Elektrik Mühendisliği · Sayı 253 · Ocak 1978
PANEL: TÜRKİYE'DE BİRİNCİL ENERJİ KAYNAKLARININ KULLANIMI VE ENERJİ POLİTİKASI
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Haber ve etkinlik
- Yıl
- 1978
- Sayfa
- 6
- Okuma süresi
- 19 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, İletim ve dağıtım şebekeleri
Anahtar kelimeler
- birincil enerji kaynakları
- linyit
- petrol ithalatı
- TEK
- enerji planlaması
- hidroelektrik potansiyel
Özet
EMO tarafından düzenlenen panelde Maden Mühendisleri Odası, İETT, EMO ve Ankara Sanayi Odası temsilcileri Türkiye'nin doğal kaynaklarının kullanımı, elektrik enerjisi planlaması ve enerji politikasındaki sorunları tartışmıştır. Konuşmacılar linyit, petrol, hidrolik potansiyel ve nükleer enerji kaynaklarının kullanım oranlarını ve planlamadaki eşgüdümsüzlüğü ele almıştır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
panel:
Türkiye'de birincil enerji kaynaklarının kullanımı ve enerji politikası
Oturum başkanlığını Aybars Un gan'ın yaptığı panele konuşmacı olarak Murat Turan (Maden Mühen d i s l e r i Odası Başkanı), Gülte kin Türkoğlu (İETT Genel Müdürü) Teoman Alptürk (EMO) ve Kemal Tan (Ankara Sanayi Odası) ka t ı l d ı l a r . Odamızın, Enerji Ba kanlığından bir yetkilinin pa nele katılması istemine sözlü yada y a z ı l ı bir yanıt alınama dı.
Oda Başkanı Aybars Ungan'ın pa nelin konusunu açıklayıp, ko nuşmacıları tanıttığı kısa açış konuşmasından sonra konuşmacı lara söz v e r i l d i . M.Turan doğal kaynaklar, G.Türkoğlu planlama, T.Alptürk enerji politikası ve üretim tüketim değerleri, K.Tan da sanayici kesiminin istekleri doğrultusunda görüşlerini yo ğunlaştırdı lar.
Birinci turda değerlendirmele rini, ikinci turda önerilerini dile getiren konuşmacıların gö rüşlerini özetle sunuyoruz.
"Doğal k a y n a k l a r ı n ne durumda olduğunu belirtmeden önce be l i r l i noktaları vurgulamak i s terim.
Sorunlar soyutlanmamalıdır, birlikte ele alınmalıdır. Kaynakları ele almadan önce bun lara etki eden faktörleri ele alalım. Anayasa doğal kaynakların dev l e t i n denetimi altında olduğu nu belirlemiştir. Oysa Ameri kalılara hazırlattırılan maden ve petrol yasası günümüzde çe l i ş k i içindedirler. Doğal kay naklarımız "tasarruf" altında dır deriz ama b e l l i zümrelere mensup k i ş i yada kuruluşlar ma densel hammaddeler üzerindeki tasarrufta devletten güçlüdür, örneklemek gerekirse: bugün Türkiye'de 523 ruhsat sahası vardır. Bunun dağılımına bak tığımızda 484 tanesi özel sek tör, 4'ü özel idareler, geri kalan 23 tanesi devlet elinde dir. Bu durum elektrik enerjisine etki ediyor. Hangi santralın üretiminin nereden ve nasıl sağlanacağı belirsizdir, kongre nin açılışında TEK Genel Müdürü de bu konu üzerinde durmuştu. Konuya girersek, maden kaynak larının boyutlarını açıklamak istiyorum. Ancak hemen belirte yim ki verilen rakamlar daima tartışmaya açıktır, çünkü ülke mizin madensel hammadde kaynak ları tesbit edilmemiştir, şu andaki rakamlardır.
Maden kömürü yüksek kalorifik değere sahiptir ve özellikle elektrik enerjisi elde etmek için kullanılması sakıncalıdır. Daha 3. ve 2.Demir Çelik endüs t r i s i n i n gereksindiği kömürü b i l e Zonguldak havzası sağla yacak durumda değildir. Nitekim 1975 y ı l ı 1.200.000 ton kokla şabilir kömür 1200 TL/ton f i yatla ABD'den getirilmiştir. Koklaşabilir kömür konusunda günümüzde büyük s ı k ı n t ı varken ve sanayide kullanılması gere kirken, santrallara tahsis edilmesi yanlıştır.
Linyitlere bakalım, özel sektö rün kâr alanlarından biridir l i n y i t . Ülkemizde ü r e t i l e b i l i r linyit sahalarının % 92'si özel sektör elindedir. Rezervler yö nünden bakıldığında % 63'ü dev l e t elindedir. Ancak bunun ya nısıra üretime bakıldığında 1976'da devlet kesiminin üret
t i ğ i 9.682.000, özel kesimin ise 3.775.000 ton'luktur. Yani sahaların % 80'ine sahip özel sektör, üretimin % 28'ini ger çekleştirebilmektedir.
Yıllara göre bakıldığında, 1985 de 74.000.000 ton'luk üretim planlanmıştır, ama nasıl ger çekleşeceği belirsizdir. Maden c i l i k sektöründe l i n y i t ve di ğer metal üretimine baktığımız zaman, şirketlerin % 90'ı 100.000 TL sermaye i l e kurul muş a i l e şirketleridir. Bunun dışında kalanlar, birkaçı hariç tamamen kap kaç madenciliği yapmaktadır. Böyle bir işletme c i l i k l e 74 milyon ton üretmek ve buna bağlı olarak santral lar yapmak ne derece mümkündür, zaman acı olarak gösterecektir.
Şu anda programlanan termik santralların durumuna bakarsak, Afşin Elbistan'ın ne boyutta ve ne zaman üretim yapacağı yetkililerce de bilinmemektedir. Sivas Kangal, Muğla Yatağan, Bursa Orhaneli ve Çanakkale Çan sahaları santrallara kömür verebilecek verimli sahalardır ama özel sektör elindedir.
Bir noktayı daha vurgulamak i s tiyorum. Ülkenin sorunu s a l t enerji değildir, aynı zamanda ısınma, yakacak sorunu vardır. Isınma programlanmamış t ı r . Bu gün ülkede l i n y i t i n dört katı odun ve tezek kullanılmaktadır ki bilimsel olarak sakıncalıdır.
Bu açıdzn kalorifik değeri yük sek l i n y i t l e r i n santrallarda kullanılması bir yanlışlığı be raberinde getirecektir.
Petrol için i s e , söylenecek hem az, hem de çok şey var. Petrol gereksiniminin % 80'ini ithal eden bir ülkenin petrole dayalı enerjiye gitmesi kadar mantık d ı ş ı bir davranış ola maz.
Petrolün durumuna baktığımızda; bugün Türkiye'de yedi kardeşler diye bilinen BP, Shell, Mobil gibi kuruluşların 1956'dan beri gelen hegemonyaları var. Onun da ötesinde dikkati çeken, pa ravana şirketler var, 13 üre tim biriminde i k i s i Türk onbiri yabancı kökenli çok uluslu ş i r ketler. Son yıllarda yabancı kökenli kuruluşların arama ve üretimlerinde düşüş olduğu göz leniyor. Bir TPAO, 76 yılında yapılan sondajın % 76'sini ger çekleştirirken, 11 şirket geri kalanı sağlayabilmiştir. Bugüne
kadar çok uluslu şirketler na kit olarak 534 milyon TL getir mişlerdir. 810 milyon TL mal zeme ve 869 milyon TL diğer kıymetler görünür. Transfer e t t i k l e r i para miktarı ise 1,3 milyar TL olarak görünür. Onun da ötesinde petrolde görülen durum şöyle: Daha çok üretimin ötesinde pazarlama, dağıtım ve rafinaj işlerine ağırlık veril mektedir. Nitekim bir ATAŞ'ın % 56'sınm Mobil'e, % 27'sinin Shell'e, % 17'sinin ise BP'ye ait olduğu ve son ayarlama i l e ancak % 5'inin Mobil tarafından devredildiği görülür. Yine ÎPRAŞ'ta % 49 hissenin aynı bo yutlar içersinde yabancı köken li olduğu görülür. Petrol itha l a t ı ihracat gelirlerini yuta cak düzeye gelmiştir. Hal böyle iken bugün petrolü sadece ener jide ve onun da ötesinde hiç gereği yok iken, çimento sana yiinde, şeker sanayiinde l i n y i t i n rahatlıkla yer alabile ceği yerlerde kullanılması yan l ı ş ve sakat politikayı ortaya koymaktadır.
Bir de bitümlü şistlerimiz var. MTA tarafından gerekli araş tırmalar zaman zaman yapılmak ta. Fakat gündeme gelmiş değil. Ülkemizde tesbit edilmiş 3,7 milyar ton rezerv var ki 780 800 milyon ton kömüre eşdeğer dir. Bunların devreye sokulma sında yarar var."
GÜLTEKÎN TÜRKOĞLU
" P l a n l ı döneme girmeden önce de Türkiye'de enerji sektörü kendi içinde bir plana dayalı olarak gelişmekteydi. Bugüne kadar da öyle oldu, çünkü bu elektriğin karakteristiğinden i l e r i gelmektedir, depo edile mez. Planlamanın hassas yapıl ması zorunluluğu vardır. Bu öyle bir sektör ki, hem kaynak lara hem de elektriği kullana cak sektörlere bağlıdır. Bu ne denle uzun vadeli planlama ol madan, elektrik sektörü kendi içinde ne kadar planlı ç a l ı ş ı r sa ç a l ı ş s ı n sonunda yine de bir plansızlık ortaya çıkıyor.
Üçüncü Beş Yıllık Planda 'elek trik enerjisi üretimi kömüre ve hidrolik potansiyele daya nacak' diyor. Bakalım elektrik planlamacıları bu i l k e l e r i ka bul etmişler mi? Çalışmakta olan hidrolik santrallar bugün için 1800 MW dolayında ve
8,9 milyar kWh enerji üretebi liyorlar, tnşa halindekiler 1750 MW, 5,8 milyar kWh enerji üretiliyor. Planlama safhasın dakileri de toplayacak olursak elde 7500 MW ve 26 milyar kWh' İlk bir potansiyel var, nazarı ıtibare alınmış durumda. Bunun dışında 8500 MW ve 33 milyar kWh'lık bir potansiyel de i s tikşaf safhasında. Toplam 19000 MW ve 74 milyar kWh. Kö müre gelecek olursak 570 MW ve 3 milyar kWh'lık çalışan linyit santralları var. İnşa halindekiler 810 MW ve 10 mil yar kWh, ihale safhasındakiler 1400 MW ve 8 milyar kWh, bun lar l i n y i t . Bir de bitümlü ş i s t l e r var, etüd safhasında gözönüne alabilirsek Beypaza rı 'nda 300 MW, 1,8 milyar kWh planlanmış durumda. 3000 MW'a yakın bitümlü ş i s t etüd safha sında, 18 milyar kWh ediyor. Toplamıda 10 bin MW, 60 milyar kWh. Bitümlü ş i s t i çıkarırsak 9 bin MW, 54 milyar kWh linyi te dayalı üretim söz konusu.
Şimdi 15 y ı l l ı k perspektif içinde elektrik enerjisi plan lamasında bunlar öngörülmüş. Fakat gerçek durum nedir, bir bakalım. Sonuç niye böyle olu yor? Elektrik enerjisi planla masını gerek b i r i n c i l kaynak lardan gerekse planlamaya esas olan tüketim tahminleri esasın dan saptamak için güvenilir be l i r l i veriler gelmiyor. Bu du rumda planlamacılar MTA ve TKİ'nin yayınlarından neler olabildiğini çıkarıyorlar. Oy sa bu kaynaklar sadece elektrik enerjisine tahsis edilmiş kay naklar değil. 0 halde birincil kaynaklarda planlamaya gitmek gerekir, bir genel enerji plan laması yapmak gerekir. Bu, Odamız ve ç e ş i t l i kuruluşlar tarafından yıllardır söylendi ği halde henüz gerçekleşmedi. Genel enerji planlaması hükü metler düzeyinde bile anlaşıl mış değil.
Yapılacak şey önce ülkede bir kaynak araştırması seferberli ğidir. Kaynakların envanterinin dökülüp bunların hangi sektör lerde kullanılabileceği ortaya konmalı ve elektrik enerjisi planlamasında kullanılabilir hale getirilmelidir.
Tüketime gelelim. Elektrik enerjisi planlaması, üretim, iletim ve dağıtımın bir arada planlanması demek. Üretimi
planlarken talebi görmemiz ge rek. Bu talep aynı zamanda bu üretimin nerelere götürüleceği ni de bildirecek. Bu bakımdan tüketimi kapsayan sektörlerin tümüyle i l i ş k i kurmak gereki yor. Yahut bu sektörlerin ken dilerinin uzun süreli planla masının olması gerekiyor. Maa lesef ne kamu ne de özel sek törde böyle bir belirgin durum yok.
Bütün bunlar gözönünde tutula rak A.Beş Yıllık Plan hazırla nırken elektrik sektörü için % 33'lük bir yedek öngörülmüş t ü . Ancak talep bilinmezse ye değin mertebesi yine de fazla bir şey ifade etmiyor.
Bir ikinci husus, tüketim ta leplerini oluşturan özel sek tör taleplerinin bilinemeyişi. Özel sektörün yatırımları plan da yer almıyor, yalnız özendi r i c i l i k var. Bu ise plan anla yışına uymaz. Plan bir disiplin i ş i d i r ve tüm sektörleri kapsa mak durumundadır. Denge de bu rada bozuluyor ülkemizde. Bu bakımdan bu hususlar yerine getirilmediği sürece, Türkiye1 de elektrik enerji planlamala rının uygulamada istenen sonuç l a r ı vermesi beklenemez.
Bir de planlamadan sonra sektö rün kendi içinde bazı darboğaz lar da etken oluyor. Çünkü üre timden tüketime tek bir sorum lu yok. Kömür MTA'nın elinde, işletmesi TKİ'nin elinde. TEK kömür bulup da santral i ş l e t e cek. Az önce mülkiyet sorunla rıyla birlikte bu konulara de ğinilmişti. Hidrolik potansi yelde de durum aynı. Etüdünden inşasına kadar DSİ'nin elinde. TEK i l e bir eşgüdüm yok. 1976 programında bu, açıklıkla orta ya ç ı k t ı : Bakanlığın denetimin de bir planlama yapıldı, bu planlamada yer almayan 30 tane hidroelektrik santral son gün DSİ'nin programına girdi. Bu bakımdan bu bütünlük sağlanma dıkça planlamadan söz etmek mümkün değil."
"Şu ana kadar konuşulanlar doğ ru bir enerji politikasının ol madığını gösteriyor. Aslında bu durumu yaşamaktayız.
Önce ülkemizdeki su gücü üze rinde durmak istiyorum. Su kay
nağını EdF, AET, DSİ, EİE gibi kuruluşlar incelemişler ve hep si de 75 milyar kWh'ın üzerinde bir potansiyel bulmuşlar. Yal nız şuna dikkat çekmek isterim bu 1973'deki bunalımdan önce yapılan hesaplar i d i . Yeni ya pılacak etüdlerde bu değerin 100 milyar kWh olabileceğini tahmin etmek zor değil. Yarar lanma oranı ise çok düşük. 1976 sonu verileriyle yararlanma oranı % 9,5'dir. 1985'de yarar lanma oranının % 30'a çıkacağı tahmin ediliyor. Yunanistan'da bu rakam 1970'de % 13 idi, 1985'lerde ise % 67'ye varaca ğı hesaplanmaktadır. Ülkemizde % 9'luk oranı yaklaşık 163 san t r a l sağlamaktadır ve toplam kurulu güç 1900 MW'tır. Fakat bu kurulu gücün üçte b i r i Ke ban'a a i t t i r ve enerji açısın dan % 60'ını sağlamaktadır.
Linyit konusu benden önce işlen d i . TEK Genel Müdürünün konuş masında b e l i r t t i ğ i gibi bu kay naktan yararlanma oranı % 16' dır.
Petrol ise, elektrik enerjisi üretiminde en fazla yararlanı lan kaynak görünümündedir. Yak laşık 3/4'ünü ithal ettiğimiz petrolün elektrik enerjisinde kullanım oranı ortalama % 33 gibi büyük bir rakamdır.
Bir de nükleer enerji sorunu var. Uranyumun 2500 tonluk re zervi olduğu söylenmektedir, kesin rakam değildir ve nükleer santralın 1985'lerde devreye gireceği planlanmaktadır. Oysa az önce de belirttiğim gibi 1985'de su potansiyelinden ya rarlanma oranı % 30 olacaktır. Doğal kaynaklardan yararlanıl madığını gösteren bir durum. Kaynakların yeraldığı bölgelere de bakarsak, su potansiyelinin güney ve güneydoğuda yoğunlaş t ı ğ ı görülür. Buna karşılık tü ketim merkezleri batıdadır.
Ülkede izlenen elektrik enerji si politikasının durumuna baka lım, baştan beri tutarlı bir yanı yoktur. İlk santral 1902' de kuruldu, 1935'lere kadar ge nellikle yabancı şirketlerin hem santral kurması hem de ay r ı c a l ı k l ı işletme haklarına sa hip olması şeklinde görülüyor. Daha sonra devletçilik p o l i t i kası uygulanıyor. 1950'den son ra özel şirketlere ağırlık ve r i l d i ğ i görülüyor. Örneğin Ku zeybatı Anadolu Elektriklen dirme Türk A.O., ÇEAŞ, Ege
Elektrik T.A.Ş., Kepez Antalya Havalisi Elektrik Santralları T.A.Ş. gibi şirketlerin kurul duğunu görüyoruz ve bir kısmı başarısız oluyor. Elektrik enerjisinin tek elden yönetil mesi fikri ise 1953'de gelişi yor ve 1969'da yasalaşıyor. Ancak ÇEAŞ gibi kuruluşların ayrıcalıkları bu yasada saklı tutuluyor. Ayrıca ÇEAŞ'ne yasa da saklı tutulan haklarının ötesinde ayrıcalık tanıyan bir kararname de çıkarılıyor. Bi lindiği gibi bu kararname Danış tay kararlarıyla bu y ı l iptal edilmiştir.
Bugün elektrik enerjisinin % 85'i TEK eliyle üretilmekte dir. % 9'unu ÇEAŞ, kalanını be lediye ve otoprodüktörler üret mektedir.
Bütün bunlardan anlaşıldığı gi bi elektrik enerjisi üretiminde plansızlık, bağımlılık ve dağı nıklık göze çarpmaktadır. Tüke timde de aynı durum vardır.
Az önce değinilen tüketim tale bine başka bir boyut getireyim. Bir teşvik belgesi sorunu var dır. Herhangi bir konuda teşvik belgesi istendiği zaman, elek trik sektörünün fikri alınmaz. TEK bunu ç e ş i t l i kaynaklardan izlemek zorunda kalmaktadır. Tüketimin sektörlere dağılımına bakarsak, makine ve teçhizat sanayiinin % 3 oranında olduğu nu görüyoruz. Halbuki tüm sana yi sektörünün toplam tüketim deki yeri % 8'dir. Bütün bun lar ülkemizde tam, gerçek bir sanayileşmenin olmadığını gös teriyor.
Enerji yetersizliğinin sonuçla rına da değinmek istiyorum. Bunlardan b i r i gaz türbinleri ve dizel generatörlerdir. Üre tim yetersizliğini gidermek amacıyla, Keban da gecikince gaz türbinleri ülkeye girmiş t i r . Gaz türbinleri puant san t r a l i d i r . Çabuk kurulabilir an cak üretim maliyeti yüksektir. 1976 y ı l ı enerji üretiminin % 6' sı ancak gaz türbinlerinden elde edilmiştir. Buna karşılık yakıta ödenen paranın 1/4'ünü tüketmiştir ve baz santralı ola rak ç a l ı ş t ı r ı l m ı ş t ı r , günde 20 saat çalıştırılmaktadır.
Yetersizlik sorunu dizel gene ratörleri de gündeme getirmiş t i r . Bu imdat generatörleri Enerji Bakanlığından alınacak bir ruhsatla kurulabilir. Bugü ne kadar, 1,5 yılda, 250 MW do
Turan, Türkoglu, Ungan, Alptürk ve Tan, "Türkiye'de b i r i n c i l enerji kaynaklarının kullanımı ve enerji p o l i t i k a s ı " konulu panelde.
layında dizel generatörün üre time geçtiği sanılmaktadır ve gaz türbinlerinin 3/4'ü oranın dadır. Dizel generatörler döviz ve yakıt kaybettiren üretim üniteleridir.
Yetersizlik doruk noktasına va rınca tasarruf adı altında bir takım ilkeler savunulmaya baş lanmıştır. Nitekim Bakanlıkta Tasarruf Milli Komitesi kurul muş ve bazı önlemler ortaya atılmıştır. İlk öneriler ara sında TV yayın saatlerinin kı sılması, lamba gücünün yada sa yısının azaltılması gibi daha çok meskenlere yönelik bir ta sarruf öngörülmüştür. Lamba gü cü ve sayısının azaltılması, belli bir aydınlık düzeyi ge rektiğinden, sağlık kuralları na aykırıdır. TV konusu ise, eğlence kaynağının kısıtlanması anlamına gelir. Meskenlere yö nelik tasarrufun birşey getir meyeceği kesin rakamlarla bel l i d i r . Bu kesimin toplam tüke timdeki yerinin % 20 ve bunun da ancak en fazla % 10'unun ta sarruf edilebileceğini söyler sek, bu ilkelerin geçersizliği görülebilir."
KEMAL TAN
"Sanayi Odası olarak Bakanlık tan 20.10.1977 t a r i h l i bir ya zı aldık, tüm sanayicileri kap sıyor. Yazıda, sanayi çalışma larının kaydırılması, hafta ta tilinin hafta içine alınması,
gündüz vardiyasının bir kısmı nın geceye aktarılmasının ya rarları söz ediliyor. Bu arada bir başka şeye değiniliyor, şöy le: Enerji üretim üniteleri ya tırımlarında tasarruf sağlan masını, gerekse enerji kaynakla rının artan talepleri karşıla yamayacağı endişesiyle bu kay nakların en iyi şekilde değer lendirilmesini programlamak üze re, konuların teknik, hukukî ve diğer yönleriyle incelenip Ba kanlığa bildirilmesi. Sanayi Odalarımızın bu konuda yaptığı çalışmalar Odalar Birliğinde görüşüldü ve rapor tekemmül et miş vaziyette Bakanlığa i n t i kal ettirilecek.
Aramızda beyaz saçlı arkadaş lar görüyorum. Onlar alınma sınlar, hiçbirimizin doğmadığı zamanlarda Amer ikaya giden bir müdürüme bir soru sormuş, ora da sanayinin nasıl geliştiğini sormasını istemiştim. 0 da Ame rika'da her gittiği yerde bu soruya şöyle cevap almış: Biz hiç düşünmeden elektrik santral larını kurduk, etrafta sanayi de yok ne halt edeceğiz diye düşünüyorduk. Fakat sanayi man t a r gibi b i t t i ve şimdi zor ye tişiyoruz.
Türkiye'de i ş i planlamanın saç malıklarından da doğan komik bir durum var. Sanayici de har cadığı elektriğin kaça malol duğuna pek bakmıyor. Mühendis arkadaşlarıma şunu çok iyi ar zetmek isterim, sanayi sektö
ründe birim üretim için tüketi len enerjinin istatistiğinin çıkarılması gerekir. Ark fırın larını örnek gösterebilirim, bu konu enerji yetersizliği doğuran nedenler arasında da sayılabilir. Biz Sanayi Odası olarak konu üzerinde durduk, sadece demir eritilen ark fı rınlarında başka yakıtların, ne bulunursa onun kullanılması gerektiğini söyledik, floresan lamba kullanılmasına ön ayak olunmasını da istedik.
Bugün, bir taraftan" enerji ye tersizliği, diğer taraftan be lediyelerin ve öteki teşekkül lerin TEK'e para vermemesi, TEK'in bunu yürütememesi sonu cu, bu karmakarışık fasit daire içinde, enerji sektöründeki ya tırım muazzam şekilde aksıyor. Santrallarda su neredeyse sıfı ra gelmiş. Tabii bu yüzden pu antı karşılayalım diye hafta içine yaymayı düşünüyorlar. Biz, Sanayi Odası olarak yarar sız bulduk, hukukî tehlikeleri var, birçok şeyleri geceye kay dırırsanız. Gece, kadınlarla bilmem kaç yaşın altındaki ço cuklar çalıştırılamaz. Gece çalıştırırsanız, bunları çalış tığı yerden şehrin merkezine kadar götürme mecburiyeti var.
0 da yetmez, şehrin merkezin den evine gidecek adamı, bele diye otobüsüne akort edilecek. Böyle şey olmaz. Bütün ötekiler le birlikte alınan tedbirlerin sakıncalarını Bakanlığa bildir dik. Burada bir başka şeye de değindik. Fuel oil ile çalışan termik santrali ardaki artık enerjiyi değerlendirmeye yöne lik merkezî ısı santralları ya pılsın, bunlara öncelik verile rek teşvik edilsin dedik.
Eazı arkadaşlar ve çevreler uranyum dışırdan gelecek diye nükleer santrallara karşı çıkı yorlar. Esasen biz topyekün inat etmişiz dünyadan geriye kalacağız diye. 1950'den sonra bütün dünya atom enerjisinden yararlanmaya hücum etti. Biz 26 yıl inat ettik, daha bizde atom santralı yoktur, yetişmiş adam da yoktur.
Kaynakların değerlendirilmesi konusunda, ilk tesis sırasın da, işletme döneminde ve ener jinin kullanılması diye üç ka tegori halinde görüşlerimizi Bakanlığa takdim ettik. Kısa vadeli tedbirler içersinde, Enerji Bakanlığı bünyesinde ve
ya aynı yetkiyi haiz, enerji kaynaklarından yararlanmanın planlanması için alınacak ted b i r l e r i tesbit ve her ay revi ze ederek kontrol eden bir or ganın teşkilini istedik. Işık randımanı yüksek cihazların kullanılmasının tavsiye edil mesi düşünüldü. Sanayicinin üretiminin değerine göre ener ji kullanması yönünden teşvik belgesi verilmesi de düşünül dü, sanayici bunu kendi kendi ne nasıl yaptı bilmiyorum.
Alınacak uzun vadeli tedbirler olarak ise, i l g i l i resmi ve bü yük sanayi kuruluşlarına veri lecek görevlerle, enerjinin her yönüyle elektrik, ı s ı ve petrol kaynaklarını kapsayan ve kaynakların en iyi değerlen dirilmesi kararlarını almaya yeterli tebliğ, rapor, etüdle rin hazırlanması, bütün ilgi l i l e r i temsil eden i s t i ş a r i Enerji Kongresinin yapılması önerildi. Sonra tabii gaz araş tırmalarının yapılmasını, MTA1 nın finanse edilmesini istedik. Ankara civarında tabii gaz bu lunduğu geçmişte iddia edilmiş tir.
Enerji üretim tesislerinin ta lebin daima önünde olacak şe kilde planlanmasını ve program lanmasını da istedik. Kırık dö kük işler olmakla birlikte, if tihar ederek söyleyebilirim ki, bir yandan da sanayide çok iyi gelişmeler olmaktadır. Gidin fabrikaları görün. Konu dışı olmakla birlikte müsamahanıza sığınarak bunu da söylemek is terim.
Bir iki noktayı belirttikten sonra çözüm önerilerine geçece ğim. Sn.Tan köyler için flore san lamba önerdi. Ancak bu lam baların teknolojisi de önemli. Bugün ülkemizdeki floresan lam balar en geri teknolojiyle üre tilmektedir. Hâlâ Avrupada hiç kullanılmayan floresan tozu kullanılmaktadır. Ayrıca kendi l e r i TEK yasası hazırlanırken belediyelerin de yasaya girme si gerekir dediler, ama özel şirketleri geçtiler.
Çözüm önerilerimi sıralamak is tiyorum. Bir kere işlerin bir süreklilik kazanması ve merke zi anlamda bir planlama yapıl ması gerekir.
Özkaynaklara dayalı bir enerji
politikası izlenmelidir.
Enerji üretiminde kullanılan tüm kaynaklar kamulaştırılmalı dır. Özellikle l i n y i t l e r i vur gulamak istiyorum. Rezervler özel sektör elinde verimsiz ça lıştırılmaktadır.
Özel kesim elindeki üretim ku ruluşlarının TEK'e devredilmesi gerekir.
Enerji kayıplarını azaltmak ve bölgelerarası dengeyi sağlamak amacıyla, sanayi planlamasında enerji üretim merkezlerinin ye ri gözönüne alınmalıdır.
Elektrik enerjisi üretiminde kullanılan ağır ekipman sana yiinin, devlet eliyle gerçek leştirilmesine çalışılmalıdır.
Fuel oil santralları ve gaz türbinleri gibi dışa bağımlı ve pahalı üretim modelleri terk edilmelidir. Nükleer santralla rın ise uzun vadede ele alınma sı gerekir.
GÜLTEKİN TÜRKOGLU
Sn.Tan'in ifade e t t i ğ i bazı hu s u s l a r a değinmek istiyorum. Sa nayi Odasının şikayete hakkı olup olmadığı konusunda bende kuşku var. Aslında 1973'den be ri ülkede "olmayan enerji en pahalı enerjidir" ilkesi geliş t i r i l d i ve Sanayi Odalarınca da benimsendi. îşte bizi bu nokta ya getiren nedenlerin belki de başında bu ilke geliyor. Çünkü .sıkışınca, biz gaz türbinleri de kurarız, fuel oil'de kurarız diye, ne kömürleri, ne hidrolik kaynakları geliştirdik. Yine bugün çözüm diye karşıma iki tane 100 MH'lık gaz türbini santralı, birkaç yüz MW'lık fuel oil santralı çıktı. Çözüm olmadığı ortada. Anbarlı San t r a l ı bugün duyduğumuza göre bir günlük yakıtla kalmış, ye ni santralların yakıtını hangi parayla ve nasıl bulacağız bel li değil.
Sn.Tan, üretimin elektrik ener j i s i kullanımı yönünde kontrolü nü istiyor. Bu konuda da büyük şuç yine Sanayi Odalarında. 1973 y ı l ı icra planında 171 no lu tedbir vardır. Bu tedbir, teşvik belgeleri alınırken elek trik enerjisi kullanımı yönün den TEK i l e koordinasyonu ön görüyordu, bir belge i l e . Fakat Sanayi Odalarınca bu yanlış an laşıldı, "sanayicilerin yatı
rımlarını TEK bize verecek" şek linde. Oysa böyle değildi. Bü tün teşvik tedbiri alacak sana yi kuruluşlarının fizibilite raporlarında elektrik var kabul e d i l i r , araştırılmaz. 0 zaman programdan bir kararnameyle bu tedbir çıkarıldı.
Önerilerime geliyorum. Kısa sü r e l i tedbirleri söyleyeyim. Elektrik enerjisinde devlet te keli e s a s t ı r . Yapılacak ilk şey, inşa halinde bitmek üzere olan santrallarm bütün darbo ğazlarının öncelikle gideril mesidir ve hızla kömürlerin bu günkü durumu çözülmelidir. Bu bir yasa konusu değil, mevcut yasa bunların kamu tarafından ele geçirilmesine müsait. 1974'de Yatağan'da bu başlamış t ı , fakat sonradan durduruldu. Bir de birim üretim için kul lanılan enerji miktarının azal tılabilmesi tedbiri akla geli yor.
Uzun sürede ne yapılabilir? Bir kere b i r i n c i l enerji kaynakla rımızın tüm envanterinin çıka rılması, bunların fizibilite çalışmalarının yapılması, bun lara dayanarak genel enerji planlamasının yapılması ve bun dan sonra bu kaynakların i ş l e t me projelerinin hazırlanarak i l g i l i kuruluşlara verilmesi.
Planlama yaparken en büyük dar boğaz bugünkü kuruluşların mev cut durumudur. MTA, TKÎ arasın da bunu hızlandıracak bir yeni kuruluşa ihtiyaç var. MTA bu günkü yapısıyla bu kadar i ş l e rin üstesinden gelecek durumda değil. Elektrik tahsis edilecek kaynakları MTA'dan alıp TKİ'ye teslim edene kadarki f i z i b i l i te çalışmalarını kısa sürede tamamlayacak yeni bir güce ih tiyaç var. Bu EIE de olabilir.
İkincisi TKİ. Maalesef TKİ bu gün işletmeci zihniyetinde gö rülüyor. Gerekli kömür üretimi yapacak sorumlulukta kendini görmüyor. Bugün Soma kömürleri nin sahibi gibi, "ne üretirsen satarım" diyor, yani Kömür Satış Tevzi Kurumu zihniyetinin üze rinde bir yatırımcı anlayışta değil. TKİ'nin kendisinin elek trik sektörüne sunduğu bir pro je göremezsiniz.
Tüketiciler bazında yapılması gerekenler var. Bir kere sektö rel planlamaya süratle ihtiyaç var. Böylece gereksinim ve za man ortaya çıkacaktır. İkinci
ELKKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 253
si bir sanayi planlamasına ge rek var. Herkes her istediği yerde sanayi t e s i s i kurair.amalı, organize sanayi bölgeleri plan lanmalıdır. Büyük enerji iste yen sanayi tesisleri için de, büyük üretim tesislerinin bu lunduğu yerler seçilmeli ve teşvik tedbirleri bu amaçla ve rilmelidir. Bu konuda önemli bir husus, özel sektör yatı rımlarının plan disiplini al tına girmesidir.
Elektrik sektörünün kendi için de alacağı önlemler nelerdir? Elektrik üretim iletim ve dağı tımı bir bütün oldufu halde TEK yasasında birçok istisnalar ge t i r i l d i ve bugünkü darboğaza yol açmış oldu. DSİ'nin duru muna gelelim. DSİ etüd yapabi l i r , ama hiç olmazsa elektrik enerjisi amaçlı santrallar da DSİ'nin elinden inşa yetkisini almak ve TEK'e vermek gerekir. İki amaçlı, yani hem sulama hem elektrik amaçlılarda ise TEK ile çok sıkı bir koordinas yon kurarak, planlamada öngörü len zamanda bu t e s i s l e r i b i t i r mekle kendini yükümlü hisset melidir.
Ayrıcalıklı şirketlere fuel oil santrali arı kurma olanakları tanınabildiğinden, ayrıca bu nedene bağlı olarak da TEK1e devri gerekir.
İletimin yanı sıra, dağıtımda büyük bir darboğaz var. Dağı tımda yerel yönetimlere yatırım olanakları tanınmamış, dış kre di bulunsa bile koşulları el verişli olmuyor. Teknik eleman açısından da, örneğin lETT'de olduğu gibi teknik kadro oluş turulması da, birçok nedenler l e , gerçekleştirilemiyor. Te sislerin belediyeden alınması şart, bunu cesaretle söylüyo rum, hiç olmazsa yatırım safha sında. TEK yasası buna göre ye niden düzenlenmelidir.
Son olarak bir hususa değinmek istiyorum. Tüketimin üzerinde bir planlama zaten yapılıyor. Ama özel sektör sanayi yatırım l a r ı plan dışı olduğundan, tek boyutuyla sorun çözülemez. Ya şadığımız kesintiler, eğer sa nayiden düzensiz talepler gel meseydi, olmayacaktı ve yatırım açısından bugün devrede olmayan santrallarm eksik üniteleri ta mamlanmış olacaktı. Sanayi plan laması ile elektrik planlaması bütün olduğundan bu disiplinin sağlanması zorunludur.
Benim söyleyeceklerimi arkadaş larım da yinelediler. Önerile rimi, getirmeden bir noktayı be lirtmek istiyorum. Öneriler, mevcut sistem ve işlerlik için de geçerlidir ve soruna köklü çözüm getirmez. Getireceğim öneriler bu doğrultuda alınma lıdır.
Başta da belirtmiştim, şu anda ki maden yasası Anayasaya aykı rıdır. Ormanlarda, göllerde ve denizlerde olduğu gibi doğal kaynaklar üzerinde de özel ta sarrufun giderilmesi gerekir.
Petrol üzerinde tekrar durmuyo rum, enerji üretiminde petrole dayanmanın sakıncalarını be lirtmiştim.
Bir başka konu: sanayi gelişme si ve enerji diyalogu. Son üç yılda gayri ciddi bir biçimde temelleri atılan kuruluşların bir an için gerçekleştiğini varsayalım. Bu kuruluşların ge reksindiği enerjiyi, sanayici ler yada iktidarlar hesaplamış mıdır, bu ortada duruyor.
Enerji, özkaynaklara dayanmalı dır. Bunun dışında getirilecek enerji türleri beraberinde sö mürüyü de mutlaka getirecektir. Teknolojik, insan gücü ve mad di konularda sömürüyü getire cektir.
Madensel hammadde kaynakları aramasından işletilmesine, etüdlerine kadar geniş boyutuy la yapılmalı ve envanteri çı karılmalıdır. Politik tercihler her alanda olduğu gibi enerjide de dikkati çeker. Siyasal ikti darlar politik kaygulara göre değil, bilimsel gerçeklere göre hareket etmek zorundadırlar.
Son olarak da şu noktayı belirt mek isterim. Üretimin doğrudan içinde olan teknik elemanların, siyasal inanç ve görüşlerinden dolayı kıyıma uğramaları, ikti darın enerjiye çözüm (!) bulma politikalarının bir yansıması oluyor. Bu şekildeki tavırlar yanlıştır, ülkeye yarardan çok zarar getirmektedir.
SONUÇ
Konuşmacıların sözleri bittik ten sonra izleyicilerin sorula rı yanıtlandı ve panel başkanı Aybars Ungan'ın, temel çözümün politik sistem sorunundan geç tiği doğrultusundaki kısa kapa nış konuşmasıyla panel sona erdi.