Elektrik Mühendisliği · Sayı 448 · Ekim 2013

TEKNİK EĞİTİM FAKÜLTELERİNDEN MEZUN OLANLARIN MÜHENDİSLİK LİSANSI TAMAMLAMA PROGRAMLARI HAKKINDA

Ali Ulvi Yılmazer

Mühendislik eğitimi Görüş ve değerlendirme

Yıl
2013
Sayfa
3
Okuma süresi
11 dk
Görüntülenme
0

Konu

Mühendislik eğitimi

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Mevzuat ve hukuk

Anahtar kelimeler

  • teknik eğitim fakültesi
  • mühendislik tamamlama programı
  • çift ana dal
  • çift lisans
  • YÖK
  • ABET

Özet

Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı, teknik eğitim fakültesi mezunlarının mühendislik unvanı kazanmasına yönelik tamamlama programlarını, çift ana dal/çift lisans uygulamalarıyla karşılaştırarak eleştirel biçimde değerlendiriyor. Yazar, mevcut YÖK uygulamasındaki 20-40 kredilik tamamlama eğitiminin yetersiz olduğunu savunarak sürecin üniversitelerin intibak komisyonlarınca belirlenmesini öneriyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Teknik Eğitim Fakültelerinden Mezun Olanların Mühendislik Lisansı Tamamlama

Programları Hakkında

Prof. Dr. Ali Ulvi Yılmazer Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı

Giriş

Üniversitelerin ve diğer yükseköğrenim kurumlarının işlevleri, rolleri, görevleri ve topluma karşı sorumlulukları, zaman zaman hala tartışılmakla birlikte, ana hatlarıyla gayet iyi bilinmektedir: İnsanlığın önünü açacak yeni bilgilerin üretilmesi, teknolojik, sosyal ya da beşeri uygulamalar aracılığıyla toplumun refah düzeyinin yükseltilmesi temel hedefleri oluşturur.

Örneğin insanlık tarihinde daha önce hiç görülmemiş bir hızla yayılan internet teknolojisinin ardında fizikten matematiğe tüm temel bilimcilerin ve neredeyse tüm mühendislik dallarının yanı sıra iktisatçıların, işletmecilerin, yerbilimcilerin, teknisyenlerin, teknik öğretmenlerin, hukukçuların, etik biliminin vb. pek çok bilim dalının kolektif katkıları hayatidir. Öte yandan genç kuşakların meslek tercihleri tartışılırken ara sıra akıllara takılan bir soru ise kazanılan ücretle ilgilidir. Oysa bu meslek mensuplarının hangilerinin daha fazla ücret aldıklarının bir sıralamasını yapmak pek anlamsız bir çabadır. Mühendisten daha fazla kazanan teknisyenler, matematikçiden daha fazla kazanan hukukçular olabileceği gibi bunların tersi de pekala mümkündür. Bu durum yapılan işe, yeteneğe, vazgeçilmez oluşa, sektörün içinde bulunduğu koşullara göre ve ülkeden ülkeye hep değişiklik gösterir.

Kazanılan ücrete göre meslekleri değerlendirmeye ve sıralamaya yatkın toplumlarda ve özellikle kamu sektöründe liyakatı değil de sadece unvanı dikkate alan mantıkdışı uygulamaların ve bu çarpıklığı çıkılmaz hale sokan yasal mevzuatın hüküm sürdüğü toplumlarda sorunların özünü tartışabilmek hiç de kolay değildir. Üstelik yapılan bir araştırmaya göre iş hayatında unvana ne üzücüdür ki en fazla önem veren ülkeler arasındayız ve bu yerleşik değer yargımız bazen ayak bağımız haline gelebiliyor. Aşırı devletçi geleneklerimiz ve otoriter yönetim alışkanlıklarımız sivil yaşamın serpilmesini kaçınılmaz olarak engellemekte ve bilgi temelli tartışma kültürü eksikliği de buna eklenince sonuçta açık toplum koşullarını yaratma noktasından uzaklaştığımızı ileri sürmek yanlış olmayacaktır. Uzun erimde bunların kalıcı zararlarını yine toplum çekmektedir.

Günümüz dünyasında disiplinlerarası ve çok disiplinli çözümler gerektiren kompleks mühendislik problemlerinin daha başat konumlara gelmesi karşısında fen ve mühendislik dallarının hatta diğer disiplinlerin öğrenim programları da buna ayak uydurmak durumunda kalmaktadır. İleride bahsedeceğim yan dal ve çift ana dal programlarının yanı sıra lisansüstü seviyedeki esnek geçişler hep bu değişen koşulların ve reel hayatın dayattığı uygulamalardır. Öte yandan bir matematikçiden neredeyse daha iyi matematik bilgisine sahip fizikçi ya da bunun tam tersi olan tekil örneklere rastlanabilmektedir. Bir konservatuvar mezunundan daha yetenekli sözgelimi hekim örnekleri de şaşırtıcı değildir. Bu

istisnai durumlar her meslek grubunda geçerlidir. Bunlar hiç yadırgatıcı değildir; ancak daha bilgili, yetenekli ya da başarılı olduklarına bakılarak mezun olmadıkları bir disipline ait diploma kendilerine otomatikman ya da kolayca asla verilmez. Bir fabrikada işletmeci ya da pazarlamacı gibi çalışan deneyimli bir makine mühendisini görebilirsiniz; ancak o mühendise örneğin bu gerekçeyle iktisat fakültesi diploması verilemez. Doğal olarak zaten bu yönde pek bir talep de gelmez.

İşbölümüne dayalı toplumsal yaşam uygarlığın ve gelişmenin birincil göstergelerindendir. Sadece tek bir disiplin aracılığıyla ve sadece tek bir meslek grubunun çabalarıyla çözülebilecek hiçbir ciddi sorun günümüzde söz konusu bile değildir. İşbirlikleri dev boyuttadır ve artan uzmanlaşma eğilimi, bazen pek mutlu olmasak da, kaçınılmazdır. Mesleki kıskançlıklar belki insani zaaflarımızdan birisidir ve zaman zaman mutsuzluklara neden olur; ancak iş bölüşümü ve işbirliği başattır. Örneğin bir vadiyi kat eden viyadüklü otoyol yapımında mühendislerin rolü kuşkusuz ki belirgindir; ancak insan psikolojisinin de hesaba katılması gerektiğinin artık farkındayız, nitekim otoyolun eğimi ve kavisini belirlerken bu önem kazanmaktadır. Dolayısıyla ileri uzmanlaşmaya paralel bir üniversite eğitimi ve öğrenimi ve -bu yazının konusu itibariyle- iyi yetişmiş seçkin mühendislere duyulan ihtiyaç çok belirgindir ve ülke ekonomisi için hayati önemdedir.

Teknik Eğitim ve Mühendislik

Teknik eğitim fakültesi mezunlarının teknik öğretmen unvanı aldıktan sonra mühendislik formasyonu tamamlamak amacıyla belli bir eğitimi görerek mühendis unvanı almaları ilkesel olarak kuşkusuz mümkündür ve günümüz dünyasında bu tür sürekli ve hayat boyu eğitim düşüncesi iyi bilindiği üzere büyük önem kazanmaktadır, hatta saygı uyandırmaktadır. Kamuda ya da özel sektörde çalışmakta olan teknik eğitim fakültesi ya da teknoloji fakültesi mezunları arasında öyle başarılılar vardır ki bulunduğu kurumdaki bir mühendisten

çok daha vazgeçilmezdirler, yaptıkları işin niteliği nedeniyle

uygulamasındaki öğrencilerin kendi ana dallarının yanı sıra

hayati rol oynarlar. Bu meslek mensuplarının hak ettikleri

neredeyse ikinci dala ait programda yer alan derslerin yüzde

ücretlere, pozisyon vb. beklentilere ulaşamamaları özel sek-

80-90’nı alma şartı getirilir. Örneğin Ankara Üniversitesi Mütörde ve özellikle kamu sektöründeki maalesef çarpık yasal

hendislik Fakültesi’ndeki mevcut uygulamaya göre Kimya

düzenlemelerden ve uygulamalardan kaynaklanmaktadır.

Mühendisliği Bölümü öğrencisi, elektronik mühendisliği

Öte yandan teknik eğitim fakülteleri ve günümüzde açılmaya başlanılan teknoloji fakültelerinde yapılmakta olan eğitimöğretimin mühendislik fakültelerindeki müfredat ile örtüşen ve örtüşmeyen yönlerinin olduğunu vurgulamamız gerekir.

alanında çift lisans programı yapmak istediğinde (çift lisans diploması kazanmak üzere) yaklaşık 100-110 kredilik fazladan ders almak durumundadır ve kuşkusuz tüm dünyada benzeri bir uygulama söz konusudur.

Son derece doğal olan bu farklılıklar zaten toplumsal ihti-

Ülkemizde yıllardır nispeten yanlış uygulanan ve daha sonra

yaçlardan ve reel sektörün üretim sorunlarından kaynaklabir parça düzeltilen yan dal, çift ana dal ve çift lisans prognır. Şöyle ki; mühendislik programları çoğunlukla teoriye

ramlarını burada bir parça ayrıntılı irdelememiz gerekir.

ve kavramsal tasarıma odaklanır, bu amaçla üç-dört yarıyıl

Yan dal için tüm dünyada ortalama altı ders (ya da on sekiz

süreyle alınan kalkülüs, diferansiyel denklemler, lineer ve

kredi), çift ana dal için ortalama on iki ders (ya da otuz altı

kompleks analiz, olasılık teorisi, dönüşümler vb. matematik

kredi) ve çift lisans içinse 25-30 ders (yani 90-110 kredi)

bilgisine dayanan teorik bilim ve mühendislik dersleri progalınması gerekir ve sadece bu sonuncusunda iki diplomaya

ramda ağırlıklı olarak yer alır. Araştırma ve geliştirme, yeni

hak kazanılır. Her bir programın hedefleri farklıdır, dolayıürünlerin, süreçlerin, yöntemlerin ve teçhizatın kompleks

sıyla gerekli asgari ders yükümlülükleri de farklıdır. Ancak

tasarımları mühendislerin mezuniyet sonrasındaki başlıca

diplomaya ve unvana aşırı endeksli bir sosyal yaşamımız ve

çalışma alanlarındandır. Öte yandan teknoloji programları

üniversite anlayışımız yüzünden çift ana dal programını çift

daha ziyade uygulamaya ve gerçekleştirmeye odaklanır. Bu

lisans gibi görme ve sonuçlandırma beklentisi nedeniyle

nedenle uygulamalı kalkülüs, uygulamalı matematik, teorik

bu ikisi ülkemizde birbirine karıştırılmıştır ve mevcut son

yönlerinden daha ziyade uygulamalı yönleri belirgin olan

duruma göre sadece yan dal ve çift diploma programları

dersler ağırlıklıdır. Mezunları ise ileri imalat, endüstriyel

sürdürülmektedir. Burada vurgulanması gereken husus

rutin tasarımlar, işletme, test, servis ve bakım vb. alanlarda

çift diploma hedefine bir öğrencinin normal koşullarda

kariyer sahibi olurlar. Kuşkusuz ki mühendislik ve teknoloji

ancak yedi yılda ulaşabilecek olmasıdır. Bu gerçekten de

birbirleriyle örtüşen yönleri olan alanlardır; örneğin işletme

son derece doğaldır ve gereklidir. Bir elektrik mühendisinin

programına devam ederek yüksek lisansını tamamlayan bir

kendi diplomasına ek olarak ayrıca bir de sözgelimi makina

mühendis sadece satış ve pazarlama departmanında ömrümühendisliği diplomasını ve unvanını kazanabilmesi için

nü geçirebilir ve benzer şekilde tüm kariyerini ileri tasarım

bu bölümün eksiksiz tüm gereklerini tamamlaması şarttır.

alanında tamamlayan teknologlar vardır. Mühendislik ve mü-

Mesleki haklar ve sorumluluklar bakımından da ahlaki açıhendislik teknolojisi programlarının örneğin Amerika Birleşik

dan da zaten doğru olan budur.

Devletleri’ndeki ABET tarafından gerçekleştirilen akreditasyonlarında tamamıyla farklı ölçütlerin kullanıldığını burada

Mevcut Tamamlama Programının Sakıncaları

vurgulamalıyız. Dolayısıyla bu farklı programlar, örtüşen yönleri bulunmasına rağmen hiçbir zaman birbirlerinin rollerini

Yüksek Öğretim Kurumu’nun yapmış olduğu çalışmalarkapmaya çalışmaz. Liseden mezun olan gençler kendi ilgi

dan sonra kamuoyuna duyurulan tamamlama eğitiminde

alanlarına göre tercihlerini yaparlar. Mühendislikte

yer alan derslerin 20-40 kredi civarında olduğu görüldaha ziyade neden sorusunun peşinden gidilir,

mektedir ki kanımızca bu oldukça yetersizdir. Zira

mühendislik teknolojisinde ise nasıl sorusunun.

Yüksek

yukarıda çift ana dal (daha doğru adlandırmayla

Bu iki sorudan hangisinin daha kapsamlı ve çekici olduğunu bilemiyoruz, daha doğrusu

Öğretim

çift lisans) programı için üniversitelerimizde ortalama olarak en az 90-110 kredilik ders

buna devlet değil de bireyler ve sektör karar

Kurumu’nun

alma şartının uygulandığını belirtmiştik.

vermelidir ve gençlerin, yeteneklerine ve meraklarına göre hareket etmeleri akıllıca

yapmış olduğu

Bir başka önemli husus ise teknik ğğitim fakültelerindeki öğrenimin ülkemizde

bir tutum olacaktır.

çalışmalardan sonra

standart olarak aynı seviyede olmamakamuoyuna duyurulan

sıdır. Derslerin düzeyleri, kapsamları fakülteden fakülteye değişebilmekte-

Uygulama Nasıl Olmalı?

tamamlama eğitiminde dir. Bu da gayet doğaldır; dolayısıyla

Teknik eğitim fakültesi mezunlarının fark dersleri alarak mühendislik unvanı

yer alan derslerin 20-

mühendislik tamamlama eğitiminin kapsamı ve içeriğinin her aday için ilgili

kazanmaları şeklindeki bir uygulamanın çift diploma programına (çift lisans derecesine) eşdeğer olduğu unutulmamalıdır.

40 kredi civarında olduğu görülmektedir

üniversitenin intibak komisyonunca saptanmasının daha isabetli olacağına işaret eder. Zaten üniversitelerin öğretimle il-

Üniversitelerde birçok çift diploma programı yürütülmektedir ve bazen ülkemizde bu tür programlar maalesef çift ana dal

ki kanımızca bu oldukça

gili intibak komisyonlarının ana işlevi de budur. Tümüyle akademik ölçütleri göz önüne alarak öğrencilerin transkriptlerini,

programı adıyla anılmaktadır. Oysa bu tür bir adlandırma ABD’deki bizce doğru olan uygulayetersizdir.

derslerin içeriklerini inceleyen bu intibak komisyonlarının kararları daha sonra akademik

mayla karşılaştırıldığında hiç de isabetli değildir;

ya da yönetim kurulların onayından geçer. Teknik

zira çift lisans diploması aslında tam anlamıyla “çift

eğitim fakültesi mezunları için de kanımızca bu yol

lisans derecesi - double degree” adıyla anılmalıdır ve “çift

izlenmelidir, adayların dosyalarının akademik bir değerlenanadal - double major”dan çok daha ağır bir ders yükünün

dirmeden geçmesi hem bizzat adaylar için ve genel olarak

öğrenci tarafından bitirilmesini gerektirir. Çift lisans derecesi

öğretimin kalite güvencesi bakımından kaçınılmazdır.

Mühendislik tamamlama eğitiminin ve tüm başvuruların mühendislik fakültelerindeki kurullar tarafından şekillendirilmesinde kanımızca büyük isabet vardır. Mühendislik eğitim ve öğretiminin ana hatları gayet açıktır: Temel bilim ve matematik dersleri (özellikle diferansiyel ve integral hesap, diferansiyel denklemler, lineer cebir, varyasyonel yöntemler, sonlu elemanlar vb. ileri mühendislik matematiği), temel mühendislik bilimi dersleri; tasarım bazlı ve branşa ait mühendislik dersleri, sosyal-beşeri bilim-kültür dersleri, mühendislik stajı, bir tasarım ya da mühendislik projesinin bizzat öğrenci tarafından gerçekleştirilmesine dayalı mezuniyet proje dersi. Nitekim MÜDEK (Mühendislik Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği) tarafından gerçekleştirilen akreditasyon çalışmalarında programa ait bu unsurları irdeleyen ölçütler ve aranılan program çıktıları bellidir ve bunların ışığında programlar sıkı bir şekilde değerlendirilmektedir. Mühendislik alanındaki yükseköğrenim programlarının kalite güvencesi alanında gerçekten çok başarılı ve öncü çalışmaların mimarı olan MÜDEK’in gerçekleştirdiği akreditasyon sürecindeki yetkinlik sayesinde çok kısa bir zaman diliminde Avrupa Mühendislik Eğitimi Akreditasyon Ağı’nın–(ENAEE-European Network for Accreditation of Engineering Education) asil üyesi konumuna gelinmesi ve hatta geçen yıl içerisinde ABET’in de yer aldığı Washington Accord’un tam üyesi olunması dikkat çekicidir. Mühendislik eğitim ve öğretiminin mükemmelleşmesi yönünde gerçekten ülkemizde büyük mesafeler alınmıştır ve bölümler rekabete dayalı bir yarışın içerisine girmişlerdir. Öte yandan MÜDEK akreditasyonu almış mühendislik programlarını yürütmekte olan bölümler, söz konusu mühendislik tamamlama eğitimini de bu ilkeler çerçevesinde gerçekleştirmek durumundadırlar. Aksi takdirde MÜDEK değerlendirme ilkelerine aykırı hareket etmiş olacaklardır. Böyle bir sorun çok ilginçtir ki Avrupa’da yaşanmaktadır. Örneğin Almanya’da teknoloji fakültelerinin mezunlarına da mühendis unvanına benzer bir unvan verilmektedir ki böyle bir uygulama nedeniyle Almanya’nın Washington Accord (WA) bünyesine girme başvurusu yıllardır bekletilmektedir. Oysa ülkemizde bu ayrım net olduğundan ve ABD’dekine benzer bir uygulama sürdürüldüğünden MÜDEK’in başvurusu büyük bir hızla kabul edilmiştir. Şurası dikkat çekicidir ki Avrupa’da WA imzacısı olan üç ülke vardır; Türkiye, İrlanda ve Rusya. Bu nedenle mühendislik tamamlama eğitiminin şekli, kapsamı ve içeriğine özel dikkat sarf edilmelidir.

Yukarıda aktarmaya çalıştığımız ana felsefeyi bir örnekle açmakta yarar görünmektedir. Örneğin Elektrik Mühendisliği programı ile Elektrik Mühendisliği Teknolojisi programı arasındaki bazı temel farklar üzerinde durabiliriz. Mühendislik ve teknoloji programlarının ana hatlarına yukarıda değinmiştik. Mühendislik programında örneğin elektromanyetik teori ve uygulamaları en azından iki kapsamlı ders şeklinde okutulur; vektör fonksiyonlarla diferansiyel ve integral hesap, Maxwell denklemleri, Laplace ve Poisson denklemleri ve sınır değer problemleri, özel matematiksel çözüm yöntemleri, maddesel ortamda elektromagertizma, radyasyon teorisi, elektromanyetik dalgalar, Fresnel denklemleri ve uygulamaları, ayar dönüşümleri, görelilik teorisiyle olan ilişki, kovaryant formülasyon konu başlıklarından bazılarıdır. Bunların tümü ancak ileri matematiksel dil kullanılarak sergilenebilen teorik kavramları içerir. Bu dersler teknoloji programında genellikle ya hiç yer almaz ya da uygulamalara ağırlık verilerek işlenir, zaten doğru olan da budur. Buna karşılık endüstriyel elektronik, endüstriyel

malzeme bilimi, endüstri uygulamalı deneysel elektronik, fiber optik uygulamaları vb. pek çok pratik ders teknoloji programında ağırlıklı olarak yer alır. Hiç kuşkusuz bu uygulama konuları mühendislik programlarında da kısmen yer alır ancak çok daha özlü bir şekilde.

Günümüz dünyasında üniversiteler büyük bir rekabetin içerisindedirler; son yıllardaki bir eğilim ise şudur: Mühendislik programlarındaki öğrenciler, motivasyonlarını artırabilmek amacıyla, ilk yıllardan itibaren araştırma projelerine dahil edilmeye çalışılmaktadır. Teknoloji programlarında ise benzer şekilde öğrenciler sayısız uygulamalı endüstriyel projeyle dört yıl boyunca uğraşırlar. Zaten bu iki programın birbirlerini tamamlayan yönlerine endüstrinin ihtiyacı vardır. Bu programların müfredatlarını birbirlerine yaklaştırmak ve neredeyse örtüşür hale getirmek endüstrinin ve toplumun ihtiyaçlarına cevap veremez, birbirlerinin rakibi değil de tamamlayan programlar olarak algılanmaları gerçekçi olur. Öte yandan mezunlarının sahip olacakları haklar ve yetkilerin yasal mevzuatla özenle ve adilce düzenlenmesi kuşkusuz ki şarttır.

Sonuç olarak mühendislik, mühendislik teknolojisi ve teknik eğitim programlarının her birisinin amaçlarının, müfredatlarındaki kapsam, genişlik ve derinliklerin net bir şekilde belirlenmesinde çok yönlü yararlar vardır. Her üç fakültenin amaçları ve rolleri belirgin bir şekilde bir diğerinden farklıdır; toplumsal ihtiyaçlar ancak bu şekilde karşılanabilir. Teknik Eğitim Fakültesi mezunlarına verilecek olan mühendislik tamamlama eğitiminin kapsamı, içeriği, süresi vb. tüm ayrıntılarla ilişkili olarak üniversitelerin ilgili bölümlerinin ve dekanlıkların eğitim intibak komisyonlarının ve akademik kurullarının tam yetkili olduğu süreçlerin ön plana alınmasının isabetli olacağını düşünmekteyiz ve bu tür bir uygulamanın ülkemizin mühendislik bilimi ve teknolojisi alanlarındaki gelişmişliğine uygun düşeceğine inanmaktayız. Kaçınılmaz olarak ucuz işgücü piyasasının oluşmasına yol açabilecek yanlış uygulamalar bireylere maalesef mutluluk getirmeyeceği gibi mühendislik ve teknoloji dünyamızı da ileriye taşımayacaktır. Yol açabileceği kalıcı zararlar işgücü dünyamızı olumsuz etkileyebilecek ve rekabet gücümüzü düşürecektir.