Elektrik Mühendisliği · Sayı 422 · Ağustos 2004

KİRLENMİŞ BİR DOĞA KİMİN İŞİNE YARAR ?

Nuray Önoğlu

Çevre ve iklim Görüş ve değerlendirme

Yıl
2004
Sayfa
3
Okuma süresi
6 dk
Görüntülenme
0

Konu

Çevre ve iklim

İlgili: Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

Anahtar kelimeler

  • küresel ısınma
  • iklim değişikliği
  • altın madenciliği
  • Bergama
  • Bakırçay havzası
  • Kyoto Protokolü

Özet

Yazar, ABD Savunma Bakanlığı'na hazırlatılan ani iklim değişikliği senaryosu raporundan yola çıkarak küresel ısınmanın olası etkilerini ve altın madenciliğinin doğaya verdiği zararları eleştirel bir dille ele alıyor; Bakırçay havzası gibi bölgelerin madencilik yerine tarımsal ve doğal kaynak değeri açısından korunması gerektiğini savunuyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Nuray ÖNOĞLU

Amerikan Savunma Bakanlığı bir rapor hazırlatmış, adı “An Abrubt Climate Change Scenario and Its Implications for United States National Security/Ani Bir İklim Değişimi Senaryosu ve Bunun Amerikan Ulusal Güvenliğine etkileri”. Greenpeace ele geçirmiş, Observer yayınlamış ve bizim medyamızda da “Bengaldeş sular altında kalacak”, “Hollanda suya gömülüyor”, “Dünya su kaynatıyor” gibi çeşitli başlıklar altında ilgi gördü. İnternette raporun tam metni bulunuyor. Raporu okuyunca; kabaca şu bilgilere ulaşıyorsunuz: Dünyamız sera etkisi nedeniyle giderek ısınmakta ve bu ısınma 2010-2020 yılları arasında ani bir iklim değişimine yol açabilir. Bu ani iklim değişimi Avrupa ve Kuzey Amerika’nın batı kesimlerinde, nüfusun yoğun olduğu bölgelerde ve önemli tarımsal alanlarda kuraklık olmasına; Asya, Kuzey Amerika ve Avrupa’da sıcaklığın önemli ölçüde azalmasına; Avustralya, G. Amerika ve Afrika’nın güney kesimlerinde sıcaklığın önemli ölçüde artmasına; çeşitli yerlerde şiddetli fırtına ve rüzgârların oluşmasına; göllerin kurumasına ve nehir sularının azalmasına ve bunlara benzer benzemez pek çok soruna yol açacaktır.

Şu Kyoto Protokolü şeysi... Bunun içinde bizimle ilgili ne vardı?!

Kirk Anderson (environment-Kyoto)- http://zena.secureforum.com/cartons/display.cfm

* Bu yazı, yazar ve çizer Necdet Şen’in hazırladığı www.derkenar.com adresindeki sitede 18 Mart 2004 tarihinde yayınlanmıştır ve oradan alınmıştır.

Bu sorunların beklenen sonuçlarının başlıcaları da; tarımsal üretimin düşmesi nedeniyle yiyecek sıkıntısının baş göstermesi, seller ve kuraklık nedeniyle temiz su temininde güçlük çekilmesi, su kalitesinde düşüş ve stratejik minerallere ulaşmanın zorlaşması olacak gibi görünüyor, rapora göre. Bütün bunların sonucunda da, “istiab haddi/carrying capacity” zaten zorlanmakta olan dünyamız, varolan nüfusu besleyemez hale gelecektir. Bu da kaynakların paylaşılmasına dönük savaşlara, kitlesel göçlere yol açacak; salgın hastalıklar ve savaşlar çok sayıda insanın ölmesine neden olacaktır; ta ki Dünya nüfusu “istiab haddi”ne uygun sayılara inene kadar.

Rapor başka bazı açılardan da son derece ilginç: Örneğin bütün bu değişimlerin sonunda, Kuzey Avrupa’dan Akdeniz ülkelerine kitlesel göçlerin olacağı belirtiliyor ve fakat birçok Akdeniz ülkesinin adı verilirken, Türkiye’nin adı, öldür Allah geçmiyor. Raporda verilen kaba haritalara bakılırsa; güzel yurdumuz bütün bu olan bitenler sırasında, gezegenimizin yaşanabilir kısımları arasında kalacak. Hani komplo teorilerine yüz verilecek olunsa; duruma uyanmamız istenmiyor diye bile düşünmek mümkün. Hatta hani şu Amerika’da yapılan “Ortadoğu’daki bol su kaynaklarına sahip bir ülkenin işgali”ne dair olan tatbikatı hatırlamak bile.

elektrik mühendisliği 19

AL ARM - Taner Öngür (Moğollar)

Dünyanın tepesi Himalayalar Yamaçlarında kalmamış bir tek ağaç Kışın biriken kar suları Baharda Bengal deltasına saldırıyor Kardeş Bengaldeş sular altında Bengaldeş sular altında

Dünyanın ciğeri yanmış, soluk alamıyor Altımızda arabalar, biz gaza basıyoruz Donmuş bozulmamış bir kıta Antarktika Göz koymuşuz madenlerine paylaşamıyoruz

Bindokuzyüzdoksandokuz Belki bir pazar sabahı Amsterdam sular altında, Amazonlar yanıyor Afrika açlık grevinde, insanlar sürünüyor Kimsesiz çocuklar Güney Amerika’da Öldürülüyor, öldürüyorlar Zararlı haşereler gibi, sokak köpekleri gibi

Her gün daha fazla insan dünyada Her gün daha fazla kirlenme etrafımızda Her gün daha hızlı dünkünden Her gün daha az zamanımız kalıyor

Anlat bunları herkese Mümkünse anlaşılır bir şekilde Gezegenimiz ellerimizde Yaşatabilirsek, kurtarabilirsek eğer

Düşün bir an geleceğini Düşün bir an çocuklarını Düşün bir an şu yaşadığın dünyayı Çünkü başka hiç bir şansın yok Başka hiç bir şansımız kalmadı artık

Ama biz komplo teorilerine yüz vermiyor ve devam ediyoruz.

Raporda deniyor ki: “Jeolojik kayıtlar, dünyamızda bundan önce en az 8 kez bu türlü ani iklim değişikliği olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, burada sorulması gereken soru ‘bu gerçekten olacak mı?’ değil, ‘Bu ne zaman olacak; etkileri neler olacak ve biz buna nasıl hazırlanacağız?” olmalıdır.

Şimdi şunları yinelemenin yeri ve zamanıdır: Ey ahali, para kazanma hırsıyla altın (ve başka riksli madenlerin) işletilmesine izin verir ve doğayı kirletirsek eğer; altın işletmesinin kirlettiği doğa parçalarını tarımsal üretim yapamaz hale getirebilir; dolayısıyla parasıyla bile yiyecek/içecek bulamaz duruma düşebiliriz; çünkü gelecekte insanlığın en önemli sorunu beslenme olacak diyor uzmanlar. O nedenle, etmeyin eylemeyin, üç

kuruş (o da şüpheli ya!) kazanacağız diye Bakırçay havzası gibi bir yeryüzü cennetini riske atmayın, atanları desteklemeyin!

Altın madenciliği, bilindiği gibi, diğer bazı madencilik etkinlikleriyle birlikte, çok riskli bir madencilik çeşidi. Altını işletiyor bir şirket ve işletme bitince de, pılısını pırtısını toplayıp gidiyor. Biz de burada tonlarca zehirli maddeyle dolu bir atık barajı ile onyıllar/yüzyıllar boyu yaşamak durumunda kalıyoruz. Hani şansımız yaver gitmez de bir sel felâketi, deprem vs. de olursa; bütün o atıklar yayılıyor doğaya ve yaşanmaz hale getiriyor yayıldığı alanları.

Bunun örnekleri dünyada çok. Evet altın işletildiğinde bize de bir miktar para kalıyor kuşkusuz ama bu şirketler Hilâl-i Ahmer yararına çalışan kurumlar değil, kâr amacı güden şirketler oluğu için,

doğallıkla aslan payını kendilerine ayırıyorlar ve biz üç otuz paraya acaip risklere atılmış oluyoruz lüzumsuzca.

Bu konular tartışmaya açıldığında -ki tartışmalar sürüp gidiyor her daim- ortaya sürülen argümanlardan başlıcaları şunlar: “Gümüşköy maden işletmesinde de siyanür kullanılıyor”. Eeee, ne olmuş? Bu olsa olsa onun da kapatılması için çalışmamızı gerektirir, yoksa “benim annem senin anneni çok fena bir yerde görmüş” dememizi değil. Öyle değil mi? “Bergama’da son derece modern bir işletme kurulmuştur” diyor uzman arkadaşlarımız. Herhalde öyledir ve öyle olmasında, yöre halkının ve ilgili kuruluşların itiraz ve direnmelerinin payını da, süreci izlemiş olanlar yakından bilir.

Hani, öyle güle oynaya kendiliklerinden çok modern bir işletme

20 elektrik mühendisliği

filan kurmuş da değillerdir, mecbur kalmışlardır/bırakılmışlardır. Ama hazır şu rapordaki argümanları da bulmuşken, yeniden sormadan edemiyorum: Altın ve gümüş neye yarar? Şart mıdır insanlık için? Altın üretmesek artık, hiç üretmesek, dünyanın hiç bir yerinde üretmesek; ne kaybederiz paradan başka? DEĞER Mİ HİÇ?

Değmez. Çünkü yukarıda anılan raporun da gösterdiği ve aslında her makul insanın rahatlıkla idrak edebileceği gibi, aslolan bu gezegenin kaynaklarını kendini gezegenin sahibi ilan etmiş bir türün mensupları olarak, korumamızdır. Kendimiz için, bu gezegende birlikte yaşadığımız diğer türler için ve gelecek kuşaklar için. Çünkü tahribine yol açtığımız her su kaynağı, her toprak parçası, yok ettiğimiz her bitki ve hayvan, gelecekte bizim yaşamımıza, bütün bitki ve hayvanların yaşamına ve gelecek kuşakların yaşamına dönük bir tehdit olacaktır.

Hani vardır ya reklamlarda; “İsviçre’li bilimadamlarının yaptıkları araştırmalara göre...” diye başlar. Sanırım başkalarının, özellikle de batılıların söylediklerini, kendi insanlarımızın söylediklerinden daha muteber tutuyor olmamız yüzünden böyle yapar reklamcılar. Ben de bunu kullanayım, bakarsınız işe yarar:

“Amerika’lı bilim adamlarının yaptıkları araştırmalara göre” gelecekte, insan türünün yaptıklarının da yarattığı sera etkisi yüzünden, iklim değişecek (“mevsim değişip Akdeniz olmayacak”, fakat felâket olacak ve gülümseyecek mecal kalmayacak kimsede) yiyecek ve su kıt (daha da kıt demeliyiz belki, çünkü dünya nüfusunun önemli bir bölümü için zaten çok kıt kaynaklar bunlar) kaynaklar haline gelecek ve çok değerli olacak. Gelecekte Bakırçay havzasında yetişen her bir zeytin ve üzüm ve darı ve domates ve ... tanesi, altından daha değerli olacak.

Ve bu gelecek çok uzak bir gelecek değil! Birkaç on yıl içerisinde olacaklardan söz ediyoruz.

Bu yüzden, Bakırçay havzasını, Eşme’yi, Artvin’in yaylalarını para için riske atmadan önce ve dahi yeni madencilik yasasıyla halen korunabilen kimi yerleri madenciliğe açmadan önce; bu raporu iyice okumakta ve kafamızı iki elimizin arasına alıp, her şeyi enine boyuna iyice bir düşünmekte ve buna göre bir gelecek planlamakta sonsuz faydalar var. Asıl zenginliğimizin kirlenmemiş bir doğa, tarım yapılabilen topraklar, temiz su kaynakları olduğunu idrak etmekte faydalar var sonsuz.

Bizim koşullarımızda olacak iş

değil ama, madencilikten çok

para kazandığımızı varsaysak

bile, çok değil 10-20 yıl içinde,

paramızla satın alacak yiyecek

ve su bulmakta zorlanabiliriz.

“Amerikalı bilim adamları” öyle

diyor!!!

<

Küresel ısınma yoktur!

Tamam, vardır ama insanlar yüzünden değildir!

Tamam insanlar yüzündendir ama etkileri o kadar da kötü değildir.

Kirk Anderson (environment-Global warming)- http://zena.secureforum.com/cartons/display.cfm

Etkileri gerçekten de çok kötü olabilir ama ben ölene kadar değil.

elektrik mühendisliği 21