Elektrik Mühendisliği · Sayı 457 · Temmuz 2016

ENERJİ BAKANI’NIN ÇİN ZİYARETİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Nedim Bülent Damar

Nükleer enerji Görüş ve değerlendirme

Yıl
2016
Sayfa
8
Okuma süresi
20 dk
Görüntülenme
0

Konu

Nükleer enerji

İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

Anahtar kelimeler

  • Akkuyu Nükleer Santralı
  • Sinop Nükleer Santralı
  • İğneada Nükleer Santralı
  • Westinghouse
  • Çin SNPTC
  • alım garantisi
  • kömür santralları

Özet

Yazar, Enerji Bakanı'nın Çin ziyaretini vesile ederek İğneada Nükleer Santralı ve yeni kömür santrallarına ilişkin anlaşmaları eleştirel biçimde inceliyor; Akkuyu ve Sinop örnekleriyle kapalı kapılar ardında yapılan alım garantili anlaşmaların Türkiye ekonomisine ve dışa bağımlılığa etkilerini tartışıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Nedim Bülent Damar Elektrik Mühendisliği Dergisi Yayın Kurulu Üyesi

Davutoğlu Hükümeti’nin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Damat Berat Albayrak 2016 Mart ayının son haftasında Çin’e bir ziyarette bulundu. Bakan’ın verdiği demeçlerden ve medyada yer alan haberlerden anlaşıldığı kadarı ile bu ziyarette iki önemli konu öne çıkmış; İğneada Nükleer Güç Santralı ve Türkiye’de yeni büyük kömür santrallarının kurulması. Bu iki konu da Türkiye’nin geleceği ve ekonomisi açısından büyük önem taşıyan ve tehlikeler içeren konulardır.

Ülkeyi yönetenlerin yatırımlara bakış açısını ve gerçekleştirme yöntemlerini tüm yönleri ile ortaya koyar nitelikte kararların bazı önemli adımları bu ziyaret sırasında atılmış olabilir.

Öncelikle nükleer santral açısından konuyu irdeleyecek olursak bir önceki Bakan döneminde gerçekleştirilen bazı ön anlaşmaları hatırlamak gerekmektedir.

Bilindiği gibi 1960-1970 yılları arasında Türkiye’de 3 ayrı yerde nükleer santral yapılması kararlaştırılmış ve aradan geçen uzun yıllarda bu santralların yapılmasında kamu yararı görülmediği için santralların yapılması aşamasına gelinememişti. Ancak kamu yararını kendi düşündükleri olarak gören AKP hükümetleri, 2010 yılında Akkuyu Nükleer Santralı, 2015 yılında da Sinop Nükleer Santralı anlaşmalarını kapalı kapılar ardında imzalamışlardır. Ülke yurttaşlarının sırtına 150 milyar dolardan fazla bir yük yükleyerek, dünyanın nükleer enerjiden üretilen en pahalı elektrik enerjisine satın alma garantisini vermişler ve yatırımcı şirketlere büyük ayrıcalıklar tanımışlardır. Bu iki santral yanında İğneada Nükleer Santralı için de Berat Albayrak’ın Bakan Yardımcısı yapılan Ali Rıza Alaboyun’un Kasım 2015 seçimleri öncesinde Enerji Bakanı olduğu dönemde, ABD Westinghouse ve Çin SNPTC Firması ile bir ön niyet anlaşması imzalandığı açıklanmıştı. 2015 yılı sonlarında ise Westinghouse Firması, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca imzalanan niyet anlaşması uyarınca bir ön öneri sunduklarını ve Bakanlık’tan cevap beklediklerini belirtmişti.

Nükleer Şirketlere Türkiye’den Can Simidi

Bu noktada Sinop Nükleer Santralı yapımcısı ile anlaşma sürecini hatırlamak AKP’nin nükleer santrallarda anlaşma süreçlerini ne şekilde yürüttüğünü anlamak açısından yararlı olacaktır. Bilindiği gibi Sinop NGS için ihale veya yarışma yapılmamış, AKP Hükümeti Sinop’ta nükleer santral yaptırmak niyetini uluslararası piyasaya ilan etmiş ve bu

işin üzerine amiyane deyimle atlayan Japon Mitsibushi ve Fransız Areva şirketleri ile görüşmeler yapmıştır. Yaşanan Fukuşima Felaketi’nin ardından Japon Hükümeti tarafından Japonya’da nükleer santral yapımları durdurulmuş olduğundan tüm Japon nükleer enerji tesisleri yapım firmaları nükleer santral yapım işlerinin peşine düşmüş durumda idiler. Fransız Areva Şirketi ise uluslararası kredi

Haber Küpürü 1: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Albayrak’ın Çin Nükleer Santral Şirketi’ne yaptığı gezi (Hürriyet Gazetesi-25 Mart 2016)

Sözü edilen nükleer santrallar ve kömür santralları yapılırsa 2030 yılında Türkiye tüketiminin yaklaşık yüzde 29 ile yüzde 36’sı alım garantisi verilmiş olan santrallardan elde edilecektir. Yani 2030’da halkın elektriğe ödeyeceği bedeli belirleyecek elektrik alımının 3’te 1’inden fazlası bugünden ipotek altına alınmış olacaktır. Sonuç olarak bu santralların yapılması ülke ekonomisi açısından gerek vatandaşa fazla bedel ödemesi getirmesi gerekse sanayi ana girdisi olan elektriğin fiyatının da artması açısından büyük zararlara neden olacaktır.

derecelendirme kuruluşlarına göre hisseleri çöp (B-) seviyesine düşmüş ve kurtulmak için karlı bir iş arayan bir Fransız devlet şirketidir. Bu görüşmeler sonucunda adı geçen firmaların kurduğu Japon-Fransız ortaklığına, EÜAŞ da devlet şirketi olarak payanda yapılarak kurulan bir konsorsiyum ile Bakanlık anlaşmaya varmış ve protokoller Bakan seviyesinde imzalanmıştır. Bilahare Devlet garantisini tamamlamak için Japonya ile nükleer enerjinin barışçıl kullanımı anlaşması imzalanarak konu yasalaştırılmıştır. Fransa ile bu anlaşma var olduğundan yalnızca yasanın geçerlik süresi uzatılmıştır.

“Japonya ile Nükleer İşbirliği” adı altında hazırlanan bir yasa tasarısı, içerisine Sinop Santralı’nın yapım anlaşması yerleştirilerek TBMM’ye sunulmuş ve bir gece sabaha doğru yasalaştırılmıştır. Böylece sürecin devlet ile ilgili bölümü tamamlanmış ve işin diğer hususları için çalışmalara geçilmiştir.

Kapalı Kapılar Ardında Anlaşmalar

Akkuyu Nükleer Santralı Anlaşması da benzer bir yöntemle Rus Rosatom Şirketi ile gerçekleştirilmiştir. Bu yasalarda önemli olan bir husus; bir tarafta devlet diğer tarafta bir şirketin muhatap olduğu yasalar ile yapım sözleşmelerinin ihale yapılmadan gerçekleştirilmesidir. Şirketler ile yapılan görüşmeler ile üzerinde anlaşılan sözleşme konuları hiçbir şekilde yasalardan önce açıklanmamış, bir yarışma düzenlenmemiş ve uluslararası bir ihale yapılmamıştır. Her şey kapalı kapılar ardında kotarılmıştır. Sonuçta Türkiye dünyanın nükleer enerjiden üretilen en pahalı elektriğini almaya mahkum edilmiştir. Hiçbir kamu yararı olmayan bu nükleer santral anlaşmalarının bu şekilde yapılmasındaki amaç; şirketlere en yüksek seviyede devlet garantisi vermek içindir. Böylece şirketler garantiye alınmış olmakta ve arzu edilen rantın yaratılması karşılığı devletin parası yani halkın vergileri kullanılmaktadır.

Anlaşılan İğneada Nükleer Güç Santralı için de aynı yol takip edilmektedir. Daha önceki bilgilendirmelerde İğneada NGS’nin Amerikan Westinghouse teknolojisi ile imal edilmekte olan AP 1000 tipi reaktörler kullanılarak kurulacağı belirtilmişti. Ancak Çin şirketinin Westinghouse Şirketi’nden lisans alarak imal etmeye uğraştığı CAP 1400 tipi daha ucuz olabileceği düşüncesi ile Amerikan-Çin ortak konsorsiyumu; Çin SNPTC Şirketi’nin patentine sahip olduğu bu tip reaktörleri de teklif etmiş olabilir.

Westinghouse eski bir Amerikan şirketi olup dünyada bugün işletmede olan nükleer reaktörlerin yaklaşık yarısının teknolojisini üretmiş olan şirkettir. Ancak artık ABD sermayeli bir şirket değildir ve Japon Toshiba Grubu’nun bir şirketidir. Sermayesinin yüzde 85’i doğrudan Toshiba Şirketi’nin elindedir. ABD’de 1978’den sonra yeni nükleer santral yapımının neredeyse durmuş olması nedeniyle geçmişte yaşadığı finansal sıkıntılar sonucunda çeşitli kereler el değiştirerek en son Toshiba’ya satılmıştır.

İki Farklı Şirket, Ama Aynı Teknoloji

Westinghouse Şirketi ile Çin SNPTC yıllardan beri birlikte çalışan ve Çin’de yapımı sürmekte olan Sanmen Nükleer Santralı için nükleer reaktör üreten iki şirkettir. Aynı zamanda Westinghouse; SNPTC Şirketi’nin lisansörüdür. Yani bu iki şirketin konsorsiyumu iki ayrı tip reaktör önermiş olsalar bile Çin CAP 1400 Reaktörü, Westinghouse AP 1000 lisansı ile yapılan bir reaktör olduğundan son tahlilde aynı teknolojiye sahip reaktörler olacaklardır.

Burada üzerinde önemle durulacak bir konu da teklif edilen reaktörlerin ister AP 1000 olsun ister CAP 1400 tipi olsun dünyada işletmede olan hiçbir örneğinin olmamasıdır. Westinghouse AP 1000 tipi reaktörünün uluslararası normlara uygunluk kabulü aşağıda yer verilen basın bülteninde de görüleceği üzere 28 Ekim 2015’de yapılmıştır. ABD’de kabulü yapılan nükleer santral soğutma pompaları; daha yeni Çin Sanmen Nükleer Santralı’na gönderilmiştir. CAP 1400 tipi reaktör ise henüz geliştirme safhasındadır. Dolayısı ile İğneada NGS için teklif edilen reaktörler hiç denenmemiş reaktörler olacaktır. 4 adet 1200 MW veya 1400 MW gücünde

Haber Küpürü 2: AP 1000 tipi reaktörlerin sertifikasyon tarihi 2016 Temmuz • Sayı-457

reaktörden oluşan İğneada NGS yapılırsa yılda 38 milyar kWh ile 45 milyar kWh arasında elektrik üretecektir.

Akkuyu, Sinop ve İğneada isimli bu üç nükleer santralın devreye girme tarihleri 2023 ile 2030 yılları arası olacaktır. Yani bu üç santralın da tam kapasite ile çalışacağı 2030 yılında üreteceği toplam elektrik 111 milyar kWh ile 117 milyar kWh arasında olacaktır.

2030 yılında Türkiye’nin elektrik tüketimi ne kadar olacaktır ve bu santrallar o gün için gerekli midir, bu santralların yapılması Türkiye’ye neye mal olacaktır? Bu konuların irdelenmesi yeni kömür santralları konusu ile paralellik göstermektedir. Bu nedenle Çin ziyareti ana konularından birisi olan kömür konusunu da irdelemek daha yerinde olacaktır.

Yerli Kömüre Çinli Bakış

Kömür santrallarının, Bakan’ın Çin ziyareti sırasında ele alınan konulardan birisi olduğu basında geniş olarak yer almıştır. Bilindiği gibi Çin kömür teknolojileri ve santralları konusunda oldukça fazla çalışması olan bir ülke. Türkiye’de de biri devlete ait olan birkaç kömür madeninin işletilmesi veya modernizasyonu konularında çalışmalar yapmaktadır.

Elde edilen bilgilere göre devlet kuruluşları elinde olan kömür kaynakları Çinlilere veya Çin-Türk şirket ortaklıklarına tahsis edilerek ve alım garantisi verilerek; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Strateji Belgesi’nde belirtildiği üzere Türkiye’nin tüm kömür kaynakları elektrik üretiminde kullanılmaya çalışılacaktır.

Türkiye’de 2015 yılında 34.2 milyar kWh yerli kömür kullanılarak ve 39.6 milyar kWh ithal kömür kullanılarak kömürden toplam 83.8 milyar kWh elektrik üretilmiştir. Halen Türkiye’de bilinen kömür rezervleri ile 10 bin MW ile 17 bin MW arasında kömür santralı yapmak mümkündür. Bu ise kömür madenleri için yapılacak yatırım harcamaları hariç olmak üzere yaklaşık 20-30 milyar dolar yatırım demektir. Yani AKP’nin bakış açısı ile 20-30 milyar dolarlık “büyüme” (rant) demektir. Elektrik üretimi açısından ise bu santralların yüzde 50 kapasite faktörü ile çalışacağı öngörülürse üretilebilecek elektrik 44 milyar kWh ile 75 milyar kWh arasında olacaktır.

Haber küpürü 3 ve 4’ten de anlaşılacağı üzere kömürden elektrik üretmek için yatırım yapanlara elektrik alım garantisi de verilmesi planlanmaktadır.

Dışa Bağımlılıkta Yeni Açmaz: Yabancı Yatırıma Alım Garantisi

Ancak bu arada yine AKP Hükümeti’nin imzaladığı Paris İklim Anlaşması’nı göz ardı edemeyiz. Bu anlaşmada sera gazı üreten elektrik tesislerinde yüzde 21 azaltma yapılacağı taahhüt ediliyor. Bu yeni kömür santrallarının yapılması ve bunlara ilaveten şu anda yapımı süren ve lisans verilen ithal kömür santrallarının da tamamlanarak devreye alınması durumunda sera gazı üretiminde azalma değil; önemli bir artış olacaktır. Bu sorunun nasıl aşılacağı konusu ise henüz bilinmiyor ve yetkililer bu konuyu hiç gündeme getirmeden kömür yatırımlarına teşvik verilmesinden söz ediyor. Gerekçe ise basitçe dışa bağımlılığın azaltılması olarak açıklanıyor. Ancak bir Çin Firması’nın yatırım yaparak Türkiye’ye elektrik satması ve kazancını Çin’e göndermesi dışa bağımlılığı nasıl azaltmış oluyor anlaması çok zor.

Haber Küpürü 3: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın alım garantisi verileceğine ilişkin beyanı (Hürriyet Gazetesi-23 Mart 2016)

Haber Küpürü 4: Kömür santrallarına 8 sent/kWh alım garantisi talebine ilişkin haber (Enerji Atlası İnternet Sitesi-9 Mart 2016)

Ayrıca bu santrallardan da üretilecek elektrik enerjisine alım garantisi de verilmek istenmektedir. Bunun yolu Afşin Elbistan Termik Santralı’nın ERG-Verbund ortaklığına neredeyse bedelsiz (çok düşük bir bedelle) devredilip ilave yapılacak iki ünite karşılığı 20 yıl alım garantisi verilerek açılmıştır. Afşin Elbistan Termik Santralı için alım garantisi süresi sözleşmede 20 yıl olarak verilmiş ve ortalama kWh birim fiyatı ise 7.95 sent (USD) olarak belirtilmiştir. Burada sözü edilen birim fiyat 20 yıl ortalaması olup işletmenin ilk yıllarında daha yüksektir. Bu rakam yukarıdaki haberde söz konusu edilen 8 sent (USD) kWh alım garantisi birim fiyatı ile örtüşmektedir.

Piyasacılar Devlet Garantisinden Medet Umuyor Böylece 2001 yılında çıkarılan ve 2015 yılı başında yenilenen Elektrik Piyasası Yasası (4628 ve 6446 sayılı yasalar) ile piyasanın libarelleştirmesi ve devletin elindeki tüm elektrik tesislerinin özelleştirilmesi öngörülürken, yasa devlet tarafından başka bir şekilde uygulanmaya başlamıştır. Artık devlet kendisi elektrik üretim tesisi yapmamakta

ancak yapılacak tesisin tüm üretimini yüksek fiyatlarla satın almayı garanti ederek piyasaya istediği yatırımcıları sokmaya başlamıştır. Anlaşılan liberal piyasa içerisinde yatırımcılara lisans vererek santral üretim tesisi yaptırılması süreci yeteri kadar devlet yöneticileri açısından “verimli” olmamıştır.

Bakan’ın Çin ziyareti ile murat ettiği hususlar gerçekleşecek olursa 2024-2030 yılları arasında devlet yalnızca nükleer santrallar ve yeni termik santrallara en az 155 milyar kWh, en fazla 192 milyar kWh elektrik alımı için garanti vermiş olacaktır. Tablo 1’de görüleceği üzere Devlet garanti ettiği bu alımlar için yılda yaklaşık 17 milyar dolar ile 20 milyar dolar arasında bir bedel ödeyecektir. Bu bedel TETAŞ’ın 2014 yılında 9.53 milyar Dolar ödeyerek satın aldığı 123.2 milyar kWh elektriğin bedelinin iki misli civarında olmaktadır. Yani bu alım garantileri için ödenecek bedel ile TETAŞ’ın 2014 yılı toplam ödemeleri karşılaştırılacak olursa TETAŞ 2014’e göre yüzde 56 daha fazla elektrik alacak; ancak yüzde 210 daha fazla bedel ödeyecektir. Bu durumun elektrik fiyatlarını 2024-2030 yıllarında önemli ölçüde yükselteceği açıktır.

Tablo 1: Alım Garantisi Verilecek Santrallara Ödenecek Tutarlar

 Santral Adı

Üretim Birim Fiyat Yıllık Ödeme MWH USD/MWH Toplam USD

Olasılık 1

38.000.000 44.000.000 155.000.000

4.560.000.000

3.520.000.000

16.913.500.000

Olasılık 2

44.000.000 75.000.000 192.000.000

5.280.000.000

6.000.000.000

20.113.500.000

Tablo 2 : TEİAŞ Talep Tahmini Referans (Baz) Talep

Puant Talep

MW

41.402

1,0

268820

4,5

43.826

284560

46.383

301160

49.043

318430

51.861

336730

54.811

355880

57.689

374570

60.668

393910

63.759

413980

66.998

435010

Bu santralların devreye girmesi öngörülen 2024 ile 2030 yılları arasında nükleer santrallar ve yeni kömür santralları alım garantileri verilerek yapılırsa Türkiye elektrik üretim durumunun nasıl bir şekle gireceğini anlamak için uzun dönemli tüketim tahminlerini incelemek gerekmektedir.

Türkiye’de bilimsel verilere dayanarak yapılmış ve kamuoyuna açıklanmış talep tahminleri yoktur. Tüm devlet kuruluşları yasa ile verilen görev gereği TEİAŞ’ın yapmakta olduğu kapasite projeksiyonlarını baz almaktadırlar. En son 2015 yılında yayımlanmış olan 2015-2019 Kapasite Projeksiyonu Raporu’nda uzun dönemli tüketim tahminleri Tablo 2’de verilmiştir.

Tablo 2’de belirtilen 2015 yılı tahmini tüketimi fazla olup gerçek tüketim değeri 264 bin 136 GWh olmuştur. Yani 2014-2015 yılı tüketim artış oranı da yüzde 4.5 değil, yüzde 3.5 seviyesindedir.

Bilindiği gibi gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) artışı ile elektrik tüketim artışı paralellik göstermektedir. Hükümetin hazırlamış olduğu orta vadeli gelişme planlarında GSYH artışı yüzde 4 civarındadır, ancak Tablo 2’de yer verilen 2015-2024 arası artışlar, görüldüğü gibi yüzde 5 ile yüzde 5.9 arasında alınmıştır. Bu artış rakamları gerçekçi olmayıp aşırı yüksektir. Ancak bir senaryo olarak burada TEİAŞ tarafından 2024 yılına kadar verilen artış oranlarını veri olarak alıp; 2024-2030 arasında artış oranını ise yüzde 3.5 olarak kabul ederek bu tabloyu 2030 yılına kadar uzatırsak Tablo 3’deki sonuç ortaya çıkmaktadır.

Tablo 3: 2025-2030 Enerji Talebi Öngörüsü

450.235

465.994

482.303

499.184

516.655

534.738

2030 Elektriğine İpotek Bu öngörüler sonucu 2030 yılı tüketim talebi yaklaşık 535 milyar kWh olmaktadır. Sözü edilen nükleer santrallar ve kömür santralları yapılırsa 2030 yılında Türkiye tüketiminin yaklaşık yüzde 29 ile yüzde 36’sı alım garantisi verilmiş olan santrallardan elde edilecektir. Yani 2030’da halkın elektriğe ödeyeceği bedeli belirleyecek elektrik alımının yaklaşık 3’te 1’i bugünden ipotek altına alınmış olacaktır.

Acaba 2030 yılında Türkiye’nin üretebileceği elektrik ülke için yeterli olmama ihtimali olduğu için mi iktidar o günleri düşünerek şimdiden elektriğin geleceğini bu şekilde ipotek altına almaktadır? Bu soruyu yanıtlayabilmek için öncelikle bugünkü mevcut durumu incelememiz gerekmektedir.

2015 yılı güç ve üretim miktarları kurulu güç ve üretim verilerini içeren Grafik 1 ve Grafik 2’de gösterilmiştir.

Grafiklerde görüldüğü üzere Türkiye’nin 2015 kurlu gücü 73 bin 146.7 MW, 2015 üretimi ise 259 bin 700 GWh’tir.

Grafik 1: Türkiye’de Elektrik Enerjisi Kurulu Gücü

Grafik 2: Türkiye’de Elektrik Üretimi

Tablo 4: 2015 Yılı Türkiye Elektrik Üretimi ve Üretilebilecek Elektrik

Kurulu Güç MW

2015 Üretim MWH

Doğalgaz İthal Kömür Yerli Kömür Likit Petrol Rüzgar Hidrolik Jeotermal+Diğer Toplam Kaynak: EPDK İnternet Sitesi

21.260,90 6.064,30 9.428,30 4.787,20 4.503,20

25.867,80 1.235,10

73.146,80

98.193.351,12 39.597.959,87 34.274.641,12

4.243.153,00 11.552.121,14 66.903.179,99

4.925.899,40 259.690.305,64

52,72 74,54 41,50 10,12 29,28 29,52 45,53 40,53

Uluslararası Kabul Gören Kapasite Oranı %

Uluslararası Kapasite Oranına Göre Olması

Gereken Üretim MWH

139.684.113

39.842.451

61.943.93

30,00

11.834.409

50,00

113.300.964

8.114.607

58,48

374.720.475,6

Bu verileri bir tablo şeklinde inceleyecek olursak Türkiye’nin mevcut kurulu gücü ile ürettiği enerjinin kaynaklara dağılımını ve uluslararası genel kabul gören işletme koşullarına göre üretebileceği elektrik miktarını daha iyi görebiliriz.

Dolayısı ile 2015 yılı kurulu gücü dikkate alındığında mevcut kurulu güçle Türkiye’nin elektrik üretim kapasitesinin 374.7 milyar kWh olduğu görülmektedir. Yetkililer tarafından “Türkiye’de arz fazlası vardır” ifadelerinin ana nedeni budur.

Yukarıdaki grafik ve tablolardan görüleceği üzere 2015 yılında 6 bin 64.3 MW gücündeki ithal kömür santrallarından elde edilen 39 milyon 598 bin MWh elektrik enerjisi, ithal kömür santrallarının zaten yüzde 74.5 kapasite faktörü ile çalıştırıldığını göstermektedir. (6064,3 MW x 8760 saat/yıl x 0,7454=39.597.959 MWh) Dolayısı ile uluslararası kabul gören kapasite faktörlerine Türkiye’de işletilmekte olan santrallarla da ulaşmak mümkün olmalıdır.

2015 yılı Temmuz ayı itibarı ile lisans almış ve inşaatına başlanmış olan santralların listesi EPDK İnternet Sitesi’nde yayınlanmıştır. Bu sitede yayınlanan veriler esas alınırsa kaynaklara göre inşasına başlanmış santralların yukarıdaki tablodaki kapasite faktörleri dikkate alınarak üretimleri Tablo 5’de verilmiştir.

Tablo 5: Lisans Almış ve İnşaatına Başlanmış Olan Santralların Kaynaklarına Göre Üretim Kapasiteleri

Lisans Kurulu Gücü (MWe)

Uluslararası Kabul Gören

Olması Gereken Üretim

MWH

Hidrolik

10.281,3

45.032.203,50

Biyo Kitle

62,2

408.522,60

Jeotermal

395,4

2.598.040,80

Rüzgar

7.459,1

19.602.514,80

Doğal Gaz

17.188,7

112.929.759,00

Fuel Oil

310,6

İthal Kömür

3.712,9

24.393.753,00

Yerli Kömür+Asfaltit 4.955,4

32.556.978,00

Proses Atık Su

28,4

186.588,00

Diğer Fosil Yakıt

1.128,7

7.415.559,00

45.522,7

 

245.123.918,70

Tüketim Tahmininden Fazla Üretim Anlaşması Bu iki tablo incelendiğinde Türkiye’nin bugünkü kurulu gücü ile elde edilebilecek elektrik ile 2015 yılı Temmuz ayı itibarı ile lisans alıp inşaatına başlanmış olan santralların elektrik üretim kapasitesinin toplamı 619 milyon 844 bin 393 MWh etmektedir.

Bu rakam 2030 yılı tüketim öngörüsü olan 535 milyar kWh elektrik enerjisinden yüzde 16 civarında daha fazladır.

2015 Temmuz ayından sonra verilen lisanslar, 1 MW altındaki lisansız üretim tesisleri, yapımına başlanmış olan nükleer santrallar ve teşvik edilmeye çalışılan yeni kömür santralları bu rakama dahil değildir. Bu tesisler ve elde olan yaklaşık yüzde 16 oranındaki kapasite fazlalığı Türkiye elektrik sisteminin ihtiyacı olan yedek kapasiteyi de karşılayacak orandadır.

Sonuç olarak eldeki veriler 2030 yılı elektrik talebi açısından yapımı düşünülen 3 adet nükleer santral ile teşvik edilmeye çalışılan büyük çaplı kömür santrallarına Türkiye’nin ihtiyacı olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Alım Garantileri Fiyatları Uçuracak Türkiye’de Ekim 2014 ve Mayıs 2016 tarihleri arasında EPİAŞ İnternet Sitesi’nden alınan piyasa fiyatları Tablo

6’da gösterilmiştir. Tablodan görüleceği üzere son 20 ayda ortalama olarak MWh başına Piyasa Takas Fiyatı (PTF) 184 ile 103 TL arasında, Sistem Marjinal Fiyatı ise (SMF) 191 ile 93 TL arasında oluşmuştur.

Daha önce belirtildiği gibi nükleer ve termik santralların yapılması halinde 2030 yılında gerekli olan elektriğin yaklaşık 3’te 1’i; alım ve fiyat garantili bu santrallardan karşılanacaktır. Bu santrallara garanti edilen fiyatlar birim MWh için 123.5 USD ile 80 USD arasındadır. Bu rakamlar ise 1 USD=2.9 TL olarak kabul edilirse 2030 yılında TETAŞ’ın temin edeceği elektriğin 1 MWh’inin fiyatı 358.15 ile 232 TL arasında olacaktır. Yani EPİAŞ’ın Sitesi’nde yayımlanan piyasa fiyatlarını ikiye katlayan bir fiyata alım garantisi verilmiştir.

Dolayısı ile bu santrallardan alınacak elektriğin fiyatı TETAŞ’ın ortalama alış fiyatını yükseltecek ve vatandaşa satılan elektriğin fiyatı önemli ölçüde artacaktır.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın Çin’e yaptığı ziyaret sonuçta Türkiye’nin gelecekte elektriği daha pahalı ve olumsuz çevresel etkileri çok daha fazla olan enerji üretim tesislerinin yapılacağının habercisi olmaktadır.

Sonuç olarak bu santralların yapılması ülke ekonomisi açısından gerek vatandaşa fazla bedel ödemesi getirmesi gerekse sanayi ana girdisi olan elektriğin fiyatının da artması açısından büyük zararlara neden olacaktır.

Tablo 6: PTF ve SMF Ortalamaları

Dönem

PTF Ağırlıklı Ortalama

2016 / 05

142,345

2016 / 04

121,135

2016 / 03

112,677

2016 / 02

108,961

2016 / 01

156,062

2015 / 12

169,349

2015 / 11

136,369

2015 / 10

141,11

2015 / 09

167,483

2015 / 08

160,933

2015 / 07

139,081

2015 / 06

126,071

2015 / 05

110,817

2015 / 04

103,295

2015 / 03

128,219

2015 / 02

145,201

2015 / 01

179,052

2014 / 12

175,789

2014 / 11

184,026

2014 / 10

158,285

Kaynak: EPİAŞ İnternet Sitesi

SMF Ağırlıklı Ortalama 93,356

117,642 109,539

93,623 148,18 162,426 138,441 147,118 177,941 161,406 156,857 126,888 113,014 114,021 119,671 147,237 185,452 172,401 191,574 177,576

PTF Aritmetik Ortalama SMF Aritmetik Ortalama

136,196

83,694

118,477

108,135

108,976

108,076

104,085

94,291

149,578

140,728

163,642

152,041

133,688

131,152

137,628

135,928

160,692

159,34

154,655

153,897

132,812

144,597

124,663

126,74

108,497

106,639

101,721

112,589

124,389

117,038

140,10

137,576

172,879

171,824

172,192

161,751

180,893

177,197

155,704

166,468

ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI NÜKLEER ENERJİ RAPORU- 2

Hazırlayan: EMO 44. Dönem Enerji Çalışma Grubu Yayımlayan: EMO Yayın No: GY/2016/638 ISBN: 978-605-01-0839-2 Baskı: 1. Baskı, Ankara, Mart 2016

EMO, Fukuşima Nükleer Felaketi’nin 5. yıldönümünde ikinci “Nükleer Enerji Raporu”nu yayımladı. EMO 44. Dönem Enerji Çalışma Grubu tarafından hazırlanan raporda, nükleer enerjinin dünyadaki durumu ve elektrik üretimindeki payı ülkelere göre ayrıntılı biçimde anlatılırken, Türkiye’de yapılması planlanan nükleer santrallara ilişkin çarpıcı değerlendirmelere yer veriliyor. Japon-Fransız ortak konsorsiyumuna verilen Sinop Nükleer Güç Santralı için pahalı ve kamu zararına anlaşmalara imza atıldığı ortaya konulan raporda, Türkiye’nin nükleer santrala ihtiyacı olmadığı bir kez daha vurgulanıyor.

EMO tarafından 2013 yılında çıkarılan “Nükleer Enerji Raporu” dünyada ve Türkiye’de yaşanan gelişmeler göz önüne alınarak güncellendi.. Nükleer Enerji Raporu-II adı altında kitaplaştırılan eser, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil’in sunuş yazısı ile başlıyor. Yeşil, nükleer santrallarla ilgili yaratılan kandırmacayı kırabilmek için bilimsel ve dünyadaki gelişmeleri de yansıtan çalışmalara ihtiyaç olduğunu, bu raporun da önemli bir kazanım olduğunu ifade ediyor.

Türkiye’nin atık sorunu çözülememiş ve dünyanın terk etmeye başladığı bu santrallardan elde edecek elektrik enerjisine ihtiyacı olmadığını belirten Yeşil, Türkiye’de nükleer santral kurma girişiminin başarısızlıkla sonuçlanacağını söylerken, planlanan nükleer santrallara karşı mücadele çağrısı yapıyor.

“Firmalara Ayrıcalık Tanınarak, Alım Garantileri Veriliyor”

Bağımsız kaynaklara dayalı verilerin yer aldığı kitabın giriş bölümünde, hangi ülkelerin nükleer santral yaptığı ve bu konudaki bakış açıları anlatılırken, “Gelişmiş ülkelerin nükleer santral yapma yönelimlerinin azaldığı, gelişmekte olan ülkelerin ise nükleer santral yapma yönelimlerinde bir artış olduğu” vurgulanıyor.

“Kamuoyu Yanıltılıyor”

İkinci bölümde ilk raporun yayımlandığı 2013 yılından beri dünyada ve Türkiye’de yaşanan gelişmelere yer veriliyor. Tablo ve grafiklerle desteklenen bu bölümde dünyada nükleer santrallar ile elektrik üretimi payının; yüzde 17.6 düzeyinde bulunduğu ancak 1996 yılından itibaren elektrik üretiminde nükleer santralların payının giderek düştüğü gösteriliyor. “Tüm bu gerçekler ortadayken, sanki dünya nükleer

santral peşinde koşmakta da Türkiye’de bu bir eksiklik olarak kalmış gibi sunularak kamuoyu yanıltılmaktadır. Tam tersine Batı’daki gelişmiş ülkeler nükleer santral yerine yenilenebilir enerji kaynaklarına büyük yatırımlar yaparken, kısıtlı sayıda nükleer yatırım kararı alan ülkeler Asya’da yoğunlaşmaktadır” saptaması yapılıyor.

Nükleer felaketlerin ardından her geçen gün nükleer güvenlik önlemleri nedeniyle maliyetlerin arttığına dikkat çekilen raporun üçüncü ve dördüncü bölümünde, Sinop’ta yapılması planlanan nükleer güç santralı değerlendiriliyor. Konuyla ilgili yasa ve anlaşmalar incelenirken, Sinop Nükleer Güç Santralı’nın Türkiye’nin elektrik ihtiyacını karşılamasındaki yeri sorgulanan raporda, özetle şu önemli tespitler yapılıyor:

-Yakıt hariç satın alınacak elektrik için ortalama 10.80-10.83 sent ödenecektir. Yani yakıt fiyat riski Türkiye’nin üzerine bırakılmıştır. Üstelik bu yüksek fiyat için bile öne sürülen pek çok koşul kabul edilmiştir. Buna göre; mutlaka 4 ünite inşa edilecek, alım garantisi 20 yıl devam edecek, Türkiye Cumhuriyeti pay sahibi olduğu yüzde 49’a denk gelen öz sermayeyi nakit ödeyecek, buna karşılık EÜAŞ’a sermayesinin oranında değil daha düşük kar payı verilebilecektir. İletim ve frekans kontrolü nedeniyle ancak yüzde 2’lik kayıp olabilecek; yani sistem kısıtı nedeniyle yüzde 2’yi aşan bir üretim kesintisi yapılırsa Türkiye satın almadığı elektriğin bedelini ödeyecektir. Üstelik bu fiyatın içine atık yönetimi ve söküm için şirketin ödemesi gereken bedeller dahil edilmiş olup; fizibilite çalışmasına göre fiyatın yükseltilebileceği de garanti altına alınmıştır. Söz konusu bedel ortalama olup; alım garantisi süresinin ilk yıllarında çok daha yüksek bedelle satış yapılıp şirketin faiz borcundan hızla kurtarılması sağlanabilecektir. - Sinop NGS’ye ödenecek en düşük bedel olan kilovat saat başına 11.83 sent bile TETAŞ 2014 yılı ortalama elektrik alım fiyatından (7.75 sent) yüzde 53 daha pahalıdır. Alım garantisi kapsamı öylesine genişletilmiştir ki, Akkuyu’da bile olmayan bir garanti sağlanmıştır. Buna göre elektrik piyasasında yük atma talimatı verilecek en son santral Sinop NGS olacaktır. - Türkiye’de yakıt çubukları imal edilmemektedir. Kaynağı Türkiye’de bulunmayan ve tek kaynaktan satın alınması zorunlu olan bir yakıtla çalışacak santralın güvenilir ve sürekliliğinden bahsedilemez. - Fiyat içerisinde yer alan kilovat saat başına 0.30 sentlik atık ve söküm fonunda, santral 40 yıl durmaksızın yüzde 90 kapasite ile çalışsa dahi 4.24 milyar dolar birikecektir. Bu kaynakla değil atıklar için uygun depo yapılması, bir reaktörün bile tam anlamıyla sökümü mümkün değildir. Japon konsorsiyum, elektrik satın alma anlaşmasının yürürlükte olduğu 20 yılın sonunda şirketten ayrılabilecektir. Türkiye, nükleer santralı alacak yeni şirketin belirsizliği karşısında atık ve söküm yükümlülüğüyle bir başına kalabilecektir. - Fiyatlar, koşullar herhangi bir yarışmaya tabi tutulmamıştır, bu anlaşma koşullarına nasıl varıldığı belli değildir, kapalı kapılar ardından varılan birtakım mutabakatlarla anlaşma yapılmıştır. Bir devlet kuruluşunun içinde yer alacağı proje şirketi de her türlü kamu denetiminin dışında tutulmuştur.

- Anlaşma iyi niyet maddeleri, muğlak, ucu açık ifadelerle dolu olup; kamuoyunu yanıltmaya dönük yönlendirmeler içermektedir. Nükleer Yakıt İmalat Fabrikası’ndan söz edilmekte, ancak proje şirketinin sorumluluğu sadece iletişim kurmak olarak belirtilmektedir. Yani anlaşmada, nükleer yakıt yapacağız imajı verilmekten öte somut bir düzenleme dahi yer almamaktadır. Nükleer kültür ve güvenlik alanlarında bilgi paylaşımı, teknoloji geliştirilmesi, eğitim merkezi, teknik yardım konularında şirketin “makul çabası”ndan söz edilmektedir. Proje şirketinin NGS’ye ilişkin zararları sigorta ettireceği, ancak bunun tamamını yapamazsa kalan bölümünü Türkiye’nin üstleneceği ifade edilmiştir. Burada da şirketin “makul gayret”inden, devletin “makul biçimde belirleyeceği primden” söz edilmektedir. - Anlaşmaya göre Sinop’ta da sahayı Türkiye bedelsiz verecek, tüm altyapıyı hazırlayacak, proje için onay, izin ve lisans verilmesini “kolaylaştıracak”tır. Mevzuatlara uygun olarak sürecin işlemesi gerekirken, “kolaylaştırma” ne demektir? Hangi hukuki, ticari tanımla açıklanabilir? Yani iktidarın mevzuatı yok sayması, mevzuatın arkasından

dolanması, hatta gerekiyorsa mevzuatı değiştirme garantisi mi verilmektedir? Fay hatlarının yeri de mi değiştirilecektir?

Beşinci bölümde ise “Türkiye’de Nükleer Güç Santralları Yapılması Karşı Etkinlikler” başlığı altında Sinop ve Mersin’de kurulması planlanan nükleer santrallara ilişkin yapılan direniş ve etkinlikler, Türkiye Nükleer Karşıtı Platform (NKP) çalışmaları kronolojik olarak, fotoğraflarla desteklenerek anlatılıyor.

“Sonuç ve Nükleer Güç Santralları ile İlgili Elektrik Mühendisleri Odası’nın Görüşü” başlığı altında yapılan değerlendirme ile sona eren raporda, “EMO Türkiye’de nükleer santral yapılmasını tamamen gereksiz görmekte ve bir an önce planlanan tüm nükleer santralların yapımından vazgeçilmesini önermektedir. EMO halkın ve ülkenin yararına görmediği bu santralların yapımının engellenmesi için gerekli tüm çabayı gösterecektir” sözleri ile kitap tamamlanıyor.

Kitaplaştırılan rapor kapsamında, nükleer santrallara ilişkin kararlar, anlaşmalar ve kanunlar ile Akkuyu Nükleer Güç Santralı’nın ÇED raporu özeti, NKP tarafından yapılan basın açıklamalarını da ekler bölümünde bulabilirsiniz. Kitap, toplam 307 sayfadan oluşuyor.

NÜKLEER SANTRALLAR VE TÜRKİYE SÖYLEŞİSİ

Hazırlayan: EMO Ankara Şubesi Yayımlayan: EMO Ankara Şubesi Yayın No: GY/2016/649 ISBN: 978-605-01-0894-1 Yayın Tarihi: Aralık 2015

EMO Ankara Şubesi tarafından, 6 Haziran 2015 tarihinde düzenlenen, EMO eski başkanlarından Nedim Bülent Damar’ın konuşmacı olduğu, “Nükleer Santraller ve Türkiye” söyleşisi elektronik kitap olarak yayımlandı. Kitapta, elektrik üretiminde nükleer santralların yeri, çevreye ve insan sağlığına etkileri, Türkiye’de yapılması planlanan nükleer santrallar anlatılıyor.

Sunuşta, dünyanın nükleer ile 1945 yılında Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları ve 1986’da Çernobil’de patlayan santral ile tanıştığı hatırlatılarak, binlerce insanın öldüğü, etkileri kanser başta olmak üzere birçok alanda hissedilen bu felaketlerin sonucunda dünyanın büyük dersler aldığı ve nükleer enerjiye mesafeli yaklaşmaya başladığı kaydediliyor. Enerjisinin büyük bir kısmını nükleerden temin eden ülkelerin nükleer santralları kapatmaya başladığına dikkat çekilen sunuşta “Nükleer enerji santralları bahane edildiğinin aksine sadece enerji sağlamak, elektrik üretmek için yapılmak istenmemekte, bir güç dengesi oluşturmak amacına hizmet etmektedir” deniliyor.

Kitapta; nükleer santralların Türkiye için gerekli olup olmadığı, nükleer santralların yapılmasının bir ülke için ilerleme olup olmayacağı, Türkiye’nin nükleer santrallarla birlikte medeni dünyaya entegre olup olmayacağı, nükleer enerjinin ülkemizde niçin kullanılmak istendiği, dünyada nükleer enerjiden elektrik üreten santralların ve bu santralların bulunduğu ülkelerin durumu, nükleer santralların atık sorunu gibi konularda Nedim Bülent Damar tarafından bilgi veriliyor. Toplam 34 sayfa olan kitapta, Damar’ın şu değerlendirmesine yer veriliyor:

“Türkiye’de nükleer santral yapmanın çağdaşlıkla bir alakası yoktur. Nükleer santral yapımı Türkiye’yi medeni ülkelerle entegre etmeyecek, çağdaş yapmayacak ve hatta son yıllarda gelişmiş ülkelerde alınan kararlar çerçevesinde çağ dışına itecektir. Bu santralların yapılması ile yeni bir teknolojiye ulaşılmayacak, gelişmiş ülkelerin uzak durmaya ve bırakmaya çalıştıkları bir teknoloji ülkemize gelmiş olacaktır. Japonya gibi siyasi karar otoritelerinin daha fazla nükleer santral yapılmaması kararı alan ülkelerin elinde bulunan nükleer santral yapma teknolojini başka ülkelerde santral kurmak için kullanmaya çalışması da mevcut kapitalist sistem kurallarının çifte standartlı yapısını ve ekonomik çıkar konusundaki kararlılığını açıkça ortaya koymaktadır. Burada Türkiye Devleti’nin karar vericilerinin Japon şirketlerini Türkiye’de nükleer santral yapmaya davet etmek yerine Japonya’ya neden nükleer santral yapmama kararı aldıklarını ve bu karara rağmen neden Türkiye’de nükleer santral yapmaya talip olduklarını sormamaları da ayrı bir soru olarak ortada durmaktadır. Hemen hemen tüm gelişmiş ülkelerin nükleer santrallardan elektrik üretiminden uzak durduğu bu dönemde Türkiye’nin neden hem de devlet eliyle bu konuda tarihinin en hızlı adımlarını attığı merak konusudur.”