Elektrik Mühendisliği · Sayı 398 · 1996 / 3
SENDİKALAŞMAYA BAKIŞ
Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1996
- Sayfa
- 1
- Okuma süresi
- 3 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı
Anahtar kelimeler
- kamu emekçileri sendikaları
- KESK
- fiili meşru mücadele
- toplu sözleşme
- küreselleşme
- 12 Eylül
Özet
Kamu çalışanlarının sendikalaşma mücadelesinin tarihsel gelişimi, küreselleşme ve neoliberal politikalar bağlamında değerlendirilerek, örgütlenmenin gerekliliği ve doğru mücadele perspektifi üzerine görüş yazısı.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
K İM O
1 /~\ s \ s \ yılında başlayan kamu çalışanlarının yg y sendikalaşma çalışmaları verilen fiili meşru mücadele ile günümüzdeki konuma gelmiştir. Neden Örgütlenme: (Neden Sendikalaşma)
ve meşru mücadele örgütü olan sendikalarını kurdu ama siyasal iktidar her süreçteki genel uygulamasında yaptığı gibi kendi onay ladığı ILO sözleşmelerine (Kendisi) hiç bir zaman uymamış ve kurulan sendikaları mahkemelere taşındırmış, haksızlığı mahkemelerce de kanıtlanmasına rağmen, mahkemeler üzerinde siyasal baskı kurarak sendikaları kapatmaya çalışmış ve kapatma
II. (Dünya) paylaşım savaşından sonra sosyalist ideolojinin girişimeleri bugün de devam etmektedir, bu düzlemde hareket
yönetim anlamında taban bulması. Yönetim anlamında taban eden kamu çalışanları, bir çatı örgütü değil mücadele örgütü için
bulamadığı ülkelerde emek kesimlerince ciddi ciddi tartışılması, 8 Aralık 1995 tarihinde KESKİ (Kamu Emekçileri Sendikaları
sermayenin emek gücüne olan aşırı ihtiyacı gibi nedenlerden Konfederasyonu) kurmuşlardır.
dolayı mevcut konumunu sürdüremeyeceğini gören uluslararası
Günümüz noktasında kamu çalışanları sendikal hareketi kendi
sermaye ve ideologları, tekelci burjuvazinin siyasal iktidarlarını temel dinamiklerini, sendikal hak ve özgürlüklerini, fiili meşru
hakim kılabilmek için "Sosyal Devlet", "Refah Devleti" anlayışını
zeminde kazanılmasıyla hak etmiştir. 20 Aralık 1994
ortaya atmışlar ve uygulamaya koymuşlardır. Bu uygu
tarihine kadar mücadeledeki çizgi tek tek iş kol
lama dünyada ve ülkemizde 1970'li yılların 2. dili
larındaki düzlemde sürdürülerek sendikal
mine kadar kısmen de olsa uygulamaya konul
hak topluma onaylatılmıştır. Bu olay
muştur. Ancak sermayenin, bunalımlarını sürekli' kriz edebiyatı ile emek kesiminin
devlet karşısında zorlayıcı güç olarak gerçekleşmiştir. Devletin, daha önce ki süreçte kamu çalışanlarının
kazanımlarına saldırarak aşma yönteminin yetersizliği ortadaydı. 1970li yılların 2. yarısında sermaye ideologları (LM.
HÜRRİYET
sendikal hak ve özgürlükleri yok sayan, çalışanları açık baskı ve sürgün politikalarıyla hukuk dışına
Friedman ve ekibi) vasıtası ile dünya
itmeye yönelik politikaları
ülkelerine tavsiye edilen ve IMF ve Dünya
Bankası gibi sermayenin denetim, yöne
tim
organlarınca
tavsiyelikten
O
demokratik mücadele çizgisi ile aşılmıştır. Kamu çalışanlarının önündeki
yaptırımcılığa dayatılan yeni sömürü sis temini adı devletin ve ekonominin yeniden yapılanması başlığı altında (Yeni Dünya
süreç artık fiili toplu sözleşme süre cidir. Bu süreç doğru politik sapta malar, verilecek olan mücadele ile
Düzeni), (Küreselleşme) oldu. Yeni Dünya
oluşturulacak toplu sözleşme kültürü
Düzeni ve Küreselleşme özet olarak, emek ke simlerinin var olan kazanımlarının birer birer ser maye lehine geri alınmasıydı. Bunun da artık refah
EKMEK
ile elde edilecektir. Bu mücadele emek kesiminin ana ekseninden ayrılmadığı, emeğin diğer bileşenleri ile
devleti anlayışının bittiği söylemleri ile altını
tartışıp onların sorunlarına çözüm üretildiği
çizmişlerdir. Bu dayatma ülkemizde 12 Eylül 1980 faşist
oranda başarılı olacaktır.
darbesiyle yaşama geçirilmiştir.
Bu nedenle çalışma yeri hangi kuruluş, hangi konum,
Ne Y apmalı?
hangi sektör olursa olsun meslektaşlarımızın şu noktayı çok iyi bilmesi gerekir. Sermayenin "Yeni Dünya Düzeni", "Küreselleşme"
Yukarıda kısa olarak yaptığımız saptamadan sonra günümüz noktasında, 12 Eylül 1980'e kadar kendini devlet memuru, devletin temsilcisi olarak gören kamu çalışanları 1980'li yıllarda yapılan bu tanımlamanın yanlışlığını özelleştirmenin gündeme gelmesi ile birlikte, devletin sözleşmeli personel yasasında ÇALIŞAN tanımını kullanması ile anladı.
Bu şu demekti. Devlet artık "Tüccar Devlet", memurlar ise "çalışan" idi. Kamu çalışanları asıl konumlarını böylece belirlemiş oldu ve kendisinin de artık bir taraf olması gerektiğini görerek fiili
gibi teorilerle yeniden örgütlenmesi ve kendi karşısındaki güçleri örgütsüzleştirme mücadelesi onun birincil görevi ve ana karak teridir, bunun için çalışanların "NE KADAR HÜRRİYET O KADAR EKMEK" şiarından hareketle yönetimlere insi yatif koyabilmeleri (Tabanın söz, yetki ve karar sahibi olmaları) için örgütlenmelerini güçlendirmeleri zorunludur. Örgütlenmeye bakış açısındaki doğru perspektif, emeğin çıkarının bütünlüğünde olmak, şovenist temalar taşımamaktadır. Bu iskelet kabul edilmeli ve doğruluğu aşılanmalıdır.
I i l Si