Elektrik Mühendisliği · Sayı 387 · 1992 / 3

İÇİMİZDEN BİRİ

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi Söyleşi

Yıl
1992
Sayfa
7
Okuma süresi
21 dk
Görüntülenme
0

Konu

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

İlgili: Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma, Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık

Anahtar kelimeler

  • Fikret Yücel
  • Teletaş
  • PTT ARLA
  • Netaş
  • elektronik sanayi
  • telekomünikasyon

Özet

Teletaş Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Yücel ile yapılan söyleşide, kendi kariyer öyküsü üzerinden Türkiye'de elektronik ve telekomünikasyon sanayisinin PTT ARLA, Netaş gibi kuruluşlarla gelişim süreci anlatılıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

TEKNOLOJİ TARİHİMİZE DALGASINI VURAN EJİR İNSAN:

FİKRET Y ÜCEL

Söyleşi:Semra TUŞALP

Elektrik Mühendis/eri Odası olarak üyelerimizin uğraş • Sayın Fikret Y ücel, sizi yalnızca

yaşamlarına kısa bir göz attığımızda, bizleri

Teletaş Y önetim Kurulu Başka

kıvançlandıran, kimileyin ise düşündüren bir yelpaze ile nı olarak tanıyanlar için kısaca

karşılaşmaktayız. geçmişinizi anlatabilir misiniz?

Toplumlann, geçtiği evrelere koşut olarak kim/tey/n D 1928 yılında Köyceğiz'de doğ askerler, famiteyin ise politikacılar gibi çok geniş dum. Ondan sonraki tüm yaşamım kapsamda bir kesit, ülkelerinin tarihlerini ise İstanbul'da geçti. İlkokul, ortao yönlendirmiştir. kul, lise ve İTÜ yani bütün tahsil ha

taşlgaTonüeldnnküuıümnloğmkboulüeuelünholşleuzekjtidruinngidenridöndeiiiznssugleeelğgiendm,uereytnileeniorşukekiğmtn/nkeuzboyeatnieublzğdobm.ioırojiriBçelğbyluıkiuiğarmşyuEşıuanodlkMştmıağeuaOdudlmomauonadnyaulköaaudntuknrralauamll,elayakmtkaöşnebıuynlalkmiiağznnvklaıeobeikelklraoriotlşmieşamjidildlkneaeaetıikrdnrrht.tiirıankeğe,ıy3dçgöaaÜaasyeeğnstrilçrsiııeıevşmelttaenliatnemırrenmamİkss.ktik.ttreoaeaoOBnlndlaPndierberniTaıknakun,Tdçkitlme'aaimdlğinİGkaTemiçteÜsoizbemeonu'laşydsnenieişnlutrlellaaoğiğsgdluMoidiükmrınunadüivçukdididvemitneügeaamsr.rehnolsüülaemOirstğtlüeazoeriüyydairrny'ooidndehrarreeaan.,

K/mi üyelerimiz Türkiye'nin yazgısını biçimlerken, kimi lerde Genel Müdürlüğün elektroniğe üyelerimizin yannı oluşturacak gençlerimizin eğitimine daha yakın olan, elektronik prensipli önemli katkılarda bulunduğuna, kimi üyelerimizin ise cihazlarıyla ilgili bölümlerinde çalış bu gençlerin yaratıcı güçlerini somutlaşardığı tım. Bu da o tarihlerde transmisyon uygulama ortamlarının oluşmasında katkıda sistemleriydi. O zaman daha transis bulunduğuna tanık olmaktayız tor olmadığı gibi telefon santradan da elektromekanik prensipliydi. Da

Bu sayımızda, işte böyle bir üyemizi tanıtmak istedik ha bünyesine en ufak bir elektronik

bileşen bile girmemişti. Daha sonra Fikret Yücel, elektronik sanayiinde çalışan hepimizinbu elektromekanik sistemlerin bün

tanıdığı bir isim. yelerine elektronik tüpü ile yapılan, elektronik devreler kullanan bazı ci

Ancak kendisini ne denli tanıyoruz.1 haz parçacıkları girmiştir. Benim

İTÜ'den mezuniyetimin 1950 olduğu

Fikret Yücel bugün Türkiye'nin önde gelen düşünülürse o yıllara ait teknolojiler

telekomünikasyon sanayilerinden biri olan Teletaş'ı bunlardı. Türkiye o yıllarda gelişme

kurmuş ve bir süre genel müdürlük yapaktan sonra, leri bugünkünden daha da geriden

şimdilerde Teletaş'ın Yönetim Kurulu Başkanlığıtakip ediyordu ama dünyada da bu

görevini üstlenmiş bulunmaktadır.. Ama bu iş nasılgelişmelerin örneklerine pek rastlan

olmuş..? Bunu kaçımız biliyoruz..?mıyordu. Daha sonrları PTPden ay

PTTnin Tahtakale'deki santralında işe başlayan genç bir rılarak serbest çalışmaya başladım.

mühendis, nasıl bugün trilyon mertebesinde ciro yapan 196O'lı yılların başında başlayan bu

dev bir telekomünikasyon sanayini oluşturabilmiş..? dönem 3 4 sene kadar devam etti. O

yıllarda Türkiye'de elektronik sanayi

; Kuşkusuz hepimizin bu genç mühendisin inanç dolu, kurulma girişimleri söz konusuydu, ; savaşım dolu yaşam öyküsünden öğrenecek pek çok ben de 2 arkadaşımla birlikte bir rad şeyimiz olmalı. yo montaj atölyesi kurdum. Kemeral

Gelin

bu

güzel

öykünün

akışını

Sevgili

FikdrinelteHyoecliam'd..a.ntyıerCdaedc1J5eskiinşdi eg,ay6e0t

metrekarelik bir kötü şartlar altın

da birlikte çalıştık. Elektronik sana yinin kurulması için ilk girişimler, Türkiye'de 1955 1956'lı yıllarda baş layan büyük döviz sıkıntısınının bir neticesidir. O zamanlar bir sürü şe yin ithali yasaklanmış durumdaydı, kotalar vardı, bu kotalar içerisinde bir takım cihazlar getiriliyor, götürü lüyordu. Tabii ithalatla geçinen, faa liyeti ithalat olan şirketlerin işleri pek iyi değildi. Bu şirketler çareyi, hazır radyo alıcısı getirmek yerine parça ları getirerek burada assamblajını yapmak veya yaptırarak satmakta bulmuşlardı. Yani eskinin ithalatçısı bir nevi sanayiciye dönüşmeye baş lamıştı. O tarihlerde biz de üç arka daş, sermayemiz olmamasına rağ men bir atölye kurmayı başardık. Türkiye'ye getirilen parçaların mon tajını yaptığımız bu dönem bizim özel*teşebbüs olarak faaliyetimizdi. Daha sonraları bir iki transmisyon sistemi montajı aldıysak da sonun da bu macera macera diye isimlen dirmeyi yeğliyorum bitti ve ben tek rar PTPye döndüm. PTTye dönüş nedenim öteden beri heves duydu ğum, istediğim bir konunun bana teklif edilmesi idi. Bütün bunları bir hayat hikayesi gibi değilde bazı başka şeyleri anlatmak için aktarı yorum. PTPde ARLA'nın kuruluşu na katıldım. PTT ARLA, zaman için de gelişti, büyüdü, bir şirket haline dönüştürüldü. Adı da TELETAŞ ol du. Teletaş'ta uzun süre umum mü

dürlük yaptıktan sonra ayrıldım. 3 senelik bir ayrılıktan sonra yeniden Yönetim Kurulu Başkanı olarak dön düm. Şimdi bu safhadayım. Evliyim, artık çocuk denecek yaşın çok öte sinde bir kız bir erkek çocuğum ve torunlarım var.

• Türkiye'de telekomünikasyon sanayinin başarılı olduğu ka bul ediliyor. PTTdeki çalışma larınızı da kapsayacak biçimde telekomünikasyon sanayinin gelişme aşamalarından söze der misiniz?

D Bizzat içinde yaşadığım için iyi bildiğim konulardan birisidir. Türki ye'de elektronik sanayi, 1950'lerin sonunda 1960'ların başında büyük bir döviz sıkıntısının ardından itha latın kısıtlanması hatta yasaklanma sı mertebesinde, hiç bir şeyin bulun maz olduğu bir dönemde gelişmeye başlamıştır. O zaman evvela radyo alıcılarının daha sonra teyp recor derlerinin parçalarının ithal edilip burada montajı şeklinde başlamış tır. Sanayi Bakanlığı bu konuyu di sipline etmek istediği için Montaj Talimatı adında bir talimat çıkarmış tır. Türkiye'de elektronik sanayi, bu talimatın gösterdiği yönlerde evvela tüketim elektroniğinden başlamak üzere yavaş yavaş gelişmeye başla mıştır. Montaj talimatı ile amaçla nan disiplin yavaş yavaş yerli katkı yı arttırıcı tedbirler almayı da

beraberinde getirmiştir. Yani, Türki ye'de yapılması mümkün olan par çaların ithalini yasaklayarak veya bunlara yüksek gümrükler koyarak, bunların Türkiye'de yapılmasını teş vik edici yönde, tam bir ithal ikame sine yol açan düşüncenin paralelin de çalışmalar yapılmıştır.

Bundan bir süre sonra Türkiye'de si yah beyaz televizyon imalatı başla dı. Tabii bunun için pazarı yaratan asıl sebepleri bulmak lazım. Tele vizyon neşriyatı yapılmazsa, televiz yon alıcısı da satılmaz. O ilk dö nemlerde gayet iyi hatırlıyorum bir takım hevesliler büyük antenler kur mak suretiyle komşu ülkelerin tele vizyon neşriyatlarını alma çabası içine girdiler. Başarılı olanlar da var dı ama İTÜ'n in o tarihlerde yaptığı deneme yayını pazarın bir miktar büyümesi için önemli bir faktör teş kil etmiştir. Daha sonra TRT devre ye girerek, deneme yayınlarına baş ladı. 1983 yılında da siyah beyaz televizyon renkli yayına dönüştü ve sanayicilerimiz, doğrusunu söyle mek gerekirse, bu gelişmeleri takip edecek bir dinamizm gösterdiler. Ama tüketim cihazları alanındaki sanayi gelişmesinin gerçek bir sa nayi gelişmesi şeklinde olduğunu söylemek biraz zor. Yakın zamana kadar sadece ve sadece hep baş kalarının devrelerinin, buraya gön derilen şemaların tatbiki suretiyle assamblajının yapılması biçiminde sürmüştür ama katkı arttırılmaya ça lışılmıştır. Öncelikle kabin yapılma sına başlanmıştır. İlk tüplü dönem de, şasi adı verilen bu komponentlerin üzerine yerleştirildi ği madeni aksam, onların delinmesi, tabiatıyla assamblaj, komponentler arasındaki assamblaj hep burada yapılıyordu. Bu katkı giderek arttı. Mesela, sargılı (komponentler diye isimlendirilen transformatörler yapıl maya başlandı. Bir takım elektrome kanik bileşenler veya komponentler dediğimiz türden anahtar, fiş, soket gibi elemanlar yapılmaya başladı. Tabii sanayici ve ticaret adamı ka zancını ve o yolla yaşamayı ön planda tuttuğu için, nelerin kazanç getireceğini ön planda tutmak duru mundadır. Nitekim gelişme de bu yolu takip etmiştir. Tüketim elektro niğinin gelişmesi, kaba çizgileriyle anlattığım şekilde olurken başka yönlerde de gelişmeler oldu. Şimdi

hepsinin biraz daha öncesine gitmek istiyorum. 1964 yılında o zamanki is miyle Milli Güvenlik Kurulu 1960 ih tilalinden sonra ortaya çıkan yeni bir organdır Türkiye'de elektronik sana yinin kurulmasının mümkün olup ol madığının araştırılması gerektiğine ilişkin bir karar almış ve bu görevi ilk defa Makina Kimya Endüstrisi'ne vermiştir. MKE, bu görevle ilgili ça lışmalara başladı sonra durdurdu. Bir netice alınamayacağı anlaşılınca bu görev döndü dolaştı PTT Genel Müdürlüğü'ne verildi. Bende 1967 yı lında hasbelkader bu çalışmayı ya pan grup içinde bulundum. Türki ye'de Elektronik Sanayi kurulmalı mıdır?. Kurulursa nasıl kurulmalıdır? şeklindeki sorulara cevap veren bir araştırmayı rapor olarak yayınladık. Bu rapor, çeşitli yerlerde kaynak ola rak kullanılmıştır. Özellikle Elektrik Mühendisleri Odası'nın neşriyatı olan bir kitapta bu rapordan geniş alıntılar yapılmıştır. Raporun sonu cu, Türkiye'de elektronik sanayinin kurulmasının gerekliliğidir. Bu rapor da, bir talep potansiyelinin olduğu, elektronik sanayinin çeşitli önemleri sıralanarak, bu noktalardan hareket le elektronik sanayinin mutlaka ku rulması gerekliliği savunulmaktadır. Rapor hazırlanıp ilgili kişi ve kuruluş lara dağıtıldıktan sonra büyük bir ha reket başladığı söylenemezse de, raporu hazırlayanlara ve onların çevrelerine böyle bir çalışma yapmış olmanın deneyimlerini ve bazı bilgi lerini toplama ve aktarma imkanı vermiş ve çok da faydalı olmuştur. O tarihlerde, elektronik sanayinin geliş mesi içerisinde PTT ARLA'nın rolü nü görmezlikten gelmek mümkün değildir. Ben bunu söylerken hep utanırım çünkü, hep onunla beraber oldum, sanki kulüpçülük yapıyormuş gibi anlaşılmaktan endişe ediyorum ama bu bir gerçek. Çünkü daha ön cesi yok. Elektronik sanayinde böyle bir gelişimin ilk defa yapılmış olması gibi bir gerçek en azından profesyo nel elektronik cihazları sanayine bir ilk adımdır. Tabii ki, verdiği mesajlar, kullandığı bir takım yollar ve pren sipler dolayısıyla Türk sanayine bir okul görevi üstlenmesi gibi faydaları da ayrıca zikredilmeye değerdir. 1965 yılında benim PTTye dönü şüm işte bu nedenle olmuştur. PTT ARLA kurulmuştur. Burada amaç, telekomünikasyon cihazları araştır

ma geliştirmesini yapmaktır. Ortada hiç bir şey yokken devreye girdiğiniz vakit kolay başarılar elde edebiliyor sunuz. PTT ARLA'nın başarısı da böyle olmuştur. Sıfırdan, sıfır nokta sında bazı birikimleri değerlendirme imkanını veren bir teşebbüs olduğu için hızlı bir gelişme göstermiştir. PTT ARLA'nın kurulmasından kısa bir süre sonra NETAŞ kuruldu. Ne taş da Türkiye'de muhakkak bir yapı taşı olarak anılması icap eden bir kuruluştur. Elektronik sanayinde, özellikle haberleşme cihazları sana yiinde faaliyet gösteren NETAŞ 1967 yılında kuruldu. Türkiye'de o tarihte, telefon meselesinde büyük sıkıntılar vardı. PTT Genel Müdürlü ğü'nün yatırım yapabilmek konusun da, Türkiye'de yaşayan insanların telefon ihtiyaçlarının karşılanması konusunda büyük sıkıntılar yaşanı yordu. Netaş örneği, bu konuda çok büyük bir rahatlık getirmiş ve Türki ye'de sanayi seviyesinde telefon makinası, telefon santralı, şehir tele fon santralları yapımının ilk örnekle rini vermiştir. Bir yabancı ortak ve PTTnin müşterek teşebbüsü ile ku rulan Netaşla telekomünikasyon sektörü, zaman içerisinde de bu iki ah sektörü yani tüketim cihazları elektroniği ile telekomünikasyon ci hazları alt sektörü rahatlık kazanmış ve ihtiyacında büyük olması nede niyle büyük bir gelişme göstermişler dir. Maalesef bugün, elektronik sa nayinin bütün çerçevesi içinde gelişmiş iki sektör sadece bunlardır. Öbür konuların yeteri kadar gelişip büyüyebildiğini söylemek zordur. Tabii bütün bunlara paralel olarak bu cihazların yapımında kulanılan bileşenleri yapan bir sektör husule gelmiştir. Ama Türkiye'de hiç bir za man bir yarı iletken sanayi kurula mamıştır. Bir başarısız teşebbüs ya pılmış, bir ara TESTAŞ kurulmuştur. Testaş döneminde Türkiye'de yarı iletken elemanlar ve tümleşik devre ler polar teknolojiyle imal etmek için lisans anlaşması yapılmış, İs lam Kalkınma Bankası'ndan krediler alınmış, fakat bir takım sebeplerden ötürü teşebbüsler başarısız kalmış tır. Maalesef bugün, Testaş, o tek nolojiyi Türkiye'ye getirmek için li sans anlaşmasından öğrendiğim bilgilerle yapmış olduğu yatırımları değerlendirmeyecek bir durumda dır.

Ben, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ortaya çıkan bağımsız ülkeler topluluğunun Türkiye'ye büyük imkanlar getireceğine inanıyorum. Bunun, Türkiye için çok abartılmadan, çok dikkatli adımlar atılarak kullanılması gerekli mühim bir fırsat olduğunu düşünüyorum "

• Ülkemizde yazılım söktörünün gelişme düzeyi hakkında bize neler söylemek İstersiniz? Y a zılım sektörünün ulusal gerek sinimlere cevap verebilecek duruma getirilmesi İçin kısa ve uzun vadede ne gibi çalışma lar yapılmasında yarar görü yorsunuz?

D Yazılım sektöründe eğer bugün bir şeyler yapılıyorsa ki belli başlı iki tarafta yapıldığını biliyorum. Birisi, Türkiye'ye bilgisayar ithal eden ku ruluşların girişimleri neticesinde, ço ğu uygulama yazılımı denen tarzda yapılan çalışmalardır, yazılım üreti midir. İkincisi ve bence daha değer lisi, ve önemlisi, telekomünikasyon cihazları üretmekte olan kuruluşları mız içerisinde yapılan yazılım üret me faaliyetleridir. Yazılım bugün çok geniş kapsamlı bir kavram hali ne geldi. Artık yazılım kullanmayan elektronik olsun veya olmasın hiçbir cihaz yok ve bu pay giderek artıyor. İnsanların yaşamında, mesleklerin icrasında yazılımın önemi her ge çen gün biraz daha artıyor. Tabia tıyla Türkiye başka ülkelerde olduğu gibi bu ihtiyaca cevap verme açısın dan hazırlıksız yakalandı. Bugün bütün dünyada bir yazılım mühendi si sıkıntısı yaşanıyor. Yazılım mü hendisleri her tarafta kapış kapış alınıyor, kendilerine çok iyi maddi imkanlar sağlanıyor. Türkiye'de ya zılım mühendislerinin asıl çalıştıkla rı yerler bankalar gibi gözüküyor. Diğer müesseselerin de bankalarla rekabet etmesi icap ediyor. Ben ye tişmiş yazılım mühendislerinin ban kalardaki bu tür işlerde kullanılmala rına üzülüyorum. Türkiye'de bir iki teşebbüste yavaş yavaş yazılım evleri teşekkül etmeye başladı. Ben

387 E L E K T R İ K J A J MÜHENDİSLİĞİ I O I

bir kaç tanesini biliyorum. Hatta, bi risiyle işbirliği yapmak için teşebbü sümüz de var. Bu arada, TÜBİTAK içerisinde bir yazılım ünitesi birimi kuruldu. Yani bazı gelişmeler var. Ama benim yazılım hakkındaki dü şüncemi, sorarsanız; yazılımı bir çok kimse rutin program yazmaktan ibaret kabul ediyor veya zannedi yor. Bu, kesinlikle çok hatalı bir şey. Türkiye'de çok uygulama yazılım konusu var ama yazılım tek başına da çok fazla bir şey ifade etmiyor.

Yazılım mühendisleri çok disiplinli bir ortamda çalışmak mecburiyetin dedirler. Her konuda yazılıma ihti yaç var, tıpta yazılıma, mimarlıkta yazılıma, bütün mühendislik dalla rında, hukukta, idarede, bankacılık ta yazılıma ihtiyaç var bütün bu ge niş sahada yazılım ürünleri üretirken, muhakkak surette o uz manlık dalı veya o mesleğin özellik lerini bilen kimselerle işbirliği yap mak mecburiyeti var. Yani bir yazılımın öncesi senaryo yazmak olmalıdır. İşte senaristler burada fevkalade önemlidir. Senaristlerle yazılım mühendislerinin birlikte çalı şabilmesi içinde iki tarafın birbirinin işinden anlaması çok önemlidir. Türkiye'de yazılım mühendisi bul mak başka ülkelerde olduğu gibi bir hayli zor. Bizim telekomünikasyon sektöründe bugüne kadar yaptığı mız şey, daha ziyade elektronik mü hendislerini yazılım mühendisi hali ne getirme çabası şeklindedir. Bunun da, özellikle sanayide çalışa cak yazılımcılar için çok faydalı ol duğunu tespit ediyoruz.

• Y azılım sektörü için alınacak önlemlerde, eğitim kurumları nın ve sanayinin sorumlulukla rı kısaca neler olmalıdır?

D Eğitim bütün herşeyin üzerinde geliyor. Yani, bu konuda altyapı oluşturacak olan yüksek eğitim mü esseselerimizdir. Üniversitelerimiz de bu konunun çok ciddi bir biçimde ele alınması gerekir. Devlete düşen görev ise, derginizin geçen sayısın da ek olarak sunduğunuz " Bilgi Toplumu ve Yarının Teknolojileri Karşısında Türkiye" başlıklı raporda da işaret edildiği gibi, bu alanda pa zar yaratacak girişimlerde bulun maktır. Geçenlerde bu konuyu bir ahbabımla tartışıyordum. Kendisi üniversiteye mensuptur. Yazılım ko

nusunda Türkiye'nin hazırlıksız ya kalandığından söz ettim. Onun ba na cevabı şu oldu: " Talep olsaydı bizde buna hazırlıklı olurduk". Katıl dığımı söyleyemem. Üniversitelerin işlevini, sadece taleplere göre ayar lamakla kalmamalı diye düşünüyo rum. İleriyi görüp ona göre hazırlık yapmak üniversitelerin görevlerinin arasında olmalı diye düşünüyorum. Çünkü işin farkına varıldığı vakit, o insanların o piyasaya çıkabilmeleri için 4 5 yıllık bir zamanın geçmesi gerekir ki, işte aradaki o zaman boşluğunu doldurmak çok zor olur. Tabiatıyla bir ihtiyaç giderilip de da ha fazla yazılım mühendisi üniversi telerden mezun olunca gene bir doyma söz konusu olacaktır. İşte burada, daha önce bahsettiğim se naristlerin rolü daha da artacaktır. Onlara olan ihtiyaç daha fazla his sedilecektir. Bugün öbürünün eksik liği nedeniyle senarist eksikliği pek fazla hissedilmiyor ama bence se naristler çok önemli.

Sanayi kuruluşlarına düşen görev, aslında Türk sanayiine düşen en önemli görev, bence sanayi içinde araştırma geliştirmenin yapılması dır. Bu yapılmaya başlandığı vakit, yazılım üreten kimselere, yaratan kimselere, algoritmalar yazan kim selere ihtiyaç çok daha belirgin bir şekilde ortaya çıkacaktır. Sanayici lerimizin bu gerçeği görmesi lazım. Kendileri yaratmadan, bugün oluş muş olan şartlar yarın devam ede cek ortamı içerisinde sanayicinin no how transferleriyle yaşaması ve yoluna devam etmesi mümkün de ğildir. Yazılım bunun içinde bir nok ta, bir faktördür.

• Sanayileşmekte olan ülkelerin enformatik konusunda planla ma ve doğru stratejik tercihleri yapma yeteneği nasıl geliştiri lebilir ve bizdeki durum ne dir.?

D Bir kere herşeyden evvel eğitim lerini buna uygun şekilde, eğitim stratejilerini ve politikalarını buna uygun şekilde tespit edip, uygula maları takip etmeleri çok önemli bir faktördür. Benim başka bir somut önerim şu olacaktır: Enformatiği ile tişimden ayrı tutmamak lazımdır. Bir kere bir ülke ne kadar az gelişmiş olursa olsun bir iletişim ağı vardır. Benim onlara tavsiyem, konuya bu

radan başlamaktır. O iletişim ağının güncelleştirilmesi, o iletişim ağının genişletilmesi konusunda enformas yon teknolojilerini, hep birlikte dü şünmek gerekir. Böyle parça parça düşünmek fevkalade yanlış olur. En formatikle bilgisayarı özdeşleşmiş kabul etmek doğrudur ama sadece bundan ibaret olduğunu düşünmek fevkalade büyük bir yanılgıdır ben ce. Bu ikisini bir bütün olarak düşün mek şarttır ve gelişmeninde yegane çaresidir.

• Telekomünikasyon alanındaki başarının yazılım ve bilgi işlem alanında da sağlanmasını gö nül arzu ediyor. Y azılım sektö rü, telekomünikasyon sektö ründeki başarıdan ne gibi mesajlar alabilir, ne gibi ders ler çıkarabilir.?

D Eğer bilgisayar ve yazılımda ba şarı gösterilemiyorsa, telekomüni kasyonda da bundan sonra başarı gösterilemez. Bu açıdan bakıldığın da bu üçünün de bütünleşmiş konu lar olduğunu görüyoruz. Bugün he men hemen bütün cihazlar içlerinde bir bilgisayar taşıyorlar. Bu arada, bu asırda 1970'li yıllarda meydana gelen bir izdivaçtan söz etmek isti yorum. Bu izdivaç komünikasyonla computer arasındadır. Japonlar bu nu CC diye isimlendiriyorlar. Vaktiy le sanayi devriminden sonra bir bu har tribünü ile bir elektronik jeneratörününün akuple edilmesi ne kadar önemliyse komünikasyonla computerin birlikteliği de o kadar önemli. Biraz önceki sorunuzda da bu konuların birbiriden ayrılmaması gerekliliğinden söz ettim. Bu yanılgı ya düşmemek lazım. Üçü bir arada olmazsa başarı olmaz, Bir çok konu da başarılı olunmaz.

• Türkiye'nin < değişen dünya dengeleri karşısında teknoloji alışverişinde gerek doğuya ge rek batıya açılma olanakları gözönüne alındığında ne gibi avanta] ve dezavantajlarla kar şı karşıya kalması söz konu su.? Sizce bu olgu, yeni ihti maller dizisi ülkemizde yeteri kadar değerlendirilip, tartışılı yor mu.? Eğer tartışılmıyorsa nasıl bir yöntemle bu tartışma başlatılıp yogunlaştırılabilir..?

D Son zamanlarda dünyada bir ta

132 387 E L E K T R İ K MÜHENDİSLİĞİ

kim değişiklikler oldu, biliyorsunuz. Bu konuda herkes konuşuyor, doğ ru söyleyenler de tabii ki var. Türki ye'nin bulunduğu yer, öteden beri stratejik önemi açısından değerlen dirilir. Avrupa ile Asya arasında bir köprü vazifesi gördüğünden söz edilir. Bunları yadsımak mümkün değil. Ben, Sovyetler Birliği'nin da ğılmasıyla ortaya çıkan bağımsız ül keler topluluğunun Türkiye'ye büyük imkanlar getireceğine inanıyorum. Başbakan'ın bu ülkelere yapmış ol duğu son ziyaretler sırasında, o ül ke halklarının ve idarecilerinin verdi ği tepki çok olumlu ve beni fevkalade etkiledi. Bu yolda zaten var olan ümitlerimin kuvvetlenmesi ne sebep oldu. Bunun, Türkiye için çok abartılmadan, çok dikkatli adım lar atılarak kullanılması gerekli mü him bir fırsat olduğunu düşünüyo rum. Sırf bu faktör yüzünden bunun başkaları da farkında Türkiye'nin ağırlığının artmış olduğunu düşünü yorum. Bütün mesele, konulara sa dece pragmatik olarak değilde bilim sel açıdan da bakmak ve konuyu çok ciddi tutmak gerekir sanırım. Kulağımıza en yetkili ağızlardan bir takım dedikodular geliyor. Bazı ma ceraperestlerin oralarda faaliyet gösterdikleri ve Türkiye imajını kötü leyebilecek bazı girişimlerde bulun dukları söyleniyor. Bunların çok cid di bir biçimde takip edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Bu ülkelerin çoğunun, henüz kulla nılmayan büyük potansiyelleri oldu ğunu biliyorum. Yeraltı kaynakları ile birlikte orada yaşayan insanların bir kısmının kültür seviyeleri ve ye tişme tarzlarının fevkalade istifade edilebilir, değerlendirilebilir faktörler olduğunu düşünüyorum, örneğin Özbekistan'daki üniversitenin tele komünikasyon alanında uzmanlaş mış olması, bu üniversite mezunla rının Rusya içerisinde kapış kapış kullanılmaları gibi bilgileri öğrenmek lazım. Muhakkak başka şeylerde var. İşte Özbekistan'da Algoritma di ye bir şirketten bahsediliyor. Bu şir ket Sovyetler Birliği zamanında ne kadar beyni içindedir bilmiyorum ama süper computer yaparmış. Orada bir bilgi birikimi var mıdır, yok mudur, süper computerin yazılım kısmı hiç oraya bulaşmış mıdır bun lar çok önemli şeyler.

Tabii, Türkiye'nin kendi içinde yap ması icap eden şeyler var. Bu fırsat ları değerlendirebilmek için insanın kendi içinde bir yere gelmesi lazım. Yoksa biz ne kadar akıl verirsek ve relim, bunu temin edecek yapıda, kıvamda, olgunlukta değilsek ol maz. Onun için Türkiye'de başta eğitim olmak üzere yapılması icap eden şeyler vardır. Bunların önemi fevkalade yüksektir. Sanayileşme yolunda, bilgi toplumuna geçme yo lunda atılacak adımlar Türkiye'nin bütün dünya içerisindeki durumunu, yerini, tayin edecek faaliyetlerdir. Bunu hiç gözden uzak tutmamak la zımdır. Bunu yaparken, şu anda ge lişmekte olan bir ülke durumunda olmamızdan eziklik duymamalı, aşağılık duygusuna kapılmamalıyız. Dışarıya açılmak fevkalade önemli dir. Her yönde, her konuda dışarı açılınmalıdır. Yabancı sermaye ile işbirliği yapılmalıdır. Bütün bunları yaparken, davranışlarımızda kişiliği mizi ve saygınlığımızı mutlaka ko rumalıyız. Yüzde yüz bağımlılık şek linde tam tabiyet fevkalade yanlış olur.

• Çok sık konu edilen ünrversi to sanayl işbirliğinin İstenilen düzeye çıkmamasının sizce nedenleri nelerdir.?

D Bence gelişme eksikliğidir. Tabii bunu biraz açmam lazım. Bizde üni versite mensupları sanayiyi tanı mazlar. Sanayiciler ise bir ölçüde üniversite imkanlarını bilmezler. Bu gün, geçmişe göre büyük ilerleme ler olduğu bir gerçektir. Ama yine de üniversitelerimizin, sanayinin ihti

yaçları, imkanları ve şartları konu sunda daha bilgili olmaları gerekir. Bu arada mevzuat ile ilgili bir takım şeylerde söylemek mümkün. Üni versitede bir 38. maddenin varlığın dan sözedilir. Üniversite öğretim üyelerinin üniversite dışında iş ya pabilme şartlarını tarif eder. Bu maddeye göre, üniversite öğretim üyesi, bir başka üniversitede çalışa bilir, bir vakıfta çalışabilir ama sana yide, özel teşebbüste çalışamaz. Bunu anlamak mümkün değildir. Neden efendim, özel teşebbüs bir başka ülkenin sınırları içinde mi dir..? Bütün mesele, öğretim üyesi nin vaktinin bir kısmını mensup ol duğu müesseseden ayırıp başka bir müesseseye tahsis etmesidir. Üni versite için bu maddenin manası bence budur, bir takım konularda engeller çıkarmaktır. Bu ve benzeri mevzuat bozukluklarının üzerinde dikkatle durup ayıklanması icap eder düşüncesindeyim. Diyelim ki üniversite ile sanayi arasında işbirli ği yeteri kadar yok, peki kamu ida releri ile özel teşebbüs arasında is tenilen seviyede bir işbirliği olabiliyor mu.? Hayır. Hala bir kamu mensubu ile özel teşebbüse men sup iki kişi aralarında sohbet etse ler, üçüncü kişi onlara biraz şüphe ile bakar. Beraber yemek yeseler, acaba bunda bir menfaat mi söz ko nusu diye düşünülür. Bütün bunla rın değiştirilmesi gerekir. Kendinizi herşeyden soyutlayıp sadece üni versite sanayi işbirliğini, yalnız başı nıza düzeltemezsiniz. Ortamın, ka faların düzeltilmesi lazımdır. Hepimizin bu anlayışlara gelmemiz

387 E L E K T R İ K 4 A A

MÜHENDİSLİĞİ I O O

lazımdır. O da kendiliğinden olacak tır. Çok lüzumlu bir şeydir, hele bi zim gibi ülkelerde bir takım kuvvet eksikliklerimiz vardır. Güç birliğine gidilmesi gereken yerler vardır. Bu tür düşünceler, bu tür kafa yapıları, bunlara bağlı olarak çıkarılan bazı kaideler, kurallar, kanunlar ve mev zuat herşeyi engellemektedir.

• Sayın Y ücel, mühendislik ve yöneticilik dışında tigl alanları nız nelerdir.? Neler yapmaktan hoşlanırsınız.? Bunlar için za man bulabiliyor musunuz.?

D İtiraf edeyimki son zamanlarda tekrar zaman bulamamaya başla

rimliliğinin arttığını ve sağlığımın da ha iyi olduğunu hissediyorum. Bu, Marmaris"i çok sevmemden dolayı, benim üzerimde yapmış olduğu psi kolojik etkinin, tarafımdan bu şekil de yorumlanması da olabilir ama, açıkçası Marmaris'te çok mutlu olu yorum.

• Siz İdealist ve ulusal projelere

yatkın bir kuşaktan geliyorsu

nuz. Günümüzün genç mühen

disleriyle kendi kuşağınızı kar

şılaştırdığınızda

ne

gibi

farklılıklar görüyorsunuz? Si

zin kuşağınızın deneyim ve ba

şarılarından gençlere hangi

tenkit edenler çıkıyorsa, bence kişi ler sorunu kendilerinde aramalılar diye düşünüyorum. Benim hiç böyle bir sorunum olmadı. Her zaman benden yaşlı olanlarla, yaşım ilerle dikçe de benden genç olanlarla bir likte çalışma imkanı buldum. Bun dan hiç rahatsızlık duymadım. Benden 20 25 yaş genç olanlarla tabii fiziğimin müsade etmediği bazı şeyler var fikir alışverişinde bulun maktan doğrusu zevk duydum. Onun için bu yönde, yani yeni genç lik şöyle olmalıdır, böyle olmalıdır şeklinde mesajlar vermek istemiyo rum.

dım. Bir ara haşlandığım şeyleri yapmak için bol bol zamanım vardı. Maalesef sanat dallarının hiç birisi ne istidadım yok. Yani ne resim ya pabilirim, ne bir enstrüman çalabili rim, ne heykel yapabilirim, Doğa bana maalesef bu konularda cimri davranmış. Ama seyahat etmeyi, bir ölçüde yapabildiğimce spor yapma yı yüzmek başta geliyor ve Mar maris'te yaşamayı seviyorum. Mar maris'te yaşarken daha sağlıklı düşünüyorum. Eğer çalışırsam ki sık sık gerekiyor yaptığım işin ve

önerileri yansıtmak istersiniz.?

D Gençlere alışılmış biçimde me sajlar vermek istemiyorum. Adet ol duğu üzere, her kuşak kendisinden sonra geleni tenkit eder. Ben bunun doğru olduğunu zannetmiyorum. Bence insanlar; gelişme içerisinde, sahip oldukları meslekte, kendi ka rekterleriyle o günün şartlarına göre yer alıyorlar. Açıkçası benim inandı ğım budur. Eğer biz, bugünün genç liğinin bir takım davranışlarını za man zaman tenkit ediyorsak veya

• Sayın Y ücel, sizin karizmatik bir kişiliğiniz var. Türkiye'nin teknoloji tarihine isminizi ver diniz. Y aşamınıza baktığımız da, İTÜ'ye giriyorsunuz, bitiri yorsunuz, özel İşinizi kuru yorsunuz, bırakıp PTTye geçi yorsunuz, orada olağanüstü bir şey yapıyorsunuz, bir laba ratuvar kuruyorsunuz, o laba ratuvar büyüyor, çok büyük bir kuruluş oluyor. Onu şirket leştirlyorsunuz, sonra şirket ten ayrılarak ESİD'I ve Tekno

134 387 E L E K T R İ K MÜHENDİSLİĞİ

loji Vakfını kuruyorsunuz. Y ani

özetle, yaşamınızda sürekli bir

yaratıcılık söz konusu. Müthiş

bir enerjiye sahipsiniz. Oysa

siz çok daha rahat yaşabilirdi

niz, Türkiye'den ayrılıp yurtdı

şında yaşamınızı devam ettire

bilirdiniz.

Niçin

bunu

yapmadınız.? Durmadan bir

mücadele ve didinme içerisin

de oldunuz. Bu işi nasıl başar

dınız.? Sadece gençlere değil,

bu söyleyişi okuyan herkese

ne gibi mesajlar vermek İster

siniz.?

( ] Söylediklerinizi duymak tabiatıyla her faniyi memnun eder ama ger çekten bu seviyedemiyim bilmiyo rum. Ama bunları duymaktan mutlu luk duyuyorum. Size çok teşekkür ediyorum. Ben meslek yaşamımda bir kaç kez emekli oldum. Birisinde ayrılmam nedeniyle verilen bir ye mekte şöyle bir söz söylemiştim. "Hepiniz profesyonel insanlarsınız. Profesyonelliğin bir takım kaideleri vardır. Bunu hiç unutmamak lazım.

Ama bir işte başarı istiyorsanız, enerjinizi tamamen buraya kullan mak istiyorsanız biraz da gönlünüzü bu işe koyun" yani yaptığınız işi se verek, hoşlanarak yapın demek is tedim. Size biraz önce söyledim. Benim hobilerim çok fazla değil. Be nim hobim işim. ESİD'in içinde ol duysam, Türkiye Teknoloji Geliştir me Vakfı'nın içindeysem, bu konuları, bu mesleği sevdiğim için dir. Herkesin bir takım beklentileri olabilir. Çok başarılı işadamları var dır, dünya kadar servete sahiptirler ama sürekli çalışıp didinirler. Sebe bi, bir noktadan sonra sadece para kazanmaktan çıkıyor galiba. Ben hiçbir zaman zenginlik peşinde koş madım. Dolayısıyla gençlere verile bilecek mesaj şudur. İşin başınday ken istikametlerini iyi çizmeliler, konularını iyi seçmeliler ki sonuna kadar bu yolda yürüyebilsinler. Ben artık bu konularla meşgul olmadan yaşayamadığım için sürekli bir şey ler yapıyorum. Bunda fayda unsuru da muhakkak düşünülüyor. Sizin ta birinizle idealist bir kuşaktan da

geliyorum. Hep idealist denilen ta rafta oldum. İnatçı bir kişiliğim var. Yani öyle kolay kolay havlu atan in sanlardan değilim. Bir başarısızlığın her zaman muhakkak surette düzel tilebileceğine inanmışımdır. Arada bazı bozulmalar, yozlaşmalar, sap malar olsa da her şeyin bir çaresi nin bulunabileceğine inanan bir tabi atım da var. Burada kendimi benzetmeden bir örnek vermek isti yorum. Türkiye'nin siyasi mücadele ler tarihinde İnönü faktörünün siyasi hayat üzerindeki etkisini, gölgesini görmemek mümkün değildir. Bir ara kendisinden çok daha genç insan larla mücadele ederek büyük müca deleler içinde olmuş bir insandır. O zamanki anlayışlarla baktığınız za man kendinden 30 40 yaş genç in sanlara nazaran daha idealist gö rünmüştür bizlere. Böyle şeyler olabileceğini anlatmak için bu örne ği size verdim.

• Sayın Y ücel, bize zaman ayır dığınız İçin teşekkür ediyoruz.

D Ben de size çok teşekkür ederim.

Silisli saçlardan yarımamuller

Tesisimizdeki otomatik makinelerde sarılan »Toroid trafo nüveleri • Dört köşe sarılmış trafo nüveleri »Her genişlikte dilinmiş bandlar ile, i

• Ölçü Trafoları • Küçük Trafolar üreticilerine

> Çok kısa teslim müddeti, • Kalite garantisi, • Teknik bilgi ile hizmet veriyoruz.

İşlediğimiz saçlar: Grainoriented trafo saçları (0,35/0,30/0.27/0,10/0,05 mm) Nonoriented silisli saçlar (0,35/0,5 mm)

EN PAY

Endüstriyel Pazarlama ve Yatırım A.Ş.

Bağdat Cad. No: 468/1 81110 Bostancı İSTANBUL Tel: 361 30 47 48 Fax: 373 13 11 Tlx: 29030 seyu tr

Ayrıntılı bilgi için Okuyucu Servis Kuponu'nduı (2) numarayı ifaretleyiniz.