Elektrik Mühendisliği · Sayı 352 · Şubat 1988
FAUST'ça PAZARLIK:NİHAİ TEKNOLOJİK YAPI
Mihajlo Mesaroviç, Eduard Pestel
Nükleer enerji Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1988
- Sayfa
- 4
- Okuma süresi
- 13 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Çevre ve iklim, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
Anahtar kelimeler
- Roma Kulübü
- Büyümenin Sınırları
- plütonyum 239
- nükleer reaktör
- enerji bunalımı
- Faust'ça pazarlık
Özet
Roma Kulübü'ne sunulan 'Dönüm Noktasındaki İnsanlık' raporundan alınan bu bölümde, nükleer enerjinin küresel enerji bunalımına 'teknolojik' bir çözüm olarak sunulmasının risklerini, plütonyum tehlikesini ve sorunun aslında politik-toplumsal boyutlarını ele alan bir değerlendirme yapılmaktadır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Sunduğumuz yazıyı 20. yüzyılın sonlarına doğru Mihajlo Mesaroviç ve Eduard Pestel tarafından hazırlanan ve dünyada epeyce yankılar uyandıran, ünlü ROMA KULÜBÜ'ne sunulan, "Dönüm Noktasındaki İnsanlık" adlı ikinci rapordan aldık, tiki "Büyümenin Stntrlart" adıyla yayımlanan ve bilgisayar yardımıyla yapılan geniş kapsamlı bir çalışmaydı. Bu ilk çalışmanın sonuçlarına göre sınırlı bir dünyada sınırsız büyümenin olamayacağı ve aşağı yukarı 2100 yıllarında 'Büyümenin Sınırları"na ulaşılacağı ve dünyadaki kaynakların tükeneceği öngörülüyordu. Bu nedenle çok acil olarak "büyümenin" durdurulması gerek tiği söylenmişti. Birinci çalışmanın yarattığı tartışmaların ışığı altında, "organik büyüme", "farklılaşmaya dayanan büyüme" gibi daha gerçekçi bir ikinci rapor hazırlandı. Raporun ge nel mesajı: "Büyümenin Sınırlar"ında ortaya konulmuş bulunan tümcel (global) felaket, ancak yine bir siyasal sosyal ve ekonomik düzenle önlenebilir. Şu ana kadar varolan alışıla gelmiş yargılar, kurumlar egemen oldukça; .doğanın yokedilmesi, hırpalanması, enerji sorunsalı, doğal kaynakların tükenmesi gibi asıl sorunların çözümü olanaksızdır. Bütün bu sorunların çözümü için, yeni bir dünya ve yaşam anlayışı gerekmektedir. Bütün bu yakla şımların tartışıldığı ve üretildiği bu rapordan, nükleer enerjinin sorgulandığı, enerji kısmını sunuyoruz. Rapor, 1978 yılında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesince Türk çeye çevrilmiş.
"İnsan ırkı hem kendisi ve hem de dünya için çok fazla gelmeye başlamıştır.
VVİlliam Saroyan
Günümüzün enerji bunalımına ilişkin birçok görüş bulu nabilir. Enerji bunalımının "sadece" teknolojik bir sorun olduğu ve yeni bir teknolojik "yapı" ile çözülebileceği id dia edilmişti. Söz konusu yapılar, bugüne dek harikalar yaratmıştır. Diğer taraftan, enerji bunalımı daha geniş kapsamlı toplumsal sorunlara bir başlangıç olarak görül mekte ve bunun çözümü için kurumsal ve toplumsal de ğişikliklerin yanında, bireylerin yaşam biçimlerinde ve doğa ile olan ilişkilerinde de bir değişikliğe gerek duyul duğu söylenmektedir.
Bugün, düzeleceği yerde, gittikçe daha kötüleşen tüm cel bir enerji bunalımına gömüldüğümüz kuşkusuzdur. Bu bunalıma ilişkin çözümün uzun dönemli olacağı ve ile ri görüşlü bir düşünce sistemiyle sağlanacağı açıktır; kı sa dönemli fikirlerin yetersiz olduğu kanıtlanırsa, kurula cak yeni teknolojik yapının boyutları yeni bir yönde, ko
lay bir boşalma ve değişikliğe izin vermeyecektir. Enerji bunalımının çözümü için yapılan seçimle ilgili olarak bu gün alınacak kararlar çok önemlidir; bunların sonuçları ile uzun süre yaşamak zorundayız. Bu nedenle, çok dikkat li bir planlama ve her çeşit maliyet ve riske ilişkin kesin, açık tanımlamalar yapılmalıdır.
Teknokrat bir iyimserin görüşüne göre, enerji bunalımının çözümü, nükleer enerjide bulunacaktır.
Yirmibeş yıl içinde, nükleer bölünme Gelişmiş Dünyanın (Bölge 1, 2, 3 ve 4) enerji yükünün % 30'unu taşıyabilir; bu da nükleer enerjinin söz konusu sanayileşmiş bölge lerin bugünkü toplam enerji gereksinmelerine yakın bir miktara ulaştığı anlamına gelmektedir. Kısa dönemde, akaryakıt, ulaştırma için saklanmalı ve ısıtma ya da diğer gerekli olmayan kullanımlar için "israf" edilmemelidir. Gaz
araştırmaları arttırılmalı ve bu araştırmaların verimsiz ol duğu yerlerde, boşluğu doldurmak için, kömürden gaz el de edilmelidir. Nükleer enerjinin bütün yükü üzerine alıp taşımasını beklerken, "tükenmiş" petrol kuyularından "ikincil" ürünleri çıkarabilmeli ve gizil tar kumları ile ka buklu mikroorganizmaların oluşturduğu kireç tabakala rında bulunan ham petrol depozitlerini işletebilmeliyiz. El li yıl veya daha uzun bir sürede, "hızlı üreticilerle yüksek ısılı gazla soğutulan reaktörlerin bileşimi ve hidrojen tek nolojisi, enerji gereksinmlerimizin tamamını karşılıyabiir; hatta bunlardan ulaştırma için akaryakıt bile sağlanabilir. Böylece, enerji bunalımı, ekonomik gelişmemizde çok az bir azalma oluşturmasına rağmen genel olarak ekonomik gelişme, enerji tüketiminde bir artış meydana getirerek de sürdürülebilir.
Teknoloji iyimserlerinin bize yaptırmak istedikleri gibi, bütün esas enerjinin yüz yıl içinde nükleer enerji olacağı nı varsayalım. Tarihsel modeli izlersek ve nüfusun dört katına çıkma olasılığının gerçekleşmediğini kabul eder sek, dünya enerji gereksinmelerini karşılamak için her bi ri, örneğin, 8 hızlı üretici reaktörden oluşan 3 bin "nükleer park'a gerek duyulacaktır. Sekiz reaktör % 40 etkinlikle çalışarak toplam 40 milyon kilovat elektrik üretecektir. Bu nedenle, 3 bin nükleer parkın her biri, 100 milyon kilo vat termiğe eşit esas nükleer gücü üretecektir. Halen
NÜKLEER (BÖLÜNME VK
ERİME)
2020 Y I L
ŞEKİL 1: NÜKLEER SEÇİM SENARY OSUNA İLİŞKİN ENERJİ ARZ DAĞILIMI
Sürekli gelişme koşullarında, eldeki seçeneklerden birinin seçilmesiyle doğacak sonuçları, değerlendirmek için, gele cekte yeterli uzunluktaki bir süreye bakmak gerekmekte dir. Sekideki grafik, 1975'den 2000 yılına kadar olan enerji taleplerini ve nükleer enerji üretimi seçildiği tak dirde bu talebin nasıl karşılanacağına ilişkin Amerikan Enerji Komisyonu'nun izdüşümlerini göstermektedir. Bu şekildeki seçimin etkisi tam olarak, ancak izdüşüm yeterli uzunluktaki bir süreye yayıldığında görülebilir. Sadece nükleer güç seçildiği takdirde 2025 yılında 50'den fazla, yani yaklaşık olarak her eyalette bir adet büyük nükleer tesise gereksinme duyulacaktır.
çalışmakta olan en büyük nükleer reaktörler yaklaşık olarak 1 milyon kilovat elektrik üretmektedir, ancak bir
yanılgıya düşmemek için miktarı biraz arttıralım ve dünya üzerindeki 24 bin reaktörden her birinin 5 milyon kilovat üretebildiğini kabul edelim. Dünyanın gerek duyduğu enerjiyi yüz yılda üretebilmek için, her yıl haftada 4 reak tör inşa edilmesi gerekecektir. Ancak, bu rakama nük leer reaktörlerin ömürleri katılmamıştır. Şayet gelecekte inşa edeceğimiz reaktörler ortalama 30 yıl > ayanırsa bu durumda, sadece aşınmaları karşılamak için jünde iki re aktör inşa etmemiz gerekecektir. Gelişmiş Dünya'da bu şekildeki bir gelişmenin yaptığı etkiler, Şekil 1'de Birle şik Devletler'de görüldüğü gibi, çok daha belirli olacak tır.
İncelemeleri daha iyi yapabilmek için, bugünkü çok daha küçük ve basit olan reaktörlerin bile inşaatının yedi ile on yıl kadar sürdüğünü ve bu durumda 24 bin reaktörün tek nolojik ve örgütsel açıdan gerçekleştirilip gerçekleştirile meyeceğini gözönüne almayalım. Aynı zamanda, sade ce aşınan reaktörlerin yerine konması için gerekli 3400 milyar dolarlık toplam dünya gelirinin % 6O'ı olan yaklaşık 2000 milyar dolarlık masraf ile bu yatırım için gerekli fo nun olup olmadığını da hesaba katmayalım. Diğer taraf tan, kadro dışı bırakılan reaktörler ile bunların radyoakti vitelenmiş parçalarını ve nükleer artıkları için güvenilir depolama kolaylıklarına sahip olduğumuzu varsayalım. Teknolojinin, bütün bu büyük sorunları çözümleyerek bi ze çok az bir güçlük bıraktığını kabul edelim.
24000 üretici reaktörü çalıştırmak için Hiroşima'ya atılan atom bombasının çekirdek malzemesi olan plütonyum 239'un her yıl 15 milyon kilogramını işlemek ve taşımak zorunda olacağız (bir bombayı yapmak için sadece 5 kg1 lık bir uranyum maddesine gerek vardır) (1). Plütonyum 239, teneffüs edilmedikçe veya insanların kan dolaşımı na girmedikçe herhangi önemli bir radyolojik tehlike ol madan, güvenilir bir şekilde kullanılabilir. Şayet plüton yum 239 teneffüs edilirse, on mikrogramının (2) öldürücü akciğer kanseri oluşturma olasılığı vardır. Greyfurt bü yüklüğündeki bir Plütonyum 239, 24000 yıldan fazla bir radyoaktif ömre sahiptir. Açıkça görüldüğü gibi, elde bu kadar çok plütonyum bulundurulmasıyla iki, üç değil, 3 bin adetlik birnükleer parkın korunması gibi büyük bir so run ortaya çıkacaktır. Bunların yerleştirilmesi, ulusal ba ğımsızlıkları, yetkileri nasıl olacaktır? En küçük bir kaza nın komşu toprakları ve binlerce insanı binlerce yıl sürey le zehirleme olasılığı karşısında, acaba bir ülke komşu ülkedeki yetersiz bir korunmaya izin verebilir mi? Özel likle toplumsal karışıklıklar, iç harb, uluslar arasındaki savaşlar veya sadece sinirli bir ulusal liderin ortaya çık ması durumunda yeterli korunmanın ne olduğuna, kim karar verecektir? Milyonların hayatı tek bir pervasız, cüretkâr kişinin eline bırakılmış olabilir.
Durumu açıkça belirtmemiz gerekmektedir. Teknolojik bir sorun, kolaylıkla Faust'ca bir pazarlık ve hatta daha da kötü bir duruma gelebilir, çünkü biz, sadece şimdiki refa hımıza gerekli olan şeyler için kendi canımızı satmıyo ruz, refahımızı ve belki de daha doğmamış nesillerin ha yatlarını da yok etmiş oluyoruz. Bununla birlikte, çok an lamsız ve gülünç olan gerçek, nükleer olanağın bulunan tek ve zorunlu olanak olması değil, Faust'ca pazarlığın hemen hemen farkına varılmadan yapılmasıdır. Süreçte ki diğer seçenekler engellenmiştir. Nükleer olanağın ta mamlanmama olasılığı belirebilir; yukarıda belirtilen en geller başa çıkılamaz veya yenilmeye değmez gibi gö rünebilir. Ancak, diğer uygun seçeneklerin denenmesi, dünyayı korkunç bir ceza ödeme zorunda bırakabilir.
Enerji bunalımlarına karşı iyimserlerin önerdikleri çözüm lerin çekiciliği, teknolojik olmasından ileri gelmektedir. Ancak, sürekli olarak belirttiğimiz gibi, sorunun kendisi tamamen teknolojik değildir. Sorun, politik, toplumsal ve hatta psikolojik bir sorundur. Dünya nüfusunun sadece % 6'sını oluşturan Kuzey Amerika, halen dünya enerjisi nin % 30'unu tüketmektedir. Modelimizdeki çözümleme lerimizde belirtildiği gibi, gelişmiş, sanayileşmiş dünya, almaşık enerji kaynakları geliştirmek için, zaman satın almaktadır (zaman satın alma, enerji tüketimini büyük öl çüde azaltmakla değil, oluşması için milyonlarca yıl ge çen enerjiyi birkaç 10 yılda tüketmek ve daha az şanslı olan bölgelerin zararına olarak evrensel olanakları kulla narak yapılmaktadır). Sonuç olarak, "Kuzey" ile "Güney" arasındaki fark, "gelişmiş" dünya olarak bilinene, geliş mekte olan bölgelerin yetişmelerini olanaksızlaştıracak biçimde artmaktadır. Bu açıklık geride kalan bölgelerin olanaklarının istismarı sonucu giderek artacaktır, çünkü gelişmiş bölgelerin kendi bölgeleri dışındaki temel ola naklara olan gereksinmeleri önemli ölçüde artacaktır. Bu şekildeki bir gelişme zorla veya ikna ile gerçekleşse bile, arzu edilebilir mi?
Enerji bunalımlarının bu yönü, teknolojik bir çözüme sa hip olabilir mi? Acaba, teknolojinin her derde deva olduğu ileri sürülebilir ve insanlardan teknolojinin sihirli gücüne inanmalarını istemek, Hindistan ve Afrika'daki fakirleri besleyebilir mi? Mantığa uygun ve gerçekçi çözümleme lerle, gecikmelerin öldürücü olduğunu, bunalımları oluş turduğunu, geciktirilen sorunların çözümlenemeyebile ceğini kanıtlamış bulunuyoruz ve yine de işi gelecekte tamamen teknolojiye bırakmanın gerekip gerekmediği sorunu ile karşı karşıya kalıyoruz.
Bununla birlikte, iyimser bir kişi, gelecek elli yıl içinde enerji korunması için yapılacak rasyonel bir yaklaşımın sonuçlarının al.ınacağına kendisini inandırabilir. Eldeki bütün kanıtlara dayanarak, enerji gereksinmesinin gittik çe artacağı kabul edilmelidir. Bu durumda, Faust'ca pa zarlık için almaşık çözümlerin bulunması gerekmektedir.
Birkaç senaryonun çözümlenmesi için bölgelendirilmiş dünya modelini kullandık. Bu on bölgedeki enerji gerek sinmesinin tarihsel eğilimlerinin geniş olarak çözümlen mesi, gelecekteki gereksinmelerin almaşık çözüm yolları için bir temel olarak kullanılmıştır (Şekil 2'ye bakınız). Teknolojik, ekonomik ve sosyo politik açıdan enerji bu nalımına yeterli bir çözüm getirecek gibi görünen herhan gi bir senaryo, kısa, orta ve uzun dönemli sorunlarla ilgili üç stratejiyi başarılı bir biçimde birleştirmelidir. Çözümle memizin tercih edilebilir olduğunu gösteren senaryo, aşağıdaki gibi belirlenmiştir: kısa dönemli strateji, petrol ithal eden bölgelerin sosyo ekonomik istikrarını korumak için petrol ihraç eden bölgelerden yeter miktarda petrol akışını güvenle sağlamalıdır. Petrol üreticilerine, yaptık ları işbirliğinin karşılığı olarak, petrol çağı sonrasında enerji sağlama sanayiinde sürekli bir rol verileceği garan ti edilir. Orta dönemli strateji, başlıca enerji kaynaklarını kömür, gaz ve sıvılaştırılmış kömürle destekler. Uzun dö nemli strateji, güneş enerjisine dayanır. Petrol üreten bölgelerin işbirliğini sağlamak ve ayrıca dengeli bir dünya ekonomisi kurmak için, petrol üreten bölgelerde gerekli güneş enerjisi çiftlikleri inşa edilir. Bu şekilde, uzun dö nemli strateji, kısa dönemli stratejinin vaatlerini tutmuş olacaktır.
Kısa dönemli strateji, önümüzdeki on yılı kapsar; orta dö nemli strateji, gelecekteki on ve yirmi beş yıllar arasın
4 4550 i
<*
z 3 150
£ ^ Z
\
S 2.100
/
w i, 9 8
1. KUZEY AMERİKA 2. BATI AVRUPA 3. JAPONYA
4. DİĞER GELİŞMİŞ ÜLKELER
5. DOĞU AVRUPA «. LATİN AMERİKA 7. ORTA DOĞU 8. TROPİKAL AFRİKA
9 GÜNEY.DOĞU ASYA 10. ÇİN
0 350 700 1050 1400 1750 2100 2450 2800 3150 3800 KİŞİ BAŞINA BÖLC.ESKI Ü R Ü N
ŞEKİL 2: TARİHSEL VERİLERDEN ÇIKARILAN ENERJİ TALEBİ İLE EKONOMİK GÖSTERGELER ARASINDAKİ İLİŞKİ
Enerji talebi, nüfusa, ekonomik faaliyet düzeyine ve sana yileşmeye dayanır. Farklı bölgelere ilişkin tarihsel veril erin analizi, kişi başına gayrisafi bölgesel hasıla ile kişi başına enerji tüketiminin kişi başına gelire olan oranı arasındaki ilişkiyi gösterir. Şekilde iki tip ilişki gösteril miştir: Merkezi olarak planlanan ekonomiler için 5 ve 10 numaralı bölgelerde ağır sanayiye verilen önem, enerji tü ketiminde ilk maksimumu belirtmektedir. Böylece, bölge sel kişi başına gayrisafi üretimdeki artışın diğer bölgeler deki ilişkiye yaklaştığı görülmektedir.
daki süreyi kapsar ve uzun dönemli strateji ise yirmi bi rinci yüzyıl ile başlayacaktır.
Gelecekte petrol üreticilerinden petrol tüketicilerine de vamlı bir petrol akışı sağlanmasının yararları açıktır. Nük leer enerjinin önümüzdeki on yıl içinde enerji bunalımının çözümüne olan katkısı oldukça az olacaktır.
Kömür, bütün sınırlamalara rağmen, geçiş devresinde dünya enerji olanaklarına geçici ve akla yatkın bir destek olacaktır. Kömürün etkisi fazla olduğu gibi, bol miktarda da bulunmaktadır.
Bu gün dünya üzerinde bilinen ve belirlenen kömür rezer vi 4500 milyar tondur. Eğer, dünya nüfusu örneğin, milyara yaklaşır ve sabit kalırsa (1970'deki 3.6 milya. a karşılaştırılacak) ve dünyadaki insanların kişi başına or talama 4 kilovat (termik) enerji (3) kullanmaları sağlana bilirse, şimdiki kömür rezervi 2100 yılından sonrasına ka dar yetebilecektir. Kömür kullanılması bazı sorunlar ya ratır; dağıtımı bölgesel olarak iyi değildir, çok yer tutar ve petrol ve gaz gibi temiz bir biçimde yanmaz. Fakat, var dır, taşınabilir ve hatta daha temiz bir biçimde yanacak şekle getirilebilir özellikle sıvılandırılmış halinde. Ayrıca, kömürün ısıtma amacı ile kullanılması dünya petrol re zervlerinin ömrünü uzattığı gibi bu sayede petrol, gübre,
sentetik, iplik, protein yapımı gibi çok daha yararlı yer lerde kullanılabilir. Gerekli güneş enerjisi ile tesislerin tam olarak gelişmesi için, yüzyıl gibi uzun bir süre, nükleer enerjiye (teknolog iyimserlerin sihirli ve tehlikeli çözümü) gerek duyulma yabilir. İyi bir biçimde incelenildiğinde, güneş enerjisinin nükleer enerjiden daha tatminkar olduğu görülecektir. Artıkların birikmesi, toplumsal ve politik tehlikeler ile nük leer enerjinin çevresel etkileri gözönüne alındığında, gü neş enerjisi nükleer enerjiden daha emin ve temiz olduğu gibi daha da ucuzdur. Diğer taraftan, güneş enerjisi te sisleri, herhangi bir zarara neden olmaksızın her yerde hiç bir sorumluluk getirmeden kurulabilir. Eğer başlan gıçta güneş enerjisi çiftlikleri, petrol üretim bölgelerinde ve üreticiler ile gelişmiş bölgelerce ortaklaşa finanse edi lerek kurulursa, petrol ihracından elde edilen kazançlar yine enerjiye yatırılmalıdır. Ayrıca, söz konusu ortak riskli girişimin dünya para enflasyonuna katkısı da olabi lir. Diğer taraftan, enerji üreten bölgelerin petrolü bitse ya da azalsa dahi, bu bölgeler yine enerji üreten bölge ler olarak kalacaklardır. Böylece, enefji üretimi giderek dünya çapında sınırlı bir merkezkaç şekil alarak, dünya nın ekonomik dengesine hizmet edilmiş olacaktır.
Milyonlarca dönümlük alanları güneş enerjisi çiftlikleri ile kaplamak, bugüne kadar görülmemiş en geniş mühen dislik çalışmalarını gerektirecektir. Belki de, dünya kara yüzeyinin % 1'nin bu iş ayrılması gerekecek ve arazi, bo ru ve yardımcı teçhizatın maliyeti yaklaşık 20.000 ile 50.000 milyar dolar olacaktır. Çiftliklerden elde edilecek yıllık enerji, yaklaşık olarak 200 milyar varil petrolün enerjisine eşit olacaktır. Bu durumda, elde edilen enerji ucuz olmayacaktır. Ancak, üretilen hidrojen olsa (4) ve birim ısı değeri bugünkü petrol fiyatlarına eşit bir fiyattan satılsa, elde edilecek kazanç, otuz ile otuzbeş yıl ömürlü olduğu kabul edilen güneş enerjisi tesislerinin amortis manını karşılamaya yetecektir. Güneş enerjisi kitle halin de üretilirse, çiftliklerin işletme masrafları azalacak ve ömürleri doğal olarak otuz kırk yılın üstüne çıkarılarak uzatılabilecektir. Bilimsel uygunluk açısından, güneş enerjisinin ısıya çev rilmesi kanıtlanmıştır; ancak uygulama açısından hâlâ
Başlangıçta olduğumuz söylenebilir. Eğer hükümetler,
güneş enerjisi araştırmalarını, nükleer enerjiyi, uzay
araştırmalarını ve supersonik uçakları destekledikleri gi
bi parasal yönden cömertçe destekleseler, kullanılabilir
lik ve ekonomik gerçekleşme çok daha çabuk oluşabilir.
Ne yazık ki, bugüne kadar bu amaçla bir ödenek ayrılma
umudu belirmemiştir. Buna neden olarak, güneş enerjisi
nin, nükleer enerjinin sahip olduğu askeri potansiyele
sahip olmaması ileri sürülebilir.
,
Dünya bilgisayar modelimiz tarafından uygun ve arzu lanır olarak nitelindirilecek bir programın uygulanabilece ğini önerirken, bazı durumların kesinliğini kabul etmeli yiz. Kömür bir enerji kaynağı olarak tekrar kullanılmaya başlanınca eski, yıkıcı madencilik uygulamalarının yerini, çevreyi çıplak bırakmayan, aksine düzeltecek yeni yön temlerin alacağını varsayıyoruz. Diğer bir varsayımımız da, kömürü gaz ve sıvı hale getime tesislerinin inşa edi leceği ve bunların bütün dünyaya yayılmış etkin dağıtım sistemleri ile birleştirileceğidir. Ancak, özellikle yaşama biçimimizin değişeceğini, tüketicilerin, enerjiyi gereksiz yere kullanmalarının, çocuklarının beslenmelerine engel olacağını anlayacaklarını kabul veya en azından ümit ediyoruz. İçinde bulunduğumuz durumu bilenlerin, insan lar dünyanın diğer yerlerinde aç kalırken "ekonomik ge lişme'yi bize daha çok maddesel olanaklar sağlayan bir sistem olarak tanımlamayacaklarını varsayıyoruz. Geliş miş dünyada yaşayan bizlerin, dynyada bugüne kadar bilinen en yüksek yaşama standardına sahip olduğu söyleniyor. Bu iddia, sahip olduğumuz maddesel şeylere bakılarak yapılmaktadır. Ancak, bilerek daha az enerji tüketirsek, isteyerek daha az eşya edinirsek ve diğerle rinin ancak asgari eşya ve yaşayacak kadar yiyecek sa hibi olmalarına olanak sağlayacak kadar az miktarda yaşamlarımızı bilinçli bir biçimde bas'ıtleştirirsek, gerçek te yaşama standardımız ne duruma gelir? Standart ah lâki standart gerçekte yükselmez mi?
Biz Gelişmiş Dünya değiliz; gerçekte fazla gelişmiş dünyayız. Az gelişmiş bölgelerin bulunduğu bir dünyada ekonomik gelişme, insanlığın toplumsal, ahlâki, örgütsel ve bilimsel gelişmesi ile temelden zıttır.
Şu anda, tarihteki en son bir kararla karşı karşıya bulun maktayız. İnsan yaşamında ilk kez, insandan yapabi leceği bir şeyden vazgeçmesi istenmektedir; ekonomik ve teknolojik gelişmesini sınırlaması veya hiç olmazsa eskisinden daha şanssız kuşaklarla kendi şanslı duru munu acıma duygusu ile değil, gereksinme duygusu ile paylaşması istenmektedir. Bugünün insanından bütün dikkatini dünyanın organik gelişmesi üzerinde toplaması istenmektedir. Vicdanı olan bir kimse buna "hayır" diyebi lir mi?
(1) M. Willich and T.B. Taylor, Nuclear Theft, Risk and Safeguards; A Report to the Energy Policy Project of the Ford Foundation, (Cambridge, Mass.: Ballinger Publish ing Company, 1974).
(2) 1 mikrogram = 1 gramın milyonda biri.
(3) Bugün Fransa'da 14 kw, A.B.D.'nde 10 kw'tir.
(4) Güneş enerjisi çiftlikleri sanayi merkezlerinden çok uzaklarda kurulacaklar ve bu nedenle petrolde olduğu gibi üreticiler ile tüketicileri boru hatları birleştirecektir. Kıt talitik veya elektrolitik işlemede, tesislerin güneş rad yasyonunu hidrojen gibi taşınabilen bir maddeye dönüş türme olanağı vardır.