Elektrik Mühendisliği · Sayı 188 · Ağustos 1972
GEÇEN AY
Toplum, demokrasi ve emek Haber ve etkinlik
- Yıl
- 1972
- Sayfa
- 6
- Okuma süresi
- 12 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Mevzuat ve hukuk, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
Anahtar kelimeler
- TÖB-DER
- Dernekler Kanunu
- maden devletleştirmesi
- boraks
- Nuri Kodamanoğlu
- teknik öğretim
Özet
Derginin 'Geçen Ay' bölümünde dönemin basınından derlenen haberler; öğretmen derneklerinin eğitim sistemi eleştirileri, Dernekler Kanunu tasarısının Anayasa'ya aykırılığı tartışması ve maden yataklarının devletleştirilmesi konusunda siyasi partiler ile Enerji Bakanı arasındaki tartışmalar aktarılmaktadır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
• «TÜRKİYE'NİN EĞİTİM SİSTEMİ ÇAĞ DIŞIDIR»
Türkiye Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği'nin (TÖB-DER) 1. Olağan Kongresi'nde açış konuşmasını yapan Genel Başkan Haydar Orhan, «biz eğitimde pratikle teorinin bir arada yürütülmesini istiyoruz. Günümüzde siyasi iktidarlar, tercihleri ne olursa olsun, teori-pratik özdeşliğinin dışına çıkamazlar» deniştir.
TÖB-DER Genel Başkanı Haydar Orhan, öğretemnlerin çok zor koşullar işinde bulunduğunu ileri sürdüğü açış konuşmasında, Türkiye'de öğretmen kuruluşlarının hiç bir zaman siyaset yapmadığını söylemiştir.
TÖB—DER Genel Başkanı, derneğin, «Türkiye Öğretmenler S^ndikası'nın (TÖS) kapatılması sonunda meydana gelen boşluğu doldurmak amacıyla kurulduğunu» söylemiş ve konuşmasını böyle devam ettirmiştir:
«Bize karşı olan kuruluşların saldırıları olduğu gibi sürdürülmektedir. Gün geçmemektedir ki, bir öğretmenin alnından vurulduğu, öğretmenlerin saç ve sakallarının kesildiği, ya da dövüldükleri haberine gazete sütunlarında rastlanmasın. Kaldıki öğretmen hakkındaki karaLmalara dört elle sarılan sorumlular, bu olaylar karşısında ilgisiz kalmaktadırlar. Asıl faslı yok ihbarlar, iftiralar ve suçlamalar sonucu yüzlerce öğretmen tutuklanmakta; yüzlerce öğretmen gerici ve tutucu güçlerin örgütlü saldırıları karşısında kendi kaderlerine terk edilme tehlikesi ile karşı karşıya bırakılmaktadır.»
ÇAĞDIŞI EĞİTİM TÖB—DER Genel Başkanı Haydar Orhan, derneğin eğitim anlayışı konusundaki görüşlerini de şöyle açıklamıştır:
«Bizdeki eğitim için çağ dışı demek, mübalağalı bir sıfat sayılmaz. Bizdeki eğitime mutlaka bir ad koymak geerkirse buna, kapkaç ekonomisine dayalı bir eğitim diyebiliriz. Çağ dışı sözümüzle de böylesine bir anlam düşünebiliriz. Çağdaş düzeyde milli bir ekonomiye sahip olamayışımız, ulusallık bakımdan eğitimi havada ve milli temelden yoksun bırakmıştır, I
Türkiye Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) 1. Olağan Genel Kurul toplantısı iki gün sürecektir.
Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Sebahattin Özbek, İmar ve İskân bakanı Turgut Toker, Gençlik ve Spor Bakanı Adnan Karaküçük, TÖB-DER Genel Kurulu'na birer başarı telgrafı göndermişlerdir.
• «DERNEKLER KANUNU TASARISI ANAYASA'YA AYKIRI»
CHP Ankara Milletvekili ve Türk - Persen Genel Başkanı Sakıp Hiçerimez, dün düzenlediği basın toplantısında Dernekler Kanunu Tasarıs/nın Anayasa'ya aykırı olduğunu ve 34 yıl önce türk vatandaşına tanınmış hakları geri alınmak istendiğini öne sürmüştür.
Hiçerimez, Millet Meclisi Genel Kurulu'nda kabul edilen tasarının Cumhuriyet Senatosu'ndan geri çevrilmesini beklediğini belirtmiş, özetle şunları söylemiştir :
«Son anarşik olaylara adları karışan birkaç derneğin tutum ve davranışını esasi alıp bunların faaliyetlerini durdurmak, yada yasa sınırları içine sokmak gibi haklı bir
gerekçe ile ele alınan tasarının 41 bin dernek, cemiyet, kulüp ve benzeri kuruluşu ilgilendirecek ve nnayasal bir hakkı kullanılamaz hale getirecek sonuca vardırılması, gerekçeyi pek çok aşan bir davranış olmuştur.
Tasarının bildiri yayınlanmasıyla ilgili maddesi Anayasaya aykırıdır.
Tasarının bir maddesi de genel hükümlere göre esasen suçolan ve her zaman takibi ve müdahalesi kanunlarımıza göre mümkün bulunan haller için kolluk kuvvetlerinin derneklere girmesini öngörüyor.
Tasarı, hükümet komiserine de çok geniş yetkiler vermektedir. Halbuki genel kurulların kendi yönetimine her bakımdan hâkim olması gerekir, eğer kanuna aykırılık veya suç işlemek söz konusu ise hükümet komiserinin; yetkili mercilere yardımcı olmak üzere tesbit görevini yüklenmesi esastır.» Hiçerimez, tasarının bu şekliyle kanunlaşması halinde kendilerinin Anayasa Mahkemesi'ne başvurmak zorunda kalacaklarını da eklemiştir.
(11 Temmuz, Cumhuriyet)
• «TEKNİK ÖĞRETİMİN EDEBİYATI YERİNE, İŞİN GEREĞİ YAPILMALIDIR»
Türkiye Teknik Öğretmenler Derneği Genel Başkanı Dr. Cevdet Alkan, belirli bir felsefi görüş ve eğitim politikasının olmadığını öne sürmüştür. Türkiye Teknik Öğretmenler Derneği'nin dün Ankara'da düzenlenen birinci genel kurul toplantısında konuşan Cevat Alkan, mesleki ve teknik öğretimin sorunları üzerinde durmuş, «teknik öğretimin önemi edebiyatı yerine işin gereği yapılmalıdır.» demiştir. Cevat Alkan, Türkiye Teknik Öğretmenler Derneği'nin Atatürk İlkelerinin ışığı altında, her türlü politika ve ideolojilerin dışında mesleki ve teknik öğretim hizmetlerini bütün yurda yaygın bir hale getirmeyi amaçlandığını belirtmş, başlıca temel sorunları şu şekilde özetlemiştir : «Belirli bir felsefi görüş ve eğitim poltikamız yoktur. Etkin bir merkezi ve taşra örgütünden yoksun bulunmaktayız. Kaliteli bir yönetim kadrosu geliştirilememiştir. Ka>nunî olanaklar yetersizdir. Örgün eğitim verimsiz, yaygın eğitim ise yetersizdir. Mesleki eğitimin kavram ve kapsamında açıklık yoktur. Mesleki rehberlik hizmetleri geliştirilememiştir. Meslek standartları geliştirme meslekler hiyerarşisini saptama ücret politikası geliştirme sorunu vardır. Mesleki okulların kuruluşu, yönetim ve yürütülmesi ile programların yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Mesleki teknik öğretimin ve bakanlık dışındaki diğer ilgili kurumların arasında etkin bir koordinasyon sistemi geliştirmek gerekmektedir.
Etkin bir finansman sistemi geliştirmeye şiddetle ihtiyaç vardır.
İnsangücü ihtiyaç projeksiyonları ve istihdam durumunu objektif ölçülerle ve devamlı izleyebilecek bir sistem geliştirmek gerekmektedir. Olumsuz değer yargıları ve prestij sorununu çözümleyecek köklü tedbirler almaya ihtiyaç vardır. Ve nihayet etkin bir araştırma, geliştirme ve değerlendirme hizmetleri sistemi geliştirmeye ihtiyaç vardır. Personel Kanununun yarattığı sonuçlar ile 1972 yılı bütçe kanunundaki yeni hükümler, son Sayıştay kararı, mesleki teknik öğretim kurumları ile endüstride çalışan teknik öğretmenlerin istihdam ve unvan sorunları hep birlikte mesleki ve teknik öğretim için bir dar boğaz teşkil etmektedrı. Bu dar boğazların yalattığı atalet mesleki ve teknik öğretimim'zde toplumumuzun gerektirdiği gelişme bir yana mevcut yapı ve statüyü bile devam ettirebilmeyi imkânsız hâle getirmiş bulunmaktadır.»
• AP VE DP TEMSİLCİLERİ MADENLERİMİZİN YABANCILARDA KALMASINI İSTEDİ
Önceki gece TRT Televizyonu'nda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Nuri Kodamanoğlu ile AP, CHP, DT temsilcilerinin katıldığı açık oturum oldekça hareketli geçmiş, taraflar Meclis'te başladıkları tartışmalara kamera karşısında da devam etmişlerdir.
Adalet Partisi'nden Esat Kıratoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi'nden Hudai Oral, Demokratik Parti'den \Aehmet Turgut ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Nuri Kodamanoğlu'nun katıldıkları açık oturumda, özellikle devletleştirilmesi öngörülen bor ve linyit konusu üzerinde ilginç tartışmalar olmuş AP ve DP temsilcileri özel sektör ve yabancı sermayeyi savunurken, CHP temsilcisi ile Bakan buna karşı çıkmışlardır.
«Türkiye'de maden sorunu nedir, yeni tasarı ne gibi tedbirler getirmektedir ve getirdiği hükümler halka ne verecektir?» gibi soruların tartışılması amacıyla düzenlenen bu açık oturumda, özel- sektör ve yabancı sermaye ile bor ve linyit yataklarının devletleştirilmesi konulan ağırlık kazanmıştır.
Turgut'a göre :
Bakan'ın açıklamasından sonra ilk sözü alan Mehmet Turgut; devletin maden işletmesi, arası konusunda yeteneksiz ve başarısız olduğunu, bu nedenlerle maden konusunda özel sektörün ve yabancı sermayenin mutlaka hakim bir rol oynaması gerektiğini savunmuş «öteden beri söylediğim gibi yabancı sermayesiz bir kalkınmanın, gelişmenin madencilik konusunda da söz konusu olamıyacağını kesinlikh söylemek istiyorum» demiştir. Yeni tasarının maden gelirlerini arttırıcı değil, azaltıcı etkileri olacağını söyleyen Turgut; maden sahasının riskli olduğunu, bu nedenle özel sektörün daha fazla avantaj ve kâr bulmadan bu sahada yatırım yapmaktan çekindiğini ifade ederek, özel teşebbüse kredi verecek bir kuruluşun olmadığından yakınmıştır.
Kıratlıoğlu ne di^or :
Turgut'tan sonrs söz alan Esat Kıratlıoğlu, bu kanun tasarısının asla reform niteliği taşımadığını, çünkü özel sektörü ve yabancı sermayeyi kesin olarak bu alandan uzaklaştırmayı amaçlandığını, boraks ve linyit yataklarının devletleştirilmesinin ülke çıkarları yararına olmadığını savunmuş ve sözlerine şöyle devam etmiştir; «devletçilik madenciliği iyi yapar diye düşünülürse bu yanlıştır. Devlet iyi o> işletmeci değildir. Anayasa dev'etleştirmede kamu yararına olacağını söylemektedir. Oysa özel teşebbüs te kamu yararına çalışabilir. Devlet işletmeciliği fert hürriyetini kısıtlamaktadır.»
Hüdai Oral'ın görüşü :
Hüdai Oral ise konuşmasında özellikle bor yataklarının 100 yıldan beri yabancı ser- mayeye açık bulunduğunu ama yabancı sermayenin yalnızca 7 milyon lira yatırım yaptığını, dünyada bu konuda tröst kurmuş bulunan bu Ameriken şirketinin asıl amacının maden yataklarımızı kontrol etmek olduğunu ifade ederek «bütün dünyanın bor minerali ihtiyacı toplam 2,5 milyon ton olduğu halde, Amerika'da 300 milyon ton bor minerali üretilmektedir. Burada amaç bizim yataklarımızı yedekte tutmak suretiyle kendi kaynaklarının değerlendirilmesidir. Ayrıca el altından diğer arama imtiyazı olanların hisselerini de satın alarak bu konuda Türkiye'nin karş-sın-a rakip çıkmasını önlemek istemiş ve bunda başarılı da olmuştur.»
Bakan ne diyor :
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Kodamanoğlu konuşmacılaıa verdiği cevapta yabancı sermayeye keiin olarak karşı olmadıklarını, milli çıkarlara uygun olan yabancı sermayenin davet edildiğini söylemiş ve konuşmasına şöyle devam etmiştir; «özel sektör
ga
/e yabancı sermaye boraks konusunda sermaye yetersizliği içindedir ve teknolojik gereklere uymamaktadır. Bu da bizim zararımızadır. Kaldı ki dünyadaki bor yataklarının yarısından çoğu Türkiye'dedir ve boraksın ne kadar önemli, stratejik bir maden olduğu gün geçtikçe açığa çıkmaktadır.»
Bunun üzerine Esat Kıratlıoğlu borun öyle kıymetli bir maden olmadığını dünya piyasasında tonunun 30 dolar olduğunu iddia etmişse de, söze karışan Hüdai Oral borun ne kadar önemli bir maden olduğunun daha 1958 yılında anlaşıldığını ve NATO tarafından bu madenin demirperde ülkelerine satışının yasaklanmış olduğunu hatırlatarak, «bizim ham madde olarak İtalya ve Yunanistan'a sattığımız bor madenini bu ülkeler NATO kararını dinlemeden Rusya ve diğer demirperde ülkelerine satmışlardır. Ayrıca bize bu yasak uygulanırken bu konuda tröst kuran Amerikan şirketi Rusya'ya işlenmiş halde bor minerali satmaya devam etmiştir. Bu duruma 1963 yılında son verilmiştir». Bu sözleri kabul etmiyen Kıratlıoğlu borun stratejik maden olmadığı yolundaki iddiasını tekrarlamış, bu konudaki tartışmanın kızışmasıyla, araya giren Bakan genel olarak Hüdai Oral'ın sözlerini doğrulamıştır. Daha sonra sözlerine devam eden Kodamanoğlu; boraksta özel şirketlere verilmiş bulunan imtiyazın geri alınacağını, devletleştirmenin söz konusu olmadığını belirtmiştir.
Boraks konusu, açık oturuma ayrılan sürenin uzamasına neden olduğu için, daha sonra görüşülen linyit konusu kısa kesilmiş, DP ve AP temsilcileri bu konuda da devletleştirmeye karşı çıkarak özel sektörü savunmuşlardır.
(21 Temmuz, Yenigün)
• MADEN YATAKLARIMIZA DEVLETİN SAHİP ÇIKMASI İSTENİYOR
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Nuri Kodamanoğlu, «maden yataklarının çar çur • edilmesine ve işietilmeksizin el altında tutulmasına imkân verilmeyeceğini» açıklamıştır. Kodamanoğlu, özel sektöre mensup madencilerin kamu sektörü ile yan yana çalışmaları gerektiğini ve yeraltı kaynaklarının değerlendirilmesinde daha fazla gecikmeye yer olmadığını sözlerine eklemiştir.
Dün Niğde ve ilçelerin de incelemeler yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Nuri Kodamanoğlu, N'ğde Halk Eğitimi salonunda düzenlenen toplantıda özetle şöyle konuşmuştur :
«Milletimiz, uzun yıllar işletilmeden bekletilen veya israf edilen maden yataklarına devletin sahip çıkmasını istemek eğilimindedir. Özel sektöre mensup madencilerimiz yeraltı kaynaklarımızın değerlendirilmesine daha fazla gecikmeye yer olmadığını bilmelidirler. Özel sektörümüz bu alanda kamu sektörü ile yanyana çalışmalı ve madenlerimizin biran önce milletimizin istifadesine sunmalıdır. Hükümetimiz maden yataklarının çar çur edilmesine imkân vermiyecektir. Maden sahalarımızın daha iyi değerlendirilmesi için ne yapılması gerekiyorsa yapılacaktır.
Devlet, kaynağı belli olmayan hazinelere sahip değildir. İmkânlarımız sınırlıdır. Bütün kaynaklarımızı en kısa sürede ve en verimli bir şekilde işletnek zorundayız. Hızla sanayileşmemiz için Enerjiye ihtiyacımız vardır. Enerji ihtiyacının karşılanmasında Linyit yataklarımızdan en verimli şekilde yararlanılacaktır. Hiçb'r sebep ve bahane, elektrik enerjisi ihtiyacının karşılanmasında geç kalmayı mazur gösteremez. Sanayileşmemize paralel olarak artan elektrik enerjisini karşılamak için Tunçbilek ve Seyitömer'de iki yeni elektrik santralının yapımı işi bugünlerde ihaleye çıkartılmıştır. 1960 yılında 8 milyar kWh'e yakın olan toplam elektrik tüketimi, 1970 yılında da 9 milyar, 1972 yılında ise 11 milyar kWh'e ulaşmıştır. 1980 yılında 30 milyar kWh enerji üre-
tebilecek şekilde hazırlıklarımız ilerlemektedir. Elektrik tüketimi her 10 yılda 3 misli artmaktadır. Elektrik tüketimi her 10 yılda 3 misli artması bir anlamda 10 yılda üç Türkiye yapmak demektir.»
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Kodamanoğlu daha sonra yapımı geciken Keban Barajı'nın 1974 yılında elektrik üretimine geçirilmesine çalışıldığını Keban'dan sonra aşağı Fırat bölgesinde 3,5 milyar lira harcanarak Karakaya barajının inşa edileceğini söylemiş «Baraj yapmak vatan yapmak demektir. Hükümetimiz su kaynaklarımızın değerlendirilmesi için yeni barajlar yapımının hazırlığı içindir» demiştir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı'nın bu gezisine Bakanlık Müsteşar yardımcısı Tuğrul Erkin, Tek Genel Müdürü Mehmet Erdemir, DSİ Etibank Toprak Su ve İmar İskan Bakanlığı yetkili uzmanları da katılmaktadır. Bakan Niğde'nin ilçelerindeki incelemelerini tamamladıktan sonra yarın Ankara'ya dönecektir.
(25 Temmuz, Yenigün)
• YAN ÖDEMELER KARARNAMESİ SON ŞEKLİNİ ALIYOR
Daha evvel 1 Temmuzda yürürlüğe gireceği açıklan mış olan yan ödemeler kararnamesinin yürürlüğe konması gecikmiş, Teknik Personel lehine yapılan bazı değişiklikler konusunda, ilgili kuruluşlar arasında ihtilâf çıkmıştır. Bu konudaki görüş ayrılıkla ° rının giderilmesi için son çalışmaların yapıldığını bildiren bir hükümet yetkilisi, kararnamenin bu hafta yapılacak olan Bakanlar Kurulu toplantısında ele alınarak nihaî şeklinin verileceğini bildirmiştir.
Alınan bilgiye göre, 800 lira ile 2200 lira arasında değiştiği bildirilen yan ödemelerde, teknik personelin, sağlık personelinin ve öğretmenlerin aldıkları göreve ve görev yerine göre bazı farklılıklar istenmekte, çeşitli kuruluş temsilcileri arasında bu konuda bir görüş birlğiine varılamamaktadır. Bu hafta nihaî karara varacak olan Bakanlar Kurulu meseleye çözüm getirmiş olacaktır (31 Temmuz - Tercüman)
(8 Temmuz, Yankı)
• YABANCILARA 140 IM İL YON DOLAR ÖDENDİ
Kabotaj Bayramı bugün bütün yurtta törenlerle kutlanacaktır. Gemi Mühendisleri Odası bu münasebetle bir kampanya düzenlemiştir. Yayımlanan broşürde; «Türkiye'nin 1971 yılında yabancı armatörlere 140 milyon dolar navlun olarak ödediği» açıklanmaktadır. Türk denizciliğinin bugünkü durumundan bir an evveli kurtulmasını sağlamak için açılan kampanya dolayısiyle hazırlanan kitap ve broşürler bütün milletvekilleri, senatörler, ilgili kuruluşlar ve vatandaşlara dağıtılmaya başlanmıştır. Gemi Mühendisleri Odası Başkanı Ali Osman Adak, kampanya ile ilgili olarak hazırla, dığı bildiride, «Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünden bugüne dek donanma ve ticaret filomuz gerilemeye devam etmiştir. 1963'te plânlı tedbirlerle alınan kalkınma, plân sayfalarında kalmıştır. Bugün Türkiye ticaretinin % 98'i deniz yolu ile olmaktadır. Bu bakımdan deniz filomuz bir an evvel yeterli hale gelmeli ve bu da yerli tersanelerimizin çalışmalarıyla karşılanmalıdır. Yurtta yapılma olanağına sahip hiç bir gemi dışa. riya ısmarlanmamalıdır. Dışarıdan gemi almak, gemi inşa endüstrisinin gelişmesini ön-
Elektrik Mühenaisl!ğl^J88
lemekte, işsizliği arttırmakta, döviz kaybına sebep olmaktadır. Mesele ekonomik savaşta denizciliğin gerekli yeri alma meselesidir. Komşumuz Yunanistan'ın bir tersanesi senede 15 gemi teslim ederken, yurdumuzda inşa halinde bir geminin pusulası 504 günde yurt dışından getirilebilmektedir. Bunun 186 günü bakanlıklar arasındaki işlemlerde harcanmaktadır. Halbuki Türkive ucuz işçiliği ile teknolojiyi birleştirdiği gün en büyük gemi siparişlerini alabilir.»
(1 Temmuz, Cumhuriyet)
• «TARIM SEKTÖRÜNDE KALKINMA İDDİALARI DOĞRU DEĞİLDİR...»
Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Cemil Kaleli, dün saat 10.30'da bir basfn toplantısı yaparak, beş yıllık kalkınma plânlarının ilke ve stratejisi hakkındaki görüşlerini açıklamış, sanayi ve madencilik sektörlerine gereken önemin verilmesinin memnunlukla karşılandığını bildirmiştir.
Ancak, bu sorunlara ilişkin ciddi endişelerinin bulunduğunu belirten oda başkanı, tarımın ihmal edilmek suretiyle öteki sektörlere ağırık verilerek kalkınma plânlarının ilke ve stratejisini tesbit etmenin hatalı bir tutum olacağını öne sürmüştür. Cemil Kaleli, tarım sektörünün gelişmesi için teşvik uygulamalarının tarım sektöründe de öncelik almasının zorunlu bulunduğuna dikkati çekmiş, gibre, tohumluk ve traktör ihtiyacının karşılanmasında kolaylıklar sağlanmasını istemiştir.
Tarımsal ürünlerin satış fiyatının düşük tutulmasının Türk çiftçisinin karşılaştığı en büyük sorun olduğunu ifade eden Cemil Kaleli, tarımsal girdilerde bağış sistemi uygulanmasının kooperatifçiliğin istenilen şekilde gelişmesine yol açacağını kaydetmiş, halâ belirli bir terim politikası izlenmediğini öne sürmüştür. Ziraat Mühendisleri Odası başkanı önerileri dikkatle alınmadığı takdirde, tarım sektörünün yüzde 4,5'luk bir kalkınma hızı ile yüzde 7,9'luk millî kalkınma hızına katkıda bulunmasının- mümkün olmadığını iddia etmiş, basın toplantısında özetle şunları söylemiştir:
«Öteki önemli bir nokta da, sayın Ferit Melen Hükümeti'nin programında; 3 üncü ve 5 yıllık kalkınma planında büyük önem verildiği açıklanan kooperatifler konusudur. Son yıllarda ülkemizde sayısı süratle artan kooperatifçilik çok değişik şekillerde ve devletin kontrolü altında olumsuz yönde gelişme eğilimine girmiştir. Tarımsal girdilerde bağışların kooperatifler aracılığı ile yapılması ve özellikle tarıma dayalı sanayiin kırsal alanda gelişimini sağlamak için yine kooperatiflerin aracılığı ön görülmektedir.
Bürokrasi burada da önemli bir rol oynamakta, kooperatiflere- yardım- adt aftındabilmeyerek birtakım müşkülâtlar yaratılmaktadır. Tarımsal girdilerde bağış sisteminin uygulanması hiç olmazsa kooperatifçiliğin istenilen şekilde gelişmesine bir araç-olacaktır».
Tarım sektöründe kalkınma var mı?
Cemil Kaleli, ayrıca tarımı en düşük verime sahip ülkeler arasında bulunduğumuzu belirterek, «tarım sektöründe kalkınma olduğu iddialarını kabul etmiyoruz» demiştir. Şimdiye kadar uygulanan ve bundan sonra da uygulanmak istenen politika ile Türk tarımının kalkınmıyacağını söyleyen Kaleli, fert başına düşecek milli gelirin 5 bin liraya yükseldiği görüşüne de katılmadıklarını ifade etmiş «Çukurova ve Ege'nin bazı aileleri hariç, hiçbir Türk çiftçisinin fert başına geliri beş bin lira değildir. Değil fert, aile olarak bu rakamı elde edemiyen çiftçiler çoğunluktadır» demiştir.
(31 Temmuz, Yenigün)
Elektrik Mühendisliği 189-