Elektrik Mühendisliği · Sayı 448 · Ekim 2013

TÜRKİYE’DE NÜKLEER SANTRAL YAPIMINA HALK OYLAMASI İLE KARAR VERİLMELİDİR

Nedim Bülent Damar

Nükleer enerji Görüş ve değerlendirme

Yıl
2013
Sayfa
5
Okuma süresi
13 dk
Görüntülenme
0

Konu

Nükleer enerji

İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

Anahtar kelimeler

  • Akkuyu
  • Sinop NES
  • Fukuşima
  • Çernobil
  • halk oylaması
  • nükleer santral riski

Özet

Yazar, Türkiye'de kırk yıldır planlanan nükleer santral projelerinin risklerini, gelişmiş ülkelerin nükleer enerjiden vazgeçme eğilimini ve elektrik talep tahminlerinin abartılı olduğunu tartışarak nükleer santral yapımı kararının halk oylaması ile alınması gerektiğini savunuyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

TÜRKİYE’DE NÜKLEER SANTRAL YAPIMINA HALK OYLAMASI İLE KARAR

VERİLMELİDİR

Nedim Bülent Damar EMO Enerji Çalışma Grubu Başkanı

Ülkemizde son 40 yıldan bu yana tüm iktidarlar nükleer santrallardan elektrik enerjisi üretmek için bir çaba içine girdiler. Yaklaşık 40 yıl önce nükleer santral kurulması için seçilen Akkuyu, Sinop ve İğneada sahaları halen nükleer santral kurulması için Türkiye’de seçilen sahalar olmaya devam etmektedir. 1970’li yılların başından bugüne kadar geçen süre içerisinde değişen ve gelişen teknoloji, araştırma ve inceleme yöntemleri hiç dikkate alınmadan hala aynı sahalara nükleer santral yapılacağı sıklıkla mevcut iktidar tarafından da dile getirilmektedir. Özellikle Başbakan ve yatırımcı bakanlar tarafından Türkiye’de nükleer santral yapılması büyük bir ilerleme ve medeni dünyaya entegre olma başarısı olarak sunulmaktadır. O kadarki Başbakan Gezi Parkı direnişini eleştirirken bazı diğer büyük yatırımlarla beraber Akkuyu ve Sinop nükleer santrallarına da atıf yaparak bu büyük projelerin başarısını gölgelemek için Gezi Parkı direnişinin örgütlendiğini ifade etmiştir. Başbakan’a göre nükleer santrallar

Ek-1

gibi büyük, faydalı ve başarılı projeleri kıskananlar ve Türkiye’nin kalkınmasını istemeyenler nükleer santral projelerini engellemeye çalışmaktadırlar.

ACABA NÜKLEER SANTRALLAR GEREKLİ VE FAYDALI MIDIR?

NÜKLEER SANTRAL YAPILMASI BİR İLERLEME MİDİR?

NÜKLEER SANTRAL YAPILINCA TÜRKİYE MEDENİ DÜNYAYA ENTEGRE Mİ OLACAKTIR?

Bu soruların yanıtlarını araştırmaya bazı genel saptamaları yaparak başlamak gerekmektedir. Öncelikle, yetkililerinin ifadelerine göre Türkiye’de nükleer enerji santralları elektrik üretmek üzere kurulmaktadırlar. Demek ki ülkemizin yöneticileri önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin başka kaynaklardan elde edebileceği elektrik enerjisinin yeterli olmayacağını dolayısı ile nükleer enerjiden elde edilecek elektriğe Türkiye’nin gereksinimi olduğuna kırk yıldan beri inanmaktadırlar. Yöneticilerin bu kararda olmalarının nedenleri ne olabilir?

Bir ülkenin elektrik enerjisi gereksinmesini karşılamak için sırasıyla aşağıdaki hususları dikkate alması gerektiği evrensel ekonomi kuralları ve ilgili herkes tarafından tereddütsüz kabul edilmektedir.

1-Beher kilovatsaat (kWh) başına yatırım ve işletme maliyeti düşük olmalıdır. 2-Elektrik üretiminde birincil enerji olarak öncelikle yerli ve yenilenebilir kaynaklar kullanılmalıdır. 3-Çevre ve doğal yaşama en az zararı verecek kaynak ve teknoloji seçilmelidir. 4-Son tüketiciye maliyeti düşük olmalıdır. (Yani yalnızca tesisin kendisi değil, üretimin yapıldığı yerin iletim ve dağıtım maliyetleri de dikkate alınmalıdır.) 5-Kaynak kullanımında kaynak israfının en alt düzeyde olması gerekecek teknoloji kullanılmalıdır.

Ancak tüm bu kriterlerden önce gelen koşul, yapılacak elektrik enerjisi üretim tesisinin insan yaşamına karşı bir tehlike teşkil etmemesidir.

Yani yapılacak tesisin insan yaşamı için bir tehlike teşkil edip etmeyeceği araştırılıp ve eğer yapılacak tesisin tehlikesi olmadığı görülürse o zaman sırasıyla yukarıdaki kriterlere bakılacaktır.

Nükleer enerji santrallarının en önemli riski bu santrallarda olabilecek bir arıza veya kaza sonucunda ortaya çıkacak nükleer sızıntıların hayati önemde olması ve vereceği zararların ekonomik kriterlerle ölçülemeyecek derecede büyük olmasıdır. Nükleer teknolojinin elektrik üretiminde uygulandığı yaklaşık yarım asırda bu riskin en aza indirilmesi için bu teknolojiye sahip ülkelerde önemli çalışmalar yapılmış olmasına rağmen radyasyon sızıntısının olmasını tamamen önleyecek bir yapıya henüz ulaşılamamıştır.

Radyasyon sızıntısı riski halen vardır, mevcuttur ve sonuçları insani ve ekonomik olarak ölçülemeyecek derecede büyüktür.

Son nükleer büyük kazanın olduğu Fukushima Santralı ile ilgili durum ortadadır. Eylül 2013’de yapılan açıklamalarda bu santraldan olan sızıntının artarak devam ettiği ve radyasyon sızıntısının 18 kat arttığı resmen kabul edilmiştir. Bu arızanın sonuçları ile başa çıkamadığını ve radyasyon sızıntısının artarak devam ettiğini açıklayan ülke Japonya’dır; yani nükleer elektrik üretim teknolojisine sahip olan en önemli ülkelerden birisi ve henüz resmen açıklanmasa bile Sinop NES’in yapımcılarından biri olarak belirtilen ülkedir.

Dünyada nükleer santrallarda meydana gelen büyük kazaların neden olduğu ekonomik zararların çok büyük olmaları nedeniyle tam olarak tespit edilmesi mümkün olmamaktadır. Yani ne 27 yıl önce meydana gelen Çernobil Santralı kazasının ne de Fukushima Santralı’nda meydana gelen kazanın ekonomik sonuçları belli değildir. Kazaların sosyal sonuçları az çok bilinmekle birlikte bu konuda da gerçek verilere ulaşmak mümkün olmamaktadır. Bunun en önemli nedeni sosyal sonuçların çok uzun yıllar sonra ortaya çıkması ve bu konudaki bilgilerin ilgili devletlerce gizli tutulmasıdır.

Ülkemizde nükleer santral kurulmasına karar veren devlet yöneticileri bir kaza halinde ekonomik ve sosyal sonuçları ölçülemeyecek derecede büyük ve yıkıcı olan bir riski göze almakta ve bu riskin gerçekleşme oranının çok düşük olduğunu ifade etmektedirler. Yani bir elektrik üretim tesisi için ön koşul olan insan yaşamı için tehlikeli olup olmadığı

koşulunu göz ardı etmektedirler ve bunun gerekçesi olarak da tüm gelişmiş ülkelerde nükleer santralların varlığını göstermektedirler.

Ülkemiz yöneticilerinin bu büyük riski neden aldıklarını, nükleer santraldan elde edileceklerin bu riske deyip değmeyeceğini iyice irdelemek gerekmektedir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi; öncelikle çağdaş ve gelişmiş toplumlar için , ekonomik aktivitelerde toplum için oluşacak riskin en düşük düzeyde olması çağdaşlığın birinci koşulu olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle yapılan yasa ve yönetmeliklerde öncelikle insan yaşamı gözetilmekte ve yapılacak aktivitenin ekonomik ve sosyal sonuçları ölçülerek olumsuz sonuçlarda toplumun uğrayacağı zararlar hesaplanmakta ve bu analizlere göre yapılan risk değerlendirmesi sonucunda bir işlemin yapılıp yapılmayacağına karar verilmektedir. Demokratik eğilimleri yüksek olan ülkelerde nükleer santral yapımı gibi toplumun duyarlı olduğu konularda toplumun görüşüne doğrudan başvurulmaktadır.

Doğal olarak nükleer santral yapmaya karar veren ülkeler, bu kararı verme sürecinde mevcut olan analiz yöntemlerini kullanmaktadırlar. 1960 ve 70’li yılların teknolojisi ve bilgisi ile çok güvenli görülen nükleer santrallar bugünün analiz yöntemleri ve teknolojisi ile riskli olarak görülebilmektedir.

Bugün dünyada nükleer santral konusu, meydana gelen kazaların dünya çapındaki olumsuz etkileri nedeni ile toplumların

çok duyarlı olduğu konulardan birisi haline gelmiştir. Yeni teknoloji ve yöntemlerle yapılan risk analizleri sonucunda nükleer santralların yapılabilmesini çok karmaşık güvenlik kriterlerine bağlamışlardır. Tabii bu koşullar nükleer santralların yapım ve işletim maliyetlerini önemli ölçüde arttırmıştır. Oluşan kamuoyu tepkileri sonucunda kendi toplumlarının duyarlılıklarına önem veren ve bu gibi hususlarda demokratik gelenekleri daha fazla yerleşmiş olan Avrupa ülkeleri ile ABD, artan maliyetleri de göz önünde bulundurarak nükleer santrallardan elektrik elde etmek programlarını durdurmaya veya azaltmaya veya en alt düzeye getirmeye karar vermişlerdir.

Almanya, İsviçre, Avusturya gibi bu konuda daha hassas olan ülkeler tüm nükleer santrallarını kapatma kararı almışlar; Fransa, ABD, İsveç gibi nükleer enerjiye fazlası ile bağlı olan ülkeler ise bu bağımlılıklarını önümüzdeki yıllarda azaltacaklarını açıklamışlar ve bu konularda yasalar çıkarmışlardır.

Yani bugünkü iktidarın iddia ettiği gibi, nükleer santral yapımı Türkiye’yi medeni ülkelerle entegre etmeyecek, çağdaş yapmayacak ve hatta son yıllarda gelişmiş ülkelerde alınan kararlar çerçevesinde çağ dışına itecektir. Bu santralların yapılması ile yeni bir teknolojiye ulaşılmayacak, gelişmiş ülkelerin uzak durmaya ve bırakmaya çalıştıkları bir teknoloji ülkemize gelmiş olacaktır. Japonya gibi siyasi karar otoritelerinin daha fazla nükleer santral yapılmaması kararı alan ülkelerin

elinde bulunan nükleer santral yapma teknolojisini başka ülkelerde santral kurmak için kullanmaya çalışması da mevcut kapitalist sistem kurallarının çifte standartlı yapısını ve ekonomik çıkar konusundaki kararlılığını açıkça ortaya koymaktadır. Burada Türkiye Devleti’nin karar vericilerinin Japon şirketlerini Türkiye’de nükleer santral yapmaya davet etmek yerine Japonya’ya neden nükleer santral yapmama kararı aldıklarını ve bu karara rağmen neden Türkiye’de nükleer santral yapmaya talip olduklarını sormamaları da ayrı bir aymazlık olarak ortada durmaktadır.

Hemen hemen tüm gelişmiş ülkelerin nükleer santrallardan elektrik üretiminden uzak durduğu bu dönemde Türkiye’nin neden hem de devlet eliyle bu konuda tarihinin en hızlı adımlarını attığı merak konusudur.

Neden kırk yıldan daha fazladır bekleyen bu konu gelişmiş dünyanın nükleer santrallara en olumsuz baktığı bu dönemde elektrik sektörünün en birinci gündemi yapılmıştır?

10 yıldan fazla bir zamandır iktidarda bulunan bu hükümet neden hiçbir kamuoyu yoklaması yapmadan ve hızlı bir şekilde bu kararları almaktadır?

Neden öteki hiçbir kaynağa bu denli yüksek fiyatlarla alım garantisi vermemektedir?

Güneş ,rüzgar gibi yenilenebilir kaynaklardan elektrik elde edilmesi sınırlandırılırken neden nükleer enerji

Ek-2

santrallarından elektrik üretilmesi bu denli çok teşvik edilmektedir?

Neden nükleer santralların yapım kararları öteki kaynak santrallarına uygulanan yöntemlerle değil de devlet eliyle yapılmaya çalışılmaktadır?

Genel kabul gören elektrik üretim tesisi yapım kriterleri ve yukarıda sorulan sorulara mevcut yöneticiler web sitelerinde ekli sayfalarda (EK:1 ve Ek:2) görüldüğü şekilde cevap vermektedirler;

Birinci Gerekçe

Ülkemizde elektrik artış hızı yüzde 7-8 gibi yüksek orandadır ve 2023 yılında kurulu gücün 110.000 – 130.000 MW arasında olması ve elektrik tüketiminin 500 milyar kwh’e yükseleceği öngörülmektedir. (Bu tüketim rakamı TEİAŞ tarafından yapılan ve yıllık tüketim artışını yüzde 7.5 olarak kabul eden Türkiye’nin 10 yıllık Üretim Kapasite Projeksiyonu çalışmalarından ortaya çıkan tüketim tahminidir.) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bu miktardaki elektrik enerjisinin mevcut kaynaklar ile karşılanamayacağından nükleer enerji santrallarının gerekli olduğunu iddia etmektedir.

Bu varsayımın geçerli olup olmadığını anlamak için ülkemizin elektrik tüketim değerlerini ve artış hızını incelemek gereklidir. Türkiye’nin 2000-2013 yılları arası toplam tüketim değerleri ve artış hızı Tablo 1’de gösterilmiştir.

Tablo 1. Türkiye Brüt Elektrik Tüketimi ve Artış Oranları

Yıllar

2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013*

Türkiye Brüt Tüketim (MWh) 128.275,6 126.871,3 132.552,6 141.150,9 150.017,5 160.794,0 174.637,3 190.000,2 198.085,2 194.079,1 210.434,0 230.306,3 242.369,9 163.764,4

Ortalama % Artış

Yıllık Artış (%)

8,26 -1,09 4,48 6,49 6,28 7,18 8,61 8,80 4,26 -2,02 8,43 9,44 5,24 -0,07

5,31

* 31.08.2013 itibarıyla geçerli olan verilerdir. (Not: Tablo.1’deki rakamlar TEİAŞ web sitesinden alınmıştır.)

Bu tablodan görüleceği üzere Türkiye tüketim artışı 2000 ila 2013 yılları arasında yüzde 5.31 olmuştur. Ancak TEİAŞ tarafından hazırlanan 10 yıllık Elektrik Enerjisi Talep Projeksiyonu’nda yapılan iki senaryoda düşük artış oranı yüzde 6.5, yüksek artış oranı yüzde 7.5 olarak alınmıştır. 13 yıllık artış ortalamasının yüzde 22 ila yüzde 41 fazlası bir artış oranı ile elektrik talep artışı olacağının hangi öngörü ile yapılmış olduğu bilinmemekle beraber yüzde 6.5 olan düşük talep artışlı senaryoda talep fazlası ile karşılanmış, yüksek talep artış hızı olan yüzde 7.5 ile yapılan tahminde ise ancak yüzde 1.5 oranında ihtiyaç belirmiştir. (Bkz. TEİAŞ Türkiye Elektrik Enerjisi 10 Yıllık Üretim Kapasite Projeksiyonu 2012 -2021) Dolayısı ile konunun sahibi durumundaki yöneticiler kendi yayınlarında bile nükleer santralların tüketim ihtiyacını karşılamak için gerekli olduğunu kanıtlayabilmiş değillerdir.

2023 yılındaki tüketim talebini 500 milyar kwh olarak gösteren yıllık yüzde 7.5 talep artışı hızı hangi mantıkla kabul edilmiş belli değildir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın elinde talep artışını bilimsel bir yöntemle tahmin edebilecek bir talep tahmin programı yoktur. Türkiye’de ileriye yönelik talep tahminleri yalnızca TEİAŞ tarafından kabul edilen artış hızları ve buna bağlı olarak yapılan 10 yıllık üretim kapasite projeksiyonları ile sınırlıdır. Yukarıdaki tablodan açıkça görüleceği üzere kabul edilen artış oranları gerçekçi değildir. Örneğin yüzde 6.5 yerine,

yüzde 5.5 artış oranı ile yapılacak bir tahmin talebi 2023 yılı tüketim talebini 436 milyar kwh olduğunu göstermektedir ki (Tablo 2) bu oran bugünün değişen dünya koşullarında daha gerçekçi ve geçmiş yıl verilerine daha uygun görünmektedir.

Tablo 2. Yıllık % 5.5 Artış Oranı ile 2012-2026 Yılları Tüketim Talep Tahmini

2012 2013 2014 2015 2016 2017 2018 2019 2020 2021 2022 2023 2024 2025 2026

242.369 255.699 269.763 284.600 300.253 316.767 334.189 352.569 371.960 392.418 414.001 436.771 460.794 486.137 512.875

Artış Oranı (%) 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055

Yine TEİAŞ’ın adı geçen 10 yıllık Üretim Kapasite Projeksiyon Tablosu’na (EK:3) bakacak olursak yalnızca inşa halindeki kamu ve özel sektör santrallarının güvenilir üretimleri dikkate alındığında yüzde 5.5 tüketim talep artışı ile 2023 yılı talebi az bir farkla 2021 yılındaki kapasite ile karşılanabilecektir. (2012 yılı gerçekleşme: 242.4 milyar kwh+2021 üretim tahmini: 192.5 milyar kwh =434.9 milyar kwh) Yukarıdaki tablomuzda 2013 yılı artış oranı yüzde 5.5 olarak alınmıştır. Ancak gerçekleşme 2013 Ağustos sonu itibarı ile yüzde -0.07’dir. 2013 sonu ile yüzde 5.5’e ulaşması olanaksızdır. Bu nedenle TEİAŞ 2021 Yılı Üretim Projeksiyonu sonucu üretilecek toplam enerji tutarından o yıllarda devreye gireceği varsayılan nükleer santralların üretimi olan 21 milyar kwh çıkarıldığında arta kalan 2021 yılı tahmini olan üretim kapasitesi dahi yüzde 5.5 talep artışı hızı ile hesaplanan tahmini tüketim talebini karşılayabilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus TEİAŞ’ın bu cetvelinde lisans almış, ancak 2011 yılı sonunda inşaatına başlanmamış santralların hiç dikkate alınmamış olmasıdır. (Yararlanılan kaynak farklılığı dolayısı ile tartışmalara neden olmamak için TEİAŞ 2012 Yılı Üretim Projeksiyonu’nda var olan bilgiler ve veriler dışında herhangi bir kaynağa başvurulmamıştır. Adı geçen raporda ise santral inşaatları ile ilgili olarak yalnızca tabloda belirtilenler dikkate alınmıştır. Gerçekte inşasına başlanan santral kapasiteleri daha fazladır.)

Tablo 3. 2012-2013 Yılı Tüketim Artışı Olmayacağı Varsayımı ile Yapılan Talep Tahmini

2012 2013 2014 2015 2016 2017 2018 2019 2020 2021 2022 2023

242.369 242.369 255.699 269.763 284.600 300.253 316.767 334.189 352.569 371.960 392.418 414.001

Artış Oranı (%) 1 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055 1,055

Sonuç olarak nükleer enerji santralları yapım kararlarının ve alınan riskin talebin karşılanması için çaresizlikten ve zorunlu olarak alınan bir karar olmadığı elektrik enerjisi yöneticilerinin kendi dokümanları ile ortaya çıkmaktadır.

Yapılan projeksiyonlarda yıllık artış oranlarının yüksek tutulması ve lisans verildiği halde çok büyük güçte santralların çalışmalarda gösterilmemesi,bu projeksiyonların nükleer santralları gerekli gösterebilmek için manipülatif olarak yapıldığı kuşkusunu doğurmaktadır.

Ek-3

İkinci Gerekçe

Elektrik üretiminde kullanılan sıvı yakıtların tamamı ve kömür yakıtlarının ise yaklaşık yüzde 30’unun ithal olduğu ve Akkuyu ile Sinop santrallarında üretilecek 80 milyar elektrik için ödenmesi gereken 7.2 milyar doğalgaz bedelini ödemekten kurtulacağımız söylenerek nükleer santralların kurulması ile birincil kaynak açısından dışa bağımlılığımızın ve yakıt için ödeyeceğimiz dövizin azalacağı iddia edilmektedir.

Bu iddia çokça yanıltıcı ve yanlıştır. Şöyle ki Türkiye’de nükleer santrallarda kullanılan yakıt yoktur ve olması içinde herhangi bir çalışma veya tesis mevcut değildir. Akkuyu Nükleer Santralı ile böyle bir teknolojinin gelmesi de yasada yer alan bir madde ile önlenmiştir.

80 milyar kwh için Akkuyu ve Sinop santralları sahiplerine ödenecek miktar yaklaşık 9.6 milyar dolardır.(Ortalama kwh bedeli 12 cent olarak kabul edilirse).Bu bedel santral sahipleri tarafından işletme giderleri hariç olduğu gibi yurtdışına gönderilecektir. Eğer Bakanlık dokümanında ifade edildiği gibi aynı miktar elektrik üretmek için doğal gaz alımı için 7.2 milyar Dolar ödenecekse nükleer santral ile hem nükleer riski alınıp hem de bu fazla bedel neden ödenecektir anlamak mümkün değildir. Eğer gerekçe olarak tek kaynak ülkeye bağımlılığı azaltmak ise bu santrallardan 80 milyar elektriğin yarısını üretecek olan Akkuyu NES Rus Devleti’ne aittir ve yakıtı da doğal gazda bağımlı olduğumuz bu ülkeden gelecektir. Dolayısı ile böyle bir gerekçe de mantıki olamamaktadır.

Üçüncü Gerekçe Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın gerekçelerinden üçüncüsü düşük ve istikrarlı yakıt maliyetidir.

Öncelikle nükleer yakıt stratejik bir maddedir ve yurtdışından temin ettiğimiz ülkenin herhangi bir siyasi kararı ile kolayca ihracı engellenebilir. Dolayısı ile kendi elimizde olmadığı sürece bu yakıtın istikrarından söz etmek mümkün değildir.

Nükleer yakıtın ucuzluğu konusu ise ayrıca incelenmesi gereken bir konudur. Akkuyu NES için yapılan anlaşmada yakıt dahil bir satış fiyatı belirlenmiştir. Sinop için yapılan ön anlaşmada ise basında yer aldığı kadarı ile yakıt hariç 12 cent/kwh bir birim fiyat üzerinde anlaşılmıştır.(Henüz daha resmi anlaş-

Ek-4

malar açıklanmadığı için bu husustaki bilgilerimiz medyaya yansıdığı kadardır. Bu nedenle fiyat analizimiz Akkuyu NES üzerinde yoğunlaşacaktır).

Akkuyu NES’de devletin satın almayı garanti ettiği fiyat 12.35 cent/kwh dır.

Ek:4’de devletin elektrik alıp satan ve Akkuyu NES’den elektriği alacak olan kuruluşu TETAŞ’ın 2012 Yılı Faaliyet Raporu’ndan alınmış olan geçmiş yıl elektrik enerjisi satın alma fiyat listesi Dolar olarak verilmektedir.

Burada açıkça görüldüğü üzere Akkuyu NES için ödenmesi kabul edilen fiyat TETAŞ’ın bugüne kadar ödediği fiyattan yüzde 28.77 daha yüksektir.

Dünya fiyatları ile karşılaştırmak için aşağıda ABD’nin kaya gazının getireceği ucuzlamayı dikkate almadan yapmış olduğu uzun dönem elektrik alış fiyat

projeksiyonunu incelediğimizde ortalama 9.5 cent /kwh fiyatını görmekteyiz. Dolayısı ile Akkuyu NES için verilen fiyat dünya fiyatlarının da üzerinde bir fiyattır.

Bu durumda Akkuyu NES’den ve Sinop NES’den satın alınacak elektriğin ucuz olduğunu söylemek de mümkün değildir.

Yukarıda anlatılanlardan anlaşılacağı üzere Türkiye’de nükleer santral yapmanın zorunluluğu yoktur. Şu andaki mevcut kaynak ve planlamalarla dahi yeterli ve daha ucuz ve yaşam tehlikesi riski içermeyen elektrik üretim tesisleri ile artan talebi karşılamak mümkündür.

Bir nükleer santralın en büyük riski bir arıza anında neden olacağı radyasyon dolayısı ile ortaya çıkan durumdur. Radyasyon öncelikle kazanın olduğu yer yakınlarında en fazla tahribata neden olmaktadır. Akkuyu NES’den elde edilecek enerjinin bedeli Rus Devlet şirketi olan Rosatom’a ödenecektir. Santral her türlü mülkiyeti ile Rosatom şirketinindir. Yasa ile bu şirketin yüzde 51’inin ömrü boyunca Rosatom’a ait olacağı güvencesi verilmiştir.

Yakıt Rusya’dan getirilecektir. Yani Rusya yakıtı vermediği zaman santral büyük bir sorun dışında bir şey değildir. Bu durumda bu santraldan satın alınan elektriğin Rusya’dan doğrudan satın alınmasından bir farkı yoktur.

O zaman eğer gerekli ise neden Rusya’dan doğrudan elektrik almıyoruz da olasılığı az da olsa bir kaza halinde yıkım olacak bu santralı Türkiye’de yapıyoruz.

Bu soru çok ciddiyetle sorulması gereken bir sorudur.

Yukarıda anlatılanlarla Akkuyu ve Sinop nükleer santrallarının elektrik ihtiyacı için gerekli olmadığı, elde edilecek enerjinin ucuz ve istikrarlı olmayacağı, yakıt yönünden dışa bağımlılığı azaltmayacağı, bunun yanında bir kaza olması halinde ülkemize büyük zararlar vereceği açıkça ortaya konulmuştur.

Bu nedenlerden dolayı nükleer santral yapımının gerekli olup olmadığı konusunun yalnızca yetkililerin kararına bırakılmamasını ve bir kaza halinde en çok etkilenecek olan bölge halkına halk (plebisit) oylaması yolu ile sorularak ancak uygun görülmesi halinde yapılmasının daha doğru ve demokratik bir çözüm olacağına inanıyoruz.