarafından finanse edilen “kamu kurum ve kuruluşları, ticari sektör, kar

amacı gütmeyen özel kuruluşlar ve yükseköğretim sektöründe gerçekleştirilen Ar-Ge” çalışmalarıyla birlikte yine devlet tarafından finanse edilen uluslararası kuruluşlar dahil olmak üzere yurtdışında yaptırılan Ar-Ge çalışmalarını kapsıyor. Çalışmada ayrıca direkt olarak bütçeden ayrılmamasına rağmen, vergi indirimi veya istisnalara dayalı desteklere ilişkin de bilgilere yer veriliyor.

TÜİK, “Merkezi Yönetim Bütçesi’nden Araştırma Geliştirme Faaliyetleri İçin Ayrılan Ödenek ve Harcamalar, 2014-2015” istatistiğini ise 18 Haziran 2015 tarihinde açıkladı. İstatistiğe göre; Merkezi Yönetim Bütçesi’nden Ar-Ge faaliyetleri için gerçekleştirilen harcama 2014 yılı için 5 milyar 611 milyon TL olurken, 2015 yılında ise 5 milyar 850 milyon TL’ye yükseldi.

Geçmiş yıllarda yayınlanan istatistiklerde yer alan bilgiler derlendiğinde, merkezi yönetim bütçesindeki Ar-Ge harcamaları 2008’de 2.4 milyar TL iken, 2009’da 3.6 milyar, 2010 yılında 3.8 milyar, 2011’de 4.4 milyar, 2012’de 4.5 milyar, 2013’de 5.8 milyar TL’ye yükseldi. 2014’de ise 5 milyar 611 milyon TL’ye düştü ve 2015’de ise 5 milyar 850 milyon lira oldu.

İstatistiklere göre 2008’den 2015’e kadar geçen dönemde Ar-Ge harcamaları yüzde 141 artış gösterdi. Rakamlar ciddi bir artışa işaret etse de GSYH’ya oranı ve merkezi yönetim bütçesi içindeki oranına bakıldığında büyümenin minimal düzeylerde olduğu görülüyor. Ar-Ge harcamalarının GSYH’ye oranı 2008’de yüzde 0.26 düzeyinden 2014’de ancak yüzde 0.32’ye kadar yükselirken, merkezi yönetim bütçesindeki payı da yüzde 1.02’den, ancak yüzde 1.12’ye çıkabildi.

Belirlenen sosyo-ekonomik hedefler kapsamında merkezi yönetim bütçesinden Ar-Ge faaliyetleri için yapılan harcamaların hangi alanlarda kullanıldığına bakıldığında ise 2015 yılı için yüzde 40.2 oranıyla “Üniversite Fonlarından Finanse Edilen Genel Bilgi Gelişimi” kaleminin ön plana çıktığı görüldü. Ardından yüzde 21 oranıyla “Savunma” gelirken, üçüncü sırada yüzde 16,2 oranıyla “Endüstriyel

Üretim ve Teknoloji” yer aldı. “Diğer Kaynaklardan Finanse Edilen Genel Bilgi Gelişimi” yüzde 9.1 ile dördüncü sırada yer alırken, “Yeryüzünün Keşfi ve Kullanımı” yüzde 3.4 ile beşinci, “Eğitim” yüzde 2.7 ile altıncı, “Tarım” 2.6 ile yedinci oldu. “Çevre” yüzde 1.3 ile sekizinci olurken, yüzde 0.8 oranıyla “Kültür, Eğlence, Din ve Kitle İletişim” ile “Enerji” dokuzunculuğu paylaştı. “Siyasi ve Sosyal Sistemler, Yapılar ve Süreçler” yüzde 0.6’lık payla on birinci olurken, “Ulaşım, Telekomünikasyon ve Diğer Altyapılar” ile“Sağlık” alanları yüzde 0.5’erlik paylarıyla sondan ikinciliği paylaştı. “Uzayın Keşfi ve Kullanımı” ise yüzde 0.3 ile sonuncu sırada yer aldı.

İstatistiklere yansıyan 2008’den 2015’e uzanan değişimde; “Kültür, Eğlence, Din ve Kitle İletişim” alanının Ar-Ge faaliyetlerine yönelik aldıkları parasal pay yüzde 2 bin 914 büyüdü. Ar-Ge’ye ayrılan devlet bütçesinden aldıkları pay açısından “Endüstriyel Üretim ve Teknoloji” yüzde 304, “Eğitim” yüzde 178, “Savunma” yüzde 151, “Üniversite Fonlarından Finanse Edilen Genel Bilgi Gelişimi” yüzde 150 büyüme gösterdi. “Yeryüzünün Keşfi ve Kullanımı” yüzde 118, “Diğer Kaynaklardan Finanse Edilen Genel Bilgi Gelişimi” yüzde 115, “Siyasi ve Sosyal Sistemler, Yapılar ve Süreçler” yüzde 89, “Tarım” yüzde 84, “Çevre”61 ile genel ortalamanın altında büyüdü. “Enerji” yüzde -22, “Uzayın Keşfi ve Kullanımı” yüzde -29, “Ulaşım, Telekomünikasyon ve Diğer Altyapılar” yüzde -30 ve “Sağlık” yüzde -71 küçüldü.

İlk bakışta kapsamları tam olarak anlaşılmayan kalemlerin tanımlarına bakıldığında üniversite fonlarından veya diğer kaynaklardan finanse edilen “Genel Bilgi Gelişimi”nin doğa, mühendislik, tıbbi, tarımsal, sosyal ve beşeri bilimlerde yapılan Ar-Ge faaliyetlerini içerdiği görülüyor.

“Yeryüzünün Keşfi ve Kullanımı” kalemi ise yer kabuğu ve örtüsünün, denizlerin, okyanusların ve atmosferin keşfi ile bunların kullanımı, iklimsel ve meteorolojik araştırmalar, kutupların keşfi ve hidroloji alanı kapsanıyor. Mineral, petrol ve doğalgaz araştırmalarına ilişkin Ar-Ge faaliyetleri de bu kapsamda değerlendiriliyor.

Tablo 2: Ar-Ge Harcamaları Yıllara Göre Gelişimi

Yıllar

Merkezi Yönetim Bütçesinde Ar-Ge Harcamaları (Milyon TL)

GSYİH İçerisindeki Oranı (%)

Merkezi Yönetim Bütçesi İçerisindeki Oranı (%)

Dolaylı Ar-Ge Destekleri (Milyon TL)

5.850

 *

1.491

5.611

1.360

5.828

0,37

4.523

1,11

4.426

1,27

3.786

1,22

3.612

0,38

2.427

0,26

1,02

*2015 yılı değeri açıklanmadı.

“Siyasi ve Sosyal Sistemler, Yapılar ve Süreçler” başlığı altında yer alan verilerin ise toplumun siyasi yapısı, kamu yönetimi, ekonomik politika, bölgesel çalışmalar, sosyal değişim, sosyal güvenlik ve sosyal yardım, iş organizasyonunun sosyal yönlerini içerdiği görülüyor. Sosyal ayrımcılık benzeri problemleri de içeren sosyal çalışmalar, yoksullukla mücadele yöntemlerinin geliştirilmesi, belirli kategorilerdeki ayrımcılığa uğrayan insanların korunması, ani değişiklikler karşısında sosyal yardım sağlama yöntemlerinin geliştirilmesine ilişkin çalışmaları da içeriyor.

Enerji Ar-Ge’sinde Büyük Çöküş

Özellikle son yıllarda artan yatırımlar ve özelleştirme ihaleleri ile dikkat çeken “Enerji” alındaki Ar-Ge miktarlarına ve oransal gelişimlerine bakıldığında 2008 yılında 58 milyon 992 bin TL’lik harcama yapıldığı görülüyor. Ertesi yıl bu rakam yüzde 16.5 büyüyerek, 68.7 milyon TL’ye çıktı. 2010’da ise yüzde 33.8 ile 91.9 milyon, 2011’de yüzde 3.7’lik büyüme ile 95.3 milyon, 2012’de yüzde 5.4’lük büyümeyle 100.4 milyon TL oldu. 2013’de ise yüzde 30.5’lik şok küçülmeyle 69.8 milyon TL düzeyine geriledi. 2014’de ise yüzde 44’ü bulan küçülmeyle Ar-Ge seviyesi 39 milyon 55 bin TL’ye kadar düştü. 2015’de ise yüzde 18 büyüme ile 46 milyon 92 bin TL’ye ulaşıldı.

Yaşanan miktarsal küçülmeye göre oransal küçülme daha da çarpıcı oldu. Enerji alanında yapılan harcamaların toplam Ar-Ge harcamaları içindeki oranına bakıldığında; 2008’de yüzde 2.43’lük payın, 2013 yılında 1.2’ye, 2014’de 0.7’ye 2015 yılında yüzde 0.8’e gerilediği görülüyor.

Telekomünikasyon Ar-Ge’si Eriyor

Dışa bağımlılığın yoğun olduğu bir başka alan olan telekomünikasyon verilerini de içerisinde barındıran “Ulaşım, Telekomünikasyon ve Diğer Altyapılar” kaleminin toplam Ar-Ge harcaması 2008 yılında 44.7 milyon TL olmuştu. Hemen ertesi yıl yüzde 21.5 düşüşle 2009’da 35 milyon 53 bin TL’ye geriledi. 2010 yılında da yüzde 25.7’lik düşüş ile gerileme 26 milyon 60 bin TL; 2011 yılında yüzde 1.6’lık gerileme ile 25.6 milyon TL seviyesine indi. Bir sonraki yıl ise yüzde 6.3’lük büyüme ile 27 bin 263 bin TL’ye yükseldi. 2013’de ise yüzde 78.3’lük büyümeyle 48.6 milyon TL’ye yükselerek, 2008’deki seviye rakamsal olarak aşıldı. Ancak 2014’de yaşanan yüzde 42.5’lik küçülme ile yeniden 27 bin 957 TL’ye düşüldü. 2015’de ise rakam, yüzde 11.4’lük artışla 31 milyon 142 bin TL’ye ulaştı.

“Ulaşım, Telekomünikasyon ve Diğer Altyapılar”a yapılan harcamaların toplam Ar-Ge harcamaları içindeki payına bakıldığında ise 2008’deki 1.84’lük payın zaman içerisinde eriyerek, 2015’de 0.5 seviyelerine kadar düştüğü görüldü.

Ar-Ge’de “Kültür, Eğlence, Din ve Kitle İletişim” Sürprizi

AKP döneminde merkezi yönetim bütçesindeki Ar-Ge harcamalarının 2008’den 2015’e kadar yaşadığı değişime bakıldığında ilginç bir olgu olarak “Kültür, Eğlence, Din ve Kitle İletişim”de yüzde 3 bine yaklaşan rekor bir büyüme gösterdiği saptandı. Genel ortalama büyümenin yüzde 141 düzeyinde olduğu düşünülürse, “Kültür, Eğlence, Din ve

Kitle İletişim”e özel bir önem verildiği ortaya çıkmaktadır. İlgi çeken ve geçmiş yıllara kıyasla ciddi büyümenin söz konusu olduğu bu kalemin çalışma kapsamında yapılan tanımına bakıldığında detaylı bir içerik ile karşılaşıyoruz. “Kültür, Eğlence, Din ve Kitle İletişim” kavramı çalışmada şöyle tanımlanıyor:

“Toplum hayatı üzerindeki etkilerini tanımlamak için, kültürel faaliyetler, din ve boş zaman faaliyetlerinin sosyal olgusu, etnik ve kültürel entegrasyon ve bu alanlardaki sosyokültürel değişimler. Kültür kavramı, bilim, din, sanat, spor ve boş zamanı ve bunlarla ilgili olarak da medya, dilin kullanımı ve sosyal entegrasyon, kütüphaneler, arşivler ve harici kültürel siyasetle ilgili Ar-Ge’yi kapsar.” Çalışmada yapılan toplulaştırma nedeniyle alt alanlara ilişkin özel verilere ulaşılamıyor. Bu nedenle harcamaların ne kadarının eğlence, kültür ve kitle iletişim, ne kadarının dini ve diğer topluluk hizmetleri kapsamında olduğu belirlenemiyor.

“Dolaylı Destekler” Büyüyor Bütçeden doğrudan ayrılmayan, fakat “Gelir Vergisi”, “Kurumlar Vergisi”, “Teknoloji Geliştirme Bölgeleri” ve “Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında” kanunlarda yer alan indirim ve istisnalara ilişkin tutarlar TÜİK’in istatistiklerine “Dolaylı Ar-Ge Destekleri” olarak yansıyor. Maliye Bakanlığı’ndan derlenen “Dolaylı Ar-Ge Destekleri” 2008’deki 195 milyon TL’den yüzde 182 artışla 2009’da 548 milyon TL’ye, 2010’da yüzde 22’lik artışla 668 milyon TL’ye, 2011’de yüzde 20 artışla 803 milyon TL’ye, 2012’de yüzde 15 artışla 921 milyon TL’ye ulaştı. Bir sonraki yıl ise 923 milyon TL olan “Dolaylı Ar-Ge Destekleri” 2014’de yüzde 47 artış ile 1.4 milyar TL’ye ulaştı. Bu yıl ise “Dolaylı Ar-Ge Destekleri”nin yüzde 10 artış ile 1.5 milyar TL’ye ulaşması bekleniyor. Böylece “Dolaylı Ar-Ge Destekleri” kapsamında istisnalar ve indirimler yoluyla 2008’de sağlanan 195 milyon TL’lik destek, 2015 yılında, aradan geçen 8 yılda yüzde 666 artış ile 1 milyar 491 milyon TL’ye ulaşacak. Aynı dönemde merkezi yönetim bütçesinden yapılan Ar-Ge harcamaları yüzde 141 artmıştı. Merkezi bütçe kapsamında yapılan harcamalar ve dolaylı destekler toplamı içerisindeki paylara bakıldığında 2008’de yüzde 7.4 paya sahip olan dolaylı desteklerin, 2015’de yüzde 20.3’e kadar yükseldiği görülüyor.

Şekil1: Enerji Alanındaki Ar-Ge Harcamalarının Değişimi

Tablo 3: Sosyo-Ekonomik Hedeflere Göre Merkezi Yönetim Bütçesi’nden Ar-Ge Faaliyetleri İçin Ayrılan Ödenek ve Harcamalar

SOSYOEKONOMİK HEDEFLER

Yeryüzünün Keşfi ve Kullanımı

Çevre

Uzayın Keşfi ve Kullanımı Ulaşım, Telekomünikasyon ve Diğer Altyapılar

Endüstriyel Üretim ve Teknoloji

Sağlık

90.975.743 3,75

47.474.490 1,96

20.758.266 0,86

44.677.573 1,84

58.992.164 2,43

234.673.645 9,67

91.113.968 3,75

61.305.397 1,70

52.385.865 1,45

31.993.694 0,89

35.053.814 0,97

68.697.306 1,90

402.839.585 11,15

86.560.756 2,40

113.277.037 2,99

56.411.536 1,49

49.226.878 1,30

26.060.900 0,69

91.901.558 2,43

368.430.925 9,73

124.418.787 3,29

121.844.841 2,75

89.855.298 2,03

36.403.436 0,82

25.641.334 0,58

95.336.663 2,15

368.443.244 8,32

73.983.037 1,67

144.961.228 3,20

80.566.985 1,78

35.953.955 0,79

27.263.731 0,60

100.439.644 2,22

383.776.882 8,48

66.517.195 1,47

114.213.588 2

53.859.775 0,9

10.986.473 0,2

48.609.277 0,8

69.787.484 1,2

732.270.217 12,6

13.244.241 0,2

151.575.148 2,7

62.214.153 1,1

12.317.182 0,2

27.957.270 0,5

39.055.039 0,7

870.034.895 15,5

20.012.864 0,4

2008-2015 Değişim

Oranı

197.891.969 3,4 117,52

76.204.198 1,3

60,52

14.701.399 0,3 -29,18

31.142.948 0,5 -30,29

46.092.137 0,8 -21,87

949.086.534 16,2 304,43

26.734.882 0,5 -70,66

Tarım

82.174.221 3,39 147.990.670 4,10 122.428.742 3,23 152.472.316 3,44 149.059.404 3,30 128.159.946 2,2 128.177.789 2,3 151.420.446 2,6

84,27

Eğitim

Kültür, Eğlence, Din ve Kitle İletişim

Siyasi ve Sosyal Sistemler, Yapılar ve Süreçler

Üniversite Fonlarından Finanse Edilen Genel Bilgi Gelişimi

Diğer Kaynaklardan Finanse Edilen Genel Bilgi Gelişimi

Savunma

57.744.257 2,38 56.695.930 1,57 68.014.257 1,80 61.011.657 1,38 65.892.560 1,46 80.970.026 1,4 159.778.201 2,8 160.661.177 2,7 178,23 1.629.010 0,07 3.485.582 0,10 1.875.282 0,05 2.652.606 0,06 2.769.029 0,06 1.842.407 0 44.177.298 0,8 49.106.009 0,8 2914,47

18.490.907 0,76 28.745.172 0,80 22.702.997 0,60 48.024.879 1,09 55.839.639 1,23 30.711.121 0,5 30.233.614 0,5 34.965.055 0,6

89,09

942.064.046 38,82 1.430.203.362 39,60 1.586.532.827 41,91 2.009.340.381 45,40 2.122.207.277 46,92 2.351.394.961 40,3 2.693.313.892 48,0 2.352.823.917 40,2 149,75

246.786.893 10,17 285.527.547 7,91 301.565.723 7,97 434.539.545 9,82 495.961.124 10,96 437.008.007 7,5 607.726.947 10,8 531.331.463 9,1 115,30 489.196.242 20,16 920.217.443 25,48 853.160.555 22,53 906.416.400 20,48 792.105.012 17,51 1.755.267.528 30,1 764.515.158 13,6 1.228.158.773 21,0 151,06

Toplam *Kaynak: TÜİK

2.426.751.426 100 3.611.702.123 100 3.786.008.002 100 4.425.965.637 100 4.523.313.665 100 5.828.325.048 100 5.611.089.449 100 5.850.320.907 100 141,08  

DEVLET DESTEK VE TEŞVİKLERİ ÇİZELGESİ (EYLÜL 2015)

SANTEZ

AR-GE DESTEKLEME BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI

TEKNOLOJİK ÜRÜN BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI

OSB DESTEKLEME

KÜMELENME DESTEK PROGRAMI

ÇEVRE DESTEK PROGRAMI

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI

TEŞVİK PROGRAMI EKONOMİ BAKANLIĞI

İHRACAT TEŞVİKLERİ EKONOMİ BAKANLIĞI

SERBEST BÖLGE DESTEĞİ

EKONOMİ BAKANLIĞI

ENERJİ VERİMLİLİĞİ ENERJİ VE TABİİ VE YENİLENEBİLİR KAYNAKLAR BAKANLIĞI ENERJİ TEŞVİKLERİ

Sanayi Genel Müdürlüğü Sanayi Tezleri Projelerinin Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik •San-Tez Projelerinin Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik Uygulama Usul ve Esasları

Sanayi Genel Müdürlüğü Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesine İlişkin Uygulama ve Denetim Yönetmeliği •Teknogirişim Sermayesi Desteği Uygulama Usul ve Esasları

Sanayi Genel Müdürlüğü Teknolojik Ürünlerin Tanıtım ve Pazarlanmasına İlişkin Destek Yönetmeliği Teknolojik Ürün Yatırım Destek Programı Hakkında Yönetmelik Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği •Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Ödenek Kullanım Usul ve Esaslar

Sanayi Bölgeleri Genel Müdürlüğü

Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği •Organize Sanayi Bölgeleri ve Sanayi Siteleri Projeleri Ödeneklerinin Kullanımı ve Kredilendirilmesine ilişkin Usul ve Esaslar

Sanayi Bölgeleri Genel Kümelenme Destek Programı Yönetmeliği

Müdürlüğü

•Kümelenme Destek Programı Uygulama Usul ve Esasları

Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü

9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 29’uncu Maddesi Uyarınca Atıksu Arıtma Tesislerinin Teşvik Tedbirlerinden Faydalanmasında Uyulacak Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik Çevre Gelirlerinin Takip ve Tahsili ile Tahsilat Karşılığı Öngörülen Ödeneğin Kullanımı Hakkında Yönetmelik

Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü

15/6/2012 tarihli ve 2012/3305 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar

İhracat Genel Müdürlüğü

27/12/1994 tarihli ve 94/6401 sayılı İhracata Yönelik Devlet Yardımları Kararı •2009/5 sayılı Yurt Dışında Gerçekleştirilen Fuar Katılımlarının Desteklenmesine İlişkin Tebliğ •2014/4 sayılı Sektörel Nitelikli Uluslararası Yurt içi Fuarların Desteklenmesine İlişkin Karar •2006/4 sayılı Türk Ürünlerinin Yurtdışında Markalaşması, Türk Malı İmajının Yerleştirilmesi ve TURQUALITY®’nin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ •2010/6 sayılı Yurt Dışı Birim, Marka ve Tanıtım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ •2010/8 sayılı Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesinin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ •2011/1 sayılı Pazar Araştırması ve Pazara Giriş Desteği Hakkında Tebliğ •2008/2 sayılı Tasarım Desteği Hakkında Tebliğ •2000/1 sayılı İstihdam Yardımı Hakkında Tebliğ 10/2/2015 tarihli ve 2015/1 sayılı Tarımsal Ürünlerde İhracat İadesi Yardımlarına İlişkin Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu Kararı 26/8/2014 tarihli ve 2014/8 sayılı Pazara Giriş Belgelerinin Desteklenmesine İlişkin Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu Kararı 17/1/2005 tarihli ve 2005/8391 sayılı Dahilde İşleme Rejimi Kararı

Serbest Bölgeler, Yurt Dışı Yatırım ve Hizmetler Genel Müdürlüğü

6/6/1985 tarihli ve 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu 7/12/1994 tarihli ve 94/6401 sayılı İhracata Yönelik Devlet Yardımları Kararı 21/11/2014 tarihli ve 2014/10 sayılı Teknik Müşavirlik Hizmetlerine Sağlanacak Devlet Yardımlarına İlişkin Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu Kararı 26/5/2015 tarihli ve 2015/8 sayılı Döviz Kazandırıcı Hizmet Ticaretinin Desteklenmesine İlişkin Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu Kararı 26/5/2015 tarihli ve 2015/9 sayılı Döviz Kazandırıcı Hizmet Sektörleri Markalaşma Desteklerine İlişkin Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu Kararı

Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü

Enerji Kaynaklarının ve Enerjinin Kullanımında Verimliliğin Artırılmasına Dair Yönetmelik Enerji Sektörü Araştırma-Geliştirme Projeleri Destekleme Programına (ENAR) Dair Yönetmelik

DESTEĞİN ADI BALIKÇILIK TEŞVİKLERİ BİTKİSEL ÜRETİM TEŞVİKLERİ

GIDA TEŞVİKLERİ

HAYVANCILIK TEŞVİKLERİ

İLGİLİ KURUM GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI

Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü

7/4/2014 tarihli ve 2014/6091 sayılı 2014 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar •2014/26 sayılı Balıkçı Gemisini Avcılıktan Çıkaranlara Yapılacak Destekleme Tebliği •2014/27 sayılı Su Ürünleri Yetiştiriciliği Destekleme Tebliği 8/4/2015 tarihli ve 2015/7495 sayılı 2015 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar •Su Ürünleri Yetiştiriciliği Destekleme Tebliği (No: 2015/20)

Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü

2008/14268 Çevre Amaçlı Tarımsal Arazilerin Korunması Programını Tercih Eden Üreticilerin Desteklenmesine İlişkin Karar 7/4/2014 tarihli ve 2014/6091 sayılı 2014 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar •2014/20 sayılı Çiftçi Kayıt Sistemine Dahil Olan Çiftçilere Mazot, Gübre ve Toprak Analizi Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ 2014/25 sayılı Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeline Göre 2014 Yılı Ürünü Yağlı Tohumlu Bitkiler, Hububat ve Baklagil Fark Ödemesi Desteğine İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı Uygulama Tebliği •2014/21 sayılı Yurt İçi Sertifikalı Fidan/Çilek Fidesi ve Standart Fidan Kullanımı Desteklemesi Hakkında Tebliğ •2014/16 sayılı Yem Bitkileri Desteklemeleri Uygulama Esasları Tebliği •2014/18 sayılı Yurt İçi Sertifikalı Tohum Üretiminin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ •2014/19 sayılı Yurt İçi Sertifikalı Tohum Kullanımının Desteklenmesi Hakkında Tebliğ •2014/37 sayılı Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeline Göre Yaş Çay Üreticilerine 2014 Yılı Yaş Çay Ürünü İçin Fark Ödemesi Desteği Yapılmasına Dair Tebliğ •2014/45 sayılı Organik Tarım Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ •2014/46 sayılı İyi Tarım Uygulamaları Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ •2014/35 sayılı Organik Hayvancılık Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ 28/12/2011 tarihli ve 2011/2526 Sayılı Kaliteli Çay Yaprağı Temini Amacıyla Budamaya Tabi Tutulan Çaylıklar Nedeniyle Üreticilerin Uğradığı Gelir Kaybının Tazminine Dair Karar 25/7/2013 tarihli ve 2013/5187 sayılı Fındık Üreticilerine Alan Bazlı Gelir Desteği ve Alternatif Ürüne Geçen Üreticilere Telafi Edici Ödeme Yapılmasına Dair Kararda Değişiklik Yapılması Hakkında Karar •2013/4 sayılı Fındık Üreticilerine Alan Bazlı Gelir Desteği ve Alternatif Ürüne Geçen Üreticilere Telafi Edici Ödeme Yapılmasına Dair Kararın Uygulanmasına İlişkin Tebliğ 8/4/2015 tarihli ve 2015/7495 sayılı 2015 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar •Organik Hayvancılık ve Organik Su Ürünleri Yetiştiriciliğine Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2015/31) •Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeline Göre Yaş Çay Üreticilerine 2015 Yılı Yaş Çay Ürünü İçin Fark Ödemesi Desteği Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2015/25) •Bitkisel Üretime Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2015/21)

Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü

7/4/2014 tarihli ve 2014/6091 sayılı 2014 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar •2014/23 sayılı Bitkisel Üretimde Biyolojik ve/veya Biyoteknik Mücadele Destekleme Ödemesi Uygulama Tebliği 14/6/2010 tarihli ve 2010/627 sayılı Patates Siğili Görülen Alanlarda ve Güvenlik Kuşağında Uygulanacak Desteğe İlişkin Karar •2013/21 sayılı Patates Siğili Görülen Alanlarda Ve Güvenlik Kuşağında Uygulanacak Desteğe İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı Uygulama Tebliği 8/4/2015 tarihli ve 2015/7495 sayılı 2015 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar •Bitkisel Üretimde Biyolojik ve/veya Biyoteknik Mücadele Destekleme Ödemesi Uygulama Tebliği (No: 2015/22)

Hayvancılık Genel Müdürlüğü

7/4/2014 tarihli ve 2014/6091 sayılı 2014 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar •2014/22 sayılı Hayvancılık Desteklemeleri Hakkında Uygulama Esasları Tebliği •2014/60 sayılı Çiğ Sütün Değerlendirilmesine Yönelik Destekleme Uygulama Esasları Tebliği 19/3/2014 tarihli ve 2014/6359 sayılı Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Konya Ovası ve Doğu Karadeniz Projeleri Kapsamındaki İllerde Hayvancılık Yatırımlarının Desteklenmesine İlişkin Karar •2015/4 sayılı Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Konya Ovası ve Doğu Karadeniz Projeleri Kapsamındaki İllerde Hayvancılık Yatırımlarının Desteklenmesine İlişkin Uygulama Esasları Tebliğ 28/1/2013 tarihli ve 2013/4278 sayılı Güneydoğu ve Doğu Anadolu Projesi Kapsamındaki İllerde Kurulacak Damızlık Sığır İşletmesi Yatırımlarının Desteklenmesine İlişkin Karar •2013/7 sayılı Güneydoğu ve Doğu Anadolu Projesi Kapsamındaki İllerde Kurulacak Damızlık Sığır İşletmesi Yatırımlarının Desteklenmesine İlişkin Uygulama Esasları Tebliği 8/4/2015 tarihli ve 2015/7495 sayılı 2015 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar •Hayvancılık Desteklemeleri Hakkında Uygulama Esasları Tebliği (No: 2015/17)

TARIMSAL AR-GE DESTEKLERİ

YATIRIM DESTEĞİ

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI

KALKINMA

KALKINMA BAKANLIĞI

AJANSLARI DESTEĞİ*

YAYIN DESTEĞİ

SİNEMA DESTEĞİ

KÜLTÜR YATIRIMLARI DESTEĞİ

ÖZEL TİYATRO DESTEĞİ

YEREL YÖNETİM DESTEĞİ

Tarım Reformu Genel Müdürlüğü

7/4/2014 tarihli ve 2014/6091 sayılı 2014 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar •2014/24 sayılı Çiftlik Muhasebe Veri Ağı Sistemine Dâhil Olan Tarımsal İşletmelere Katılım Desteği Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ •18/1/2011 tarihli ve 2011/1409 sayılı Kırsal Kalkınma Destekleri Kapsamında Tarıma Dayalı Yatırımlar ile Makine ve Ekipman Alımlarının Desteklenmesine İlişkin Karar •2014/13 sayılı Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı Kapsamında Bireysel Sulama Makine ve Ekipman Alımlarının Desteklenmesi Hakkında Tebliğ •2014/10 sayılı Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı Kapsamında Makine ve Ekipman Alımlarının Desteklenmesi Hakkında Tebliğ •2013/59 sayılı Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı Kapsamında Tarıma Dayalı Ekonomik Yatırımların Desteklenmesi Hakkında Tebliğ •2014/43 sayılı Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı Kapsamında Tarıma Dayalı Ekonomik Yatırımların Desteklenmesi Hakkında Tebliğ20/12/2013 tarihli ve 2013/5720 sayılı Tarım Sigortaları Havuzu Tarafından Kapsama Alınacak Riskler, Ürünler ve Bölgeler ile Prim Desteği Oranlarına İlişkin Karar 30/9/2014 tarihli ve 2014/6849 sayılı Tarımsal Ürünlerin 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Çerçevesinde Lisans Alarak Faaliyet Gösteren Depolarda Muhafaza Edilmesi Halinde Kira Destekleme Ödemesi Yapılmasına İlişkin Karar •2014/62 sayılı Lisans Alarak Faaliyet Gösteren Depolarda Muhafaza Edilen Tarımsal Ürünler İçin Kira Destekleme Ödemesi Yapılması Hakkında Tebliğ 8/4/2015 tarihli ve 2015/7495 sayılı 2015 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar •Çiftlik Muhasebe Veri Ağı Sistemine Dâhil Olan Tarımsal İşletmelere Katılım Desteği Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2015/24) •Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı Kapsamında Tarıma Dayalı Ekonomik Yatırımların Desteklenmesi Hakkında Tebliğ (No: 2015/16)

Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM)

7/4/2014 tarihli ve 2014/6091 sayılı 2014 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar •Araştırma ve Geliştirme Destek Programına İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2014/51) 8/4/2015 tarihli ve 2015/7495 sayılı 2015 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar

Risk Yönetimi ve Kontrol 17/1/2005 tarihli ve 2005/8391 sayılı Dahilde İşleme Rejimi Kararı

Genel Müdürlüğü

•15/6/2012 tarihli ve 2012/3305 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar’ın 9’uncu maddesi

Bölgesel Gelişme ve Yapısal Uyum Genel Müdürlüğü

Kalkınma Ajansları Proje ve Faaliyet Destekleme Yönetmeliği

Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü

Edebiyat Eserlerinin Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik •Türk Kültür, Sanat ve Edebiyat Eserlerinin Türkçe Dışındaki Dillerde Yayımlanmasına Destek Projesi Yönergesi

Sinema Genel Müdürlüğü

Sinema Filmlerinin Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü

Kültür Yatırım ve Girişimlerine Gelir Vergisi Stopajı, Sigorta Primi İşveren Payı ve Su Bedeli İndirimi ile Enerji Desteği Uygulamasına Dair Yönetmelik •Kültür Yatırım ve Girişimlerine Taşınmaz Kullandırılması Hakkında Yönetmelik •Taşınmaz Kültür Varlıklarına Yardım Sağlanmasına Dair Yönetmelik

Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü

Kültür ve Turizm Bakanlığınca Yerel Yönetimlerin, Derneklerin, Vakıfların ve Özel Tiyatroların Projelerine Yapılacak Yardımlara İlişkin Yönetmelik

Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü

Kültür ve Turizm Bakanlığınca Yerel Yönetimlerin, Derneklerin ve Vakıfların Projelerine Yapılacak Yardımlara İlişkin Yönetmelik

DESTEĞİN ADI TANITIM DESTEĞİ

YATIRIM DESTEĞİ VERGİ DESTEĞİ

MALİYE BAKANLIĞI

TAŞINMAZ DESTEĞİ MALİYE BAKANLIĞI

ÖTV DESTEĞİ

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANLIĞI

AR-GE DESTEKLEME ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANLIĞI

Tanıtma Genel Müdürlüğü

28/7/2009 tarihli ve 2009/15299 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığından Belgeli Konaklama İşletmelerinin İhracatçı Sayılması İçin Sağlamaları Gereken Döviz Miktarına İlişkin Karar •2010/9 sayılı Yurt Dışı Turizm Fuarlarına Katılımın ve Turizm Tanıtma ve Pazarlama Faaliyetlerinin Desteklenmesine İlişkin Tebliğ •Kültür ve Turizm Bakanlığınca Yerel Yönetimlerin, Derneklerin, Vakıfların ve Özel Tiyatroların Projelerine Yapılacak Yardımlara İlişkin Yönetmelik

Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü

24/5/2010 tarihli ve 2010/478 sayılı Turizm Belgeli Yatırım ve İşletmelere Enerji Desteği Hakkındaki Karar

Gelir İdaresi Başkanlığı

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 89’uncu maddesinin birinci fıkrasının 9 numaralı bendi •3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun 6’ncı maddesi •4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu’nun 8’inci maddesi •5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10/1-a maddesi •5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32/A maddesi •5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun’un 3’üncü maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları •14/7/2004 tarihli ve 5225 sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu’nun 5’inci maddesi •Kültür Yatırım ve Girişimlerine Gelir Vergisi Stopajı Sigorta Primi İşveren Payı ve Su Bedeli İndirimi ile Enerji Desteği Uygulamasına Dair Yönetmelik •3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun geçici 20’nci maddesi •3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun geçici 30’uncu maddesi •15/6/2012 tarihli ve 2012/3305 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar’ın 10’uncu maddesi

Milli Emlak Genel Müdürlüğü

29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun Ek 3’üncü maddesi •15/6/2012 tarihli ve 2012/3305 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar’ın 16’ncı maddesi •Kamu Taşınmazlarının Yatırımlara Tahsisine İlişkin Usul ve Esaslar

Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü

4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 12’nci maddesi •1/7/2003 Tarihli ve 2003/5868 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı •6 Seri No’lu Özel Tüketim Vergisi Genel Tebliği

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Araştırmaları Merkezi Başkanlığı

Araştırma Geliştirme Projelerinin Desteklenmesine İlişkin Yönetmelik

Araştırma Destek Programları Başkanlığı

Araştırma Destek Programları Başkanlığı Tarafından Yürütülen Programlara İlişkin Yönetmelik •1000 - Üniversitelerin Araştırma ve Geliştirme Potansiyelinin Artırılmasına Yönelik Destek Programı •1001-Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı •1002-Hızlı Destek Programı Esasları •1003-Öncelikli Alanlar Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı Esasları •1005-Ulusal Yeni Fikirler ve Ürünler Araştırma Destek Programı Esasları •1011-Uluslararası Bilimsel Araştırma Projelerine Katılma Programı (UBAP) •3001-Başlangıç Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı Usul ve Esasları •3501-Ulusal Genç Araştırmacı Kariyer Geliştirme Programı (Kariyer Programı) •Avrupa Birliği Çerçeve Programı •ERA-NET •Kamu Kurumları Araştırma ve Geliştirme Projelerini Destekleme Programına İlişkin Yönetmelik •1007-Kamu Kurumları Araştırma ve Geliştirme Projelerini Destekleme Programı

Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı

SGK PRİM DESTEKLERİ

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü

KOSGEB DESTEKLERİ

KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI

ESNAF DESTEKLERİ TÜRKİYE HALK BANKASI A.Ş.

İHRACAT TEŞVİKLERİ TÜRKİYE İHRACAT KREDİ BANKASI A.Ş.

IPA TEŞVİKLERİ

MERKEZİ FİNANS VE İHALE BİRİMİ

İŞKUR DESTEKLERİ

HAZİNE DESTEKLERİ

TARIM VE KIRSAL KALKINMAYI DESTEKLEME KURUMU BAŞKANLIĞI

TÜRKİYE İŞ KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

KREDİ GARANTİ FONU A.Ş.

TTGV DESTEKLERİ TTGV

* Kalkınma Ajansları destekleri kapsamında birçok destek türü bulunmaktadır.

TÜBİTAK Teknoloji ve Yenilik Destek Programlarına İlişkin Yönetmelik •1501-Sanayi Araştırma Teknoloji Geliştirme ve Yenilik Projeleri Destekleme Programı Uygulama Esasları •1503-Proje Pazarları Destekleme Programı Uygulama Esasları •1505-Üniversite-Sanayi İşbirliği Destek Programı Uygulama Esasları •1507-KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Programı Uygulama Esasları •1509-Uluslararası Sanayi Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı Uygulama Esasları •1511-Öncelikli Alanlar Araştırma Teknoloji Geliştirme ve Yenilik Destekleme Programı Uygulama Esasları •1512-Girişimcilik Aşamalı Destek Programı Uygulama Esasları •1513-Teknoloji Transfer Ofisleri Destekleme Programı Uygulama Esasları •1514-Girişim Sermayesi Destekleme Programı Uygulama Esasları •1515 -Öncül Ar-Ge Laboratuvarları Destekleme Programı •1601-Yenilik Girişimcilik Alanlarında Kapasite Artırılmasına Yönelik Uygulama Esasları •1602-TÜBİTAK Patent Destek Programı Uygulama Esasları

25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun Geçici 10 uncu maddesi •25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun Geçici 7’nci maddesi •25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 50’nci maddesi •22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 30’uncu maddesi •31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 81’inci maddesi •30/5/2013 tarihli ve 2013/4966 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı •28/2/2008 tarihli ve 5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunun 3’üncü maddesinin 3’üncü fıkrası •14/7/2004 tarihli ve 5225 sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu’nun 5’inci maddesi •Kültür Yatırım ve Girişimlerine Gelir Vergisi Stopajı, Sigorta Primi İşveren Payı ve Su Bedeli İndirimi ile Enerji Desteği Uygulamasına Dair Yönetmelik •15/6/2012 tarihli ve 2012/3305 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın 12’nci maddesi

KOSGEB Destek Programları Yönetmeliği •Genel Destek Programı Uygulama Esasları •Girişimcilik Destek Programı Uygulama Esasları •KOBİ Proje Destek Programı Uygulama Esasları •Tematik Destek Programı Uygulama Esasları •İşbirliği-Güçbirliği Destek Programı Uygulama Esasları •Araştırma-Geliştirme İnovasyon ve Endüstriyel Uygulama Destek Programı Uygulama Esasları •Gelişen İşletmeler Piyasası KOBİ Destek Programı Uygulama Esasları •KOSGEB KOBİ Kredi Faiz Yönetmeliği •KOSGEB KOBİ Kredi Faiz Desteği Yönergesi

13/1/2015 tarihli ve 2015/7183 sayılı Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi’nce Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliği’ne Bağlı Bölge Birliklerine Ortak Olan Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Kefaletiyle veya Doğrudan Esnaf ve Sanatkârlara Kredi Kullandırılmasına Dair Karar

25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Kanun •28/1/2013 tarihli ve 2013/4286 sayılı Türkiye İhracat Kredi Bankası Anonim Şirketinin Kuruluş ve Görevlerine İlişkin Esaslar

2008/14450 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Avrupa Toplulukları Komisyonu Arasında Katılım Öncesi Yardım Aracı (IPA) ile Temin Edilen Yardımın Uygulanması Çerçevesinde Türkiye Cumhuriyetine Sağlanan Avrupa Topluluğu Mali Yardımlarıyla İlgili İşbirliği Kuralları Hakkında Çerçeve Anlaşma’nın Onaylanması Hakkında Bakanlar Kurulu Kararı

4/5/2007 tarihli ve 5648 sayılı Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun

Aktif İşgücü Hizmetleri Yönetmeliği

14/7/2009 tarihli ve 2009/15197 sayılı Kredi Garanti Kurumlarına Sağlanacak Hazine Desteğine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Karar

14/6/1991 tarihli ve 91/1939 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı •Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) Mali Uygulama Esasları

467 Hibe Destek Programı, 92 Teknoloji, 400 İnovatif Gelişme ve 1700 Etkinlik Bir Arada…

Liderlervadisi.com Platformu

Metin Uçucu Liderlervadisi.com Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı

İ novasyonu hızlandırma ve işe dönüştürme platformu olan Liderlervadisi.com; günlük yaşamımızın önemli bir parerişme ve işbirliği kurma imkanı sunuyor. İhtiyaç sahibinin tanımlayacağı seçeneklere göre en uygun adayları

çası haline gelen Facebook, Twitter, Linkedin platformları

bulmasını sağlıyor. On binlerce üyenin kendi profesyonel

gibi, dijital alanda etkileşimli bir ortam ve araçlar sunan inoözgeçmişlerini yayınladığı ve uzmanlık, hizmet ve yetevasyon odaklı bir ağ platformudur. İnovasyon dünyasındaki

neklerini sergileme imkanı sunulan uygulamada, gelişmiş

kesimlere etkileşimli bir ortam sağlamakta, bir sosyal ağ etarama filtreleriyle üyelere işbirliği yapma olanakları

rafında bir araya getirmekte ve gereksinim duyulan kaynakücretsiz sunuluyor.

lara erişimi kolaylaştıran ve eşleşme-işbirliğini sağlayan

• Teknolojiler uygulaması ise, işbirliği arayışındaki

araçlar sunmaktadır. Liderlervadisi.com’dan hibe,

projeleri ve piyasaya henüz çıkmamış tasarım

teşvik, kredi gibi finansal desteklere, akademi

Türkiye’de

ve prototip aşamasındaki en yeni teknolojileri

ve iş dünyasından profesyonel uzmanlara,

inovasyon, Ar-Ge

sergileme, sanayici ve yatırımcılarla buluşdanışmanlara, yatırımcılara, işbirliği

ve teknoloji geliştirme

turma ve işbirliği imkanı sunuyor. Altyapı

arayışındaki proje ve teknolojilere, etkinliklere erişilebilmekte ve yenilikler paylaşılabilmektedir.

projelerine finansmandan altyapıya, ticarileştirme

ve finansal destek arayışındaki yüzlerce proje ve teknolojiye ücretsiz ulaşılabiliyor, soru ve görüş paylaşılabiliyor ve

İnovasyon dünyasının önde gelen

olanağından fikirlerin birbirlerini

işbirliği için iletişime geçilebiliyor.

isimleri ile birlikte yıllardır süredestekleyerek yeni gelişmelerin

• Etkinlikler uygulaması; fuar,

gelen Ar-Ge çalışmaları sonucunda

yaratılmasına varıncaya kadar çok

zirve, iş gezisi, proje pazarı, konfegeliştirilen “Kurumsal Ağ Yöne- boyutlu destek sağlamak üzere tarafları rans, eğitim gibi etkinliklerin duyutim Sistemi”, Liderlervadisi.com markasıyla ve inovasyon teması altında 9 ay önce yayına açıldı. Liderlervadisi.com Platformu, Ar-Ge

buluşturmayı amaçlayan sanal bir platform kuruldu. Ücretsiz olarak üye olunup olanaklarından yararlanılabilen

rulması ve etkinliklerin takibi için elverişli araçlara sahip bir ortam sağlıyor. 1500’ü aşkın etkinliğin yer aldığı uygulamada kullanıcıve inovasyon sürecinde karşılaşılan liderlervadisi.com Platformu, esinlendiği lara kendi etkinliklerini ücretsiz

bariyerleri yazılım teknolojilerinin

Facebook, Twitter, Linkedin

olarak yayınlama, tüm kullanıcılasunduğu avantaj ve olanakları kullanıplatformlarını da aşan hizmet

ra duyurma ve etkinlikleri takip etme

larak ortadan kaldırmayı hedefliyor. İno- sunumlarıyla, teknoloji gelişimine

vasyon sürecine yönelik kolaylaştırıcı ve

yaklaşım açısından Dünya’da

entegre yazılım çözümleri sunan Liderlervadisi.com’dan “Fonlar, Profesyoneller, Tekda yeni bir anlayışa

fırsatı sunuluyor. • Türkiye’deki ve dünyadaki ilham verici gelişmelerin paylaşıldığı “Gelişmeler uygulaması” ile “Ar-Ge Projeleri,

nolojiler, Etkinlikler, Erişim-Eşleşme-İşbirliği

pencere açıyor.

Girişimler, Teknolojiler, Fonlar, Yatırımlar,

Bildirimleri, Anlık Mesajlaşma” gibi web 2.0. tabanlı

Transferler” gibi alanlardaki en son gelişmeleri

onlarca özgün yazılım ürün ve araçlarına erişilebiliyor.

paylaşma ve takip etme fırsatı sunuyor.

Platformun Sunduğu Ürün ve Fırsatlar

Liderlervadisi.com, sunduğu gelişmiş arama-filtreleme sistemiyle, ihtiyaç duyulan finansal kaynaklara, nitelikli insan kaynağına, teknolojilere, etkinliklere ve ilgili tüm fırsatlara tek bir merkezden ulaşma imkanı sunuyor. Pek çok özgün uygulama, yenilik ve özellik barındırıyor:

• Fon uygulaması ile hibe, teşvik, kredi, melek ve risk yatırım sermayesi, kuluçka desteği gibi tüm bu finansman kaynaklarına erişimi kolaylaştırıyor. Yatırımdan Ar-Ge’ye, üretimden pazarlamaya, istihdamdan eğitime kadar milyarlarca TL desteğe hemen ulaşma fırsatı sunuyor. Aradığınız desteğin kriterlerini girer girmez, size uygun tüm fonları sunuyor. Hatta destek programları karşılaştırabiliyor, sadeleştirilmiş uzman özetleriyle ve orijinal kaynaklarıyla birlikte sunuluyor. Toplam 359 farklı finansal destek programına yer verilen uygulamada, şu an yararlanma fırsatı bulunan 201 farklı güncel destek programı bulunuyor. • Profesyoneller uygulaması; geniş bir yelpazede akademi ve iş dünyasından uzman ve danışmanlara hızlıca

Kullanıcılara Sunduğu Avantajlar

Platform; temelde, kaynaklara hızlı erişim ve yüksek eşleşme sağlayan gelişmiş arama sistemi sunuyor. Böylece zaman kayıplarını önlüyor. Mesela finansman kaynaklarını zengin yelpazede ve bir arada sunan fon uygulamasında, yüzlerce destek programı gelişmiş filtrelerle aranabiliyor, arama kriterleriyle yüzde 100 oranla tam eşleşen sonuçlara erişilebiliyor. “En uygun fon”u bulmak için fon karşılaştırma, sıralama gibi özellikler bulunuyor. Böylece sonuca hemen ulaşılabiliyor ve haftalarca arama yapmak gerekmiyor. Mevzuatlar uzman özetleriyle yer alıyor ve sürekli güncelleniyor. Yeni fon fırsatları ve mevzuat güncellemeleri e-posta ile her gün kullanıcılara servis ediliyor.

Profesyoneller uygulaması ise “Hizmet tanımlama” ve arama özelliğine sahip tek sistem oluşuyla ve sahip olduğu uzmanlık alanı tanımlama metodu sayesinde aramalarda yüksek eşleşme sağlamasıyla kullanıcılarına önemli avantajlar getiriyor. Sunulan hizmetler ve sahip olunan uzmanlık alanları sergilenerek işbirliği arayışındaki kullanıcılarla otomatik eşleşme ve işbirliği tekliflerinin kendilerine gelmesini

sağlıyor. Kullanıcılara birbiriyle bağlantı kurma, mesajlaşma ve güncellemeleri takip etme gibi özellikler sunuluyor. Proje yönetim metodolojisine uygun olarak geliştirilen “Hizmet tanımlama” özelliğiyle sunulan hizmetler kapsamındaki faaliyetler, çıktılar, başarı ölçütleri ve hizmet yol haritası ile tanımlanıp detaylıca aranabiliyor. Ayrıca uzmanlık alanları uluslararası standartlarda 5 kırılımlı yapıda tanımlanabiliyor. Böylece aramalarda nokta atışı sonuca ulaşılabiliyor ve yüksek eşleşme sağlanıyor.

Özgün ve yenilikçi yaklaşımıyla Liderlervadisi, inovasyon dünyasındaki kesimlere birden fazla yolla hedefe ulaşabilecekleri araçları gösteriyor. Sözgelimi bir sanayici veya yatırımcı hem finansal destek programını yayınlayabiliyor ve hedef kitlesinin kendisine arama filtreleriyle erişmesine açık hale geliyor. Hem de ilgi alanına giren proje ve teknolojileri arayarak yetkililere kendisi ulaşabiliyor. Proje ve teknoloji sahipleri de aynı şekilde sanayici veya yatırımcılara her iki yolla ulaşabiliyor. Yani proje/teknolojilerini yayınlayarak sergiliyor ve yatırımcıların kendilerine erişmesine açık hale geliyor. Ayrıca fonlardan arama yapabiliyor ve kriterleriyle tam eşleşen en uygun finansal desteklere ve yetkililerine erişebiliyor.

Platforma ücretsiz şekilde üye olunabilmektedir. Ar-Ge ve inovasyon alanında faaliyet yürüten ve bu konularla ilgili Sanayi Firmaları, Teknoloji Transfer Ofisleri, ArGe Merkezleri, Teknokent/Teknoparklar, Girişimciler, Akademisyenler, Mühendisler ve Danışmanlar, Mentörler, Yatırımcılar ve Öğrenciler başta olmak üzere, sektör ayrımı gözetmeksizin tüm kullanıcıların yararlanmasına açık.

Platformun Güncel Durumu ve Faydaları

9 ay önce yayına açılan Liderlervadisi.com platformunun girişimcilik, Ar-Ge, inovasyon ekseninde şu anda 10 bini aşkın kullanıcısı var. Kullanıcılar; akademisyenler, uzmanlar, mühendisler, yatırımcılar, girişimciler, sanayi ve hizmet firmaları başta olmak üzere geniş bir yelpazeye yayılıyor. Toplam 447 fon destek programı yayınlandı, her biri 3 bin 500 ile 4 bin 500 arasında kullanıcı tarafından görüntülendi. Yatırım ve Ar-Ge imalat ortağı arayışında olan 92 proje ve teknoloji paylaşıldı. Gelişmeler uygulamasında 400’den fazla inovatif gelişme paylaşıldı. Bir de etkinlikler var; paylaşılan etkinlik sayısı 1700’den fazla.

Kaynaklara erişimin kolaylaşması nedeniyle Türkiye’deki inovasyon ekosisteminin büyüme ve gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Platform, ürün geliştirme sürecindeki zaman maliyetini önemli oranda düşürmektedir. Örneğin finansman, teknoloji ve insan kaynağına erişim-eşleşme için gereken zaman maliyeti haftalar yerine birkaç dakikaya düşmektedir. Benzer şekilde profesyoneller ile üniversite ve piyasadaki uzmanlıkların yenilik faaliyetlerine yönlendirilmesi, pazara çıkan katma değeri yüksek yenilikçi ürün sayısının artması ve üniversite-sanayi işbirliği sürecine katkı sağlanması mümkün hale gelebilmektedir. Yapılan işbirliklerinin artması dolayısıyla akademi ve iş dünyası profesyonellerinin gelirlerinde de artış olacaktır. En önemlisi de aranan kaynaklarla tam eşleşme sağlanması ürün niteliğine yansıyarak katma değeri arttıracağı gibi teknoloji ticaretine de konu olmasıyla ek değer artışı doğuracaktır. Teknoloji transferi ile geliştirilen teknolojilerin sanayi ve yatırımcılarla buluşturulması kolaylaşmakta ve süreç hızlanabilmektedir.

Platformu Geliştirirken İlham Alınan Modeller

Üç model üzerinde yoğunlaşıldı: Linkedin, Facebook, Twitter. Özgün modelimizi geliştirirken bu yaklaşımları temel

alarak inovasyon dünyasına has gereksinimlere göre kendi modelimizi geliştirdik. Profil sisteminde Linkedin modelini temel aldık. Facebook; platformu dışarıdan yazılım geliştiricilerine açması ve ilgili uygulamalara sosyal medyasıyla (sınırlı da olsa) entegrasyon imkanı sunması bakımından en iyi model. Twitter’ın iletişim alanındaki başarılı yaklaşımını, pazara çıkan yeni ürünlere tanıtım imkanı sunmak için esas aldık.

Liderlervadisi.com Platformu’nun Yenilikçi Özellikleri

En temel farkı inovasyon alanına yönelik, terzi usulüyle özgün ürünler ve bütünsel çözümler sunması. Mesela Fon Merkezi uygulaması, finansman kaynaklarını zengin yelpazede ve bir arada sunan, yüzde 100 oranla tam eşleşme sağlayan, seçenekleri kıyaslayan dünyadaki tek sistem. Ayrıca “Sanayi Fonu Modeli” adı verilen bir modele de sahip. Sanayi firmaları verebilecekleri altyapı ve finansal destek olanaklarını bu modelle tanımlayıp, akademisyen ve girişimcilere Fon Merkezi ile sunabiliyor.

Linkedin’e kıyasla, Profil Sistemi; Dünya’da ilk niteliğinde üç yeniliğe sahip. Birincisi aramalarda daha yüksek eşleşme sağlayan bir algoritmaya sahip. Uluslararası standartlarda 5 kırılımlı uzmanlık alanı tanımlama ve anahtar kelime ekleme özelliği var. İkincisi, “Hizmet tanımlama” özelliğine sahip tek profil sistemi. Böylece hizmet sunma ve hizmet arama mümkün oluyor ki bu Linkedin’de yok. Üçüncüsü, proje yönetimi metodolojisini esas alan ve hizmetleri; faaliyetler, çıktılar, başarı ölçütleri ve hizmet yol haritası ile tanımlayabilen yeni bir “hizmet tanımlama metodu”na sahip. Diğer uygulamalar da bu tip sosyal medya platformlarında yok. Twitter ile de kıyaslarsak, içerik tek tuşla tüm sosyal medyada paylaşılabiliyor.

Mesleki “Ağ”lara Sunduğu Çözüm ve Fırsatlar

Liderlervadisi.com, her ne kadar inovasyon odaklı bir platform olsa da, temelde bir “Kurumsal Ağ Yönetim Sistemi”. Bir başka deyimle, etkileşimli bir ağ kurmak ve yönetmek için gereken yazılım ürünlerine sahip sosyal tabanlı profesyonel bir ağ yönetim sistemidir. Bu mimarisi ve modeliyle “ağ” şeklindeki kurumlara yönelik bütünlüklü yeni nesil bir yazılım çözümü sunmaktadır.

“Kurumsal Ağ Yönetim Sistemi”; bir Ana Platform ve 15 yenilikçi üründen oluşan bütünleşik bir sistemdir. Esnek mimarisi sayesinde kurumsal ihtiyaçlardan oluşan bir ürün kompozisyonuyla seçim yapma imkanı sunar. Marka adı ve tasarımı özelleştirilebilir. Bu modeliyle, “ağ” niteliğine sahip pek çok farklı kuruma uyarlanabilir ve entegre edilebilir bir yazılım sistemi. Ağ niteliğindeki üniversite, meslek kuruluşları, OSB, Teknopark, TTO, oda ve vakıflar, kamu kurumlarına, yatırım ağlarına, kuluçka merkezleri ve hatta bölgesel inovasyon sistemleri için özelleştirilme esnekliğine sahip. Ağlar, bu sistem sayesinde sahip oldukları yetenek envanterini dijitalleştirebilecek, ağ-içi ve ağ-dışı işbirliği potansiyellerini arttırarak üyelerine daha fazla değer sunabilecek yeni nesil araçlara sahip olabilecektir.

“Kurumsal Ağ Yönetim Sistemi” özgün bir model ve benzeri yok. Her bir uygulamanın hem tek başına hem de diğer uygulamalarla etkileşerek değer zinciri oluşturduğu mimariye sahip. Bir de tüm tarafları “pazar talebi ve arzı” ekseninde bir araya getiriyor ki bu da dünyadaki ilk niteliğinde bir yaklaşım. Sistemin, bu uygulamalara ek olarak 25-30 yazılım ürünü ile zenginleştirilmesi amaçlanıyor.

SANAYİLEŞMENİN GİZLİ TARİHİ1

Atila Çınar Makina Mühendisi Yenimahalle Kent Konseyi Başkanı

S anayileşmenin Gizli Tarihi adlı kitap çok önemli iki ders içermekte.

Bir ülke düşünün:

Bu ülke, insanlarının ABD ordusundan gelen margarin, soya sosu ve biber ezmesiyle beslendiği bir dönemi yaşamış.

Bu ülkede 1961’de bir general, askeri darbe ile iktidara gelmiş.

Bu ülkede iktidarı ele geçiren general bir süre sonra sivilleşmiş ancak iktidarı bırakmamış. Bu “sivilleşmiş” general 1972 yılında “Demokrasi fazla geldi ayrıca kuzeyden gelmesi muhtemel komünizm tehlikesi var” diyerek parlamentoyu lağvedip kendisini ömür boyu devlet başkanı yapacak bir seçim “ayarlamış”.

Bu diktatör başkanın, kendi istihbarat teşkilatının şefi tarafından suikasta uğraması ile ülkede bir “bahar döneminin” başlayacağı düşünülmüş, ancak bu kez de bir başka general 1980 yılında sahneye çıkıp yeniden bir askeri hükümet kurmuş.

Tarihler ve olaylar ne kadar tanıdık geliyor değil mi? Tüm olup bitenler geçtiğimiz 50 yılda yaşanmış ve son 50 yıl çok yakın tarih sayılır.

Bu, aynı kıtada yer aldığımız bir ülkenin, 1950-1980 arası neredeyse bizim ülkemiz ile aynı kaderi paylaşmış olan Güney Kore’nin hikayesi.

Peki, belli bir dönemde benzer kaderi paylaşan iki ülkenin yolları 1980’den sonra nasıl ayrılmış? Bugün Güney Kore ekonomide belirli bir yolu almış ve zengin ülkeler arasına girmişken bizim ülkemiz hangi nedenlerle hala “kalkınma yolunda bir ülke” durumunda?

Kitap bir ölçüde bu sorulara verilebilecek en net yanıtı içeriyor:

“… Gerçekte Kore’nin bu dönemde yaptığı şey, hükümet tarafından özel sektöre danışılarak seçilen belirli endüstrileri; tarife koruması, subvansiyonlar ve diğer türde devlet destekleriyle (örneğin, devlet ihracat kurumu tarafından sağlanan yurtdışı pazarlama bilgilendirme hizmetleri) uluslararası rekabete dayanabilecek ölçüde ‘olgunlaşıncaya’ kadar geliştirmek olmuştur. O dönemde Kore’de hükümet, bütün bankaların sahibiydi. Böylelikle ticaretin can suyu olan krediyi yönlendirebiliyordu. Ülke devlet mülkiyeti konusunda ideolojik olmaktan ziyade pragmatik bir tavra sahip olmasına rağmen, kamu iktisadi teşebbüsleri (en iyi örneği çelik imalatçısı POSCO) bazı büyük projeleri doğrudan üstlendi. Eğer özel sermayeli girişimler iyi işleri nedeniyle olumlu karşılanıyor; fakat önemli alanlara yatırım yapmaktan imtina ediyorlarsa da hükümet, bu alanlarda kamu iktisadi teşebbüslerini (KİT) bizatihi kurmaktan çekinmiyordu…” (sayfa 22).

Yani herkes Güney Kore’nin liberal ekonomi ile kalkındığını söylüyorsa da, gerçek tam olarak öyle değilmiş. Bizim hükümetlerimizin zarar eden KİT’leri satıp kurtulmaya çalıştığı bir dönemde Güney Kore hükümetleri bir yandan büyük KİT’lere kalkınma için görev verip yeni dönemsel misyonlar tanımlarken, bir yandan da gerek gördüğü alanlarda yeni KİT’ler kurmaktan çekinmiyormuş. Dünyanın ve ülkemizin 1980’li yılları bugün yaşı 50’nin üzerinde olan konuyla ilgili herkesin tanıklığında geçmiştir. O dönemler ünlü Başbakanımız merhum Turgut Özal “transformasyon” devşirme terimini dilimize yerleştirmişti. 1980’li yıllar gerçekten köklü değişikliklerin habercisi bir dönemdi. Özellikle iletişim teknolojilerindeki gelişmeler adeta yeni bir dünyanın ayak sesleri gibiydi. Bu nedenle ülkelerin, şirketlerin ve hatta bireylerin, değişimi gözlemlemesi, gücü oranında müdahil olması ve tutucu olmadan bu değişime göre tavır alması önemli olmuştu. 1980’li yıllara kadar aynı kaderi paylaşarak gelmiş benzer iki ülkenin, Güney Kore ve Türkiye’nin büyük dönemece

Sanayileşmenin Gizli Tarihi Yazan: Ha-JoonChang Yayınevi: Efil Yayınevi İngilizce’den Çeviren: Doç. Dr. Emin Akçaoğlu Basım: 6. Basım, Haziran, 2015 OSTİM, Organize Sanayi Bölgesi, Ankara, Hediyesidir, Para ile satılmaz.

1 OSTİM Gazetesi’nin 24 Ağustos 2012 ve 24 Eylül 2012 tarihli sayılarında yayımlanmış iki makale, yazarı tarafından Elektrik Mühendisliği Dergisi için birleştirilmiş olarak yayımlanmaktadır.

gelindiğinde seçimlerini nasıl yaptıkları sonuçları ile ortada. Güney Kore bize göre daha doğru bir seçim yapmış görünüyor. 

Bu arada kendimize de haksızlık etmeyelim. Güney Kore’yi Güney Kore yapan gerçekleri öngören birçok yurtsever kamu yöneticisi, iktisatçı ve bilim adamı 1980’lerden sonra bizim ülkemizde de dile getirdi. Ama bu insanların nasıl “out” olduklarını ve bizim halkımızın onları anlamaya çalışmak yerine nasıl özelleştirmeyi bayrak yapan politikacılara sarıldıklarını bir kez daha hatırlamakta yarar var. 

Kitaptan çıkarılacak ikinci önemli ders ise şöyle özetlenebilir: Gelişmiş ülkeler omuzlarına basarak yükseldikleri diğer ülkelerin benzer, yolları izleyerek gelişmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar. 

Birisi merdivenle bir yere tırmanırken, başka birileri genellikle “aman başına bir şey gelmesin’ düşüncesi ile merdiveni tutarlar ve kişinin istediği yere çıkması için yardımcı olurlar. Ülkelerarası ilişkilerde de bazı ülkeler tırmanırken (burada tırmanmak ekonomik olarak büyümek ve egemenlik alanını genişletmek olarak anlaşılmalı) başka bazı ülkelerden yararlanıyorlar. Tırmanan ülke belirli bir hedefe ulaştığında, doğal olarak ona yardım eden diğer ülkeler de aynı merdiveni kullanarak benzer hedefe varmak istiyorlar. Ancak tam bu aşamada yukarıdaki ülke(ler) merdiven kullanarak tırmanmanın aslında pek de iyi bir yöntem olmadığını söyleyip, geriden gelmek isteyenlere başka yöntemler kullanmalarını tavsiye ediyorlar.

Bu benzetmeyle yola çıkan kitap özetle şunu söylüyor: Ekonomik büyüme, zenginleşme, ülke çıkarlarını koruma amacıyla dünyanın birçok gelişmiş ülkesi birçok durumda devletçi ve korumacı araçları kullanmaktan kaçınmadılar. Bu ülkeler ekonomik işleyişlerini hiçbir dönemde hepten piyasanın kurallarına terk etmediler. Ama aynı ülkeler, geriden gelenlere her zaman, hem de şiddetle “liberal ekonomihepten serbest pazar” tavsiyesinde bulundular. Bu arada tavsiyelerde bulunmakla kalmayıp, bu tavsiyelerin uygulanabilmesini sağlama almak için de çeşitli örgütler kurdular. Hemen akla gelen, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluşlar, tavsiyelerin dışında yollar arayanları hizaya getirmek için kurulmuş ve işletilmektedir.

Liberal ekonomi ve serbest ticaretin fakir ülkeler için daha iyi olduğu, onların da gelişmiş ülkelerin seviyesine çıkabilmesi için mucize ya da yaratıcı çözümler içerdiği söylendi. Oysa gerçekler ve somut rakamlar bunun doğru olmadığını ortaya koyuyor. Kitap bu gerçeği birçok yaşanmış ülke örneğiyle gözler önüne seriyor.

Dünya ticaretinin tümüyle serbestleşmesini savunan ideolojinin önemli argümanlarından biri şu oldu:

Ticaretin önündeki engellerin kalkması, mal ve hizmetlerin serbestçe alınıp satılabilmesi geri kalmış ülkelerin teknoloji transfer etmelerinin önündeki engelleri de kaldırır. Böylece geri kalmış ülkeler transfer ettikleri teknolojiler sayesinde daha hızlı gelişip zenginleşebilirler. Bu sav kısmen doğrudur. İnsanlık tarihi boyunca da insan toplulukları arasında sürekli bu tür alışverişler olmuştur. Göç ve ticaret yolları tarihin her döneminde yeni fikirlerin, yeni buluşların ve farklı kültürlerin transfer hatları olarak iş görmüştür. Bu alışverişler çoğu zaman uygarlığın gelişmesini olumlu yönde etkilemiştir. Günümüzde de bu durumun geçerli olduğu örnekler vardır ve Güney Kore deneyimi bu bağlamda iyi bir örnek sayılabilir. 

Gelişmiş ülkelerin yıllarca uğraşarak, Ar-Ge harcamaları yaparak geliştirdiği teçhizata bir az gelişmiş ülkenin, parasını ödemek şartıyla, kolayca sahip olabildiği ve bu yolla gelişmiş ülke ile arasındaki açığı kapatma şansına erişebildiği de her zaman doğru değil. Çünkü bu altyapılar maliyetli olduğundan geri kalmış ülkeler bu teknolojilere sahip olabilmek için sürekli gelişmiş ülkelere borçlanıyorlar.

Bir anlamda geri kalmış ülkeler gelişmiş ülkelerin Ar-Ge faaliyetleri için kaynak aktarıyorlar. 

Ancak elimizdeki kitaba göre; başlıca iki nedenle, serbest ticaret, az gelişmiş ülkelerin aleyhine işlemekte.

Bir kere gelişmiş zengin ülkelerin tüm serbest ticaret dayatmalarına ve serbest ticareti bir tabu ilan etmelerine karşın, her malın ticareti serbest değil. Özellikle yeni ya da stratejik alanlara ait teknolojilerin ticaretinin yazılıp söylendiği kadar serbest olmadığını, “ambargo” dönemleri yaşamış ülkenin insanları olarak çok iyi biliyoruz.

Meselenin daha kolay anlaşılması için en iyi bildiğimiz ve içinde yaşamakta olduğumuz OSTİM’den örnek verecek olursak; hepimizin bildiği üzere OSTİM’de yüzlerce “ileri teknoloji” ürünü, zengin ülkelerden satın alınmış imalat altyapısı, örneğin CNC tezgah var. Her zaman olmasa da çoğu zaman dilediğiniz ülkeden dilediğiniz makinayı getirebiliyorsunuz. “Çoğu zaman” diyoruz, çünkü kimi durumlarda, örneğin 5 eksenli bir CNC almak istediğinizde, “Nerede kullanılacak” gibi sorular ve “tarife dışı engeller” ile karşılaşma olasılığınız var.

Öte yandan, gelişmiş ülkelerin yıllarca uğraşarak, Ar-Ge harcamaları yaparak geliştirdiği teçhizata bir az gelişmiş ülkenin, parasını ödemek şartıyla, kolayca sahip olabildiği ve bu yolla gelişmiş ülke ile arasındaki açığı kapatma şansına erişebildiği de her zaman doğru değil. Çünkü bu altyapılar maliyetli olduğundan geri kalmış ülkeler bu teknolojilere sahip olabilmek için sürekli gelişmiş ülkelere borçlanıyorlar. Bir anlamda geri kalmış ülkeler gelişmiş ülkelerin Ar-Ge faaliyetleri için kaynak aktarıyorlar. 

Burada asıl kritik olan soru gündeme geliyor: Peki geri kalmış ülkeler serbest ticaretin sağladığı olanakları kullanarak eriştikleri bu ileri teknoloji ürünlerini “çözüp, öğrenip yeniden üreterek” gelişmiş ülkelerle aralarındaki açığı kapatamazlar mı? Kuşkusuz bu mümkündür, ancak bunun için hemen her zaman bir devlet politikası ve bu politikayı uygulayacak siyasi irade gerekli olmuştur. Kuşkusuz Güney Kore örneğine bu gözle bakmakta yarar var. 

Ayrıca “Yeni Dünya Düzeni” kurgulayıcıları bunu da çok iyi bildiklerinden gerekli önlemleri alıyorlar ki, buna da kısaca emperyalizm deniyor.

Bu kitabı çeviren, yayımlayan ve de bizlere ulaştıran taraflara teşekkür ederim.

FİKRİ MÜLKİYET HAKLARININ “KORUNMASI”1

Derleyen: E. Orhan Örücü

B ilgisayar yazılımlarını kopyalamak çok kolaydır. Yıllarca çalışarak yazılım geliştirme çabasının sonucu olan yeni bir ürün, bir disk üzerine birkaç saniyede kopyalanabilir. Dolayısıyla, Bill Gates hayır işleri konusunda olağanüstü bonkör olabilir; fakat konu kendi yazılımlarının birilerince kopyalanmasına geldiğinde hayli sert bir adamdır. Eğlence endüstrisi ve ilaç endüstrisi de aynı soruna maruzdur. Patentler, telif hakları ve markalar gibi fikri mülkiyet haklarının (FMH) korunmasının teşvikinde olağanüstü ısrarcı olmaları da bundandır.

Maalesef bu bir avuç endüstri, FMH konusundaki uluslararası gündemin tümünü son 20 yıldır yönlendirmektedir. Bu endüstriler Dünya Ticaret Örgütü’nün TRIPS (TradeRelated Intellectual Property Rights/Ticaretle İlgili Fikri Mülkiyet Hakları) anlaşmasının yürürlüğe girmesi için yürütülen kampanyayı yönetmişlerdir.

Pek çok Afrika ülkesi HIV/AIDS salgınından muzdariptir. Maalesef HIV/AIDS ilaçları yılda hasta başına 10-12 bin dolara mal olan ölçülerde çok pahalıdır. Bu şartlar altında, bazı Afrika ülkelerinin, Hindistan ve Tayland gibi ülkelerden 3-500 dolara orijinal ilacın fiyatının yüzde 2-5’ine mal olan “kopya” ilaçları ithal ediyor olmaları anlaşılır bir durumdur.

Afrikalı hükümetler baştan aşağı yeni olan hiçbir şey yapmıyorlar. Patent sahiplerini en çok kayıran ABD Patent Kanunu dahil tüm patent kanunları, kamu yararıyla çeliştiklerinde FMH sahiplerinin haklarını sınırlayan hükümler içerirler. Bu tür şartlar altında hükümetler; patentleri iptal edebilirler, zorunlu lisanslamayı empoze edebilirler (patent sahibinin patentinin lisansını üçüncü bir tarafa makul bir bedel karşılığında vermeye zorlanması) veya paralel ithalatı (ürünün patent koruması altına alınmadığı ülkelerden kopya ürünlerin ithalatı) serbest bırakabilirler. Hakikaten 2001’deki anthrax terörü korkusunun ardından, ABD Hükümeti kendi patent kanunlarındaki kamu yararı hükmünü azami ölçüde kullanmıştır. Bu kapsamda ABD Hükümeti, Alman ilaç şirketi Bayer’in patent koruması altındaki antianthrax ilacı Cipro’yu, yüzde 80 oranında çok büyük bir indirimle elde etmek için zorunlu lisanslama tehdidini kullanmıştır.

1 Ha-Joon Chang’in yazdığı Emin Akçaoğlu’nun çevirdiği, Efil Yayınevi tarafından basılan, OSTİM’in hediyesi olarak ücretsiz dağıtılan “Sanayileşmenin Gizli Tarihi” kitabı içinde “1997’de Windows 98/Fikirleri ‘Ödünç Almak’ Yanlış mı” başlıklı 6. Bölümü’nden derlenmiştir.

Afrika ülkelerinin HIV/AIDS ilaçlarına dair faaliyetlerinin

Patentlerin sadece ilaç ve diğer kimya, yazılım ve eğlence

meşruiyetine karşın, 41 ilaç şirketi bir araya gelmiş ve ibgibi kopyalamanın kolay olduğu bazı endüstrilerde kritik

ret olsun diye 2001 yılında Güney Afrika Hükümeti’ni dava

önem taşıdığını unutmamalıyız. Başka endüstri alanlarınetmeye karar vermişlerdir. Bu şirketler sözü edilen ülkenin

da yeni teknolojinin kopyalanması kolay değildir ve yenilik,

paralel ithalata ve zorunlu lisanslamaya izin veren kanunlayenilik yapana, Patent Yasası’nın yokluğunda bile otomatik

rının TRIPS anlaşmasına ters düştüğünü ileri sürmüşlerolarak geçici bir teknolojik tekel gücü verir. Tekel gücü,

dir. Ortaya çıkan toplumsal kampanyalar ve kamuoyundaki

taklit edenin arkadan gelmesi (diğerlerinin yeni bilgiyi sokarmaşa bu şirketlere kırmızı ışık yakınca, nihayetinde

ğurmasının zaman gerektirmesi sebebiyle), itibar avantajı

davayı geri çekmişlerdir. Hatta bazıları, kendileri hakkında

(ilk ve en iyi bilinen üretici olunması sebebiyle) ve “öğrenme

o dönemde yaygınlık kazanan kötü şöhreti tersine çevirmek

sürecindeki yarışta” ilk başlayan taraf olunması (örneğin,

için Afrika ülkelerine HIV/AIDS ilaçlarında ciddi indirimler

doğal olarak verimliliğin tecrübeye bağlı artışı) gibi yenilik

teklif etmişlerdir.

yapana ait doğal avantajlar sebebiyle ortaya çıkar. Bunların

HIV/AIDS ilaçları etrafındaki tartışma esnasında ilaç şirketleri, eğer birileri kendi icatlarını “çalabiliyorsa” yeni

sonucunda ortaya çıkan geçici tekel karı pek çok endüstri alanında yenilikçi faaliyetler için yeterli bir ödüldür.

ilaçların icadına yatırım yapmak için sebeplerinin kalma-

Kopyalamanın kolay ve dolayısıyla patentlerin (ve diğer

yacağını, patentler olmaksızın yeni ilaçların üretilmesinin

FMH’nın) gerekli olduğu endüstrilerde bile patent sahipmümkün olmayacağını ileri sürmüşlerdir. Makul görünse

lerinin (ve telif hakkı ve marka sahiplerinin) çıkarları ile

de bu yaklaşım gerçeğin sadece yarısıdır. Yeni şeyler icat

toplumun geri kalanın arasındaki dengenin doğru kuruletmeleri için zeki insanlara daima “rüşvet” vermek zorunmasına ihtiyaç vardır. Aşikar bir sorun, tanım icabı patentda olduğumuz iddiası doğru değildir. Maddi müşevvikler

lerin toplumun geri kalanına bir maliyet yükleyen tekeller

(kışkırtıcılar) önemli olsalar da bunlar, insanları yeni

yaratmalarıdır. Örneğin, bazılarının Microsoft’un yaptığına

fikirlerin üretimine yatırım yapmaya teşvik eden yegane

inandıkları gibi, patent sahibi teknolojik tekel konumunu

unsur değildir. HIV/AIDS tartışmasının en yoğun olduğu

tüketicileri istismar etmek için kullanabilir. Tekel, üretidönemde İngiltere’deki en önemli bilimsel topluluk olan

ciye toplumsal açıdan gerekli görülen miktardan daha azını

Royal Society’nin 13 üyesi Financial Times Gazeteüreterek kendi karını azamiye çıkarma imkanı yaratıp

sinde yayımladıkları bir açık mektupla bu hususu

net toplumsal refah kaybına da sebep olur. Ayrıca

hararetle savunmuşlardır: “Patentler keşif ve icadı teşvik eden araçların sadece bir tanesidir.

“Birisi

eleştiri sahipleri, “kazanan hepsini alır” kuralına dayanması sebebiyle patent sisteminin, genel-

İnsanlığa faydalı olma isteğiyle bütünleşen bilimsel merak tarih boyunca çok daha büyük önem taşımıştır.” Dünyada sayısız araştırbüyüklüğün zirvesine

likle rakiplerin aynı alandaki araştırmaları tekrarlamalarına sebep olduğunu (bu toplumsal açıdan israf yaratabilir) ileri sürerler.

macı, kendileri bunlardan doğrudan kazanç sağlamadıklarında dahi daima yeni fikirler üretmişlerdir.

Devlete bağlı araştırma kurumları veya

vardığında, diğerlerinin kendi arkasından tırmanma

Patent yanlısı görüşün açıkça ifade edilmeyen varsayımı; yukarıda sözü edilen türden maliyetlerin yeniliklerdeki artıştan kaynaklanan yararlar (bu daha yüksek verimliliğe

üniversiteler kendi icatları için patent almayı genellikle açıkça reddetmişlerdir. Bütün bunlar yapılan araştırmaların

vasıtalarından yoksun kalmaları için oraya

karşılık gelir) sayesinde fazlasıyla telafi edileceğidir. Fakat bunun garantisi yoktur. Hakikaten, 19. Yüzyıl’ın ortalarında

büyük bölümünün, patent tekelinden tırmanırken kullandığı Avrupa’da, serbest piyasa yanlısı İngiliz

kar elde etmek amacıyla yapılmadığını göstermektedir.

Bu tali bir olgu değildir. ABD’de bile kar amacı gütmeyen kuruluşlar tarafından pek

merdiveni itmesi çok yaygın zekice bir hiledir” Friedrich

Dergisi The Economist tarafından desteklenen etkili patent karşıtı hareket; maliyetinin yararından daha fazla olacağı gerekçesiyle, patent sistemine karşıydı.

çok araştırma yapılmıştır. Örneğin, 2000 yılında ABD’deki ilaç araştırmalarının sadece yüzde 43’ü ilaç endüstrisinin ken-

List, (The National System of Political

Örneğin, serbest ticaret yanlısı iktisatçıların işaret etmekten çok fazla memnuniyet duydukları gibi, bebek endüstrilerin korundisi tarafından finanse edilmiştir. Araştırma harcamalarının yüzde 29’u ABD Hükümeti, yüzde 28’i özel yardım kurumları ve üniversi-

Ekonomy, 1841), Alman İktisatçı.

ması, yerli firmalar lehine suni bir tekel gücü yaratarak etkin olmayan sonuçlar doğurur. Fakat bu tür bir koruma, eğer uzun dönemde

teler tarafından fonlanmıştır.

üretkenliği yükseltir ve kendi yarattığı tekelin

Dolayısıyla, ABD gelecekte ilaç patentlerini lağvetse ve buna karşılık ülkedeki tüm ilaç şirketleri araştırma laboratuvarlarını kapatsalar dahi (ki bu olmayacaktır) bu ülkede hala bugün olanın yarıdan fazlası kadar ilaç araştırması yapılacaktır. Patent lobisinin sürekli söylediğinin tersine, patent sahiplerinin haklarının biraz kısıtlanmasının dahi (örneğin, fakir halklar/ülkeler için daha

zararlarını fazlasıyla kapatırsa haklı görülebilir. Fakat patent sisteminin faydalarını kabul etmek herhangi bir maliyetinin olmadığını söylemekten farklıdır. Bebek endüstri korumasının aşırıya kaçmasında olduğu gibi, eğer sistemi yanlış tasarlarsak ve bir patent sahibini aşırı ölçüde korursak, sistem yararlarından daha fazla maliyet üretecektir.

düşük fiyatlar uygulamaya zorlanılması veya gelişmekte

Bu sistemin en zararlı etkisi, ekonomilerini geliştirmek

olan ülkelerde patentlerin geçerlilik sürelerinin daha kısa

için daha iyi teknolojilere ihtiyaç duyan, teknolojik yönden

tutulmasının kabul ettirilmesi) yeni fikirlerin ortadan kaygeri kalmış ülkelere bilgi akışını bloke etme potansiyelinde

bolmasıyla sonuçlanması pek muhtemel değildir.

yatar. Ekonomik gelişme, tamamen ileri düzeydeki yabancı

teknolojilerin soğurulmasına dairdir. Bunu daha zorlaştıran herhangi bir şey (patent sistemi ya da ileri teknolojilerin ihracının yasaklanması) ekonomik gelişme için iyi değildir. Konu bu kadar basittir. Kötü Samiriyeli1 zengin ülkeler bu durumu geçmişte açıklıkla kavramışlar ve ileri ülkelerden bilgi akışının engellenmesini önlemek için herşeyi yapmışlardır.

18. Yüzyıl boyunca teknolojik yarış, adam transferi tertipleri, makine kaçakçılığı ve endüstriyel casusluk üzerinden şiddetle sürdü. Fakat yüzyılın sonuna kadar, kendisini kullanan işçilerden ve makinelerden ayrılabilen türden bir bilgi olan “bedensiz bilginin” (disembodied knowledge) öneminin artmasıyla, oyunun doğası kökünden değişti. Bilimin gelişmesi, tamamı olmasa bile bilginin büyük kısmının (bilimsel) bir dille yazıya dökülebilmesi ve uygun eğitimi almış herhangi biri tarafından anlaşılabilmesi anlamına geliyordu. Fizik ve mekaniğin ilkelerini anlayan bir mühendis teknik çizimlerine bakarak bir makineyi yeniden üretebilirdi. Bir fikir, genel bilim ve mühendislik dilinde bir kez yazılı hale getirildikten sonra kopyalanması çok daha kolaylaşmaktadır. Beceri sahibi yabancı bir işçiyi kendi ülkenize götürdüğünüzde pek çok kişisel ve kültürel sorun ortaya çıkar. Bir makineyi ithal ettiğinizde, bu makinenin işleyiş ilkelerini sadece kısmen anlayabilmeniz sebebiyle azami verim elde edemeyebilirsiniz. ”Bedensiz bilginin” öneminin artışıyla, bilgiyi içinde barındıran işçilerin ve makinelerin korunmasından ziyade fikirlerin korunması daha önemli hale gelmiştir. Sonuçta, İngiltere’nin becerili işçi göçüne koyduğu yasak 1825’te, makine ihracatına koyduğu yasak 1842’de kaldırılmıştır. Bunların yerine fikir akımlarının yönetimindeki temel araç, Patent Kanunu olmuştur.

Mevcudiyeti varsayılan ilk patent sistemi, Venedik tarafından “yeni sanatların ve makinelerin” mucitlerine on yıllık imtiyazlar verildiğinde 1474’te kullanılmıştır. Patent sistemi bazı Alman şehir devletlerince 16. Yüzyıl’da gelişi güzel ve 17. Yüzyıl’dan başlayarak İngiltere tarafından da kullanılmıştır. 18. Yüzyıl’ın sonlarından itibaren 1791’de Fransa’da, 1793’te ABD’de ve 1794’te Avusturya’da kullanılmaya başlanarak hızla yaygınlaşmıştır. Bugünün zengin ülkelerinin pek çoğu kendi patent kanunlarını Fransız Patent Kanunu’nun çıkışını izleyen elli yıl içinde oluşturmuşlardır. Telif kanunu (ilk kez 1709’da İngiltere’de çıkarılmıştır) ve marka kanunu (ilk kez 1862’de İngiltere’de çıkarılmıştır) gibi diğer fikri mülkiyet kanunları bugünün zengin ülkelerinin çoğu tarafından 19. Yüzyıl’ın ikinci yarısında benimsenmişlerdir. Zaman içinde, patentler ve markalar hakkındaki Paris Konvansiyonu (1883) ve telif hakları hakkındaki Bern Konvansiyonu (1886) gibi fikri mülkiyet haklarına ilişkin uluslararası anlaşmalar ortaya çıkmıştır. Fakat bu uluslararası anlaşmalar bile teknolojik yarıştaki “yasadışı” araçların kullanımını sonlandırmamıştır.

Avukatlar Dahil Oluyor

İsviçre 1888’e kadar Patent Kanunu çıkarmamıştır. Ülkenin 1888 tarihli Patent Kanunu sadece ”mekanik modelleri temsil eden icatlara” koruma sağlamıştır. Bu hüküm otomatik olarak (ve kasten) kimyasal icatları kapsam dışında tutmuştur. Kendisi sonradan bu alanlarda bir dünya liderine

dönüşen İsviçre, o dönemde pek çok kimya ve ilaç teknolojisini Almanya’dan “ödünç” alıyordu. İşte bu sebeple kimyasal patentler vermeleri menfaatlerine uygun değildi.

Sadece 1907’de, Almanya’nın ticari yaptırım tehdidi altında İsviçreliler kimyasal icatlara patent koruması vermeyi kararlaştırdılar. Bununla birlikte, yeni Patent Yasası bile kimyasal teknolojileri bugünün TRIPS sistemince beklenilen derecede korumadı. O dönemin diğer pek çok ülkesi gibi İsviçre, kimyasal süreçlere patent verirken kimyasal maddelere patent vermeyi geri çevirdi. Gerekçe şuydu: Bu tür maddeler mekanik icatlardan farklı olarak zaten doğada mevcuttur ve dolayısıyla, “mucit” bu maddeleri bulmaktan ziyade sadece bunları doğadan ayrıştırmayı bulmuştur. İsviçre’de kimyasal maddelere 1978’e kadar patent verilmemiştir.

O dönemde Patent Kanunu olmayan yegane ülke İsviçre değildi. Aslında Hollanda 1817’de çıkardığı Patent Kanunu’nu 1869’da yürürlükten kaldırmış ve 1912’ye kadar yeniden yürürlüğe koymamıştı. Hollandalılar bu kanunu yürürlükten kaldırdıklarında, yukarıda değindiğim patent-karşıtı hareketin asgari düzeyde bile etkisi altında kalmamışlar; esasen, suni biçimde yaratılan bir tekel olan patentin kendi serbest ticaret ilkelerine ters düştüğüne ikna olmuşlardı. Günümüzün bir ev eşyası markası olan Hollandalı elektronik şirketi Philips faaliyetine 1891’de, bir patent yasasının yokluğundan istifade ederek Amerikalı mucidinden “ödünç alınan” bir patentle, ampul imalatçısı olarak başladı.

İsviçre ve Hollanda istisnai örnekler olabilirler. Fakat 19. Yüzyıl’ın çok büyük bir bölümü boyunca, bugünün zengin ülkelerinin FMH rejimleri, yabancıların fikri mülkiyet haklarının korunmasında tümüyle çok başarısızdır. Bu kısmen ilk patent kanunlarının, bir icadın orijinalliğinin denetlenmesindeki genel gevşekliğinin bir sonucudur. Örneğin, 1836’da ülkenin Patent Kanunu’nun gözden geçirilmesinden önce ABD’de, patentler orijinalite ispatı aranmaksızın veriliyordu. Bu durum dolandırıcılar tarafından, halihazırda kullanılan aletlerin patentlerinin alınmasını (“çakma patentler”) ve daha sonra bu aletlerin kullanıcılarından hak ihlaline dayanan dava tehdidiyle para talep edilmesini özendirmiştir. İngiltere, Hollanda, Avusturya, Fransa ve ABD dahil pek çok ülkede, ithal edilen icatların patentlenmesine alenen izin veriliyordu. Peter Durand 1810’da İngiltere’de, Fransız Nicolas Appert’in icadı olan konserve teknolojisinin patentini aldığında, başvuru evrakında alenen, o zamanlar bir yabancının icadına dayanan bir patent alınırken kullanılan genel bir kayıt olan, “icat bana bir yabancı tarafından iletildi” hükmü yer alıyordu.

Fikirlerin “ödünç alınması” sadece patenti alınabilecek icatlarla ilişkili değildir. Bunun yanı sıra bugün Çin’de; daha öncesinde Japonya, Kore ve Tayvan’da olduğu gibi, 19. Yüzyıl’da marka taklidide yaygındı. İngiltere 1862’de Marka Kanunu’nu (Ticari Marka Kanunu-the Merchandise Mark Act), yabancıların özellikle de Almanların İngiliz mallarının taklitlerini yapmalarının önüne geçmek amacıyla gözden geçirdi. Gözden geçirilen yeni kanun, üreticilerin imalat yerini veya ülkesini açıkça bildirmesini “ticari faaliyetin tanımlanmasının” gerekli bir parçası olarak emrediyordu.

1 Kötü Samiriyeli: “İyi Samiriyeliler” hikayesinin aslı İncil’dendir. Hikayede, Samiriyeliler acımasız ve başı belada olanların durumundan bile faydalanmaktan kaçınmayan kişiler olarak tipleştirilmeleri gerçeğine rağmen, eşkiyalar tarafından soyulmuş bir adama bir iyi Samiriyeli tarafından yardım edilir.

Alman firmaları kanunu aldatmayı sağlayan çok zekice taktiklerle karşılık verdiler. Örneğin, malın üretildiği menşe ülkeyi gösteren damgayı ayrı ayrı malların üstüne değil de paketlerin üstüne koydular. Ürün paketten bir kez çıkarıldığında, müşteriler malın menşe ülkesini söyleyemezlerdi. Bu tekniğin ithal saat ve çelik törpülerde özellikle yaygın olduğu söylenir. Alternatif olarak, Alman imalatçılar piyano ve bisiklet gibi bazı mallan İngiltere’ye parçalar halinde göndermiş ve orada birleştirmişler veya menşe ülkesini gösteren damgayı pratikte görülmesi mümkün olmayan yerlere oymuşlardır. Alman malı adını taşıyan ve Alman taklitçiliğini konu alan bir kitabın yazarı olan 19. Yüzyıl İngiliz Gazetecisi Ernest Williams, bariz şekilde “Singer” ve “North British Sewing Machines” markasını taşıyan çok sayıda dikiş makinesini İngiltere’ye ihraç eden bir Alman firmasının, küçük harflerle yazılmış Alman Malı damgasını nasıl ayak pedalının altına koyduğunu belgeler. Yarım düzine kadın terzi güçlerini birleştirip makineyi ters çevirerek yazıyı okuyabilirler; aksi halde yazı okunmadan kalacaktır.

Telif hakları da rutin şekilde ihlal edildiler. Telif haklarına dair bugünkü coşkulu ve adanmış tavrına rağmen ABD, 1790 tarihli telif hakları kanunuyla geçmişte, yabancıların telif haklarını korumayı reddediyordu. ABD Uluslararası Telif Hakları Anlaşması’nı (1886 tarihli Bern Konvansiyonu) ancak 189l’de imzaladı. O dönemde, ABD telif haklarına dayalı malzemelerde net ithalatçı konumundaydı ve sadece Amerikan yazarlarının korunmasını avantajlı buluyordu. Başka bir yüzyıl boyunca (1988’e kadar), kendi toprakları dışında basılmış yayınlar üzerindeki telif haklarını tanımadı.

Tarihsel resim açıktır. Taklitçilik modern Asya’da icat edilmemiştir. Bilgi birikimi bakımından kendileri geriyken bugünün zengin ülkeleri, başkalarının patentlerini neşeyle ihlal etmişlerdir. Amerikalılar İngilizlerin telif ürünlerini, Almanlar İngilizlerin markalarını “ödünç alırken” İsviçreliler Almanların kimyasal icatlarını “ödünç almışlardır”. Üstelik bu ülkelerin tümü de ödünç aldıklarının günümüzde karşılığı olduğu düşünülen bedeli bile ödememişlerdir.

Bu tarihsel sürece karşın Kötü Samiriyeli zengin ülkeler şimdi, TRIPS anlaşması ve çok sayıda çift-taraflı serbest ticaret anlaşması vasıtasıyla gelişmekte olan ülkeleri, tarihte görülmemiş ölçüde fikri mülkiyet haklarını korunmaya zorluyorlar. Fikri mülkiyet haklarının daha güçlü korunmasının yeni bilginin üretimini teşvik edeceğini ve gelişmekte olan ülkeler dahil herkese yarar sağlayacağını ileri sürüyorlar. Fakat bu doğru mu?

Miki Fare’yi Daha Uzun Yaşatmak

1998’de ABD, Telif Hakları Dönem Uzatma Kanunu ile telif haklarının korunması için “yazarın ömrü artı 50 yıl veya kurumsal yazarlığa dayanan eserler için 75 yıl” (1976’da belirlendiği gibi) olan süreyi “yazarın ömrü artı 70 yıl veya kurumsal yazarlığa dayanan eserler için 95 yıl” biçiminde uzatmıştır. Tarihsel bir perspektifle bu, 1790 Telif Haklan

Kanunu’nca getirilen orijinali 14 yıl olan (14 yıllık bir dönem için yenilenebiliyordu) telif koruma süresinin inanılmaz ölçüde uzatılmasıydı.

1998 Yasası, Disney’in 1928’de yaratılan (SteamboacWillie) Miki Fare’nin 75. doğum gününe vurguyla bu yasa için lobicilik yapması sebebiyle, yerici biçimde Miki Fare’yi Koruma Kanunu olarak bilinir. Bu yasanın özellikle dikkate değer yönü, öncesini kapsayarak uygulanmasıdır. Mevcut çalışmalar için koruma döneminin uzatılmasının asla yeni bilgi yaratamayacağı aşikardır.

Hikaye telif haklarıyla bitmez. ABD ilaç endüstrisi halihazırda FDA (Gıda ve İlaç İdaresi) tarafından ilaç onay sürecindeki gecikmeleri telafi ihtiyacı gibi bahaneleri kullanarak patentleri 8 yıla kadar defacto uzatmak için başarıyla lobicilik yapmaktadır. Geçmişte ABD patentlerinin, telif haklarında olduğu gibi, sadece 14 yıl geçerli olduğu dikkate alındığında, bunun ilaç endüstrisinin kendi icatlarının patent ömürlerini fiilen iki katına çıkardıkları anlaşılır.

19. Yüzyıl’ın 3. çeyreğinde (1850-1875), 60 ülkelik bir örneklem ülke içindeki ortalama patent ömrü 13 yıldı. 1900 ile 1975 arasında bu süre 16 veya 17 yıla uzadı. ABD kendisinin 20 yıllık patent koruması süresini, buna Dünya Ticaret Örgütü’nün TRIPS anlaşmasında özel bir yer verilmesiyle şimdi bir “küresel standard” haline getirmiştir. 60 ülkelik ortalama süre 2004 itibarıyla 19 yıl olmuştur. İlaç patentlerinin defacto uzatılması gibi TRIPS’in ötesine geçen diğer örneklere ABD hükümetince ikili serbest ticaret anlaşmalarıyla yaygınlık kazandırılmaktadır. Fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunmasının tekel yaratması (ve bunun toplumsal maliyetleri bulunması) sebebiyle, koruma süresinin uzatılmasının bu tür maliyetleri yükselteceği açıktır. Sürenin uzatılması -fikri mülkiyet haklarının herhangi başka bir şekilde güçlendirilmesinde olduğu gibi- toplumun yeni bilgi için daha fazla ödeme yapması anlamına gelir. Elbette, eğer sürenin uzatılması yeni bilgi üretilmesini sağlıyorsa (yeniliği teşvik ederek) bu maliyetlere katlanılması haklı görülebilir. Fakat bunun -en azından artan koruma maliyetini telafi edecek düzeyde- gerçekleştiğine dair bir delil yoktur. Bu şartlar altında mevcut fikri mülkiyet hakları sürelerinin uygun olup olmadığını ve eğer gerekiyorsa kısaltılması gerekip gerekmediğini dikkatle incelememiz gerekir.

Kapatılmış Kabuksuz Sandviçler ve Zerdeçal

FMH kanunlarının gerisindeki bir temel yaklaşım, korunmayla ödüllendirilmiş yeni bir fikrin korunmaya değer olmasıdır. Bu, bu türdeki tüm kanunların orijinal olma (teknik jargonda “yeniliğe” sahip olmak ve “aşikar olmamak”) fikrini talep etmesinin sebebidir. Bu soyut kavram olarak tartışma götürmez bir husus gibi görünebilir. Fakat uygulamaya aktarılması daha zordur. Çünkü yatırımcıları diğer sebeplerin yanı sıra orijinalite çıtasını aşağıya indirme yönünde lobi yapmaya sevk eden saikler vardır.

Patentlenmesi konusunda anlaşmazlık bulunmayan şeyler için bile neyin patentlenmeye değecek bir icat olduğuna hükmetmek için belirgin bir yöntem yoktur.

1980’lerden bu yana ABD’de patentler için orijinalite engelleri belirgin ölçüde indirilmiştir. ABD patent sisteminin bugünkü durumu hakkında önemli bir kitabın yazarları olan Profesör Adam Jaffe ve Profesör Josh Lerner çok aşikar bazı şeyler için bile patent verildiğini işaret ediyorlar. Örneğin, amazon.com’un “tek tık” internet alışveriş sistemi, Smuckers adlı gıda firmasının “kapatılmış kabuklu sandviçleri” ve hatta “ekmek tazeleme yöntemleri” (esasen bayat ekmeğin tost yapılması) veya bir “salıncakta sallanma (görünen o ki beş yaşında bir çocuk tarafından ‘icat edilen’) yöntemi” gibi. İlk iki örnekte, patent sahipleri ellerindeki yeni hakları rakiplerini mahkemeye vermek için bile kullandılar. Önceki örnekte barnesandnoble.com, sonrakinde ise Michigan’da Albie’s Foods Inc. adındaki küçük bir yemek şirketi dava edildiler. Bu örnekler yelpazenin daha çılgın ucunda olsalar da genel eğilim, “patent tekelinin sadece hakikaten orijinal fikirlere verilmesini garanti altına alması gereken yenilik ve aşikar olmama testinin büyük ölçüde işlemez hale gelişini yansıtmaktadır”. Bunun sonucu, Jaffe ve Lerner tarafından “patent patlaması” diye adlandırılan durumdur. Bu iki yazar 1930 ile Amerikan patent sisteminin gevşetildiği 1982 arasında ABD’de verilen patent sayısı yüzde 1 artarken; patent verilirken daha liberal bir yaklaşımın benimsendiği 1983-2002 döneminde sayının yüzde 5.7 arttığını belgelemişlerdir. Bu yükseliş kesinlikle Amerikan yaratıcılığındaki bir ani artıştan kaynaklanmıyor!

Fakat eğer Amerikalılar aptalca patentler veriyorlarsa, bu durumu niçin umursamalı? Umursamalı çünkü yeni Amerikan sistemi başka ülkelerde iyi bilinen fikirlerin “çalınmasını” özendirmektedir. Özellikle de gelişmekte olan ülkelerde, çok uzun zamandır çok iyi bilinmeleri sebebiyle hukuki koruma altında bulunmayan fikirlerin çalınmasını. Bu durum “geleneksel bilgi” hırsızlığı olarak bilinir. Bu alandaki en iyi örnek, 1995 yılında Missisipi Üniversitesi’nden iki Hindistanlı araştırmacıya, yara iyileştirici etkileri Hindistan’da binlerce yıldır bilinen zerdeçalın ilaç olarak kullanımı için patent verilmesidir. Amerikan mahkemelerinde Yeni Delhi’de yerleşik Tarımsal Araştırma Konseyi’nin (Councilfor Agriculture Research) desteğiyle mümkün olan meydan okuyuş sayesinde patent iptal edilmiştir. Eğer haksızlığa uğrayan ülke bu tür mücadeleler için Hindistan’ın sahip olduğu insan kaynaklarına ve finansal imkanlara sahip olmayan küçük ve çok fakir bir ülke olsaydı, bu patent halen geçerli olabilirdi.

Bu örnekler şoke edici olsalar da, orijinallik çıtasının aşağıya indirilmesinin sonuçları, fikri mülkiyet hakları sisteminde bugün geçerli olan dengesizliğin yarattığı en büyük sorun

değildir. En ciddi sorun, fikri mülkiyet hakları sisteminin, teknolojik yenilikleri teşvik etmekten ziyade onun önünde bir engel oluşturmasıdır. İç İçe Geçmiş Patentler Tiranlığı Isaac Newton’ın ünlü deyişi gibi, “Eğer biraz daha ötesini görürsem, bu devlerin omuzlarına dayanarak olur.” Newton bu sözle fikirlerin birikerek geliştiği gerçeğine atıfta bulunuyordu. Patentlere ilişkin daha önceki uyuşmazlıklarda bazıları bunu rakiplerine karşı kullandılar. Yeni fikirler entelektüel gayretle mayalandığında, bir icada “nihai dokunuşları” yapan birinin tüm şöhreti ve karı alması gerektiğini nasıl söyleyebiliriz? Thomas Jefferson patentlere bu noktadan hareketle karşı çıkmıştır. Jefferson fikirlerin “hava gibi” olduğunu, dolayısıyla sahiplenilemeyeceğini ileri sürmüştür. Sorun patent sisteminin doğasında vardır. Fikirler yeni fikirlerin üretilmesindeki en önemli girdilerdir. Fakat eğer başkaları sizin kendi, yeni fikirlerinizi geliştirmek için ihtiyaç duyduğunuz fikirlere sahiplerse, onlara ödeme yapmadan bu fikirleri kullanamazsınız. Bu yeni fikirler üretmeyi pahalılaştırır. Daha kötüsü, sizin patentlerinizle yakından ilişkili patentlere sahip olan rakipleriniz tarafından patent ihlali için dava edilme tehlikesine maruz kalmanızdır. Bu tür bir dava sadece paranızı boşa harcamanıza sebep olmaz fakat size uyuşmazlık konusu olan teknolojiyi geliştirmekten alıkoyar. Bu anlamda patentler bir müşevvik olmaktan ziyade teknolojik gelişmenin önünde bir engeldir. Gerçekten de patent ihlali davaları, dikiş makineleri (19. Yüzyıl’ın ortası), uçaklar (20. Yüzyıl’ın başı) ve yarı-iletkenler (20. Yüzyıl’ın ortası) gibi ABD endüstrilerindeki teknolojik gelişmelerin önündeki esas engeller olmuşlardır. Dikiş makinesi endüstrisi (Singer ve birkaç başka şirket)

bu soruna özel zekice bir çözüm bulmuşlardır: Dahil olan tüm şirketlerin ikili patentleri birbirlerine karşılıklı lisanslarla kullandırdıkları bir “patent havuzu”. Uçaklar (Wright kardeşlere karşı Glenn Curtiss) ve yarı-iletkenler (Texas Instrument’a karşı Fairchild) söz konusu olduğunda, adı geçen firmalar bir uzlaşmaya varamadıkları için patent havuzunu ABD hükümeti empoze etmiştir. Devlet tarafından empoze edilen bu patent havuzları olmaksızın, bu endüstrilerin bugüne kadar başardıkları ölçüde ilerlemeleri mümkün olamazdı. Maalesef, iç içe geçmiş patentler sorunu son dönemde daha da kötüleşmiştir. Münferit genler düzeyine kadar inerek çok küçük bilgi parçacıkları giderek daha kolay patentlenebilir duruma geldikçe, patentlerin teknolojik gelişme önünde engel olması riski yükselmektedir. Yakın zamandaki altın pirinç adıyla bilinen tartışma bu noktayı çok iyi göstermektedir. Ingo Potrykus (İsviçreli) ve Peter Beyer (Alman) tarafından öncülük edilen bir grup bilim adamı 2000 yılında pirincin içinde bulunan beta-karotene adlı maddenin (bu madde sindirildiğinde A vitaminine dönüşür) artırılmasını sağlayan bir genetik mühendisliği teknolojisinin geliştirildiğini duyurdular. Beta-karotene maddesinin doğal rengi sebebiyle bu yeni pirinç kendisine adını veren altın rengindeydi. Bu pirincin bazılarınca “altın” olarak görülmesinin bir başka sebebi ise pirincin temel besin olduğu ülkelerde yaşayan milyonlarca fakir insana önemli beslenme faydaları getirebilme potansiyelini taşımasıydı. 21’inci yüzyılın başında Afrika ve Asya’daki 118 ülkede yaşayan 124 milyon insanın A vitamin yetersizliğine yakalanmış olduğu tahmin edilmektedir. A vitamin yetersizliğinin her yıl bir veya iki milyon insanın ölümüne, yarım milyon insanın tedavisi mümkün olmayan şekilde körleşmesine ve

milyonlarca insanın xerophthalmia adındaki zayıflatıcı göz hastalığına sebep olduğu düşünülmektedir.

2001’de Potrykus ve Beyer, bu teknolojiyi ilaç ve biyoteknoloji firması Syngenta’ya (o zamanki adıyla Astra Zeneca’ya) satarak bir uyuşmazlığa yol açtılar. Syngenta araştırmayı Avrupa Birliği üzerinden dolaylı olarak finanse etmiş olması sayesinde geliştirilen yeni teknoloji üzerinde kısmi ve yasal bir hak iddiasına zaten sahipti. Ve bu iki bilim adamı kendilerine onur veren bir yaklaşımla, altın pirinçten yılda 10 bin dolardan daha az kazanan çiftçilere bu teknolojinin bedavaya kullanılmasına izin verilmesi için, Syngenta ile sert bir müzakereye girmişlerdir. Bu durumda bile bazıları bu türden değerli bir “kamu malı” teknolojinin, kar peşinde koşan bir firmaya satışını kabul edilemez bulmuşlardır.

Eleştirilere karşı Potrykus ve Beyer, kendi teknolojilerini kullanılabilir hale getirmek için ihtiyaç duydukları patenti alınmış diğer teknolojilerin lisanslarının temininde güçlükler olması sebebiyle, geliştirdikleri teknolojiyi Syngenta’ya satmak zorunda kaldıklarını söylemişlerdir. En yalın şekliyle 32 farklı firma ya da üniversiteye ait olan ilgili 70 patentin kullanımı için gereken kaynaklara veya becerilere, bilim adamı konumunda sahip olmadıklarını ileri sürmüşlerdir. Eleştiri getirenler, bu görüşlere Potrykus ve Beyer’in güçlükleri abarttıklarını söyleyerek karşı çıkmışlardır. Fakat esas husus geçerliliğini korumaktadır. Teknolojinin laboratuvarlarda münferit bilim adamları tarafından geliştirilebildiği günler geride kalmıştır. Bugün tehlikeli ve iç içe girmiş patentler sathında müzakereleri sürdürmek için bir avukatlar ordusuna ihtiyacınız vardır. İç içe geçmiş patentler sorununa bir çözüm bulmadıkça patent sistemi teknolojik gelişmeyi teşvik etmek yerine gerçekte bir temel engel haline gelebilir.

Zalim Kurallar ve Gelişmekte Olan Ülkeler

Zengin ülkelerde, özellikle yeri ABD’de belirlenen daha aşağıdaki orijinallik çıtası, halihazırda mevcut geleneksel bilginin gelişmekte olan ülkelerden çalınmasını kolaylaştırmıştır. Zengin ülkelerdeki ilaç şirketlerinin kamu menfaati hükümlerini kullanma imkanlarını sınırlamaları karşısında; gelişmekte olan ülkelerin siyasi zayıflıklarına paralel olarak, kopyalanmış ilaçları yapmalarına veya ithal etmelerine artık izin verilmemesi sebebiyle, çok ihtiyaç duyulan ilaçlar daha da pahalılanmıştır.

Fakat -sözümüzü sakınmadan söylersek- en büyük sorun yeni FMH sisteminin ekonomik kalkınmayı zorlaştırmasıdır.

Tüm patentlerin yüzde 97’siyle, yayın haklarının ve markaların çok büyük bir kısmı zengin ülkelerin elindeyken, FMH sahiplerinin haklarının güçlendirilmesi gelişmekte olan ülkelerin bilgiye erişiminin daha pahalılaşması demektir. Dünya Bankası’nca, TRIPS anlaşmasını izleyen dönemde sadece teknoloji lisans ödemelerinin gelişmekte olan ülkelere fazladan 45 milyar dolara mal olduğu tahmin edilmektedir ki bu tutar zengin ülkelerce verilen dış yardımın yaklaşık olarak yarısı kadardır (2004-2005 döneminde yılda 93 milyar dolar). Etkinin büyüklüğünü sayısallaştırmanın zorluğuna rağmen, telif haklarının güçlendirilmesi; eğitimi, özelliklede ileri düzeydeki yabancı kitaplara ihtiyaç duyulan yüksek eğitimi daha pahalı hale getirmiştir.

Üstelik hepsi bununla sınırlı da değildir. Eğer gelişmekte olan ülkeler TRIPS anlaşmasına uygun hareket ederlerse,

her biri yeni bir FMH sistemi kurmak ve uygulamak için çok para harcamaya ihtiyaç duyacaklardır. Sistem kendi kendine işlememektedir. Telif haklarının ve markaların korunması bir müfettişler ordusunu gerektirmektedir. Patent ofisinin patent başvurularını değerlendirmek için bilim adamlarına ve mühendislere ve mahkemelerin uyuşmazlıkların çözümünde yardım almak için patent avukatlarına ihtiyacı vardır. Bütün bu insanların eğitilmesi ve istihdamı maliyetlidir. Kaynakların sınırlı olduğu bir dünyada, DVD korsanlarını avlamak için daha çok patent avukatı yetiştirilmesi ve daha çok müfettiş kiralanması gerekir. Bu ise daha az hemşire ve polis memuru istihdam ederken daha az doktor ve öğretmenin yetiştirilmesi anlamına gelir. Gelişmekte olan ülkelerin bu mesleklerin hangilerine daha çok ihtiyaç duydukları ortadadır.

Acınacak durumdaki husussa şudur: Gelişmekte olan ülkeler artan lisans bedellerini ve FMH sistemini uygulamak için açığa çıkan ilave masrafları ödemeleri karşılığında neredeyse hiçbir şey elde edemeyeceklerdir. Zengin ülkeler kendi FMH koruma sistemlerini güçlendirdiklerinde, korumacılığın güçlenmesinden kaynaklanan yararlar maliyetleri karşılamasa bile, en azından yeniliklerde artış bekleyebilirler. Bunun tersine, gelişmekte olan ülkelerin çoğu araştırma yapmak için gerekli kapasiteye sahip değillerdir. Araştırmalar özendirici teşvikler artırılabilir, fakat bunların avantajlarından yararlanacak kimse ortalıkta yoktur. Eğer bunları kullanabilecek kapasite orada değilse teşviklerin neler olduğunun hiç önemi yoktur.

Dengeyi Doğru Kurmak

Patentleri, telif haklarını veya markaları lağvetmemiz gerektiğini ileri sürmüyorum. Bunlar yararlı amaçlara hizmet ederler. Fakat fikri mülkiyet haklarının bir ölçüde korunmasının yararlı veya gerekli bile olduğu gerçeği, daha fazlasının daima daha iyi olduğu anlamına gelmez. Bu noktayı daha anlaşılır hale getirmek için tuz benzetmesi faydalı olabilir. Hayatta kalmak için biraz tuz elzemdir. Biraz daha fazlası sağlığımıza biraz zarar verebilse de yemek yemeyi daha zevkli kılar. Fakat belirli bir düzeyin üstünde tuzun sağlığımıza verdiği zarar daha lezzetli gıdadan elde ettiğimiz faydayı aşar. Fikri mülkiyet haklarının korunması da buna benzer. Asgariye yakın bir düzeyde koruma bilgi üretilmesi için elzem olan müşevvikleri yaratır. Biraz daha fazlası, maliyetinden daha fazla yarar getirebilir. Fakat çok fazlası yararından daha fazla maliyet getirir; dolayısıyla ekonomiyi tahrip eden bir sonuca götürür.

Dolayısıyla esas sorun FMH korumasının soyut anlamda iyi ya da kötü olup olmaması değildir. Esas sorun insanları yeni bilgi üretmeye teşvik etme ihtiyacı ile yeni bilginin getirdiği yararların bu alandaki tekelden kaynaklanan maliyetleri aşmayacağını garanti altına alma ihtiyacı arasındaki dengeyi doğru biçimde nasıl kuracağımızdır. Bunu yapabilmek için bugün geçerli olan FMH korumasının ölçüsünü; koruma süresini kısaltarak, orijinallik çıtasını yükselterek ve zorunlu lisanslamayla paralel ithalatı kolaylaştırarak zayıflatmamız gerekir.

Eğer daha zayıf koruma, potansiyel yatırımcılar için yetersiz müşevviklere yol açarsa -ki bu mümkün olabilir de olmayabilir de- kamu sektörü, sürece müdahil olabilir. Bu araştırma faaliyetlerinin doğrudan ulusal (örneğin, ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü-the US National Institutes of Health) ya

da uluslararası (örneğin, pirincin Yeşil Devrim çeşitlerini geliştiren Uluslararası Pirinç Araştırma Enstitüsü-the International Rice Research Institute) kamusal kurumlar tarafından yapılmasıyla söz konusu olabilir. Bu, nihai ürüne kamusal erişim şartını koyan özel sektör şirketlerine yönelik hedeflenmiş Ar-Ge sübvansiyonları vasıtasıyla da yapılabilir. Ulusal ve uluslararası düzeyde kamu sektörü bu işleri zaten yapmaktadır. Dolayısıyla mevcut uygulamadan radikal bir sapma söz konusu olmayacaktır. Bu tür bir hareket yalın haliyle bir müdahale ve mevcut çabaların yeniden yönlendirilmesi sorunudur.

Herşeyin ötesinde, uluslararası FMH sistemi, gelişmekte olan ülkelerin yeni teknik bilgiyi makul maliyetlerle elde edebilmelerine izin verilerek daha üretken olmalarına yardım edecek şekilde reforme edilmelidir. Gelişmekte olan ülkelere daha zayıf fikri mülkiyet hakları -daha kısa patent süreleri, daha düşük lisanslama bedelleri (muhtemelen ödeme güçlerine göre kademelendirilmiş) veya daha kolay zorunlu lisanslama ve paralel ithalat- uygulamaları için izin verilmelidir.

Son olarak bir başka önemli konu şudur: Gelişmekte olan ülkelerin teknolojiyi elde etmesini kolaylaştırmakla yetinmemeliyiz; aynı zamanda bu ülkelerin daha üretken teknolojileri kullanma ve geliştirme kapasitelerini geliştirmelerine de yardım etmeliyiz. Bu amaçla patent ödemeleri üstüne uluslararası bir vergi koyup buradan temin edilecek geliri gelişmekte olan ülkelere teknolojik destek için kullanabiliriz.

Bu amaçla uluslararası telif hakları sisteminde akademik kitaplara erişimi kolaylaştıran bir değişiklik yapılarak desteklenebilir.

Değerlendirme

Kitaptan özetleyebildiğimiz bölümden de anlaşılacağı üzerine gelişmiş/sanayileşmiş ülkeler “bugün var olan durumlarına gelmek için kullandıkları yol ve yöntemleri”, yanlarına gelebilecek ya da katılacak hiçbir ülke için önermemektedirler. Emperyalist kapitalist sistem ülkelerinin ve kontrolü altındaki uluslararası kurumların ve kuruluşların tüm çabaları; bir üst seviyeye çıkarken kullandıkları merdiveni diğer ülkeler gelmesin diye devirmektir. Sistem içinde yer alarak merdivenden tırmanmak isteyenlerin bile radikal tutum almalarına ilişkin diğer örnekler kitabın içinde bolca vardır.

Akla gelebilecek her ekonomik konuda kendi çıkarları gündeme geldiğinde, kamu müdahalesini ve kendi şirketlerinin korunması gerektiğini sonuna kadar savunanlar ülkeler, başka ülkeler aynı durumda olduğunda attıkları liberalizm, serbestlik ve serbest ticaret nutuklarını unutmayalım.

Kendileri “korumacı” politikalar sayesinde zenginleşenlerin şimdi gelişmekte olan ülkelere nasıl “serbest ticaret” methiyeleri düzdükleri örneklerini kitapta bolca görünce adı geçenlerin samimiyetleri hakkında net bilgi sahibi oluyorsunuz.

Günümüzde neoliberal yaklaşım tüm kurumları ile bizim gibi tüm ülkelere “yaptığı yapma, dediğimi yap” politikasını dayatmaktadır. Bizim de yapacağımız tersi olmalı; özgür ve demokratik bir ortamda yerel saiklerle evrensel boyutta sanayileşme…

Türkiye’de Sanayi, Teknoloji ve Ar-Ge Öncelikli Sektör Seçimine Yönelik Yüksek Katma Değerli Ürünler…

TEKNOLOJİ HAMLESİ İÇİN STRATEJİK AYAKLAR

Yavuz Bayülken TMMOB Makine Mühendisleri Odası

Sanayi Çalışma Grubu Başkanı

S anayinin gelişip belirli bir düzeye ulaşmasında teknolojinin işlevi büyük önem taşımaktadır. Sanayi için iç tasarrufların yapılarak yatırımlara yönlendirilmesinde teknolojinin seçimi ve transferi öncelik kazanmaktadır. Uygulamada seçilen ve ithal edilen teknoloji giderek kalkınmanın yalnızca başlangıcında yer alırken, teknoloji geliştirme ve bunun için yapılan Ar-Ge yatırımları ve destekleri öne geçmektedir.

Son 30 yıldaki gelişmeler, teknolojinin ülke sanayindeki yönelimlerini de belirlemiştir. Burada teknoloji üç temel niteliğiyle ele alınmıştır:

• Ürün geliştirme sürecindeki rolü • Doğrudan ürün üzerindeki rolü • İmalat sürecindeki rolü

Teknolojinin ilk rolü ürün geliştirme sürecinde ortaya çıkmaktadır. Uygulamada seçilen veya geliştirilen teknolojilerle ürün maliyetlerinin düşürülmesi, tasarımda fiziki ağırlık ve kullanım yönünden avantajların sağlanması ve sürecin hızlandırılması sağlanmıştır. Ürün geliştirme sürecinin etkinliği ve yeterliliği, büyük çapta bilgi teknolojilerinin kullanımı ile olanaklı olmuştur. Bu teknolojilerin başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:

• Bilgi işleme dayalı eşzamanlı çalışma • Hızlı geliştirilen bilgisayar programı ve sistemleri • Sanal gerçeklik sistemleri • Hızlı modelleme ve hızlı prototip üretimi • Simülasyona (benzetim) dayalı üretim ve test çalışmaları

Bu teknolojiler Ar-Ge faaliyet ve sistematikleri içinde başarı ile kullanılmakta ve teknolojik gelişmeleri hızlandırmaktadır. Bu teknolojilerin kullanımı; önemli sanayi ürün ve süreçlerinin ortaya çıkarılarak, gelişmenin hızlandırılmasını sağlamaktadır. Böylece öncelikle aşağıdaki etkinlikler gerçekleştirilmiştir:

• Zaman boyutu düşünüldüğünde, bilgisayar ortamının hızlı erişimleri ile tasarımlar yapılabilmekte, tasarımların doğrulanması süreci minimize edilmektedir. • Yeni ürün ve geliştirilmekte olan ürün, özellikle “ürün seçim programlarının” devreye girmesi ile kullanıcının isteklerine uygun maliyet ve kalitede sağlanabilmektedir. Ucuz, kaliteli ve hızlı modellemeler ile risk sıfırlanabilmektedir. • Hızlı prototip, ucuz prototip üretimine ve simülasyon yönetimi, ek kalıp harcamalarına ve deneme çalışmalarına neden olmadan maliyet/kalite optimizasyonu yapılmış ürünü ortaya çıkarmakta ve pazara sunulmaktadır. • Parametrelerin belirlenmesi ile tasarımın en uygun revizyonlar ile geniş bir ürün gamında kullanılması mümkün olmaktadır.

Teknolojinin ürünün geliştirilmesi ve/veya yeni ürünün imalatı üzerindeki rolü, giderek kullanıcı/tüketiciye yönelik güvenlik açısından yasal düzenlemelerin yapılmasını, beklentiler ve talepler doğrultusunda gündeme girmektedir. Çevreye uyumlu veya çevreci ürünlerin yapılması, tasarımın yeniden ele alınıp geliştirilmesine bağlı olarak üretim sürecini etkilemektedir.

Bunun yanı sıra malzeme üretiminde de gelişmeler olmuş, nanoteknolojinin geldiği evrede, birçok ürünün yapısı yeni malzemelere nano parçacıkların katılması veya diğer gelişmiş metal oluşumların eklenmesi ile büyük çapta değişmiştir. Bu değişim, üretim sürecinin geliştirilmesini de Ar-Ge faaliyetlerine açmıştır.

Son 15-20 yıldan bu yana yönetim, organizasyon, satın alma, pazarlama, planlama, stoklama ve finansman yapılanmaları da önemli ölçüde imalat teknolojileriyle bütünleşik bir gelişme göstermektedir. Neredeyse küresel bir imalat zinciri devreye girmiştir.

Malzeme üretiminde de gelişmeler olmuş, nanoteknolojinin geldiği evrede, birçok ürünün yapısı yeni malzemelere nano parçacıkların katılması veya diğer gelişmiş metal oluşumların eklenmesi ile büyük çapta değişmiştir. Bu değişim, üretim sürecinin geliştirilmesini de Ar-Ge faaliyetlerine açmıştır.

Burada teknolojinin gelişmesinde yapılacak sanayi yatırımlarının planlanması ve kaynakların optimal kullanımı kadar yatırım yapılacak alt sektörler ile de doğrudan ilişki söz konusudur. Örneğin; iç tasarruf oranları, yatırım yoğunluğunun oranı, sanayi yatırımlarının GSYH (Gayrisafi Yurtiçi Hasıla) içindeki payı, sektörlerdeki ürünlerin katma değerleri önemli göstergeler arasında yer almaktadır.

Teknoloji, Katma Değer ve Gelişmiş Ülke İlişkisi

Genel olarak imalat sanayi ele alındığında; sektörün yarattığı katma değeri belirleyen etkenlerden biri de alt sektörün hangi teknoloji düzeyini kapsadığıdır. Buna göre teknoloji düzeyleri; yüksek teknoloji, orta-yüksek teknoloji, orta-düşük teknoloji ve düşük teknoloji gruplarıdır.

Burada özellikle yüksek teknoloji grubu ile orta-yüksek teknoloji grubu üzerinde durulacaktır. Yüksek teknoloji ve orta-yüksek teknoloji ürün, alt sektör ve sektörleri Tablo 1’de verilmiştir. Tablodan görüldüğü gibi eczacılık ürünleri (kimya sanayi) yüksek teknoloji uygulaması olan bir alt sektördür. Keza makine imalat sanayine giren bazı genel amaçlı makineler ile özel makineler yüksek katma değerli ürünler olmaktadır.

Elektrikli makine ve cihazları da bu teknoloji grubuna girmektedir. Bunlar çoğunlukla yüksek katma değerli ürünler arasında yer almaktadır. Uzay teknolojisi, optik-lazer-radyoaktif esaslı ürünler yine bu alanda yer almaktadır.

Orta ve orta-yüksek teknoloji ürünler, alt sektör ve sektörler ise Tablo 2’de belirtilmiştir. Tablo 2 incelendiğinde aşağıdaki bulguları ortaya koyabiliriz:

• Tekstil ürünleri sanayinin iplik ve dokuma ürünleri, demir-çelik sanayinin döküm ürünleri, haddelenmiş ürünler, kimya sanayi boya, gübre vs. ürünleri orta teknoloji grubu içinde yer almakta olup, büyük yatırımları gerektiren ve kısmen yüksek katma değerli imalat kapsamındadır. Bu ürünlerin bir bölümü ithal katkı maddelerini girdi olarak kullanmaktadır. • Makine imalat sanayi içinde yer alan bazı alt sektörler (buhar kazanları, madeni eşya makineleri, motor aksam ve parçaları), taşıt araçları ve aksamları kısmen orta teknoloji, kısmen de orta-yüksek teknoloji ürün

grubunda bulunmaktadır. Bir bölümü yüksek katma değerlidir. İthal yarı mamul ve girdi kullanımı yüzde 50-75 arasındadır. • Kimya sanayinin bazı ürünleri (asit, baz, pigment, bazı inorganik maddeler, yağ, parfüm vs. maddeleri) orta-yüksek teknolojili olup kısmen yüksek katma değerlidir. • Her türlü özel makine ve donanım (makine imalat sektörü), takım tezgahlarının NS ve CNS tipi olanları, özel vinç, elevatör, kaldırma makineleri orta-yüksek teknoloji grubundan olup belirli oranda ithal girdiye dayanmaktadır. • Her türlü elektronik-elektrikli cihaz, makine ve yedek parça orta-yüksek teknoloji grubunda yer almaktadır. Bu alanda sürekli olarak teknoloji gelişmesi söz konusudur. Keza bilgisayarlar, ofis makineleri vs. girdileri de ithalata dayanmaktadır. • Mesleki aletler, tıbbi cihazlar, elektronik iletişim cihazları, telefon ve elektronik girdiler yüksek teknoloji ve orta-yüksek teknoloji grubunda yer almaktadır. Ancak ithal girdilerin artış göstermesi, katma değerin azalmasına yol açmaktadır. • Ulaşım araçlarının önemli bir bölümü yüksek teknoloji ürünleri ithal etmekte ve bu durum ülkedeki ürün katma değerini aşağıya çekmektedir. Bu grup içerisinde makine sanayi, elektrik cihaz ve makineler sanayi, savunma sanayi, taşıt araçları sanayi ürünleri önemli yer tutmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde, yüksek teknoloji ürünlerinin toplam imalat sanayi katma değeri içindeki payı yüzde 12-21 arasında değişmektedir. Türkiye için bu oran 2015’in altıncı ayında yalnızca yüzde 4.9’dur.

Tablo 1: Yüksek Teknoloji Ürün ve Sektörleri Sanayi Ürün Grubu Eczacılık ürünleri Buhar makineleri, türbinler Elektrik santralları için makine, cihaz ve parçalar Güç üreten makineler, gemi ve uçak motor ve ak. Ofis makineleri ve otomatik veri işleme ekipmanı TV vericileri, elektronik ekipmanları Telekomünikasyon ekipmanları ve parçaları Elektrikli makine ve donanım Uçak, uzay sanayi için parça ve ekipman Optik alet ve cihazlar Ölçme, doğrulama, analiz ve kontrol enstrümanı Fotoğrafçılık cihaz ve donanımı Radyoaktif maddeler Not: UNIDO Sınıflandırması esas alınmıştır.

Alt Sektör İlaç sanayi Genel amaçlı makine Genel amaçlı makine Genel amaçlı makine Elektrikli makine ve cihazlar Radyo, TV, haberleşme cihazlar Radyo, TV, haberleşme cihazlar

Tıbbi hassas, optik alet Tıbbi hassas, optik alet Tıbbi hassas, optik alet

Sektör Kimya sanayi Makine imalat sanayi Makine imalat sanayi Makine imalat sanayi Büro, bilgi işlem m. Radyo, TV, vs cihazlar Radyo, TV, vs cihazlar Elektrik makineler Uçak, uzay Tıbbi, optik alet Tıbbi, optik alet Tıbbi, optik alet Kimya sanayi

Tablo 2: Orta-Yüksek Teknoloji Ürün ve Sektörleri Sanayi Ürün Grubu Eğirmeye elverişli sentetik fiber Diğer atık ve el yapımı, eğirmeye elverişli iplik Karboksilik asit ve türevleri Pigmentler, boyalar, cilalar ve benzeri madde Yağ ve parfüm maddeleri, temizlik maddeleri İşlenmiş gübre Yapay reçine maddeleri, selüloz, esterler vs. Kimyasal malzeme ve ürünler İplik ve dokuma ürünleri Pik ve magnezitli dökme demir alaşımları Demir ve çelikten yapılmış külçe, tüp, borular Buhar kazanı, donanımı ve ilgili parçalar İçten yanmalı pistonlu motorlar, aksam ve parça Çeşitli sanayiler için özel amaçlı makineler Madeni eşya makineleri Çeşitli özel sanayi makineleri Radyo yayın alıcıları Elektrik devresi yapımında kullanılan teçhizat Taşıt araçları ve yedekleri Demiryolu ve uçak üretim teçhizatı v.s. Isıtma, sıhhi tesisat, boru, aydınlatma teçhizatları Tıbbi alet ve cihazlar Ölçü aletleri, sayaçlar, mesleki aletler Fotografik teçhizat, optik eşyalar, saatler Zırhlı savaş araçları, ateşli silahlar, cephane Pompa, kompresör, musluk, vana Çeşitli makine donanım parçaları, mil yatağı, dişli Kaldırma ve taşıma teçhizatı (vinç, asansör vs) Tarım ve orman makine, cihaz, teçhizat Takım tezgahları, tertibat, aparat, aksam, parça Madencilik ve inşaat makine, teçhizat, yedekleri Tekstil makineleri Not: UNIDO sınıflandırması esas alınmıştır.

Alt Sektör Sentetik ürünler İplik üretimi Asit, baz, vs üretimi Boya sanayi Kozmetik ve temizlik ürünleri Gübre sanayi İnorganik madde üretimi

İplik ve dokuma Döküm sanayi Ham ve haddelenmiş ürünler Kazanlar, fırınlar, ocaklar Genel amaçlı makine Özel amaçlı makineler Özel amaçlı makineler Özel amaçlı makineler Radyo, TV, haberleşme cihazları Elektrikli makine ve cihazlar Kara taşıtları Diğer ulaşım araçları Genel amaçlı makineler Tıbbi hassas, optik alet Meslek ve ölçü aletleri sanayi Tıbbi hassas, optik alet Zırhlı araç imalatı Genel amaçlı makineler Genel amaçlı makineler Genel amaçlı makineler Özel amaçlı makineler Özel amaçlı makineler Özel amaçlı makineler Özel amaçlı makineler

Sektör Tekstil ürünleri sanayi Tekstil ürünleri sanayi Kimya sanayi Kimya sanayi Kimya sanayi Kimya sanayi Kimya sanayi Kimya sanayi Tekstil ürünleri sanayi Demir-çelik sanayi Demir-çelik sanayi Makine imalat sanayi Makine imalat sanayi Makine imalat sanayi Makine imalat sanayi Makine imalat sanayi

Taşıt araçları sanayi Taşıt araçları sanayi Makine imalat sanayi

Mesleki cihaz, ölçü

Savunma sanayi Makine imalat sanayi Makine imalat sanayi Makine imalat sanayi Makine imalat sanayi Makine imalat sanayi Makine imalat sanayi Makine imalat sanayi

Tablo 3: Seçilmiş Ülkelerde Yüksek ve Orta-Yüksek Teknoloji Ürünlerinin İhracattaki Payı (%)

26,9

27,5

28,0

46,3

47,0

24,9

25,3

26,5

35,5

34,8

Japonya Almanya

24,0

24,7

25,2

59,0

57,6

11,4

12,1

13,6

60,2

61,7

Finlandiya İspanya

15,2

16,4

17,0

28,6

31,0

8,9

9,2

9,0

49,2

48,4

İtalya Polonya

7,7

7,5

41,9

42,3

4,4

4,7

4,5

26,7

27,9

2,7

2,8

2,9

21,2

24,4

Kaynak: OECD, Statistical Compendium, TÜİK Not: Türkiye değerleri 2015 Haziran itibarıyla göre verilmiştir.

2014 47,3 35,9 60,1 63,0 31,7 49,1 43,1 28,5 29,0

Tablo 4: Seçilmiş Ülkelerde Yüksek ve Orta-Yüksek Teknoloji Ürünlerinin İmalat Sanayi Katma Değeri içindeki Payları (%)

16,5

17,4

19,0

32,0

33,5

19,6

20,5

21,0

30,0

31,5

33,0

Japonya

14,8

16,0

16,7

33,9

35,4

9,9

11,2

13,5

37,9

39,9

41,2

9,7

10,3

11,6

26,4

29,2

8,5

31,8

33,2

33,6

6,3

6,9

27,4

29,3

4,1

4,3

23,6

24,8

4,0

4,6

22,4

22,9

Kaynak: OECD, Statistical Compendium, TÜİK Not: Türkiye değerleri 2015 Haziran itibarıyla göre verilmiştir.

Gelişmiş sanayi ülkelerinde özellikle yüksek teknoloji ürünleri, toplam imalat sanayi ürünleri içinde yüksek oranda yer almakta ve ihracatlarında da bu ürünlerin gelişmekte olan ülkelere satışı önemli bir gelir sağlamaktadır. Bazı örneklerle açıklama yapmak somut bir bilgilenme getirecektir. Tablo 3’de bu durum verilmiştir.

Tablodan görüldüğü gibi, Türkiye’nin yüksek teknoloji ürünlerinin toplam ihracat içindeki payı oldukça düşüktür. Her iki teknoloji grubunun ihracattaki toplam payı 2014 yılında ancak yüzde 31.9’u bulmaktadır. Gelişmiş sanayi ülkelerinde ise bu pay yüzde 65 ile yüzde 86 arasında bir orana ulaşmaktadır. Bu durum söz konusu teknoloji gruplarında katma değer yükselmesini de getirmektedir.

Aynı ülkelerin yüksek teknolojili ve orta-yüksek teknolojili ürünlerin toplam imalat sanayi katma değeri içindeki payları da Tablo 4’de verilmiştir. Tablo, üç ayrı evreyi içermektedir.

Tablodan görüldüğü gibi gelişmiş ülkelerde, yüksek teknoloji ürünlerinin toplam imalat sanayi katma değeri içindeki payı yüzde 12-21 arasında değişmektedir. Türkiye için bu oran 2015’in altıncı ayında yalnızca yüzde 4.9’dur. Ortayüksek teknoloji grubunda ise sanayisi gelişmiş ülkelerde imalat sanayi toplamına göre katma değerler yüzde 29-41 arasında oluşmaktadır. Bu ise Türkiye sanayinde yüzde 23.1 olmaktadır. Bu tablo sanayi sektörünün yüksek teknoloji yapılanması için bilimsel gelişme (Ar-Ge) çalışmalarını zorunlu kılmaktadır. İthalat ve ihracat tablolarındaki değerlerin, ithalat lehine bir fazlalık (dış ticaret açığı) vermesi de bunun doğal sonucudur.

Teknoloji Transferi mi, Yoksa Ar-Ge ve İnovasyon mu?

Küresel rekabette başarı kazanmak, yani dünya pazarlarına yüksek ve orta-yüksek teknoloji ürünleri sunabilmek için Ar-Ge çalışmaları ve inovasyon büyük önem taşımaktadır. Yurtdışından teknoloji transferi yapılsa bile bunun üretim sürecinde kullanılıp geliştirilmesi ve teknik olarak yeni yatırımlara entegrasyonu zorunludur.

Katma değeri yüksek, teknolojik gelişmeyi sürekli kılan, sürdürülebilir bir sanayileşme düzeyi için ulusal Ar-Ge politikasının saptanması, Ar-Ge harcama ve faaliyetlerinin artırılması, araştırma merkezlerinin ve teknokentlerin üniversite işbirliği ile bütünleştirilerek yaşama geçirilmesi, teknik eğitimin buna göre yeniden düzenlenmesi Türkiye için büyük önem taşımaktadır. Özellikle uzun bir süredir devre dışı bırakılan temel teknik eğitime yeniden güncellik kazandırılması, Ar-Ge altyapısı için zorunludur. Fizik, kimya ve biyoloji altyapısı olmaksızın Ar-Ge elemanı ve uzmanı yetiştirilip, sürekliliğini sağlamak mümkün görünmemektedir. Bu durum işin özünü oluşturmaktadır. Tablo 5’de, seçilmiş kimi ülkelerin Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payları dört ayrı dönem için ayrı ayrı verilmiştir.

Tablo 5: Seçilmiş Ülkelerde Ar-Ge Harcamaları (%) (Ar-Ge/GSYH)

Avustralya Belçika

1,53

1,58

1,67

1,72

1,97

2,01

2,08

2,12

Kanada Danimarka

1,83

1,089

2,07

2,10

2,24

Finlandiya Fransa

3,25

3,42

3,49

3,52

2,19

2,26

2,30

İsveç Almanya

3,79

3,81

3,88

3,90

2,49

2,60

2,65

İtalya Japonya

1,10

1,15

1,19

2,95

3,04

3,10

3,16

Güney Kore A.B.D.

2,48

2,51

2,55

2,58

2,70

2,71

2,81

2,83

İspanya Polonya

0,90

0,97

1,03

0,73

0,77

0,87

0,64

0,71

0,86

0,92

OECD Ortalaması 2,24

2,33

2,53

Kaynak: OECD Temel Bilim ve Teknoloji Göstergeleri

Tablodan görüldüğü gibi 2014 yılında kimi gelişmiş ülkelerde Ar-Ge harcamaları GSYH’nın yüzde 2.1 ile yüzde 3.9’u arasında değişmektedir. Türkiye’nin Ar-Ge oranı OECD ortalamasının çok altında olup henüz yüzde 0.92 düzeyindedir. Beş Yıllık Plan sonunda bu değerin yüzde 2’ye ulaşması öngörülmüş olup; gelişmeler bu hedeften sapılacağını göstermektedir. Keza Türkiye diğer bilim ve teknoloji göstergelerinde de oldukça düşük değerlere sahiptir. Kişi başına makale ve bilimsel yayın sayısı, atıf sayısı, eğitim harcamaları, milyon kişi başına Ar-Ge personeli, patent sayısı vs. gibi göstergelerde de “teknoloji” hamlesini yapacak performanstan yoksun olmaktadır. Bu durum yüksek teknolojili ve orta-yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi içindeki paylarını artırmamakta, aksine sanayinin GSYH içindeki payı da yüzde14’lere kadar inmektedir.

2015 yılı Haziran sonu itibarıyla hesaplandığında; ülkemizde yatırım oranı yüzde 14, tasarruf oranı yüzde 19.5 (GSYH içindeki oran) olmakta; cari fiyatlarla yine aynı dönemde dünya içindeki imalat katma değer payı yalnızca yüzde 1.03 hesaplanmaktadır. Bu trajik sonuç, sanayileşmenin mevcut iktidarın plan ve programlarında yer almadığını göstermektedir. Bu durum teknoloji transferi ile çözümlenecek yatırımları planlama dışı bırakmakta, Ar-Ge harcamalarını ve altyapısını ele almayı zorunlu kılmaktadır. Bunun için de merkezi bir sanayileşme çerçevesinde Ar-Ge ve teknoloji hamlesini acilen gündeme almak gerekmektedir.

Sonuç ve Öneriler

Yüksek katma değerli ürünleri öncelikli olarak imalat sanayi içinde hedef alacak politikalar, strateji ve programlar için önerileri şöyle sıralayabiliriz:

• Kamu araştırma kurumları-üniversiteler ve sanayi “Ar-Ge, İnovasyon” işbirliği mekanizmalarını geliştirmek; mükemmeliyet merkezleri oluşturularak bilimsel gelişmelerin teknolojiye, inovasyona ve yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülmesini sağlamak. • Sanayi sektörlerinde pazar, ürün, tedarik ve dağıtım kanalları ile bilgilerin ve araştırmaların, küresel ve sektörel eğilim ve yeniliklerin izlenmesinin, sektörel ve sektörler arası bilgi alışverişinin daha iyi yapılmasını sağlayan ağ yapıları oluşturmak. • Tasarımdan satış sonrası hizmetlere uzanan değer zincirinin katma değeri yüksek kademelerinde yer almak; yenilikçi, rekabetçi ve yüksek teknoloji içeren ürün ve hizmet sunumu ile toplumsal refahın düzeyini artırmak. • Ulusal ve uluslararası Ar-Ge fonlarının daha etkin kullanımını sağlayacak mekanizmalar oluşturmak. • Sektörlerde yaratılacak katma değerin ülkede kullanılmasını ve yatırıma dönüşmesini sağlamak. • İmalat sanayinde ve entegre imalatlarda esnek üretim yeteneğini kazanmak. • Sanayi robotları, mikro mekanizmalar, nanoteknoloji üretim makinelerinde tasarım ve üretim yeteneği kazanmak. • Özel makine odaklı kitlesel üretim için kullanılan yatırım makine ve donanımının imalatında yetkinlik kazanmak, bu konuda benzer ülkelerle aynı kulvarda olmak. • Bilgi yoğunluğu ve katma değeri yüksek ürünler geliştirmek, bu bağlamda makine imalat sanayinin alt sektörlerinde tasarım

ve Ar-Ge önceliği ile önemli bir yere sahip olmak. • Kimya sanayinin önemli alt sektörlerinde yenilikçi ve alternatif süreç ve ürün teknolojileri oluşturarak bu alanda yer almak. • Bilgi ve iletişim alanında daha yüksek katma değere yönelik komponentlerin üretimine odaklanmak ve yeni kuşak tüketici elektronik ürünlerinin tasarım ve üretiminde yetkinlik kazanmak. • Tekstil sektöründe nanoteknolojiye yönelik yenilikçi çalışmaların hızlandırılarak yüksek katma değerli ürünlerle dünya üretim ve ihracatında önemli bir pay elde etmek. • Hammadde, enerji ve işgücü verimliliği ile istihdamı büyük ölçüde artırmak. • Doğal kaynaklarımıza yönelik tesislerin kurulması ve bu alanlarda istihdamın artırılması için ilgili sektörleri yeniden yapılandırmak. • Ülkenin bilim ve teknoloji düzeyinin gelişmesinde öncü bir rol oynayan, toplumsal refaha katkıda bulunabilecek ulusal savunma, havacılık ve uzay sanayine sahip olmak. • Yüksek performanslı malzeme bilim ve teknolojilerinde yetkinlik kazanmak. • Geleneksel malzeme alanlarında yeni ürünler geliştirmek ve çeşitlendirmek.

TÜRKİYE’DE YENİLENEBİLİR ENERJİ EKİPMANLARININ YERLİ ÜRETİMİ İÇİN

NELER YAPILABİLİR?

Erdoğan Öktem Elektromekanik Sanayicileri Derneği (EMSAD) Genel Sekreteri [email protected]

Türkiye’de “yenilenebilir enerji ekipmanlarının yerli üretimi” konusunda neler yapılabileceği çok geç de olsa ele alınmaktadır. Ancak geldiğimiz nokta itibariyle bu konu diğer ilgililer ile birlikte ele alınması gereken bir husustur. Konunun; burada öngörülen görüşlerin ilgili ve de yetkili kurumlarca ortak bir şekilde ele alınarak en kısa sürede kalıcı bir çözüme götürülmesi halinde sanayimizde ve enerji sektörümüzde “ileri bir adım” atılacağı kesindir.

Bu yazıda yerli üretimle ilgili yapılabilecek işlere ait, uygulanması mümkün olabilecek bir “yol haritası”na yer verilmektedir. Bundan önce bu tür bir işin niçin hızla yapılması gerekliliği konusunun tüm ilgililerce tam olarak bilinmesi gerekmektedir:

A) Ekonomik Boyut: Türkiye’nin kısaca enerji ithalatı için yurtdışına 2012 yılında 60.1 milyar dolar, 2013 yılında ise 56 milyar dolar ödeme yapmıştır. Burada ifade edilen değerler, ülkenin kalkınması hızına bağımlı olarak kullanılan enerji miktarına göre değişmektedir.

B) Çevre Boyutu: Çevre ile ilgili olarak “Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED)” raporu veren başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve kısa süre önce yeni görev tevdi edilen valilikler olmak üzere konu ile ilgili kurumlar verecekleri izin belgelerinde son derece dikkatli olmalıdır. İçinde bulunduğumuz süreçte bu konuya yeterli derecede dikkat edilmediği için de özellikle “nehirlerimiz ve derelerimiz” olması gerekenin dışında kullanılmıştır. Bunun sonucunda da çevrede çok sayıda olumsuz uygulamalar yapılmıştır.

Öncelikli Üretilecek Ekipmanlar Seçilmeli Öncelikle çevre ve ülkemizin “yenilenebilir enerji üretim çeşitleri ve kapasiteleri” dikkate alınarak öncelikli üretilecek olan ekipmanlar seçilmelidir. “Rüzgâr türbinlerini, hidrolik türbinleri, güneş panellerini, jeotermal, biyokütle, dalga enerjisi” ekipmanlarını azami miktarda yerli sanayi kapsamında mutlaka kendimiz üretebilmeliyiz. Bunun dışında yenilenebilir enerji ekipmanları kapsamında olmasa bile Türkiye yıllardır işlettiği, ama hala kendi tasarımını/teknolojisini geliştiremediği termik santrallar (akışkan yatak vb.) yeni teknolojilere de sahip olmalıdır.

Bu üretimler için neler yapılabileceğinin tespit edilmesi bakımından öncelikle kamunun, yerel sivil toplum örgütlerinin, düzenleyici, denetleyici ve yönlendirici olarak mutlaka devrede olmaları şarttır. Bütün bunları yaparken, yenilenebilir enerji ekipmanlarının üretimindeki önceliklerimiz; ülkemizin bulunduğu coğrafya, ülkemizin enerji ihtiyaç programı, Ar-Ge imkânlarımız ve sanayimizin bulunduğu durumla doğru orantılı olmalıdır.

Hidrolik Enerjiye Yerli Ürün Zorunluluğu Gelsin Bilindiği üzere ülkemiz “su zengini” bir ülke değildir. Ayrıca halen işletmede olan hidrolik santralların toplam çalışma kapasiteleri yüzde 35’tir. Esasen bu santralların kapasitesi yeterli olsaydı enerji üretimini çok da çeşitlendirmeye gerek olmayabilirdi. Oysaki bu santrallar, tam kapasite olarak çalıştırılamadığı gibi bazıları “baz santral” olarak da muhafaza edilmektedir.

Özel sektöre EPDK tarafından lisans verilirken, HES yapıiyi takip edilerek ÇED raporlarının dikkatlice verilmesi

mında hidromekanik ekipmanlarını ithal etme yoluna gidegerekmektedir. Hazine arazilerinde yapılacak uygulamalar

ceğine, hiç değilse bu konuda üretim yapan yerli firmalara

için 7 Şubat 2014 tarihli ve 28906 sayılı Resmi Gazete’de

belli bir oranda doğrudan bazı teçhizatları yaptırma mecyayımlanan Milli Emlak Genel Tebliği ile bu uygulamanın

buriyeti getirmesi halinde, sektörün gelişmesine yardımcı

nasıl yapılacağı güvence altına alınmıştır.

olacaktır. Bu konuda yerli üretim için kilovat saat (kWh)

başına teşvikler verilmiş ise de bunların içinde bulunduğumuz süreçte elektrik birim fiyatlarına yansıma imkânı bulunamamıştır.

Rüzgar Enerjisinde Esas Sorun Yerli Üretim

Rüzgar santrallarının kurulması için Türkiye Rüzgar Atlası (REPA) incelendiğinde Türkiye’de resmen açıklanan

Ayrıca bu üretimlerde kalifiye eleman yetiştirilmesi için,

rüzgar potansiyelinin 131 bin 756 MW olduğu, buna kargerek üniversiteler gerekse de kamu ve özel firmalar gerekşılık kullanılabilir kapasitenin ise 47 bin 850 MW olduğu

li öğretim ve eğitim çalışmalarını yapmalıdır. Bu anlamda

hesaplanmıştır. Türkiye’de şebekeye bağlı rüzgar enerjisi

üniversite-sanayi işbirliği ile konuya hedefli pilot çalışmalar

ile elektrik üretimi 1998 yılında başlamış olup, 2013 sonu

öngörülmelidir.

itibariyle 2 bin 759.6 MW’a ve toplam kurulu güç içindeki

payı da yüzde 4.3’e ulaşmıştır. Burada bize göre esas olan

Güneş Enerjisinde Tüketici Değil Üretici Olalım Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu, Akdeniz, İç Anadolu

ülkemizdeki enerji üretiminin çeşitlendirilmesi için yerli ekipmanların üretimidir.

ve Ege bölgeleri güneşten enerji üretmek için öncelikli yörelerimizdir. Bu bölgelerimizin içindeki vasıfsız ve GES

Jeotermalde Ekipman Üretimine Başlanmalı

kurulumuna uygun saha büyüklüğü yaklaşık 12 bin 500 km2

Verimliliği (yüzde 99) ve sürdürülebilirliği en yüksek olan

olduğu ve bu sahalarda toplam 735 bin megavat (MW) kujeotermal enerjide ülkemizde geldiğimiz noktada, Kasım

rulu güçte GES kurulabileceği hesaplanmaktadır.

2013 tarihi itibariyle elektrik enerjisi üretimi için kurulu

Eğer politika olarak yenilenebilir enerji kaynakları ile ArGe ve yerli imalata ağırlık verilirse; bu potansiyel sadece ülkemiz sınırlarında elektrik enerjisi üretimi ve istihdama katkı olarak kalmayacak, dünyanın en yüksek güneş enerjisi girdisine sahip olan bulunduğumuz Orta Doğu Bölgesi başta olmak üzere global enerji piyasasında da yer almamızı sağlayacaktır.

güç 310 MW’a ulaşmıştır. Buradaki değerlerin daha ileriye taşınması gerekmektedir. Diğer taraftan bu enerji çeşidi ile “konut ısıtmaları” ve “sera ısıtmaları” vb. sektörlerde yeterli derecede kullanılmadığı da bir gerçektir. Sürekliliği ve sürdürülebilirliği olan bu enerjinin maksimum kapasite kullanılması için çalışmaları çok çok hızlandırmamız gerekmektedir. Yine yukarıdaki değerler ile ülkemizin bu konuda ölçülen potansiyeline bakıldığında yerli yenilenebilir

Yerli enerji ekipmanlarının üretimi için güneş enerenerji ekipmanlarının üretimine de başlanılması

jisinden iki şekilde yararlanılır:

gerekmektedir.

1- Güneş enerjisinin ısıl uygulamaları: Sıcak su üretimi, buhar üretimi, sera ısıtma, kapalı

Yenilenebilir

hacimlerin ısıtılması, soğutulması ve benzeri

uygulamalarda kullanılabilir. Türkiye güneş kolektörü üretiminde dünya da üçüncü;

ekipmanlarının

Biyokütlede Yüzde 75 Yerli Üretim Şansı

Türkiye sahibi olduğu zengin biyokütle kaynaklarını; tarımsal, ormansal, hayvansal,

kullanımında ise dördüncü büyük tüketici durumundadır.

üretimindeki

kanalizasyon ve evsel atıklar olarak ifade edebiliriz. “Enerji arz güvenliğinin si-

2- Güneş Enerjisinden Elektrik Üretimi: Isıl yollardan elektrik üretimi “CSP

önceliklerimiz; ülkemizin bulunduğu

gortası, kırsal kesimin refahı” vizyonuyla değerlendirilmelidir. Çünkü biyokütle enerjisi kırsal kesimin ekonomisini geliş-

(Consantrating Solar Power)” fotovoltaik sistemler (PV) ile elektrik üretimi biçicoğrafya, ülkemizin

tiren tek kaynaktır. Bu özelliği nedeniyle, bu enerji çeşidi ABD ve AB ülkelerinde

minde gerçekleştirilebilir. Güneş enerjienerji ihtiyaç

kırsal kalkınma politikalarıyla birlikte desinden PV kullanılarak üretilen elektriğin hem yatırım hem de işletim maliyeti, ısıl

programı, Arğerlendirilmektedir.

güneş kolektörlerine göre daha ucuzdur. Bu yüzden dünyada da yaygın olarak silikon tabanlı PV güneş pilleri kullanılmaktadır.

Bu konuda Türkiye’nin geldiği noktada ise; ülkemizde henüz lisans almış GES bulunmamaktadır. Lisanssız GES’lerde ise, 2013

Ge imkânlarımız ve sanayimizin bulunduğu durumla doğru

EPDK verilerine göre 2011 yılında ülkemizde kurulu gücü 22.34 MW olan 14 biyogaz tesisi, kurulu gücü 16.43 MW olan 5 biyokütle tesisi, kurulu gücü 120.02 MW olan 9 adet çöp gazı tesisi bulunmaktadır.

2012 yılı sonunda biyogaz tesislerinin sayısı

Ağustos ayı sonu itibarıyla; 58.8 MW’lık 193 adet başvuru yapılmış, 1.3 MW’lık 6 adedinin geçici kabul işlemleri tamamlanmıştır. Şimdiorantılı olmalıdır.

18’e çıkmış, kurulu güç 103.33 MW olarak kaydedilmiştir. Bunlara ilaveten 2013 yılında EPDK tarafından, toplamda yaklaşık 23 MW’lık biyokütle

lik verilen 600 MW’lık enterkonnekte şebekesine

üretim tesisine elektrik üretim lisansı verilmiştir.

bağlanma izni ve uygulama miktarına baktığınızda; çevreyle şu andaki ilişkisini tam ve sağlıklı olarak değerlendirme imkânı bulunmamaktadır. Burada en büyük tehlike tarım arazilerinin bu uygulamaya konulmasıdır. Bu nedenle özel mülkiyetlerde yapılacak uygulamaların çok

Biyogaz tesislerinin yatırım maliyetinin yarısını yerli ekipmanlarla karşılamak mümkündür. Bununla birlikte gaz motorları, bazı kontrol üniteleri ve teknoloji (knowhow) yurtdışından gelmektedir. Evsel katı atık-çöp gazı tesisleri için biyogaz toplama merkezi ve boru hatları,

biyogazdan su ayırma ve yıkama üniteleri, biyogaz pompaj fanları, biyogaz emniyet yakma bacası, otomasyon ve kontrol sistemleri, biyogaz emniyet ve alarm sistemleri, biyogaz motorları, elektrik jeneratörleri, elektrik trafoları, elektrik hattı bağlantı ekipmanları ve inşaat işleri gereklidir. Sayılan bu ekipmanların yüzde 75’inin yerli teknoloji ile üretimi mümkündür. Bu konu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı; Maliye Bakanlığı ve Kalkınma Bakanlığı nezdinde sahiplenilmeli ve kırsal kalkınma politikalarıyla entegre edilmelidir. Bu çalışmada; ülkemizde bu yönde yeterli çalışmalar olmadığı için “dalga enerjisi, okyanus ve denizler” çeşidi için görüşler ifade edilmemiştir.

Temel Önermeler Yerli imalatın geliştirilmesi ve üretimin arttırılması için atılması temel önermelerimizi şöyle sıralayabiliriz: -Doğru ve sağlıklı bir değerlendirmenin yapılabilmesi için öncelikle elimizdeki mevcut imkânların neler olduğu ve nasıl bir değerlendirme yapılabileceği konusunda bilgi sahibi olmamız gerekmektedir. Türkiye’deki mevcut elektromekanik sanayi, üretilen her türlü enerjinin iletilmesi, dağıtılması ve kullanılması ile ilgili hemen her türlü ekipmanı uluslararası ve ulusal standartlara uygun olarak yapabilme kapasitesine sahiptir. Bu nedenle yenilenebilir enerji ekipmanları ile üretilecek enerji için bu anlamdaki gerekli her türlü “altyapı” mevcuttur. -Enerji ekipmanlarının yurtiçinde üretimi temel bir politika olmalıdır. Santralların yerli teknolojiyle yapılabilmesi için hükümet, kamu kuruluşları, özel sektör ve üniversitelerin işbirliği ile uzun vadeli bir yol haritası hazırlamalıdır. -Enerji sektöründe makine ekipman üreten sanayilerin kümelenmesi teşvik edilmeli ve işbirliği ağları geliştirilmelidir. -Üretilen enerjinin çeşidine bağlı olarak o yörede veya Türkiye’nin mevcut sanayi durumu dikkate alınarak “özel ihtisas ve üretim organize bölgeleri” yapılmalıdır. -Enerji alanında doktora ve doktora sonrası programları ve yurtdışı merkezlerle ortak çalışma imkânları desteklenmelidir. Kamu ve özel sektörün enerji alanındaki Ar-Ge çalışmalarının çeşitlendirilmesi ve eşgüdümü sağlanmalıdır. Enerji konularında bilim ve teknoloji geliştirme altyapılarının güçlendirilmesi için kamusal ve özerk bir kuruluş olarak TÜBİTAK’ın enerjiyle ilgili enstitüleri Türkiye Enerji Bilimleri ve Teknolojileri Geliştirme ve Ar-Ge Merkezi

olarak yukarıdaki ekipmanların yapımı için mutlaka yeniden yapılandırılmalıdır.

-Diğer taraftan, burada öngörülen ekipmanların verilen başvurusu yapılan lisans sayıları ve kapasiteleri dikkate alınarak yerli yapılması halinde yaklaşık olarak 35 milyar Dolarlık bir pazar payı mevcuttur. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı veya Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde yalnızca bu işle uğraşan, “Yenilenebilir Yerli Enerji Ekipmanları Üretimi Birimi” ve benzeri bir organizasyon kurularak, kamuda ve özel sektörde, yol gösterici, yönlendirici ve uygulayıcı olması sağlanmalıdır.

Yol Haritası

Bu temel önermeler doğrultusunda atılması gereken adımları da şöyle sıralayabiliriz:

1- Öncelikle bu üretim konusundaki işleri yapacak bu işlerle ilgili ve tüm katılımcı tarafların kabul ettiği yetkiler ile donatılmış siyasi irade ile desteklenmiş bir kamu birimine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu noktadan hareketle; tüm tarafların katılacağı toplantı sonucunda tespit edilen ve görevlendirilen bu kurum tarafından söz konusu hizmetlerin yapılması için tüm işlemler takip edilerek olumlu sonlandırılmasına çalışılması gerekmektedir.

2- Bu hizmetlerin yürütülmesi için organizasyon içinde görev alacak kurum ve kuruluşlar aşağıdaki gibi olmalıdır:

a-Enerji ve Tabii Kaynaklara Bakanlığı (Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü, Enerji İşleri Genel Müdürlüğü, TEİAŞ Genel Müdürlüğü, TEDAŞ Genel Müdürlüğü, EÜAŞ Genel Müdürlüğü) b- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı (Sanayi Genel Müdürlüğü, Strateji Geliştirme Başkanlığı, TÜBİTAK Başkanlığı ve bağlı kuruluşları, Sanayi Odaları) c- Kalkınma Bakanlığı ve Kalkınma Ajansları d- Çevre ve Şehircilik Bakanlığı e- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) f- Meslek kuruluşları g- İlgili sivil toplum kuruluşları ve özel sektörde bu ekipmanları temin eden firmalar (ithal veya yerli üreten) h- Bu konuda teknoloji üreten ve Ar-Ge’si olan üniversiteler ile özel sektör i- İlgili “teknopark” firmaları j- Yapılacak yeni yerli üretimler için “Patent Enstitüsü” mevzuatta en fazla kolaylığı sağlayacak ve neler yapabileceği konusunda da organizatör kurum ile müştereken çalışacak. k- Bu konuda günümüze kadar yayımlanmış olan yazılı belgelerin toplanması ve değerlendirmesinin yapılması l- İlave edilecek kurum ve kuruluşlar

3- Yapılacak işlerdeki öncelik sıralaması için önerilerimiz:

a) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı; öncelikle mevcut “sanayi sicil belgelerini” ilgili firmalardan içinde bulundukları durumu anlatan yazılı güncellemeleri içerecek şekilde en geç 6 ay içinde düzenlemelerini isteyecek.

b)Yeni sanayi sicil belgelerine göre de firmalar üretim çeşitlerine, kapasitelerine ve uzmanlıklarına göre ayrıştırılacak ve bu verilere dayalı olarak, sözü edilen teçhizatları üreten yeni bir üretici envanteri hazırlayacak.

c)Firmaların uzmanlık konularındaki üretim çeşitleri, ihracat ve ithalat miktarları ile üretim kapasiteleri ve teknolojileri sınıflandırılacak.

d)Halen yenilenebilir enerji ekipmanlarının ara malını üreten ve yurtdışına satan firmalar için de özel olarak yukarıdaki (b) maddesindeki envantere ilave envanter çalışması yapılacak. e)Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bu tür üretim için mevcut mevzuat ile yapılması gereken mevzuat çalışmalarını yürütecek ve uygulanabilir yeni bir mevzuat dosyası hazırlayarak, uygulama için yasal düzenlemelerin yapılmasına yönelik çalışmaları gerçekleştirecek. Bütün bu bilgiler, tüm ilgililer ve kamuoyu tarafından görülecek şekilde bir veri tabanında toplanacak. 4- İlgili firmalar da görüşlerini, “Yol Haritası”na katkı sağlamak üzere bağlı bulundukları “Organize Sanayi Bölgesi Başkanlığı”na bildirecekler. 5- EPDK, özellikle (kamu alımı olmamasına rağmen, yeni mevzuat düzenlemeleri yapılarak) yenilenebilir enerji ekipmanlarının yerli üretimi için lisans verme aşamasında yatırımcıdan yerli üretim için yüzde 50 (bu oran değişken olabilir) nispetinde (doğrudan kamu alımı olmasa da) “Off-Set” istemelidir. Halen uygulanan sistem ile yurtdışı firmalar finanse edilmektedir. Bu kurala uymayan firmala-

Şema 1: Yenilenebilir Enerji Ekipmanlarının Yerli Üretimi İçin Gerekli Organizasyon Şeması 2015 Ekim • Sayı-455

ra lisans verilmemelidir. Ayrıca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile EPDK işletmeye alınan Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına (YEK) dayalı santralların ne kadarının yerli imkânlarla sağlandığını ve bunlara verilen ilave teşviklerin neler olduğunu gösteren bir çalışma hazırlayacak ve bu çalışmayı da lisansların yayımlandığı İnternet sayfasında birlikte yayımlayacak. Böylece bu konu, gerek üreticiler ve gerekse de kamuoyu tarafından daha iyi anlaşılır ve teşvik edilir hale getirilecektir. Ayrıca yenilenebilir enerji sistemleri kapsamında yapılan enerji yatırımları içerisindeki yerli teçhizat miktarı işin kabulü sırasında kabul heyeti tarafından tespit edilerek kayıt altına alınacak ve enerji birim fiyatlarındaki ödemeler de bu kayıtlara göre yapılacaktır. İthal edilen yenilenebilir enerji ekipmanlarının işletilmesi ve bakımı için ithalatçı firma, Türkiye’de “Bakım Merkezi” kurmalı ve arızaya en geç 8 saat içinde ulaşabilecek ve onarabilecek bilgiye ve belgeye sahip, idarelerce öngörülen sayıda, uzman personel bulundurma mecburiyeti de getirilmelidir.

6- Kalkınma Bakanlığı; 10. Kalkınma Planı’nın, 1.13. Yerli Kaynaklara Dayalı Enerji Üretim Programı bölümünde yer alan bu konudaki kayıtlara dayalı olarak, koyabileceği ekonomik katkıları yazılı olarak tüm ilgililere beyan etmelidirler.

7- Sanayi odaları ve bölge başkanlıkları kendi bölgelerinde bu tür üretimlerin yapılması halinde ülkemize ve kendilerine olabilecek pozitif katkıların ekonomik değerlerini de yaklaşık olarak hesaplayarak bildirmelidirler.

8- Özellikle yerli yapılacak üretimler için üreticilerin patent almasına gayret gösterilecektir. Buradan hareketle de bu kurum gerekiyorsa yeni mevzuat düzenlemesi yapacaktır. Hükümet bu konuda özel yasa çıkartarak sistemi desteklemelidir.

9- Yerli yenilenebilir enerji ekipmanları üretimi için tüm tarafların katılacağı ortak görüş doğrultusunda; dünyada bu tür ürünlerin nasıl yapıldığını, gelinen noktayı ve ileri teknolojiye ulaşılabilme vb. işlerde ivedilikle nelerin yapılabileceğini tespit etme amacına yönelik çalışmaları başlatmak şarttır. Bu nedenle de 1 No’lu Şema’da gösterilen ve halen kısmen de olsa Ekonomi Bakanlığı’nın “Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğü” bünyesinde hizmet veren birimde, “Türkiye’de Yenilenebilir Müşavir-Mühendislik Kümelenmesi” kurulması da aynı süreçte başlatılmalı ve en geç 6 ay içinde de faaliyete geçmesi sağlanmalıdır.

10- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve bu konuda işbirliği yapacak ilgili diğer kurumların bilgilerinin de bünyesinde toplanmasına yönelik olarak, bu imalatların yapılabilirliğine ilişkin bütün bilgileri toplayan veri tabanına ilave olarak daha kapsamlı veri tabanı” oluşturularak, tüm paydaşların ulaşılabilmesi sağlanmalıdır.

Yalnızca yukarıda sözü edilen ekipmanların üretiminin Türkiye’nin bu konudaki sorunlarına yeterli çözümleri getiremeyeceği bilinmektedir. Bu nedenle kömür, doğalgaz santral ekipmanlarının da yerli üretiminin hiç vakit kaybetmeden yenilenebilir enerji kaynaklarına ilişkin ekipmanların üretimi ile birlikte ele alınması kaçınılmaz bir konudur.

Bazı veriler, TMMOB Makina Mühendisleri Odası’nın 2014 tarihli “Enerji Ekipmanlarının Yerli Üretimi” çalışmasından alınmıştır.

19. Yüzyıl’da İcat Edilen Elektrikli Araçlar, 21. Yüzyıl’ın Taşıtı Olma Yolunda…

UYUYAN DEVRİM: ELEKTRİKLİ ARAÇLAR

Üretim ve tüketim sistemini besleyen enerjinin petrol ve doğalgaz gibi çevreye zararlı sınırlı kaynaklar yerine yenilenebilir enerji kaynaklarından temin edilmesi, günümüzün en önemli tartışma konularından birini oluşturmaktadır. Çözüm; kaynaklar açısından daha tutumlu ve iklim üzerinde daha az sorun oluşturan bir sistemin, çevreye saygılı ekonominin oluşturulması olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle araçlarda kullanılan yakıtlar ve buna bağlı karbon emisyon değerlerinin küresel ısınmadaki rolü, otomotiv endüstrisinin geleceğini belirleyecektir. Fosil yakıt kaynaklarının tükeniyor olması ve buna bağlı petrol fiyatlarının artışı; ulaşımda var olan teknolojilerin verimliliğinin artırılması çalışmalarının hız kazanmasına ve alternatif enerji kaynaklarına yönelimin artmasına neden olmuştur. Bu kapsamda yakın bir gelecekte her ülkenin kendi koşullarına bağlı olarak hibrit elektrikli araçlar ve elektrikli araçların kullanımdaki payları artacaktır. İlk Elektrikli Araç 1835’te Geliştirildi Dünyada ilk elektrikli araç modeli 1835 yılında Profesör Straitingh tarafından Hollanda’da yapılmıştır. 1834-1836 yılları arasında Thomas Davenport tarafından ABD’de elektrikli yol aracının geliştirildiği ve uygulamasının yapıldığı raporlanmıştır. Bu araç üç tekerlekli olmakla beraber şarj edilmeyen bataryalarla sürülmüştür. 1859 yılından sonra kurşun-asit bataryaları geliştirilmiş ve kullanılmaya başlanmıştır.

1890’larda Avrupa’da ve Amerika’da birçok şirket elektrikli araç üretip satmaya başlamıştır. Hatta1905’e gelindiğinde ABD sokaklarında benzinli otomobilden çok elektrikli otomobil görülmüştür.

Araç teknolojisinde, 1900-1912 yıllar arası menzil ve başarım arttırma düşüncesi oluşmaya başlamıştır. Bu amaçla elektrik motoru ile benzinli motor birlikte kullanılmış ve ilk hibrit yapı denenmiştir.

Elektrikli araçlarla ilgili bu gelişmeler olurken, hızla ilerleyen içten yanmalı motor (İYM) teknolojisi ile birlikte maliyetler düşünce 1920’li yıllarda benzinli otomobillere talep artmış ve 1935’e gelindiğinde yollar tamamen benzinli araçlar tarafından teslim alınmıştır. Bu süreçte her yere kurulan akaryakıt istasyonları ile ulaşım mesafesi artmış, elektrikli otomobiller düşük beygir gücüyle çalışan kısa mesafe araçları olarak kalmıştır.

Benzinli otomobillerin liderliğinde geçen bir 30 yılın ardından, 1960’lar gelişmiş ülkelerin bir yandan ham petrol bağımlılığını azaltmak bir yandan da egzoz emisyonlarından kaynaklı çevre sorunlarının önüne geçmek için alternatif yakıt kaynaklarını tartışmaya başladığı yıllar olmuştur. Süreç içinde somut adımların atılması ile elektrikli otomobiller yeniden öne çıkma olanağını bulmuş; İYM’lu araçları elektrikli araca dönüştüren bazı önemli otomotiv firmaları, elektrikli aracı baştan sona yeniden tasarlamak üzere harekete geçmiştir. Bu dönemde, AA sürücü sistemlerde çok önemli bir gelişme olmadığı için menzil ve başarımı iyi elektrikli araçların üretiminin zor olduğu görülmüştür.

1970’lerin ortalarına doğru petrol krizi ile birlikte başta Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Japonya gibi birçok ülke, elektrikli araç araştırmalarına tekrar hız vermişlerdir. Japonya’da 1970’li yıllarda otomobil firmaları birlikte örnek model elektrikli araçlar üzerine çalışmışlardır. Bu çalışma için Japonya hükümeti 1971-1976 yılları arasında mali destek sağlamıştır. Geliştirilen ilk araçlarda kurşunasit bataryalarıyla birlikte DA sürücü kullanılmış olup, 1980’lerden itibaren araçlarda AA sürücüler kullanılmaya başlanmıştır.

Çevresel Avantaj ve Devlet Destekleri

Devletler, 1980’li yıllarda elektrikli araçların çevresel üstünlükleri nedeniyle bu araçlara karşı ilgi duymaya ve elektrikli araç programları için resmi kaynaklardan maddi destek vermeye başlamışlardır. ABD Enerji Bakanlığı’nın desteği ile ETX-1 aracı 1980 yılların ortalarında geliştirilmiş olup, bu araçta ileri AA sürücü sistemi kullanılmıştır. ETX-1 isimli

aracın 1988 yılında AA sürücü sistemi geliştirilmiş ve araçta sodyum-sülfür bataryaları kullanmışlardır. Daha sonra AA sürücü sistemi bulunan, 160 km menzile sahip ve 96 km/saat hızı olan ve sodyum-sülfür bataryaları da içeren iki adet ETX-2 örnek modeli üretilmiştir. Avrupa’da bulunan önemli otomobil üreticileri tasarlayıp geliştirdikleri elektrikli araçların 1988 yılına kadar denemelerini yapmışlardır. Aynı süreçte Japonya’da AA sürücülerle birlikte, kurşun-asit ve nikel-demir bataryaları ile senkron ve asenkron sürücü motorları kullanılmıştır.

Hibrit Çalışmaları ve Şarj Sorunu

Özellikle 1990’lı yıllarda büyük araç üreticileri elektrikli araçların gelişmesi için batarya teknolojisinin de gelişmesi gerektiğini, bu amaçla da elektrikli araçların batarya ve menzil kısıtlarını gidermek için hibrit elektrikli araç geliştirme çalışmaları başlatmışlardır. Bu araçlarda kullanılan kurşun-asit veya nikel-kadmiyum bataryaların şarj süresinin uzunluğu, menzil, batarya fiyatının yüksek oluşu ve şarj istasyonlarının yaygın olmaması nedeniyle günümüze kadar yaygınlaşamamıştır.

Günümüzde üretilen elektrikli otomobillerin eskilerine göre en önemli farkı, daha iyi şarj tutan lityum-iyon bataryalarıdır. Bu bataryaların otomobil maliyetini önemli oranda artırması nedeniyle bataryaların kiralanması gibi bir çözüm düşünülmüştür. Bu amaçla bataryaların, evlerde ve şehirlerde kurulacak şarj noktalarında doldurulması, daha uzun yollar için ise sürücünün birkaç dakikada boş bataryaları dolusuyla değiştirebileceği istasyonlar kurulması planlanmıştır.

Özellikle 2000’li yılların başında birçok ülkede, elektrikli taşıtlara olan ilgiyi arttırabilmek için satın alma fiyatına destek teşvikleri uygulanmaya başlanmış, değişik programlar, hedefler tanımlanarak; finansman, altyapı ve insan kaynakları ile desteklenmiştir.

2000’li yıllarda başlayan ve 2008’de doruğa ulaşan ekonomik durgunluk, otomobil üreticilerini çok yakıt harcayan büyük hacimli araçlardan küçük otomobillere, hibrit ve elektrikli araçlara yöneltmiştir. ABD’de elektrikli araç üreticisi firma, 2004 yılında geliştirmeye başladığı elektrikli otomobilin 2008’de ilk teslimatını gerçekleştirmiştir. Japon otomobil firması geliştirip ürettiği elektrikli otomobillerin, Japonya ve ABD’deki ilk teslimatlarına Aralık 2010’da başlamış ve 2011’de birçok Avrupa ülkesi ve Kanada’da devam etmiştir. Detroit’de 2009’da düzenlenen Otomobil Fuarı’nda çevreci otomobiller ilk kez yoğun bir şekilde tanıtılmıştır.

Uluslararası Enerji Ajansı(IEA) 2012 raporuna göre, 2012 yılında yaklaşık 100 bin elektrikli otomobil (şarj edilebilir hibrit ve tümü elektrikli) satılmıştır. Elektrikli araçlar, 2012 yılında toplam satışların yüzde 0.13’ünü oluşturmuş olup; bu araçların yüzde 28’i Japonya’da, yüzde 26’sı ABD’de, yüzde 16’sı Çin’de, yüzde 11’i Fransa’da ve yüzde 7’si Norveç’te satılmıştır. Satış oranı, öngörülenin altında kalmakla birlikte yeni oluşmakta olan elektrikli araç pazarındaki erken satış, küresel piyasalarda yaşanmakta olan ekonomik kriz nedeniyle önemlidir.

Elektrikli araçların geleceğinde önem taşıyan batarya maliyetlerinde 2012 yılında önemli düşüşler yaşanmıştır. Bunun yanında 2012’de İsveç firması tarafından geliştirilen şarj cihazı ile bataryaların 1.5 saatte doldurulması olanaklı hale getirilmiştir.

Türkiye’de Gelişme Süreci Devam Ediyor Bu alanda ilk çalışmalar; 2002 yılında bir proje kapsamında ülkemizdeki ilk otomobil fabrikası ve TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) işbirliği ile geleneksel bir hafif ticari aracın sürücü sisteminin elektrikli hibrit olarak geliştirilmesini içermektedir. Türkiye’nin ilk lityum iyon bataryalı otomobilini gerçekleştirmek için çalışan TÜBİTAK MAM’da, hibrit ve elektrikli araç sistemleri ilgili projeler sonuçlandırılmıştır. Ülkemizde çeşitli üniversitelerde ya bağımsız projeler halinde veya sanayi-üniversite işbirliğinde elektrikli araba ve yan donanımları geliştirme araştırmaları yapılmaktadır.

Türkiye’de elektrikli otomobil üretimi ve satışı konusunda ilk faaliyete geçen otomobil fabrikalarından biri 2011’in sonlarına doğru elektrikli otomobil ihracatına başlamıştır. Aracın elektrik motoru, senkron tip motor olup; yavaşlama anında enerji geri kazanımı sistemi, lityum-iyon bataryaların şarj edilmesini ve aracın şehir içinde daha da tasarruflu olmasını sağlamaktadır. Araç, ev tipi şarj ünitesi ile 6-8 saatte şarj olmakta ve 185 kilometre yol alabilmekte olup, yurtiçinde de 2012’de satışa sunulmuştur.

Özellikle 2000’li yılların başında birçok ülkede, elektrikli taşıtlara olan ilgiyi arttırabilmek için satın alma fiyatına destek teşvikleri uygulanmaya başlanmış, değişik programlar, hedefler tanımlanarak;

finansman, altyapı ve insan kaynakları ile desteklenmiştir.

Türkiye’de 2012’nin son aylarında başka bir otomobil firması tarafından kullanıma sürülen diğer elektrikli araç modelinde ise lityum-iyon bataryası ile 150 hp güç üretilmektedir. Bunun dışında Türkiye’de satışa sunulan diğer elektrikli araç, 8 saatte şarj edilebilen lityum iyon batarya ile her şarjda 160 km yol alabilmektedir.

Ülkemizde ekonominin temelini oluşturan otomotiv endüstrisi, günümüze kadar önemli evrimler geçirmiştir. Bu evrim içinde elektrikli otomobiller, yıllarca geri planda kalsa da, fosil kaynaklara alternatif arandığı günümüzde tekrar önem kazanmıştır. Dünya motorlu araç üretiminde 17. sırada yer alan Türkiye’de son yıllarda TÜBİTAK öncülüğünde üniversitelerimiz tarafından birçok elektrikli araç projeleri gündeme getirilmiş ve getirilmektedir. Ayrıca otomobil üreticileri, Türkiye’de ürettikleri elektrikli otomobilleri yurtiçine satmaya ve ihraç etmeye başlamış olup; gelişme süreci devam etmektedir.

Elektrikli Araç Sistemlerine Karşılaştırmalı Bakış

Çevreye saygılı alternatif enerji kullanımı konusunda ön plana çıkan elektrikli araçlar, tümü elektrik motorlu araçlar, hibrit elektrikli araçlar (elektrik motor ve İYM birlikte) ve yakıt pilli araçlar (bataryalı ya da bataryasız) olmak üzere üç bölümde incelenmektedir.

Tümü elektrik motorlu araçlar, depolanan ya da üretilen tüm itici gücü elektrik olarak kullanmaktadır. Bu tip araçlarda ana güç kaynağına ek olarak yardımcı güç kaynakları da bulunmaktadır. Yardımcı güç kaynakları özellikle yokuş tırmanırken veya ivmelenirken kısa dönemler için yüksek güç sağlamak için gerekmektedir. Yüksek enerji yoğunluğu ile uzun sürüş menzili, yüksek güç yoğunluğu ise ivmelenme ya da yokuş tırmanma gereksinimini sağlayan tasarım parametreleridir.

Elektrikli araçlarda bataryalar, şebeke elektriğinden ve frenleme sırasındaki geri kazanım enerjisinden şarj edilmektedir. Araçlarda, İYM yerine elektrik motoru kullanıldığı için sessiz çalışmakta olup; yakıt ve bakım maliyeti geleneksel araçlara göre çok daha düşüktür. Ayrıca hareketli elemanlar fazla olmadığı için bu araçların ayarına ya da yağ değişikliğine gerek olmayıp; yüksek verim, çok düşük gürültü seviyelerinin yanında emisyon yaymamaları da üstün yanlarıdır. Enerji kaynağı olarak sadece bataryanın bulunduğu tümü elektrikli araçlar, günümüz batarya teknolojisi ile kısıtlı menzillere sahip oldukları için genelde şehir içi kullanım için uygundurlar.

Hibrit elektrikli araçlarda ise İYM ile elektrik motoru birlikte kullanılmaktadır. Bir hibrit elektrikli araç; enerji dönüşüm sistemi, enerji depolama sistemi, güç ünitesi ve taşıt

itici sisteminden oluşmaktadır. Enerji depolama için başlıca seçenekler; bataryalar, süper kapasitörler ve volanlardır. Bataryalar kullanılan en yaygın enerji depolama sistemi olmasına rağmen diğer enerji depolama alanlarında da araştırmalara devam edilmektedir. Araçta bulunan bataryalar, frenleme sırasında geri kazanılan enerjiyle ya da İYM tarafından üretilen elektrik ile şarj edilmektedir. Birincil sürücü olan İYM yüksek hızdaki sürüşlerde kullanılırken, elektrik motoru ise yokuş tırmanma, ivmelenme ve diğer yüksek güç gerektiren durumlarda kullanılmaktadır. Hibrit elektrikli araçlarının, uzun menzile sahip olmaları ve şarj edilme özellikleri ile enerji kaynağını çeşitlendirmesi üstün yönleridir.

Yakıt pilleri, yakıtın kimyasal enerjisini doğrudan elektrik enerjisine dönüştürmekte olup; geleneksel teknolojilere göre daha yüksek verim ve çok daha düşük emisyon üretmektedir. Özellikle son yıllarda değişik uygulamalarda kullanılmaya başlanmış olan yakıt pillerinin gelecekte daha yaygınlaşacağı öngörülmektedir. Bir yakıt pilinin bileşenleri ve özellikleri bataryaya benzese de bazı açılardan bataryadan farklıdır. Yakıt pili, enerji dönüşüm sistemi olup, enerji dönüştürme işlemi elektrotlara yakıt ve oksitleyici sağlandığı sürece devam edebilmektedir. Örnek olarak, hidrojen yakıt kullanan araçlar elektroliz işlemini tersine çeviren bataryaları kullanmaktadır. Bu araçların yakıt hücreleri, hidrojen ve oksijeni suya çevirip elektrik enerjisini ortaya çıkarmaktadır. Çevresel açıdan, sadece su üretmekte olup, toplam etki kullanılan hidrojen ve metanolün nasıl üretildiğine bağlı olarak değişmektedir.

Elektrikli Araçların Geleceği

Petrol fiyatları ve çevresel kaygılar otomotiv sektöründe alternatif enerji kaynaklarını kullanan teknolojilerin önemini hızla artırmaktadır. Günümüzde belirtileri iyiden iyiye hissedilmeye başlanan küresel iklim değişikliğinin etkileri kabul edilen bir gerçektir. Araçlarda kullanılan fosil yakıtların ve buna bağlı karbon emisyon değerlerinin de küresel ısınmadaki rolünü fark eden üreticiler, bu durumun önüne geçebilmek için etkin önlemler almaktadır. Bu nedenle otomotiv endüstrisinin geleceği araştırılırken, artık çoğu parametre küresel iklim değişikliği ve enerji sorunlarının etkisinde belirlenmektedir.

Otomotiv üreticilerinin çevresel sorunlar için bulduğu en ciddi çözüm, hibrit ve elektrikli motor teknolojileridir. Günümüzde yüzde 3’ün altında bir pazar payına sahip hibrit araçların 2020 yılı itibari ile pazarı ele geçireceği düşünülmektedir. Yaklaşan enerji krizi, üreticilerin yakıt tasarrufunu araçlarında öncelik olarak görmeye başlamasında diğer bir neden olarak gösterilmektedir. Hibrit motorlar

gibi yakıt tasarrufuna doğrudan etki yapan teknolojilerin dışında, yeni nesil araçlarda kullanılan elektronik yol sistemleri ve sürücüyü bilgilendirmeye yönelik yeni teknolojilerin önemi de artmaktadır.

İYM’da kullanılan petrol ve türevleri yakıtların rezervlerinin azalması ve buna bağlı olarak fiyat artışı ilginç gelişmeleri de beraberinde getirmiştir. Son yıllarda üreticiler, elektrikli araçların menzil, batarya ve altyapı sorunlarını gidermek için yoğun bir çalışmanın içine girmişlerdir. Dünyanın önde gelen otomobil üreticileri elektrik ile çalışan modellerinin testlerine başlamış ve kullanıma sürmüşlerdir.

Elektrikli otomobillerin gelecekteki yeri ile ilgili birçok tahminler yapılmaktadır. Kasım 2010 tarihli bir raporda, hibrit ve tümü elektrikli araçlar ayrı olarak incelenmekte; 2020 yılında dünyadaki binek araç satışlarının 70.9 milyon adete ulaşacağı ve bunun 3.88 milyon adetinin (yüzde 5.5) hibrit araç olacağı öngörülmektedir. Bu araçların, ABD (yüzde 53), Japonya (yüzde 20), Avrupa (yüzde 16) ve diğer ülkeler şeklinde dağılacağı ve üretici grubun hibrit araç üretiminde ön planda olacağı beklenmektedir. Aynı rapora göre, tümü elektrikli araç satışlarının ise dünyada 2020’de 1.31 milyona ulaşacağı (yüzde 1.8) tahmin edilmektedir. Bu araçların, Avrupa (yüzde 62), Çin’in (yüzde21), ABD (yüzde 7.5) ve Japonya (yüzde 4.5) şeklinde dağılacağı beklenmektedir.

Teknolojik Değişim Toplumsal Değişimi Getiriyor

Günümüzde toplumların enerji gereksinimleri, yaşam standartları ve gelişmişlik düzeyleri ile doğru orantılı olarak artmaktadır. Bunun yanında kişi başına tüketilen enerji miktarı, toplumların gelişmişlik düzeyinin önemli bir göstergesidir. Kişilerin yaşam ortamlarında kullandığı enerjinin çevreye olabildiğince az zarar verecek biçimde yüksek verimle üretimi ve tüketimi, geçmişten günümüze uzanan süreç içerisinde araştırmacıların üzerinde çalıştıkları bir konu olmuştur. Bu durum önümüzdeki süreçte de böyle olmaya devam edecektir.

Otomobil endüstrisinin araştırma-geliştirme bölümleri ve örnek modellerinden seri üretim bantlarına kadar ilerleyen elektrikli araçların; menzil, altyapı ve tüketici algısındaki eksiklikler nedeni ile yakın gelecekte önemli bir pazar payına sahip olması olası görülmemektedir. Tahminlere göre bu araçların 2020 yılında yüzde 3 ile yüzde 10 arasında pazar payına sahip olacağı öngörülmektedir. Ayrıca yine yakın gelecekte İYM araçların baskınlığını koruması ve hibrit araçların pazar payını artırması beklenmektedir.

Elektrikli araç teknolojisinin ilk yapım maliyetinin yüksek olması, menzil ve altyapı engeli nedeniyle elektrik motorlu araçların öncelikli olarak küçük, hafif, şehir içi türlerinde öne çıkması, büyük araçlarda ise daha çok hibrit araçların öncelikli olacağı düşünülmektedir.

Kamu Akaryakıt Giderlerini Azaltabilir

Dünyada elektrikli araçların yaygınlaşması konusunda devletler değişik yöntemler kullanmaktadır. Bunlar arasında geleneksel fosil yakıt kullanan araçlarda vergilerin artırılması veya çevre dostu araçlar üzerindeki vergilerin azaltılması ve teşviklerin verilmesi ön sırada yer almaktadır. Ülkemizde de elektrik motorlu araçlara uygulanan vergi indirimi bu araçların fiyatını erişilebilir düzeye çekmişse de devlet

Elektrikli araç teknolojisinin ilk yapım maliyetinin yüksek olması, menzil ve altyapı engeli nedeniyle elektrik motorlu araçların öncelikli olarak küçük, hafif, şehir içi türlerinde öne çıkması, büyük araçlarda ise daha çok hibrit araçların öncelikli olacağı düşünülmektedir.

desteklerinin devamı gerekmektedir. Bu amaçla, kamuda elektrik motorlu araçların kullanılması, kamunun akaryakıt giderlerinde önemli bir tasarruf sağlayacaktır. Çevreye saygılı bu yeni ulaşım türünün başarılı olması, gerekli altyapı çalışmalarının tamamlanması, yasaların uygun hale getirilmesi ve toplum tarafından kabullenilmesi gibi bir takım etkenlere bağlıdır. Bu durum otomobilin teknolojik bir dönüşümünün yanında politik, ekonomik, sosyal ve kültürel değişimi de beraberinde getirmektedir. Kaynaklar 1. About.com, Inventors, History of ElectricalVehicles: http: //inventors.about.com/od/ estartinventions/a/History-Of-Electric-Vehicles.htm. 2. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi, “Elektrikli Araçlar”, 2003. s.11-22. 3. Zeynep Ünalan, TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi, Mart 2012, s. 28-35 4. Cüneyt Koç, Hibrit Araçlarda Değişik Parametrelere Göre Elektrik Motoru Seçimi, Yüksek Lisans Tezi, YTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, 2012 5. Otomotiv Teknoloji Platformu, “Elektrikli Araç Çalışma Grubu Raporu”, 2010, s.8

DÜNYADA NÜKLEER ENDÜSTRİNİN DURUMU

Nedim Bülent Damar EMO Enerji Çalışma Grubu Başkanı

Mycle Schneider ve Antony Froggatt yönetiminde; nükleer güç konusunda araştırma yapan birçok uzmanın katılımı ile “Dünya Nükleer Endüstri Görünüm Raporu 2015” (The World Nuclear Industry Status Report 2015) isimli bir çalışma Temmuz 2015 tarihinde yayımlandı.

Dünyadaki nükleer santrallar ve bu konudaki gelişmelerle ilgili önemli bilgiler içeren bu çalışmanın nükleer güç santrallarının dünyadaki mevcut durumunu anlatan genel bakış bölümünden bu yazıda kısa bir derleme yapılmıştır.

Bu derlemenin amacı; bağımsız ve güvenilir bir kaynaktan dünyada nükleer santralların durumu, mevcut ve yapılmakta olan nükleer santrallar, nükleer santral yapımının başlangıcından bugüne kadar olan değişimleri; gerçekleşmeler bazında rakamlarla açıklayarak, ülkemizde de yapılmaya çalışılan nükleer santrallar hakkında dünyadaki gelişmeleri aktarmaktır.

“Nükleer Rönesans” Sözde Var, Gerçekte Yok

Bilindiği gibi nükleer santralların yoğun bir şekilde inşa edilmesi taraftarlarının dile getirdiği en önemli konulardan biri nükleer santrallar vasıtası ile yarının temiz havalı (düşük karbonlu) dünyasının yaratılacağıdır.

Bu görüşle 1990’lı yıllarda “Nükleer Rönesans” başladığı, 3. jenerasyon nükleer santrallar ile bu amaca ulaşılacağı ifade edilmiş ve ABD ile İngiltere’nin başını çektiği çalışmalara başlanmıştır. Ancak raporda belirtildiği üzere; bu söylemlerin dillendirildiği tarihlerden bu yana aradan geçen 20 yıldan fazla zamanda 3. jenerasyon tipi herhangi bir reaktör devreye alınamamıştır. 2013 yılı itibarı ile 3. jenerasyon nükleer reaktörlerin yapım maliyetleri öngörülenden 8 kat artmıştır. Mayıs 2015 tarihi itibarı ile inşa halinde olan 18 adet jenerasyon 3 tipi nükleer reaktör vardır ve bunlardan yalnızca 2 adetinin projede öngörülen süreye uygun olarak yapımı devam etmektedir, geriye kalanların yapımına 2 ile 9 yıllık gecikmelerle devam edilmektedir. Dolayısı ile “Nükleer Rönesans’ın” 20 yıllık tarihinde öngörülen jenerasyon 3 tipi herhangi bir reaktör devreye alınamadığı gibi 8 kata varan maliyet artışları ve yapım sürelerindeki büyük gecikmeler bu tip reaktörlerin yapımında önemli sorunların olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Nükleer güç teknolojisi için dile getirilen ikinci yenilik ise jenerasyon 4 tipi küçük modüler reaktörler olmuştur. Her ne kadar bu teknoloji “Gelişmiş nükleer teknolojisi” (advanced nuclear reactors) olarak adlandırılsa da bu teknolojiye ilişkin çalışmalar 1960’larda başlamış olup bugüne kadar endüstriyel bir gelişme olmamıştır.

Nükleer teknoloji alanında konuşulan üçüncü yenilik ise yakıt olarak uranyum yerine toryumun kullanılması yönündeki argümanlar olmuştur. Ancak 50 yıldan beri konuşulmakta olan bu konuda da herhangi bir somut gelişme olmadığı

gibi önümüzdeki 20 yılda da özellikle maliyet düşürücü bir gelişme olabileceği düşünülmemektedir.

2014 ve 2015’ün Nükleer Bilançosu 2014 yılında 3 adedi Çin’de, birer adedi de Arjantin ve Rusya’da olmak üzere 5 reaktör devreye girmiş ve ABD’deki Vermont Yankee Reaktörü de kapatılmıştır. 2015’in ilk yarısında Çin’de 4 ve Güney Kore’de 1 olmak üzere 5 reaktör devreye alınmış ve 2 reaktör kapatılmıştır (Belçika ve Almanya). Dünyada 31 ülkede 391 adet nükleer reaktör işletmededir. Toplam kurulu gücü 337 bin megavattır. Bu rakamlara uzun dönemli servis dışı bırakılmış olan Japonya’da ki 40 reaktör ile İsveç’teki 1 reaktör dahil değildir. Japonya’daki Fukushima Daiichi ve Daini santrallarındaki 10 reaktör de daimi kapatılan reaktörler sınıfına ayrıldığından işletmedeki reaktör sayısına dahil edilmemiştir. Japonya’da 2014 yılında nükleer reaktörlerden hiç elektrik üretilmemiştir. Dünyada 2014 sonu itibarı ile işletmede olan nükleer reaktörlerden üretilen elektrik enerjisi Şekil 1’de gösterilmiştir. Şekil 1’den görüleceği üzere 2014 yılında nükleer santrallardan üretilen enerji bir önceki yıla göre yüzde 2.2 yükselmiş, ancak en fazla üretim yapılmış olan 2006 yılına göre yüzde 9.4 oranında azalmıştır. Dünyada nükleer santrallardan üretim 19 ülkede artmış, 9 ülkede azalmış ve 3 ülkede ise yaklaşık aynı kalmıştır. En büyük üreticiler olan ABD, Fransa, Rusya, Güney Kore ve Çin dünya nükleer üretiminin yüzde 69’unu gerçekleştirirken, ABD ve Fransa toplamın yaklaşık yüzde 50’sini üretmişlerdir. Dünya ülkelerinin 2014 üretimleri ve şimdiye dek nükleer santrallardan yaptıkları en yüksek üretim değerleri Şekil 2’de gösterilmektedir.

Dünyada Net Nükleer Elektrik Üretimi TWh (1990-2014) ve Toplam Elektrik Üretimindeki Payı

Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu-Nükleer Reaktör Bilgi Sistemi (IAEA-PRIS), BP, MSC (Mycle Schneider Consulting) Şekil 1: Dünyada Nükleer Elektrik Üretimi

Dünyada nükleer enerjiden elde edilen elektriğin payı son 3 yılda değişmemiş ve yüzde 10.8 seviyesinde kalmıştır. Ancak 1996 yılındaki yüzde 17.6 oranındaki payı devamlı bir düşme kaydetmiştir. 2014 yılında üretilen ticari primer enerji göz önüne alındığında nükleer enerjinin payı son yıllarda değişmemekte ve yüzde 4.4 oranında seyretmektedir. Bu oran 1984 yılı sonrasındaki en düşük orandır.

Ülkelerin nükleer santrallardan ürettikleri elektriğin toplam elektrik üretimleri içindeki payı Şekil 3’te gösterilmiştir.

Dünyada nükleer santrallar gerek teknik ömürlerinin dolması gerekse güvenlik nedeni ile kapatılmaktadırlar.1970 yılından 1990 yıllarına kadar süren nükleer santralların sayı ve kapasite olarak artışları 2000’li yıllarda durmuş ve giderek kapatılan reaktör sayısı yeni devreye alınanlardan fazla olmaya başlamıştır. Son birkaç yılda ise özellikle Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerde faaliyete alınan yeni reaktörler işletmede olan reaktör sayısını arttırmaktadır.

Yıllara göre işletmeye alınan ve kapatılan reaktör sayıları Şekil 4’te verilmiştir.

Dünyada yapılan nükleer reaktörlerin yıllara göre sayı ve kapasiteleri ise Şekil 6’da gösterilmektedir. Buradan görüleceği üzere 1990’lara kadar sürekli artan kapasite bu tarihten sonra bir süre aynı kalmış, daha sonra ise düşmeye başlamıştır.

Reaktör sayılarının üretimin fazlaca değişmemesi küçük kapasiteli reaktörlerin kapatılıp yerlerine daha büyüklerinin devreye alınması ve son yıllarda yapılmaya başlanan reaktör kapasite artırımları vasıtası ile olmuştur. Örneğin ABD’de 7 bin 300 MW kapasite artırımına onay verilmiş ve bunun büyük bir bölümü gerçekleşmiştir. Ancak bu işlemlerin de sonuna gelinmiş gibi görünmektedir. ABD’de 2011’de 20 olan kapasite artırım işlemleri 2014’de 1 adede düşmüştür.

İnşa Halindeki Nükleer Reaktörler

2015 yılı Temmuz ayı itibarı ile dünyada 62 nükleer reaktör inşa halinde kabul edilmektedir. Bu reaktörlerin yüzde 80’i Asya ve Doğu Avrupa’dadır. 24 adedi Çin’dedir. Bu reaktörlerin yüzde 60’dan fazlası yalnızca 3 ülkededir; Çin, Hindistan ve Rusya. 2013 yılında 10 reaktörün inşasına başlanmıştır. Tablo 1’de inşa halindeki reaktörlerin listesi verilmiştir.

Çek CGEBuFrMüiulamSSnnmllİUcglheseBoİokaaaFyuserprrnvvrrİnliiivaeiaaasKçsssidtytytikinnvnçoeaaasnykyyyrretnaaaaçeaaniane GünHReİHAiPBolAyMnoKanrTrlegjaleammkdARikiifalazyaanuAtrsssinvttiiansnnletBaaaiydyykkydrDneaaaanannaaa ErmeniİsrtÇiaannn

İnşa halindeki reaktör sayısı 1990 yılından sonraki en yüksek seviyesindedir, ancak yine de 1979 yılındaki toplam kapasitesi 200 bin MW olan 234 sayısının hayli altındadır. Başka bir husus da 1979 yılında inşa halinde olan 234 reaktörün 48 adedinin henüz bitirilememiş olmasıdır. 2014 yılındaki inşa halindeki reaktörlerin kapasitesi 59 bin 33 MW ile 2013 yılına göre yüzde 7.3 oranında bir düşme göstermiştir.

2014-2013 Yıllarında Elektrik Üretiminde Nükleerin Payı ve Dönemsel En Yüksek Değer (%)

Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu-Nükleer Reaktör Bilgi Sistemi (IAEA-PRIS), BP, MSC (Mycle Schneider Consulting) Şekil 3: Ülkelerin Toplam Elektrik Üretiminde Nükleer Enerjinin Payı ve En Yüksek Değerleri

Adet Dünyada İşletmeye Açılan ve Kapatılan Reaktör Üniteleri (1954-1 Temmuz 2015) Açılan Reaktör Kapatılan Reaktör

Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu-Nükleer Reaktör Bilgi Sistemi (IAEA-PRIS), BP, MSC (Mycle Schneider Consulting) Şekil 4: Nükleer Reaktörlerin Şebeke Bağlantıları ve Kapatılanlar (1954-2015)

Ülkelerin 2013-2014 Yıllarındaki Nükleer Elektrik Üretimi ve Dönemsel En Yüksek Değer

Dünyadaki Nükleer Reaktörler ve Net İşletme Kapasiteleri GWh (1954-1 Temmuz 2015)

Reaktörler Sayısı

İşletmedeki Reaktörler İşletme Kapasitesi

GüneFyRrauKAsnoBsyrDaae ÇekGCüEBuFrMniuHlRamSSeİnHAiJPmllİUBgclloAhyMnoaseKanBrToİorkaaaleugjsaeleprpmamdrrknvvAirİnlikiiiifavlazyaaaiaeoanİstçrssssssidinytvytttrtiiiannnilknnnveçÇteiaaaaiaaandyykykyyykydyrretneaanaçaeanainnaaaananaanna

Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu-Nükleer Reaktör Bilgi Sistemi (IAEA-PRIS), BP, MSC (Mycle Schneider Consulting) Şekil 2: Ülkelerin Yıllık Nükleer Elektrik Üretimi ve Dönemsel En Yüksek Değerleri

Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu-Nükleer Reaktör Bilgi Sistemi (IAEA-PRIS), BP, MSC (Mycle Schneider Consulting) Şekil 6: Dünya Nükleer Reaktör Filosu (1954-2015)

Dünyada inşa halindeki santralların genel durumu yıllara göre Şekil 7’de gösterilmektedir. Burada dikkat edilecek husus; 1980’lerdeki nükleer santral yapma isteğinin sonraki yıllarda hızla nasıl düştüğü gerçeğidir.

Tablo 1: 1 Temmuz 2015 İtibarıyla İnşa Halindeki Reaktörler

İşletmeye Reaktör MWe İnşaat Şebeke Girişi (Ad.) (net) Başlangıcı Bağlantısı Ertelenen (Ad.)

Çin

24 23,738 2009-2015 2015-2021

Rusya

8 6,262 1983-2010 2015-2019

Hindistan

3,907 2001-2011 2015-2019

5 6,320 1972-2013 2016-2020

4 5,360 2008-2013 2016-2018

Birleşik

Arap

3 4,035 2012-2014 2017-2019

Emirlikleri

Beyaz Rusya

2 2,218 2013-2014 2019-2020

Pakistan

2011 2016-2017

Slovakya

1985 2016-2017

Ukrayna

1 1,900 1986-1987 2019

Arjantin

Brezilya

1 1,245 2010

Finlandiya 1 1,600 2005

1 1,600 2007

TOPLAM

62 59,033 1972-2015 2015-2021

Yıllar İtibarıyla Yapım Aşamasında Olan Nükleer Reaktör Sayısı (1954-1 Temmuz 2015)

Nükleer Reaktörlerin Yapım Süreleri Nükleer reaktörlerin yapım süreleri belirsizliğini korumakta ve genelde 5 yıllık yapım süreleri öngörülmekte ise de devamlı gecikmelerle karşılaşılabilmektedir:

-Temmuz 2015 tarihi itibarı ile yapım aşamasında olan 62 reaktör ortalama 7.6 yıldır yapım halindedir. -Yapım aşamasında olan reaktörlerden 47 adedi kesin olarak gecikmiştir. Geri kalan 15 adedinin ise (bunlardan 9 adedi Çin’dedir) yapım programına uygun olarak inşasının devam edip etmediğini tahmin etmek oldukça güçtür. -Dünyada yapımı süren 5 reaktör yapım programlarına göre 30 yıl gecikmiştir.

2005 ile 2015 yılları arasında yapımına başlanan nükleer reaktörlerin yapım süreleri ile ilgili bilgiler Tablo 2’de verilmiştir.

Başlanıp İptal Edilen Nükleer Reaktörler Yapımına başlanan ve daha sonra iptal edilen nükleer reaktörlerin sayıları da önemli bir rakama ulaşmıştır.

Dünyada yapımına başlanan reaktör sayısı 1976 yılında tepe noktasına ulaşarak 44 adet olmuş, ancak sonrasında hızla azalmıştır. 2011 ile 2015 yılının Temmuz ayına kadar geçen sürede (4.5 yıl) 26 reaktörün yapımına başlanmıştır. Bu sayı 1970’lerdeki 1 yılda yapımına başlanan reaktör sayısının bile çok altındadır.

Yıllar İtibarıyla Dünyada Başlayan Nükleer Reaktör İnşaatları (1954-1 Temmuz 2015)

Tamamlanmış İnşaat Aşamasında Yapımı İptal Edilenler Tamamlanmış veya İnşaat Aşamasında

İptal Edilen veya Askıya Alınan Projeler Tamamlanan ve Devam eden Projeler İnşaati Başlayanlar

Reaktör Sayısı Reaktör Sayısı (Her Yıl)

Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu-Nükleer Reaktör Bilgi Sistemi (IAEA-PRIS), BP, MSC (Mycle Schneider Consulting)

Şekil 7: İnşa Halindeki Nükleer Reaktörler

Tablo 2: Reaktörlerin Yapım Süresi (2005-2015)

Çin Hindistan Güney Kore Japonya Rusya Arjantin İran Pakistan Romanya TOPLAM

Reaktör (Ad.)

18 7 5 3 3 1 1 1 1 40

Ortalama Zaman (Yıl) 5.7 7.3 4.9 4.6 28.0 32.9 36.3 5.3 24.1 9.4

En Az (Yıl)

4.4 5.1 4 3.9 25.3 32.9 36.3 5.3 24.1 3.9

En Fazla (Yıl)

11.2 11.6 6.4 5.1 31.9 32.9 36.3 5.3 24.1 36.3

Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu-Nükleer Reaktör Bilgi Sistemi (IAEA-PRIS), BP, MSC (Mycle Schneider Consulting)

Şekil 9: Dünyada İnşaat Başlangıçları (1951-1 Temmuz 2015)

Ülkeler Bazında İptal Edilen veya Askıya Alınan Reaktörler (1977-2015)

İtaRloyma:a3nya: 3

Ukrayna: 4 İspanya: 4 Almanya: 6

Rusya: 15 ABD: 40

Bulgaristan, Küba, Çek Cumhuriyeti, Polanya, Tayvan Japonya (Herbiri 2 adet)

Avusturya, İran, Litvanya, Kuzey Kore, Filipinler (Herbirinde 1 adet)

Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu-Nükleer Reaktör Bilgi Sistemi (IAEA-PRIS), BP, MSC (Mycle Schneider Consulting) Şekil 10: İptal Edilen ve Askıya Alınan Reaktör İnşaatları (1977-2015)

Reaktör yapımına başlamak ve hatta ileri bir yapım seviyesine ulaşmak bile yapılan reaktörün elektrik sistemine bağlanabileceği anlamına gelmemektedir. Fransa Atom Enerjisi Kurumu (CEA) istatistiklerine göre 2002 yılından bu yana 31 ülkede birçoğu ileri yapım aşamasında olan 253 reaktörün yapımı iptal edilmiştir. Bunların 138 adedi ABD’dedir.

Dünyada yapımına başlanan ve yapımı iptal edilen reaktörler Şekil 9 ve 10’da gösterilmiştir.

Nükleer Reaktörlerin İşletme Yaşı Dünyada son yıllarda yeni nükleer reaktörlerin devreye alınması hızla azaldığından işletmede olan reaktörlerin ortalama işletme yaşları artmıştır. Temmuz 2015 itibarı ile reaktörlerin ortalama yaşı 28.8 yıl olmuştur.

Nükleer reaktörlerin ortalama işletme ömrü genelde 40 yıl olarak kabul edilmektedir. Ancak bazı durumlarda bu ömür 60 yıla kadar uzatılabilmektedir. Özellikle ABD’de işletmede olan 74 reaktöre bu izin verilmiştir. Ancak ABD’de

Dünyada İşletmedeki 391 Reaktörün Yaşı (1 Temmuz 2015 İtibarıyla)

Ortalama Yaş 28.8 yıl

Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu-Nükleer Reaktör Bilgi Sistemi (IAEA-PRIS), BP, MSC (Mycle Schneider Consulting) Şekil 11: Dünyada İşletmedeki Nükleer Reaktörlerin Yaş Dağlımı

Dünyadaki Nükleer reaktörlerin İşletme Yaşı (1 Temmuz 2015 İtibarıyla)

Dünyada Uzun Dönemli Kapatılan Reaktörlerin Yaşı (1 Temmuz 2015 İtibarıyla)

21-30 yıllık: 117

31-40 yıllık: 145

11-20 yıllık: 38 0-10 yıllık: 37

391 Reaktörün Ortalama Yaşı:

28.8 Yıl

>40 yıllık: 54

21-30 yıllık: 18

11-20 yıllık: 6 0-10 yıllık: 3

41 Reaktörün Ortalama Yaşı:

26.4 Yıl

31-40 yıllık: 12 >40 yıllık: 2

Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu-Nükleer Reaktör Bilgi Sistemi (IAEA-PRIS), BP, MSC (Mycle Schneider Consulting)

Şekil 12: Dünyada İşletmedeki ve Uzun Dönemli Kapatılan Reaktörlerin Yaş Dağılımı

Dünyada Kapatılan 162 Reaktörün Yaşı (1 Temmuz 2015 İtibarıyla)

Ortalama Yaş 24.7 yıl

Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu-Nükleer Reaktör Bilgi Sistemi (IAEA-PRIS), BP, MSC (Mycle Schneider Consulting) Şekil 13: Kapatılan 162 Nükleer Reaktörün Yaş Dağılımı

kapatılmış olan 33 reaktörden ancak bir adedi 40 yılın üzerinde (42 yıl) işletmede kalmıştır. Geri kalanları 40 yıl olan tasarım ömrünü bile tamamlamadan kapatılmıştır. ABD’de işletmede olan 99 reaktörden 33 adedi tasarım ömrü olan 40 yıldan daha fazla bir süredir işletmededir. ABD nükleer reaktörlerinin ortalama ömrü 35.6 yıldır.

Dünyada işletmede olan 391 adet nükleer reaktörün yaşları Şekil 11’de, işletmede olan ve uzun dönemli kapatılmış nükleer reaktörlerin ortalama yaş dağılımları Şekil 12’de ve kapatılmış olan nükleer reaktörlerin yaşları Şekil 13’te gösterilmiştir.

Özellikle Fukushima Felaketi’nden sonra yaşlı reaktörleri devrede tutmanın tehlikeleri yoğun olarak tartışılmaya başlanmıştır. Fukushima Daiichi Santralı’ndaki 1. Ünite’ye kazadan 1 ay önce 10 yıllık ömür uzatma izni verilmiş olması endişeleri arttırmış ve kazadan hemen sonra tedbir olarak Almanya Hükümeti 1981 yılında önce devreye alınmış olan yaşlı 7 reaktörü devreden çıkartmıştır.

İlk Defa Nükleer Reaktör Yapımına Başlanacak Ülkeler

Bir kaç ülke nükleer reaktör kurmak için anlaşmalar imzalamış ve yapımına başlamıştır. Bunun yanında bir kaç ülke ise yapıma başlamak üzere veya yakın zamanda başlamayı planlamaktadır.

Reaktör yapımına başlamış ülkelerle ilgili özet bilgileri şöyle sıralayabiliriz:

- Birleşik Arap Emirlikleri (UAE): 2009 yılında Korean Electric Power Corp ile yapılan anlaşma sonucunda 4 adet 1345 MW gücünde reaktör yapımı kararlaştırılmıştır. 3 adedinin yapımına başlanmış olup; 1 adedinin de yapımına 2015 içerisinde başlanması planlanmıştır. İlk yatırım maliyeti olan 20 milyar USD sonradan 32 milyar USD’ye yükselmiştir. Bazı kaynaklara göre proje tamamlandığında toplam maliyeti 40 milyar USD’yi geçebilecektir. İlk reaktörün 2017’de devreye girmesi öngörülmektedir. - Beyaz Rusya: 2013 ve 2014 yıllarında Rus teknolojisi ile 2 adet AES-2006 tipi 1200 MW’lık reaktör yapımı kararlaştırılmıştır. Ünitelerin sırasıyla 2018 ve 2020 yıllarında devreye alınması planlanmaktadır. İlk yatırım maliyeti olan 13 milyar USD’nin yüzde 71 artarak 22.9 milyar USD’ye yükseleceği düşünülmektedir. Sözleşme imzalamış olan ülkelerde durum şöyledir: - Türkiye: Türkiye iki sözleşme imzalamış ve üçüncü bir sözleşmenin görüşmelerine başlamıştır:

*Akkuyu: Yap- İşlet-Sahip ol yöntemi ile Rus Rosatom Şirketi’nin 4 adet VVER 1200 tipi toplam 4800 MW gücünde bir nükleer santral yapımı için sözleşme imzalanmıştır. İlk reaktörün 2022’de devreye gireceği ve ilk iki reaktörün yatırım maliyetinin 22 milyar USD olacağı öngörülmektedir. *Sinop: Mitsibushi, AREVA, GDF-SUEZ ve Itochu firmaları ile Türkiye Elektrik Üretim A.Ş’den oluşan bir konsorsiyumun sahibi olacağı ve AREVA-Mitsibushi tasarımı ile yapılacak olan 4 bin 400 MW gücünde ve 4 adet ATMEA tipi reaktörden oluşacak proje için sözleşme imzalanmıştır. Sözleşmenin detayları henüz tam belirli değildir. AREVA’nın finansal zorluklarının sözleşmenin uygulanabilmesi için sorunlar yaratacağı öngörülmektedir. *Üçüncü Proje: Aralık 2014’de ABD Şirketi Westinghouse, Çin devlet nükleer enerji şirketi (SNPTC) ile Türkiye Elektrik Üretim A.Ş. ile görüşmelerine başlayacağını açıklamış ise de bu konuda belirsizlikler sürmektedir.

Planlanan projeler olarak da Litvanya, Bangladeş, Ürdün, Polonya, Vietnam, Suudi Arabistan ve Mısır’ın nükleer reaktör yapımı için hazırlıklar içerisinde olduğu raporda yer almaktadır.

Teknoloji Fakülteleri Mühendislik Fakülteleri ile Birleştirilsin…

SÖZDE MÜHENDİS YETİŞTİREN FAKÜLTELER

Ülkeler bilim insanlarının yaptığı çalışmaların teknolojiye aktarılması ve üretime yönelik yapılan çalışmalar ile ilerlemekte, böylece gelişmişlik düzeylerini arttırabilmektedirler. Ülkemizde meslek alanımızı da ilgilendiren, üretim süreçlerine yönelik düzenlemelere ve sanayi politikalarına bakıldığında; toplumsal yarar anlayışından uzak, kalkınma, refah ve istihdamı göz ardı eden, plansız ve kuralsız bir yaklaşım egemendir. Bu genel yaklaşıma uygun biçimde mühendislik eğitimi; kamu ve toplum yararı yerine, sermaye güçlerinin çıkarlarına hizmet ederek, eğitim sürecindeki kurumların yeterli olanaklarla ve bilimsel bir anlayışla desteklenmediği koşullarda gerçekleştirilmektedir.

Günümüzde bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler, toplumların yapısını ve eğitim sistemlerini etkilemektedir. Teknoloji toplumunun eğitim felsefesi; yalnızca teknik sorunları çözme yeteneğine sahip mühendisler yetiştirmek yerine, sorunu bütün olarak kavrayabilen mühendisler yetiştirmeye yönelmektedir. Mühendislik eğitiminde amaç, mühendislik esaslarını öğretmenin yanında tasarım yeteneklerinin geliştirilmesi ve tasarım sorunlarının çözülebilmesi olarak tanımlanabilir.

Ülkemizde mühendislik eğitimde açılan bölümler ve arttırılan kontenjanlar açısından planlama anlayışının olmamasının yanında Yükseköğretim Kurumu (YÖK) ile birlikte kurulan vakıf üniversitelerindeki mühendislik bölümleri ve devlet üniversitelerindeki “Teknoloji Fakülteleri” adı altında yeni düzenlemeler, meslek alanımızdaki mühendislik disiplinlerini doğrudan etkileyerek yeni sorunlar ortaya çıkarmıştır.

Yasal Boşluk Devam Ediyor

Beş yıl önce 13 Kasım 2009 tarih ve 2009/15546 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile çeşitli üniversitelere bağlı mesleki ve teknik eğitim fakültelerinin kapatılarak, teknoloji fakültesine dönüştürülmesine karar verilmiş ve 21 teknoloji fakültesi kurulmuştur. Teknoloji fakültelerinin kuruluş süreci, YÖK ve ilgili üniversiteler eliyle adeta gizli bir şekilde yürütülmüştür. Bu fakültelerinin hangi alanda ne gibi bir eğitim ve unvan vereceği, hangi bölümlerin kurulacağı gibi konularda kamuoyu ve konunun doğrudan tarafı olan TMMOB ile görüş alışverişinde bulunulmamıştır. Bakanlar Kurulu Kararı’nın hemen arkasından TMMOB ve bağlı odalar, konuyla ilgili görüşlerini kamuoyu ile paylaşmış, kararın yürütmesinin

durdurulması ve iptali talebiyle davalar açmıştır. İlginç olan bu fakültelerin kurulumu ve bölümlere öğrenci alınmasının üzerinden uzun bir süre geçmesine rağmen, mezun olacakların unvanları ile ilgili yasal bir düzenleme yapılmamıştır. YÖK, hukuki altyapıyı hazırlamadan ve sistem içindeki yerini tanımlanmadan ABD, AB gibi ülkelerin sistemlerine atıf yaparak, oluşacak sorunları sürece bırakmıştır. TMMOB ve EMO’nun açmış olduğu davaların üzerinden beş yıl geçmesinden sonra uygulamanın kısmen bozulmasına karar verilmiştir. Uzun süren dava süreci ve sonuçları, ülkemizdeki hukuk sistemimizin tekrar gözden geçirilmesinin gerekliliğini ortaya koyan ayrı bir sorundur.

Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu, teknoloji fakültelerinin mühendislik bölümlerine mesleki ve teknik ortaöğretim kurumları (M.T.O.K.) mezunları ile genel lise mezunlarının farklı giriş koşulları ile kabul edildiğine dikkat çekerken, almış olduğu kararda davalı idarenin vermiş olduğu savunmaya da ilgi göstermiştir. Özet olarak davalı idarenin savunmasına da atıf yapılarak; “Mühendislik fakülteleri ile teknoloji fakültelerinin eşdeğer eğitim kurumları olduğu ve her iki fakültenin de mühendis yetiştirdiği göz önüne alındığında, sözü edilen eğitim kurumlarına girecek olanların eşit koşullara tabi tutulması gerektiği halde, farklı giriş koşullarının kabul edilmesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğu belirtilmiştir.”

YÖK, 2010-2011 eğitim-öğretim yılında, öncelikli olarak mühendislik fakülteleri bulunan ve ağırlıklı olarak mühendis formasyonuna sahip öğretim elemanlarının yoğun olduğu üniversitelerde, teknoloji fakültelerine öğrenci alımını gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda meslek alanımızda da Gazi Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi ve Süleyman Demirel Üniversitesi’nin Teknoloji Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümleri 2010-2011 eğitim-öğretim yılında toplam 296 öğrenci alarak öğretime başlamıştır. İki yıl bölüm ve kontenjan sayısında bir değişiklik olmamış; 2012-2013 eğitim-öğretim döneminde bölüm ve öğrenci sayısı 3’e katlanmıştır. Ayrıca aynı dönem Kocaeli Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü öğrenci alarak öğrenime başlamıştır.

Teknoloji fakültelerinin meslek alanımızda lisans eğitimi veren; bölüm, kontenjan ve öğrenci sayılarının 5 yıllık süreç içindeki değişimi Grafik-1, Grafik-2 ve Grafik-3’de verilmiştir.

Grafik 1: Teknoloji Fakülteleri Meslek Alanımız Bölüm Sayısı Grafik 2: Teknoloji Fakülteleri Meslek Alanımız Kontenjan Sayısı

Teknoloji fakülteleri meslek alanımız bölüm programlarına alınan öğrencilerin yıllara göre dağılımları Tablo-1’den ayrıntılı olarak izlenebilir.

Grafikler ve Tablo-1 incelendiğinde; bölüm ve kontenjan sayısı 2012 yılında 3 kat artmış, ayrıca 5 bölümde ikinci öğretim programı başlatılmıştır. Bölüm sayısı 2014 yılında 12’ye yükselmiş olup, bu bölümlerden 9’unda ikinci öğretim programı uygulanmaktadır. İlginç olan 2014 yılına göre 2015 yılında bölüm ve program sayısında bir değişiklik olmamasına karşılık kontenjanların yüzde 14 artırılmış olmasıdır. 2010 yılında meslek alanımıza alınan toplam öğrencinin yüzde 3’ü teknoloji fakültelerindeki bölümlere alınırken, 2015 yılında bu oran yüzde 10’a yükselmiştir.

Öncelikli olarak mühendislik formasyonuna sahip öğretim üyelerinin bulunduğu yerlerde kuruluşunu tamamlayıp öğrenci alan teknoloji fakültelerine süreç içinde teknik eğitim fakülteleri öğretim üyesi kadrolarının tamamı aktarılmıştır. İlk mezunlarını 2013-2014 öğretim yılı sonunda veren teknoloji fakültelerinin meslek alanımızdaki bölümlerin hiçbiri akredite değildir. Bu bölümlerin öğretim elemanlarının 2015 yılındaki dağlımı Tablo-2’de, öğretim üyelerinin unvanlara göre oransal dağlımı Grafik-4’de verilmiştir.

Genellikle teknik eğitim fakülteleri ya da Amasya Üniversitesi Teknoloji Fakültesi’nde olduğu gibi meslek yüksekokulu altyapısı ve öğretim kadrolarıyla kurulmuş olan teknoloji fakültelerinin meslek alanımız bölümlerinde ağırlıklı olarak mühendislik formasyonu olmayan öğretim elemanları ile eğitim-öğretim yürütülmektedir. Bu bölümlerin hiçbirinin henüz tanınıyor olmamalarının

Grafik 3: Teknoloji Fakülteleri Meslek Alanımız Toplam Öğrenci Sayısı

Grafik 4: Teknoloji Fakülteleri 2015 Yılı Öğretim Üyesi Oransal Dağlımı

Tablo-1: Teknoloji Fakülteleri Meslek Alanımız Bölüm Öğrenci Kontenjanları

BÖLÜMLER Elektrik-Elektronik Mühendisliği

Biyomedikal Mühendisliği TOPLAM

PROGRAM I.Öğretim II.Öğretim I.Öğretim II.Öğretim

2010 218 78 296

2011 218 78 296

2012 488 353 47 888

2013 617 476 48 -

2014 617 476 90 42

2015 682 451 111 63

Tablo 2: Teknoloji Fakülteleri 2015 Yılı Öğretim Elemanları Dağlımı

BÖLÜMLER

Elektrik-Elektronik Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği TOPLAM

Öğretim elemanıları dağlımı

Prof. Dr.

Doç.Dr.

Y. Doç. Dr.

Öğr. Gör. 1 1

Araş. Gör. 48 5 53

TOPLAM 137 18 155

yanında öğrenimin niteliğine etki eden en önemli parametre, öğretim kadrosu ve öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısının fazlalığıdır. Öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı 25’i aşmaması gerekirken, öngörülenin iki katıdır (50 öğrenci). Bunun yanında laboratuvar ve uygulamalarda görev alacak olan araştırma görevlisi sayısı çok yetersiz olup; 2015 yılında araştırma görevlisi başına yaklaşık 100 öğrenci düşmektedir. Kuruluş gerekçeleri; “Türkiye sanayinin uygulama becerisi yüksek mühendislere gereksinimini karşılamak ve yetiştirmek” olan bu fakültelerin, var olan akademik kadrolarıyla öngörülen amacı gerçekleştirmeleri çelişmektedir.

Mühendislik Eğitiminde Yaratılan Açmazlar Birçoğu teknik eğitim fakültelerinin kadro ve fiziksel olanaklarıyla kurulan teknoloji fakülteleri mühendislik bölümleri ile aynı üniversite bünyesinde mühendislik fakültesine bağlı aynı adı taşıyan mühendislik bölümleri oluşmuştur. Bu durum Yükseköğretim Yasası ile bağdaşmadığı gibi, nitelikli ara insan gücünü ortadan kaldırması açısından 3795 sayılı Yasa ile getirilen amaç ve ilkelere de aykırılık taşımaktadır. Meslek alanımızda açılan bölümler ve arttırılan kontenjanlar açısından planlama anlayışının olmamasının yanında sayıları hızla artan vakıf üniversitelerindeki meslek alanımız bölümlerine çok düşük puanlarla öğrenci kabul edilmesi, kontenjanların boş kalması gibi sorunlar ortadayken teknoloji fakültelerinde mühendislik bölümlerinin kurulması; mühendislik mesleğimizi, yetki ve sorumluluk alanlarımızı karmaşaya sürüklemiştir. Birçoğu mühendislik unvan ve formasyonuna sahip olmayan öğretim üyelerinin bulunduğu teknoloji fakültelerinde mühendislik eğitimi verilmesi ayrı bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. “Uygulama mühendisi yetiştireceğiz” iddiası ile gündeme getirilen ve kurulan bu fakültelerinin laboratuvar ve uygulamalarını yürütecek olan araştırma görevlisi sayısının çok yetersiz olması kuruluş amacına uymayan tartışılması gereken bir durumdur. Gerçekte teknoloji fakültelerinin asıl kuruluş nedeni; YÖK tarafından 2013 yılında uygulamaya konulan mühendislik

Teknoloji fakültelerinin mühendislik bölümlerine öğrenci alımına son verilerek, bu fakültelerin bölümleri aynı üniversitede bulunan mühendislik fakültelerinin ilgili bölümleri ile birleştirilmeli; mühendis olmayan akademik kadrolar teknik eğitim fakülteleri ya da meslek yüksekokullarına geri aktarılmalıdır.

tamamlama programları ile birlikte teknik öğretmenlere unvan değişikliği olanağını sağlamaktır. Böylece öncelikli olarak teknik eğitim fakültelerinden mezun olanlara mühendislik alanında hizmet veya üretimle ilgili proje yapma, planlama, yönetme, uygulama, kontrol, ürün geliştirme, test, analiz ve imalat konularında imza yetkisi ve sorumluluk verilmesi amaçlanmıştır.

Teknoloji Fakülteleri Kapatılmalı Mühendislik mesleğinin değersizleştirilmesine yönelik olarak, kurulan teknoloji fakültelerindeki mühendislik bölümleri ile teknik eğitim fakültelerinden mezun olanların göstermelik sınavlarla mühendis tamamlama programlarına alınması uygulamalarından vazgeçilmelidir. Teknoloji fakültelerinin mühendislik bölümlerine öğrenci alımına son verilerek, bu fakültelerin bölümleri aynı üniversitede bulunan mühendislik fakültelerinin ilgili bölümleri ile birleştirilmeli; mühendis olmayan akademik kadrolar teknik eğitim fakülteleri ya da meslek yüksekokullarına geri aktarılmalıdır.

Yükseköğretime ilişkin kararların ülke ihtiyacına yönelik ve planlama dahilinde alınması gereklidir. Daha çok işsiz mühendis yerine bilgili, iyi eğitimli mühendisler ile ülkemizin gelişmesine katkı sağlayacak politikalar oluşturulmalı; mühendislik eğitimi veren üniversitelerimizde bilimsel, bağımsız, özerk bir yapı kurulmalıdır.

Kaynaklar 1. Şenlik, İ., “Elektrik-Elektronik Mühendisliği Eğitimi ve Meslek Alanımıza Yansımaları”, Elektrik Mühendisliği Dergisi, Sayı:446, s. 48-51, 2013 2. Şenlik, İ., “Türkiye’de Elektrik-Elektronik-BiyomedikalKontrol Mühendisliği Eğitiminin Tarihsel Süreci’, Elektrik Mühendisliği Dergisi, Sayı:450, s. 61-66, 2014 3. “Teknoloji Fakülteleri Gerçeği”, Elektrik Mühendisleri Odası(EMO), Kitap Derleme, Yayın No:GY/2010/11 4. “Teknoloji Fakülteleri Üzerine TMMOB Görüşü”,42. Dönem Çalışma Raporu, Nisan 2011 5. http://www.osym.gov.tr 6. https://istatistik.yok.gov.tr

KİTAP

TANITIMI Hazırlayan: Necla Dulkadiroğlu

THORSTEİN VEBLEN: KULLANIM KILAVUZU

Hazırlayan: Ahmet Öncü Yayımlayan: EMO, Habitus Kitap ISBN: 978-605-4630-30-1 Baskı: 1.Baskı: 2015 İstanbul

Elektrik Mühendisleri Odası, Sabancı Üniversitesi ve Uluslararası Thorstein Veblen Derneği’nin, İstanbul’da Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryumu’nda, 6-7 Temmuz 2014 tarihinde düzenlediği, “Veblen, Kapitalizm ve Akılcı Bir İktisadi Düzen İçin Olanaklar” Sempozyumu’nda sunulan bildiriler, Türkçeye çevrilerek kitaplaştırıldı. Biri sempozyum dışı olmak üzere 11 makaleden oluşan kitapta, Veblen’in temel kuramlarına ve kavramlarına odaklı çarpıcı makaleler yer alıyor.

Kitap, “Zeki Alaycı ve Bilgili Bir Eleştirmen Thorstein Veblen” başlığı altında kitabın editörü Prof. Dr. Ahmet Öncü’nün giriş yazısı ile başlıyor. Öncü, kitabın en ilginç yanlarından birini, “bir mühendislik örgütü tarafından sosyal bilimler alanında düzenlenmiş uluslararası bir sempozyumdan üretilmiş olması” biçiminde ifade ediyor. Öncü, “Dünyada eşine çok az sayıda rastlanabilecek sadece bu boyutu ile elinizdeki kitap, mühendislerin ilerici bir toplumsal konumu benimseyebileceğini ileri sürmüş Veblen’in hiç de boş düşünmemiş olduğunu kanıtlaması açısından son derece önemledir” diyor.

Giriş yazısında Öncü, kitaptaki makaleleri de tanıtıyor. Kitabın ilk makalesi olan Michael Perelman’ın “Thorstein Veblen: Bir Amerikan İktisadi Perspektifi” başlıklı yazısını özetle şöyle sunuyor:

“…Perelman, Veblen’in kuramsal katkılarını Amerikan iktisat tarihinde önemli bir rol oynamış olan demiryolları ve bu bağlamda gündeme gelmiş iktisadi tartışmalarla ilişkilendirerek değerlendiriyor. …Veblen’in ‘sabotaj’ ve ‘şerefiye’ kavramlarını öne çıkaran yazar, bu kavramlardan bihaber olan akademik iktisatçıların, kapitalistlerin rekabetçi baskıyı azaltarak karları yükseltmeleriyle toplumda yağmacı bir iktidar kurduklarını göremediklerini ileri sürüyor.”

İkinci makale Prof. Dr. İzzettin Önder’in “Throstein Veblen: Çok Yönlü Bir İktisatçı” başlığı altında yer alıyor. Prof. Öncü, Veblen’in geleneksel akademik yazım tarzını bilinçli olarak tercih etmediğini savunan Perelman’a karşı Prof. Önder’in Veblen’in kullandığı kavramları önemli olmayan basit birer slogan olarak gördüğünü aktarıyor. Prof. Önder’in “Veblen’in Darwin’in teorisini yorumlayıp ötesine geçerek insanlığın ilerleyişiyle ilgisini ortaya koyan ilk düşünür olması ve Marksizm ile Neoklasik iktisadı hazcılık ve metodolojik bireyselcilik görüşlerine dayandıkları gerekçesiyle ciddi eleştiriye tabi tutmuş ilk Amerikalı bilim insanı olması” nedeniyle ciddiye alınması gerektiği görüşünü de aktarıyor.

Kitabın üçüncü makalesini ise William Waller ve Felipe Rezende’nin “Thorstein Veblen: Ticari Girişim ve Finansal Kriz” yazısı oluşturuyor. Prof. Öncü,

akademik itibarını Veblen hakkındaki yorumlarıyla kazanmış akademisyenlerden birisi olarak nitelendirdiği Waller’in Rezende ile birlikte yazdığı makalenin 2008 yılında adı konulan ve halen yaşanılmakta olan “küresel büyük durgunluk” olgusuyla ilişki kurarak Veblen’i tartıştığına dikkat çekiyor. Öncü’nün giriş bölümünde bu makaleden alıntıladığı “Mali destekler vererek kurtarma planları, kazanılmış hak sahiplerinin servetlerini yeniden eski haline getirmiş ve ekonominin reel sektörlerinin zararına sistemin istikrarını yeniden sağlamıştır” saptaması da dar gelirli geniş halk kitleleri açısından yaratılan hazin sonun altını çiziyor.

Michael Hudson’ın “Veblen’in Kurumsalcı Kira (Rant) Teorisi Ayrıntılandırması” başlıklı çalışmasını Öncü, Veblen’e yönelik haksız ve yanlış eleştirilerin geri püskürtülmesi anlamında değerli buluyor. İkinci bir nokta olarak da “finans, sigorta, gayrimenkul” kazançlarının, “hak edilmemiş kazançlar” olduğunu bütün çıplaklığıyla aydınlatması açısından bu çalışmaya vurgu yapıyor.

Kitabın beşinci bölümünü oluşturan Gülenay Baş Dinar’ın “Veblen’in Analizinde Endüstriyel ve Finansal Faaliyetler Arasındaki İkilem ve Kapitalizmin İstikrarsızlığı” başlıklı makalesini de Prof. Öncü; Waller ve Rezende ile Hudson’un makalelerinin devamı olarak niteliyor. Finansal sektör ile reel sektör arasındaki gerilim ve yaşanan dalgalanmalara ilişkin makaledeki değerlendirmeleri kısaca özetliyor.

Prof. Öncü “İş İdeolojisini Çürütmek: Veblen’in Devrimci Aktörler Olarak Mühendisler Kuramının Yeniden Değerlendirilmesi” başlıklı kendi makalesine ilişkin olarak “işe gelmeyen mülk sahipleri”nin piyasa arzını kontrol etmek üzere tekelci faaliyet yoluyla kar maksimizasyonu arayışının sanayiyi baltalamasına dikkat çekiyor.

Öncü, siyaset kuramına Veblenci perspektiften orijinal katkılar yaptığını söylediği Sidney Plotkin’in “İtaatsizlik ve Teknisyenler: Gelecekteki Boş Zaman Politikaları Üzerine Düşünceler” başlıklı makalesindeki “itaatsizlik” kavramı ile Gezi Direnişi arasında bağlantı kuruyor. Plotkin’den alıntıladığı “Rasyonel bir ekonomik düzende, israfın zıttı verim değil, özgürlük olacaktır” saptaması da dikkat çekiyor.

Kitaptaki “Bir Teknisyenler Sovyeti’nin Olanaklılığı Hakkında: Veblen’in Kümülatif Nedensellik Yönteminin Türkiye’ye Uygulanması” başlıklı ikinci bir makalesi de yer alan Prof. Öncü, Veblen’in sosyal evrim kuramının Türkiye toplumsal oluşumunda somut bir uygulamasını denediğini belirtiyor. Mühendisler ile işadamları arasındaki çelişik çıkarlara ve buna karşın Veblen’in neden Amerika’da mühendislerin kendi işadamlarına karşı harekete geçme beklentisine sahip olmadığını anlaşılır kılmaya çalıştığını aktaran Prof. Öncü, bu bağlamda Türkiye’de ortaya çıkan devrimci-demokrat mühendisliği de ele alıyor.

Kitap, Anita Oğurlu’nun, “Tebessümle Sabotaj: Waitrose ve Sıradan İnsan” başlığı ile kaleme aldığı dokuzuncu makale ile devam ediyor. Lüks bir İngiliz süpermarket zinciri olan Waitrose’i örnek olay olarak ele alan Oğurlu’nun çalışmasıyla ilgili Prof. Öncü şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Oğurlu örnek olay yöntemini başarıyla kullanarak, Veblen’in kültürel eleştiri ruhunu günümüze taşımakta ve uygarlığımızın içinde sıkışıp kaldığı kapitalist kurumsal terkibin canlı bir resmini çizmektedir.”

Marx ve Veblen’in farklılıklarına ilişkin olarak kitapta Faruk Eray Düzenli’nin “İşçilik, Emek ve Sermaye” makalesine yer veriliyor. Düzenli’nin “Marx’ın Veblen’in eleştirilerine, ‘Herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinimine göre!’ düsturuyla sağlam bir yanıt verdiği” görüşünü aktaran Prof. Öncü, “…Ancak Marx’a sıkı sıkıya sarılıp, onunla yürümeye devam etmek belki de en büyük sigortamız…” diyor.

Kanadalı Sosyolog Ross Mitchell’in “Tabandan Gelecek Demokratik Değişimin Hem Dostu Hem de Düşmanı Olarak Veblen’in Efendisiz İnsanı” başlıklı kitabın son makalesine ilişkin olarak da Prof. Öncü, bugün yaşanan itaatsizlik ortamına ve henüz tam anlamıyla başarıya ulaşmamış alttan gelen demokratik dalganın “büyük umut” olduğu kadar “büyük bilmece” oluşuna değiniyor. Bu bağlamda, Prof. Öncü; Mitchell’in makalesiyle sondan başa dönerek, “Marx, Darwin ve dolayısıyla Veblen’e bir kere daha bakıyoruz” diyor.

Sonuç bölümünde ise, 2008-2012 Küresel Ekonomik Krizi nedeniyle Amerika’da başlayan ve dünya geneline yayılan, “kapitalizm, büyük şirketleri ve hükümetleri protesto etme” amaçlı “Occupy Hareketi”ne Veblen perspektifinden bakılıyor. Sonsöz’de ise “Gezi Direnişi” değerlendirilerek, “Veblen’in merceğini ve ruhunu kullanarak taban demokrasisi üzerine yeniden düşünmek için Gezi uygun bir yerdir” sözüyle kitap tamamlanıyor.

Toplam 355 sayfadan oluşan kitaba, EMO sorumlu birimlerinden ve http://kitap.emo.org.tr adresinden ulaşılabilir.

YENİ NESİL FOTOVOLTAİKLER

Hazırlayan: Fabio AndreolliAydın Bodur Yayımlayan: EMO, Dario Flaccovio Editore Yayın No: GY/2015/603 ISBN: 978-605-01-0751-7 Baskı: 1. Baskı, Ankara- Eylül 2015

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Fabio Andreolli’nin, “Yeni Nesil Fotovoltaikler” başlığı altında kaleme aldığı kitabı Türkçeye kazandırdı. Fotovoltaiklerin tarihi, fiziksel kaynakları ve temin edilebilen teknolojilerin anlatıldığı kitapta, bir sistemin baştan sona nasıl tasarlanacağı ve uygulanacağı tüm ayrıntılarıyla okuyuculara aktarılıyor.

Fabio Andreolli önsözünde, kitabın, İtalyan bir uygulamacı tarafından Avrupa için yazıldığını belirterek, kitabın hedef kitlesini şöyle ifade ediyor:

“Kitabım, fotovoltaik sistemlerin yaygınlaşmasını, büyük ölçekli ekonomilerin kurulmasını ve fosil yakıt ya da nükleer kaynaklar tarafından sağlanan enerjiler kadar (belki de daha fazla) şebekeye enerji verecek değere ulaşılabileceğini düşünen herkes içindir. Kitabım, aynı

zamanda, yenilenebilir enerji kaynaklarının tükenmez kaynaklar olduğunu bilen ve bu kaynakların sınırlarının farkında olan, ancak bu kaynakların daha iyi bir şekilde kullanılması için fikirler ve yöntemler geliştirilebileceğinden emin olan herkes içindir.”

Andreolli ayrıca, yatırımlar açısından hızlı bir şekilde maliyetini karşılayacak uygun bir fiyatta sürdürülebilir büyüklükteki sistemlerin tasarlanması ve uygulanması için gerekli olan temel kriterlerin yaratılması amacıyla, yenilenebilir enerji alanında şimdiye kadar uygulanmış olanlardan tatmin olmayan ve aynı zamanda bu yatırımların etik ve spekülâtif potansiyelini doğru bir şekilde değerlendirmek isteyen kimselere kitabın ilginç geleceğini kaydediyor.

“Bu kitap, yenilenebilir enerji kaynaklarına olan ihtiyacın ve bu kaynakların değerinin anlaşılması için okuyucunun izleyebileceği yola ışık tutmak için yazılmıştır” diyen Andreolli sağlam örnekler, yenilikçi uygulamalar da gösterildiğini vurgulayarak, kitabı kılavuz olarak nitelendiriyor.

Kitabın ilk sunuş yazısını kaleme alan Editör Yardımcısı Eleonora Monti, birçok iniş çıkışlı gelişmeler sonrası fotovoltaiklerin, sağlam bir teknolojiyi esas alan aşamaya ulaştığını belirterek, teşviklerle devam eden spekülâtif fotovoltaiklerin ömrünün çoktan dolduğunu vurguluyor. Monti, fotovoltaikler için yeni fırsatlar oluştuğunu ileri sürerek, kullanılan modüllerin maliyetlerinin düştüğünü ve yenilenebilir enerjinin şebekeye entegre edilmesi sürecinin, çok daha sağlam hale geldiğini anlatıyor.

Perspektif Kulübü tarafından hazırlanan ikinci sunuş yazısında da, fotovoltaik enerjinin, geçmişte uzun bir süre değer görmemiş ve sadece önemsiz bir konu olarak kaldığına dikkat çekilerek, şu değerlendirmede bulunuluyor:

“Günümüzde, fotovoltaik enerji, yenilenebilir enerji kaynakları arasında artan bir öneme sahiptir ve çeşitli hipotezlere göre, 2070 yılı itibariyle, fotovoltaik enerji, güneşin tükenmez ışınlarını doğrudan kullanabilme özelliği sayesinde, en önemli global enerji kaynağı haline gelecektir. Bu özellik, fotovoltaik enerjinin, büyük altyapı sistemi kısıtlamaları gerektirmeksizin gezegendeki herhangi bir yerde sessizce enerji üretebileceği anlamına gelmektedir. Bu önemli sonuç, artık çok daha sıklıkla meydana gelen teknolojik gelişmeler sayesinde, basit bir şekilde ortaya çıkmamakta; ancak yaratıcılığımızın ve hayal gücümüzün önemli olduğu yeni çalışmalar sayesinde sağlanabilmektedir.”

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil de sunuş yazısında, günümüzde bilim, teknoloji ve mühendislik uygulama alanlarındaki hızlı gelişim, üretim süreçlerinde var olan bileşenlerin sürekli yenileme ve geliştirmeyi zorunlu kıldığını vurgulayarak, mühendislerin de varlık koşulu olan bu alanlardaki faaliyetlere hükmedecek nitelikte olması gerektiğine dikkat çekiliyor. Ege Üniversitesi ile 2013 yılında yapılan protokol çerçevesinde Güneş Enerjisi Sistemleri Tesisatı eğitimlerinin başlatıldığını kaydeden Yeşil, yeni eğitim planlarının da yapıldığını bildiriyor.

“Fotovoltaik Enerji” başlığıyla genel bir giriş yapılan kitapta, ikinci bölüm “Yatırımın Sürdürülebilirliği” başlığı altında sunuluyor. “Güneş ve Işınımı” başlıklı üçüncü bölüm ile “Fotovoltaik İlkesine Genel Bakış” başlığı altında yer alan dördüncü bölümün ardından “Teknoloji” ve “Pratik uygulamalar ve Yeni Kullanımlar” bölümleri geliyor. Kitabın yedinci bölümü “Tasarım ve Test”, son bölümü ise “Bakım, Güvenlik ve Devreden Çıkarma” başlığıyla sunuluyor. Fotoğrafların, çizimlerin, tabloların, grafiklerin ve haritaların sıkça kullanıldığı kitap, 175 sayfadan oluşuyor. Kitap, EMO Yayın Birimi’nden ve http://kitap.emo.org.tr adresinden edinilebilir.

ENERJİ PLANLAMASININ TEMEL İLKELERİ PANELİ

Hazırlayan: EMO Ankara Şube Yayımlayan: EMO Ankara Şube Yayın No: GY/2015/604 ISBN: 978-605-01-0260-4 Baskı: 1. Baskı, Ankara- Eylül 2015

EMO Ankara Şubesi’nin, Cihan Kayıket, Kaya Nomaler, Turhan Çiftçibaşı, Ahmet Altay Varol ve Gökçen Çapkıncı’nın anısına 12 Ağustos 2014 tarihinde EMO Genel Merkezi Konferans Salonu’nda düzenlediği “Enerji Planlamasının Temel İlkeleri” başlıklı panel kayıtları elektronik kitap olarak yayınlandı.

Kitapta, EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Şakir Aydoğan’ın yönettiği panelde konuşmacı olarak yer alan Enerji Uzmanı Barış Sanlı, Enerji Uzmanı Necdet Pamir ile EMO Eski Başkanı ve Enerji Çalışma Grubu Üyesi Cengiz Göltaş’ın görüşlerini bulacaksınız.

EMO Ankara Şubesi 22. Dönem Yönetim Kurulu adına kaleme alınan sunuşta, “Yapısı gereği ‘doğal tekel’ olan enerji alanına merkezi bir planlama ile yaklaşılması ve bu planın ekonomik, teknik, politik, çevre vb. birçok yönden, birçok alanla doğrudan ve zorunlu bir ilişki içerisinde olduğu göz ardı edilmemelidir” temel uyarısına yer veriliyor. Enerjide dışa bağımlılığın birçok alanda da dışa bağımlılık anlamına geldiği ifade edilen sunuşta, “Bu kapsamda enerji planlaması yapılırken yerli ve yenilenebilir kaynaklar üzerinden harekete geçmek, sadece enerji değil, enerjinin ilişkili olduğu diğer birçok alanda da bağımsız politikalar üretmeyi sağlayacaktır” denildi. Sunuşta, kaynak çeşitliliği, enerji verimliliği ve temiz enerji kaynakları ile bu alanda teknolojik gelişimin önemine de değiniliyor.

Kitap, panelin açılışını yapan EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Akgün Yalçın’ın açılış konuşması ile başlıyor. Enerji Uzmanı Barış Sanlı’nın enerji planlamasına yönelik Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nın yaptığı çalışmalara ilişkin panelde yaptığı bilgi aktarımını bulacağınız kitapta, TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi ve EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi Cengiz Göltaş’ın

Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını değerlendiren ve Oda çalışmalara ilişkin bilgi aktaran sunumuna yer veriliyor. Enerji Uzmanı Necdet Pamir ise enerji özelleştirmeleri konusunda görüşlerini paylaşıyor. Toplam 44 sayfadan oluşan kitabın sonunda panel izleyicilerinin sorularına verilen yanıtlar yer alıyor. Kitaba, EMO sorumlu birimlerinden ve http://kitap.emo.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

MİSEM EĞİTİM NOTLARI

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Meslek İçi Sürekli Eğitim Merkezi (MİSEM) çalışmaları kapsamında, MİSEM eğitmenlerince EMO üyelerine yönelik eğitimlerde aktarılan ders notları, kitaplaştırıldı. Bu kapsamda, MİSEM ve Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi Enstitüsü tarafından ortak hazırlanan “Güneş Enerjisi Sistemleri Tesisatı Eğitim Notu”, “Aydınlatma Temelleri ve Uygulama Eğitimi”, “Bilirkişilik/ Kamulaştırma Bilirkişiliği Eğitimi Ders Notları”, “Elektrik SMM (1kv Üstü ve 1kv Altı) Eğitim Notları”, “Katodik Koruma Eğitimi Ders Notları”, “Elektrik Yüksek Gerilim Tesislerinde İşletme Sorumluluğu Eğitim Notları” yayımlandı. MİSEM eğitim notlarından hazırlanan kitapları, EMO birimlerinden ve http://kitap.emo.org.tr adresinden edinebilirsiniz.

EMO 44. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil, ders notlarına yazdığı sunuşta, örgün eğitim kurumlarında verilen eğitimin zaman içinde atıl bilgi haline geldiğine ve yetersiz kaldığına dikkat çekiyor. “Bu yüzden, artan bilgi birikimine hızlı ulaşma, edinilen bilgi ve deneyimleri paylaşma ve üretim süreçlerinde değerlendirebilme becerisi için sürekli bir meslek içi eğitim şarttır” diyen Yeşil, Oda bünyesi içindeki MİSEM çalışmaları ve hedeflerine ilişkin bilgi veriyor. EMO üyelerinin talepleri ve ihtiyaçları doğrultusunda; eğitimlerin çeşitlendirilmesi ve içeriği konusunda çalışmaların ayrı bir önem kazandığını vurgulayan Yeşil, üniversite-meslek odaları işbirliği örneklerini aktarıyor. Ege Üniversitesi ile 2013 yılında yapılan protokol çerçevesinde Güneş Enerjisi Sistemleri Tesisatı eğitimlerine Mayıs 2015 itibariyle 234 üyenin katıldığını kaydeden Yeşil, bu eğitimlere ek olarak; rüzgar, Jeotermal, biyogaz ve çöpten elektrik üretimi ile ilgili eğitimlerin de planlandığını belirtiyor.

GÜNEŞ ENERJİSİ SİSTEMLERİ TESİSATI EĞİTİM NOTU

Hazırlayan: MİSEM- Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi Enstitüsü Yayımlayan: EMO Yayın No: GY/2015/595 ISBN: 978-605-01-0734-0 Baskı: 1. Baskı, Haziran 2015Ankara

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) ve Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi Enstitüsü tarafından verilen eğitim kapsamında hazırlanan “Güneş Enerjisi Sistemleri Tesisat Eğitim Notu” yayımlandı.

Kitabın ilk bölümünde, “TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Ana Yönetmeliği”ne ikinci bölümünde de “TMMOB Yasa ve Yönetmelikleri”ne yer veriliyor. Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi Enstitüsü’nden Arş. Gör. Emrah Güngör’ün notları, üçüncü bölümde yer alıyor. Bu bölümde “Genel Bilgiler” başlığı altında; “Enerji, Enerji Çeşitleri, Yenilenebilir Enerjiler, Güneş Enerjisi Teknolojileri ve Fotovoltaik Temeller” konusunda bilgiler aktarılıyor.

Dördüncü bölümün başlığını “Güneş Enerjisi Teknolojileri” oluşturuyor. Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi Enstitüsü’nden Dr. Oğuz Perinçek’in eğitim notlarının yer aldığı bu bölümde de, “Fotovoltaik (PV) Teknolojileri” grafik ve fotoğraflarla anlatılıyor.

EMO Enerji Birimi Koordinatörü Olgun Sakarya’nın, “Güneş Enerjisinde Lisanssız Elektrik Üretimi Mevzuatı” başlıklı eğitim notlarının yer aldığı beşinci bölümde ise giriş bölümünün ardından; yasal düzenlemeler, lisanssız elektrik üretimi, bağlantı ve sistem kullanımı, teknik hükümler, ticari hükümler aktarılıyor.

Kitabın altıncı ve yedinci bölümlerinde, MİSEM Eğitmeni Musa Çeçen’in, “Güneş Enerjisi Sistemleri” başlıklı eğitim notları yer alıyor. Ayrıntılı bilgi ve hesaplamaların aktarıldığı bu bölümde, görsel malzemeler ve örnekleri de bulacaksınız.

Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, ElektrikElektronik Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Mutlu Boztepe’nin hazırladığı, “Güneş Enerjisi Sistemleri Eğitimi” başlığını taşıyan sekizinci bölümde, şebekeye bağlı PV sistemleri, PV sistem karakteristikleri, şebekeye bağlı PV sistemleri tasarımı, PV sistem benzetimi okuyucuya sunuluyor. Elektrik Mühendisi Azim Şahin’in eğitim notlarından oluşan dokuzuncu bölümde, “GES Projelerinde Bulunması Gerekenler” anlatılırken, onuncu bölümde Egemen Azmak tarafından hazırlanan “Off-Grid Sistemler” başlıklı eğitim notları yer alıyor. Kitabın on birinci bölümü; Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Görevlisi Elektrik Mühendisi Bülent Çarşıbaşı’nın “Güneş Enerjisi Sistemleri Tesisat Eğitimi (Statik ve Dinamik Hesaplamalar” başlıklı ders notlarına ayrılmış. On ikinci bölümde ise Elektrik Yüksek Mühendisi Taner İriz’in “Kısa Devre Hesaplamaları Ders Notları” sunuluyor. Kitabın son bölümünde “Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Elektrik Mühendisleri Odası Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Elektrik Enerjisi Üretimine Ait Elektrik Mühendisliği Hizmetleri Yönetmeliği” yer alıyor. Ayrıca EİE Güneş Enerjisi Potansiyel Atlası’nı da kitapta bulabilirsiniz. Toplam 377 sayfadan oluşan kitabın ederi 50 TL.

ELEKTRİK SMM (1kV Üstü ve 1kV Altı) EĞİTİM NOTLARI

Hazırlayan: MİSEM Yayımlayan: EMO Yayın No: GY/2015/596 ISBN: 978-605-01-0736-4 Baskı: 1. Baskı, AnkaraHaziran 2015

Kitapta, SMM eğitiminde gerekli olan mevzuata, uygu-

lamalara ve örneklere yer veriliyor. Mevzuatın yanında 2015 En Az Ücret Tanımları, TMMOB’nin Çalışma Anlayışı ve Temel İlkeleri ile Meslek Etiği ve Mesleki Davranış İlkeleri’nin yer aldığı kitapta, mühendislerin hukuki sorumlulukları da ayrı bir başlık altında anlatılıyor.

“Elektrik İç Tesisat Projesi Hesapları ve Proje Hazırlama Esasları” başlığı altında İTÜ ElektrikElektronik Fakültesi Emekli Öğretim Görevlisi Yüksek Mühendis İsa İlisu tarafından kaleme alınan ders notları üyelere sunuluyor. Kitapta, Orta Gerilim Şebekeleri başlığı altında yer alan bölümün ardından “Yüksek Gerilim Tesislerinde Kısa Devre Hesapları” başlığı altında EMO eğitimlerinde Elektrik Yüksek Mühendisi Taner İriz tarafından hazırlanan eğitim notlarına yer veriliyor. İTÜ’den Prof. Dr. Belgin Emre Türkay’ın “Reaktif Güç Kompanzasyonu” başlıklı çalışmasını ise örnek ve şekilleriyle kitapta bulacaksınız. “Yangın ve Gaz Algılama Sistemleri” ile “Zayıf Akım” konularının da ayrı bölümler halinde yer bulduğu kitapta, son olarak da Elektrik SMM Eğitimi Yönergesi’ne yer veriliyor. Kitap, toplam 392 sayfadan oluşuyor.

BİLİRKİŞİLİK/ KAMULAŞTIRMA BİLİRKİŞİLİĞİ EĞİTİM DERS NOTLARI

Hazırlayan: MİSEM Yayımlayan: EMO Yayın No: GY/2015/601 ISBN: 978-605-01-0747-0 Baskı: 1. Baskı, AnkaraAğustos 2015

Elektrik Mühendisi MİSEM Eğitmeni Süleyman Sırdaş Karaboğa’nın ders notlarından hazırlanan kitap, yayımlandı. Kitapta bilirkişilik ve kamulaştırma bilirkişiliğine ilişkin mevzuata ve bu mevzuata ilişkin değerlendirmelere yer verilirken, TMMOB ve EMO’nun mesleki disiplin açısından ilgili mevzuatı anlatılıyor.

Toplam 158 sayfadan oluşan kitapta yer alan konu başlıkları şöyle:

“Eğitimin amacı ve TMMOB’nin Temel İlkeleri ve Çalışma Anlayışı; EMO Nedir?; MİSEM; TMMOB II. Mühendislik-Mimarlık Kurultayı Kararları; Ceza ve Hukuk Davaları ile Kamulaştırma Davalarında Bilirkişilik Mevzuatı; Kamulaştırma Kanunu ve Bilirkişiliği; Kamulaştırma Kanunu; Diğer Bilirkişilikler; Değer Tespiti Davaları Bilirkişiliği; Elektrik’ten Çıkan Yangınlarda Bilirkişilik (Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik); Bilirkişilik ve Hukuk; Hukuk Davalarında Bilirkişilik; 4650 Sayılı Kanunla Değişik 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu; Emsal Yargı Kararları; TMMOB Mesleki Davranış İlkeleri; 3458 Sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun; 6235 Sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu; Türk Mühendis ve Mi-

mar Odaları Birliği Kanunu; Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 2015 Yılı BilirkişilikEksperlik-Hakemlik ve Teknik Müşavirlik Yönetmeliği; Kamulaştırma Davalarında Bilirkişi Olarak Görev Yapacak Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının Nitelikleri, Belgelendirilmesi ve Çalışma Koşullarına İlişkin Usul ve Esaslar; Ceza Muhakemesi Kanunu’na Göre İl Adlî Yargı Adalet Komisyonlarınca Bilirkişi Listelerinin Düzenlenmesi; Bölge Adliye Mahkemesi Adli Yargı Adalet Komisyonlarınca Bilirkişi Listelerinin Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelik; Kaçak ve Usulsüz Elektrik Kullanımı; Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Tarafından Yürürlüğe Konulan Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği; Arsa Nitelikli Taşınmazlara Dair Örnek Kamulaştırma Bilirkişiliği Raporu; Tarla Nitelikli Taşınmazlara Dair Örnek Kamulaştırma Bilirkişiliği Raporu; Mimarlar Odası 4. Bilirkişilik Sempozyumu Sonuç Bildirisi.”

Ayrıca, Cumhuriyet Gazetesi Bilim Teknoloji Dergisi’nde yayımlanmış, Yargıtay Onursal Üyesi Çetin Aşçıoğlu’nun kaleme aldığı “Bilirkişi Odaları’nın Kurulması Çözüm Olabilir mi?” ve “Bilirkişi Sorununa Çözüm Önerileri” başlıklı iki makalesi ile Kaynak Elektrik Dergisi’nde yayımlanan ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Osman Sevaioğlu’nun “Türk Adaletinde Bilirkişilik-Sorunlar” başlıklı makalesi de sunuluyor.

KATODİK KORUMA EĞİTİMİ DERS NOTLARI

Hazırlayan: MİSEM Yayımlayan: EMO Yayın No: GY/2015/602 ISBN: 978-605-01-0749-4 Baskı: 1. Baskı, AnkaraAğustos 2015

MİSEM eğitmeni Elektrik Mühendisi Hamdi Yavuz tarafından, eğitimlere yönelik olarak hazırlanan ders notları 129 sayfadan oluşuyor.

Kitapta, “Yer Altı Korozyona Etki Eden Faktörler; Zeminin Özelliği Nedeniyle Oluşan Korozyon Hücrelenmeleri; Galvanik Etki Nedeniyle Oluşan Korozyon; Kaçak Akım Korozyonu; Kaçak Akım Korozyonuna Karşı Alınacak Önlemler; Kaplamalar; Kaplamalarla İlgili Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar; Katodik Koruma; Anot; Anot Yatağı Dolgu Maddesi; Ölçü Kutuları; Galvanik Sistemli Koruma; Galvanik Anotlu Katodik Koruma Tesislerinin İşletilmesi ve Bakımı; Katodik Koruma Tesislerinin Zemin Etüdünün Yapılması; Şartnameler; Şartname İle İlgili Tip Resimler; İller Bankası Katodik Koruma Birim Fiyatları; Proje-Teknik Cetveller; Katodik Koruma Tesislerinin İşletilmesi ve Bakımı” başlıkları altında katodik koruma ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.

ELEKTRİK YÜKSEK GERİLİM TESİSLERİNDE İŞLETME SORUMLULUĞU EĞİTİM NOTLARI

Hazırlayan: MİSEM Yayımlayan: EMO Yayın No: GY/ 2015/600 ISBN: 978-605-01-0738-1 Baskı: 1. Baskı, AnkaraAğustos 2015

MİSEM kapsamında elektrik yüksek gerilim tesislerinde işletme sorumluluğuna ilişkin verilen eğitimlerde kullanılan dokümanlardan oluşan kitapta, ilk olarak yine mevzuata ve mühendislerin hukuki sorumluluklarına yer veriliyor. MİSEM Eğitmeni Musa Çeçen tarafından hazırlanan “Elektrik Mühendisleri Odası Mesleki Davranış İlkeleri (Etik ve Ahlak)” başlıklı eğitim notlarının ardından teknik bilgilere ilişkin ders notlarını bulacaksınız.

Bu kapsamda, yine Musa Çeçen’in “Yüksek Gerilim Tesislerinde Manevra”, “Elektrik Tesislerinde Güvenlik” ve “Kodlu Bakım Programları” başlıklı çalışmalarının yanı sıra MİSEM Eğitmeni Elektrik Mühendisi İrfan Arabacı ile birlikte hazırladığı “Elektrik Tarifeleri”, “Reaktif Güç Kompanzasyonu” ve “Yüksek Gerilim Tesislerinde Koruma” başlıklı çalışmalarını bulacaksınız.

Kitapta; İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi Emekli Öğretim Görevlisi Yüksek Mühendis İsa İlisu’nun eğitimlerde verdiği “Transformatörler” ile “Elektrik Yüksek Gerilim Tesislerinde Dolaylı Dokunmaya Karşı Koruma ve Topraklama” başlıklı ders notlarına yer veriliyor. Ayrıca “Kesiciler”, “Ayırıcılar”, “Sigortalar”, “Yeraltı Kabloları” ve “Modüler Hücreler” konuları da ayrı bölümler halinde sunuluyor.

AYDINLATMA TEMELLERİ VE UYGULAMA EĞİTİMİ

Hazırlayan: MİSEM Yayımlayan: EMO Yayın No: GY/2015/605 ISBN: 978-605-01-0752-8 Baskı:

Elektrik Mühendisi MİSEM Eğitmeni Niyazi Gündüz tarafından hazırlanan, “Aydınlatma Temelleri ve Uygulama Eğitimi Ders Notları”, EMO tarafından yayımlandı. Kitabın ilk bölümünde “Aydınlatmacılığın Konusu, Amacı ve Türleri”; ikinci bölümde “Aydınlatma Armatürleri”, üçüncü bölümde “Işık Kontrolünün Fiziksel Prensipleri”, dördüncü bölümde “LED Aydınlatma Tasarımı” anlatılıyor. “Yol Aydınlatması” konusuna beşinci bölümde yer verilirken, altıncı bölüm “LED’li Yol ve Sokak Aydınlatmalarında Mezopik (Karma) Görme Koşulları Analizi” başlığından oluşuyor. “Aydınlatma Armatürleri” de yedinci bölümde sunuluyor. “Verimli LED Armatürü İçin Optik ve Isıl Tasarım Süreçleri” sekizinci bölümde anlatılıyor. Kitap, “Dıalux 4.11 Yazılımı İle Aydınlatma Tasarımı ve Uygulamaları” başlıklı dokuzuncu bölüm ile son buluyor. Kitap, toplam 175 sayfadan oluşuyor.

EMO YÖNETIM KURULU

BAŞKAN

HÜSEYİN YEŞİL

BAŞKAN YRD. BAHADIR ACAR

YAZMAN

HÜSEYİN ÖNDER

SAYMAN

İRFAN ŞENLİK

İBRAHİM AKSÖZ

ERDAL APAÇIK

ABDULLAH BÜYÜKIŞIKLAR

EMO ONUR KURULU AHMET LEVENT EGÜZ AHMET TURAN AYDEMİR TUNCAY ÖZKUL İSA GÜNGÖR MUSTAFA ASIM RASAN

EMO DENETLEME KURULU

GİYASİ GÜNGÖR YUSUF GÜNDOĞAN

TMMOB YÖNETIM KURULU ÜYESİ NERİMAN USTA

SERDAR ÇİFTCAN

HÜSAMETTİN PALA

MUSA TAŞ ETHEM ATALAY TERCAN

TMMOB YÜKSEK ONUR KURULU ÜYESİ CENGİZ GÖLTAŞ

HAMİT YILMAZ KARA

ADANA Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

ANKARA Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

ANTALYA Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

BURSA Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

DENİZLİ Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

MEHMET MAK İLHAN YILDIRIM BARIŞ CEM ÖZDOĞAN İBRAHİM EFDAL ÇİÇEKDEMİR BİLAL TANBUROĞLU DERYA OLPAK KADEŞ SAYİM ERGÜL MEVLÜT BULGUR NİHAT GÜL ALİ ERASLAN

EBRU AKGÜN YALÇIN ŞAKİR AYDOĞAN ÖZENÇ AKDAĞ HÜSEYİN MERT KÜLAHCI TUFAN TEZİŞ ALAATTİN ALİ YOLCU BAHADIR ACAR MUSTAFA KEMAL SARI SEBATİ GÖKEN MEHMET POLAT

İLHAN METİN İBRAHİM KÜCÜ MURAT SÖNMEZ ŞABAN TAT SUAT KAŞ TÜLAY KOÇ HALİL ALAÇAM ERTUĞRUL GAZİ ÜNAL BAYRAM ÇİFCİ KADİR BAŞÇİÇEK

REMZİ ÇINAR TUNÇ ALADAĞLI MÜNİR BÜYÜKYAZICI SABİHA CESUR AYTAÇ SEVİM ONUR DALLILAR EDA YENİGÜL BAHA ERİM HALİL İBRAHİM BAKAR SAİT SAKA

ABDULLAH ŞAVKLI EYLEM ÖLMEZOĞLU POYRAZ BÜLENT PALA TURAY VOLKAN AYANOĞLU TEMEL ÖZENMİŞ CEYHUN YENİŞEHİRLİ ADNAN ÜNAY ARİF DÖNMEZ FATİH MARDİNOĞLU OZAN ERYAVUZ

DİYARBAKIR Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

ESKİŞEHİR Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

GAZİANTEP Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

İSTANBUL Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

İZMİR Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

AHMET SORMAZ MEHMET ORAK EVİNDAR AYDIN MEHMET TANRIKULU MEHMET KOCAKAYA RUHŞEN KARDAŞ NEVAL ZÜMRÜT YUSUF KEMAL IŞIK REMZİ SUCU METİN AKTAŞ

HAKAN TUNA ALKAN ULUKOCA ZELİHA AZİRET ENDER KELLECİ BENNUR NADAR HÜSEYİN GÜRAY GÜRLEK ERHAN GOCUKLU İRFAN SATIR MAHMUT UĞUR KOLCA ERDİNÇ YÜZDE

İSLİM ARIKAN MURAT İNAN HALİL İRFAN TUZCU ŞIH MEHMET TÜRKMEN HALİL UĞUR CENGİZ KORKMAZ İBRAHİM ÖZTAN MEHMET ALGIN FATİH POLAT HAKAN ŞAHİN

BEYZA METİN HÜSEYİN ERGUN DOĞRU MUSTAFA BULUT FAİK KEMAL ÖZOĞUZ HASAN ECE NİHAL TÜRÜT MEHMET BOZKIRLIOĞLU İSMAİL ÖZTÜRK SEYİT GAZİ BAL MEHMET ÇAĞDAŞ

MAHİR ULUTAŞ ALPASLAN GÜZELİŞ MURAT KOCAMAN AHMET BECERİK HASAN ŞAHİN ÖZGÜR TAMER SEMRA YAMİŞ CEVAT ŞAHİN ALİ FUAT ÖZBAY BÜLENT DAMAR

KOCAELİ Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Üye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

MERSİN Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

SAMSUN Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

TRABZON Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

MEHMET FİDAN ÖZGÜR YAKIŞAN SERKAN TOPAL SERHAT BOZTAŞ NURİ AYKUT HALAMOĞLU MUSTAFA AYDIN ERALP TEKELİ KAZIM POLAT DEVRİM SARI SERKAN LEVENTOĞLU

SEYFETTİN ATAR ALKAN ALKAYA HASİP SELÇUK İSMAİL ALKAYA UMUT TEMİZKAN HANİFİ YAYICI AHMET SERT SAFFET ÖZDEMİR ERDAL ÇAPAR VEYSEL BAYSAL

MEHMET ÖZDAĞ İLKER CEYLAN MURAT KARDAŞ ADNAN KORKMAZ HASAN KABLAN AYNUR DOĞDAŞ AGİT TAMER BİLAL TARIK TARHAN ERCAN İŞCİ GÜL GÜNEŞ HÜLYA YALIN

HASAN KARAL HALİL İBRAHİM OKUMUŞ EMRULLAH İSKENDER HÜSEYİN KARASOY ADEM YARDIM EMRE AKYÜZ TUNCAY DEĞERMENCİ VOLKAN ÇOLAK MUSTAFA ŞİNASİ AYAS YAHYA DANAYİYEN

ADANA ŞUBE

ADRES: Reşatbey Mah. Cumhuriyet Cd. No: 35/C Asmakat Asmakat Seyhan-Adana TELEFON: +90 322 4533336 FAKS: +90 322 4582450 E-POSTA: [email protected]

ANKARA ŞUBE

ADRES: Ihlamur Sokak No: 10/1 Kızılay Çankaya- Ankara TELEFON: +90 312 2314474 FAKS: +90 312 2321088 GSM: +90 530 7730937 GSM: +90 530 7730938 E-POSTA: [email protected]

ANTALYA ŞUBE

ADRES: Meltem Mah. 3. Cd. 3808 Sk. No: 20 Antalya TELEFON: +90 242 2376045 FAKS: +90 242 2376047 GSM: +90 530 7730944 GSM: +90 530 7730943 E-POSTA: [email protected]

BURSA ŞUBE

ADRES: Bursa Akademik Odalar Birliği Yerleşkesi (BAOB) Odunluk Mah. Akademi Cad. No: 8 16040 Merkez-Bursa TELEFON: +90 224 4511212 FAKS: +90 224 4519899 E-POSTA: [email protected]

DENİZLİ ŞUBE

ADRES: Atatürk Blv İn-Ba İş Mrk. K6 No: 32 Denizli TELEFON: +90 258 2425555 FAKS: +90 258 2418832 E-POSTA: [email protected]

DİYARBAKIR ŞUBE

ADRES: Aliemiri 4. Sokak Müge 6 Apartmanı Kat:1 No: 2 Yenişehir-Diyarbakır TELEFON: +90 412 2284620 GSM: +90 530 7730942 E-POSTA: [email protected]

ESKİŞEHİR ŞUBE

ADRES: Arifiye Mah. Yalbı Sk. Yılmazlar İş Merkezi No: 18 Kat:L/L Eskişehir TELEFON: +90 222 2319447 FAKS: +90 222 2319447 E-POSTA: [email protected]

GAZİANTEP ŞUBE

ADRES: Emek Mah. 19019 Sk. No: 34/B Şehitkamil-Gaziantep TELEFON: +90 342 3219080 FAKS: +90 342 3229977 E-POSTA: [email protected]

İSTANBUL ŞUBE

ADRES: Dikilitaş Mah. Eren Sk. No: 30 Yıldız Teknik Üniversitesi Karşısı Dikilitaş 34349 Beşiktaş-İstanbul TELEFON: +90 212 2591150 FAKS: +90 212 2583655 GSM: +90 530 7730925 GSM: +90 530 7730926 E-POSTA: [email protected]

İZMİR ŞUBE

ADRES: 1337 Sk. No: 16 Kat:8 Ashan Çankaya-İzmir TELEFON: +90 232 4893435 FAKS: +90 232 4454949 GSM: +90 530 7730952 GSM: +90 530 7730953 E-POSTA: [email protected]

KOCAELİ ŞUBE

ADRES: Ömerağa Mah. Naci Girginsoy Sk. No: 15/3-4 İzmit-Kocaeli TELEFON: +90 262 3254122 FAKS: +90 262 3245456 GSM: +90 530 7730954 GSM: +90 530 7730955 E-POSTA: [email protected]

MERSİN ŞUBE

ADRES: Limonluk Mah. 2417 Sk. No: 5 Yenişehir-Mersin TELEFON: +90 324 3276871 FAKS: +90 324 3276873 GSM: +90 530 7730956 E-POSTA: [email protected]

SAMSUN ŞUBE

ADRES: Bahçelievler Mah. Gazanhan Sokak No: 6 Kat: 2-3 Samsun TELEFON: +90 362 2311977 FAKS: +90 362 2315131 E-POSTA: [email protected]

TRABZON ŞUBE

ADRES: İskenderpaşa Mah. Bayraktarlar İş Merkezi Kat:3 No: 64 Trabzon TELEFON:+90 462 3221395 FAKS:+90 462 3265092 E-POSTA: [email protected]

Temsilcilik

Adıyaman Afyon Ağrı Akhisar Aksaray Akşehir Alanya Alaşehir Aliağa Amasya Anamur Artvin

Şubesi

Gaziantep Ankara Diyarbakır İzmir Ankara Ankara Antalya İzmir İzmir Samsun Mersin Trabzon

Aydın Ayvalık Bakırköy Balıkesir Bandırma Bartın Batman Bayburt Bergama Biga Bilecik Bitlis

İzmir Bursa İstanbul Bursa Bursa Kocaeli Diyarbakır Trabzon İzmir Bursa Eskişehir Diyarbakır

Bodrum Bolu Burdur Çanakkale Çankırı Çerkezköy Çorlu Çorum Didim Düzce Edirne Edremit Elazığ Elbistan Ereğli Erzincan Erzurum Fethiye Finike Gebze Gemlik Giresun Gölcük Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır İnegöl İskenderun Isparta Kadıköy Kahramanmaraş Karabük

Denizli Kocaeli Antalya Bursa Ankara İstanbul İstanbul Samsun İzmir Kocaeli İstanbul Bursa Diyarbakır Gaziantep Ankara Ankara Ankara Denizli Antalya Kocaeli Bursa Trabzon Kocaeli Trabzon Diyarbakır Adana Trabzon Bursa Adana Antalya İstanbul Gaziantep Kocaeli

Temsilci Adı

Mustafa Murat Ertürk Çetin İnce Mahmut Özhan Sedat Özcan Mehmet İnan Baykan Cihan Demiral Umut Mirioğlu Akif Çınar Murat Kuzumoğlu Metin Ahsen Durusoy Ufuk Katık Ahmet Faruk Açıkgöz

Haluk Demirci Mesut Nail Akın Rasim Doğan Mehmet Nazmi Kacar Murat Yazıcı Mahmut Demirok İbrahim Yıldız Ozan Özkan Nadir Gergin Serkan Yılmaz Buğra Levent Yahya Hasanoğlu

İsmail Sever İsmail Doğandor Mehmet Çığrı Erkan Güçyetmez İsmail Ulutaş

Muharrem Okur Aydın Taşkın Eşref Akkoca Okan Eren Kuru Tarık Etker Veysel Çağlar Selçuk Albayrak Abdurrahman Şakalar Ali Turhan Ayhan Uytun Namiye Sınırkaya Veli Önver Doğan Yıldırım Devrim Sarı Aziz Cem Erbakan Tacettin Özkılıç Hayri Saral Hakan Bilgiç Adem Çatal Ali Doran İbrahim Akkuş Metin Balaban Ahmet Bülent Bozdoğan Güner Merdan Recep Cem Erkanlı Bahattin Uylukçu Mehmet Erol

Temsil Yardımcısı

Adres

Telefon

Faks

Derya Demir, Vahap Yıldırım, Mustafa Öztürk, Rıza Durmuş

Yavuz Sultan Selim Mah. Mehmet Akif Cad. No:7

416 2131603

Cihan Şahin

Dumlupınar Mah. 2. Cad. No:23/3 Tokman Apt

272 2140555

Çağlar Kılıç, Ferhat Özkan Çapar, Hamit Sönmez,

Cumhuriyet Cad. Ağrı Ticaret Merkezi K:3 No:22

Cem Hantekin

Paşa Mh. 28. Sokak No:12/B

236 4137368

Ramazan Koçak, Hüseyin Çiçekci

3. Nolu Belediye İşhanı Sarraflar Cad. K:2

382 2127176

Taner Somuncu, Mustafa Aykut Başoğlu

Cevdet Köksal Cad. No:7

332 8133159

Ali Aras

Kadıpaşa Mah. Sugözü. Cd. Yılmaz Apt. No:87/1

242 5119377

Hüseyin Cahit Kılınç

Hanlar Cd. No:74

236 6534689

Ferhat Lek

Kazımdirik Mah. 283.Sk. No:12/A

232 6167635

Atalay Öz

Ziyapa Cad: Özkök İşmerkezi No:17/8-4

358 2122067

Ahmet Onur Kırılmaz, İbrahim Çağdaş Arıcı

Saray Mah. Bankalar Cd. Şefika Hnm İşh. No:19

324 8142746

Fatih Yaşar

Orman Bölge Müdürlüğü Makine İkmal Şb Müdürlüğü Çarşı Mah İnönü 466 2126661 Cad No:71 Merkez

Halil Yorgalı, Orhan Arslan, Salih Eğerci, Ergün Evran

Kurtuluş Mah. 2015 Sok. No:15/A

256 2124762

Erol Kınık

Sural Pasajı No:48

266 3124658

Yüksel Mengünoğul, Bekir Karakulak, Murat Özcan

İncirli Cad. No:6 Akbulut İş Merkezi Kat:4 Daire:114

212 5612101

Ahmet Sabih Çantay, Selçuk Savaş, Mehmet Faik Şenergin, Yahya Tosun

Dumlupınar Mh. Yazıcı-Sunak Sk. Emir İşhanı K:4 No:11

266 2442297

Nergis Güney, Mutlu Onganar, Melike Dönmez, Tayfun Tutar

Paşakent Mahç Şehit Şener Köksal Cad. Pervin Sitesi No:6/A-31

266 7136251

Necmettin Samancıoğlu, Mustafa Dinçer, Cahit Bilal

Kırtepe Mah. Cumhuriyet Cad. Ağah Bey İş Merkezi 1.Kat No:12

378 2278075

Seyithan Kaya, Çidem Cansağ, Bilal Altunç, Fırat Altun

Meydan Mah. 2000 İş Merkezi K:4 No:410

488 2133230

Fatih Korkusuz, İsmail Kelleci

Türk Telekom A.Ş. Bayburt İl Müdürlüğü

458 5553000

Ali Bayram

Yeni Belediye İşhanı Zemin Kat No:12

232 6320481

Selin Nehir

Hamdibey Mh. İnönü Cd. No:60 Biga/Çanakkale

286 3165028

Hüseyin Yılmaz, Yakup Yüce

İsmet Paşa Mah. Atatürk Bulvarı Dinkur Apt. No:31/6

228 2127570

Metin Alagöz, Murat Kavurgacı

An Teiaş 17. İletim Tesisi Ve İşletme Grup Müd. Tatvan Bakım Ve İşletme Fatih Mah. Yeni Sanayi Yanı

Hikmet Arslanparçası, Tanın Sanlı, Mehmet Ali Timurhan, Temel Özenmiş

Temel Yapı İş Mkz. Toplu Konut Alanı K:2 No:1

252 3171501

Erman Esentepe, Murat Armutcu

Tabaklar Mah. Ferit Talay Cad. Turisa Apt.61/1

374 2123435

Meltem Güler

Burç Mh. 2. Tuna Sok. Sıla Apt. No:6/B

248 2331116

Görkem Arslan, Yücel Yaşar, Ali Rıza Sağcan, Mehmet Köşkeroğlu

Barbaros Mahallesi Troya Caddesi Yaşam Evleri D Blok No:2

286 2123399

Buğday Pazarı Mah. İş Kur İş Hanı No:7/69

376 2132485

Samet Şentürk, Tacettin İkiz, Turan Çankal,

Meydan Plaza İş Merkezi G.O.P Mahallesi K:3 No: 307

282 7267017

Doğan Turgut, Seyit Ahmet Bak, İsmail Bul, Adnan Haluk Erkan

Eski Hükümet Cad. Kurtgöz İşhanı No:2/28

282 6531666

Gazi Cd. Mahmut Akaydın İş Merkezi No:17 K:7/23

364 2240406

Yakup Erkan, Nuran Aslan

Bülent Ecevit Cad. Kıray Pasj. No:16

256 8112836

Erol Topuz, Hakan Çelik

Kültür Mh. İstanbul Cd. Spor Sk. İbrahimoğlu İş Merkezi N.129 Kat.2

380 5247404

İsmail Arda, Özgür Mercanlı

Mithatpaşa Mh. İnönü Cad. Erdi Apt. K:1 No:1

284 2136915

Işık Çoban

İnönü Cd. 1. Sk. No:9 Kat:1

266 3739589

Mehmet Emir

İzzetpaşa Mh. Şehit Binbaşı Sabri Sk. No:1/2

424 2386557

Turgut Taşolar, Hüseyin Bayır

Güneşli Mah. Mevlana Cad. Kale İş Merkezi No:1/11 K:2

344 4132244

İsmail Yalçın

Rasim Erel Cad. Kılıçhan İşhanı Kat:2 No:25

332 7134454

Recep Karakoç, Ümit Aykan

Ordu Cad. Selimoğlu İşhanı No: 222

446 2142212

Emre Doğan, Halil Yalçınkaya

Vani Efendi Cad. Fırat İşmerkezi No:4 Daire:1 Yakutiye/Erzurum

442 2138300

Sermet Mustafa Ünel, Şener Atay

Tuzla Mah. 557. Sokak Emelim Yapı Koop. No:9 D:3

252 6123040

Ramazan Oktay

Cumhuriyet Cad. Sarıbey İşhanı K: 1/2

242 8555434

Bülent Ayvaz, Aydın Karaman, Yılmaz Eyidoğan, Sezer Demirağ

Tmmob Binası Adliye Cad. No: 25 0262 6444825

262 6432805

Fatih Ulamış, Mustafa Öztürk, İsmail Hakkı Carus

İstiklal Cad. Irmak Sk.Batum İşh.K.1 No:8 Gemlik/Bursa

224 5133177

Beytullah Özbayram, Mustafa Yakarışık

Hacımiktat Mah. Cemal Gürsel Cad. No:77/B

454 2168870

Recep Vasfi Sıvış, Gürcan Deniz

Merkez Mh. 19 Mayıs Cd. N.2/D Gölcük

262 4123865

Hakan Kocagöz

Karaer Mah. Atatürk Cad. No:60 K:2

456 2131678

Özgen Canan, Hamdullah Temel, Evren Taş

Telekom İl Müdürlüğü Tekre Kavşağı

438 5551000

Hasan Horoz, Mustafa Temiz, Cem Hüzmeli, Adnan Orukoğlu

Armutlu Mah. Ufuk Sokak No:28

326 2253300

Söğütlü Mah. Rıza Yalçın Cad. Mevlana Sok. No:8

476 2261853

Ozan Can, Cahit Yaran

Osmaniye Mh. Şebboy Cd. Orkide Sokak No: 3

224 7123659

Kenan Sapmaz, Cemil Reyhaniye, İlter Tellioğlu,

Çay Mah. Tayfur Sökmen Bulvarı İskenderun Plaza No:19 K:1 D:41

326 6136382

Melahat İnci Alay, Yavuz Büyükbayram

Yayla Mah. 130. Cad. No :10 Gürcan Apt. Kat 1

246 2183352

Hüseyin Orman, Mahmut Serhat Demirhan, Saadet Nuruilah Güleç, Nermin Verdi Kartal Kozyatağı Mah. Çardak Sok. Şaşmaz Sitesi B1 Blok No:2 Daire 10

216 3899595

Bünyamin Sağlam, Mustafa Şekkeli, Kalender Korkmaz, Ahmet Serdar Yılmaz

İsmetpaşa Mah.Yeni Hükümet Cad. No:18 Fatih İşhanı K:3/11

344 2259609

Ahmet Bürümcek, Sadık Ketenci

Hürriyet Cd. Mako İşhanı Kat: 3/1

370 4131055

416 2140975 272 2142730

332 8133637 242 5119377 236 6543030 232 6162490

324 8143457 466 2126619

266 3121251 212 5438434 266 2390450 266 7136251 378 2278095

458 5551015 232 6332878 286 3167950 228 2127570

252 3171501 374 2123435 248 2331116 286 2183252 376 2132485 282 7267017

364 2240406 256 8112836 380 5247404 284 2122680 266 3737806 424 2380272

332 7134454 446 2142212 442 2138300 252 6123040

262 6444826 224 5133177 454 2160488 262 4133215 456 2131678 438 5551000 326 2251300 476 224 7123651

246 2183352 216 3896464 344 2219955 370 4247764

Karadeniz Ereğli Karaman Kars Kartal Kastamonu

Kocaeli Mersin Trabzon İstanbul Ankara

Kayseri Kemalpaşa Keşan Kilis Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Konya Kuşadası Kütahya Lüleburgaz M.Kemalpaşa Malatya Manavgat Manisa Mardin Marmaris Milas Muğla Nazilli Nevşehir Niğde Ödemiş Ordu Ortaca Mesleki Denetim Bürosu Osmaniye Polatlı Rize Sakarya Salihli Şanlıurfa Şereflikoçhisar Mesleki Denetim Bürosu Silifke Sinop Şırnak Şişli

Ankara İzmir İstanbul Gaziantep Ankara İstanbul Ankara Ankara İzmir Eskişehir İstanbul Bursa Diyarbakır Antalya İzmir Diyarbakır Denizli Denizli Denizli İzmir Ankara Mersin İzmir Samsun Denizli

Adana Ankara Trabzon Kocaeli İzmir Diyarbakır Ankara

Mersin Samsun Diyarbakır İstanbul

Sivas Söke Soma Tarsus Tekirdağ Tire Tokat Torbalı Tunceli Turgutlu Uşak Van

Ankara İzmir İzmir Mersin İstanbul İzmir Ankara İzmir Diyarbakır İzmir Denizli Diyarbakır

Yalova

Bursa

Yozgat Zonguldak

Ankara Kocaeli

Mehmet Ali Karanfil Bünyamin Selvi Nizamettin Kara Ali İyikan Metin Uzunkara

Mehmet Erdoğan Mükremin Zülkadiroğlu Ömer Bağcıoğlu Mehmet Aşkın Niyazi Çopur Ömer Ulusoy Mustafa Akgül Ali Kemal Başaran Ergun Sakarya Yaşar Varmaz Gökhan Serdar Özcanlar Kemal Şenışık Hatice Bilge Aksoğan Abdullah Cengiz Demirhan Gözaçan Neslihan Çiçek Fahri Erdinç Ünal Emrullah Tuna Muhsin Tarık Madran Mustafa Gürhan Şenbak Tamer Kaçak Işık Öztürk Mete Önbaşlı Volkan Türkmen Reşat Kundakçı

Fatma Aki Ahmet Konuk Mehmet Aygün Hidayet Barbaros Akyüz Azim Şahin Necati Kırmızıtoprak Rüstem Koçak

İbrahim Etem Özdemir, Hüseyin Nail Zobu Ümit Şimşek Demirel Öncül, Yusuf Turna, Göksel Ubiç Harun Baş, Kenan Atasoy, Tuncay Özkoç, Nizamettin Demirci Ertuğrul Durna, İsmail Hakkı Özcebeci

Ahmet Kemaleddin Gülcüoğlu, Kamil Yılmaz, Sevtap Sitti, Özden Koparan Levent Özcan Şahin Gökhan Kara, Mustafa Kemal Tezcan, Can Meriç Halil İbrahim Yeşildal Cevat Efendi Doğan,Orhan Kalkan Hüseyin Ören, Hasan Karacan, Nilgün Elçi, Aytekin Özturhan Gazi Uyanık, Barış Ordu Sait Şahin, Hacı Mehmet Azizoğlu Burak Nalbantoğlu, İbrahim Kovancı Sadettin Ayman Mustafa Arı, Yılmaz Horoz Necmi Kenar, Fikret İlter Mehmet Zeki Hedekoğlu, Mehmet Bölükoğlu, Didem Ağdağ, Murat Köseoğlu Abdullah Aydın Mehmet Zafer Önceyiz, Melih Cem Kara, Erdoğan Koldaş, Doruk Yavaş Serhat Ceylan, Murat Taş, Ramazan Dağ Muhammet Yılmaz, Ozan Eryavuz Gürcan Özer İsmail Orkun Yılmaz, Filiz Danış, Engin Karayol, Mehmet Kürşad

Ali Babaoğlu, Özlem Bahadır, Yüksel Duruer Cihan Ekebaş, Sibel Songur Hüseyin Seçen, Erkan Acar Volkan Çakır, Barış Türker

Arda Candemir, Hasan Döner Ümit Çeliker Ali Göktürk, Mehmet Aydın, Rüstem Koçal, Serkan Birben Salih Börekçioğlu, Halil Atay, Yonca Yeğin, Bilgin Köroğlu Teoman Abrak Mehmet Fatih Can, Ömer Bozdal, Mehmet Emin Öcalan

Müftü Mh. Hakkı Cöbek Sk. N:26/3 Tahsin Ünal Mah. Faik Kayserilioğlu Cd. Çakırlar İşh. K: 3 Aras Edaş Kars İl Müdürlüğü Üsküdar Cad. Uras İş Merkezi No:18/4 Topçuoğlu Mah. Belediye Cad. Ekmekçiler İş Merkezi K:1 No:16/5 Merkez/Kastamonu Serçeönü Mah. Ahmet Paşa Cad. Mühendisler İşhanı K:7 No:702

372 3230838 338 2149494 474 2251119 216 3745493 366 2147030

372 3235600 338 2133000 474 2251102 216 3877033 366 2143562

352 2318181 352 2318294

Şehitlik Cad. Şehitler Geçidi Beyazoğlu Apt. No:10 K:3

Yenidoğan Mah. Barboros Hayrettin Cad. Özak Pasajı No:8 K:3 Karakaş Mah. Yeni Gürpınar Pasajı K:2 No:48 Ahi Evran Mahallesi M.Ali Yapıcı Bulvarı Kırşehir Apt. Kat:5 N:23 Nişantaşı Mah. Nüve İş Mkz. B Blk. K:7 No:704 Cumhuriyet Mah. Minare Sokak No:22 Kat:1 D:2 Atatürk Bulvarı Ali Kalfa Çarşısı 2 Blok K:3/1 Yeni Mah. Fatih Cad. No:35 K:2 Sabribey Mh. Demirciler Cd. No:2 Kat:2 Niyazi Mahallesi Mısri Cad. Topçuoğlu Apt. No:201/1 No:11 Atatürk Caddesi Eryıldız İş Merkezi K:3 No:44 1.Anafartalar Mh. 1701 Sk. No:9/A Karayolları Arkası Kültür İş Merkezi K:4 No:15 Yunus Nadi Cad. No:86 Armutalan İsmet Paşa Mah. Zafer Cad. Doğa Sok. No:3/1 Şeyh Mahallesi İsmet İnönü Caddesi Zihni Derin İşhanı No: 6/101 Altıntaş Mahallesi 147. Sokç No:5/B Yeni Kayseri Cd. Sahil İşhanı K:5 No:66 Esenbey Mh. Giray Sk.Bahadır İş Merkezi K:1 No:6 Akıncılar Mah. Kültür Cad. Yağcı İşhanı No:4/Z-13 Bahçelievler Mah. Yunus Emre Cad. No:50/A Yerbelen Mahallesi Muğla-Fethiye Karayolu Caddesi Tem Elektrik Blok No: 190 İç Kapı No: 3 Raufbey Mh. Alparslan Türkeş Cd. Görücüler Sitesi Zemin Kat No:95 Cumhuriyet Mah. Eti Cad. No:63/1 Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. Rize İl Müdürlüğü Karaağaç Cad. Özkaynak İşhanı No:60 K:2 Özel İdare İşh. Zemin Kat No. 10 Bamyasuyu Mah. 147. Sok. Stad Apt. B Blok K:7 No:14 Ekici Tekke Çeşme Cd. Nevzat Tekin İşh. No:5/4

284 7149832 505 2947891 318 2254046 288 2142701 386 2125858 332 2338453 533 6005543 274 2160042 288 4128043 224 6134679 422 3259320 242 7430006 236 2345809 482 2124165 252 4135999 252 5130532 252 2148069 256 3154438 384 2127670 388 2328553 232 5087878 452 2338252 252 2820520

328 8137011 312 6238207 464 2130596 264 2777530 236 7139720 414 3164527 312 6879736

284 7148595

318 2253777 288 2122701 386 2125858 332 2388799

274 2160042 288 4128043

422 3244823 242 7430006 236 2391860 482 2132158 252 4135999 252 5130532

256 3154438 384 2136996

232 5087878 452 2338252 252 2820520

312 6238207 464 2130607 264 2777531 236 7139719 414 3164527 312 6879736

Ekrem Onur Kozan Koray Keseroğlu Goman Sarıyıldız Mustafa Aydın

Ahmet Şenyurt Mustafa Usluyüz Taylan Onur Zeybekoğlu Nuri Bayülgen Tamer Özdemir Nejat Bozkurt Doğan Atay Hüsamettin Güner Yılmaz Gök Ercan Arslankeçecioğlu Birol Yıldırım Süleyman Balkan

Engin Çetinbaş

Selcen Göksel Taşdan Bülent Özgümüş

Doğan Sayar, Emin Ümit Gür Saygın Doğan Ahmet Açar, Rıdvan Erkul Hüseyin Özcan, Ahmet Cem Yazıcı, Alparslan Karaaslan, Elif Ertikmen, Bilge Özkan, Egemen Kılıç Sevgi Yörük, Hüsnü Özdamar, İsmet Çağlayan Tamer Dirmilli, Levent Uğur Yiğiter Cem Tabak, Cumhur Çakır

Süleyman Engin, Tuncay Arslan, Mustafa Zahid, Serkan Bilgiç, Özcan Alabaş Hakan İşbilir Cengiz Şimşek, Ali Şevket Sönmez

Merve Sağnak, Abdullah Acar, İrfan Yaşar Dukul Sunullah Canbey, Mehmet Nuri Yavuz, Murat Aydıncioğlu, Yalçin Tokgöz

Ercüment Ekrem Bozkurt, Feridun Toparlak, Rezan Dikici, Gökhan Kaya, Volkan Çelik, Metin Aydın İsa Köker, Murat Yıldırım Hakan Kaya, Nuri Özel

Saray Mah. 133 Sokak No:34 Sakarya Cad. Batur Sok. No:36 Şah Mahallesi Hökenek Caddesi Sarıyıldız Pasajı No:27 Perpa İş Merkezi A Blok Kat: 5 No: 130

324 7148325 368 2613033 486 6169597 212 2205773

324 7148325 212 2207198

Sirer Cd. Çitil Apt. K:2 No:8

346 2230933

Kemalpaşa Mh. Ömer Koyuncu Cd. No:3/205

256 5120111

E.L.İ. Ege Linyitleri Müessese Müdürlüğü

236 6132326

Atatürk Cad. Yeni Ömerli Mah. Eliyeşil Apt. A Blok K:1 No:7

324 6136888

Belediye İşmerkezi N:604

282 2625097

Yeni Mah. Fevzipaşa Cad. No:9 K:2

232 5116247

Ali Paşa Mah. Mithatpaşa Cad. No:9 K:3

356 2120575

Tepeköy Mh. İnönü Cd. No:58

232 8564490

Tunceli İl Özel İdaresi Müdürlüğü

428 2132120

Yılmazlar Mah. Güneş Sok. No. 29/A

236 3133775

Köme Mh.Belediye İş Hanı K:3 No:161

276 2232005

Hastane Cad. 1438 Çavuşbalı Sok. Nedimodabaşı Ticaret Merkezi B Blok 432 2152725 K:5 No:63

Cumhuriyet Cd. İpekyıldız İş Mrk. No:4/7 Yalova

346 2237429 256 5182871

324 6139833 282 2625097

356 2120576 232 8554867

236 3140566 276 2232005 432 2152725

Aşağı Nohutlu Mah. Bahattin Çokdeğerli Cad. Zafer İş Merkezi No:11/3 354 2128687 354 2129355

Tahirkaraoğuz Sokak Birlik İşhanı No:203

372 2524561 372 2524561

FfEeNnNn İi Kk aA Rr iİkKaAtTüÜr Rl eLrE R

ANA SPONSORLAR SPONSORLAR

®

Hilkar elektrik

www.hilkar.com

PLC HAT TIKAÇLARI

UYGULAMALAR :

-

550 kV a kadar yüksek gerilimli havai hatlar üzerinden taşınan yüksek frekanslı sinyalleri ( haberleşme, bilgi ) hattın iki başının dışına çıkmasını önlemek ( tıkamak ) için kullanılan hatta seri bağlanan paralel rezonans devresidir.

ÖZELLİKLER :

0.50 mH 50-500 kHz 1250 A 245 kV 31.5 kA / 1s Rb > 570 ohm

Kapasitif voltaj trafosu üzerinde

* Alt frekans : 40-200 kHz, Üst frekans : 90-450 kHz * IEC 60353 standardına uygun * Kısadevre akımlarına dayanıklı * Hafif ağırlıkta olduklarından kolay montaj * Sargı şekli soğutmaya elverişli * Frekans değişikliğinde, hat tıkacını indirmeden yerinde tuning kutusunun değişme imkanı * Kapasitif voltaj trafoları üzerine, mesnet izolatörleri üstüne ve zincir izolatörlerle asmaya müsait, esnek uygulama imkanı * Sargılar arası yayılmış düşük kapasitans ve yüksek kalite faktörü ( Q ) * 245 kV dan yüksek uygulamalar için korona küreli * Dar bant, geniş bant ve çift bantlı frekans aralığı * Kısadevre sırasında oluşacak aşırı gerilimlere korumalı * Her tür iletkene bağlamaya müsait termimnal yapısı

Nominal Akım (A) 400 630 800 1000 1250 1600 2000

Kısa Devre Akımı (kA/1 saniye) 10 - 16 16 - 20 20 - 25 25 - 31.5 31.5 - 40 40 - 50 50 - 63

Indüktans (mH)

0.10-0.20-0.32-0.50-1.00

Zincir izolatörle askıda

Mesnet izolatörleri üzerinde