Elektrik Mühendisliği · Sayı 445 · Ekim 2012
EMO Kadın Bülteni - EK
Kadın ve toplumsal cinsiyet Söyleşi
- Yıl
- 2012
- Sayfa
- 32
- Okuma süresi
- 55 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı
Anahtar kelimeler
- EMO Kadın Komisyonu
- toplumsal cinsiyet
- kadın mühendis
- Neriman Usta
- Beyza Metin
- Ebru Akgün
Özet
EMO Kadın Bülteni'nin bu ekinde, EMO yönetimlerinde 28 yıl aradan sonra görev alan kadın yöneticiler Neriman Usta, Beyza Metin ve Ebru Akgün ile mühendislik mesleğinde kadın olmak, karşılaştıkları ayrımcılık ve Odanın kadın üyelere ilişkin tarihi üzerine yapılan röportaj yer alıyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Başlarken EMO Kadın Komisyonu 3
{Röportaj} - Örgütlü Kadının Gücü Bir Başka Fatoş Bentli 5
Toplumsal Cinsiyet Atölyesi Sonuç Bildirgesi EMO Kadın Komisyonu 11
Kadınlık Onurumuz Bizimdir! Emel Akpınar 14
AKP, 4+4+4 ve Yeni Kadın Düşmanlığı Betül Öztürk Korkut 18
Diplomalarımız Aynı, Hayatlarımız Farklı Cansel Aslan 20
Son Kurban Tülay Işık 24
{Kültür-Sanat} - Düşünen Adam mı? Yoksa Kadın mı? Fatoş Bentli 26
{Film Tanıtımı} - 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün Eylem Ölmezoğlu Poyraz 30
{ Kitap Tanıtımı} Kibele’den Pandora’ya Neriman Usta 31
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası adına SAHİBİ
Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz GÖLTAŞ SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Mehmet BOZKIRLIOĞLU KATKIDA BULUNANLAR
Neriman Usta - Fatoş Bentli - Emel Akpınar - Eylem Ölmezoğlu Poyraz - Duygu Tokmak - Hacer Öztura - Gönül Yalçın YAYIN YÖNETMENİ Banu SALMAN YAYINA HAZIRLAYAN
TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI YAYIN TÜRÜ
Elektrik Mühendisliği Dergisi 445. Sayı Eki’dir YÖNETİM YERİ
Elektrik Mühendisleri Odası Ihlamur Sokak No: 10 Kızılay-Ankara / Tel: +90 (312) 425 32 72 (PBX) - Faks: +90 (312) 417 38 18 e-posta: [email protected] http://www.emo.org.tr BASIM ADEDİ 6000
BASKI YERİ MATTEK Matbaacılık Bas. Yay. Tan. San. Tic. Ltd. Şti Adakale Sokak 32/27 Kızılay Ankara Tel: 0312 4332310 01 Ekim 2012 Saat:08:00
KAPAK FOTOĞRAFI Emel AKPINAR
BAŞLARKEN
Sevgili EMO Üyeleri,
olarak tüm üyelerimiz ile paylaşmaya 1954 yılında kurulan EMO’nun, Merkez
Toplumsal cinsiyet rollerini tartıştı- çalışacağız.
Yönetim Kurulu’na ilk olarak 1964 yılınğımız EMO Kadın Üye Toplantısı’nın Bültene hazırlık yaparken Odamızın da yani kurulduktan tam 10 yıl sonra
3 ardından hazırladığımız örgütlü mü- geçmişine doğru bir göz atalım, Oda bir kadın üye girebiliyor. 1964 yılında cadelemizi bir adım ileriye taşıyacağı- hayatında kadınların aldığı yere ba- Yönetim’e giren Selma Kenevir aynı
nı umduğumuz “EMO Kadın” Bülteni kalım dedik ve karşımıza çıkan tablo zamanda saymanlık görevi yaparak
ile karşınızdayız. Ülkemizin en büyük hiç de iç açıcı değildi. Bundan sonraki Yürütme’de de yer alan ilk kadın üye
sorunlarından biri olan “birey” olarak amacımız gelecekteki tabloyu “geçmişi oluyor. 1965 yılında Nevvar Sünnetçikendini ifade edemeyen insanların, analiz edecekler” için güzelleştirmek oğlu ve 1980 yılında ise Hatice Şermin
gün geçtikçe söz söyleme alanları da bir olacak.
Mengüç, Merkez Yönetim Kurulu’nda
bir ellerinden alınmaktadır. Sözün hem birey olarak hem örgütlü bir topluluk içinde tek vücut olarak söylendiği bir mecra yaratma ihtiyacı duyduk. Sözümüzü örgütlü biçimde söylemenin bizi daha da güçlendireceğini ve bize anlam katacağını düşündük. Düşünenler bu sefer EMO’nun kadın üyeleriydi…
Bu geçmişi tek çırpıda burada özetleyerek; kadınların Oda içinde varlığını artırmayı ve her şeyden önce “erkek mesleği”olarak görülen“Elektrik, Elektronik, ve Biyomedikal Mühendisliği”nin kadınlar arasında da yaygınlaşmasını, tercih sebebi olmasını hedefliyoruz.
üye olarak görev alıyorlar.
80’li yıllarda ülkede yaşanan hareketli günlerin etkisiyle 1982 yılında Emel İnal, başkan yardımcısı ve 1984 yılında Necla Aka, sayman olarak Yönetim Kurulu’nda görev alıyorlar. 1988 yılında Nagehan Abacılar, Merkez Yönetim
Kadınlar olarak birbirimizi birbirimize anlatabiliyorduk da diğer üyelerimize paylaşımlarımızın sonuçlarını aktaramıyor, birbirimize dokunamıyorduk. “EMO Kadın” sayesinde Oda içinde kadın mühendisler olarak neler yaptığımızı, neleri dert edindiğimizi süreli
Kurulu’nda görev alarak bu dönemi 2012’nin kadınların dönüş yılı olarak cinsiyet ideallerine yani toplumsal cinkapatıyor. Ta ki 2012 yılına kadar EMO nitelenmesinin bir diğer sebebi ise siyeti idare eden kabullere karşı çıkan
4 Merkez Yönetim Kurulu’nda tam 24 yıl Odamızın en büyük iki şubesi olan tüm bireylerin özgünlükleriyle birlikte boyunca kadın üyeler görev almıyor. Ankara ve İstanbul’un Yönetim Kurulu eşit, demokratik ve adil bir düzen için-
EMO için 2012 yılı, kadınların dönüş yılı oldu. Çünkü 24 yıl aradan sonra Merkez Yönetim Kurulu’na seçilen Neriman Usta’nın 28 yıl aradan sonra Yürütme’de görev alıp başkan yardımcısı olmasıyla bu dönem kadınlar EMO’da temsil edibaşkanlıklarına da kadın üyelerin gelmiş olması.
En ilginç veriyi en sona sakladık; Odamızın kuruluşundan itibaren yani 58 yıldır merkez ya da şubesinde hiçbir zaman kadın bir başkan olmadı. 58 yıldır
de birlikte çalışıp yönetebildiği bir Oda hayatıdır. Birlikte çalışma kültürünü yeşertmeye çalıştığımız bu dönem içerisinde, anti demokratik uygulamalara karşı da hep beraber omuz omuza mücadele etmek istiyoruz.
liyor.
erkek başkanların yönettiği Odamızda Bu çerçevede; EMO Yönetim Kurulu
aynı anda birden fazla kadın ise hiçbir Başkan Yardımcısı Neriman Usta, İstan-
MERKEZ YÖNETİM KURULU’NDA YER ALAN ÜYE SAYILARI
KADIN %3
zaman Merkez Yönetim Kurulu’nda yer almadı.
Kadınların söz hakkına sahip olduğu mesleki alanda örgütlü mücadele yürüten Oda ve sendikalarda var olması salt
bul Şube Yönetim Kurulu Başkanı Beyza Metin ve Ankara Şube Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Akgün ile yaptığımız röportajı sizlerle paylaşırken, biz biliyoruz ki son söz aslında ilk sözdür:
ERKEK %97
nitelik veya salt nicelikten herhangi birinin öne çıktığı bir olgu değildir. Nicelik ve niteliğin bir arada olduğu, olabileceği bir örgütlülük tahayyül ediyoruz.
Ben her sabah uyandığımda Her yeni doğan güne merhaba derim Bakarım penceremden ne güzel dünya
Kadınların hedefi iktidar olmak veya Henüz varmadı tren o son istasyona…
iktidarın el değiştirmesi değil, aksine
kadının, erkeğin ve normatif toplumsal
ÖRGÜTLÜ KADININ GÜCÜ BİR BAŞKA
28 yıl aradan sonra EMO yönetimlerinde görünür olan kadınlar; EMO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Neriman Usta, İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı Beyza Metin ve Ankara Şube Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Akgün ile yaptığımız röportajı sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. İyi okumalar !
Toplumda genel yargı olarak lerin bilinçli tercih yapmaları herhalde elektrik muhafaza kutusunun yalıtımı
“erkek mesleği” gibi görülen Mü- hiç mümkün olmayacak.
henüz yapılmamıştı ve ben çok ciddi bir
hendisliği neden meslek olarak Ebru AKGÜN: Samimi olarak söylemek şekilde çarpılmıştım. Bunlar kişisel de-
5 seçtiniz?
gerekirse çok bilinçli bir tercih değildi neyimlerim… Ne yazık ki meslek ter-
Neriman USTA: Ben elektronik mü- benimkisi. Mühendis olmak kulağa hoş cihi noktasında ülkemiz eğitim sistemi
hendisiyim. Elektronik mühendisliği, geliyordu ve tabiri caizse tornavidaya, çok kötü durumda. Öğrencilere meslek
elektrik mühendisliğine göre daha az tamir etmeye bir ilgim vardı çocuklu- seçimi noktasında bir yönlendirme söz
erkek mesleği gibi görülüyor. İstatistikkonusu değil, son yapılan 4+4+4 değilerden de bunu anlayabiliyoruz. Neden
tercih ettiğime gelince; lisede matematik bölümündeydim, mühendislik
tercihlerimden biri idi. Eğilimim var mı
yok mu, bilmeden yaptığım bir tercih
sonucu elektronik mühendisliği okudum. Şanslıymışım; bundan hiç pişman
olmadım. Eğitim sistemimiz maalesef
eğilimlerimizi belirleme ve kendimizi
geliştirmeye dönük bir sistem değil.
Benim üniversiteye girdiğim 80’lerde
de böyleydi, şimdi de böyle. Hatta son
yıllarda iyi yönde ilerleme yerine daha
da gerileyen ve 4+4+4 sistemi ile çocuklara bizim sahip olduğumuz kadar ğumdan beri. Elektrik ile ilgili de acı şikliği ile de pedagojik bir yaklaşımdan
bile eğilimlerini belirleme imkanı hiç bir tecrübem vardı aslında. İlkokul 4. tamamen uzak bir yönlendirmeden
tanınmayan bir eğitim sistemi ile genç- sınıfta taşındığımız yeni evimizde, bina bahsediliyor. Gençler mesleklerini seelektrik mühendisliği dergisi 445. Sayı eki / Eylül 2012
çerken neyi yapmak istediklerinden sıkıntılar vardı. Ancak özellikle AKP ik- yaklaşımları sıklıkla önümüze getiriçok; nasıl iş bulurum, nasıl çok para tidara geldikten sonra gerçekleştirdiği yor. Daha çok aktif sosyal ve mesleki
kazanırım soruları üzerinden hareket kadrolaşma hareketi sonrası, kurumda hayatımdan kaynaklı klasik söylemlerle
ediyorlar. Bu noktada biz, şube olarak diğer kadın mühendislerin yükselme- karşılaşıyorum; “Kadın başına bu işlerle
özellikle liselere gidip öğrencilerle ta- lerinin engellenmesi ve karar alma ne uğraşıyorsun, evinle eşinle ilgilen,
nıtım toplantıları yapıyoruz. Meslek süreçlerinden tasfiye edilmeleri gibi bir çocuk yap” gibisinden söylemler esprili
alanlarımıza ilişkin bilgilendirmeler süreci yaşadım. Örnek verecek olursam, de olsa karşılaştığım sözler. Hak arama
yapıyoruz.
bölüm müdürleri ve başmühendislerin mücadelelerinde göstermiş olduğunuz
Beyza METİN: Liseyi bitirdiğimde ka- katıldığı yatırım ve işletme toplantı- tavırlar bile “10 erkeğe taş çıkartır” gifamdaki iki tercihten biri mühendislikti. larında 10 kadın mühendis 15 erkek bisinden cinsiyetçi sözlerle takdir edi-
Gerek lisede aldığım formasyon, gerek mühendis olurdu, AKP döneminde bu lebiliyor. Fakat bütün bunların yanında
yeteneğimin sayısal alanda yoğunlaş- 2 kadın 18 erkek mühendise dönüş- bir o kadar da destek alıyorum. Kadın
ması ve en önemlisi “erkek” mesleği tü. Müdürlük gibi pozisyonlara kadın mühendislerin sorunlarının başında
olması ve benim o zamanlar erkeklerle mühendisler liyakat sahibi olmalarına iş alanlarının özellikle saha, üretim,
kafamda sürdürdüğüm müthiş yarış, rağmen özellikle atanmadı. Ama bu şantiye ortamlarının erkeklere göre
mühendisliği seçmeme neden oldu. ayrımcılık, kadın mühendisler arasında tasarımlanmış olması, mühendislik
Küçüklüğümden beri “Sen kızsın”yapa- zamanla adı konulmamış, tarif edil- hizmetlerinin daha çok masa başı bömazsın söylemlerine verilmiş bir tepki memiş, kendiliğinden bir dayanışma lümlerinin kadın mühendislerce yapılade olabilir. Kadınların “yapamayacağı” ortamını da yaratmış oldu. Birbiriyle bileceği algısı geliyor. Doğum/süt izinher şeye verdiğim tepki gibi mühendis- rekabet eden değil, birbirini koruyup leri, kreş, servis gibi sorunlar da ayrıca
liği seçmem de “Hayır yaparım” tepki- kollayan ve destekleyen bir topluluk problemler olarak çıkabiliyor karşımıza.
6 siydi belki de. Tabi o zamanlar bu tepki haline gelmiştik.
Teknik bilgi ve içeriğe dayalı, bilimsel
sadece bireysel bir tepkiydi, şimdiyse
kadın mücadelesiyle birçok zorluğun
aşılabileceğine inanıyorum.
Mesleğinizi yaparken cinsiyetiniz dolayısıyla ayrımcı herhangi bir uygulama(lar) ile karşılaştınız mı? Kısaca bahseder misiniz?
AKP, KADIN SORUNLARINI ARTIRARAK KADINA DAHA GERİ BİR ROL BİÇTİ
Neriman USTA: Kamuda haberleşme sektöründe görev yaptım. 2000’li yıllara kadar çok da ayrımcılıkla karşılaştığımı söyleyemem. Tabii genel toplumsal bakış açısından her zaman ayrımcılık var, onun dışında özel bir durumla karşılaşmadım. İlk işe başladığımda kurumda mühendisleşme dalgası yaşanıyordu. Daha çok diğer teknik kadroların yeni duruma ayak uydurması ile ilgili
İŞ ALANLARININ ERKEKLERE GÖRE TASARIMI SORUNLU
Ebru AKGÜN: Kamuda çalışan bir mühendisim. Kamuda çalışan mühendislerin daha çok özlük hakları ile ilgili sorunları var. Tabi ki bürokrasinin erkek egemen yapısı, toplumdaki cinsiyetçi
metotlarla çalışılan mühendislik alanında biz kadın mühendislere yönelik önyargılar sadece toplumsal yaşamdaki geleneksel ayrımcılığı desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda mesleğimize dair verimliliğimizi ve birer mühendis olarak topluma karşı yerine getirmeye
çalıştığımız mesleki sorumluluklarımızı izin vermez, çocuk doğuracaksın” vb. duruyor. 2001 Krizi sonrası başlayan ve
da olumsuz etkiliyor.
söylemleri aşıp işinizi layıkıyla yapa- AKP eliyle kararlı bir şekilde sürdürülen
KADINLARA ERKEKLEŞME DAYATILIYOR
Beyza METİN: Bolca karşılaştım. Ayrımcılık iş ilanlarında başlıyor bir kere. Birçok iş ilanında denk geldiğimiz “Askerliğini tamamlamış” ibaresi zaten kadın mühendis istemediklerini gösteriyor. Hatta bu kamuda da oldu. Kadın mühendislerin yürüttükleri mücadele ve imza kampanyası ile ilan değiştirildi. İlanlar ne kadar değişirse değişsin, bir kadın olarak öncelikle erkek egemen olan bir alanda iş bulmakta zorlanıyorsunuz.
bilmeniz çok zor. Son iş görüşmemde; defalarca “Kocan çalışmanızı istemezse ne yaparsın” sorusuna maruz kaldım. Daha evvel defalarca teklif gelen bir şirketten, tahminimce 3 kadının doğum izninde olmasının da etkisiyle geri çevrildim. Bir erkek 4 ay bel fıtığından yattığında hiçbir sorun olmazken, kadın çocuk doğurup aynı izni aldığında göze batıyor. Konumu değiştiriliyor. Kadınlar genelde daha çok tekrar ve dikkat gerektiren işlerde çalıştırılıyor.
Üniversite eğitimi sırasında “İngilizce öğretmeni olun, evinize de zaman ayırırsınız” vb. söylemlerle karşılaşıp, ısrar
neoliberalizmin kurumsallaştırılması ve sosyal devletin son kırıntılarının da yok edilmesi ile birlikte kadına daha geri bir toplumsal rol biçilmesi, emeğin yeniden üretimi (eş, çocuk ve yaşlı bakımının) alanının tamamen kadına bırakılmaya çalışılması, kadına değil aileye vurgu yapılması, kadının zaten var olan sorunlarını daha da artırmıştır. 2000’li yıllarla beraber kadına yönelik her türlü şiddet artmıştır. Topluma ve kadınlara öğretilmeye çalışılan bu rolü kadınlar kabul etmiyor. Odamız ve TMMOB’ye bağlı diğer odalarda kadın örgütlenmesinin ve sorunlarının daha çok tartıve inadım üzerine stajlarda fotokopici- şılır olması bu dönemin ihtiyaçlarından
likten kurtulup sahaya gidebildim. Tüm kaynaklanmaktadır. Kadınların kendine
bu sorunları aşıp kendi işinizi yaptığınız özgü sorunları ve bunlarla mücadelede
zaman da “Erkek gibi kadın helal olsun” oluşturdukları özgün yöntemleri, Oda-
7 söylemiyle karşılaşıyorsunuz. Bu şekil- mız ve TMMOB içinde farklı örgütlenme
de gizli cinsiyetçilik içeren cümleler sarf biçimlerini de gerekli kılıyor. Bu nokediliyor.
tada aynı özgünlüğü yaşamayan erkek
Bu uzun süren iş aramalar sonrasında birçok kadın istemeye istemeye satış
Üye sayısının yaklaşık olarak yüzde 10’unu kadınların oluşturduğu bir meslek örgütünde yönetici kadroların çoğunlukla erkek olmasından dolayı yaşadığınız sıkıntılar nelerdir?
EMO KADIN SORUNUNDA DAHA
yönetici ve üyelerden henüz yeterli düzeyde olumlu yaklaşımlar göremiyoruz. Kadınların meslek örgütleri içerisindeki örgütlenme tarzları ezber bozan bir tarz. Henüz ezberler bozulmadı, ama bozulacak.
İYİ ŞEYLER DE OLUYOR !
mühendisi olarak çalışmak zorunda OLUMLU BİR NOKTADA
Ebru AKGÜN: İki dönemdir TMMOB
kalıyorlar. Şantiyede ya da üretimde çalışabilenler ise erkek meslektaşlarından iki kat daha fazla çalışarak kendilerini ispat etmek zorundalar. Çoğu şantiyede kadın tuvaleti bile yoktur. “Kadın, erkek
Neriman USTA: Odamız, sorunuzda tariflediğiniz şekilde üye profiline sahip olmakla beraber, benzer meslek odaları ile karşılaştırıldığında ilk Kadın Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları (MMŞP)
bünyesinde kadın mühendis, mimar ve şehir plancılar kurultayları düzenleniyoruz. Oda birimlerimizde kadın komisyonları oluşturduk. Örgütümüzün genelinde kadın meslektaşlarının
üzerinde otorite kuramaz, iş yaptıra- Kurultayı’nın düzenleyicisi olması, ge- sorunları hakkında bilgi sahibi olmamaz” yargısı, kadınlara erkekleşmeyi nel kurullarda kadın üyelerden gelen yan, fakat bu konularda kadınlardan
dayatıyor. “Fazla mesaiye kalamazsın, önergelerin tartışılmasında çoğunlukla daha çok söz söyleme hakkı olduğunu
evlenince kocan izin vermez, hadi pozitif tutum takınılması gibi durumlar düşünen meslektaşlarımız var. Kadın
çalışmana izin verdi seyahat etmene göz önüne alındığında daha iyi bir yerde mühendislerin taleplerinin dilendirilelektrik mühendisliği dergisi 445. Sayı eki / Eylül 2012
diği kurullarda bu meseleler tartışma daha ilerletici bir ortamın oluşacağı ve şaşıranlar var; hatta eşimi benim
konusu olabiliyor. Ama bunların tartı- aşikar. Kadın yöneticilerin artması, bu durumuma anlayış gösterdiği için
şılıyor olmasını bile bir gelişme olarak kadın üyeleri daha da yüreklendirecek gıyabında kutlayanlarda var, ama bana
değerlendiriyorum. EMO tarihinde ilk olmasının yanı sıra kadın üye çalış- yönelik herhangi bir ayrımcılık söz kodefa iki büyük şubemizde İstanbul ve malarının da doğası gereği ön koşulu. nusu değil.
Ankara’da kadınlar yönetim kurullarında başkanlık görevini üstlendiler. Bu noktada üyelerimizin bizlere vermiş olduğu güven ve destek aslında odalarımızdaki kadın mücadelesi açısından iyi şeylerin de olduğunun bir göstergesi.
Böyle bir durumun kadın üyelerin Oda çalışmalarına katılımlarını da artıracağını düşünüyorum.
Ebru AKGÜN: Öncelikle artık kadın komisyonlarımızın marifetiyle yapılan etkinliklerin odamızın diğer etkinlik-
Ebru AKGÜN: Yönetim kurulumuz hem genç hem de toplumsal cinsiyet konusunda çok duyarlı bir ekip. O yüzden aslında onların çok ciddi destekleri ve katkıları var. Şubemizde kabul gören genel yaklaşım “kadınlara, gençlere
FARKLI SİYASİ AİDİYETLERDEN
leri ile çakışmasının önlenebileceğini daha fazla söz hakkı”; o yüzden kendi-
OLSAK DA DAHA RAHAT
düşünüyorum. Nitekim kurullarda ka- mi şanslı hissediyorum. Özelikle adaylık
ÖRGÜTLENİYORUZ
Beyza METİN: Çok eril ve kavgacı bir dil var; genel kurullardaki tartışmalara bir kadın olarak dayanmak oldukça zor. Farklı siyasal aidiyetlerden kadınlar çok
dınların varlığı olmadığında çalışma programlarında göz ardı edilebiliyorduk. Her platformda kadın meslektaşlarımızın taleplerinin ve sorunlarının dillendirilebildiği bir dönem olacağını
sürecimde karar vermeme, çeşitli çekincelerim olmasına karşın, arkadaşlarımın güvenleri ve destekleri etkili oldu.
Beyza METİN: Başkan adaylığım sürecinde her ikisine de maruz kaldığımı
rahatlıkla kadın kurultaylarını örgütle- düşünüyorum.
belirtmek istiyorum. Seçim esnasında
yebilirken, erkek meslektaşlarımız ve KADIN DUYARLILIĞI ÜYE
8 yöneticilerimiz ne yazık ki bunu yapa- İLİŞKİLERİNİ VE EMPATİYİ
karşı listenin yedek yönetim kurulu üyesi imzasıyla üyelere “Eğer yarından
mıyor. Yönetimlerde ve temsili kadro- GÜÇLENDİRECEK
itibaren EMO’nun demokrat bir bayan
larda kadınların olmayışı; bizlerin parmühendis tarafından yönetilmesini
makla gösterilen,“acaba nasıl yapacak” Beyza METİN: Bir defa daha az kav- istiyorsanız, gelip bize oy vermemeniz
diye bakılan, tüm işleri göze batan ve ga olacağını ve olabildiğince kolektif yeterlidir” şeklinde bir mesaj atıldı.
sorgulanan noktalarda olmamıza ne- yönetimler olacağını düşünüyorum. Hem genç, hem kadın hem de demokden oluyor. İyi bir şey yaptığımızda da Kadın duyarlılığı ve algısının, üyeyle rat tehlikeli biriydim onlar için. Diğer
gereksiz ve abartılı “aferinler” aslında kurulacak ilişkileri ve empatiyi güçlen- yandan çok destekleyen, her süreçte
yaşadığımız bir tür mobbing diye dü- direceğine inanıyorum. Bizlerin yöne- yanımda olan insanlar olduğu gibi,
şünüyorum.
tim kurulularında yer almamız, özel- söylenmeyen“acaba”lar da yok değildi.
Yönetici kadrolara kadın üyelerin de dahil olarak söz sahibi olmasıyla örgütünüz içinde ne gibi değişiklikler/yansımalar olacağını
likle genç ve kadın mühendislerin oda kurularında çaba gösterdikleri zaman yer alabileceklerini görmeleri ve cesaret kazanmalarını sağlayacaktır.
Yönetici olduğunuz dönem içerisinde kadın üyeleriniz için yapmayı düşündüğünüz özel proje/ etkinlik vb. Var mı?
düşünüyorsunuz?
Yönetim Kurulu içerisinde kadın ETKİNLİKLERİ DİĞER ODA,
Neriman USTA: Odamızın çalışmalarında komisyonlar çok önemli bir yer tutuyor. Kadınların daha etkin katılıolduğunuz için yaşadığınız pozitif veya negatif ayrımcılıklar var ise bahseder misiniz?
SENDİKA VE KADIN ÖRGÜTLERİYLE ORTAKLAŞTIRMAK
Neriman USTA: Oda Kadın
mıyla güçlendireceği kadın komisyonu Neriman USTA: Evli ve çocukları olan Komisyonu’nda, Oda Yönetim
çalışmaları ile yönetici kadrolarda daha bir kadın, Yönetim Kurulu çalışmalarına Kurulu’nun Kadın Komisyonu’ndan
çok kadının olması birleştiğinde çok nasıl zaman ayırabiliyor diye düşünen sorumlu Üyesi olarak görev yapmakta-
yım. Etkinliklerle ilgili kararlar elbette sı vb. düzenledik. Bu dönem de kadın önergeler yeterli tartışma olanağına
komisyonda alınacaktır. Kişisel olarak, komisyonumuz ile birlikte çalışma- sahip olmadığından hak etmediği taretkinliklerimizin güncel gelişmelere larımıza devam edeceğiz. Bu dönem tışmalara mahkûm edilmekte ve dolaparalel olarak düzenlenmesi ve diğer merkezimiz 8 Mart’ta çok güzel bir yısıyla reddedilebilmekte.
odalarla, sendikalar ve kadın örgütleri ile de ortaklaştırılmasını önemsiyorum. Oda Kadın Komisyonu’nun yapacağı etkinliklerin, ortak bir dil ve tutum oluşturulmasını sağlayabilmek açısından, şubelerde de yapılması, yaygınlaştırılması gerekir diye düşünüyorum.
KADINLARI ODADA DAHA ÇOK GÖREBİLMEK İÇİN ÇOCUK BAKIM DESTEĞİNE DEVAM
kadın ajandası bastı, tüm üyelerimize gönderdi ve çok olumlu tepkiler aldık. Etkinliklerde çocuk bakım hizmeti sağlamak gibi hedeflerimiz var.
Daha fazla kadının örgüt içerisinde söz sahibi olabilmesi ve yönetici karar mercilerine gelebilmesi için önerileriniz nelerdir?
Neriman USTA: Bunun önemli araçlarından biri kota uygulamasıdır. Ancak
TEKNİK KOMİSYONLARDA DA VAR OLMALIYIZ
Beyza METİN: Kadın kurultaylarında aldığımız bir dizi karar ve öneriler var. Kadınların yönetim kademelerine gelmelerinin önündeki engeller kaldırılmalı ve pozitif destek sağlanmalı diye düşünüyorum. Tüm toplumda olduğu gibi oda üyeleri ve yöneticilerindeki erkek egemen algının kırılması kadınların
Ebru AKGÜN: Bir önceki dönem baş- Odamızda halen kabul görebilmiş de- mücadelesine bağlı. Tabi kadın mesleklatmış olduğumuz, etkinliklerimizde ğil. Kadın MMŞP kurultaylarında alınan taşlarımızın sadece kadın komisyonçocuk bakım desteği verilmesi örgüt örgütlenme ile ilgili kararların maale- larında değil, diğer mesleki ve teknik
genelinde güzel yansımalara neden sef pek çoğu TMMOB Genel Kurulu’nda komisyonlarda da çalışma yürütmeleri
oldu. Bu konuyu olanaklarımız çerçe- kabul edilmedi. Gerek kota ve pozitif gerekmekte, yoksa kadın komisyonlavesinde devam ettirmeyi hedefliyoruz. ayrımcılık gerek örgütlenme konula- rı bizler için steril kalan, kimsenin de
9 Her komisyonumuzda olduğu gibi ka- rında etkinlikler yaparak bu tartışma karışmadığı alanlar olarak kalıyor. Her dın komisyonumuzun da dönem içinde zeminlerini çoğaltmalıyız. Sorunları- alanda mücadele etmemiz gerekiyor.
belirlediği bir konuda, bir ya da birden çok etkinliği yapmasını ve bu etkinliklerini yaygınlaştırmasını hedefliyoruz. Kadın üyelerimize yönelik istatistikî verileri derleyerek çözümlenmesini sağlayacağız. Kadın mühendislik öğrencilerinin örgütlenmesi için ayrıca etkinlikler düzenleyeceğiz. Diğer karma örgütlerdeki kadınlarla ve kadın örgütleriyle daha fazla bir araya gelerek mücadele yöntemlerimizi tartışabileceğimiz ortak etkinlikleri hayata geçireceğiz.
mızı görünür kılmak zorundayız. Yaşadıklarımızın, tüm kadınların yaşadıklarından farklı olmadığı bilinciyle sadece Oda içerisinde değil, kamuoyu önünde de görünür kılmak zorundayız.
Sadece kadın komisyonu değil, diğer komisyonlarda da kadın üyelerin katılımını artıracak çalışmalar yapmalıyız. Oda etkinliklerine ve çalışmalarına katılımı engelleyen hususlarda, örneğin çocuk bakımı konusunda imkanlar yaratmalı ve tüm şubelerimizde de yay-
Erkeklerin nicelik ve fikri düzeyde egemen olduğu bir meslek örgütünde yöneticilik yaparken bir yandan da mesleğinizi icra ederken kendinize zaman ayırabiliyor musunuz?
Neriman USTA: İstediğim bir şeyi yaptığım her an zaten kendime ayırdığım zamandır diye düşünüyorum.
EV İÇİ EMEK SADECE KADINLARIN GÖREVİ DEĞİL
Beyza METİN: Kadınların ortak ça- gınlaştırmalıyız.
Ebru AKGÜN: Aslında bu konuda çok
balarıyla 2 dönemdir TMMOB Kadın Kurultayları örgütlendi. Birçok yerelde yapılan kurultayların ardından sürdürülen çalışma ile hem komisyonlarımızı kurduk ve hem odalar bazında hem de
Ebru AKGÜN: TMMOB Kadın Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Kurultaylarında alınmış kararlar var; özelikle kota ve pozitif ayrımcılık konularında. Bu kararların örgüt genelinde bilince çıkada olumlu şeyler söyleyemeyeceğim. Hem iş hayatı hem oda çalışmaları zamanımın büyük bir bölümünü alıyor. Bazen günün yetmediği anlar olabiliyor. Zaten kadınların buralarda
TMMOB İl Koordinasyon kurullarında rıldığı etkinlikleri örgütlemeliyiz. Yoksa olamamasının nedenlerinden birisi de
bir çok panel, etkinlik, atölye çalışma- genel kurullarda vermiş olduğumuz toplumsal cinsiyet rollerinin kadınlara
biçtiği “görevler”. Bunlar nedeniyle aile hayatından itibaren olması gerekenden fazlasını yüklenebiliyor, görmezden gelinen “yaşlı ve çocuk bakımı, ev temizliği, yemek yapımı gibi işleri içeren ev içi emeği” sadece biz kadınların görevleriymiş gibi davranılabiliyor. Sanırım ben bu konularda birçok kadına göre daha şanslıyım, hem iş hem ev hem de mücadele hayatımda gerek ailemin gerekse arkadaşlarım destekleri beni yalnız bırakmıyor.
kit ayırabiliyorum. Oda yöneticilerinin gönüllü kadrolar olması, ancak iş dışı zamanlarda çalışmalara vakit ayırabilmelerine neden oluyor. Şehrin yoğunluğu, trafik, mesafeler, toplantı saatleri biz yöneticilerin zorluklarını arttırdığı gibi üye katılımını ve iş bölümünü de
azaltıyor. Böyle olunca yöneticilerin yükü artıyor. Geçen dönem 3.30’da eve gelip sabah 7’de mesaiye gittiğim günleri biliyorum. Bunların dışında sosyal çevrem, arkadaşlarım bana çok destek oluyorlar, yoksa böyle ağır bir göreve talip olmak benim için çok zor olurdu.
Beyza METİN: Tüm saydıklarınızın üstüne bir de İstanbul gibi keşmekeşin yoğun olduğu bir şehirde yaşarken kendime ve sosyal hayatıma çok az va-
TOPLUMSAL CİNSİYET ATÖLYESİ SONUÇ BİLDİRGESİ
Toplumsal cinsiyet kavramını, kendi altına girmiştir. İlk çağlarda kadınların laştırılan “inanç”a göre kadının ilk suçu
içerisinde hiyerarşi ve dışlama biçim- çocuk doğurması ve çocuğunu emzir- veya günahı yasak meyveyi (elma) erlerini üretmeyen, heteroseksüel hege- mesi sebebiyle toplayıcılık, yetiştiricilik keğe vermesiyle başlamıştır. Kadının
11 monyayı muhafaza etme veya kuvvet- işlerine yönelmesi ve erkeklerin güç “eksikliği”,“yetersizliği”veya“erkeklerle lendirme anlamı taşımayan, normatif isteyen avcılık vb işlere yönelmesi “do- eşit olamayacağı”, kadının bir erkeğin
toplumsal cinsiyet ideallerinden yani ğal” nedenlerden oluşan bir iş bölümü kaburga kemiklerinden veya bedenintoplumsal cinsiyeti idare eden kabulle- olarak görülmektedir. Fakat bu doğallık den yaratılmış olduğu efsanesi, elma
re karşı çıkarak, bütüncül bir şekilde ka- zamanla kültürel bir evrim geçirerek metaforunun da içinde bulunduğu
dınların, LGBTT (Lezbiyen, Gey, Bisek- toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümünü bu metinlere dayandırılmaktadır. Bu
süel, Travesti, Transseksüel) bireylerinin oluşturmuştur. Kültürel evrim kadınlar metinler aracılığıyla dile getirilen efve erkeklerin ortak sorun alanı olarak tanımlamakta ve kullanmaktayız.
“Toplumsal cinsiyet”Neolotik Dönemin sonralarından başlayarak, özel mülkiyet kavramı ile birlikte gittikçe derinleşerek ev içinde ve dışında olmak üzere eril tahakkümün artmasına paralel olarak gelişim göstermektedir. Üretim araçlarının ve üretenlerin değerinin anlaşılması, üretime meta ile değer biçilmesi, özel mülkiyetin gelişimi ve tek tanrılı semavi dinlerin oluşmasıyla birlikte doğal olarak oluşan iş bölümleri, doğallığından çıkarılarak toplumsal
ve çocukların aleyhine işleyerek cinsiyete dayalı iş bölümü meşrulaştırılmıştır. Genellikle literatürde kadın ve erkeğin toplumsal rollerinin farklılığına ve bunun gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Fakat sürekli olarak cinsiyete dayalı bu iş bölümünün doğallığına vurgu yapmak hâlihazırdaki eşitsiz düzeni kabul etmek ve desteklemek anlamına gelmektedir. Birçok kadın ve erkek bunun böyle olduğuna inanmaktadır. İnanç sitemleri, dinler ve eril ideolojiler ayrımcılığın devam etmesi adına tüm güçlerini kullanmaktadırlar.
saneler/mitoslar kadının günahkâr ve eksikli, ikinci sınıf, horlanan bir yaratık olarak görülmesine neden olmuştur. Bu, aslında «babaerkil» veya eril bir yapının dinsel/inançsal alana yansımasıdır. Çünkü bilindiği gibi birçok dinsel inançta tapınılan, emir veren, yaratan, yok eden, vb. tanrı erkektir. Hristiyanlık’ta tanrı açıkça «Baba»dır. İslamiyet’te Kuran’daki dil erkek dilidir. Dolayısıyla İslamiyet de dâhil, tek tanrılı dinlerin kutsal kitapları, bir erkeğin ağzından yine erkeklere hitaben yazılmış izlenimi verirler. Semavi dinlerin
cinsiyet çerçevesinde eril tahakküm Çok bilinen ve semavi dinlerce meşru- kadının konumunu ikincil sıraya indirelektrik mühendisliği dergisi 445. Sayı eki / Eylül 2012
geyerek, kadını ev işlerinden ve çocuk bakımından yükümlü tutması toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümüne büyük oranda katkı sunmuştur.
Bu meseleye kadın mühendislerin penceresinden bakmak üzere perdeyi araladığımızda ise Sanayi devrimi öncesi ve sonrasındaki süreç toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü konusunda bize bir ayna tutmaktadır. Zamanla üretim araçlarını elinde bulunduran ile üreten arasındaki ilişki eşitsiz bir düzleme taşındıkça; toplumsal cinsiyet ve toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümünün toplumun kılcal damarlarına kadar nüfus ederek kemikleştiği görülmektedir.
Bazı araştırmacılar tarafından; Sanayi devrimi öncesinde dinlerin, geleneklerin ve bunlarla iç içe geçmiş eril ideolojinin kurduğu toplumsal cinsiyete
dayalı işbölümünün, sanayi devrimi sonrasında kadınlar ve erkeklerin aynı iş yerlerinde çalışmaya başlamasıyla birlikte kadınlar lehine değiştiği iddia edilmektedir. Oysa aynı iş kolunda aynı iş ortamında çalışan kadınlar ve erkekler arasında da ayrımcılık yapıldığı o iş kollarında çalışan birçok kadın tarafından dile getirilmektedir.
Kadınlar köyde veya şehirlerde her zamanki gibi “ön koşul” olan ev işleri, yemek, çocuk ve hasta bakımı gibi işlerle yine ilgilenmek durumunda kalmışlardır. Sanayi devrimi ile şehirlerde belirli bir değişim yaşanırken aslında kırsal kesim ve köylerde bu denli bir değişim yaşanmamıştır. Kırsal yaşamda iş bölümü şehir hayatındakine oranla daha az çeşitlilik göstermekle beraber, belli belirsiz toplumsal cinsiyete dayalı
iş bölümü burada da söz konusudur. Örneğin gücünden yararlanılan hayvanlar erkeklerin hayvanları, sütünden, yumurtasından yararlanılan hayvanlar ise kadınların hayvanlarıdır.
Sanayi alanlındaki ihtiyaçlardan, ekonomik sıkıntılardan dolayı şehirlerde kadınlar ev dışında da çalışmaya başlamıştır. Sanayi devriminin ilk yıllarında ağır çalışma koşullarında kadınlar, genç kızlar ve çocuklar çalıştırılmış, henüz makinelerin o dönemde yapamadığı bir takım vasıfsız işler de onlara yüklenmiştir. Kadın ve erkeğin sanayi devrimi ile birlikte çalışmaya başlamasından sonra ücret eşitsizliği de yine kadınlar üzerinde gözlenmiştir. Aynı işi yapan kadın ve erkek için erkeğe daha fazla ücret ödenmesi, kadınları ucuz ve vasıfsız iş gücü olarak kanıksanmasına
yol açmıştır. Zaman ilerledikçe, ağır gun görülen mesleklerde de yöneticiler ğince toplumsal cinsiyetin ne olduğunu
beden gücü gerektiren işlerde erkekler yine erkekler olmaktadır.
anlatmayı görev edindik. Değiştirip döçalıştırılırken, hizmet sektörü ve vasıfsız işlerde kadınların çalıştırıldığı, yine üst kademelere çıkıldıkça kadınların yöneticilerinin her zaman erkek olduğu tespit edilmiştir. Kadınların eğitim hakkı, az ve çok gelişmiş kapitalist ve feodal ülkelerde gerek ev içindeki işlerden sorumlu tutulması, gerek dini baskılar ve gerek ucuz iş gücü olarak kullanıl-
Kadınlar hasbelkader mühendis olsalar dahi eril ideolojilerin mağduru olmaktan asla kurtulamayacaklardır. İş yaşamında aynı işi yaptığı erkek bir mühendis ile aynı ücreti alamamakta veya doğum yaptığı için işten çıkarılabilmektedir. Aynı zamanda kadın mühendisler iş yerinde taciz, tecavüz ve mobbing (psikolojik taciz) vakalarıyla
nüştürdüğümüz oranda “kadın” olduğumuz bilinciyle hareket etmekteyiz.
Bu sebeple; Oda yönetimlerinin, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine duyarlı olması için öncellikle yönetimin kendi içindeki idari yapının eril tahakkümden ne kadar pay almış olduğu sorgulanmalıdır. İktidar mekanizmalarının ve hiyerarşik ilişkilerin eşitsizliğinin
eril tahakkümü beslediği gerçeği göz
önünde bulundurulduğunda, Oda yönetimlerinde yer alan iktidar konumlarının demokratik katılım ve eleştiri
süreçlerine olanak tanıyacak şekilde
yeniden düzenlenmesi hayati önem
taşımaktadır. Yine Oda yönetimlerinde
görevli olan personel ve yöneticilerin,
cinsiyet eşitsizliği ve toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü konusunda duyarlı
13 olacak şekilde yetiştirilmesi ve bizzat
kendi iş ortamlarında cinsiyet ayrımcı
olmaktan kaçınmaları konusunda duyarlılık geliştirilmelidir. Mobbing (psikolojik taciz) konusunda çalışanlar ve
malarından dolayı engellenmiş, bu sebeple vasıfsız işlerde çalıştırılmalarının normalliği vurgulanmıştır. “Kalifiye eleman olmayan kadın”eğitim süreçlerinden erkekler gibi faydalanamamıştır. Bizi bu hazin sonuca götüren nedenler örgüsü; tarihsel, kültürel ve siyasal bir tercih olarak değerlendirilmelidir.
Toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümünün tarihsel gelişimi göz önüne alındığında; hizmet sektörü, hemşirelik ve öğretmenlik kadın mesleği olarak
da karşılaşmaktadır.
Şehir ve yurt dışı görevlerde görevlendirme yapılırken tercih edilmeyen yine kadın mühendislerdir, çünkü aynı zamanda bizler birer eş ve anne’yizdir. Evde yemeğini, ütüsünü, temizliğini yapmamız gereken bir kocamız ve bakmakla yükümlü olduğumuz bir çocuğumuz vardır.
Toplumsal cinsiyetin birlikte yaşadığımız ve çalıştığımız erkeklerde, bizi yönetenlerde ve hatta yanı başımızdaki
yöneticiler bilinçlendirilmelidir.
Toplumsal cinsiyet üzerine çeşitli bilinç yükseltme toplantılarının tüm üyelerin, Şubelerin ve Oda kadrolarının katılımına açık olacak şekilde bir program çerçevesinde örgütlenmesi bugün en çok ihtiyaç duyulan gereksinim olarak karşımızda durmaktadır. Tüm bunlara ek olarak yönetimin toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile ilgili her stratejisinde kadın ve LGBTT örgütlerinin fikrini de alması önemli olacaktır.
görülmekte ve mimarlık, mühendislik, kadın arkadaşımızda dahi nasıl etkili
şehir plancılığı gibi teknik alanlarda ça- olduğunu her türlü tecrübe etmiş bululışmak kadınlara yakıştırılmamaktadır. nuyoruz. Bu algıyı alt üst etmek adına
İronik bir durum olarak kadınlara uy- Oda içinde ve dışarıda elimizden geldielektrik mühendisliği dergisi 445. Sayı eki / Eylül 2012
KADINLIK ONURUMUZ BİZİMDİR!
Emel AKPINAR [email protected]
Özgürlüklerimizin peşindeler! Bedeni- da EŞİT, ÖZGÜR ve PARASIZ EĞİTİM alma içerisinde kadınlar, eşit dağıtılmamış
mizi, aklımızı, emeğimizi, varlığımızı hakkından mahrum bırakılmışlardır. Kız toplumsal cinsiyet rolleri sonucu hem
sömürmenin sevdasındalar! Nasıl bir çocuklarının 8 yıllık temel eğitimden “EV”de hem de “İŞ”te mesai yapmak-
14 açgözlülükse bu, durmak doymak bil- yoksun kalmasının önünü açan, genç tadırlar. Bir yandan ev içi emeği görünmiyorlar! Eskiden kadınlar olarak top- yaşta evliliklere çanak tutan 4+4+4 mez hale gelirken, diğer yandan da aile
lumun ötelenmiş, ayrımcılığa uğramış düzenlemesi ile kadınlar, geleceğin “ev içi şiddet kadın ve çocukları vurmaya
bir parçasıydık. Son günlerde ise artık içi köleleri” adayları olarak yetiştiril- devam etmektedir.
toplumun bir parçası dahi sayılmıyoruz. Türkiye’yi bir “Ilımlı İslam“ devleti haline getirme projesi en çok kadınları vurmakta…
Kapitalizm, muhalefeti -özellikle de örgütlü muhalefeti- istememekte ve halkı küçük parçalara bölerek kolayca yönetebilmek için “AİLE” yapısını kullanmaktadır.
Hükümetin son dönemde yürüttüğü aile ve nüfus planlaması politikaları göstermektedir ki, “tek tip, itaatkâr” aile modeli ile oluşacak bir toplum, iktidarın biricik idealidir. Ortalama bir çekirdek aileyi incelersek:
mektedirler. Teknik okulların yerini giderek imam hatip liseleri doldurmakta, bilimin ve aklın aydınlığından uzaklaşmış kafalar yetiştirilmektedir. Toplumsal kabullerimiz doğrultusunda şımartılmış bir bencillikle yetiştirilen erkek çocuklar ise zamanla şiddet toplumuna gömülmekte ve geleceğin potansiyel kadın katillerine dönüşmektedirler.
Ebeveynler günümüzün zor yaşam şartları içerisinde ekonomik ve psikolojik bir savaş yürütmektedirler. Ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek, sosyal devlet tarafından ücretsiz olarak verilmesi gereken sağlık, eğitim, barınma olanaklarını yaratabilmek için
Bu yapı içinde bireyler özel ihtiyaçlarına ve gündemlerine has sorunlarla boğuşmaktan birbirleriyle İLETİŞİM kurmayı bile unutmuşlardı, ki zaten örgütlü toplum yapısının önündeki en büyük engel de budur. Kendi evlerinin içinde bile sıkıntılarını paylaşamayan/örgütleyemeyen bireyler, toplumsal bir hareketin sürükleyicisi de olamazlar.
“İtaatkâr, tek tip” aile yapısının kemikleşmesi, muhafazakârlıkla beslenerek büyümesi, kişisel hak ve özgürlüklerin baş düşmanı İKTİDAR’ın işine gelmektedir!
Kriz dönemlerinde gerek işten çıkarma-
Çocuklar bir yandan temel ihtiyaçlarına “kapitalizmin gönüllü köleleri” ola- larla, gerek politik hedef göstermeler
yeterince ulaşamazken, diğer yandan rak mesai tüketmektedirler. Bu çarkın ve gündem saptırmalarla iktidarın kirli
ellerine maruz kalan kadınlar, toplum- suzluk(!)” kadar büyük bir suç sayılma- dır. Bizzat Başbakan’ın kendisi -Dilşat
da giderek artan cinsel, fiziksel ve psi- dığı ülkemizde, erkek-egemen yargı Aktaş örneğinde olduğu gibi- özellikle
kolojik şiddetin mağdurları haline gel- öyle ikiyüzlüdür ki, cinsellik üzerinden muhalif kadınları “bekâret kavramı
mektedirler. Mevcut iktidar döneminde tanımlanmış “namus” konusunda üzerinden mahalle ağzı ile” değersiz
yüzde1400 artan, yani 14 katına çıkan toplumun bütün göstermelik hassasi- kılmaya çalışmıştır.
kadın cinayetleri açıkça göstermektedir ki, en iyi savunma yöntemini saldırı olarak gören hükümet, kadınları adeta bir yem gibi toplumun önüne atmaktan çekinmemektedir.
İşsizliğin sorumlusu olarak eğitimli,
yetine karşın, cinsel suçlara karşı caydırıcı yaptırımlar uygulanmamaktadır. Toplum ise bilinçaltında yaşadığı bu suçluluk duygusu nedeniyle “kirlenen” namusunu temizlemek için yine kadını cezalandırmaktan geri durmamaktadır.
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Fethiye Davası, Hüseyin Üzmez ve N.Ç. gibi tecavüz olayları ile tutuklu çocukların yaşadığı cinsel istismarlar medyada yer bulmuştur. Daha pek çok vakanın da travma halindeki mağdurların, toplum
çalışan, ekonomik özgürlüğe sahip Bütün bu ikiyüzlülük içerisinde sıkı- baskısından çekinen aileler ya da çeşitli
kadınlar hedef gösterilirken, istihdam şıp kalan kadınlar, hükümetin aile ve güç odakları tarafından sümen altı edilyaratmakla yükümlü kurumun devlet nüfus planlaması politikalarını hayata diği aşikardır. Ancak durum görmezden
olduğu topluma unutturulmuştur. Ka- geçirme aşamasında cefayı çekmesi gelinmiş, hükümetin bakanı “tecavüz
dın ve erkeğin eşit bireyler olduğuna beklenen taraftır. Sürekli artan bir nü- sonucu hamile kalan kadının çocuğunu
inanmadığını açıkça ifade eden bir fus hayal eden, dünyayı kendi küçük doğurabileceğini, devletin bu çocuğa
başbakan ile yönetilen ülkemizde tüm klonlarıyla doldurmayı hedefleyen AKP bakacağını” söyleme cüretini gösteryurttaşların temel hak ve özgürlük- zihniyeti, temelde doğum kontrolüne miştir.
lerden “hiç bir ayrımcılığa maruz kal- karşıdır. Bu mantık çerçevesinde kadın, Tecavüz sadece bir fiziksel cinsel suç
15 madan” eşit olarak faydalanması nasıl bir kuluçka makinası gibi sürekli do- değil, aynı zamanda psikolojik şidmümkün olabilir?
ğurmaya endekslidir. Kadının dünyaya dettir. Tecavüzcülerin doğru ve adil
Kadının sosyal hak ve özgürlükleri- geliş amacını, varlık nedenini erkeğe biçimde cezalandırılması, mağdurların
ni hiçe sayan iktidar, son dönemde ve erkek-egemen topluma hizmet ise en iyi tedavi olanaklarıyla destekkadının varlığına ve bedenine de el etmek, aileyi yapan dişi kuş olmak, lenmesi gerekmektedir. Yargı süreçuzatmıştır. Başbakan’ın “Her kürtaj bir üremek olarak algılayan iktidarın kür- leri, mağduru ikinci kez zor durumda
Uludere’dir” açıklamasıyla başlayan sü- tajın bir kişisel tercih olduğunu göz bırakmamalı; medyadaki haberlerde
reç, gücü elinde bulunduran erkek-ege- ardı etmesi, konuyu ulusal üreme po- mahremiyet ilkesi ihlal edilmemeli, suç
men yapının kadın bedeni üzerinde hak litikasının bir parçası haline getirmesi, suçu işleyenin yanına kar kalmamalıdır.
iddia ettiğini açık ve net bir şekilde gös- muhafazakârlığını perçinleyecek bir Tecavüzcülerin sokaklarda rahat rahat
termiştir. Kadını yalnızca muhafazakâr unsura dönüştürmesi doğaldır.
dolaşabildiği ülkemizde, “mağdurları
kültürün izin verdiği sınırlar içerisinde Muhafazakâr kesim, karşı propaganda görünmez kılmak“ çözüm olmamalıdır.
var eden zihniyet, kadınlara duyduğu öfke nedeniyle kendini kaybederek Uludere Katliamı’nın bir cinayet olduğunu da ağzından kaçırmıştır.
Eril kültürümüz, vicdanını“kadın cinselliği, sosyal hayatı, medeni hali, mesleki
yapabilmek için, kürtajı her fırsatta “evlilik dışı cinsel ilişki” ile özdeşleştirmiştir. Oysa insanın bedeni tamamen kendine aittir ve cinselliği de toplumun tekelinde değildir. Toplumumuzun bu özgürlüğü erkeklere sınırsız olarak ta-
Hiçbir kadın, yaşamı boyunca tecavüzün izlerini taşımakla yükümlü kılınamaz. Vatandaşlarının varlığını ve güvenliğini korumakla yükümlü devlet, zaten böyle bir suçtan koruyamadığı tecavüz mağduru kadına özür borçlu
yaşamı” üzerinden temizleyebilmek- nıması, ancak kadınlara “imza karşılığı iken, suçunu örtbas etmek için“tecavüz
tedir. Dolandırıcılığın, sahtekârlığın, tek eşli cinsellik” öngörmesi oldukça sonucu doğacak çocuğun bakımını üstuyuşturucu ticaretinin, kaçakçılığın, ironiktir. “Bekâret” söylemi ile kadınlar lenme” yüzsüzlüğünü –hele ki bir lütuf
hırsızlığın, hatta cinayetin bile“namus- üzerinde mahalle baskısı kurulmakta- gibi- ortaya koymamalıdır. Tecavüz
mağduru kadınlara hitaben “Bebeğin lerinden ve zararlarından dem vuran - Meslek yeminine sadık kalarak hasta
ne suçu var, bebeği öldürmek yerine devlet, her kadından en az üç çocuk mahremiyetine öncelik veren doktorlakendinizi öldürün” önermesi vicdan talep etmektedir. Kadınların sağlığını rın akıbeti ne olacaktır?
sınırlarını iyice zorlamaktadır. Bebeğin böylesine “samimi” bir şekilde düşünen Yukarıdaki sorulardan bazıları Sağlık
suçu olmadığı açıkça ortadadır, ancak hükümetin, çok sayıda ve sık doğum Bakanlığı’nın akıl almaz uygulamaları
bu koşulu öne sürmek, tecavüzün suç- yapmanın sakıncalarını açıkça inkâr sonucu kısa sürede yanıtlanmış, balusu olarak kadını işaret etmektir. Halk, etmesi olsa olsa ikiyüzlülük olarak ta- kanlık adeta bir“muhbir”gibi çalışarak,
cinsel istismar ve tecavüz konularında nımlanabilir.
ailesinin sosyal güvencesi ile muayene
hassastır, illa ki linç edecek bir suçlu aramaktadır. Ancak erkek-egemen toplumumuzda kimsenin gücü erkeğin rahatını kaçırmaya yetmemektedir. Bu nedenle, kadın peşinen suçlu ilan edilmekte ve halkın huzurunu kaçıran her durumda “sorumlu” sıfatıyla yargılanmaktadır.
Kadın sağlığı, doğum kontrolü ve kürtaj konusunda tıbbi bilgi vermek hekimlerin yetkisindedir. Hükümet bu bilgilendirmeyi tüm vatandaşlarına eşit ve ücretsiz bir biçimde sağlamakla yükümlüdür. Gerekli bilgi sağlandıktan sonra ise kararı verecek olan yine kadındır.
olan bir kadının hamileliğini babasına bildirmiştir. Toplum ve aile yapımızın halen feodal düzenle işlediği bilindiğine göre, olayın geldiği noktada kadının can güvenliğinden endişe duymamak saflık olur.
Açıkça görülmektedir ki devlet, olası bir namus cinayetinin “azmettirici” unsu-
Bu haksızlığa cüret edenler öncelikle tecavüz mağdurlarından özür dilemeli, daha sonra da devletin üst kademelerindeki görevlerinden ayrılmalıdırlar.
Bu gerçekler bütün berraklığıyla önümüzde durduğu halde hükümet, hamileliğin sonlandırılması aşamasını “geç kalınmış bir müdahale” olarak
rudur.
Uygulama bir yasal zeminde meşrulaştırılmış, kadının babasının sosyal güvencesini kullandığı belirtilmiş, bu
16 Kürtaj, her şeyden önce bir kişisel öz- nitelendirmiş olacak ki, ilgi ve dikkatini nedenle babasının iletişim bilgilerigürlük meselesidir. Konuyu tecavüz hamileliğin tespitine yoğunlaştırmıştır. nin esas alındığı öne sürülmüştür. Test
olayları açısından –üstelik de bu kadar Bakanlık aracılığıyla “hamilelik testi yaptıran bütün kadınların iletişim bilvicdansız bir şekilde- ele almak ancak takibi” başlatılmış, tüm hastane ve la- gilerini toplayan devlet, neden bildirim
ve ancak “hedef şaşırtmak”tır. Kadın boratuvarlarda hamilelik testi yaptıran aşamasında bizzat kadının kendisini
ne şekilde hamile kalmış olursa olsun, kadınların “fişlenmesi”ne başlanmıştır. muhatap almamıştır? Bu durum art
sağlıklı bir biçimde hamileliğini sonlan- Bu kapsamda hükümet şu soruları bir niyetlidir; amaç da tüm kadınlara gözdırabilmelidir. Tecavüz mağduru ya da an önce yanıtlamalıdır:
dağı vermektir.
evli bir kadının kürtaj yaptırma hakkı, evlilik dışı cinsel ilişki sonrasında hamile kalmış bir kadından daha “meşru” tutulamaz.
- İnsan hakları olgusu ve imzaladığımız uluslararası sözleşmeler açısından “MAHREMİYET” ilkesi yeterince anlaşılmış mıdır?
Devlet çocukluğumuzu babamıza ve erkek kardeşlerimize hizmet ederek geçirmemizi istemektedir. Ardından, zihinsel ve psikolojik açıdan ne durum-
Hükümet “aile ve namus” kavramları üzerinden hamileliği “legal illegal” olarak ikiye ayırmış, illegal olarak tarif ettiği noktadan kürtaj politikasını uygulamaya koymuştur.
Tıbbi açıdan bakıldığında kürtaj elbette bir doğum kontrol yöntemi değildir.
- Bir kadının hamilelik testi yaptırması bilgisi, devlet için neyi ifade etmektedir?
- Hamilelik testinin sonucuna göre kadını bekleyen uygulama, yaptırım ve yükümlülükler nelerdir?
da olduğumuza aldırış etmeden, sırf çocuk doğurabilecek fiziksel duruma erişir erişmez ailemizin uygun gördüğü “hayırlı kısmet”lerle evlendirilmemizi buyurmaktadır. Bunun devamında bütün hayatımızı bir erkeğin himayesinde geçirmemiz, eğitim hakkımızdan ve
Yine de kürtajı kısıtlamak ya da yasak- - Sağlık sektöründe en önemli etik de- ekonomik özgürlüğümüzden vazgeçerek
lamak için böyle bir “bahane” ardına ğerlerden biri olan“gizlilik ilkesi”neden eve kapanmamız, kuluçka makinası gibi süsığınılamaz. Her fırsatta kürtajın risk- bizzat devlet eliyle ihlal edilmektedir? rekliçocukdoğurmamızbeklenmektedir.
Muhafazakârlaşan toplumumuz, bütün kapalı toplumlar gibi günden güne sapkınlaşmaktadır. Kadın ve çocuklara yönelik şiddet, tecavüz, cinsel istismar gibi olayların giderek artması, faillerin örgütlü bir biçimde aklanabilmesi, mağdurların hedef gösterilmesi ve en önemlisi de yaşananların büyük bölümünde tanıkların susarak suça ortak olması kabul edilemez.
Kadınlar olarak, bütün bu köşeye sıkışmışlığın içerisinde yapmamız gereken oldukça açıktır:
KTBOEEİRMCZKAEKMVĞAÜAİDMZDICNİAZÜLN,ALB,EREYRDIBLİ,EİMRKNBAAİMİDDRİAIİZNMN,İKK,ZSAİİMUTAİSLSLMİLLĞAEAİRMYDİAİNAZLİN,BNÇMİIZOZÜİCMBCUIDRAKAİDRİKES!MLTEİASEYMDAAECRCACEĞIĞLIZİAZ!R! INI İFŞA EDECEĞİZ!
AKP, 4+4+4 ve YENİ KADIN DÜŞMANLIĞI
Betül ÖZTÜRK KORKUT *
10 yıllık AKP İktidarı’nın 3. Dönemi’nde ırkçılık… Yani anlayacağınız yok yok. ve para kazanması gerekenler olarak
yani namı diğer ustalık döneminde, ba- Kadınlar 4+4+4 Yasası’nda da özel işaretlenecektir. Erken yaşta örgün eğikanlık koltuğuna oturtulmuş “ustalar” bir yer tutuyor. Başbakan’ın “3 çocuk timden koparılan kız çocukları hızla cin-
18 tüm marifetlerini ustaca sergiliyorlar. doğrun” talimatının üzerine bir de yeni siyetçi işbölümünün gereği olan işlere Ustaların ustası Tayyip Erdoğan bakan- eğitim yasasını koyduğumuzda hele bir yönelecek, yöneltilecektir. (Ev işleri, lıklarını öyle dizayn etti ki, neoliberal de Ulusal İstihdam Stratejisi’ni ekledi- yaşlı bakımı, çocuk bakımı vb.) programın hayata geçirilmesinde, eksik ğimizde tablo daha net görülebiliyor. Ve tabi ki bacasız fabrikalar…
ve yarım kalmış uygulamaların tamamlanmasında her şey yolunda gitmeli, Yeni eğitim sisteminde ikinci 4 yıldan “…Meğer bizim ne kadar çok dumankimse arıza çıkartmamalı…
sonra açık lise düzenlemesi getiriliyor. sız fabrikamız varmış. İnanın fabrikalar Acaba eğitimin açık lise kısmı yani söz- kurmaya binalar yapmaya gerek yok.
Zira bu dönem yeni nesil, rejimin dö- de 12 yıllık zorunlu eğitimi örgün eği- Yani yatırımlar yapılmış, dumansız fabnüşümü ve AKP’nin devletleştiği tartış- tim dışında tamamlamak kimin/kimler rikalar her evde varmış zaten…” diyen
malarının tam ortasında gerçekleşiyor. için önerilmektedir. Zenginlerin çocuk- MOL Mağazaları İcra Kurulu Başkanı
İşte böylesi bir dönemde AKP’nin yeni larına önerilmediği kesin. Meslek lise- Oktay Özdemir, sermayenin kadın emetoplumsal düzeni için, piyasanın ve ge- lerinin elektrik, elektronik bölümünden ği üzerine yaptığı büyük keşfi anlatıyor
riciliğin hizmetinde muazzam bir proje mezun kaç tane holding patronunun aslında. “4+4+4 ile ne ilgisi var?” diye
karşımıza çıkıyor: 4+4+4 Z(S)orunlu çocuğu vardır ki. AKP’nin“İsterseniz ço- sorarsanız, çocuğun temel eğitimin son
eğitim sistemi.
cuğunuz açık lise okuyarak da diploma 4 yılını evden takip etmesini olanaklı
YENİ KADIN DÜŞMANLIĞININ 4+4+4 AYAĞI
alabilir” önermesi doğrudan kız çocuk- kılarak çocuğu işgücüne güvencesiz ları ve yoksullar için tavsiye edilmekte- biçimlerde katılmaya bizzat itmektedir. Bu sistemde örgün eğitimle ilişkisi dir. Sermaye açısından “Maliyeti düşür
Yeni eğitim sisteminde her şey düşü- ilk kesilecekler kız çocukları olacaktır. karı arttır” ana kuralsa eğer 4+4+4
nülmüş; kadınlar, yoksullar, öğretmen- Hakim toplumsal cinsiyet rejimi bunu ile örgün eğitim dışına çıkartılan çocuk
ler, eğitimin niteliği, içeriği, ayrımcılık, gerektirmektedir. Erkekler okuması kadın emeği, ev eksenli işler, merdiven
*Eğitim-Sen MYK Üyesi
çalıştığı dönüşümleri içeriyor. Tüm bu dönüşümler içerisinde veli olarak, ucuz iş gücü olarak, kadını piyasalaştırma ve gericileştirme ekseninde yeniden tanımlayıp, eşitsizlik üzerine kurulu toplumsal cinsiyet rejimini derinleştirirken yeniden üretecektir.
AKP 4+4+4 ile kadınları, evinde eşine
ve çocuklarına karşı görevlerini yerine
getirdiği sürece iyi bir “kul” olarak tanımlayan gerici siyasetiyle, kadını bir
altı atölyelerde her zaman yer bulacak- büyütmenin ifadesidir. AKP bu isteği kez daha ötekileştirmekte, toplumsal
tır. Üretimin belli bir aşamasının evlere ve arzusunu Ortaöğretim Kurumları cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmektetaşınması ve esnek çalışma rejimini Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikle dir. Bundandır ki 4+4+4 sadece eğitim
yaygınlaştıran Ulusal İstihdam Stratejisi lise yıllarında evliliği meşrulaştırarak, alanındaki müfredat değişikliği, sadece
ile özellikle kız çocuklarının, anneleri ile daha doğrusu teşvik ederek bir kez okula başlama yaşının erkene alınması
birlikte ev eksenli düzensiz ve kayıt dışı daha yinelemektedir.
değildir. Neoliberal programla gericiliçalışma süreçlerine katılımını besleyen 4+4+4 düzenlemesi sermayeye küçük ellerin ucuz emeğini ipotek ediyor.
Okula başlama yaşının 72 ayın (6 ya-
Her fırsatta 3 çocuk doğurun diyen, kürtaj tartışmalarıyla kadın bedeni üzerinde egemenlik kurmaya çalışan AKP, çocuk gelinlerin önünü açan
ğin buluşmasının AKP modelidir. 66 aylık çocukların ilkokula değil okul öncesi eğitime gönderilmesi talebi ile ücretsiz kreş talebi, kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kendilerine yüklediği
şın) altına çekilmesi, gelişim dönemi 4+4+4 Yasası ve ortaöğretimdeki tüm rolü tersine çevirebilir. 4+4+4’e karşı
açısından henüz oyun çağında olan ve okul öncesi eğitime gitmesi gereken çocuklarımızın ilkokul disiplinine zorlanması ile birlikte kadınlar çocuklarını ücretli kreşlere göndermeye ya da çalışma yaşamının dışına çıkmaya zorlanmaktadır. İlkokula başlama yaşının 60 aya indirilmesi ve okul öncesi eğitimin zorunluluk kapsamından çıkartılmaya
bu düzenlemelerle birlikte kadın düşmanlığını artık gizleyememektedir. Sonuçta ortada “kadın erkek eşitliğine inanmamakla” övünen bir Başbakan; “Ben bilmem başbakanım bilir” diyen bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı; işletmeci ve akademik sicili sabıkalı bir Milli Eğitim Bakanı varken, 4+4+4 düzenlemesinde ki kadın düşmanı özü
mücadelenin bağrından çocuk bakımının toplumsallaştırılması mücadelesi çıkabilir. Kız çocuklarının, örgün eğitim dışına itilerek ucuz, güvencesiz ve kayıt dışı istihdam edilmesine karşı güvenceli çalışma talebi bu kez de eğitim hakkı mücadelesinin bir öznesi olarak kadınlarla buluşabilir.
çalışılması “kadınlara işe başlamayın, gizlemeleri mümkün olmuyor.
Kız çocuklarının okuldan alınarak
çocuğunuza bakın” demektir.
İlkokula başlama yaşının erkene alınması aynı zamanda Başbakan’ın “dindar nesil” fantezisine gerçeklik
Yeni eğitim sistemi; emek piyasalarının ve toplumsal cinsiyet rejiminin yeniden yapılandırılmasından, eğitimin kamusal ve bilimsel niteliğine, farklı kimlik
gözü açılmadan baş göz edilerek çocuk gelinler ve çocuk yaşta anneler projesine karşı mücadele ile gericiliğe karşı özgürleşme mücadelesini büyütebilir.
kazandırmak açısından da “sırtından ve inançlardan halkların eşit yurttaşlık Bu yüzden 4+4+4’e karşı mücadele
sopa karnından sıpa eksik edilmeye- taleplerine kadar eşitsizlik temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, güvencek” kadınları, daha gözü açılmadan kapsamlı bir dönüşüm yaratacak etki- cesizliğe, gericiliğe ve eşitsizliğe karşı
yani ergenlik dönemine gelmeden eve ye sahip. 4+4+4 kesintili eğitim mo- kadınların gerçek eşitlik ve özgürleşme
kapatmanın, çocuk gelinler ordusunu deli sermayenin 30 yıldır sağlamaya mücadelesidir.
DİPLOMALARIMIZ AYNI, HAYATLARIMIZ FARKLI
Cansel ASLAN [email protected]
İnsanlığın devamının sağlanmasının rın yaşadığı cinsiyetçiliğin ve ayrımcılı- uzun süren av zamanında sonra bazen
iki temel taşı üretim ve üremedir. Üre- ğın uzantıları toplumsal örgütlenme- eli boş geri döndüğü ve topluluğun
meyle soyun devamı, emek aracılığıyla lerin her yerine sızmaktadır. Çalışma ihtiyaçlarını karşılamasına istikrarsız
20 üretimle de yaşamın gereksinimleri hayatında yaşanan ayrımcılık, ezme/ bir katkısı olduğu bir çok insanbilimsağlanır.
ezilme ve sömürü ilişkilerinin ortadan ci tarafından belirtilmektedir. Geride
Uygarlığa geçişle erkekler üretimin temel unsuru olmuştur. Onun öncesindeki dönemde kadının temel üretici olduğu birçok antropolojik çalışmalarda belirtilmiş ayrıca yerliler üzerinde yapılan çalışmalarda da kadının üretim işinde önemli görevleri olduğu gözlenmiştir. Bu çalışma ve gözlemlerden bahsetmeden önce şunu belirtmek gerekiyor; günümüzde kadının çalışma hayatına yani kamusal alana girmekte yaşadığı sıkıntıların ve ayrımcılığın nedenlerini tartışırken tarihte bunun hep böyle olageldiği öne sürülmüştür. Bunun aksini söylemek için anaerkil dönemlerde ve ataerkil dönemlerde kadının işbölümünde yaşanan değişikliklerden nasıl etkilendiğinin ayrıntılı incelenmesi gerekir.
kaldırılmasında önemli yer tutan meslek odaları ve sivil toplum örgütlenmelerinde de kadınlar aleyhine işleyen süreçler yaşanmaktadır. Bu sıkıntıların giderilmesi ve bunlarla mücadele için oluşturulacak yöntemi belirlerken iş hayatının tarihsel gelişimine göz atmakta fayda var. Kadının kamusal alandan dışlanıp özel alan denen ev içine hapsedilmesinin nedenlerine bakmak gerekiyor. Kamusal alana çıkan kadının iş alanında yaşadığı ayrımcılık ve cinsiyetçilik, mücadele alanı olan meslek ile ilgili oda, sendika ya da buna benzer örgütlenmelerde de peşini bırakmamaktadır.
TARIMA GEÇİŞTE KADININ ROLÜ
Avcı toplayıcı toplumlarda erkeğin (çocuksuz kadınların da bu gruba dahil oldoğayla baş başa kalan kadın bitki toplamaya, doğayı incelemeye bolca vakit bulabilmektedir. Bazı insanbilimciler tarıma geçişin kadınların bu sabırlı bitki toplama ve toprağı işleme etkinliklerinin neticesinde olduğunu ifade etmektedir. Bir kazmayla işe başlayan kadın daha sonra kendisinin geliştirdiği diğer aletlerle (çapa, saban…) insanlığa çağ atlatacak tarımı geliştirmiştir. Doğayla iç içe olan kadın toprakla uğraşmak dışında avcıların canlı getirdiği hayvan yavrularına bakardı. Kadınların başlattığı bakım ve koruma bir anlamda hayvanların evcilleştirilmesi anlamına da geliyordu. Kadının tarımı ve hayvancılığı geliştirmesi insanlığın yabanıllıktan çıkmasının, barbarlık ve daha sonra uygarlığa geçişinin temelini
Çalışma alanlarının seçiminde kadınla- duğu bilinmektedir) avlanmaya gittiği, oluşturmuştur.
İLK MÜHENDİS KADIN
Kadınların insanlığın gelişimine yaptığı katkılar sadece bu kadarla kalmadı. Bitki konusunda bilgili olan kadın hangi bitkinin nasıl yenebileceğini, neye iyi geleceğini gözlemleyerek tıp biliminin temellerini atmıştır. Yine bitkilerin liflerinden dokuma yapmayı ilk bulanlar kadınlar olmuştur. Aynı şekilde yemek yapımında ve yemeklerin korunmasında ihtiyaç duyulan gereçleri yapımı da doğalında kadın tarafından gerçekleştirilmiştir. Yaşam alanlarının bakımına ve korunmasına hakim olan kadınlar buraların düzenlemesini de yapıyorlardı. Barınakların yapılması, yiyecek depolarının yapılması da kadınların işleriydi. Kısacası ilk hekim, ilk dokumacı, ilk çiftçi, ilk mimar-mühendis vs. kadındı.
Çağdaş toplumlarda kamusal alandaki üretimin bütün köşe başlarını tutan erkeklerin buraların ezelden beri sahibi olmadığını göstermek için bu kadar tarih bilgisi yetebilir. Peki kadın neden, ne zaman sadece özel alana hapsoldu ve kamusal alandan dışlandı?
PRESTİJLİ İŞLERİN SAHİBİ ERKEK
Kadınların kolektif emeğiyle toplumda yaşanan, tarıma başlanması, hayvanların evcilleştirilmesi, yemeklerin saklanacağı kapların yapımına başlanması gibi büyük gelişim/değişimler erkeklerin ava gitmesi gerekliliğini ortadan kaldırmıştır. Üretim de verimliliğin
artmasıyla toplumun tüm katmanlarında değişimlere yol açmıştır. Kadının üretiminin, emeğinin toplumun yaşamında önemli olması kadının denetlemesine yol açmıştır. Ürünlerin paylaşılmasında ve topluluklar arası ilişkilerin belirlenmesinde akrabalık ilişkilerinin önem kazanması kadının üremesinin denetim altına alınmasına yol açmıştır. Kadının bulduğu, keşfettiği alanlardan itilip, erkeklerin bunları iş edinmesiyle toplumdaki konumu ikincilleşmeye başlamıştır. Böylelikle ataerki (patriarka) tarih sahnesine çıkmaya başlamıştır. Farklı toplumlarda farklı biçimler alan bu ikincil konum günümüz kapitalist düzeninde farklı bir biçim almıştır. Kapitalizm kendisinden
22 önceki bütün sistemleri tasfiye edip Kapitalist toplumda egemen sınıfın ik- göze alması gerekir. Bu işlerde kendini
kendini kurarken, patriarkayı içine al- tidarına karşı verilen mücadelede mes- kanıtlamak, göstermek, ben de bunu
mış ve işine geldiği gibi şekillendirmiş- lek alanlarıyla ilgili örgütlenme önemli yapabilirim demek için erkeklerden
tir. Kapitalist düzen iş gücüne ihtiyacı bir yer tutmaktadır. Çalışma hayatının çok çaba göstermesi gerekir. Aynı iş için
olduğunda kadını ucuz iş gücü olarak düzenlemesinde verilen mücadele ka- daha düşük ücreti kabul etmesi istenir
kullanmakta, ihtiyacı olmadığından da dınların kurtuluşu için verilen bir müca- kendisinden. Unutmadan söyleyelim iş
kadınları patriarkal ilişkileri kullanarak delenin sadece bir ayağını oluşturuyor. başvurusu yaptığında evli olup olmaeve hapsetmektedir. Bunu da toplum- Çalışma hayatında cinsiyetçi iş bölümü ması, çocuk yapmayı düşünüp düşünsal cinsiyet rollerini yeniden üreterek ve ayrımcılıkla mücadelenin bir ayağı mediği konuları da işverenin ilgilendiği
yapmaktadır. Toplumda kabul gören meslek örgütlerinin içindeki iktidarla- diğer konular arasında. Nasıl olsa evli
erkek işi kadın işi algısının da yardımıy- rın yıkılması, eşitliğin sağlanmasıyla olan bir erkeğin, çocuklu çocuksuz fark
la kadın işlerini önemsiz, kadının zaten oluşturulacaktır.
etmez, işi dışında başka sorumlulukları
yapması gereken işler olarak göstererek Kadının kamusal alana çıkmasıyla ay- olmayacağından ‘medeni hal’iyle ilgiucuza getirmektedir. Bunun toplum- rımcılık, ikincil konum kendini sokakta, lenilmez. Hatta bir erkeğin evli olması
da kalıcılaşmasını cinsiyetçi eğitimle, eğitimde, çalışma hayatında gösterir. daha uygundur. Kendisini işe hazırlaataerkil aile yapısıyla yeniden yeniden Kadının meslek seçiminde de toplum- yacak, yemeğini yapacak, çamaşırını
üretmektedir. Çarpık tarih bilgileriyle sal cinsiyet normları peşini bırakmaz. yıkayacak, çocuğuna bakacak birinin
ezelden beri kamu işine yatkın; ‘akıl’, Yapacağı/yapabileceği işler bellidir. olması erkeğin daha çok verimli ola-
‘analitik düşünme’ gerektiren prestijli Özel alanda yaptıklarının uzantısı olan bilmesi demektir, işveren için. Kadının
işlerin sahibi erkek imgesi yaratılmaya bakım, eğitim, hizmet işleri. Bunları işe başlamak istemesi beraberinde çifte
çalışılması patriarka ve kapitalizmin seçmeyip de ‘erkeklerin işlerini’ yap- mesaiyi göze alması anlamına geliyor.
iktidarını perçinlenmektedir.
maya niyetlenirse yaşayacağı sorunları Diğer taraftan erkek işine yeltenen
kadın, o alanda da daha çok çalışmak di mesleğiyle ilgili örgütlenmesine kate değer çalışmalar da yapılmıyor
zorundadır.
katılmakla işe başlar, ama iş bununla değil. ‘Kadınlar örgütlü TMMOB daha
ÇALIŞMA HAYATINDA KADIN
bitmez. ‘Erk’lik hayatın her alanında güçlü’ diyen kadınlar 2 kadın kurultayerini almıştır. Kadın mücadeleye, mü- yı gerçekleştirdiler. Bu kurultayların
Çalışma hayatına katılmayı başarmış cadele arkadaşlarıyla mücadele ederek sonucunda bir araya gelen kadınlar,
çoğu kadın bu ikincilliği, eşitsizliği çoğu başlar. Erk olma hali, meslektaş olma yaşadıkları sorunlar için çözüm önerizaman farkında olmadan yaşamakta durumuyla giderilen/giderilebilecek lerini, ülke gündemine dair görüşlerini
hatta diğer kadınlara göre kendini kur- bir olgu değil, ne yazık ki. Kadına yine iş daha örgütlü bir biçimde dile getirme
tulmuş, özgürleşmiş hissetmektedir. düşüyor. Özgürlük serüveni önce hem- şansını elde ettiler. Kadın dayanışma-
Tabi ki çalışan kadınların ekonomik öz- cinsiyle sonra meslektaşları, mücadele sının ve örgütlenmesinin artırıldığı bu
gürlüğünün olması küçümsenecek bir konu değildir, eğer maaş kartını kocasına kaptırmamışsa… Ama patriarkal kapitalizm, kadını çifte sömürüye maruz bırakırken; iş hayatına katılmak tek başına bir kurtuluşu göstermiyor. Kadının kendisine yaşatılan bu ikincilliğin farkında ol(a)mamasının yanında diğer kadınlarla olan ilişkisine olan yansıması da irdelenmesi gereken bir konudur.
arkadaşlarıyla dayanışmayı örmeyle başlamalıdır. Unutulmamalı ki iş hayatında konumu ilk belirleyeni cinsiyet oluyor. Kadın olmak başarılı, iyi olmak için eksi bir puan demek oluyor çoğu zaman. Üniversitelerden aynı şartlarda (eğitim süresince cinsiyetçi yaklaşımlar hariç, aynı derslerin alınması vs. kastedilmektedir) aldığımız diplomalar bizi erkeklerle eşitlemeye yetmiyor. Kadın
çalışmalar meyvesini vermeye başladı desek abartmış olmayız. TMMOB’ye bağlı Elektrik Mühendisleri Odası’nın en çok üyeli şubesi olan İstanbul ve Ankara’da şube başkanlarına kadınlar seçilmiştir. Yine TMMOB’ye bağlı Gıda Mühendisleri Odası’nın Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin 7 sinden 6’sı kadındır. TMMOB’ye bağlı odalarda yeterli olmasa da kadınların görünürlülüğü
Çalışma hayatında başarılı bir kadın ev olmamız ezilmemiz için ilk nedense, ilk yönetim kademelerinde artmaktadır.
içi işlerden muaf tutulmuyor ve bunları ittifakımız da kadınlarla olmalıdır.
23 Bunlar iyi örneklerden bazıları. Fakat
yapmaktan, yapamıyorsa da başka bir kadına yaptırmakla yükümlü olmaktan kurtulamıyor. Kadınların içinde yaşa-
KADINLAR ÖRGÜTLÜ TMMOB DAHA GÜÇLÜ
halen DİSK, HAK-İŞ, TÜRK-İŞ ve TİSK’in başkanı erkek ve yönetimlerde karar alma mekanizmalarında kadınların
tıldığı bu cendere kadınlar arasında Çalışma hayatında olduğu gibi sendika, görünürlülüğü yeterince sağlanamaişveren-işçi ikiliğini oluşturmaktadır. meslek örgütleri gibi yapılanmalar- mıştır.
Kadınlar arasında dayanışmayı, yaşa- da da kadınlar yönetim, karar verme
nan ortak ezilmişliğe karşı verilecek mekanizmalarından çok hizmet üre- Meslek örgütlerinde kadın dayanışması
mücadelenin sistem tarafından sekteye ten perde arkasında yer bulabiliyor. demek, kadınlara kadın olmaları nedeuğratılması kabul edilemez. Kadınlar Erkek işi olarak görülen mühendislik, niyle yaşatılan sıkıntılarla mücadelenin
çalışan kamusal alanda ve özel alanda mimarlık, avukatlık gibi mesleklerin örülmesi, örgüt içerisinde kadınların
çalışanlar olarak ayrılsa da mutlak tek örgütlenmelerinde kadın görünürlülü- temsiliyetinin artırılması demektir. Bu
bir şey var; kadınlar her alanda, ben- ğü azdır. KADER’in 2012 yılı araştırma da ancak kadınların ortak yaşanmışzer ya da başka fark etmez, aynı şeyin sonuçlarına göre 70 bin 332 avukatın lıklarından yola çıkarak, yaratacakları
neden olduğu sıkıntıları yaşamaktadır. 26 bin 35’i kadın (yaklaşık yüzde 37) kendi mücadele perspektiflerini örgüte
Kadınların her alanda yaşadığı ezilmiş- olmasına rağmen 78 baronun sadece yansıtabilmeleriyle olacaktır.
lik, ikincil konum patriarkanın kapita- 4’ünün başkanı kadın. Başka bir örnek
lizmle kurduğu ilişkinin (tersi de doğru- de mühendis, mimar, şehir plancıların
dur) uzantılarıdır.
örgütlenmesi TMMOB’de karşımıza
Sömürü ilişkilerine ya da meslek çıkmaktadır. Üye sayısı 380 binin üzealanında yaşadığı sıkıntılara karşı rinde olan TMMOB’de kadın üyelerin
mücadele etmek isteyen kadın ken- oranı yüzde 19 civarındadır. Fakat dikelektrik mühendisliği dergisi 445. Sayı eki / Eylül 2012
SON KURBAN
Tülay IŞIK [email protected]
“24 yaşındaki M.K., 8 yıl önce evlendiği Gazete haberlerini sırasıyla okuduğu- tecavüz ve peşi sıra yetmezse öldürüeşinin ailesi tarafından 3 ay önce tuva- muzda açıkça görüyoruz ki, evet önlen- lecek. Gerekçe mi? “Namusumu kurlete kapatıldı. Gördüğü şiddet sonucu bir mek istenmiyor. Aksine teşvik ediliyor, tardım. Pişman değilim.” Ama aslında
çocuğunu da kaybeden ve bu nedenle psikolojik sorunlar yaşayan Melek,....” Radikal/ 26.07.2012
Çünkü sistem tarafından sıkıştırılan erkeğin rahatlayacağı da bir alan yaratılmalı. Haz alanı. Öyle ya, çoğunluğu erkeklerden oluşan çalışanlar, uzun
namusu patrona feda.
Bunlardan kurtulmak isteyen kadın eğer polisten yardım isteyecek olursa
Güne başlarken okuduğumuz kadın ci- saatler boyu düşük ücret ile çalışacak, da polisin tarafı belli. Kadını korumak
nayetleri, rızasız ve zorla erkekler tara- ama buna ses de çıkarmayacak. Sendi- bir yana, onu o evinin patronu kocanın
fından gerçekleştirilen cinsel girişim ve kası olmayacak, iş kazasında arkadaşı yanına geri gönderir. Ölmesine göz yusaldırılara dair haberler geldiğimiz yere ölürken o çalışmaya devam edecek ve mar.
ayna tutuyor.
“performans”ını da hiç düşürmeyecek. Bunun da göz dağı olarak başka ka-
Ama neden?
Neden bu kadar arttı ve niye önlenemiyor.
Yoksa, yoksa önlenmek istenmiyor mu?
“Yeni kapitalist sınıf her şeyi üretebiliyor ama bir şeyi, yeni işçiler kuşağını üretemiyor. Bunun için kadının bedeni ve rızası, ücreti ödenmeyen ev emeği gerekiyor. Bu korku ve gereksinimlerden hareketle de bize hiç yabancı gelmeyen yasalar
Konsantarasyonunu hiç bozmayacak. Öyle el işte göz oynaşta olmaz. İş çıkışı doğruca evine (evi varsa tabii)... Uzun bir şehir içi yolculuk sonucunda evine ulaşabilirse de mutlu olacak. Mutlu olacak çünkü evinin“patronu”olacak ve patronların patron olmak ve patron kalmak için yaptığı bütün çirkin oyunların provasını da karısı üzerinde deneyecek. Patron fazla maaş isteyen işçiye ne yapıyorsa, O da karısına onu yapacak. Polis, panzer, dayak, gaz bombası, işten
dınlarca bilinmesi için de medya kendi üzerine düşen görevi yerine getirecek elbette. Boy boy resimler. Mutlu evlilik resimleri ve kana boyandığı için buğulanmış kadın cesedinin resmi. İşte bir mesaj daha: “Ayağını denk almazsan düğündeki mutluluk resmin bu hale de gelebilir”, ey diğer kadın, sen, bunu okuyan ve ey diğer erkek, bak böyle örnekler de var hani olaki zorda kalırsan aklında bulunsun!
gündeme gelmeye başlıyor.” Ergin Yıl- atılma. Evde bunun küçük bir kopyası- İktidar ilişkilerinin bu biçimde devamı
dızoğlu
nı yaşatılacak kadına: hakaret, dayak, için kadının evinde kalması, kız çocuk-
çocuklarını yetiştirecektir. Çocuk hata yaptığında yanağında tokat patlayacaktır. Olmazsa da hedefe kilitli terlikler fırlatıldığında görevini yerine getirir nasıl olsa. İşte geleceğin ucuz işgücü çocuğun ilk terbiye yöntemleri de bunlar olur. Döngü sağlamlaşır.
Çocuk erkekse onun da aklı başına gelmeden çalıştırmaya başlamalı. Karşı çıkmayı öğrenmeden olabildiğince çalıştırmalı. Olaki onun da aklı başına gelecek olursa işten çıkarmalı. Yeni yetme çocukları işe başlatmalı. İşsizler yığını karın tokluğuna çalışmak için patronlara yalvarmalı. Bunun da adı ileri demokrasi olmalı.
Bu arada geçmiş dönemde iktidarların
zaafından yararlanarak meslek sahibi olmuş ve ekonomik bağımsızlığını
larının asli görevleri olan iktidara ucuz nın rızası aranmadan yapılabilmesinin kazanmış kadınların uslu durmaları
25 işgücü yetiştirme, bunu da karşılıksız de tüm yollarının açılması için her yo- için de yöntemler düşünülür. Onlar iş
yapma hallerinin devamı gerekir. Bunu lun denendiğini.
hayatında erkek meslektaşlarının yarda gönüllü yaparsa mükemmel olur elbette. Bunu nasıl gönüllü yapar ki acaba?
Gönülü yapmak zorunda mıdır ki?
Hasta olduğu için kocasını göremiyor.
Bunun için her işin başı olan eğitimden başlanmalı; 4+4+4 kumpası ile çocuklar kendilerini bilmeden sistem malzemesi olarak görevlerinin başına yönlendirilebilmelidir.
dımcıları, onların gözlerini okşayan çalışma arkadaşlarıdır. En ilerici erkeğin yanında erkek politikalarını olumlayan “kadın figürü”, muhafazakar erkeğin yanında çay yapan, telefona bakan sekreter mühendislerdir. Ev içinde kocala-
Yatağına 2 senedir gitmiyordu. Kocası Henüz aklı başına gelmeden evlendiril- rı/sevgilileri, ev dışında mahalle baskısı
alıp götürüp getiriyordu, yatmıyordu mesinin nasıl “önemli ve gerekli” oldu- onları olmaları gereken yere, eve kaberaber. Kız kendi istemiyordu. Bilseydik ğunu anlamadan hamile kalmalı, olaki patmak için ellerinden geleni ardlarıböyle olacağını diğer 2 çocuğu da dün- aklı başına gelecek olursa kürtaj olma- na koymamaktadırlar zaten. Yetersiz
yaya getirmezdik.” Radikal/ 26.07.2012 sına izin vermemeli, onu zorla bağırta kaldıkları yerlerde de gördüğü her dişi
Cehalet iç acıtır. Kan donduran cümleler kolayca dudaklardan dökülür. Aile içi tecavüz normalleşir. Bir kadın, biri ölü üç cocuk dünyaya getirebilir. İlkini soğukta tek başına doğurup ellerinde ölümüne şahitlik edebilir. Diğerlerinin ise ucuz işçi olmak dışında kaderi
bağırta doğurtmalı. Dünyaya gelene elbet Tanrı rızkını verecektir. Devletin birşey yapmasına gerek yoktur. Ama kadın her koşulda anne olma görevini yerine getirmeli, çocuğu ve yuvası için saçını süpürge etmelidir. Kader ona bu rolü uygun bulmuştur.
varlığı cinsel nesne olarak algılaması için medya tarafından eğitilmiş erkek magandalar görevi devralmaktadırlar.
Karşı çıkan kadınlara da “susun” diyen yine kadınlar olur: “Biz niye tecavüze uğramıyoruz peki!”
Ve hergün yeni bir “Son Kurban” kadın,
yoktur zaten. Evet, bilmiyorlar sisteme Çağdaş eğitim olanaklarından yoksun ölü balık gözlerle ekrandan bana bakucuz işçi yetiştirdiklerini ve bunun kadı- kadın, annesinden gördüğü şekilde de maya devam eder...
*DÜŞÜNEN ADAM MI? YOKSA KADIN MI?
Fransız bir heykeltıraş olan Camille Cla- ti. Camille, önce Académie Colarassi’de ken bile hiçbir zaman Rose Beuret’den
udel, 1864-1943 yılları arasında yaşadı. heykeltıraş Alfred Boucher ile çalıştı. ayrılmadı.
Kuzey Fransa’da doğan Camille’in ileri- Sonrasında 1882 yılında, Paris’te bir Camille ve Rodin birlikte atölyede çok
26 ki yaşamında en yakın ve tek arkadaşı grup kadınla birlikte bir atölye kirala- güzel çalışmalara imza atarlar. Yaraolan bir erkek kardeşi Paul ve o yılların yarak profesyonel heykeltıraş yaşamı- tıcılığını ortaya çıkarması için biraz
erkek-kadın rollerini kesin bir şekilde na adım atmıştı. Camille’in o dönemki daha zamana ihtiyacı olan Camille’in
içselleştiren, Camille’in sürekli kıyasla- atölye arkadaşlarından biri de ünlü ilk eserlerinde Rodin’in etkisi olduğu
nıp karşısında kaybettiği bir de kız kar- İngiliz kadın heykeltıraşlardan Jessie söylenir. “Cehennemin Kapıları (Le Port
deşi Louise vardır. Varlıklı sayılabilecek Lipscomb.
de L’Enfer)”isimli çalışmayı birlikte gerbir ailede büyüyen Camille’in Babası 1883 yılında Camille, hayatının bundan çekleştirirler ve bu eser hayatlarında
Louis Prosper, otoriter ve ciddi bir adam sonraki kısmına büyük etki edecek olan önemli bir yere sahiptir. Bu eserde artık
olmasına rağmen maddi ve manevi an- ve “Düşünen Adam” heykeliyle tanı- heykeltıraşlıkta kendi tarzını oluşturlamda yaşadığı süre boyunca Camille’in nan Fransız heykeltıraş Auguste Rodin maya başlayan Camille’in etkileri açıkça
en büyük destekçisi olacaktır. Annesi ile tanışır. O dönem diğer öğrenciler- görülür; eserin ciddi bölümünün Camilise kızının bir heykeltıraş olmasını asla den farklı olarak Camille’in yeteneği le tarafından yapıldığı söylenmektedir.
kabullenmeyecektir.
Rodin’in ilgisini çeker. Öyle ki Rodin, Ama ne yazık ki, pek çok eserde olduğu
Camille’in heykele olan ilgisi çocukluk Camille’i yeni bir esin kaynağı olarak gibi “Cehennemin Kapıları” yapıtında
yıllarında, taş ve çamurdan yaptığı görür. Rodin’in, Rose Beuret ile yaklaşık da Camille, Rodin’in ününün gölgesinoyunlarla başlamıştı. Annesi hiçbir 20 yıllık bir ilişkisi vardı. İlişkisinde ya- de kaldı. Rodin’in bu eseri, Camille’in
zaman sanata olan ilgisini onaylama- şadığı sorunların da etkisiyle Camille’e yoğun etkisi ve yardımıyla yaptığı,
mıştı. Ayrıca o dönemde kadınlar sa- yaklaşan Rodin onunla sevgili oldu. Ca- hatta Rodin’in, başarısının büyük bir
nat okuluna kabul edilmiyordu. Ama mille, Rodin için hem model, hem esin kısmını Camille’e borçlu olduğu söyle-
Camille’in heykeltıraş olma tutkusu dö- kaynağı hem de iyi bir sevgiliydi. Fakat nir. Bu söylenti çok da tuhaf gelmiyor,
nemin anlayışını engel kabul etmemiş- Rodin, Camille ile tutkulu bir aşk yaşar- çünkü Rodin en unutulmaz eserlerini
Camille ile birlikte olduğu yıllarda yapadına Rodin’in yaptığı yönündedir. Bu
mıştır. Rodin’in Camille’e ait pek çok
dönemde Paris’te Camille’in yeteneğini
eseri sahiplendiği rivayet edilmektetakdir etmek ama yapıtlarını çirkin ve
dir. Bu eserden sonra Rodin, Camille’i
edepsiz bulmak, başarısını ise Rodin’e
heykeltıraşlıkta kendine bir rakip olabiçmek genel eğilim olmuştur. Ama
rak görmeye başlar. Ona delicesine
işin doğrusu; heykel sanatı açısından
bir tutkuyla aşık olan Camille, gerçeği
Rodin’in mi Camille’i yoksa Camille’in
başlangıçta çok fazla kabul etmek istemi Rodin’i etkilediği hala bir soru işaremese de Rodin’in sonradan kabalaşan
tidir. Camille, Rodin ile çalıştığı ilk yılve değişen tavırları ile durumun farkına
larda klasik heykel çalışırken, daha sonvaracaktır.
ra “Art Nouveau” akımına yaklaşmıştır.
Camille Caludel’in Rodin ile yaşadığı aşkı Rodin’in Camille’e yazdığı mektuplar
anlattığı “Sakountala” adlı eseri
yıllar önce çalınmış ve yazılı birçok ka-
Camille çalışmalarını, ilki 1903 yılında olmak üzere Salon des Artistes Français ve Salon d’Automne isimli sergi salonlarında izlenmeye sundu. Sergilerde “Vals (Le Valse)”, “Clotho (Clotho)”, “Olgunluk Çağı (L’Âge Mûr)”, “Kayıp Tanrı (Le Dieu Envolé)”, “Geveze
nıt ortadan yok olmuştur. Bir iddiaya göre Rodin, Camille’in aklını yitirdikten sonra yaptığı heykellerini kendi ismiyle sergilemiş, bir iddiaya göre ise “Balzac” heykelinde kullandığı fikri Camille’in üzerinde çalışmakta olduğu bir dev figüründen çalmıştır.
27 Kadınlar (Les Bavardes)” ve Sakuntala Camille, “Olgunluk Çağı” isimli eserin- (Sakountala)” gibi önemli eserleri yer de, yaşadığı ayrılığın acılarını yansıtır;
aldı. Eleştirmenler tarafından eserleri diğer yandan bu yapıt ona, oniks merçok beğenilen Camille’in, Rodin tarafın- merini ilk kullanan heykeltıraş olma
dan doğrudan veya dolaylı olarak taciz onurunu kazandırır. Teknik olarak oniks
Camille Claudel Rodin için modellik yaparken edilmesi ayrıldıktan sonra da devam maddesini kullanması hayret uyan-
Rekabetin inceden inceye su yüzüne çıkmaya başladığı bu dönemde Camille, Rodin’den hamile kaldı; fakat geçirdiği bir kaza sonucu bebeğini düşürdü. Bu olay ruhsal olarak Camille’in dünyasındaki sıkıntıların başlangıcıdır.
etti. Camille’in eserlerinde kendi etkisi olduğunu her ortamda dile getiren Rodin bir dizi karalama çalışması yürüttü. Camille’in eserlerine olumlu yorum yapan bazı eleştirmenler eserleri takdir ederken bile Rodin’in ne kadar iyi bir öğrenci yetiştirdiğinden dem vuruyor,
dırmıştır çünkü oniks taşı; çok sert bir materyaldir ve işlenmesi zordur. Bunun dışında ise anatomi bilgisi çok iyi olan Camille, figürlerin kas hareketleri, vücutların duruşları ve ayrıntılarını muazzam şekilde vermiştir. Bu eserde, Camille-Rodin ve Rose Beuret aşk üç-
Evli olmadan bir adamla ilişki yaşa- Camille’in başarısı ve yeteneğini yok genini rahatlıkta görmekteyiz, Rodin’i
masını ve erotizm ile cinsellik temalı sayıyordu. Camille, sanat çevrelerinde eşi Rose Beuret sarmalarken, Camille
eserler çıkaran Camille’in heykeltıraş çoğunlukla görmezden gelinmekte ya çaresizce Rodin’e ellerini uzatmaktadır
olmasını hiçbir zaman tasvip etmemiş da eserlerindeki cinsel boyut yüzünden ve Rodin’ de arkası dönük ama bir yanı
olan annesi onu reddetti. Rodin ile bir- ahlakçı yergilerle karşılanmaktaydı. Camille ile birlikte gibi elini ona doğru
likteliği 1898’e kadar sürdü. Sanat ha- En önemli yapıtlarından biri olan ve uzatır.
yatı boyunca kadınlardan ve uyuşturu- Rodin’le yaşadığı aşka göndermeler ya- 1848-1917 yılları arasında yaşamış
cudan vazgeçemeyen Rodin’in Camille’i pan “Sakountala” (Sakuntala) ile ödül Fransız Gazeteci ve Sanat Eleştirmeni
terk etmesiyle ilişkileri sona erdi.
aldığında ise yorumlar, heykeli Camille Octave Mirbeau, Camille’in deha düzeelektrik mühendisliği dergisi 445. Sayı eki / Eylül 2012
yinde yeteneğe sahip olduğunu söy- Çin’e gitmesi üzerine kendisini atölye- Hastanenin doktoru Dr. Brunet 1920’de
lemektedir. Gerçekten dehası, yaptığı sine kapatarak inzivaya çekildi. 1913 annesine bir mektup yazarak Camille’in
heykellerde duygu ile malzemeyi bir- yılında babasının ölümünü Camille’e ailesini görmeye ihtiyacı olduğunu billeştirmesinde ortaya çıkar. Heykele ruh bildirmediler. Babasının ölümünü fırsat dirdi, fakat herhangi bir cevap alamadı.
veren yaratıcılığı karşısında Rodin tüm bilen annesinin ön ayak olmasıyla aynı Erkek kardeşi Paul Claudel ise beş yılda
kıskançlığına rağmen “Ona altını nerede bulacağını söyledim. Ama bulduğu altın kendi içindeydi” demek zorunda kalmıştır.
Camille Caludel yaşamı boyunca, diğer yaratıcı sanatçılar gibi deha ile deliliğin sınırları arasında gidip gelmiştir.
yıl Camille, ruh hastalıkları hastanesine yatırıldı. Camille’in bilgisine sunulan yatış formunda “kendi isteğiyle” yazmasına rağmen gerçek belgede doktorun ve kardeşinin imzaları olduğu ve bu dönemde Rodin ve annesinin Camille’i hastaneye yatırma konusunda birlikbir ziyaretine geliyordu.
Camille, erkek kardeşi Paul Claudel’e yazdığı bir mektupta çaresizlik içinde şöyle haykırmıştı:
”Akıl hastanesi! Evim diyebileceğim bir yere sahip olma hakkım bile yok! Onların keyfine kalmış
işim! Bu, kadının sömürülmesi, sanatçının
ölesiye ezilmesi…
Mahsus kaçırdılar
beni, onlara tıkıldığım
yerde fikir vereyim
diye; yaratıcılıklarının
ne kadar sınırlı olduğunu biliyorlar çünkü.
Kurtların kemirdiği
bir lahana gibiyim
şimdi, yeni filizlenen
her yaprağımı büyük
bir oburlukla mideye
indiriyorlar.
1905’ten sonra Camille’in ruh sağlığı bozulmaya başlar. Bir kriz anında eserlerini parçalar. Doksana yakın heykel, çizim ve eskizini yok ettiği rivayet ediliyor. Hastalığı şizofreni olarak tespit edildi. Bu dönemde Rodin’i onun fikirlerini çalmakla suçladı. Camille’in eserlerinin öne çıkmasını ve kendini geçmesini istemeyen Rodin, bu hastalığı da fırsat bilerek onu eserlerini çalmakla suçladı. Camille, kendisine sürekli olarak destek veren diplomat ve şair erkek kardeşi Paul’un 1906’da evlenmesi ve
te hareket ettiği söylentiler arasında. Hastanede yapılan gözlemler sırasında Camille’in heykel ile uğraştığında olumlu gelişmeler gösterdiği doktorlarca tespit edilmiştir. Fakat ailesinin etkisiyle hastanede heykel yapmasına asla izin verilmedi. Bir sanatçıya verilebilecek en büyük ceza verilmiş, tutkuyla bağlı olduğu sanatı elinden alınmıştı. Doktorların Camille’in dışarıda olması ve heykel yapması önerilerini annesi kabul etmedi ve Camille ruh hastalıkları hastanesinde tutulmaya devam edildi.
Bilmiyorum, kaç yıl oldu buraya kapatılalı, ama tüm hayatım boyunca ürettiğim eserlere sahip çıktıktan sonra şimdi de kendilerinin hak ettikleri hapishane hayatını bana yaşatıyorlar. Bütün bunlar Rodin şeytanının başının altından çıkıyor. Kafasında bir tek düşünce vardı zaten; kendisi öldükten sonra benim sanatçı olarak atılım yapıp onu aşmam… Bunu engellemek için de yaşarken olduğu gibi ölümünden sonra da ben hep mutsuz kalmalıydım. Her bakımdan başarıya ulaştı işte!
Bu esaretten çok sıkılıyorum… Eve hiç dönemeyecek miyim, Paul?”
Camille son yıllarında...
1882 yılında birlikte atölye kurdukları arkadaşı İngiliz kadın heykeltıraş Jessie Lipscomb, 1929’da Camille’i hastanede ziyaret etti; ziyaret sonrası Camille’in
‘deli’ olduğu tezinin doğru olmadığını savundu.
Camille’e deha sahibi yaratıcı ve farklı bir kadın olmasının karşılığında böylesi bir yaşam layık görülmüştü. Tarih boyunca toplumsal cinsiyet rollerini reddederek yaşayan tüm kadınlar gibi Camille de bunun bedelini fazlasıyla ödemişti. Dönemin sanat anlayışı içinde kadın olduğu için ciddi bir emek sömürüsüne maruz kalan Camille’in ve Rodin’in eserleri Paris’te bulunan Musée D’orsay’da hala birlikte sergilenmektedir.
* Bugün ironik ve trajik olarak Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin bahçesinde bulunan “Düşünen Adam” heykelinin yaratıcısı, fikir sahibi veya esin kaynağının bir adam mı yoksa tarih boyunca emeği sömürülmüş bir kadın mı olduğu sorusuyla bizi baş başa bırakan Camille, 1943 yılında tam 30 yıl yaşamak zorunda bırakıldığı ruh hastalıkları hastanesinde hayata gözlerini yumdu.
İlgilenenler için;
Film: Camille’in yaşamı, 1988’de Bruno Nuytten yönetmenliğinde “Camille Claudel” adıyla film yapıldı. Camille’i Isabelle Adjani ve Rodin’i Gerard Depardieu oynadı. Film, 1989’da iki dalda Oscar Ödülü aldı.
Kitap: Anne Delbee tarafından orijinal ismi “Une Femme” olan “Bir Kadın, Camille Claudel” adlı kitap Everest Yayınları / Unutulmayan Kadınlar Dizisinden 2011 yılında 2. Basımı yapılarak çıkmış bulunuyor.
4 AY, 3 HAFTA, 2 GÜN
Eylem ÖLMEZOĞLU POYRAZ [email protected]
Komünizmin son yıllarının yaşandıfilmde bizleri izlerken öfkeden
ğı, Çavuşesku’nun iktidarda olduğu
kaskatı yapacak başka bir erkek
1987 yılının Romanya’sındayız.
hükmüne daha tanık olacağız.
Kahramanlarımız 2 üniversiteli ka-
Kürtajcı Bay Bebe’ye ve onun çadın. Ancak konu ne aşk, ne maceresizlik içindeki bu genç kadınra, ne de komünist döneme ilişkin
larla bedenleri üzerinden yapgöndermeler. Filmin adındaki yalın
tığı korkunç pazarlığa. Herşey
30 ifadeden de anlaşılacağı üzere “4 ay, 3 hafta, 2 gün” bir hamilelik sübittiğinde sıra, düşen fetusu yok etmeye gelecek ve yine orada
resini belirtmekte. Kürtajın yasak
da devletin görünmez gözlerini
olduğu bir ülkede istenmeyen bir
üzerimizde hissedeceğiz.
hamilelik yaşayan ve bu hamileliği sonlandırmak zorunda olan Gabita ile ona en büyük desteği veren yol arkadaşı Otilia’nın hikayesi.
Filmin geçtiği Romanya‘da kürtaj 1966 yılında yasaklanmış. Maalesef bu sürede kürtaj için yasa dışı ve sağlıksız yollara
Film, kürtajın yer altına indiği bir
başvurmak zorunda kalan 500
dönemde, arkadaşını bu durumunbin kadın hayatını kaybetmiş
dan kurtarmak için kürtajı yapacak
ve 1989’da kürtaj tekrar serkişiden kürtajın olacağı mekana
best bırakılmış. Ülkemizde de
kadar her türlü ayarlamayı yapan Otilia, belki kendisinin de Gabita’nın
kürtaj yasağı tartışmaları sürüp
Otilia’nın hazırladığı planı Gabita’ya yerinde olabileceği düşüncesiyle, bel- giderken, bu film bir çok kadını bekleanlattığı yurt odasındaki bir sahney- ki de sisteme karşı duyduğu hınç ve yen tehlikeyi de açıkça göstermekte.
le başlıyor. Ama bunun öncesinde bir asi ruhla, para denkleştirmekten otel Kürtajın karaborsaya düşmesinin kakare var ki filmin yönetmeni Cristian odasına yerleşmeye kadar karşılarına dın hayatının da karaborsaya düşmesi
Mungiu’nun çaresizliğe ilişkin kullan- çıkan her türlü engelle mücadele eden demek olduğunu çok net anlatıyor ve
dığı etkileyici bir metafor; bir akvar- güçlü bir kadın. Devlet otoritesine iliş- bu karaborsanın sömürülen “Gabita ve
yumun içinde yüzen iki küçük balık, bir kin baskıcı zorlamaların yanında içinde Otilia”ları, yarattığı gerçeği ile sömüren
diğer değişle eril devletin eli bedenle- bulunduğu toplumsal yapının da ağırlı- “kürtajcı Bay Bebe”leri beslediği gerçerinde olan iki genç kadın.
ğını hissettiren sahneleri izleyeceğimiz ğini gözler önüne seriyor.
KİBELE’DEN PANDORA’YA
Neriman USTA [email protected]
Ana hukukundan baba hukukuna, kadın egemenliğinden erkek egemenliğine, bereket saçan Ana Tanrıça’dan kötülük dağıtan Pandora’ya….
Çağlar boyunca baş tacı edilen, topluluk yaşamının temeli sayılan kadın,
nasıl oldu da ataerkil değerlerin kölesi
haline geldi? Erkek, tarihin hangi nok-
tasında ve hangi dürtülerle kadını geri
plana itti?
Araştırmacı yazar Pervin Erbil, kadının toplumsal konumundaki değişime çeşitli açılardan baktığı bu çalışmasında akademik birikimini edebi bir dille sunuyor, insanlığın gelişim çizgisini bir de kadın ile erkek ve kadın ile toplum ilişkileri bağlamında izleyip görmek isteyenlere…
“Önemliydi, değerliydi, güçlüydü, üstündü, ama otoriter bir hegemon değildi. O, sevilen, sayılan, koruyucu, üretken, merhametli ve aynı zamanda büyülü güçler taşıyan, toplumun atası bir tanrıçaydı.”