Cumhuriyet Enerji · Sayı 20 · Kasım 2010

Tolumsal Bakış - Cehl-i mukap…

Kemal B. Ulusaler

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme

Yıl
2010
Sayfa
1
Okuma süresi
3 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Nükleer enerji, Yenilenebilir enerji

Anahtar kelimeler

  • nükleer santral
  • Taner Yıldız
  • cari açık
  • HES
  • rüzgar enerjisi
  • enerji uzmanlığı eleştirisi

Özet

Yazar, siyasetçilerin ve sözde uzmanların enerji konularında (nükleer, HES, rüzgar, güneş) yaptığı yanlış ve tutarsız açıklamaları eleştirel bir dille örneklerle gözler önüne seriyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Cumhuriyet ENERJİ G 7 Aralık 2010 - 20

Kemal ULUSALER EMO Enerji Çalışma Grubu Üyesi

Cehl-i mukap…

Dedemin sözlerinden biridir. Cehl-i mukap demekle aslında cahillere haksızlık etmek istemem. Zira pek çok cahil vardır ki bilmediğinin farkındadır. Anlatmak istediklerim daha çok bilmediğini bilmeyen sınıfına girmektedirler. Laf kalabalığında asmalar budamak da onlardadır, koca koca çamları devirmek de. Kimi yüksek trajlı bir gazetede köşe tutmuştur, kimi uzman. Kimi bakandır, kimi başbakan.

Petrol, doğalgaz, elektrik, özelleştirme, çevre, nükleer, hidroelektrik santralları (HES), rüzgar, güneş hemen hemen her alanda uzmanlarsa da bir bakmışsınız watsaat yerine voltsaat deyivermişler...

Laf ebeliği ile gaf ebeliği arasındaki çizgi o kadar incedir ki çoğu zaman içiçe geçiverirler.

Kimi nükleer uzmanıdır: “Çevreciler boşuna endişelenmesinler bir nükleer enerji santralının bir yıllık atığını, masanın çekmecesinde bile saklayabiliriz.” (Eski ABD Başkanı Roland Reagan) Benzeri bir lafı bir dönem AKP’li Enerji Bakanı da söylemişti anımsayın.

Eskisi öyle de yenisi farklı mı? İşte bir Taner Yıldız incisi: “2013’e kadar en az iki nükleer santralımız olmalı. Bugün santralları başkasına yaptırıyoruz; fakat asıl hedef nükleer enerjisini kendi teknolojisi ile üretebilen Türkiye.”

İhaleler verilirken en çok buna dikkat ediliyormuş; yani nükleer teknolojiye yatkın (ne demekse) insan gücünün eğitilmesine. Türkiye’nin bu konuya verdiği önemi anlayan ülkelerden biri işin kendilerine verilmesi halinde sadece nükleer konusunda eğitim verecek bir üniversite kurmayı dahi taahhüt etmiş. Bunun üzerine gazeteci soruyor: “Yoksa bizde mi İran gibi nükleer zenginleştirme işine gireceğiz?”

Bakan Yıldız yanıtlıyor: “Şimdilik hayır.” Neden “hayır” Sayın Yıldız? İki yılda iki nükleer santral yapan, bir kaç ay daha paçasını sıkıverse bir de promosyon olarak zenginleştirme işini aradan çıkarıvermez mi? Sevgili Okur belki siz farkında değilsiniz amma bu nükleer santrallar her derde deva. Sırada ekonomiden sorumlu Bakan Sayın Babacan var: “Kur ne olursa olsun cari açık devam eder. Ne zaman ki nükleer tesisimizi kurar, elektriğimizin bir kısmını buradan elde ederiz ya da Karadeniz’de petrol buluruz; o zaman cari açığımız sorun olmayabilir.” Bunların yanında Meclis komisyon toplantılarında, “Birden fazla nükleer santral Karadeniz’i ısıtıp, kaynatmaz mı?” diye soran milletvekilleri, zemzemle yıkanmış gibi kalmıyorlar mı sizce? Eski Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel de enerji işini ciddiye alanlardandı. Bu cümle de ona ait: “Biz kışın Bulgaristan’dan doğalgaz alıyoruz, yazın onlar veriyor.” Yandaş medyanın militan bir gazetesi ve bu gazetede bir “yazar”, hatta “şair”. Yazarlık ve şairliği tırnak içine alıyorum, zira aslında o bir enerji uzmanı, İkizdere Bölgesi'nde HES’lere karşı çıkan halkı muhalifliği meslek edinmekle adlandırarak; “Beni en çok üzen nokta ise bu gruba bir çok bilim adamımızın da katılmış olmaları. O barajlar yapılırsa hiç su akmayacağını bile söyleyebiliyorlar. Oysa barajlar suyu saklamak için değil, yağışlı dönemlerde biriken suları daha sonra kullanmak için inşa edilir.” Hazretin rüzgar ve güneş konusunda da engin bilgi ve görüşleri mevcut: “İster petrol olsun, ister diğer yakıtlar ya da rüzgardan yararlanılsın, bütün uygulamalarda potansiyel olarak kenarda duran bir enerji kaynağı insanlar tarafından harekete geçiriliyor ve küresel ısınmaya neden olunuyor. Oysa güneş enerjisi zaten dünyamıza daha önceden gelmiş bulunduğu için sadece yer değiştiriyor.” Anlaşılacağı üzere “üstad” aynı zamanda sıkı bir çevreci: O yamaçları göller, göletler bölgesi haline getirmenin de bir yolu vardır elbet. Üstelik özellikle mimarlar ve dekoratörler çok iyi bilirler ki, fonksiyonu olan nesneler fazla göze batmıyor.” Benzer bir uzmanlar kadrosu da kimi çevre örgütleri ve siyasal partilerde mevcut. Caretta carettaları elektromanyetik kirlilikle öldüren rüzgar türbinleri, rüzgar, güneş bize yeter söylemleri vb... Bunca cehl-i mukap uzmanın yaratacağı bulanık ortamı berraklaştırmak şüphesiz yoğun bir mücadeleden geçiyor. “Oynamayın ülen kızanımın fabrika ayarlarıyla!” diye feryad eden dedeme kulak asmadan, ezberleri bozarak, bu “uzmanları” deşifre ve tecrit edecek bir mücadeleden...