Elektrik Mühendisliği · Sayı 229 · Ocak 1976
VII. TEKNİK KONGRE TOPLANDI
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Haber ve etkinlik
- Yıl
- 1976
- Sayfa
- 5
- Okuma süresi
- 16 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı
Anahtar kelimeler
- VII. Teknik Kongre
- EMO
- TEK
- Keban Barajı
- dışa bağımlılık
- fuel oil santralları
Özet
EMO'nun Aralık 1975'te Ankara'da düzenlediği VII. Teknik Kongre'de dışa bağımlı enerji politikasının yarattığı sorunlar tartışıldı; EMO Başkanı Ahmet Varol'un açış konuşmasında Türkiye'nin birincil enerji kaynakları, linyit-hidrolik potansiyelin kullanılmayışı, petrol bağımlılığı ve Keban, Elbistan gibi santral projelerindeki gecikmeler ele alındı.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
liRNİK
KONGREYİ
Odamızın, Elektrik Enerji sini konu alan VII. Teknik Kongresi 24 26 Aralık' ta Ankara'da yapıldı. Enerji sorunun un çeşitli yönle riyle tartışıldığı kongre de yıllardır sürdürülen dı şa bağımlı enerjipolitika smın sorunu giderek için den çıkılmaz bir duruma getirdiği bir kez daha vur gulandı. Uzun ve kısa erim li çözüm önerileri görüşül dü. Kongren in ilginç bir yönü de bir dış ülkenin Elektrik Mühendisleri Bir liği Başkanının da kongre ye bir tebliğle katılması ol du.
EMO Başkanı Ahmet Varol' un konuşmasıyla açılan kongrede daha sonra sıra sıyla Enerji ve Tabii Kay naklar Bakanı Sayın Sela hattin Kılıç, Türkiye İş çi Partisi Genel Başkanı Sayın Behice Boran, Polon ya Elektrik Mühendisleri Birliği Başkanı Sayın Tadeusz Dryzek, Ankara Be lediye Başkanı Sayın Vedat Dalokay ve TEK Genel Müdü rü Sayın Behçet Yücel söz aldılar.
Kongrede bundan sonra çe şitli kuruluş ve kişilerin bilimsel bildirileri su nuldu ve tartış ildi. Kon gre, Mehmet Erdemir, İhsan Topaloğlu, M.Tanju Akad ve Tahsin Yalabık'm ka tıldıkları ve Korkut ön gîin' ün yönettiği panelle devam etti.
EMO Başkanının, konukların konuşmalarını, panelin bir özetini ve kongre kapanış bildirisini sunuyoruz.
ACARKEN
Ahmet VAROL
Sayın Konuklar, Sayın Basın ve TRT mensupları, Sayın Üyeleri miz.
Dışa bağımlı ekonomi politika sının sürdürüldüğü günümüzde kamuoyu tarafından elektrik ke sintisi ve çalışma saatlerinin değiştirilmesi olarak yaşanan, üretimin altyapısı olması ne deni ile de üretim kısıtlaması nı beraberinde getiren elektrik enerjisi sorununu bu kongrede verilen tebliğlerle ve yapılan konuşmalarla bir kere daha bi limsel olarak kamuoyuna sunmaya çalışacağız.
Kongremize tebliğ gönderen, ma li katkıda bulunan, konuşmacı ve dinleyici olarak katılan, sergiye katılan kuruluşlara ve üyelerimize teşekkür ederiz.
Bilindiği gibi elektrik enerji si ikincil bir enerjidir. Bu enerjinin üretiminde birincil kaynak olarak kullanılan ener ji potansiyelleri ve bunların ülkemizdeki dağılımını incele mek nasıl bir enerji politika sı izlenmesi gerektiğini orta ya koyacaktır.
Ülkemizdeki bilinen birincil kaynaklar; taşkömürü, linyit gibi katı yakıtlarla, fuel oil, mazot, motorin gibi petrol ü rünleri, hidrolik potansiyel, nükleer enerji kaynaklarıdır.
Birincil kaynakların rezervle ri ve ülkemizdeki yerel dağılı mı ise şöyledir:
TAŞKÖMÜRÜ : Taşkömürünün ısı. değeri 6000 8000 kcal/kg ara sındadır. Yataklar Zonguldak yörelerindedir ve bilinen rezer vi 1 milyar tondur. Bu kıymetli kaynak başta demir çelik endüs trisi olmak üzere, çeşitli en düstri kollarında ve demiryolu taşımacılığında kullanılmakta dır.
LİNYİT : Isıl değeri 2000 5000 kcal/kg arasındadır. Ülkemizin çeşitli yörelerine değişik ısıl karakter ve karışımlarla dağıl mış bulunmaktadır. Linyit için ülkemizde tam bir arama çalış ması yapılmadığını zaman zaman yeni bulunan linyit yatakları kanıtlamaktadır. Linyitin bili nen potansiyel miktarı 6 milyar ton dolaylarında ise de genel kanı bu sayının çok üstünde ol duğudur.
Linyit yatakları ülkemizde ka mu kesimi yanında özel sektör tarafından da işletilmektedir.
Kamu işletmelerinde üretilen linyitlerin büyük bir kısmı yı kanıp ayıklandıktan sonra satı şa çıkarılmaktadır.
Özel sektör ise yapısı gereği, sermaye, bilgi ve teknik yönden
geri koşullar içinde sadece bü yük kârlara yönelik çalışmakta, zengin damarlara giderek galeri çalışması yapmak yerine yüzey sel çalışmayı yeğ tutmaktadır. Bunun sonucu olarak istenilen miktar kömürü çıkaramadığı gi bi, potansiyel kömür yanarak kullanılmaz hale gelmektedir.
PETROL ÜRÜNLERİ : 1954 yılında Amerikalı uzmanlara hazırlattı rılan petrol yasasına göre ya bancılara geniş ayrıcalıklar tanınmıştır. Bu yasadan yarar lanan çokuluslu petrol şirket leri ilk yıllarda jeolojik ve jeofizik araştırmalar yapmışlar, daha sonraki yıllarda dışardan petrol ithalini kârlı gördükle rinden petrol ticareti yapmış lardır. 1956 yılında TPAO 16 000 metre sondajla toplam sondajın % 67'sini yaparken tüm yabancı şirketler 8000 metre sondaj ya parak toplam sondajın % 33'ünü gerçekleştirmişlerdir. 1967 yı lında ise TPAO 83 000 metre son dajla toplam sondajın % 80'ini yaparken tüm yabancı şirketle rin 20 000 metrelik sondajla toplam sondajın Z 20'sini yapar duruma geldiği görülmektedir. Petrol aramalarında kendilerine kanunla ayrıcalık tanınırken arama yerine ticareti yeğledik leri kanıtlanmaktadır. Bu oranı yabancı şirketler daha sonraki yıllarda tamamen durdurmuşlar dır.
HİDROLİK POTANSİYEL : Hidrolik potansiyelimiz 80 milyar KWh civarındadır. Avrupa'da hidro lik potansiyel bakımından ön sıralarda bulunmaktayız.
BİRİNCİL KAYNAKLARIN ELEKTRİK ENERJİSİNDE KULLANIMI
Yukarda kısaca bilinen miktarla rı sunulan birincil kaynaklar dan anlaşılacağı gibi, ülkemizin elektrik enerjisi üretimi linyit kaynaklarımıza ve hidrolik po tansiyelimize dayalı bir biçim de planlanmak gerekirken, bağım lılık ilişkileri içinde nasıl planlandığını vereceğim sayısal değerler kanıtlayacaktır.
Linyit kömürünün elektrik ener jisi üretimindeki payı 1962 yı lında % 16,8 iken bu değer 1967 yılında % 16,6'ya, 1972 yılında
ise % 13,7'ye düşmüş, buna kar şın petrol ürünlerinin payı işe, 1962'de % 7,6'dan 1967'de %25,1' e, 1972'de ise % 39,8'e çıkmış tır. Avrupa'da hidrolik potan siyel bakımından ön sıralarda olduğunu belirttiğimiz Türkiye, bu potansiyelden yararlanmada son sıralara düşmüştür.
Bu duruma neden düşülmüştür? Bunu açıklamaya çalışacağım.
1960 yılından sonra ülkemizde elektrik üretecek yeni santral lar kurulması kaçınılmazdı. Bi lindiği gibi Keban Santralının ön çalışmaları daha önceki yıl larda da yapılmıştı. Ancak or tada tam ve yeterli bir etüd yokken Keban Barajı ve Hidroe lektrik Santralının temelleri atıldı. 1967 yılı sonunda iş letmeye açılacağı düşünülen Ke ban projesine tam bir kurtarıcı gözü ile bakılıyordu. Aslında oynanan oyun başkaydı. Bu dönem de petrol uluslararası tekelci sermayenin fiyat oluşumuyla da ğıttığı bir maddedir ve petrol ticareti dünyanın en kazançlı ticaretidir. Bu şirketler en düstriyel gelişimini tamamlamış ülkelerin kurduğu ekonomik, si yasal örgütlerle de içli dışlı bulunmakta ve geri kalmış ülke lerdeki denetim güçleriyle e nerji yatırımlarını planlamak tadırlar. Ülkemizde 1950 1960 yılları arasında hidroelektrik santrallar yapılmış ve belirli bir pratik yaşanmıştı. Bu pra tik, hidroelektrik santralların planlandığı dönem içinde biti rilemediğini gösterir. Jeolo jik açıdan iyi etüd edilmemiş olan Keban Hidroelektrik Santra lının da planlanan dönemde iş letmeye alınamayacağı açıktı. Bunun içindir ki yurtsever e lektrik mühendislerinin örgütü Elektrik Mühendisleri Odası bu durumu sürekli değerlendirmiş, linyit hidrolik dengesinin ku rulmasını önermişti. Fakat planlama tam tersine gelişti. Keban barajı ve hidroelektrik tesislerinin zamanından altı yıl sonra ancak biteceği gerek çesiyle ve bu dönemdeki enerji açığını kapatmak amacı ile, söz de kuruluş süresi kısa olan fu el oil santralları önerildi ve kuruldu. Petrol üreten ülkeler petrollerine sahip çıkıp pet rol fiyatlarında büyük artış lar olunca da o dönemde (1972
yılında) % 39,8'i petrol ürün lerinden elde edilen elektrik enerjisi maliyetlerinde de bü yük artışlar meydana geldi. İş te dışa bağımlılığın tipik bir örneği. Bunu takip eden yıllar da enerji açığı daha da artarak 1973 yılından itibaren kamuoyu nun yakından bildiği elektrik kısıtlaması ve çalışma saatle rinin değiştirilmesi gibi ener ji ekonomisi tedbirlerine gidil di. Öte yandan her yıl fuel oil için ödenen döviz miktarı art tı, hayat pahalılığını ve enf lasyonu körükledi. Giderek Ke ban Hidroelektrik Santralının devreye girmemesi enerji açığı nı daha da artırdı. Bunun üze rine geçici tedbirler alınmaya devam edilerek kuruluş süresi çok kısa olan gaz türbinleri santralları kuruldu ve dış kay naklı üretim bir kat daha pe kiştirildi.
Keban Hidroelektrik Santralının devreye girmesiyle sorunlar yi ne çözülmedi. Bilindiği gibi e lektrik enerjisi üretiminde pik güçleri ve sistem yedeğini kar şılamak için de santrallara ih tiyaç vardır. Türkiye'deki sis tem pik enerjiyi karşılayacak nitelikte değildir. Diğer yan dan gaz türbinlerinin de temel yük santralı gibi kullanılması na rağmen sistemde yedek sant ral üniteleri yoktur. Bu durum bütün santralların sürekli ça lışmasını getirmekte, peryodik bakımlar ve yenilemeler yapıla mamaktadır. Bu ise büyük arıza ları beraberinde getirmektedir. Bunun somut örneği Ambarlı San tralındaki kazan arızasıdır. Son çare olan gaz türbinlerin den sonra enerji darlığını gi dermek amacı ile komşu ülkeler le enerji alış verişi gündeme geldi. Komşumuz Bulgaristan'la bir enerji protokolü imzalana rak tesisler yapıldı ve işlet meye alındı. Bu uygulama aslın da enerji alış verişi değil, e nerji alışıdır.
PLANLARIN UYGULANMASINDA GECİKMELER
Ülkemizdeki elektrik enerjisi planlamasını tarihi gelişim i— çersinde kısaca anlatmaya çalış tım.
Bu darboğazları aşmak amacı ile kısa ve uzun vadeli tedbirler düşünülmüştür. Ancak kısa vade de ve önümüzdeki yıllarda da durum hiç de iç açıcı değildir.
Şöyle ki; kurulması 1973 yılın da planlanan Soma Termik Santra lı 2x150 MW, Yatağan 2x150 MW, Beypazarı 1x150 MW, Kangal 1x150 MW'lık termik santral ların 1976 yılına kadar ihalesi yapılamamıştır. Plana göre bun ların işletmeye alınış tarihle ri 1978 yılı sonu veya 1979 yı lı başıdır. Bu günden ihalesi üç yıl geciken bu santrallar anahtar teslimi ihale edilse dahi planlanan tarihte tamamla namayacaktır. Bu durumda önü müzdeki dönemde 1976 yılında 4 0 0 x 1 0 6 KWh, 1978 yılında 900 x T 0 6 KWh, 1979 yılında ise 2 x 109 KWh'lık bir enerji açı ğı olacaktır.
1975 yılının sonuna kadar mey dana gelen enerji açıkları da ha önce anlatmaya çalıştığım dışa bağımlı bir yöntemle eko nomide büyük gedikler açması pahasına giderilmişti. Bundan sonra da bu yöntemler mi kulla nılacaktır sorusunu sormak du rumundayız.
Diğer yandan 9.109 TL'si dış olmak üzere toplam proje bede li 14.109 TL ve 1200 MW olarak planlanan Elbistan Termik San tralı için de bir takım sorun
lar bulunmaktadır. Dış finans man için gerekli 9.109 TL, kre ditörlerin istekleri yerine ge tirilmediği için sağlanamamış tır. Kreditörler bu krediyi ta rifeye zam yapılması ile vere bileceklerini bildirmektedir ler. Bu da gösteriyor ki yatı rımlar emperyalizmin denetimi altındadır. Projenin can dama rı olan bu konular da halen as kıdadır. TEK tarifeleri kurumun % 8 kâr sağlayacağı bir biçimde düzenlenmiştir. Ancak 1971'den 1975'e kadar girdilerin artışı bu kârlılığı azaltmış ve TEK'in yatırım olanaklarını kısıtlamış tır.
Son yıllardaki teşviklerle, kim ya sanayii ve alüminyum sanayii, döküm sanayii dışında bazı te şebbüslerin ithal ettiği elek trojen gruplarının güç toplam ları 100 150 MW civarındadır. Bu gruplara ödenen meblağ ile tir santral kurulabilirdi.
BÖLGELER ARASI DENGESİZLİK
Hidrolik potansiyelimizin büyük bir kısmı Doğu Anadolu'da Fırat nehrinde toplanmıştır. Bu nehir üzerine Keban Barajı ve Hidro elektrik Santralından sonra Aşa ğı Fırat bölgesinde Karakaya ve Karababa Santralları plan lanmıştır. Bu barajların finans manı için Dünya Bankası suyun kontrolünü önermektedir, yani
petrol ü n t e n ;;i'iu v !UHI t ul ;irı ir.ıza karşı sın1;: bir silah cla ruk kullanmak is teıreku ılir. Bu konu kursularınızla ilişkileri rizi gerginleşti rı rek ve gide rek bizi ı'.çiinci: dünyd ülkelerin den koparacaktır. Kısaca emper yalizmin ekonomik örgütleri ül kemizi bu yöntemle dt ekonomik ve politik baskı altına almak tadır.
Keban Barajı ve Hidroelektrik Tesislerinde üretilen enerjinin binlerce kilometre batıda bulu nan tüketicilere iletimi bu san trallar için de geçerlidir. Bu güne kadar teşvik tedbirleri ve vergi muafiyeti gibi ayrıca lıklarla batıda ve Marmara böl gesinde sanayi tesisleri kurul muştur. Enerjinin bu kadar uzak bölgelere taşınması büyük mas rafları ve işlı_*:r.ıe zorluklarını da birlikte getirmektedir. Bu sakıncayı ortadan kaldırmak ve kurulacak sanayi tesislerini doğuya kaydırmak için önlemler getirilmelidir. Bu sayede ül kemizde bölgeler arasındaki sosyal ve ekonomik dengesizlik ler de bir ölçüde önlenmiş ola caktır.
Özel sektöre tanınan ayrıcalık lar teşvik tedbirleri ve vergi muafiyetleriyle kalmıyor. TEK Kanunu ile ülkemizde enerjinin üretimi, iletimi ve dağıtımı bu kuruluşa verildiği halde im tiyazlı elektrik şirketleri varlıklarını korumaktadırlar. Her ne kadar kanunda, mevcut imtiyazlı şirketlerin faaliyet lerine geçici maddelerle izin verilmişse de, bu kuruluşların varlığı kanunun ruhu ile çeliş mektedir. Bu çelişkili durumun ülke yararına ortadan kaldırı labilmesi için, kanunun buyruk larının geçerli kılınması, ya ni imtiyazlı ortaklıkların TEK' na devredilmesi gerekmektedir.
TEK KANUNU VE BELEDİYELER
Belediyelerin de aynı açıdan incelenmesi gereken çeşitli so runları vardır.
Nüfusumuzun büyük bir bölümü belediye sınırları içinde yaşa maktadır. TEK Kanunu çıkmadan önce, belediyeler elektrik e~ nerjisi gereksinimini kendi santrallarmdan ya da devletin
santrallarına bağlı dağıtım hatlarından sağlamaktaydılar. Belediye sınırlarındaki şebeke ve santrallar belediyenin mül kiyetinde ve işletmeleri de kendilerine aitti. Bu yolla be lediyeler elde ettikleri gelir leri yöresel yatırımlara harcı yarak halkımızın hizmetine su nabiliyorlardı. Ancak elektrik enerjisi üretimi, iletimi ve dağıtımının tek elde toplanma sının gerekliliği de ortadadır, tşte bu amaçla Türkiye Elektrik Kurumu kuruldu ve belediyeler le ilgili olarak adı geçen ku rumun yasası gereği belediyele re şebekelerinin yapılması, o narılması ve elektrik tüketi minden doğacak borçların öden mesi, bu görevi yerine getire meyen belediyelerin elektrik tesisleri ve işletmelerinin de kuruma devredilmesi öngörüldü.
Ülkemizde uygulanan ekonomi po litikası ve bunun doğal bir so nucu olan çarpık sanayileşme gereği halkımız kırsal bölge lerden şehir merkezlerine göç etmekte dolayısıyla belediye hudutları genişlemekte, artan yerel nüfusa ve yeni yerleşme yerlerine elektrik, su, kanali zasyon, yol, gibi altyapı yatı rımları yapmak gerekmektedir. Belediyeler için önemli bir ge lir kaynağı olan elektrik satı şının TEK'e devredilmesi bele diyelerin elini kolunu bağla maktadır. Bundan belediyelerin elektrik işletmelerinin TEK'e devredilmemesi gerektiği gibi yanlış bir sonuca varmamak ge rekir. Biz ülkemizdeki elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımının tek elde ve TEK bünyesinde top lanmasından yanayız. Ancak bu nu önerirken, halkımızın sağlı ğı, barınması ve çağdaş koşul larda yaşama olanaklarının sağ lanması için de belediyelere yeni gelir kaynaklarının bulun ması gereğini belirtmek istiyo ruz.
ENERJİ AJANSI
Petrole dayalı üretimi etkile mesi açısından Enerji Ajansına da değinmek istiyorum.
Petrol üreten geri kalmış ülke ler petrollerinin sömürülmesi ne engel olmak ve rezervlerini
korumak için kendi aralarında örgütlenerek "Petrol Üreten Ül keler Birligi"ni (OPEC) kurmuş lardır.
Bundan en fazla rahatsız olan sanayileşmiş ülkeler de kendi aralarında OPEC'e karşı "Ener ji Ajansını" oluşturmuşlardır. Enerji Ajansının kuruluş çalış malarında ülkemiz batılılar a çısından bu örgüte katılmasın da yarar görülen ülkeler arasın da değildir. Ancak OECD yasala rına göre OECD çerçevesinde bu türlü bir örgütün kurulabilmesi için hiç bir üyenin muhalif kalmaması gerekli idi. Türkiye ise muhalefet etmek bir yana, dışişleri gerekçelerine dayanı larak bu ajansa girmek istemiş tir.
Konuya girmeden önce petrol ihraç eden ülkeler birliği OPEC'e bağlı ülkelerle Enerji Ajansını kuran ülkeleri tanı makta yarar vardır.
OPEC'e bağlı ülkelerin (Suudi Arabistan, Abu Dabi, Bahreyn, Irak, Kuveyt, Venezüella, Lib ya, Cezayir, tran, Nijerya, En donezya) ortak özelliği, henüz sanayileşmemiş, tarım ürünleri ihraç eden, petrolü ve madenle ri batı tröstleri tarafından işlenen ve pazarlanan, batıdan endüstriyel tüketim maddeleri, yarı mamul, ağır endüstri maki ne ve tesisleri yanında tekno loji ve bol miktarda da silah ithal eden ülkeler oluşudur.
Enerji Ajansının kurucu ülkele ri; Belçika, Kanada, Danimarka, Batı Almanya, İrlanda, İtalya, Japonya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İngiltere, Amerika, İs veç, Avusturya ve İsviçre ise ileri sanayi aşamasına ulaşmış, dünyanın az gelişmiş ülkeleri nin doğal kaynaklarını uluslar arası şirketleriyle sömüren, işleten ve pazarlayan ve onla ra bol miktarda endüstri malla rı, teknoloji ve silah satan ülkelerdir.
1973 yılında ABD tükettiği pet rolün % 10'unu, Japonya ve Av rupa yaklaşık olarak % 80'ini ithal etmektedir.
Arap lsrail savaşı sonunda İs rail, Suriye ve Ürdün'ün bir kı sım topraklarını, Mısır'ın ise tüm Sina Yarımadasını işgal e dince ve bu savaşta ABD İsrail'e silah yardımı ile, diğer Avrupa
ülkeleri de çeşitli şekillerde politik destek sağlayınca, Arap dünyası bu davranışa karşı bir likte hareket ederek bu ülkele re petrol ambargosu ile karşılık vermek zorunda kaldı.
Bunun sonucunda batı dünyası büyük bir enerji krizine girdi ve hepimizin yakından bildiği gibi haftalık çalışma günleri yeniden gözden geçirilip 4 güne, bazı ülkelerde 3 güne indiril di. Vasıtalara hız sınırlaması kondu, akaryakıt karneye bağlan dı. Her ülkenin kendi başının çaresine bakmak telaşına düştü ğü bu dönemde petrol fiyatları hızla arttı. 1972 yılından 1974 yılına kadar petrol fiyatların da 4 kat artış oldu. Petrol ü reten ülkeler fiyat artışlarıy la sorunun çözülebilemeyeceği ni ve kaynaklarını kendileri nin işletmesi gerektiğini anla mış bulunmaktadırlar. Bu neden le petrol üreten ülkelerin ço f,u bu kaynaklarını devletleş tirmeye hazırlanmaktadır.
Öte yandan sanayileşmiş batı ülkeleri bu çıkarlarını terk etmek istememekte, hatta bu u ğurda hükümet darbeleri düzen lenmekte, savaşlar çıkartılmak tadır.
İşte Enerji Ajansının kurulma nedenlerinden biri de son am bargo olayında hazırlıksız ya kalanan emperyalist kapitalist blokun aynı açmaza düşmemek is temesidir.
Enerji Ajansının ana ilkeleri şunlardır:
1. Uygun koşullarda emniyetli petrol tedarik kaynakları bulmak,
2. Petrol ithalinin tehlikeye girdiği zamanlarda gUç du rumda kalmamak için; . Olağanüstü hallerde yeter lilik sağlamak üzere stok lar bulundurmak, . Petrol tüketimini sınırla mak, . Elde bulunan petrolü üye ülkeler arasında ihtiyaç larına göre orantılı ola rak paylaştırmak,
3. Petrol üreten ve tüketen ül keler arasında ihtiyaçlarına göre orantılı olarak paylaş tırmak,
4. Dünya petrol endüstri ve ti careti hakkında geniş kap samlı bir bilgi alış verişi
sistemi geliştirip petrol şirketleri ile devamlı bir diyalog kurarak petrol en düstrisinde daha etkin bir rol oynamak, 5. Karşılıklı dayanışma içinde yapılacak araştırmalarda yeni enerji kaynakları ge liştirerek ithal petrolüne bağımlılığı azaltmak.
Anlaşma metninde belirtilen ko nularda oylama oy çoğunluğu e sasına göre yapılacaktır.
Petrol tüketimine göre üye ül kelerin sahip olduğu ağırlıklı oy oranları ise şöyledir:
Belçika
Kanada
Danimarka
B.Almanya
İrlanda
İtalya
Japonya
Lüksemburg
Hollanda
Norveç
İngiltere
Amerika
İsveç
Avusturya
İsviçre
Türkiye
Toplam 153
Anlaşma 10 yıl süreyle geçerli olacak ve Ajanstan ayrılmak is teyen bir ülke, girişinden iti baren 3 yıl geçmeden ve ondan sonra da ayrılma isteğine dair müracatı üzerinden 12 ay geçme dikçe Ajanstan ayrılamayacaktır.
Bu gerçekleri böylece saptadık tan sonra ülkemizin Enerji Ajan sına girmesiyle ilgili sakınca ları şöyle sıralamak mümkündür.
1. Bu Ajans Türkiye'nin son yıllarda iyi ilişkiler ge liştirmeye başladığı, İran, Irak, Libya ve Suudi Arabis tan'ın üye olduğu, Petrol İhraç Eden Ülkeler Birliği' ne karşı kurulmuştur. Türki ye bu ülkelerle dostluk bağ ları ile ekonomik işbirliği ni güçlendirmeye çalışırken, diğer taraftan, bu ülkelere karşı kurulmuş bir örgüte girmeyi planlamaktadır.
2. Türkiye'nin bu dört ülkeyle olan geleneksel yakınlıkları nedeniyle petrol tedariki yönünden sıkıntıya girmesi söz konusu değildir.
Oyların 149'unun ileri sana yi ülkelerine ait olduğu ve ülkemizin sadece 4 oyu olan böyle bir birlikten, çıkarları onlardan çok fark lı olan ülkemiz yararına ka rarlar alınması beklenemez.
3. Döviz sıkıntısı çeken ülke miz böyle bir örgüte girmek le 90 günlük (yaklaşık 4 milyar TL değerinde) petrol stoku bulundurmaya mecbur kalacak bir petrol ambargo su uygulaması halinde bu stoklarını, ihtiyacı olan batı ülkelerine vermek mec buriyetinde kalacaktır. Oy sa böyle bir durumda tamamen atıl kalacak 4 milyar TL ile bugünkü milli petrol şirke timiz TPAO gibi iki şirket kurulabilir ve daha yoğun petrol arama çalışmalarına girilebilir.
4. Ülkemizin, bu örgüte girme si halinde milli petrol şir ketimiz TPAO ve enerji kay naklarımız ile ilgili her türlü bilgi batının ileri sanayii ülkelerine ve onla rın çokuluslu şirketlerine açılacaktır.
5. Batının bu ileri sanayi ül keleri kendi aralarında ve kendilerine ait çokuluslu petrol şirketleriyle bütün leşmeye girerek az gelişmiş ülkelerin petrol kaynakları üzerindeki egemenliğini pe kiştirmeye çalışırken Tür~ kiye bu örgüte katılırsa, söz konusu petrol şirketle rinin ülkemiz çıkarlarıyla bağdaşmayan durumları yeni den tescil edilmiş olacak tır.
6. Girildikten sonra üç sene ve ayrılma hususundaki mü racaat üzerinden 12 ay geç medikçe Ajanstan çıkılama maktadır. Girmesi kolay fa kat çıkması zor olan bu Ajans böylece yeni dış ba ğımlılıklar getirecektir.
7. Türkiye petrol alımları i çin dost petrol üreticisi ülkelerle yapmış olduğu her çeşit gizli anlaşmayı ener ji ajansı üyelerine açıkla mak mecburiyetinde kalacak tır.
8. Türkiye'de üretilen elektrik enerjisinin yarısı, fuel oil ile çalışan santrallardan elde edilmektedir. Türkiye' nin bu ajansa girmesiyle bir petrol ambargosuna alın
ması halinde elektrik ener jimiz yarı yarıya kesilebi lecektir.
Buraya kadar açıklananlardan şu gerçeğin çok açık olarak or taya çıkmış olması gerekir.
Ülkemiz Enerji Ajansına girmek le bundan bir takım yararlar sağlamak şöyle dursun aksine çok güç durumlarda kalabilir. Bu nedenle ülkemiz Enerji Ajan sından çıkmalıdır.
TEKNİK ELEMANLARIN DORUMU
Son olarak teknik eleman sorun larına da değinmek istiyorum. Teknik eleman sorunları hâlâ çözüm beklemektedir. Ülkemizde elektrik enerjisi yatırımları ve bunun gibi altyapı yatırım ları devlet eliyle yapılmakta dır ve bu yatırımlar süreklidir. Yatırımın süreklilik göstermesi ise devamlı planlamacı projeci ve tesisçi teknik elemanların yatırımcı kuruluşlarda bulunma sını gerektirir. 0 halde kadro lar bir yandan yenilenirken diğer yandan da yetişmiş perso nelin elde tutulması zorunluğu vardır. Bugüne kadar uygulanan personel politikası ile yenile nen ve yetişmiş teknik perso neli devamlı olarak yatırımcı kuruluşlarda tutmak mümkün ola mamıştır. Üstelik çoğu kez ge ri teknoloji ile birlikte uz man adı altında getirilen ve çok defa meslekle ilgisi olma yan, yerli teknik personelin de çalışmasını bir ölçüde kı sıtlayan, ücret ayrıcalıkları getiren yabancı teknik personel istihdam edilmektedir.
Ayrılıkları bir ölçüde gidermek için yan ödemeler, torba kadro lar, güçlük zamları gibi ücret ayarlamaları getirilmişse de, bu tür uygulamalar da teknik elemanlarımız arasında yeni so runlar yaratmış, mevcut ayrıca lıkları körüklemiştir.
Bugün artık tüm teknik eleman lar çalışanların bir parçası olarak, kapıkulu niteliğinden kurtulup yatırımlarda söz sa hibi olacak biçimde yönetime katılmak, sendikal haklarını almak ve işçi statüsünde çalış mak mücadelesi içindedirler.
Teknik kongreye başarılar di ler saygılar sunarım.