Elektrik Mühendisliği · Sayı 210 · Haziran 1974

İSTANBUL ULAŞIM KONGRESİNDE

Atilla Alpöge

Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma Görüş ve değerlendirme

Yıl
1974
Sayfa
2
Okuma süresi
6 dk
Görüntülenme
0

Konu

Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Toplum, demokrasi ve emek

Anahtar kelimeler

  • İstanbul Ulaşım Kongresi
  • trafik sorunu
  • otomotiv endüstrisi
  • kentleşme
  • toplu taşıma
  • teknik kadro

Özet

İstanbul Ulaşım Kongresi Yürütme Kurulu Başkanı Atıla Alpöge, İstanbul'un ulaşım sorununu salt bir trafik meselesi olarak değil, kentin sosyal ve ekonomik yapısıyla bağlantılı geniş bir sistem sorunu olarak ele alır; teknik kadroların göz ardı edilmesini ve otomotiv endüstrisine yönelik politikasızlığı eleştirir.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

istanbul Ulaşım Kongresinde...

İstanbul Ulaşım Kongresi Yürütme Kurulu Baş kanı Sayın Atıla Alpöge 'nin o günlerde ya yımlanan ilginç pazısını aşağıda sunuyoruz.

İstanbul'daki mühendis ve mimar odaları nın düzenlediği ve üç gün sürecek İstanbul Ulaşım kongresi dün başladı. Bu yazıda, kamuoyunu yıllardan beri ilgilendiren bir sorunu ele alan Kongre'nin kapsamını ta nıtmak, bir yandan da sorunun temelinde yatan bazı öğeleri incelemek isti yoruz.

Şimdiye kadar konu sürekli olarak hep bir trafik sıkışıklığı ve bunun doğurduğu bir sorun olarak ele alındı. Taşıtların hare ketiyle ilgili olarak düşünüldü. Oysa İs tanbul gibi, bir yandan denize açık, bir yandan iyi kötü bir banliyö servisi olan bir kentte olaya daha geniş açıdan bakmak gerekirdi. Sorunu kişilerin bir yerden başka bir yere gitme sorunu olarak düşün mek zorundayız. Sorun bir trafik sorunu değil, bir ulaşım sorunudur. Karayolu ta şıtları, deniz taşıtları, treni, yayaları, otobüs ve dolmuşlarıyla geniş ve karmaşık bir sistemin sorunu. Bu görüş bir bakıma kongrenin niye bir "ulaşım" kongresi oldu ğunu açıklıyor sanırım. Ne yazık ki, şim diye kadar içice girmiş küçük küçük sistem— ciklerden kurulu olan bu geniş sistemi, bir bütün olarak ele alamadık Türkiye'de; alışkanlıklar bizi hep sistemin yalnızca bir açıdan, basit bir açıdan görünümü olan trafik sorunu yaklaşımı ile meşgul etti. Kamuoyuna bu geniş sistem görünüşünü bir türlü maledemedik. Kongre öncelikle bunu yapmaya çalışacak.

Öbür yandan, ulaşım sorununu tek başına, soyutlayarak, bağımsız bir sorunmuş gibi ele almanın da olanağı yok. Toplumun sos yal, politik ve ekonomik öğeleri ister is temez, ilk bakışta göze çarpmasa bile , ci layı etkiliyor. Kentin gelişmesi, arazinin nasıl kullanılacağı konusunda verdiğimiz ve vereceğimiz kararlar olayı biçimlendi riyor. Öbür yandan da sağladığımız ulaşım olanakları kentin yapısını etkiliyor. Gö rüldüğü gibi girişimler içinde, yığınla yan etkenin baskısı altında ve aynı zaman da bu etkenleri de etkileyen bir olay var karşımızda. Kongrenin yaklaşımında, temel deki bu ilişkileri açığa çıkarmak tasası da var. Kongrenin başka bir amacı da, ulaşım olayı nı ele alırken teknik ve bilimsel bir konu

olarak ele alınması gerektiğini ifade et mek; yani sokaktaki adamın günlük sıkıntı ları arasında yaşadığı ve ilgilendiği bu sorunu teknik bir düzeye oturtmak. Aslında bütün dünyada, ulaşım olayının yarattığı sorunlara teknik bir açıdan yaklaşmanın gerektiği bundan aşağı yukarı bir yarım yüzyıl önce anlaşılmıştır. 1924'de bir A merikan kentinde konuyu teknik düzeyde ele alacak, konuya bütünüyle sahip çıkacak bir teknisyenler örgütü kurulmuştu, bundan elli yıl önce. Biz bugün, 20 yıldan l^eri gittik çe şiddeti artan bir sorun yaşadığımız hal de konuya sahip çıkacak bir örgütü kentle rimizde bir türlü oluşturamamışız. Hatır larım, İstanbul Belediyesinde bir zamanlar belki onbeş yıl önce birkaç kişiden kurulu bir ünite mevcuttu ve görevi "trafik" so runu ile ilgilenmekti. Oradaki arkadaşla rımızın çabalarıyla konuya bir ölçüde^ sa hip çıkılmaya çalışılmıştı. Dağıldı gitti o kişiler de. Hatta içlerinden biri şu an da Amerika'da trafik mühendisliği yapıyor. Daha sonra gelen kişilerin çalışmaları da gereken ilgiyi bir türlü görmedi. Üstelik eski belediye başkanı Atabey zamanında ü nite toptan dağıtıldı. Sorun sahipsizdir. Sorunun sahipsizliği, ülkemizde konuya sa hip çıkacak bir kadro olmadığından değil dir. Bu kadro vardır; az sayıda da olsa vardır. İşin mantıksızlığı şuradadır ki, "sorunun şiddeti arttığı ölçüde teknik kad rolar küstürülmüş, görevden uzaklaştırıl mış, ya da göreve asla çağırılmamıştır. Bunun yerine bazı yabancı uzmanlardan yardım umulmuştur. Türkiye'ye gelip kısa bir süre kalan, bölük pörçük izlenimlerle yargıya varmaya çalışan yabancı uzmanlar dır bunlar. Kendi teknik kadrolarını göre ve çağırmayan bir ülkede, bir sorunun sa hipsiz kalmasına şaşmamak gerekir. Geçenlerde bu kongrenin hazırlığıyla ilgi li olarak konuyu yıllardan beri öğreten bir profesörümüze tebliğ hazırlamasını ri ca etmek için gittiğim zaman bana "ne an lamı var, yıllardır yazıyor ve söylüyoruz. Ne sonuç elde ettik ki şimdiye kadar" de mişti. Kongre bu küskünlüğü, bu kırgınlığı giderecek vasıflı teknik kadroyu derleyip toparlayacak bir fonksiyon yüklenmektedir. Kongre yerli teknik kadronun konuya sahip çıkma isteğini ifade eden bir forum ola caktır.

Başka ülkelerin 50 yıldır sahip çıktıkları bu sorunun Türkiye'de başıboşluğu ortada

iken önemli bir karara varılmış ve otomo tiv endüstrisine kapılar açılmıştır. Bu kaçınılmazdı, biliyorum. Bir zaman gelecek ve otomotiv endüstrisi şöyle ya da böyle Türkiye'de bütün ağırlığıyla kendini gös terecekti. İşin korkunç tarafı, bu endüst rinin yaratacağı sorunlar (başka ülkeler deki gelişmelerden bilindiği halde) hiç bir ön tedbir alınmamış, hukuki boşluklar olduğu gibi bırakılmış, örgütler kurulma mış, kadrolar göreve çağrılmamıştir; oto motiv endüstrisi ile ilgili açık seçik bir politika ifade edilmemiştir. Sonuçta ger çek bir anarşinin kol gezdiği bir ortamın doğmasına göz yumulmuştur. Fark etmenin, otomobil kullanmanın, otobüse dolmuşa bin menin keyfiliğe terk edildiği bir durum yaratılmıştır. Kongre bu başıboşluğu, bu düzensizliği, bu bozuk düzeni çeşitli yön leriyle sergilemektedir, sergileyecektir. Somut bir çalışma alanı

Bu arada kongrenin bütün bu hedeflerine soyut bir planda değil de, gerçek, var o lan, yaşanan bir ortamda yaklaştığını görü yoruz. Bu~ortam İstanbul kentimizdir. Dur madan katlanakatlana büvüyen sokaklarında insanların taşıtlara binmek için itişip kakıştığı, yağmurlu havalarda saatlerce dolmuş kuyruklarında bekleştiği, kaldırım larında bile rahatça yürüyecek bir karış yeri zorlukla bulduğu, kimi zaman trafik hızının yaya hızına indiği, taşıt kervan larının kenetlenmiş ve bloklanmış olarak kitle halinde ilerlediği, ana caddelere bile otomobillerin umursamazca park ettiği İstanbul'umuz.•

Sokaktaki adamın " trafik ışıkları geldi, yollar daha tıkanıyor" dediği İstanbul'u muz. Sokaktaki adam haklı mı acaba?

Her kavşağında bir alt geçit yapılması ö nerilen İstanbul'umuz. Bunu önerenler hak lı mı?

Çalışanların % 7'sinin özel otomobille, % 34'ünün yaya olarak, diğerlerinin de kit le taşıt araçlarıyla işe gittiği İstanbul' umuz. Kitle taşıt araçlarının durumu ne dir?

Şu anda bir ulaşım etüdü yapılıyor. Ne du rumdadır bu çalışma, neler getiriyor, so nuçları he zaman alınacak?

Yukarıda sıraladıklarımız gibi, somut so runların tartışılacağı, yukarıdaki sorula

ra cevapların aranacağı bir platform olma durumunda bu kongre. Öte yandan hukuki, ör . gütsel çaresizliklerin kamuoyuna açıklana cağı bir olanak.

Yabancı ülkelerin elli yıldan beri adım adım izledikleri, gelişmiş teknikler ve ince mühendislik yöntemleriyle sürekli tedbirler aldıkları bu sorunun karşısında zaman zaman düştükleri çaresizlik düşünü lürse, bizim bir avuç özel o'tomobil ile bir o kadar dolmuştan, birkaç yüz otobüs ten kurulu taşıt filomuzla yarınlara ne kadar hazırlıksız olduğumuz daha bir anla şılır. Bugün sokaklarda kımıldamaktan aci ziz. Bir yandan da her hafta yüzlerce a raba katılıyor bu çılgınlığa.

İstanbul'un bugün yaşadığı, yarın yaşaya cağının yanında bir hiç kalacaktır. Ankara ve İzmir'de de bir ölçüde duyulan sıkıntı ların yanında diğer büyük kentlerimiz daha şimdiden gelecekteki sorunların tohumları nı ek: eke büyüyorlar.

Adana, Bursa, Gaziantep, Eskişehir gibi kentlerimiz şu anda fazla hissetmiyor nere ye doğru yollandıklarını. Alınmayan ted birleri, uygulanmayan yöntemleri, kurulma yan örgütleriyle İstanbul'da yapılan hata lar o kentlerimizde de tekrarlanırsa, ya zık olacaktır. Bir bakıma sonucun ne ola cağını anlamak için İstanbul'un bugünkü yaşanmaz, ulaşılmaz, yürünemez haline bak mak yeterlidir. Kaçırılmış bir trenin pe şinden elleri ve avakları bağlı bir durum da koşup da yetişilmeye çalışılacağına (ki İstanbul'da durum şu anda böyledir), daha tren gelmeden tedbirlerini almalıdır büyüyen kentlerimiz. Örgütlerini kurmalı dır, tetoıik kadrolarına olanak sağlamalı dır. Hem de mümkün olduğu kadar çabuk; çünkü tren geliyor, oralara da geliyor.

İstanbul Ulaşım Kongresi dağınık bir tek nik kadroyu toparlayabilirse, küskün ve kırgın bir kadroya yeniden heyecan verebi lirse, sorunları çok değişik boyutlarıyla derinliğine sergileyebilirse ve üzerinde anlaşma olmasa bile gerçek çözüm yollarını tartışılabilırse başarılı olacaktır. Ama esas başarı sürücüsünden yayasına, yedisinden yetmişine bu sıkıntıyı yaşayan İstanbullu nun (kendilerine bütünüyle açlk olan ve ancak onların katkısıyla' zenginleşip renk lenecek olan) Kongre'ye sahip çıkmasıyla sağlanacaktır.