Elektrik Mühendisliği · Sayı 49-50 · Ocak-Şubat 1961
KURŞUNLU AKÜMÜLATÖRLER
Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık Teknik / bilimsel makale
- Yıl
- 1961
- Sayfa
- 6
- Okuma süresi
- 16 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık
İlgili: Elektrik makinaları, güç elektroniği ve elektrikli ulaşım
Anahtar kelimeler
- kurşunlu akümülatör
- sülfatlanma
- iyonosfer
- gök dalgası
- kritik frekans
- radyo dalgası yayılımı
Özet
Yazının ilk bölümünde kurşunlu akümülatörlerde sülfatlanma sorunu, nedenleri ve giderilme yöntemleri ele alınmakta; devamında ise telsiz muhaberatında gök dalgası yayılımı, iyonosfer tabakaları, kritik frekans ve kullanılabilir maksimum frekans kavramları teknik olarak açıklanmaktadır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
natamam şarjlardan kaçınılmalıdır. Alçak sıcak lık derecelerinde bataryalar iyi şarj almaz, yani tam şarj olmadan evvel kaynarlar.
Oksijenin teması sülfatlanmayı kolaylaştırdı ğından plâkalar daima en az 5 mm elektrolitle kaplı olmalıdır ve bu maksatla da mevsime ve servis şartlarına göre sık sık seviyeyi tashih et mek lâzımdır. Tamir halinde de plâkalar uzun müddet havada kalmamalıdır.
Sülfürik asit nekadar kesif ve ısı derecesi ne kadar yüksek olursa okadar aktif olur ve plaka ları iyi sülfatlar.
Ters çalışmalar da çok tehlikelidir. Bataryanın en zayıf elemanları diğerlerinden evvel tükendi ğinden, evvelâ gerilimleri sıfıra düşer, sonra da deşarj akımı bunları ters çevirir. Bu hâdisenin vukuu muhakkak surette önlenmelidir. Bu durunu da pozitif ve negatif plakalar, elektrolit emmiş bir peroksit ve kurgun karışımını ihtiva ederler ve bu karışım kısa devre halindeki bir eleman ro lünü oynar; şiddetli ve aşırı mahallî sülfatlanma lar meydana gelip, bihassa negatiflerde kafesleri çarpıtan veya patlatan anî köpürmelere sebep olurlar ve eleman elden gider.
Bir bataryanın sağlam elemanları sülfatan mış olanları ile mukayese edilirse aşağıdaki hu suslar göze çarpar.
Muayyen bir anda, bilhassa şarj sonlarında sağlam elemanlarda sülfatlanmış elemanın yo ğunluğu sağlam elemanınkinden daha dügük olur.
Sükûnette gerilim değişmez, fakat iç direncin artısından dolayı, şarjda normal elemanınkinden
daha yüksek, deşarjda daha düşük olur; ancak bu halin hissedilir derecede olması için sülfatlan manın yeteri kadar ilerlemiş olması lâzımdır.
Sülfatlanmış elemanda Joule hâdisesi de daha fazla olduğundan şarj ve deşarj esnasındaki ısı derecesi daha yüksek olur.
Sülfatlanma ilerlemişse plakaların rengi ka rakteristik kirli beyazdır ve kendileri serttir, tır nakla çizilmez, iğne ile delinmez. Sülfatlanma henüz az ise yalnız negatiflere tesir etmiştir ve bunlar serttir. Ters deşarj bağlanmışsa pozitif lerin rengi uçuk, negatifler esmerdir. Bu hal ilerlemişse negatif kafesler bozulmuş olabilir.
SUUatlanmiş bir elemana yapılacak muamele :
Akümülatörün elektroliti boşaltılır, yerine da mıtık su doldurulur ve normal akımın çeyreği ile şarja konarak, müteaddit defa suyu değiştiril mek suretiyle, beyaz lekeler kayboluncaya kadar günlerce şarj altında tutulur. Bu esnada elek trolit kesafetinin 3° B£. den aşağı düşmemesine dikkat etmek lâzımdır.
Kurşun sülfat kaybolduktan sonra elektro lite normal kesafeti verilir ve normal şarj yapılır.
Bu ameliyeye hidrojen banyosu adı verilir ve her derece sülfatlanmada tatbik edilebilir. Ancak, çok ilerlemiş sülfatlanma, hallerinde kâfi gelme yebilir ve o zaman plâkaları çıkararak kazımak veya fırçalamak, yahut tamamen değiştirmek icab eder ve bu İşın de mütehassıs bir eleman tarafından yapılması lâzımdır.
Telsiz Muhaberatında Gök Dalgası
Çeviren : Haydar ÜNCÜ Müh. E.E.Î.
30 MC altındaki bütün muhaberat, birkaç mil lik lokal muhabereler hariç gök dalgası ile ya~ pılmaktadır. Vericinden ayrılan gök dalgası at mosferin muhtelif tabakaları ve yeryüzü tarafın dan, kâfi miktarda reflekte ve refrekte edilerek vericiden 2500 mil kadar uzaklara yayılmaktadır.
İYONOSFEB :
Radyo dalgalarının gökyüzünden geriye ak setmelerini sağlıyan tabakaya iyonosfer denil mektedir, tyonosfer atmosterin en üst kısmıdır. Burada hava basıncının çok düşük olması, ser. best elektron ve iyonların, serbestçe hareketlerine müsaade eder. İyonların mevcudiyeti radyo dal galarının aksini mümkün kılar.
Güneşin Ultraviyole ışınları üst atmosferin iyonlaşmasında' birinci rolü oynar. îyonizasyon yoğunluğunun yüksekliğe göre değişimi Şekil 1 de gösterilmiştir. Bu yükseklikler esas olarak, güneşten gelen Ultraviyole ışınlarının mikta rına göre, günün saatlerine, ve mevsime bağlı olarak değişir.
TABAKA KARAKTERİSTİKLERİ :
îyonize olmuş kısmı veya tabakalar, harfler le isimlendirilmişlerdir. En alçak olarak bilinen ve yüksekliği takriben 30 ile 55 mil olanı D ta bakasıdır. Bu tabaka atmosferin nisbeten yoğun mıntıkasında olduğundan serbest iyonların bulun ması zordur. Bu yüzden iyonizasyon yoğunluğu
E. M. M. 49 50
3»
t* iyen iz aJ yo n y«jur> tuju
Şekil 1 >— Güneş lekelen minimumda, Washington, şehri arz derecesindeki, iyonizasyon yoğunluğunun yüksekliğe bağlı olarak değişimi. Bu eğri pratik bir ölçme metoduyla çıkarılmış olduğundan D toba kasını göstermektedir. D tabakasının mevcudiyeti gündüzleri alçak frekanslarda vaki absorbsiyondan anlaşılmaktadır.
tamamen güneş ışıklarının mevcudiyetine bağ lıdır. Bu suretle D tabakasının iyonlzasyonu öğ leleri azamî olmakla ve güneş battıktan sonra ortadan kalkmaktadır. 3.5 4.0 MC frekansları öğleleri bu tabakada çok zayiat vermektedir* 7 MC de absorbsiyon daha az, 14 MC da Jse çok cü zidir. D tabakası nisbi olarak yüksek frekans ların yer yüzüne aksinde tesirsizdir, dolayısiyla uzak mesafe muhaberatında, enerji zayiatı mey dana getirmesinden başka rol oynamaz. Bu su retle alçak frekanslı '3.5 7 MC muhaberatın, gündüzleri ancak kısa mesafelerde kalmasının, en büyük sebebi olarak D tabakasının mevcudi yeti olduğu anlaşılır.
Uzak mesafe muhaberatında rol oynıyan en alçak tabaka takriben 65 mil yüksekliğindeki E tabakasıdır. Nisbeten fazla atmosferik . yoğun. Hıkta olduğudan, iyonlzasyonu güneşin yüksekli ğine bağlıdır, tyonizasyon güneş batışından sonra aniden düşmekte, ve gece yarısı minimuma İn mektedir. D tabakasında olduğu gibi E tabaka sıda yoğunluğunun azam! olduğu öğle zamanlan alçak frekansları azami olarak absorbe etmek tedir.
îkinci mühim muhaberat tabakası F2 taba kasıdır. Bu tabaka en fazla İyon yoğunluğuna haizdir, yüksekliği günün saatlerine, mevsime bağlı olarak, 150 250 mil arasındadır. Bu yük seklikte atmosfer çok İncedir, böylelikle iyonlar uzun zaman serbest kalabilmektedirler. Dolayı sıyla İyonizasyon güneş yüksekliğine tam uy maz, öğleden sonraları kısa bir zaman için mak. simuma erişir, sonra yavaş olarak düşmeğe baş lar, îyonlzasyonun halen yüksek olmasına rağ men, bütün gece boyunca yavaş yavaş, düşmeğe devam eder. Ve güneşin doğmasından az evvel minimuma erişir. Güneş doğunca aniden tekrar yükselir ve gündüz seviyesini muhafaza eder.
E. M. M. 49 • 60
Bazan F2 tabakası İki kısma ayrılır, alçak ve daha zayıfı ve takriben 120 mil yükseklikte olanına Fx tabakası denir. Fı tabakası umumi yetle muhaberatta çok az rol oynar, fakat İçin. den geçen enerjiyi oldukça absorbe eder. Geceleri ortadan kalkar. Güneş battıktan sonrada, F2 ta bakasının yüksekliği azalır ve maksimum İyoni zasyon 175 mil de görülür. Geceleri F2 tabaka sına F tabakası ismi verilir.
ÎYONOSFEKDE REFKEKStYON :
îyonosfere giren dalganın eğilme miktarı lyo nosferin iyonizasyon miktarıyla, çalışma frekan sına bağlıdır. Verilen bir frekansta eğilme İyo nizasyon arttıkça artmakta, ve verilen bir iyo nizasyonda, eğilme frekans alçaklıkça gene art maktadır.
Binaenaleyh iyonosfere giren bir dalganın yer yüzüne dönmesi İçin, kafi derecede iyonizasyonun bulunması ve frekansınında kâfi derecede düşük olması gerekmektedir. Şekil 2 de çeşitli du rumlar gösterilmiştir.
Şekil : 2 de yalnız tek bir tabakadaki çeşit li yansımalar görülmektedir, Birkaç tabakanın nazarı itibara alınmasında durumun çok karı şacağı tabiidir. Bu durumda, tabaka ancak al çak derecelerde gelen dalgalan refrekte edebil mektedir. Böylelikle KRİTİK bir AÇI dan daha büyük açılarda dalga geri dönememekte ve fe zada yoluna devam ederek yer yüzü muhabe ratı için faydasız olmaktadır.
SIÇRAMA MESAFESİ :
Kritik açısı 90 derecede küçük ve en büyük açılı dalga vericiden muayyen bir mesafe, uzağa düşer. Bu mesafe kritik açıya bağlı olarak de ğişir. Vericiden itibaren gök dalgalarının ilk düş tüğü mıntıka arasında gök ^dalgalan bulunmaz Cüzi yer dalgalaman bulunduğu bu mıntıkaya sıçrama mıntıkası (sklp zone) denir. Bütün sin yaller bu mıntıkanın üzerinden sıçramaktadırlar.
Sıçrama mesafesi kritik açıya ve tabaka yük sekliğine bağlıdır. Frekans yükseldikçe sıçrama mesafeslde artar. Verilen bir kritik açı İçinde tabaka yüksekliği arttıkçada bu mesafe artmak tadır.
Bütün açılar için dalga geri dönmekte İse tabiatiyle sıçrama mesafesi sıfır olur. Böyle bir durumda, umumiyetle vericiden bir kaç mil mesa fede ve amatör frekanslannda gök dalgası, yer dalgalarından daha kuvvetli olarak hissedilir.
TEK VE ÇOK SEKMELİ YAYILMA :
Şekil : 2 aynı zamanda uzaktaki bir alıcı noktasına sinyalin iki tarzda erişebileceğini gös termektedir. Birinci tarzda sinyal verici İle alıcı noktası B'nln tam ortasında kınlmakta
dır. Bu şekilde sinyal alıcıya bir sekmede eriş miştir. Birinci sekmede A noktasına düşen sin yal yeryüzü tarafından yansıtılmış, ve ikinci sek mesi sonunda gene alıcı noktası B ye erişmiştir. Muhakkakı bir sekmeli sinyal yanhz bir kere absorbsiyona maruz kaldığından, alıcıya diğerin den daha kuvvetli olarak erişecektir. Bu suret le alıcıya çeşitli surette sinyallerin erişebileceği anlaşılmıştır.
Şekil 2 — Dalgaların iyonosferüeki durumları
MUTASAVVER YÜKSEKLİK VE KRİTİK FREKANS:
Diklemesine 90 derece ile lyonosfere giren bir dalganın frekansı kafi miktarda alçaltılırsa, gerisin geriye yansıtıldığı görülür. Ve bu suretle lyonosfer yüksekliği ölçülebilir. Bunun için dal ganın gidiş geliş, zamanın tesbiti kafidir. Bu şekilde hesaplanan yüksekliğe mutasavver yük seklik (virtual height) 'denir. Metod Şekil 3 de
Şekil 3 — Refrelcsiyon tabakasının mutasavver yük sekliği Tabakaya dikine gönderilen bir dalganın geri dönüş zamanının ölçülmesiyle tesbıt edilmek tedir.
gösterilmiştir. Bu tarzda bir yükseklik ölçülme sinde frekans devamlı olarak yukssltilirse, muta savver yüksekliğin aniden yükseldiği bir an gelir, frekansın yükseltilmesine devam edilirse dalganın geri dönmediği görülür, yansıma artık kesilmiş tir. Geriye dönmeyi temin edebilen en yüksek frekansa, KRİTÎK FREKANS denir. Kritik fre kanstan daha yüksek frekanslı dalganın geriye dönmesi için daha\ küçük açılarda iyonosfere girmesi lâzımdır. Çok küçük açılar kullanmak suretiyle P2 tabakası üzerinden, takriben kritik frekansın iki buçuk mislindeki frekanslarda da hi uzak mesafe muhaberatı yapılabilmektedir. Kritik frekans iyonosferin yansıtma kabiliyeti için bir mukayese değeri olmaktadır. Mutasavver
yükseklik doğrudan doğruya iyonize olan kısmın yüksekliği ne bağlıdır. Kritik frekans, doğrudan doğruya lyonizasyon yoğunluğuna bağlıdır, iyo nizasyon arttıkça kritik frekansta yükselir Bu nun için güneş lekeleri çevriminin (sunspot ey ele) zirvesinde iyonizasyon azamide dolayısiy. le, her iki E ve P2 tabakalarının kritik frekans ları en yüksek değerde olmaktadır. Karşılık ola rak güneş lekesinin minimumun da (sunspot mi nimum) frekanslar en düşük değerlerini almakta dırlar. E tabakasının kritik frekansı güneş leke leri çevrimindeki periyoda ve günün saatlerine bağlı olarak 1 4 MC arasındadır. F2 kritik frekansı, günün saatlerine, mevsimlere ve gü neş lekeleri çevrimine bağlı olarak, ve güneş le keleri minimumunda geceleri 2 3 MC kadar alçak ve güneş lekeleri maksimumlarında gün düzleri 12 13 MC kadar yüksek olabilmektedir.
KULLANILABİLİR MAKSİMUM FREKANS
Muhaberatın cereyan edeceği iki nokta ara sındaki mesafeye göre, kullanılabilir maksimum frekansı bilmek, kritik frekansın bilinmesinden daha enteresandır. Mümkün olduğu kadar yük sek frekans kullanmak, absorbsiyon zayiatla rının az olması dolayısiyle istenir. Bu sebeple m. u. f. (kullanılabilir"maksimum frekans) ve rilen bir verici takatında alıcıda maksimum sinyal şiddetini meydana getirmektedir, m. u. f. kritik frekansada bağlı olduğundan, günün sa atlerine ve mevsime bağlı olarak değişir. Fre kans m. u. f. nin altında düşürüldükçe sinyal. şiddetide absorbsiyonun artması dolayısıyle dü şer. Frekans düşürülmeğe devam edilirse sinya lin gürültüler arasında seçilemiyecek derecede zayıflayacağı görülür. Bu frekans, verilen bir iyonosfer durumu için alçak frekans limitini teşkil eder. Bu frekansa en alçak kullanıla bilir maksimum frekans denir. Aynı şekilde yüksek frekans limitide m. u. f. tarafından meydana getirilmiştir..
Vaki muhaberatlarda, m. u. f. nin yüzde 15 aşağı değerindeki frekanslarda çalışmalar en pratik olmaktadır. Bu şekilde iyonosferin gün lük değişmelerinin tesirleri önlemiş olmaktadır. Bu frekansa OPTİMUM ÇALIŞMA FREKAN SI o. w. f. veya OPTİMUM TRAFİK FREKAN SI o. t. f. denilmektedir.
TRASMİSYON MESAFESİ VE TABAKA YÜKSEKLİĞİ: .
Şekil : 2 nin muhteviyatında, yansıyan dal ganın yere düşüş mesafesinin, tabakaya giriş açısına bağlı olduğu görülmektedir. Bu açı ve rıci anteninden ayrılma açıcının aynı olup DAL , GA AÇISI (wave angle) adı alır. Şekilde görül memesine rağmen geometrik kaide olarak me
E. M. M. 49 00
«s
V» \\ V \
5.
^K (>'okm) > s \r
8*
\11
\ \
!\
*•• ıtao #0 1< i
Şekil 4 — E ve F2 tabakalarının ortalama muta savver yüksekliğine ve, mesafeye göre dalga açısı
safenin tabaka yüksekliğine bağlı olacağı aşi kardır. Yükseklik arttıkça sabit bir dalga açı sıyla gelen dalganın düşüş mesafesi de artacak tır. Bu sebeble aynı dalga açısı için F2 taba kasından yansıma E tabakasındakinden daha uzağa düşürme yapacaktır.
Bir sıçramalı maksimum mesafe E tabaka sından 1250 mil ve F2 tabakasından takriben 2500 mil dir. Bu mesafeler sıfır derecelik dalga açısına göre hesaplanmıştır. Hakikî mesafeler bu mesafelerden daha kısadır. Zira 3 derecenin altındaki dalga açılarında toprak zayiatı mü him rol oynamaktadır.
İstenilen mesafeler için dalga açılan, şe kil : 4 den bulunabilir.
Eğriler ortalama mutasavver yükseklik ve tek sekmeli transmisyonlar için hazırlanmıştır, tki' veya çok sekmeli transmisyonlar için mesa fe sekme adedine bölünmelidir. Kritik açı mu hakkakkî, eğriden bulunan dalga açısından bü yük olmalıdır. Alıcı noktasında doğuracağı yük sek sinyal şiddeti dolayısiyle, imkânı olduğu taktirde daima sekmeli transmisyon kullanılma lıdır. Uzak mesafeler için antenden alçak açılı radyasyon kullanılacaktır. Yüksek açılı radyas yon kısa mesafeler için elverişlidir. Uzak me safe ve kısa mesafe tabirleri kullanılan taba ka yüksekliğine bağlı ve nisbidir. Kullanılan bir frekansta E tabakası tarafından yansımalı mesafenin E tabakasının tesiri kesildiği başka bir gün için F2 tarafından çok artacağı tabii dir.
Böylelikle 7 MC civarındaki frekanslarda, geceleri gündüzlere nazaran uzak mesafelerle
muhaberatın nasıl mümkün olduğu, anlaşılmak tadır.
UZAK MESAFE TRANSMİSYONU :
Evvelki kısımlarda, 2500 milden fazla mesa feler için fazla sekmeli transmisyonun icap et tiği açıklanmıştı. Bu mesafe en küçük dalga açısıyla, en yüksek tabakanın kullanılması ha line tekabül eder. Çok sekmeli transmisyon larda enerji zayiatı artmaktadır, en tesirli uzak mesafe transmisyonu için frekansın m. u. f. na çok yakın olması ve mümkün olduğu kadar al çak dalga açısının kullanılması gerekmektedir.
Uzak mesafeli dalga neşriyatı bir çok fak törlerin tesırindedir. Meselâ F2 den aşağıya ak seden dalga E den tekrar yukarı çıkıp F2 den tekrar aşağıya inerek alıcı noktasına erişebilir, fakat bu tesirler alçak dereceli, DX anten pro jelerinde gayet az rol oynar.
Uzak mesafe neşriyatı, karışıklığına rağ men basit bir metodla projelendirilebilir. Bu metod verici ve alıcıdan büyük çenber istikame tinde 1250 mil mesafelere kontrol noktalan yer leştirme metodudur. Eğer verici kontrol nok tası m. u. f. si 14 MC ise alıcı istikametine bu frekansta transmisyon mümkündür. Aynı za manda alıcı kontrol noktasında da m. u. f. 14 MC veya daha fazla ise sinyal işitilecektir. Di ğer bir durum olarak alıcı kontrol noktasında m. u. f. 10 MC İse, 14 AtC lik sinyal ışitUemi yecektir. Verici frekansının bu defa 10 MC ye düşürülmesi icap edecektir. Bu da iki kontrol noktası arasındaki en düşük m' u. f. in devre m. u. f. olarak alınacağını göstermektedir. Te orik olarak bu frekansın altındaki frekanslar da absorbsıyonun rolü kuvvetle kendini göste recektir.
1250 millik kontrol noktası mesafesi F2 ta bakası için ve 625 ise E tabakası için kullanı lacaktır.
POLARİZASYON VE GİDİŞ İSTİKAMETİ :
Antenden ayrılan dalganın polorizasyonu iyo nosferdeki yansımadan sonra kaymaktadır. Bu sebeble alıcı anteni polorizasyonunun vericininki ile aynı olmasına lüzum yoktur. Gök dalgasına
Şekil 5 — Yüksek frekanslarda (14 28 mc.) gündüz yayılması Dalgalar kısmi olarak E ve F] tabakala rında eğilmekte fakat geri dönmeğe muvaffak ola mamaktadırlar. Hakiki refleksiyon F9 tabakasından yapılmaktadır.
müsait frekanslar İçin alıcılarda ekseriye yatay antenler kullanılır. Yeryüzündeki iki uzak mesa feyi birbirine bağlıyan daima iki çenber parça sı bulunmaktadır. Ekseriyetle kısa olanı ig gör mekteysede, bazı hallerde uzun çenber kısmın. danda İstifade edilmektedir.
GÖK DALGASI YATILMASINDA ÇEŞİTLİ HUSUSİYETLER
İYONOSFERDEKÎ DEĞİŞİKLİKLER •
Güneşten aldıkları Ultraviyole ışınlarının miktarına bağlı olarak, iyonize tabakalarda günlük ve mevsimlik değişmeler olmaktadır. Aynı zamanda 11 senelik güneş lekeleri çevi rimlde, iyonlzasyon güneş lekeleriyle alakalı ol duğundan, neşriyat üzerine büyük tesirler icra etmektedir. Güneş lekelerinin tesiri 11 senede bir zirve değerinden geçmektedir. En yeni zirve durumu 1947 48 kışı esnasında meydana gel mişti. Bu esnada F2 m. u. f. sı 50 MC üzerine çıkabilmiştir, m. u. f. nin en düşük olduğu en yeni değer ise 1954 de raslanmıştır. Ayrıca> 28 günlük periyodda güneş lekelerinin küçük fa. kat kararlı değişmeleride tesirini göstermekte dir. 28 gün güneşin kendi eksenindeki bir turu na tekabül etmektedir. 14 den 28 MC ye kadar olan transmisyonlarda, m. u. f. deki düşüş ve yükgeligler mühim tesirler meydana getirmek tedir.
FADİNG:
Alınan sinyaldeki şiddet değişmesine fading denir. Uzun periyodlu değişmeler; güneşin yük sekliğine bağlı olarak cereyan ederler. Ayrıca m. u. t. deki günlük değişmeler dolayısıyla, m. u. t. nin sinyal frekansından düşük olduğu frekanslarda yansıma tamamen kesilmektedir.
lyonosferde iyonize kütleler arasında here ket mevcuttur. Dolayısıyla absorbsiyon miktarı devamlı olarak değişmekte; iyonosfere giren çe şitli açılı dalgalar, değişik açılarla refrekte edil. mekte ve polarizasyonda refreksiyona bağlı ola rak devamlı şekilde değişmektedir. Bu suretle alıcı antenine çeşitli açılarla gelen dalgalar ba 'zan birbirlerini takviye, bazanda ifna etmekte dirler, (faz açılan dolayısiyle) Bu durumun neti cesi olarakta sinyalde bir kaç saniyelik veya bir kaç dakikalık fasılalarla hissedilebllen devamlı değişmeler görülecektir.
Ses frekansı transmisyonunda ise, kenar band lar taşıyıcıdan değişik frekansta olmaları dolayı sıyla, değişik fading durumları yaratacaklardır. Bu durumda SEÇÎCÎ FADİNG (selective fa ding) denmektedir. Seçici fading modülasyon da, distorsiyona sebebiyet vermekte, bilhassa al çak frekanslarda (4 MC gibi) tesirini yük sek frekanslara (28 MC) nazaran daha fazla göstermektedir. Birbirinden kısa mesafelerle uzakta bulunan iki alıcı noktadaki fading du
rumu oldukça değişik olabilir. Bu sebeble birbir lerinden bir veya iki dalga uzunluğu mesafede iki anten ile ayrı iki alıcı beslenmekte, bu suret le amplitüd fadmginin tesiri oldukça azaltılmak tadır. Gene aynı maksatla, değişik polarizasyon. lu anten girişleri kullanılmaktadır. Bu tarzdaki alıcı sistemlerine DtVERSÎTE SİSTEMİ adı ve ^rilmektedir.
İYONOSFERİK FIRTINALAR :
Nadiren, güneşte vuku bulan intifaların, iyo nosferde meydana getirdiği karışıklığa, iyonos ferik fırtına tabir edilmektedir. Ayrıca bu du rum arzın manyetik sahası üzerinde karışıklıklar yaratmakta, ve MANYETİK FIRTINA ismini al. maktadır. Bu zamanlarda alçak frekanslar ha rıç yüksek frekanslı uzak mesafe muhaberatı mümkün olamamaktadır. Bu gibi fırtınalar bir veya birkaç gün sürmektedir.
MUHABERATIN ANİ KAYBOLMALARI :
Tam manasıyla anlaşılmayan bazı sebebler ile, muhaberatın aniden birkaç dakika veya saat için kaybolduğu görülmektedir. Bu durumunda güneş hadiseleriyle ilgili olduğu aşikârdır. Bu hâ dise yanlız dünyanın güneş ışığıyla aydınlanmış kısmında vuku bulur. Bu gibi hallerde alçak fre kanslı muhaberat tamamen kayıp olmasına rağ men, yüksek frekanslı 25 MC üzerindeki muha berat devam edebilmektedir. Bu gibi hallerde yanlız yer dalgasından, alçak frekans muhabe ratı mümkün olmaktadır.
SPORADİK E TABAKASI REFREKSIYONU:
E tabakasının normal iyonizasyonu değişme leri haricinde, sebebi bilinmiyen ve nisbî olarak bazı yoğun iyonizasyon bulutlarının gece ve gün düz tabakalar arasında hareket ettiği anlaşıl mıştır. Bu kısımlara sporadik E tabakası denil mektedir' Buradaki iyonizasyonun kritik frekansı yoktur. Normal E tabakasının çalışmadığı za manlarda (28 50 MC) sporadik E iyonizasyo nu her zaman mevcuttur. Yalnız bulunduğu mevki devamlı olarak değişmektedir. Aynı za manda 14 MC ve daha aşağı frekanslardada rol oynar. Sporatik E bulutlarının iyonizasyonu nor mal E tabakasındakinden çok fazla olduğu za manlarda gök dalgası muhaberatı 50 MC de da hi 500 mil mesafeye kadar mümkün olmaktadır.
Sporadik E transmisyonu 50 MC den ziyade 28 MC için daha elverişli olmaktadır. Zira bu fre kanslarda daha az iyonizasyon ile f çalışabilin mektedir. 50 MC çalışmasına müsaade edilecek iyonizasyonlarda 28 MC deki sıçrama mesafesi 50 MC dekine nazaran daha kısalır. 28 ve 50 MC lik mukayeseler 14 ve 28 MC lık frekanslar içln
de caridir. Buradada 28 MC nin çalışmadığı Rai lerde 14 MC kullanılabilmektedir. 14 MCdeki sıçrama mesafesi 28 e nazaran daha kısadır.
Sporadık E iyonizasyonunda en fazla 28 ve 50 MC kullanılmakta ve alçak açılı antenler ter cih edilmektedir. Zira yüksek açılı dalgaların geriye dönebılmesı için iyonızasyon kafi değildir.
SAÇILMALI SİNYALLER : (Scatter sig nals)
Sıçrama mesafesi dahilinde ve yer dalgası nın hükümsüz olduğu kısımlarda sinyalin işıtüe miyeceğı geçen kısımların neticesinde anlaşılmak, tadır. Buna rağmen bu mıntıkalarda hakikatte sinyal mevcuttur. Smyal zayıf ve devamlı olarak hareketlidir. Bu sinyal, saçılmış radyasyonun bir neticesidir. Saçılma iyonosferde veya iyo nosferle yeryüzü arasında tekerrür eden yansı malardan meydana gelmektedir. Aynı zamanda
iki lyonize tabaka arasındaki tekerrür eden yan sımalardanda meydana gelebilmektedir. Sıçrama mıntıkası dahilinde işitilen bu sinyaller, verici alıcı mesafesi 100 milden az olmasına rağmen, binlerce mil seyahattan sonra alıcıya erişmek tedirler.
METEOR İZLERİ :
Yüksek süratle üst atmosfere giren meteorlar alçaldıkça hava sürtünmesi dolayısiyle hızlarını kayıb ederler. Ayrıca geçtikleri yol boyunca at mosferde bir iyonize iz bırakırlar. Çok küçük bir meteor dahi 50 fit veya daha fazla çapta ve bir mil veya daha fazla uzunlukta bir iz bırak maktadır. Bu şekilde bir iz, kısa dalgaların yer yüzüne aksı için kafi bir genişlikte olmaktadır. Mamafi iyonlar kısa bir zamanda nötrleştik lerinden, yansıma birkaç saniye devam etmiş olmaktadır.
TELEFON HARİCİ TESİSAT TELLERİNDE KULLANILAN SİYAH
NEOPREN KILIFLARIN AŞINMASI
BELL SYSTEM PRACTICE'den
Çeviren : Muammer ÖNOL
Y. Müh. PTT
Nisbeten kısa bir müddet harici tesisatta kul lanılmış tellerden çıkarılan neopren kılıfların uzamasındakl mühim kayıp, bu nev'i kılıfların ömrü hakkında endişe doğurmuştur. Mevcut ma lumatın servis ömrünün tahminine kafi olma ması sebebi ile bu malumatı temin etmek üzere. bir muayene programı deruhte olunmuştur.
Daha sonra yapılan saha muayenelerinin te yid ettiği gibi hızlandırılmış eskime muayeneleri de göstermiştir ki uzamada çok erken vuku bu lan bu mühim kayıp servis ömrünün de çok er ken sona ereceğine delalet etmemektedir, zira, uzama kaybı bir müddet sonra duraklamakta ve ondan sonraki zaman zarfında çok daha az sü ratle değişmektedir.
100° C. a kadar hararetlerdeki hava içinde ya pılan hızlandırılmış eskime muayeneleri uzama kabiliyetinin kaybı bakımından harici şartlar al tındaki eskimeye en uygun değerleri vermiştir. Bu tecrübelerin neticesi olarak oldukça emni yetle denilebilir ki siyah neopren kılıflar 20 se neye kadar periyotlar için kullanışlı olarak ser visde bırakılabilir.
Harici telefon telleri hava şartlarına karşı son derece mukavim bulunmalı ve iktisadî ola bilmesi için de uzun bir servis ömrüne sahip ol
malıdır. Bu telleri kaplamak üzere kullanıla bilecek maddeler gözden geçirildiği zaman siyah neopren kılıfın bu iş için en müsait olduğu anla şılmıştır. Bu sebepten neopren maddesinin eski meye karşı mukavemeti hususî bir etüd mevzuu olmuştur.
Bu çalışmalara başlandığı zaman elde uzun vadeli servis ömrünün tahmini hususunda işe ya rar pek az malumat mevcuttu. Burada bahse dilen çalışmaların başlamasındanberi neopren'in eskimesi üzerine muhtelif makaleler neşrolun muştur. Du Pont kauçuk lftboratuvarının neş rettiği «Neopren kitabı» ve diğer muhtelif bro şürler neoprenın eskimesi ve hava şartlan dola yısıyla arzettiği değişiklikler hakkında mütenev vi malumatı havidir. Mayo, Griffln ve Keen ne opren ve tabiî kauçuk tel mücerritlerinin eski mesi üzerinde bakırın tesirlerini etüd etmişler ve aynı zamanda Keen ve Jons'un neopren" kı lıf maddesi üzerinde neşrolunmamış çalışmala rından da bahsetmişlerdir.
Thompson ve Cotton vulkanize neoprenin ha 'va şartları dolayısı ile arzettiği değişiklikler üzerine bir rapor yazmışlardır. Pollac, Mc Elwaln ve Wagner vulkanize maddelerin oksijen emmesi üzerindeki etüdlerinde neopren'in bomba ve fırın
E. M. M. 48 80