Elektrik Mühendisliği · Sayı 451 · Ağustos 2014

451. SAYI TÜMÜ

Yıl
2014
Sayfa
72
Okuma süresi
167 dk
Görüntülenme
0

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Dünyanın seçkin markalarını

Asimetrik kalite ve güvencesiyle

sunuyoruz.

e Kültür Merkezi / Azerbaycan

Haydar Aliyev Kongre v

Mersin Stadyumu

Diyanet İşleri Başkanlığı Camii

Asimetrik Şirketler Grubu

ASİMETRİK SES, IŞIK VE GÖRÜNTÜ SİSTEMLERİ

İSTANBUL: Fulya Mah. Mehmetçik Cad. No:72/1-2-3 Mecidiyeköy • Tel: +90 (212) 212 80 75 pbx • Faks: +90 (212) 212 80 35 ANKARA: İlkbahar Mah. 622. Sok. No:4 Oran-Çankaya • Tel: +90 (312) 490 91 01 pbx • Faks: +90 (312) 490 91 07 ANTALYA: Çağlayan Mah. Bülent Ecevit Bulvarı Akasya Sitesi D Blok No.159-A Muratpaşa • Tel: +90 (242) 324 61 06 pbx • Faks: +90 (242) 324 61 19 www.asimetrik.com.tr

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası adına

SAHİBİ Yönetim Kurulu Başkanı

SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Hüseyin Önder

YAYIN KURULU Bahadır Acar

İrfan Şenlik İbrahim Aksöz Erdal Apaçık Abdullah Büyükışıklar Neriman Usta Cengiz Göltaş Gültekin Türkoğlu N. Bülent Damar

Necati İpek E. Orhan Örücü Belgin Türkay

Musa Çeçen Cem Kükey Tuncay Atman Olgun Sakarya Kemal B. Ulusaler Hamza Koç Tayfun Akgül Hacer Öztura Tarık Öden Fatih Kaymakçıoğlu Mehmet Bozkırlıoğlu Yılmaz Kocaoğlu Emre Metin Onur Koçak

YAYIN YÖNETMENİ Banu SALMAN

YAYINA HAZIRLAYANLAR Kahraman YAPICI

Necla DULKADİROĞLU

REKLAM SORUMLUSU Münevver ÇAY TURGUT

EMO İstanbul Şubesi Tel: +90 (212) 259 11 50-Faks: +90 (212) 258 36 55 e-posta: [email protected]

YÖNETİM YERİ Elektrik Mühendisleri Odası Ihlamur Sokak No: 10 Kızılay-Ankara Tel: +90 (312) 425 32 72 (PBX)

Faks: +90 (312) 417 38 18 e-posta: [email protected] http://www.emo.org.tr

Yayın Türü: Yerel Süreli Yayın İki ayda bir yayımlanır

BASIM TARİHİ ve SAATİ 29 AĞUSTOS 2014-09:00

SAYI: 451

BASIM ADEDİ 20000

DİZGİ ve TASARIM PLAR

Planlama Yayıncılık Reklamcılık Turizm İnşaat Tic. Ltd. Şti.

Yüksel Cad. No: 35/12 Yenişehir-Ankara Tel: +90 (312) 432 01 83-93 • Faks:+90 (312) 432 54 22 e-posta: [email protected]

BASKI YERİ MATTEK MATBAACILIK Basım Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti. Ağaç İşleri San. Sit. 1354 Cad. (21.Cad.) 1362 Sok. (601 Sok). No:35 İvedik/ANKARA Tel: (0312) 433 23 10 Pbx Faks: (0312) 434 03 56 e-posta: [email protected]

Dergide yer alan yazılar EMO’dan izinsiz yayınlanamaz ve alıntı yapılamaz. Yayınlanan yazılardaki görüşler, yazarın sorumluluğundadır.

EMO üyelerine parasız dağıtılır.

İÇİNDEKİLER

EMO’dan................................................................................................................... 7 Hüseyin Yeşil

EDİTÖRDEN SOMA’YI UNUTTURMAYACAĞIZ!............................................................................. 9 E. Orhan Örücü

MADENCİ KATLİAMI! ............................................................................................. 11 Mehmet Torun

“OTOMASYON VE KONTROL SİSTEMLERİ EKSİK, ESKİ VE İPTİDAİ”..................... 14

SOMA FACİASI’NIN GÜN YÜZÜNE ÇIKARDIKLARI................................................ 17 Nejat Tamzok

GÜNLÜK JEOTEKNİK DEĞERLENDİRME ŞART...................................................... 20

SOMA’DA SENDİKAL HAREKETİN SIKINTILARI..................................................... 23 Tayfun Görgün

“YATAĞAN SOMA OLMASIN!”................................................................................ 26 Türkiye Maden-İş Yatağan Şubesi, Tes-İş Yatağan Şubesi

NEOLİBERALİZME KARŞI DURUŞTA KRİTİK DÖNEMEÇ........................................ 28 Musa Çeçen

TÜRKİYE’DE KÖMÜRDEN ELEKTRİK ÜRETİMİ........................................................ 31 Olgun Sakarya

KÖMÜR ÜRETİMİ 13 YILDIR KESİNTİSİZ BÜYÜYOR............................................... 34 Kahraman Yapıcı

KÖMÜR YAKMALI SANTRAL................................................................................... 38 Çeviri: Banu Salman-Kahraman Yapıcı

YENİ ATEX DİREKTİFİ.............................................................................................. 40 M. Kemal Sarı

KILAVUZSUZ PİYASANIN DÜMENİ.......................................................................... 45 N. Bülent Damar

YENİ BİR YAKLAŞIM GEREKLİ................................................................................. 49 Cengiz Göltaş

DİPLOMALARDA MÜHENDİSLİK TESCİLLENECEK............................................... 51 Emre Metin

TÜKETİCİ ELEKTRONİĞİNDE GÜVENLİ ÜRÜN TASARIMI.................................... 53 Andaç Pamuk

MARMARAY BC1 PROJESİ KAPASİTİF/ENDÜKTİF KOMPANZASYON SİSTEMİ.... 56 Barış Sürmeli

MÜHENDİSLİK MİMARLIK ÖYKÜLERİNDEN BUGÜNE YANSIYAN UMUT............ 59 Banu Salman

KİTAP TANITIMI...................................................................................................... 62 Hazırlayan: Necla Dulkadiroğlu

FENNİKATÜRLER..................................................................................................... 68 Tayfun Akgül

EMO’dan...

EMO 44. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı

EMO 44. Dönem Yönetim Kurulu adına merhaba,

18-19 Nisan 2014 tarihinde yapılan Genel Kurulumuzda seçilen Yönetim Kurulumuzda görev bölüşümü yaptıktan sonra hepimizde derin acı yaratan SOMA’da 301 madencinin öldüğü bir katliamı yaşadık. 13 Mayıs 2014’de meydana gelen bu katliam haberini alır almaz İzmir Şubemiz ile yaptığımız görüşme sonucunda, içinde uzmanların da olduğu şube yöneticilerimiz derhal olay yerine gittiler ve gerekli incelemelere başladılar. Ben, Yazman Üyemiz Hüseyin Önder ve Enerji Birim Koordinatörümüz Olgun Sakarya ile birlikte gece Ankara’dan yola çıkarak 14 Mayıs 2014 öğlene doğru olay yerine ulaştık. Yolda iken yapılan açıklamalarda olayın kömür ocağındaki bir trafo patlaması sonucu meydana geldiği belirtiliyordu. Bunu söyleyen işletme sahibi ve Enerji Bakanı Taner Yıldız idi.

İzmir Şubemizden giden heyetin yaptığı incelemeler sonucunda olayın trafo patlamasından meydana gelmediği belirlenmişti. Ayrıca Maden Mühendisleri Odası yöneticilerinin de tespiti böyleydi. Olayın kömürün yanmasından meydana geldiği, trafonun patlamadığı tespiti yapılıyordu. Yazılı ve görsel basın bize sorduğunda olayın trafodan kaynaklanmadığını çok emin bir şekilde dile getirdik. 2 gün içinde yaklaşık 35 televizyon kanalı, radyo ve yazılı basınla görüşlerimizi paylaştık. Nitekim bir gün sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji Bakanlığı uzmanlarının ilk tespitleri görsel ve yazılı basında yayınlandı ki, olay trafo patlamasından kaynaklanmamıştı. İki gün sonra da hem Enerji Bakanı Taner Yıldız hem de işletme sahibi bu tespiti kabul ettiler.

Aslında EMO ve Maden Mühendisleri Odası olmasaydı yapılan yoğun propaganda sonucunda olayın trafo patlamasından meydana geldiği kamuoyuna benimsetilecekti. EMO büyük bir oyunu bozmuş halka gerçekleri anlatmıştı. Bu yapılmasaydı sonradan ortaya çıkan ihmaller, maden ocağının hangi şartlarda olduğu, kar için aşırı üretim gerçekleştirmek üzere işçilerin hangi zor ve insani olmayan koşullarda çalıştırıldıkları ortaya çıkmayacaktı. Kısaca EMO bu olayda yapılması gerekeni hızlı ve doğru bir biçimde yapmıştır. Ankara Şubemizin önerisi doğrultusunda da bu olayda ihmali olduğu ve kamuoyunu yanlış bilgilendirdiği için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız hakkında disiplin soruşturması açılması kararı aldık. Bu çalışmalarda görev alan İzmir Şubemiz ile Ankara Şubemiz yönetici ve üyelerine bir kez daha teşekkür ederim.

Tüm Türkiye’yi yasa boğan bu katliamın ve diğer işçi ölümlerinin sorumlularından hesap sorulması gerekmektedir. Biz de bunun takipçisi olacağız.

Değerli Meslektaşlar,

Oda olarak, Lice’de kalekol yapımını protesto gösterilerinin sert bir şekilde bastırılması ve Diyarbakır’da yaşanan bayrak indirme provokasyonuna ilişkin basın açıklamamız oldu. Kürt sorununun demokratik ve barışçı yöntemlerle, kardeşçe bir arada yaşama anlayışı ile çözülmesi gerektiğini bir kez daha vurguladık.

Bu dönemin önemli gelişmelerinden biri de Cumhurbaşkanlığı seçimi idi. Aramızda yaptığımız değerlendirmelerde Türkiye’nin otoriter bir yönetime doğru hızla ilerlediği ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin de bu aşamada önemli bir durak olduğu tespitinden hareketle tavır belirlenmesi gerektiği tespitini yaptık. Onun için kime oy verileceği değil, kime oy verilmeyeceğinin tespitinin önemli olduğunu vurguladık.

Adına çözüm süreci denilen Kürt sorununun barışçıl çözümünde gel-gitler yaşanmaktadır. Dileğimiz ve önerimiz bu konuda tüm tarafları sağduyu ile hareket ederek çatışmalı günlere dönülmemesi ve bunun için çaba gösterilmesi…

İsrail’in Gazze’ye saldırısı ve 2 binin üzerinde Filistinli’nin katledilmesi de bu dönemde yaşadığımız önemli olaylarındandır. İsrail’in yıllardır sürdürdüğü politikalar sonucunda Filistin’de bir insanlık dramı yaşanmaktadır.

Ayrıca İŞİD adlı terör örgütünün Irak’ı, Suriye’yi ve tüm Ortadoğu’yu kana bulayan eylemleri de bu döneme damga vurmuştur. Suriye’deki Kürtlere, Ezidilere, Türkmenlere ve Araplara; kısaca kendilerinden olmayan herkese uyguladıkları şiddet ve katliamlar nefret uyandırmaktadır. İŞİD kimdir, nasıl ortaya çıkmıştır? Bunda kimlerin rolü vardır açığa çıkarılmalıdır. Bölgede mezhep savaşı çıkarmak isteyen güçler kimlerdir? 49 vatandaşımız İŞİD’in elinde yaklaşık 3 aydır rehin tutulmaktadır. Bu konuda yayın yasağı getirilmiş olup; bütün bu sorular cevapsız kalmaktadır.

Ne yazık ki içinde yaşadığımız bölge ve ülkemiz açısından derin insanlık dramlarının yaşandığı, böyle bir ortamda çalışmalara başladık.

EMO Yönetim Kurulu olarak göreve geldiğimiz günden bu yana hem meslektaşlarımızın sorunları, hem mesleki alanlarımıza yönelik konular, hem de ülke gündemini takip ederek; basın açıklamaları, dava süreçleri ve çeşitli etkinliklere katılım yoluyla kamuoyunu bilgilendirmeye, kamu yararını ve meslektaşlarımızın haklarını korumaya; EMO’nun tavrının ortaya koymaya çalıştık. Bu kapsamda meslektaşlarımız açısından önemli bir konu olan Türk Standartları Enstitüsü’nün mühendislerin yetki ve hizmet alanlarını gasp eden tutumuna karşı hem hukuki süreç başlattık hem de kamuoyu ile bu gelişmeyi paylaştık. TSE’nin standart koyan ve gerektiğinde denetleyen bir kuruluş olarak mühendislik hizmetlerini kendisinin yapmaya kalkması ve üstelik işyerlerine gönderdiği yazılarla kendisinden hizmet alımını zorunlu tutması doğrudan meslektaşlarımızın iş alanlarının gasp edilmesi anlamına gelmektedir. Danıştay’a yaptığımız iptal ve yürütmeyi durdurma istemli başvuruda bu durumun kamu denetimi açısından yaratacağı zarara da dikkat çektik.

Yine meslektaşlarımız açısından iktidar ve YÖK’ün dayatmasıyla uzun yıllardır devam eden unvan sorunu, EMO’nun haklılığını gösteren yargı kararıyla nihayet çözüme ulaştı. Yargı kararı doğrultusunda YÖK’ün aldığı kararla bundan sonra meslektaşlarımızın unvanları diplomalarında yer alabilecek. EMO olarak sekretarya hizmetlerini yürüttüğümüz Nükleer Karşıtı Platform adına 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde, nükleer santralların çevreci olduğu iddiasıyla yapılan propagandaya karşı duruş gösterirken; Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 69. yılı nedeniyle yaptığımız açıklamayla nükleer silahlanmanın başta bölgemiz olmak üzere kaos içerisindeki dünyada giderek büyüyen bir tehdit olduğuna dikkat çekmeye çalıştık.

Enerji alanında iktidarın sermayenin talepleri doğrultusunda çıkarmaya çalıştığı yasal düzenlemelere karşı da hem kamuoyunu hem de milletvekillerini bilgilendirmeye, karşı duruş örgütlemeye çalıştık. Bu kapsamda parti grup başkanvekilleri ile ilgili komisyon üyeleri başta olmak üzere milletvekillerine gönderdiğimiz mektupla, çantacı şirketlere getirilmek istenen affa, imtiyazlı şirketler yaratılarak sağlanmak istenen kayıp ve kaçak rantına, yurttaşlara yük bindirecek asgari tüketim uygulamasına ve zeytin alanlarının talan edilmesine karşı çıktık. TBMM’de görüşme süreci devam eden Elektrik Piyasası Kanunu ile Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı önümüzdeki dönemin de enerji sektörü açısından önemli bir gündem maddesi olacak görünüyor. Ayrıca Tüpraş, Balıkesir Seka, Çeşme ve Kuşadası limanları ile Seydişehir Eti Alüminyum ve Oymapınar Barajı özelleştirmelerinin iptal kararlarının uygulanmamasına ilişkin düzenleme başta olmak üzere ÇED muafiyeti, su yapıları denetiminin özelleştirilmesi konularında yargı kararlarını yok sayan AKP iktidarının Torba Yasa ile yasa ve Anayasa’ya aykırı düzenlemeleri Meclis’ten geçirmek istemesine tepki gösterdik. Enerji alanında yalnızca yasama düzeyindeki konulara değil, yasama ve yürütmenin ugyulamaları sonucunda yurttaşlarımızın birebir karşı karşıya kaldığı sorunlara da dikkat çekmeye çalıştık. Bu çerçevede özel şirkete devredilmesinin ardından Güneydoğu’da yurttaşlarımızın karanlıkta bırakılmasına itirazımızı yükselttik.

Meslek örgütleri olarak yıllardır hukuki süreçler başta olmak üzere çeşitli platformlarda yürüttüğümüz kamunun haklarının korunmasına yönelik mücadelede, kamunun bizzat kendisinin harekete geçişiyle umutları yeşerten tarihi bir dönemin yaşandığı Gezi Hareketi’nin 1. Yıldönümünü yine meslek örgütleri ve Taksim Dayanışma Platformu’na yönelik yargılama baskısı altında geçirdik. Eskişehir’de Gezi Direnişi sırasında polisler ve eli sopalı kişiler tarafından dövülerek öldürülen 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz için Hatay’da TMMOB tarafından yaptırılan anıt mezarı başında 10 Temmuz 2014 tarihinde düzenlenen törene katıldık.

Haziran ayının bizim açımızdan diğer önemli yanı ise TMMOB Genel Kurulumuz oldu. 29-30-31 Haziran-1 Temmuz 2014 tarihlerinde TMMOB Genel Kurulu yapıldı ve yeni Yönetim Kurulu belirlendi. Odamızdan TMMOB Yönetim Kurulu’na seçilen Neriman Usta ve TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyeliği’ne seçilen Cengiz Göltaş’ı kutlar, başarılar dileriz.

EMO’da Güç Birliği

Yönetim Kurulu olarak göreve başladıktan sonra örgütsel işleyişimize dair ilk kararlarımızdan biri 43. Dönem’de kapatılan lokali ve mevcut binamızdaki birinci katı da ekleyerek Ankara Şubemizin EMO Genel Merkezimiz bulunduğu binaya taşınması oldu. Her konuda olduğu gibi ekonomik olarak da toparlanmamız, güçlerimizi birleştirmemiz ve mekanlarımızı verimli kullanmamız gerekmektedir.

Birinci Koordinasyon Kurulu toplantımızı 7 Haziran 2014 tarihinde Ankara’da yaptık. Koordinasyon bileşenleri ile gündemimizdeki konularda görüş alışverişinde bulunduk. Ayrıca bu dönem yapılacak merkezi etkinlikler için önerileri saptadık. Söz konusu önerileri bu konuda Genel Kurul kararı ile ilk kez kurulan EMO Merkezi Etkinlikler Düzenleme Kurulu’na gönderdik. Kurulun önerileri doğrultusunda da EMO adına yapılacak etkinlikler için ilgili şubelerimizi görevlendirdik.

Genel Kurul kararı gereği yapılacak çalıştayların tarihlerini ve bileşimlerini kararlaştırdık ve tüm şubelere duyurusunu yaptık. Bütün çalışma gruplarını oluşturduk ve bu gruplarımız çalışmalara başladılar. Komisyonlarımızın ve çalışma gruplarımızın 44. Dönem’de EMO’ya önemli katkılar sunacağı umuduyla ülkemiz, meslek alanlarımız ve tüm meslektaşlarımız için yararlı olacak bir çalışma dönemi diliyorum.

Sağlıcakla kalın…

EDİTÖRDEN

E. Orhan Örücü MİSEM Komisyon Başkanı Elektrik Mühendisi

SOMA’YI UNUTTURMAYACAĞIZ!

Elektrik Mühendisliği Dergisi’nin 451. sayısının dosya konusu SOMA. Ne yazıktır ki bu dosyamız mesleki sorunlar ve çözümler üzerine değil de siyasi iktidar, sermaye ve hatta yerel sendika işbirliği ile işlenen organize cinayet üzerine.

Soma Faciası’nın üzerinden 3 ay geçmesine rağmen sorunların çözümüne yönelik hiçbir önlem alınmaması ve hiçbir çalışma yapılmaması, hatta üzerinin örtülmeye çalışılması ülkemizde çokça rastlanılan bir uygulama. Bizler de Soma ve benzeri iş cinayetlerini unutturmamaya, sorumluları hesap vermeye çağırmaya devam edeceğiz.

451. sayımızda zamana karşı bir çalışma ile hazırladığımız bu dosya ile sağır duvarlara ulaşamasak da derdimizi anlatalım istedik.

Kurulduğu 1954 yılından bu yana, yani 60 yıldır ülke, meslek ve meslektaş sorunlarından yola çıkarak tavrını belirleyen Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Soma Faciası’nda da bu sorumlulukla hareket etmektedir. Odamız dergileri incelendiğinde her sayıda teknik, güncel, siyasal yansımaları görmekteyiz. Ve hatta reklam sayfalarımız incelendiğinde ülkemizin elektrik, elektronik sanayisinin aşamalarını da görmek mümkün. Bu çerçevede EMO olarak, tüm mühendislik camiasını, ülkemizi ve hatta dünyayı derinden sarsan bu faciayı dergimizde dosya olarak incelemeye çalıştık. Dosyamızın ana konusu olan kömür sektöründe yaşanan iş kazalarının ana nedeni küresel politikalar sonucu uygulanmakta olan özelleştirme ve taşeronlaştırma uygulamalarıdır. Bu uygulamalara son verilmeden iş kazalarının önlenmesi ve ülkemiz madencilik sorunlarının çözümü mümkün değildir. Kazaların sistemsel nedenleri açık ve net olarak belli olmasına rağmen mühendislerin, iş güvenliği uzmanlarının, teknik nezaretçilerin ve diğer teknik elemanların mahkemelerde sorumlu olarak gösterilmesi yaşanan en büyük haksızlıktır.

Madencilik, doğası gereği kendine özgü koşullar arz eden ve bu nedenle bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetim gerektiren dünyanın en zor ve riskli iş koludur. Özellikle yeraltı kömür madenciliği, işçi sayısı başına düşen kaza ve ölüm sıralamasında bütün sektörlerin başında yer almaktadır. Soma Faciası’nın 3. ayında Soma’da yaşamını kaybeden maden emekçileri ile birlikte Kozlu, Karadon, Dursunbeyli, Kemalpaşa, Gediz, Küre, Ermenek, Sorgun, Armutçuk ve diğer maden işletmelerinde meydana gelen iş cinayetlerinde yaşamını kaybeden tüm maden emekçilerini ve meslektaşlarımızı saygıyla anıyoruz.

Soma’da ne olmuştu?

Bilindiği üzere; 13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa’nın Soma İlçesi’ndeki yeraltı kömür ocağında meydana gelen faciada,

aralarında 5 maden mühendisinin de bulunduğu 301 maden emekçisi yaşamını yitirmiştir.

Meydana gelen facia; Dünya madencilik tarihinin en acı olaylarından biri olarak kayıtlara geçmiştir. Söz konusu olay, 21. Yüzyıl’ın en büyük maden kazası olarak nitelenmekte olup, içinde bulunduğumuz yüzyılda böylesi bir facianın yaşanmış olması, Dünya madencilik çevreleri tarafından şaşkınlıkla karşılanmaktadır.

Faciadan sonra, yetkililer tarafından, bu tür olayların madenciliğin “fıtratında” olduğu yönünde açıklamalar yapılmıştır. Madencilik ve benzeri iş kollarında kazaların yaşandığı doğrudur. Ancak madencilik sektöründe “facialar” artık çok gerilerde kalmıştır.

Felaketin ortaya çıkmasının ardından EMO, hem merkez hem de İzmir Şubesi’nden iki farklı heyetle bölgeye derhal ulaşmış; ilk aşamada katliam ile ilgili yaratılmaya çalışılan bilgi kirliğinin önüne geçilmiştir. Her kazada olduğu gibi suçlanan elektrik sistemi burada da hemen “Trafo patladı” denilerek katliamın gerçek nedeninin üzeri örtülmeye çalışılmıştır.

İlk açıklamalarda trafo patlaması olarak belirtilen ve olağan bir kaza izlenimi verilmeye çalışılan felaket, boyutları itibari ile ülkemizde yaşanan en büyük “iş cinayeti” durumundadır. Facia, hem “madencilik” hem de “işçi sağlığı ve güvenliği” alanında son 12 yıldır ağırlaştırılmış bir biçimde sürdürülen “özelleştirme”, “piyasalaştırma” ve “taşeronlaştırma” politikalarının çöktüğünü göstermektedir.

Gerek Odamızın olay günü, olay yerinde yapmış olduğu incelemelerde, gerek Maden Mühendisler Odası’nın açıklamalarında ve firma yetkililerinin beyanatlarında, gerekse savcılık tarafından açıklanan bilirkişi ön raporunda kazanın oluş biçimi kömür yanmasına bağlı karbonmonoksit (CO) zehirlenmesi olarak belirlenmiştir. Havalandırma, erken algılama, kişisel güvenlik donanımları, kaçış yolları, özel yaşam alanları gibi konularda tesisin ciddi eksiklikler taşıdığı, olayın oluş biçimi ile ilgili yapılan tartışmalarda açığa çıkmıştır.

EMO Yönetim Kurulu, Soma’da yaşanan maden faciasının ardından 14 Mayıs 2014 tarihinde bir basın açıklaması yaparak, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerine dikkat çekti. Bölgedeki EMO heyetinin inceleme çalışmalarını sürdürdüğüne dikkat çekilen açıklamada, trafonun patlama olasılığının olmadığı ifade edildi.

Odamız dışında TMMOB ve bağlı odaları ile özellikle Maden Mühendisleri Odası, sürece acilen ve doğru bir biçimde müdahale ederek yaratılmaya çalışılan bilgi kirliliğinin ve örtbas çabalarının önüne geçmiştir.

Dosyamızda Soma gerçeğinin her yönüyle incelenmesi ve tarihe not düşülmesi amaçlanmış ve ulaşabildiğimiz değerli dostlarımızın katkıları ile her açıdan genel bir resim ortaya konulmaya çalışılmıştır. TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Maden Mühendisi Mehmet Torun’un “Madencilik ve İş Güvenliği Politikalarında İflasın Adı: Madenci Katliamı!” başlıklı kapsamlı değerlendirme içeren yazısıyla başlayan dosyamızda, EMO İzmir Şubesi’nin Soma Raporu yaşanan faciaya teknik anlamda ayna tutarken, yapılması gerekenleri gündeme getiriyor. Dosya kapsamında Maden Yüksek Mühendisi Dr. Nejat Tamzok’un “Soma Faciası’nın Gün Yüzüne Çıkardıkları” başlıklı facianın nedenlerini sorgulayan çalışması da yer alıyor. DİSK/Dev Maden Sen Genel Başkanı Tayfun Görgün’ün Soma’da sendikal hareketin sıkıntılarını açık yüreklilikle anlattığı yazısını okuyabileceksiniz. Yatağanlı maden ve enerji işçilerinin “Yatağan Soma Olmasın!” çığlığına da yer verdik. Dergimizin Yayın Kurulu Üyesi Elektrik Mühendisi Musa Çeçen’in neoliberalizmin saldırı aracı olarak denetimin piyasalaştırılmasını ele aldığı yazısı ise geniş bir perspektifle Soma Faciası’na giden yolun taşlarının nasıl bir bir döşendiğini gösteriyor. EMO Enerji Birim Koordinatörü Olgun Sakarya, Türkiye’de kömürden elektrik üretiminin geçmişten bugüne yerini ortaya koyan incelemesi ile EMO Basın Birimi’nden Kahraman Yapıcı’nın dünyada kömürün kullanımına ilişkin yazısı da dosya kapsamında yer alıyor. Dosyamızı tamamlayıcı bir çalışma olarak Uluslararası Enerji Ajansı’nın Enerji Teknoloji Perspektifleri 2014 Raporu’ndan kömür ile ilgili bölümün çevirisini dergimizde bulabileceksiniz.

Soma ve benzeri faciaların bir daha yaşanmaması için Soma bir milat olmalı ve madencilik politikaları, mevzuatı ve uygulamaları tümüyle gözden geçirilmeli ve yeniden düzenlenmelidir. Ancak bu çalışmalar sırasında geçmişte olduğu gibi meslek odaları, üniversiteler ve sendikalar dışlanmamalıdır. EMO olarak tüm üyelerimizle birlikte bu çalışmalara katkı vermeye hazır olduğumuzu bildiririz.

Emeği geçen tüm arkadaşlarımıza, özel olarak da EMO Basın Birimi’nde görev yapan Banu Salman ve Kahraman Yapıcı’ya teşekkür ederim.

Son söz yerine sevgili Mehmet Torun’un yazısının sonundaki cümleyi alıntılamak istiyorum:

“Soma’da babasını kaybeden 7-8 yaşlarındaki bir kız çocuğuna babasının cennete gittiğini söyleyenlere verdiği yanıt; ‘Ben babamın cennete gitmesini istemiyorum, yanımda olmasını istiyorum’olmuştur.

Bu kızımız ve yetim kalan 450 çocuğumuz için insani sorumluluğumuzun karşılığı, Soma’yı unutturmamak ve hesap sormak olmalıdır.”

Madencilik ve İş Güvenliği Politikalarında İflasın Adı:

MADENCİ KATLİAMI!

Mehmet Torun TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi

Maden Mühendisi

Canı cehenneme rahat uyuyanın Kapısını örtenin perdesini çekenin Yüreği yalnız kendiyle dolu olanın Duvarları ancak çarpınca görenin Canı cehenneme başkasının yangınıyla Evini ısıtıp yemeğini pişirenin.

Şükrü Erbaş

M adencilik sektörü; doğası gereği özellik arz eden, tümü birbirine bağlı olan ve herhangi bir olumsuz durumun zincirleme olarak birbirini tetikleyebilecek riskleri içeren, bu riskleri en aza indirebilmek için bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetimin gerektirdiği dünyanın en zor ve riskli iş koludur. Özellikle teknolojiden uzak, emek yoğun olarak çalışılan ülkemizde; bilgi, deneyim, uzmanlık ve denetim zincirinde var olan veya olası zayıflıklar ve noksanlıklar bu zincirde kırılmalara yol açmakta; bu ise iş kazalarına özellikle yeraltı kömür madenciliğinde şiddeti fazla olan kazalara neden olmaktadır.

Kömür madenciliği, işçi sayısı başına düşen kaza ve ölüm sıralamasında, bütün sektörlerin başında yer almaktadır. Gelişmiş ülkelerde maden kazaları, son yıllarda oldukça azalmıştır. Üretilen milyon ton başına ya da çalışma günü üzerinden yapılan istatistikler bu sonuçları açıkça ortaya koymaktadır. Ülkemizde ise yaşanan iş kazaları cinayetlere, katliamlara dönüşmekte; yöneticiler ise “Bu işin fıtratında var”, “Güzel öldüler” diyebilmekte ve 1850’li yılların madenciliğini örnek olarak göstermektedirler.

Bugün ülkemizde üretim yapılan 5 bin civarındaki maden işletmeleri içinde irili ufaklı 500 civarında kömür işletmesi bulunmaktadır. Bu kömür ocaklarının yarısı da yeraltı

işletme yöntemiyle çalışmakta olup; çok tehlikeli ve riskli işyerleridir. Bu işyerlerinin kendine özel çalışma koşulları bulunmakta ve bunların uygulanmaması halinde acı sonuçlar yaşanabilmektedir.

Madencilik kuruluşlarımızdaki mevcut deneyim birikiminin yok edilmesi; maden işletmeciliğinin yetersiz, donanımsız ve deneyimsiz kişi veya kuruluşlara bırakılması; kısa sürede yüksek kâr sağlamak amacıyla yapılan üretim projeleri; hızlı ve yüksek kazanç için yapılan üretim zorlamaları; bir yandan yetersiz, liyakatsiz kişilerin siyasal amaçlarla kilit mevkilere atanması, diğer yandan kamusal denetimin iyice gevşetilmesi kazaların kaçınılmaz hale gelmesine neden olmaktadır. 2000 yılında Maden Mühendisleri Odası tarafından yapılan şu tespitler, 14 yıl sonra da ne yazık ki halâ geçerli durumdadır:

“…Acilen müzakere edilmesi gereken, dehşetli bir tempoyla ocaklarımızı kasıp kavuran ölümlü kazalardır. Tam mekanizasyona bir türlü kavuşmayan, yeterince havalandırılmayan, bilim, teknik ve teknolojiden uzak, eciş bücüş tozlu panolarda hala ağaç altında çalıştırılan insanlarımız, Avrupa’daki meslektaşlarımıza göre, hayati tehlike açısından hala haddinden fazla risk altındadır.”

SON YILLARDA YAŞANAN ÇOK ÖLÜMLÜ MADEN KAZALARI

Yer

Tarih

Madenin Cinsi

Olayın Ölü Şekli Sayısı

Aşkale

08.Ağu.03 kömür

Ermenek

22.Kas.03 kömür

Çorum/ Bayat

09.Ağu.04 kömür Grizu iştiali 3

Küre

08.Eyl.04 bakır

Yangın

Gediz

21.Nis.05 kömür

02.Haz.06 kömür

Mustafakemalpaşa 10.Ara.09 kömür

23.Şub.10 kömür

Karadon

17.May.10 kömür

Elbistan

10.Şub.11 kömür Şev kayması 11

Kozlu Soma

08.Oca.13 kömür 13.May.14 kömür

Metan degajı

Ocak yangını

Kar Hırsı Öldürüyor

2003 yılından bu yana yaşanan çok ölümlü maden kazaları incelendiğinde; tüm kazaların özel sektör eliyle işletilen ocaklarda meydana geldiği görülmektedir. Bu iş kazalarının nedenleri irdelendiğinde, pek çok nedeni olduğu görülmekle birlikte; ucuz işçiliğe dayalı istihdam politikalarının, aşırı kâr hırsı ile yapılan üretimin ve denetim eksikliklerinin bu kazaların ana nedenleri olduğu görülmektedir.

Ülkemiz, iş kazalarında dünyada üst sıralarda yer almaktadır. Maden Mühendisleri Odası kayıtlarına göre; 2008 yılında 43 işçi, 2009 yılında 92 işçi, 2010 yılında 105 işçi, 2011 yılında 77 işçi, 2012 yılında 61 işçi, 2013 yılında 68 işçi maden kazalarında yaşamını yitirmiştir. Bu rakamların daha yüksek olduğu bilinmektedir. Hayatını kaybedenler içerisinde maden mühendisi meslektaşlarımız da bulunmaktadır. 1980 yılından bu yana 40 maden mühendisi iş kazalarında yaşamını yitirmiştir.

80’li yıllardan itibaren uygulamaya konulan özelleştirme, taşeronlaşma, redevans (kiralama) gibi yanlış uygulamalar, kamu madenciliğini küçültmüş; kamu kurum ve kuruluşlarında uzun yıllar sonucu elde edilmiş olan madencilik bilgi ve deneyim birikimini dağıtmıştır. Yoğun birikim ve deneyime sahip olan kurum ve kuruluşlar yerine, üretimin teknik ve altyapı olarak yetersiz, deneyim ve uzmanlaşmanın olmadığı kişi ve şirketlere bırakılması, buna ek olarak kamusal denetimin de yeterli ve etkin bir biçimde yapılamaması iş kazalarının artmasına neden olmaktadır.   Madencilik sektörü, mühendislik bilgi ve deneyiminin en fazla kullanılması zorunlu olan sektörlerin başında gelmektedir. Ancak sektörde kurumsallaşmanın yeterince sağlanamaması, maden mühendislerinin çalışma koşullarının iyi olmaması, mühendisin hak ettiği değeri görmemesi, mühendislik hizmetlerinin gerektiği şekilde sunulmasını engellemektedir. Tüm bunların sonucunda iş kazaları ve kaynak kaybı yaşanmaktadır. 

13 Mayıs 2014 tarihinde, ruhsat hukuku Türkiye Kömür İşletmeleri’ne (TKİ) ait olan ve Soma Kömür İşletmeleri AŞ. tarafından hizmet alım yolu ile işletilen Manisa İli Soma İlçesi Eynez/Karanlıkdere Yeraltı Kömür Ocağı’nda, meydana gelen olay sonucunda, aralarında 5 maden mühendisinin de bulunduğu 301 madencinin yaşamını yitirdiği bir facia yaşanmıştır. Dünya madencilik tarihine de geçen, ülkemizin sonuçları itibariyle en büyük maden faciası olan bu iş kazası, bugüne kadar uygulanan madencilik politikaları ile işçi sağlığı ve güvenliği politikalarının iflas ettiğinin en açık göstergesidir.

Yıllardır uygulamaya konulan özelleştirme, taşeronlaştırma, redevans, örgütsüzleştirme, sendikasızlaştırma, köleci çalışma sistemi, kamu madenciliğinin yok edilmesi ve kamu kurumlarında uzun yıllar sonucu elde edilmiş olan madencilik bilgi ve deneyim birikiminin dağıtılması gibi neoliberal politikaların yanlışlığı, yaşanan acıyla bir kez daha gözükmüştür. Kamusal denetimin de yeterli ve etkin bir biçimde yapılamaması, iş cinayetlerinin Soma’da olduğu gibi katliama dönüşmesine neden olmuştur. Bu olay, sadece madencilik sektöründe değil tüm toplumda ciddi bir travma yaşanmasına yol açmıştır. Yıllık 1.5 milyon ton kömür üretimine göre planlanmış ocaktan, hiçbir iyileştirme yapılmadan ve aynı koşullarla 3.5 milyon ton kömür üretimi yapılması bile tek başına üretim zorlamasının olumsuz sonuçlarını göstermektedir. Maden işçisi olamamış gençlerin, yeraltındaki tehlikeleri ve riskleri bilmeden tanımadan yerin metrelerce altına sokularak kömür üretmeye mecbur bırakılmaları, kapitalizmin vahşiliğini gözler önüne sermektedir. Yoksulluğu kader gibi dayatan mantığın, ölümleri kader olarak göstermesi onların fıtratında olsa da insan hayatını önemseyen, mühendislik bilim ve tekniğine göre çalışılan ocaklarda durumun farklı olduğu görülmektedir.

Facianın teknik ve idari soruşturması devam etmektedir, ancak bu faciada, toplumun her kesiminin sorumluluğu bulunmaktadır. Devletin başındakilerden tüm siyasilere, bakanlıklardan sendikalara, meslek örgütlerinden üniversitelere, sıradan vatandaşa kadar her kesimin görece olarak vebali vardır. Hiç kimse sorumluluğunu başkasına devretme hakkına ve lüksüne sahip değildir ve buna göre davranmak durumundadır.

Soma’da yaşanan facianın hemen ertesinde de Şırnak’taki ölüm kuyularında insanlarımız ölüme gönderilmeye devam edilmektedir. Gözlerden uzak olarak birer ikişer ölüme gönderilen vatandaşlarımız, toplumun gündemine yeterince

Soma’da babasını kaybeden 7-8 yaşlarındaki bir kız çocuğuna babasının cennete gittiğini söyleyenlere verdiği yanıt; “Ben babamın cennete gitmesini istemiyorum, yanımda olmasını istiyorum” olmuştur. Bu kızımız ve yetim kalan 450 çocuğumuz için insani sorumluluğumuzun karşılığı, Soma’yı unutturmamak ve hesap sormak olmalıdır.

gelememektedir. Cudi Dağı’nda 25 bin hektar gibi geniş bir alana yayılan asfaltit madenlerinde 1700’lü yılların koşullarında kömür çıkartılmaktadır. Dik kömür damarlarının içinde iki metrekare çapında kör kuyular açılmıştır. İnsanlar, çıkrıklarla 160 metre derine plastik bidonlar, kovalar içinde inmekte, hiçbir mühendislik bilim ve tekniğine dayanmayan, havalandırması olmayan, işçi sağlığı ve güvenliği ekipmanları bulunmayan kör kuyulardan aynı kovalarla kazdıkları kömürü yeryüzüne çıkarmaktadırlar.

Herkesin uzun yıllardır bildiği ama nedense göremediği bu “kaçak” ocaklarda, gençlerimiz günlük 40-50 TL ücret karşılığı çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Köylerin boşaltılması ve insansızlaştırılmasıyla birlikte bölgede yaşanan yoğun işsizlik ve yoksulluk nedeniyle, yöredeki gençler çok düşük ücretler karşılığında ilkel koşullarda yerin metrelerce altında çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Kaçak olarak adlandırılan fakat herkesin bilgisi dahilinde olan ölüm kuyularında hiçbir sosyal güvencesi olmayan gençlerimiz bile bile ölüme gönderilmektedir.

İş cinayetleri, ırk, milliyet ayırmaksızın canlarımızı bizden almaktadır. Sınıfsal öncelikli mücadele bu anlamda büyük önem taşımaktadır. Bölgedeki bu ölümlerin durdurulması, genel anlamda demokrasi ve insan hakları sorunlarıyla birlikte ele alınmak durumundadır. Bu bağlamda bölge insanlarını “açlıktan veya madende ölüm” ikileminden kurtaracak yapısal düzenlemeler yapılmalı; tüm taraflar bir araya gelerek sorunun çözümü için gerekli adımları atmalıdır. Şırnak asfaltitlerinin, madencilik bilim ve tekniğine uygun, havza planlaması yapılarak kamu yararı doğrultusunda işletilmesi, ucuz iş gücü kullanarak rant sağlayan feodal yapıların engellenmesi, bu yapıdan beslenen siyasi anlayışların terk edilmesi olmazsa olmaz zorunluluktur.

Bu faciaların bir milat olması, yanlış uygulamalardan ders çıkarılması ve iş yaşamının buna göre düzenlenmesi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirenlerin vebalinin bir nebze de olsa tüm tarafların omuzlarından kalkmasını sağlayabilecektir. Aksi halde, tüm taraflar bir kez daha vicdani ve hukuki sorumluluk altında kalacaktır.

Ancak yaşananlar bu konuda iyimser olmamızı ne yazık ki engellemektedir. Soma Yasası diye topluma duyurulan ve Torba Yasa’da bulunan 102. Maddesi’nde Soma’nın sorunları dışında neredeyse her konu bulunmaktadır. Başta söz verilen bir iki iyileştirme maddesi bile işveren lobilerinin dayatması ile sulandırılmıştır. Bir kez daha siyasi iktidar, kendi gündemini dayatmakta ve toplumun Soma hassasiyetini kullanmaktadır.

Yine 17 Haziran 2014 tarihinde madencilik sektörü bileşenleriyle Soma Faciası’nın değerlendirildiği bir toplantı yapılmıştır. Toplantıda Enerji Bakanı, sektöre gözdağı veren bir konuşma yapmış; konuşmasında, “Gerekirse kömür

üretmeyeceklerini ve dışarıdan kömür getirebileceklerini” söyleyen Bakan, Zonguldak Havzası’ndaki zarara da göz yummayacaklarını aktarmıştır. Soma’da yaşanan sorunların çözümü yerine klasik konuşma yapanların bu olaylara nasıl yaklaştıkları bir kez daha gözükmüştür. 25 Haziran 2014 tarihinde toplanan Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi’ne (UİSGK) TMMOB adına katıldığım toplantıda, Soma katliamının toplantı gündemine alınması ve her yönüyle değerlendirilmesi yönündeki önerim üzerine konuşan Türkiye İşverenler Sendikası (TİSK) Genel Sekreteri, “…Soma olayını da çok büyütüyorsunuz. Soma ile yatıp Soma ile kalkıyorsunuz. Dünyada da benzer kazalar oluyor” diyebilmiştir. Söz konusu konuşmaya tarafımdan “…Soma’da kaybettiğimiz 301 canı, işveren yetkilisi sadece rakam sanmaktadır. Oysa Onların her biri birer candı. Siz, sermayenizi kaybettiğinizi söylüyorsunuz, biz canlarımızı yitiriyoruz. Farkımız burada. Sizi kınıyorum” yanıtı verilmiştir. Bu yaşananlar değerlendirildiğinde sermayeden ve temsilcilerinden iş cinayetlerinin çözümü ile ilgili beklentiye girmek hayalcilik olacaktır. Çünkü, sermaye alıştığı yöntemi uygulamaya devam ettirmeye çalışacaktır. Çözüm, tüm emekçilerin birlikte mücadelesi ile kurulacak olan insana hizmet eden ve insanca yaşanacak bir sistem için çalışmaktan geçmektedir. Soma’da babasını kaybeden 7-8 yaşlarındaki bir kız çocuğuna babasının cennete gittiğini söyleyenlere verdiği yanıt; “Ben babamın cennete gitmesini istemiyorum, yanımda olmasını istiyorum” olmuştur. Bu kızımız ve yetim kalan 450 çocuğumuz için insani sorumluluğumuzun karşılığı, Soma’yı unutturmamak ve hesap sormak olmalıdır.

EMO İzmir Şubesi Soma Raporu’nda Çarpıcı Saptamalar Yapıldı…

“OTOMASYON VE KONTROL SİSTEMLERİ EKSİK, ESKİ VE İPTİDAİ”

Soma Faciası’nın Ardından Bölgeye Ulaşan İlk Bağımsız Heyet Olarak EMO İzmir Şubesi, “Trafo Patladı” İddiasıyla Katliamın Üstünün Örtülmesine Engel Oldu…

1 3Mayıs 2014 tarihinde, saat 15:00 civarında Manisa’nın Soma İlçesi’nde Eynez Mevkii’nde bulunan Soma Kömür İşletmesi’ne ait maden tesisinde yüzlerce işçinin çalıştığı esnada yangın ve göçük olayı meydana gelmiştir.

Yaşanan maden faciasına ilişkin olarak Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Heyeti, incelemelerde bulunmak üzere olay günü saat 22:00 civarlarında olay yerine gitmiş ve kamuoyunu facia hakkında bilgilendiren ilk bağımsız ekip olmuştur. Kriz yönetimi anlamında ciddi bir koordinasyonsuzluk gözlemi de yapan ekibimiz, arama kurtarma faaliyetleri nedeniyle madenin içerisinde inceleme yapamamakla beraber, madenin Otomasyon Kontrol Odası’na girme imkanı bulmuş ve sistemi video kaydıyla belgelemiştir.

Heyetin yaptığı ilk incelemelerde; tesiste çalışan elektrik, makina ve maden mühendisleri ile maden işçilerinden edinilen bilgilere göre ocağın yaklaşık 700. metrelerinde kömür yangını ve yangından kaynaklı sonrasında kısmi göçük oluştuğu, taze hava sağlayan fanların etkisiyle yangının duman etkisinin yayıldığı, uzun süre sonra fanların çalışma yönlerinin ancak değiştirildiği, bu arada çok sayıda işçinin yayılan duman ve yangından etkilendiği, yangının kamuoyuna yansıyan ilk açıklamalarda olduğu gibi elektrik kaynaklı olmadığı bilgileri edinilmiştir. Yine ilk inceleme sonucunda;

havalandırma, erken algılama, kişisel güvenlik donanımları, kaçış yolları, özel yaşam alanları vb. konularda tesisin ciddi eksikler taşıdığı, olayın oluş biçimi ile ilgili yapılan tartışmalarda açığa çıkmıştır. Bunlardan meslek alanımızla ilgili olan erken tespit teknolojilerinin kullanımı ile elektrik ve makina tesisatlarının kontrolü ve otomasyonunda eksikler olduğu; ocakların sıcaklıklarının, CO, CO2, O2, CH4 (Metan) gibi gazların sürekli izlenebildiği, bu izlemelere bağlı olarak olası tehlikelerin öncesinde tespiti, havalandırma ve yönlendirme sistemlerinin otomasyonu/yönetimi yapılması ve tüm bu işlemlerin kayıt altına alınabilmesi amacıyla gerekli donanımın tesiste yeterli düzeyde olmadığı anlaşılmıştır. Şubemiz söz konusu bulgularını olay günü sosyal medya üzerinden, ertesi gün ise basın açıklaması ile kamuoyuna duyurmuştur.

Gerek Maden Mühendisleri Odası’nın sonraki açıklamaları, gerekse 17 Mayıs 2014 tarihinde firmanın yaptığı basın toplantısı beyanatları, Şubemizin ilk bulgularını doğrulamış ve katliamın sebebi kömür yanmasına bağlı CO zehirlenmesi olarak kesinleşmiştir. Daha sonrasında yapılan araştırmalar sonucunda söz konusu madenin, kömürün kendi kendine yanmasına çok müsait bir işletme olduğunun bilindiği ve bu konuda akademik çalışmaların da yapılmış olduğu

belirlenmiştir. Yine aynı şekilde savcılık tarafından atanan Bilirkişi Heyeti’nin Ön Raporu’nda da benzer yönde bulgular daha da detaylı olarak yer almıştır. Buna göre 2014 Mart ayından kaza anına kadar sıklıkla madenin belli bölgelerinde özellikle CO ve CO2 sensörlerinden izin verilen limit değerin 10 katına kadar ölçümlerin olmasına rağmen gerekli raporlamaların yapılmadığı ve önlemlerin alınmamış olduğu tespit edilmiştir.

CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından kamuoyu ile paylaşılan Grafik-1’de olay günü olay anından bir saat öncesinden başlayarak CO seviyesinde madenin tahliyesini gerektirecek düzeyde yükselmeler olduğunu göstermektedir.

EMO İzmir Şubesi ve EMO yetkilileri uzun bir süre maden ocağında bulunmuş ve bu süre içerisinde kamuoyunu bilgilendirme faaliyetleri dışında konu hakkında daha detaylı bilgi arayışı içerisinde olmuştur.

Bu çerçevede Çağdaş Hukukçular Derneği’nin (ÇHD), madende kurtarma faaliyetlerine katılan madencilerle gerçekleştirmiş olduğu, olayın ve kurtarma faaliyetlerinin ayrıntılı görsel belgelendirilmesi çalışmalarına da katılınmış ve işçilerin anlatımlarından, madenin işçi sağlığı ve güvenliği açısından ciddi sıkıntılarının olduğu bir kere daha teyit edilmiştir. Özellikle madenin havalandırma topolojisi konusunda, teknisyen seviyesindeki madencilerin uyarılarına rağmen gerekli önlemlerin alınmadığı anlaşılmıştır.

Özellikle Şekil 1’de kırmızı ile belirtilmiş olan, işçilerin yoğun çalıştığı panellerden hava çıkışına doğru çekilmesi önerilen “bypass” hatlarının gerçekleştirilmemiş olmasının, herhangi bir zehirli-boğucu-patlayıcı gaz çıkışı anında ciddi bir esneklik sağlayabilecek “zone”lama (bölgeleme) imkanını yok ettiği ve hava yönetimi açısından yaşamsal bir eksik olduğu mütaala edilmiştir. Olayın oluş biçimi düşünüldüğünde, CO gazının açığa çıkmasından sonra uzun bir süre madene taze hava verilmeye devam edilmiş ve bu bir yandan yangının yayılmasına, diğer yandan herhangi bir bölgeleme olmadığı için gazın tüm madenin kılcal damarlarına kadar yayılmasına neden olmuştur.

Özet olarak; 1- Madenin hava topolojisi ve yönetiminde ciddi kusurlar taşıdığı açıktır. Modern bir fan, yedek fan, damper ve otomasyon sistemi ile herhangi bir kazanın izole edilebileceği açıktır. 2- Maden içindeki sıcaklık, O2, CO2, CO, Metan vb. sensör sayısı çok eksiktir ve Eski ve iptidai bir otomasyon sistemi ile bağlantılandırılmış olup; sensörleri, damper, fan vb. aktüatörlere bağlayan bir kumanda sistemi mevcut değildir. Tüm kontrol ve manevralar manuel olarak yapılmaktadır. Oysa, tüm sensör ve aktüatörleri merkezi bir kontrol sistemine bağlayan, ex-proof ve fail-safe otomasyon teknolojileri, petro-kimya, enerji vb. alanlarda yoğunlukla kullanılmakta olup; maden içerisinde Zigbee vb. haberleşme teknolojileri ile tüm ekipmanları (ve hatta dağıtılacak çiplerle tüm madencileri) bir ağ halinde birbirine bağlayan, yangın ve göçük altında dahi çalışabilecek teknolojiler konusunda ciddi bir uluslararası birikim ve literatür oluşmuştur. 3- Madendeki kamera sistemi çok eski ve yetersiz olup, kaza anında pek çoğundan görüntü dahi alınamamıştır. Yine aynı şekilde madendeki tüm sensörleri, fanları,

motorları ve hatta insanları on-line izleyecek ve 24 saat kaydedecek bir SCADA ve alarm logging sisteminin olmadığı görülmüştür. 4- Kaza anında koruyucu ekipmanların kullanımı ve güncelliği konusunda ciddi bir problem olduğu açıktır. Ölen madencilerin çoğu bu ekipmanları kullanamadan vefat etmiştir.

Acil Önlem Adımları -TKİ, redevans ve hizmet alımı sözleşmelerini iptal etmeli ve bu şirketlerde çalışan tüm personel TKİ bünyesine aktarılmalıdır. İşçilere iş güvencesi ve sendikalaşma hakkı sağlanmalıdır. Yeraltında çalışacak işçiler “dayıbaşı” yerine kendi öz yönetim modeli ile oluşturulacak mekanizmalarla idare edilmeli ve kaza anında bu mekanizmanın öncülüğünde tahliyeleri sağlanmalıdır. -Tüm maden ocaklarında işçilerin özlük hakları korunarak, çalışma sahaları güvenli hale getirilinceye kadar üretim durdurulmalıdır. Madende güvenliğin sağlanması için denetimler döneminde minimum personel ile önleyici çalışma yapılmalıdır. Madende eksiklerin giderileceği ve güvenliğin tam anlamı ile sağlanacağı güne kadar, personel eğitimi ve madende fiziksel iyileştirmeler için mesai yapılmalıdır. Üretim baskısı nedeni ile yapılmayan onarım, bakım kapsamındaki tüm sorunlar çözülmelidir. -Aralarında Maden Mühendisleri Odası, EMO gibi meslek odaları ve kurumlardan da uzmanların bulunduğu bağımsız bir teknik heyet oluşturularak, tüm madenlerde inceleme yapılması sağlanmalıdır. Eksiklerin bilimsel kriterlere uygun bir şekilde tespit edilmesi ve giderilmesi bu heyetlerin gözetiminde gerçekleştirilmelidir. İş gücü

Madenin havalandırma topolojisi konusunda, teknisyen seviyesindeki madencilerin uyarılarına rağmen gerekli önlemlerin alınmadığı anlaşılmıştır. Maden içindeki sıcaklık, O2, CO2, CO, Metan vb. sensör sayısı çok eksiktir ve Eski ve iptidai bir otomasyon sistemi ile bağlantılandırılmış olup; sensörleri, damper, fan vb. aktüatörlere bağlayan bir kumanda sistemi mevcut değildir.

Grafik 1.

ve kamu kaynakları, üretimin durdurulmasının ardından bilimsel heyetin kılavuzluğunda eksiklerin giderilmesine harcanmalıdır. -İyileştirme çalışmaları döneminde yaşanacak enerji açığı için de ayrıca önlem alınması gerekmektedir. Konut ve sanayide kullanılacak kömür için gerekli ise geçici bir süre ithalat ile çözüm üretilmelidir. Elektrik üretiminde oluşacak açıklar için de arz güvenliğini sağlamak üzere yenilenebilir kaynaklar başta olmak üzere çeşitlendirme olanakları araştırılmalıdır. Yenilenebilir kaynakların yetersiz kaldığı durumda yerli kömür yakan santrallar için yine geçici bir süre kömür ithalatı veya elektrik ithalatı planlaması yapılmalıdır. -Düşük risk grubundaki işletmelerde hatta sıradan binalarda bile uyarı ve yangın önleme sistemleri bulunmakta ve kaza anında hayat kurtarmaktadır. Madenlerde de tüm teknolojik olanaklar kullanılmalıdır. Bu anlamda uluslararası standartların uygulanması ve teknolojik gelişmelerin takip edilmesi için TMMOB’a bağlı odaların katılımı ile bağımsız bir daimi komite kurulmalıdır. Bu komitenin hem mevcut hem de geliştirilecek ekipmanların kullanımı için aldığı kararlar, TKİ tarafından maliyet gözetilmeksizin uygulanmalıdır. -TKİ’nin ancak eğitim ve iyileştirme çalışmaları biten ocaklarda bağımsız heyetin izin vermesinin ardından yeniden üretime geçmesi sağlanmalıdır. -İşçi sağlığı ve güvenliği alanında yaşanan karmaşaya son verilmeli, etkin ve kamusal nitelikli bir denetim sağlayacak yasal düzenleme yapılmalıdır.

Kazanın çıktığı bölge

Hava çıkışı Hava ve personel girişleri

Yoğun personel çalışmasının olduğu bölgeler

Şekil 1.

SOMA FACİASI’NIN GÜN YÜZÜNE ÇIKARDIKLARI

Dr. Nejat Tamzok Maden Yüksek Mühendisi [email protected]

2014 yılı Mayıs ayının on üçüncü günü öğleden sonra saat üçü on geçe Soma’da zaman bir an durdu.

O anın sonrasında kıyamet vardı. O anın sonrasında Dünya madencilik tarihinin en acı sayfaları arasında yer alacak bir olay yaşandı. Yeraltı kömür ocağındaki faciada 301 maden emekçisi yaşamını yitirdi. Ülke yasa boğuldu.

Aslında, kömür madenciliğinin geçmişi acılarla doludur. Ölüm hiç eksik olmamıştır. Ama böylesi facialar, üretimin büyük ölçüde emek yoğun yapıldığı uzak bir geçmişin örnekleridir.

Günümüzde, madencilik teknolojilerinin, iş güvenliği ve çalışma standartlarının ulaştığı düzey dikkate alındığında, böylesi faciaların, ancak insan yaşamına hiçbir değerin verilmediği, para kazanma uğruna tüm kuralların göz ardı edilebildiği ülkelerde ortaya çıkması mümkündür.

Madencilik endüstrisindeki kazalar; insanlığın on yıllarca süren çabaları sonunda ciddi oranda azaltılabilmiştir. Bugün, beş veya daha fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan maden kazalarına, artık neredeyse hiç rastlanılmamaktadır. 301 kişinin yaşamını yitirdiği bir kazaya ise, neredeyse başka bir evrenin vukuatı gibi bakılmaktadır.

Türkiye ise son yıllarda sürekli olarak maden kazalarıyla Dünya’nın gündemine gelmekte ve madencilikteki iş güvenliği alanında en kötü Dünya rekorlarına her geçen yıl bir yenisini eklemekte. Bugün, İnternet arama motorlarına “maden kazaları” ifadesini hangi dilde yazsanız, karşınıza ilk çıkan ülke Türkiye olmakta. Durum böyle olunca, Dünya madencilik çevreleri, giderek daha fazla Türkiye’yi tartışmaktalar.

Peki, Soma Faciası’nın nedenleri nelerdir?

Facianın nedenleri, bilimsel yöntemler kullanılarak elde edilecek somut ve önyargısız verilerin yine bilimsel ilkeler çerçevesinde analizi sonucunda elde edilebilir. Bunun dışındaki yöntemlerle üretilecek her türlü bilgi, bir taraftan büyük haksızlıklara yol açabilecek diğer taraftan gelecekte böylesi olayları önlemeye yönelik tedbirlerin geliştirilmesine engel olacaktır.

Kazanın oluş şeklinin, bilimsel ve teknik nedenlerinin bu konuda uzman kişiler tarafından araştırılıp belirlenmesi son derece önemlidir. Yangın nerede, ne zaman ve neden başlamıştır, ocağın projesi, tasarımı doğru mudur, havalandırma sistemi yeterli midir? Bunların hepsinin en doğru şekilde cevaplandırılması gerekmektedir.

Ancak, bu facianın nedenlerini ortaya koymada sadece teknik bir analiz yeterli olacak mıdır?

Facianın yaşandığı anın öncesine ilişkin sorumluluklar, kimlere ve hangi kurumlara ne ölçüde düşmektedir?

Faciada, kamu adına görev yapan kurumların sorumlulukları nedir? Kaynakların ülke menfaatlerine en uygun şekilde ve en yüksek işçi sağlığı ve güvenliği standartlarında üretilmesinden sorumlu kamu kuruluşlarının, görevlerini, toplumun kendilerinden beklediği ölçülerde yerine getirip getirmedikleri sorgulanmalıdır.

Üretim fonksiyonlarını özel sektöre devrettiklerinde mühendislik işlev ve yetenekleri de giderek aşınan, böylelikle iş güvenliği konusundaki yetkinlikleri de zayıflayan kamu kuruluşlarının mevcut yapıları yeniden gözden geçirilmelidir. Kömür üretimi gibi son derece özel bir alanda dışarıdan hizmet alan kuruluşlardaki mühendislik yeteneklerinin, iş yaptırılan firmalara göre çok daha mükemmel olması gerektiği asla unutulmamalıdır.

En tehlikeli iş kolları arasında bulunan kömür madenciliğinin kendisine özgü koşulları bulunmaktadır. Bu nedenle, kömür madenciliğine özel bir mevzuatın geliştirilmesi ciddi olarak düşünülmelidir.

Kömür üretiminin, ciddi birikim ve deneyime sahip kurum-

Planlaması”na dayanan bir disiplin içerisinde değerlendiriların elinden alınarak, teknik ve altyapı olarak yetersiz, delebilmesi imkânı büyük ölçüde ortadan kaldırılmış, böyleneyim ve uzmanlaşmanın olmadığı özel firmalara bırakılmalikle büyük kömür havzalarındaki facialara davetiye çıkarılsının, faciaların giderek artmasındaki rolü araştırılmalıdır.

mıştır. Kömür havzalarında kaynak kayıplarına, verimsizlik

Özelleştirme veya redevans yöntemleriyle ülkemiz kömür

ve iş güvenliği sorunlarına yol açılmıştır.

sektörüne işletmeci olarak giren özel firmalarının kurum-

Kömür havzalarının; elektrik üretim tesisleri, kömür

sallaşma düzeylerinin son derece zayıf olduğu, kurumsal

madenleri, yöre sanayisi, tarımı, ormanları, su kaynakları,

kültürlerinin ya hiç bulunmadığı ya da düşük düzeylerde

toplumsal-ekonomik durumu bir arada dikkate alınarak

olduğu bilinmektedir. Ciddi ölçekte kömür üretimi gerbir bütün olarak projelendirilip işletilmesi gerekir. Bunun

çekleştirmeye kalkışan çoğu firmanın sermaye yapıları

yerine, havza içerisindeki sahaların yapay olarak yaratılmış

yetersizdir. Dolayısıyla; insan kaynağına, aramaya,

parçalar halinde taşeron firmalara işlettirilme düaraştırma-geliştirmeye, iş güvenliğine ve çevreye

şüncesi, telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol

yatırımlar, bu firmalar tarafından son derece

açabilir. Kömür rezervlerinin, küçük parçalara

sınırlı ölçülerde yapılabilmektedir. Bu tür harcamalar, genellikle maliyet arttırıcı un-

1990’lı

bölünerek farklı firmalar tarafından işletilmesi, sürdürülebilir doğal kaynak yönetimine aykısurlar olarak görülmektedir. Çoğu firmanın; mühendislik kalitesi, etüt-proje deneyimi ve yetenekleri son derece sınırlıdır. Tekyılların sonlarından

rıdır. Büyük kömür havzalarının 5-10 yıllık ticari ömrü olan küçük sahalara bölünerek, özelleştirilmesiyle, küçük ölçekli sahaları

nolojiye ve mekanizasyona yatırım yapmamaları ve kar artışlarını verimlilikte

itibaren

alan firmalar ilk yatırım maliyeti yüksek projelerden kaçınmakta ya da bu yatıdeğil, sadece emek yoğun sistemlerde aramaları önemli bir sorundur.

Ya sendikalar? Böylesi bir faciada sendikaların rolünün olmadığı söyülkemizde uygulanan politikaların

rımları karşılayamamakta, işçi sağlığı ve güvenliğine yönelik önlemler başta olmak üzere eksik yatırımlar yapmaktadırlar.

lenebilir mi? Bırakın sadece kendi üyelerini, madendeki tüm çalışanlasonucunda, kömür

Özellikle son yıllarda, gerek madencilik üretimi gerekse işçi sağlığı ve

rın çalışma koşulları, güvenlikleri ve aslında tümünün insanlık onurları, bu sendikaların sorumluluğunda

havzalarının “Genel Havza Planlaması”na

güvenliği alanında yasal, yönetsel ve teknolojik gelişmelerin tüm Dünya’da hız kazandığı, bu gelişmelere

değil midir?

İşçi sağlığı ve güvenliği mevzuatının, kömür madenciliği alanında yetersiz kaldığına ilişkin ciddi eleştiriler söz konusudur. En tehlikeli iş kolları arasında bulunan kömür madenciliğinin kendisine özgü koşulları bulunmaktadır. Bu nedenle, kömür madenciliğine özel bir mevzuatın geliştirilmesi ciddi

dayanan bir disiplin içerisinde değerlendirilebilmesi imkânı büyük ölçüde ortadan kaldırılmış, böylelikle

koşut olarak kaza istatistiklerinin de pek çok ülkede olumlu yönde geliştiği dikkate alındığında, ülkemiz madencilik endüstrisinde iş güvenliği alanında hala ciddi bir yol alınamamış olması ve bu konuda uzman tüm kişi ya da kuruluşların uyarılarına karşın faciaların hız kesmemesi dikkat çekicidir.

olarak düşünülmelidir.

Esnek ve kuralsız çalışmayı, işçiyi başka işverene kiralamayı, taşeronlaştırmayı yasal hale getiren, kaçak işçiliği özendiren düzenlemeler yerine, uluslararası sözleşbüyük kömür havzalarındaki facialara davetiye

Kazanın Arkasındaki Dinamik: Kömür Endüstrisinde Dönüşüm

Soma Faciası gibi, ülkemiz kömür sektöründe son yıllarda yaşanan pek çok

me, standart ve normları dikkate alan bir “iş mevzuatı” geliştirilmelidir.

çıkarılmıştır.

kazanın nedenlerini, geçmiş karar ya da uygulamaların arasında bulabilmek mümkündür. Ancak, bu olayların arkasındaki en

Kömür madenciliğindeki denetleme mekaönemli dinamiğin, özellikle 1990’lı yıllardan

nizmalarının; kamu denetiminin etkinliğini

itibaren ülkemiz kömür sektöründe yaşanan

arttırmaya yönelik olarak yeniden kurgulanması

dönüşüm süreci olduğu söylenmelidir.

son derece önemlidir. Ücretini doğrudan işverenden alan denetim elemanlarının iş güvenliği konusunda etkili olamayacakları hususu, neredeyse tüm uzman kişi ve kuruluşlar tarafından yıllardır dile getirilmesine karşın, bu

Söz konusu dönüşüm, Türkiye kömür sektöründe kamu ağırlıklı bir yapıdan özel firmaların kömür işletmeciliği yaptığı bir endüstriye doğru geçişi işaret etmektedir.

konuda bir düzenlemenin hala yapılmamış olması dikkat

Geçiş süreci doğru yönetilememiştir.

çekicidir.

Bu süreçte, kamu, kömür işletmeciliğinden vaz geçmiş-

Ülkemizde, kömür madenciliği bilim ve teknolojisinin

tir. Ancak, kamunun yerine konulan özel firmalar, kömür

bulunduğu durum sorgulanmalıdır. Bu alandaki mühenmadenciliği gibi özel bir alanda maalesef başarılı olamadislik kalitesi ve her düzeyde çalışan mühendisin yeterliliği

mışlardır.

ölçülmelidir.

Kömür endüstrisinde “kurumsal kültür”, diğer pek çok

1990’lı yılların sonlarından itibaren ülkemizde uygulanan

endüstriden farklı olarak son derece belirleyici bir unpolitikaların sonucunda, kömür havzalarının “Genel Havza

sur durumundadır. Kömür madenciliği, uzun birikim

ve deneyime, güçlü finansal yapılara sahip büyük ölçekli kuruluşları gerektirmektedir. Bu endüstrinin doğası; etkin, verimli ve güvenli madencilik faaliyetlerinin, uzun kurumsal geçmişe sahip kuruluşlar tarafından yapılabilmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu gerçek, özellikle madencilik endüstrisi bakımından gelişmiş ülkelerde kolaylıkla izlenebilmektedir.

Kurumsal kültürün en fazla etkilediği alanlardan biri de işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkindir. Endüstrinin kaza istatistikleri incelendiğinde, köklü madencilik kuruluşlarında meydana gelen iş kazalarının endüstri ortalamalarının son derece altında seyrettiği görülmektedir. Bununla beraber, küçük ölçekli kurumsallaşmamış işletmelerde ya da taşeron denilen ve asıl işletmeci adına geçici iş yapan firmalarda ise ölüm ya da yaralanma ile sonuçlanan kazaların her yıl giderek arttığı görülmektedir.

Gerçekte, sorun hala orada durmaktadır. Ülkemizin pek çok yerinde, Soma Faciası’nın yaşandığı maden ocağından dahi çok daha kötü koşullardaki çok sayıda işletme çalışmaya devam etmekte ve her biri kendi facialarını beklemektedirler.

Bununla beraber, dönüşüm süreci devam etmektedir. Kömür sahalarının özel sektöre devri hızla sürmektedir. Muhtemelen 2 yıl içerisinde ülkemiz kömür sektörü tamamen özel firmalar tarafından işletiliyor olacaktır. Dolayısıyla, gerekli önlemlerin hızla alınmaması durumunda, son yıllarda

ardı ardına yaşadığımız facialara yenilerinin eklenmesi, hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

Sektörde Radikal Değişim Şart Ülkemiz kömür endüstrisinin yakın tarihinde meydana gelen kazalardan bazılarını unutabilmek mümkün değildir:

Ağustos 2003’de Erzurum-Aşkale’deki kömür ocağında 8, Kasım 2003’de Karaman-Ermenek’deki kömür ocağında 10, Eylül 2004’de Kastamonu-Küre’deki bakır ocağında 19, Nisan 2005’de Kütahya-Gediz’deki kömür ocağında 18, Haziran 2006’da Balıkesir-Dursunbey’deki kömür ocağında 17, Aralık 2009’da Bursa-Mustafakemalpaşa’daki kömür ocağında 19, Şubat 2010’da Balıkesir-Dursunbey’deki kömür ocağında 13, Mayıs 2010’da Zonguldak-Karadon’daki kömür ocağında 30, Şubat 2011’de Afşin-Elbistan’daki kömür açık ocağında 11 çalışan yaşamını yitirdi.

Ve şimdi de Soma.

Böylesi facialar, bırakınız gelişmiş ülkeleri, Dünya’da hiçbir ülke için kabul edilebilir değildir ve olmamalıdır da.

Siyaset kurumu, kamu kurumları, özel sektör, üniversiteler, sendikalar, meslek kuruluşları. Ortaya çıkan bu tabloda tüm bu unsurların sorumluluğu bulunmaktadır. Ve bu tablonun değişmesi, tüm bu unsurların sorumluluk üstlenerek; nerede hata yaptıklarını düşünmeye ve doğru yönde değişmeye başlamalarıyla mümkün olacaktır.

masomasomasomasomasomasomasomasomaso

Gerçekte, sorun hala orada durmaktadır. Ülkemizin pek çok yerinde, Soma Faciası’nın yaşandığı maden ocağından dahi çok daha kötü koşullardaki çok sayıda işletme çalışmaya devam etmekte ve her biri kendi facialarını beklemektedirler.

masomasomasomasomasomasomaso masomasomasomasomaso

Jeoloji Mühendisleri Odası, Soma Raporu’nda Madencilik Tartışmalarında Dahi Gözardı Edilen Sorunlara Dikkat Çekti…

GÜNLÜK JEOTEKNİK DEĞERLENDİRME ŞART

EMO Basın- Jeoloji Mühendisleri Odası’nın Soma Raporu, ülkemiz madenciliği açısından tartışılmayan gerçekleri gözler önüne seriyor. Jeolojik olarak Soma’nın özelliklerini anlatan rapor, madencilik alanında günlük jeoteknik değerlendirme yapılmasının zorunluluğuna dikkat çekiyor. Raporda, bölgenin jeolojik, jeokimyasal, tektonik özellikleri ile değişik kaya topluluklarının jeomekanik özelliklerinin dikkate alınmadığı projelerin yürürlüğe konulmaması, bu açıdan yetersiz olan ocakların da kapatılması gerektiği kaydedildi. Jeoloji Mühendisleri Odası, Soma’ya gönderdiği heyetin yaptığı incelemeler sonrasında hazırladığı raporu kamuoyuna açıkladı. Raporda, Soma Faciası’nın yaşandığı bölgenin jeolojik yapısına ilişkin teknik ve ayrıntılı değerlendirmeler yapıldı. Facianın olduğu Karanlıkdere’deki kapalı ocak işletmesinin de yer aldığı Soma açık-kapalı ocak işletme sahasının, Kırkağaç ve Soma grabenlerinin oluşumu sırasında kenar faylarının etkisiyle 1000 metreden daha fazla yükseldiği belirtilerek, şu bilgilere yer verildi:

“Bu yükselmenin etkisiyle Miyosen linyitli istifinin üst kesimleri aşınarak alt linyit seviyesi açık ocak olarak işletilebilir duruma gelmiştir. Bu yüzden Sarıkaya, Kısrakdere ve Işıklar yöresindeki alt linyit seviyesi yıllarca açık ocak olarak işletilebilmiştir. Bu açık ocak işletme alanlarının güneyinde kalan Eynez Köyü çevresindeki sahada ise açık ve kapalı ocak sistemiyle günümüze kadar linyit çıkarılmıştır.” Bu bölgedeki açık ocak işletme alanlarının hemen hemen tükendiğine dikkat çekilen raporda, Eynez Köyü güneybatısında kalan bölgede son yıllarda yapılan sondajlı araştırmalarda, onlarca yıl işletilebilecek linyit rezervinin bulunduğunun tespit edildiği kaydedildi. “Yeni sahalardaki

Soma bölgesinde açık işletme sahasından düşey atımlı bir normal fay görüntüsü. Fayın solunda genç kumtaşı-kiltaşı (p1) ardalanması, sağında ise üst linyit seviyesinin (k3) kömürlü düzeyleri yer alır

kömür, Soma sahasındaki linyitlere göre daha kaliteli ve daha kalın olmasına rağmen daha derindedir; bu durumda Soma Havzası’ndaki kömür rezervleri kapalı işletme yöntemiyle çıkarılmak zorundadır” bilgisi verilen raporda, “Bu yüzden bölgenin jeolojik yapısını dikkate alan modern kapalı ocak linyit işletme yöntemlerinin hayata geçirilmesi bir zorunluluktur” uyarısı yapıldı.

Soma kömür havzası, rezervi ve kömür kalitesi bakımından ülkemizin en önemli linyit havzalarından birisi olduğu ve burada 150 yıldan beri kömür madenciliği yapılmakta olduğu anımsatıldı. Bölgede, yapılan araştırmalar sunucunda kalorisi 4000-5000 Kcal/kg arasında değişen yaklaşık 800 milyon ton linyit rezervinin bulunduğu kaydedildi. Eynez ocaklarındaki kömüre ilişkin de şu bilgiler sunuldu:

“Linyit oluşumlarının en alt seviyesi Eynez ocaklarından üretilmektedir. Kömür seviyesinin alt kesimleri çok killi ve bol fosil kavkılıdır. Ayrıca kireçtaşı, kumtaşı veya kiltaşından oluşan arakatkılar da sıkça bulunur. Seviyenin üst kesimlerine doğru gidildikçe kömürün kalorisi artar, rengi siyahlaşır, kömür daha sert ve camsı yapı kazanır; bu düzeylerde yer yer az miktarda kükürt de bulunur. Kalınlığı 15 ile 35 m arasında değişen kömür düzeyi, 08-25° eğime sahiptir.”

Eynez Kömürlerinin Yanıcı Özelliği Yüksek

Eynez Havzası’ndaki kömür düzeylerini değişik doğrultularda kesen çok sayıda fay bulunduğu, faylar arasında mesafelerin 300 m ile 1 km arasında değiştiği kaydedildi. Raporda, “Yeraltı işletmelerinde, kömürün kendiliğinden yanmasını etkileyen faktörlerin başında kömürün oluşumu, kimyasal özellikleri, uygulanan üretim yöntemi ve havalandırma sistemi ile uygulamaları yer almaktadır” saptaması yapılırken, yanma özelliği açısından Eynez kömürleri şöyle değerlendirildi:

“Soma Eynez kömürleri, göreceli olarak orta seviyede (%10-20) nem ve yüksek oranda kül (%40-50) içeriğine sahiptir. Kül içinde bulunan silis ve alüminyum genellikle kömürün yanmasında yavaşlatıcı, pirit ve uçucu maddeler ise hızlandırıcı etki yapar (İ.A. Yılmaz, 2002). Kömürler içerisindeki uçucu madde miktarı arttıkça, kömürün kendiliğinden yanma özelliği de artar. Soma Eynez kömürleri yüksek kömürleşme derecesine (yüksek ranklı kömürler) sahip oldukları için uçucu madde miktarları yüksektir. Uçucu kömür gazları patlayıcı ve yüksek yanıcı özellik gösterirler. Yanıcı özellikleri bulunan kömürlerin yeraltı işletmelerinde ağaç tahkimat kullanılmaması gerekir. Üretim sırasında oluşan göçüklerden alınamayarak bırakılan ağaç tahkimatlar kömürün oksidasyonu sonucu kızışması ile ocak yangınlarını önlenemez boyuta çıkarırlar.”

Maliyetten Kaçan Kamu, Kar Hırsında Özel Sektör

Soma kömürlerinin yanıcı özelliği ile ruhsat hukuku bölümünde yer alan bilgiler ise devlet kuruluşunun göz göre göre can güvenliğini tehlikeye atan taşeron sisteme yöneldiğini ortaya koyuyor:

“Soma ve yakın civarında tesbip edilen yaklaşık 800 milyon ton linyit rezervinin, 700 milyon tonu Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü’ne (TKİ) bağlı Ege Linyitleri İşletmesi Müessese Müdürlüğü (ELİ) ruhsat sahalarında yer almaktadır. ELİ Sahalarından 2013 yılında yaklaşık 15 milyon ton tüvanan linyit üretimi gerçekleştirilmiş, bu üretimin yaklaşık 5 milyon tonu açık ocaklardan, kalan 10 milyon ton ise yeraltı ocak işletmeciliğinden elde edilmiştir. TKİ, 2006 yılından itibaren Soma Havzası’nda kömürün yanma özelliğinin gerektirdiği yeni yatırımın maliyetinden kaçınmak için kendi olanakları ile yer altı üretimi yapmaktan çekilmiş, kömür sahalarının ruhsat(lar)ını kendi elinde tutarak hizmet alım ya da redevans sözleşmeleri ile yeraltı üretimini özel şirketlere bırakmıştır.”

Raporda, facianın meydana geldiği işletmenin 2006 yılında önce hizmet alım sözleşmesi ile Park Teknik Şirketi’ne verildiği; bu şirketin de bu ocakta yılda ancak 1.5 milyon ton maksimum üretim yapılabileceğini, bu üretimin gerçekleştirilebilmesi için de toplamda 800 işçi istihdamının mümkün olabileceğini TKİ işletmesine rapor etmiş olduğu; üretim sırasında kömürün yanıcı olması ve güvenli işletme maliyetinin yüksek olması nedeniyle Park Teknik’in redevans ön ödemesini yakarak, durumu TKİ’ye rapor edip sahadan çekildiği aktarıldı. Aynı sahanın 2009 yılında Soma Kömürleri A.Ş.’ye devredildiği; yaklaşık 18 milyon ton rezervli bir alanda en az 1.5 milyon ton/yıl üretim yaparak 10 yılda belirlenen alandaki kömürü üretmesinin planlandığı; daha sonra makinalı ayak sistemiyle şirketin üretimini 5 milyon ton/yıla çıkarmış ve ocak içindeki işçi sayısını 3 vardiya için yaklaşık 2 bin 400 kişiye çıkarttığı anlatıldı. “Gerekli emniyet yatırımları yapılmaksızın eski havalandırma ve galeri altyapısıyla sırf kar amacı güdülerek çok yüksek üretim seviyesine çıkılmış ve madencilerin hayati emniyet tedbirleri tamamen ihmal edilmiştir” denildi.

alanlarda düzenli olarak günlük jeoteknik parametrelerin (açık ve kapalı maden ocaklarında jeoteknik parametlerin toplanması ve değerlendirmesi) uluslararası standartlara göre toplanması, değerlendirilmesi ve risk unsurunun bulunup-bulunmadığının tespit edilmesi, takip eden süreçte ise bu veriler ışığında üretimin planlaması ve ocakta üretim yapılacak alanlara işçiler gönderilerek üretim çalışmalarının güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ancak ülkemizdeki mevcut mevzuat bu çalışmalara olanak sağlamaktadır. Maden uygulama yönetmeliğinde hızlı bir değişikliğe gidilerek kısa süre içeresinde heyelan, blok devrilmeleri, kaya düşmesi, göçme ve kaymalardan kaynaklanan ölümcül kazaların önüne geçilmelidir.”

Yetersiz Ocaklar Kapatılmalı

Jeolojik özellikleri nedeniyle daha derinlerde olan rezervlerin ancak kapalı ocak işletmeciliğiyle çıkarılabileceği, bu nedenle bu projelerin kamu kurumları tarafından dikkatli incelenmesi gerektiği kaydedilen raporda, “bölgenin jeolojik, jeokimyasal, tektonik özellikleri ile değişik kaya topluluklarının jeomekanik özelliklerinin dikkate alınmadığı uygun olmayan projelerin yürürlüğe girmesine” engel olunması gerektiği uyarısı yapıldı. Raporda, jeoloji mühendislerinin diğer temel önermesi de şöyle ortaya konuldu:

“Ülkemizde yer alan bazı kömür sahalarında kömürlerin jeolojik, jeokimyasal, tektonik özelliklerinden kaynaklı nedenlerden dolayı hızla okside olarak kızıştıkları, gerekli tedbirler alınmadığında ise açık alevli yanmaya dönüşerek Soma’da olduğu gibi facialara/ felaketlere neden oldukları bilinmektedir. Ülkemiz kömür sahaları jeolojik, jeokimyasal ve tektonik özellikleri dikkate alınarak sınıflandırılmalı, okside olmaya elverişleri kömür sahaları belirlenerek, bu alanlarda işletme yapılan ocaklar yeniden gözden geçirilerek, yeterli altyapı ve donanıma sahip olmayan ocaklar kapatılmalıdır.”

Jeoteknik Riskler Günlük Takip Edilmeli

Jeoloji Mühendisleri Odası, facianın nedenlerine ilişkin saptamalarda bulunurken, kendi meslek alanını ilgilendiren temel önermesini şöyle ortaya koydu:

“Ülkemizde işletme alanlarında yapılan ayrıntılı tektonik ve jeokimyasal çalışmalar işletmecilerimiz tarafından ‘detay ve gereksiz’ bir çalışma gibi görülmekte, bu da güvelik açısından işletmeleri riskli hale getirmektedir. Örneğin, yeraltı kömür işletmelerdeki metan veya karbondioksit gazının hareketi çoğunlukla süreksizliklerin (fay-kırık-çatlak) denetimindedir, işletme öncesinde gerçekleştirilecek ayrıntılı yapısal jeoloji çalışmaları ile metan veya karbondioksit gazının hangi kırık sistemlerini takip edebileceği, bu kırık sistemleri dikkate alınarak tasarlanacak güvenlik tedbirleri ile muhtemel kazaların kontrol altına alınabileceği bilinmektedir. Yine ülkemizde maden işletmelerinde yaşanan ölümcül kazaların birincil nedeni heyelan, kayma, blok devrilmesi, göçme gibi tamamı önlenebilir kütle hareketleridir. Benzer kazaların önlenmesi için ocakta üretimin yapıldığı

Soma açık ocak kömür işletme sahasının havadan genel görünümü

Raporda yer alan diğer öneriler de kısaca şöyle sıralanabilir: - Facianın temel nedeni olan neoliberal politikaların terk edilmeli; özelleştirme, taşeronlaş ve dayıbaşı uygulamalarına son verilmeli. - Sözde değil özde denetimler yapılmalı; cezalar artırılarak caydırıcılık sağlanmalı. - Uluslararası standartlara uygun olarak madencilik alanında yeniden tanımlamalara gidilmeli; ulusal madencilik stratejisi geliştirilmeli. - Uluslararası Çalışma Örgütü’nün başta tehlikeli ve çok tehlikeli işlere ait sözleşmelerinin TBMM’de kabul edilmeli.

- Akhisar Başsavcılığı’nca yürütülen hukuki soruşturma kapsamında ruhsat sahibi konumunda bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndaki yetkili ve sorumlu kişilere yönelik idari ve hukuki işlemler başlatılması ve süreç tamamlanana kadar ise görevlerinden el çektirilmeli. - Üniversitelerde işçi sağlığı ve güvenliği zorunlu ders olmalı. - TMMOB, sendikalar, diğer meslek örgütleri ve demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla 30 yıldır uygulanan özelleştirme politikalarının sonuçları konusunda kamuoyu bilgilendirilmeli.

FACİA GÖZ GÖRE GÖRE GELMİŞ

Jeoloji Mühendisleri Odası Raporu’nda Soma Faciası’nın nedenleri ve faciaya yapılan müdahaledeki yanlışlıklara ilişkin temel saptamalar yapıldı. Bu saptamalar özetle şöyle ortaya konuldu:

1. Soma’da yaşanan facia, 13 Mayıs 2014 tarihinde saat 15.10 civarında olmasına rağmen, konunun saat 18.00 civarlarında basına ve kamuoyuna ‘Soma’da kapalı ocak kömür işletmesinde meydana gelen kazada 2 maden işçisinin yaşamını yitirdiği’ şeklinde duyurulmuş, 19.30 civarında ise bu sayının ‘17 kişiye yükseldiği’ yetkili kişiler tarafından ifade edilmiştir. 2. Konunun iyi anlaşılamaması nedeniyle kapalı maden ocağı gibi oldukça riskli alanlarda arama-kurtarma faaliyetlerinde yeterli eğitim ve donanıma sahip olmayan bu birim elemanlarının yetkisiz ve tahlisiye çalışmalarına katılamayacakları kısa zamanda anlaşılmış, dolayısıyla çağrılan veya kurumlarınca görevlendirilen bu birimlerdeki kişiler ocak mahallinde ‘kuru kalabalık’ ve ‘seyirci’ konumunda olmaktan öteye geçemediği gibi yapılan çalışmaları engeller durumlara da düşmüşlerdir. 3. Ocakta yaşanan can pazarının zamana karşı yarıştaki önemi kavranamamış, ilk müdahale ve kurtarma çalışmalarında geç kalındığı izlenimi ve olgusunun doğmasına neden olunmuştur. 4. 13 Mayıs 2014’de facianın yaşandığı tarihten, 17 Mayıs 2014 kurtarma çalışmalarının tamamlandığı güne kadar geçen yaklaşık 5 gün içinde kapalı ocak kömür işletmesinde kaç işçinin tertip edildiği, bu işçilerin kimler ve hangi çerçevede maden işletmesinde çalıştığı, isimleri ve görev alanları açıklanamamıştır. Günümüz bilgi ve teknoloji çağında 15-20 dakika gibi kısa bir süre içerisinde toplumla paylaşılması gereken basit bir bilginin (maden ocağı vardiyasında kaç kişinin tertip edildiği, isim ve unvanları, görev alanları ile çalıştığı ayak veya arınlar) dahi sorun alanı haline dönüştüğü, ‘çok tehlikeli işler sınıfında yer alan kapalı maden ocaklarına’ kimlerin girip-çıktığının belli olmadığı ‘maden ocaklarına yetkisiz kişiler ile gerekli güvenlik önlemleri alınmaksızın her kesimden insanın girip-çıktığı, ocakların ‘yol geçen hanına’ döndüğü izleniminin doğmasına neden olmuştur. Ocağın giriş kapısında yapılması gereken vardiya değişiminin (sırf işçileri daha fazla çalıştırmak için) üretim panolarında yapıldığı ve bu yüzden kimin işe başlayıp kimin başlamadığının bile belli olmadığı bir iş sisteminin yeraltı kömür ocağı gibi hata affetmeyen bir iş kolunda uygulandığı ortaya çıkmıştır. Bu ölümler daha fazla

kömür daha fazla kömür anlayışının doğal bir sonucu olmuştur. 5. Kazanın muhtemelen eski ocak panolarında kömürün oksitlenmesi sonucu, kızışmasına bağlı gerçekleştiği, bu durumun işletme içerisinde gerçek zamanlı olarak yapılması gereken izleme-kontrol ve denetiminin yeterince ve sağlıklı bir şekilde yürütülmediği, tedbir alınmaksızın göz ardı edilen bu sürecin zaman içerisinde büyüyerek bir faciaya neden olduğu izlenimi edinilmiştir. 6. Heyetimiz tarafından bölgedeki incelemeler esnasında yapılan görüşmelerde Soma’da yaygın olarak ‘dayıbaşı’ denilen bir sistemle maden işletmelerinin işçi temin etikleri, dayıbaşıların hem işletmeden ücret aldıkları, hem de getirdikleri her işçinin ücreti üzerinden kendilerine ödeme yapıldığı belirtilmiştir. Ayrıca çalışanların oldukça düşük ücretle çalıştırıldıkları, verimliliğin arttırılması amacıyla ‘prim uygulaması’ adı altında verilen teşvik primleri yüzünden işçilerin sağlıklarını hiçe sayarak zaman zaman bu ağır iş kolunda 15-16 saat çalıştırıldıklarına da vurgu yapılmıştır. 7. Facianın meydana geldiği kömür işletmesi için yapılan hizmet alım anlaşmasına göre 18 milyon ton olan toplam rezervin 10 yıl içinde çıkarılması sözleşmeye bağıtlanmış olmasına rağmen, şirketin bu süreci dikkate almaksızın günlük 10-12 bin ton civarında, yılda ise 3 milyon tonun üzerinde bir üretim gerçekleştirdiği, gerekli altyapı ve mekanizasyon sistemi kurulmaksızın ocak içinde her vardiyada 800’e yakın kişinin tertip edilerek bu oranda üretim gerçekleştirilmesinin (üretim zorlaması) iş güvenliğinde zaafiyete neden olduğu tespit edilmiştir. TKİ tarafından yapılan redevans anlaşmalarında işletme sahiplerine ‘kömür alım garantisi’ verilmesinin işverenleri işletmelerde gerekli emniyet ve güvenlik tedbirlerini almaksızın aşırı üretim yapmaya teşvik ettiği, bu durumun da güvenlik üretim miktarı arasındaki zincirin kırılmasına neden olduğu anlaşılmaktadır.

Türkiye’de Madencilik Alanında Sendikal Mücadele Sorunları...

SOMA’DA SENDİKAL HAREKETİN SIKINTILARI

Tayfun Görgün DİSK/DEV MADEN-SEN

Genel Başkanı

Türkiye; maden çeşidinin fazla olmasının yanında bazı maden kalemlerinde dünya rezervlerinin önemli oranda bulunması nedeniyle dünyadaki şanslı ülkelerin arasında gelmektedir. Binlerce yıldan beri yeraltında duran maden zenginliği, işletme ile aktif hale gelmektedir. Maden işletmeleri ancak ekolojik ve insani normlara uygun olarak çalıştırıldığında toplumsal yarar elde edilebilmekte; aksi halde Soma’da olduğu gibi facia ve acılara yol açmaktadır.

Türkiye’de giderek artan maden işletmeciliği, doğası gereğince yaygın olarak kırsal kesimde faaliyet göstermektedir. Kırsal bölge; toplumsal ve kamu denetiminin yetersiz bulunduğu, bilgi eksiğinin fazla olduğu yörelerdir.

‘Taşeron Cumhuriyeti’

Son yıllarda hız kazanan özelleştirme çalışmaları sonucunda kamu madenleri; kiralama, hizmet alımı ya da mülkiyet devri yöntemiyle özelleştirildi ve taşeronlaştırıldı. Özel şirketler bu ocakları olması gerektiği gibi işletemediler. Bilgi, teknoloji, deneyim ve sermaye eksikliğinin sebep olduğu dezavantajı işçinin alın teri ve canı üzerinden yapılan ahlaksız ve yasadışı tasarrufla kapatıyorlar. Üstelik bu işletmelerin çoğu, inşaat vb. madencilik sektörü dışında faaliyet gösteren firmalardır.

Özelleştirmeyle birlikte yaygınlaştırılan taşeronlaştırma bir devlet modeli haline geldi. Son yıllarda artmakta olan ve giderek daha da artacak olan maden işletmeciliğinde gerek kamu ve gerekse özel sektör aracılığıyla yaratılan taşeron sistemi, sektörde belirleyici bir büyüklüğe ulaştı. Esnek, kuralsız, sendikasız, kayıt dışı çalışmaya dayalı taşeronlar elinde üretim artarken, iş kazaları ve ölümler de hızla arttı.

Madencilikteki işçi sağlığı ve güvenliğini yok sayan bu ihlaller, yasadışı faaliyetler; kırsalda adeta yapanın yanına kalmaktadır. Gerek çalışma koşulları, gerekse bilgiye ulaşma açısından maden işçileri ve maden havzalarında yaşayan köylüler haklarını öğrenmek, elde etmek ve hakları çiğnendiğinde adalete ulaşmakta en dezavantajlı grup içerisinde yer almaktadır. Çünkü işçi haklarını kısıtlamak, ucuz üretim için kuralları ihlal etmek konusunda yasal mevzuatı kolayca kullanan ve ihlal eden işverenler karşısında işçiler, adeta yalnız ve sahipsiz durumdadır. Bu yalnızlık ve çaresizlik, sendikasız çalıştırmak ya da işverenin güdümünde sendikaların dışında hiçbir sendikayı işyerine sokmamakla sağlanmakta ve devam ettirilmektedir.

Soma’daki 301 işçinin öldüğü bu cinayetin ortamını hazırlayan taşeron sistemidir. İşçilerin, işveren güdümündeki sendikalara hapsedilerek muvazaalı taşeron koşullarında çalıştırılmasıdır.

AKP iktidara geldiğinde taşeron işçi sayısı 387 bin iken bugün 2 milyonu aşkın rakamlardan bahsedilmektedir. Bu o kadar kuralsız bir çalıştırma biçimidir ki, Türkiye’yi yönetenler bile taşeron işçi sayısını bilmemektedir. İşçi sağlığı ve güvenliği alanının bile taşerona devredildiği ülkemizde yasadışı, insanlık dışı bir “taşeron cumhuriyeti” kurulmaktadır.

Türkiye Maden Kazasında 3. Sırada

Soma’daki bu trajedi, münferit bir olay değildir. Türkiye, maden işçileri açısından ölümlü ve yaralanmalı iş kazası oranlarının fazlalığı söz konusu olduğunda dünyada 3. sırada gelmektedir. 2013’te yaklaşık olarak 13 bin madenci

madenlerde yaralandı. 2000 yılından bu yana 1308 maden işçisi üzücü şekilde işyeri kazalarında öldürüldü.

Ne yazık ki hükümet, güvenliğin temin edilmesi amacıyla madenlerin yeterli ölçüde denetlenmesi için ciddi ve samimi bir çaba da sarf etmemiştir. Maden işkolundaki ölüm ve yaralanmalara ilişkin yüksek rakamların ışığı altında, hükümetin tutumu ciddiyetsiz ve kabul edilemezdir. Çalışma Bakanlığı Soma Faciası’nın yaşandığı madenin, en son 2014 Mart’ında olmak üzere 2012’den beri 8 kez denetlendiğini iddia etmekte ve kanuna uygun olduğunu ifade etmektedir. Bu korkunç patlama göz önüne alınacak olursa, söz konusu denetimlerin kuralsız, etkisiz ve yanıltıcı olduğu ortadadır.

İşveren-İktidar-Sendika Çıkmazında İşçiler

Çalışma koşullarını düzenleyen yasalarda bir çok değişiklik yapılmış olsa da ana felsefe 12 Eylül askeri rejiminden kalan omurgayı korumaktadır. Demokratik sendikacılık, sendika seçme ve kurma, grev ve lokavt alanlarına ilişkin mevzuatta, bu hakları düzenleyen, güvence altına alan değil; yasakçı, sınırlayıcı, zorlaştırıcı özellikler korumaktadır. Böylece işçilerin ortak gücü, savunma ve korunma örgütü olması gereken sendikalar, genellikle önce işverenlerin haklarını gözeten aygıtlar haline dönüşmüş durumdadır. Bu işleve aykırı durma çabası içinde olan sendikalara ise zararlı örgütler muamelesi hem yasal mevzuat olarak ve hem de fiili uygulama ve propaganda ile sürdürülmektedir. Siyasette emek ve sendikal hakların merkeze alınmadığı ve Parlamento’da karşılık bulmadığı gerçeğinin ışığında sendikaların ve işçilerin bu çemberi, bu kıstırılmışlığı tek başlarına aşabilmeleri de, işçi ve sendika haklar mücadelesini yükseltmeleri de kolay olmayacaktır.

Soma’da son yıllarda hızla artan özelleştirme ve taşeron çalışmasının işçiler açısından kölelik düzenine ve korku çemberine dönüşmesi, bu dönüşümün ortağı ve parçası olan ve bundan nemalanan bir sendikal düzenle birlikte yaratılmıştır. Öyle ki işveren, sendika ve siyasetçilerden oluşan çıkar koalisyonu sonucunda, işçiler işverenden çok sendikadan korkan bir hale getirilmiştir.

İşçi Yargıda da Hakkını Alamıyor

Facia, ölümler ve hak ihlallerinde önemli bir konu da işçilerin hukuk ve adalete erişmesinin engellenmesidir. Hak ihlallerinde ve yasaların çiğnenmesinde işçilerin adalete erişim mekanizmalarında kapsamlı sorunlar vardır. Dava açmak için gereken harçlar, bilirkişi ücretleri, giderler çok yüksektir. Seri usul yargılaması gereği, iki ay içinde bitmesi gereken davalar bile yıllarca sürünerek işçinin tahammülü ve mecalini sınavdan geçirmektedir.

İşverenler işçilerin adalete ulaşıp sonuç almasını engellemek için, tutanak, kayıt sistemi, evrak kayıt, muhasebe ve personel evrakları, işçilere verilmesi zorunlu belgeler, bildirimler vb. alanlarda tahrifat, hileli belge benzeri yasadışı uygulamalarına devam etmektedirler.

İşverenin hukuksuz uygulamalarına sendikanın ortaklığı konusuna çarpıcı bir örnek şöyledir: Geçen yıl Soma Darkale Bölgesi’ndeki Enerji Bakanlığı’na bağlı Türkiye Kömür

İşletmeleri/Ege Linyit İşletmeleri’ne (ELİ) bağlı sahada faaliyet gösteren Uyar Madencilik işyerinde Kasım 2013 yılında tekrar meydana gelen iş cinayetinde 1 işçi ölmüş, 3 işçi de yaralanmıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri üst üste ölümlü iş cinayetleri olan bu işyerini, eksiklerin tamamlanmasına kadar kapatmıştır. İstenen önlemlerin maliyeti, rezerv ve bir kaç ay sonra sözleşme süresinin tamamlanacak olması nedeniyle işveren faaliyetine son vermiş, işçilere de kapıyı göstermiştir. Yasa gereği ödemek zorunda olduğu maaş ve kıdem tazminatları için 2016-2017 yılları tarihli senet vereceğini, ancak senetleri işverenin hazırladığı sözleşmeyi imzalayan işçilere vereceğini beyan etmiştir. Teklif edilen sözleşmede, senetleri başkasına ciro etmeyeceği, zamanında ödenmez ise icra işlemi yapılmayacağı, işverenden başkaca alacağı kalmadığı ve dava açmayacağı gibi komik maddeler bulunmaktadır. İşçiler bunu üzerine üyesi oldukları ve işyerinde toplu iş sözleşmesi bağıtlamış olan Türkiye Maden-İş Sendikası’na başvurarak sorunu çözmesini talep etmişler. Sendikanın ise işverenin zor durumda olduğunu, senetleri almalarının hayırlı olacağını, başka da bir şey yapılamayacağını söylediği belirtilmektedir. Halbuki yasalarda kıdem tazminatları, ücret ve işçi alacaklarının ödeme süre ve koşulları açıkça tanımlanmıştır.

Bu işçilerin haklarını alması konusunda yetkili olan sendika değil, bizim sendikamız görev yapmış; dava açılması, üst işveren olan ELİ’den Uyar Maden İşletmesi’nin istihkak, alacak ve teminatlarının ödenmeyen işçi hakları için bloke edilmesi, hukuksuzluğun duyurulması vb. çalışmalar yapılmıştır. Uyar Madencilik işvereninin devletteki alacakları ne yazık ki ödenmiştir. Ama işçilerin Ekim ve Kasım 2013 yılına ait maaşları, kıdem tazminatları ve diğer alacakları halen ödenmemiştir. Yani hak ihlalleri, yasa ihlalleri sendikalı olmalarına rağmen eskiden beri kapsamlı ve sistematik biçimde yapılmaktadır. Halen de devam ettirilmektedir.

Ülkemizin gündemine damgasını vuran 13 Mayıs 2014 tarihinde 301 işçinin yaşamını yitirdiği facianın yaşandığı Eynes Ocağı dışında, Soma Kömürleri A.Ş’nin diğer (Işıklar ve Atabacası) iki linyit işletmesinde o günden bu yana üretim yoktur. Ocakların eksikleri giderilememiştir. İşçiler ücretsiz izinli sayılıp, ocakların geleceğine dair çeşitli yorumlar yapılırken; işletmede çalışan işçiler ise bir yandan yaşamını yitiren arkadaşlarının üzüntüsünü, travmasını taşıyor, diğer yandan belirsizlik ve gelecek kaygısıyla sıkıntı içinde yaşıyorlar.

Soma Faciası’nda 2. Perde

Soma’da yaşanan iş cinayeti sonrasında, işverenlerin hala yasal olmayan uygulamalarına kaldıkları yerden hiç ara vermeden devam ettirme çabaları ısrarla sürdürülmektedir. Bunlardan İmbat Madencilik Enerji Turizm San. ve Tic. A.Ş işverenin, işçilerin taleplerinin yer aldığı dilekçeleri almadığı; işçilerden e-devlet şifresi istediği; raporlu işçiyi işten attığı şeklinde iddialar vardır. İş cinayetleriyle ölümlere karşı yasal haklarını savunan işçiler şimdi işveren ve onun kuklası sendikanın boy hedefinde baskı görüyorlar, taciz ve tehdit ediliyorlar.

Faciadan sonra yasadışı uygulamalar, Soma özelindeki genel hassasiyete rağmen, başvurularımıza ve suç duyurularımıza rağmen devam etmektedir. Denetlemeler yapılıp ocaklar

güvenli hale getirilene kadar işçilerin yeraltında çalışmaya zorlanamayacağı, işten atılmayacağı, maaş ve ücretlerinin teminat altında olacağı devletin en üst düzey yetkilileri tarafından söz verilmesine rağmen hem bu hususlar hem de diğer genel yasalar açıkça ve ısrarla ihlal edilmeye devam edilmektedir. İşten atılan işçiler vardır. İşten atıldığı söylenen ve işyerine sokulmayan işçilere yasa gereği yapılması gereken yazılı bildirimler yapılmayarak, atıldığı gerekçesiyle işyerine alınmayarak evine dönen işçinin ardından işe gelmediği şeklinde tutanak tutulup, kusurlu duruma düşürülme hilesi vardır. İşten atılmaya zorlanan işçilerden, başka iş bulduğu için kendi rızasıyla işten ayrılma dilekçesi imzalatılmaya zorlanarak atılmaya çalışan işçiler vardır.

İşverenler kanuna açıkça aykırı biçimde işçilerden e-devlet şifresini ve bu şifrenin bulunduğu belgeyi almaya çalışmakta ve bu belgenin işverene teslim edilmesini isteyen duyuruları ilan panolarına asmaktan bile çekinmemektedir.

Sendikal ayrımcılık; baskı ve tehdit, ceza vermek ve işten atmak gibi yasadışı uygulamalarla devam ettirilmektedir. İşverenler, Anayasa ve yasalarla kesin olarak yasaklanmış olmasına rağmen “DİSK’e üye olanlara yıllık kömür yardımı ve bazı sosyal hakların ödenmeyeceği, işten atılacağı” vb. propagandayı aleni olarak yapmaktadır.

Bu konuda ve diğer ihlallerde sendikamızın Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı suç duyuruları, Kaymakamlık ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na yaptığı bildirim ve şikayetlere karşın durum değişmiş değildir.

Tüm bu uygulamalar açıkça yapılmaya devam ederken, Soma’daki yetkili sendika, üyesi olsun ya da olmasın bu haksızlıklara uğrayan işçilere sahip çıkmamakta, tam tersine tüm bunlar sendikanın bilgisi, onayı ve işbirliğiyle yapılmaktadır. Soma’da durum böyledir. İşçiler bu şartlar altındadır. Sendikal mücadele bu seviyededir.

Soma’da çarpık ve dengesiz biçimde yasalara, mevzuata, madencilik bilim ve geleneğine aykırı olarak işverenler ve çıkar çevreleri tarafından fiilen kurulmuş bulunan ve bazı sendikaların suç ve çıkar ortaklığı yaptığı bu vahşi sistem, bu çalışma şartları Türkiye’nin bir çok bölgesinde benzer biçimde ve bazen daha ağır şekilde sürmektedir.

Bu çağ dışı, insanlığa aykırı üretim süreci ve iş cinayetleri elbette kader değildir. Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, emek düşmanı koalisyon ne kadar kuvvetli olursa olsun tarihten biliyoruz ki son sözü daima direnenler söyler.

Soma’dan sözümüz şudur: Boyun eğmeyenlere, diz çökmeyenlere selam olsun.

Soma’da son yıllarda hızla artan özelleştirme ve taşeron çalışmasının işçiler açısından kölelik düzenine ve korku çemberine dönüşmesi, bu dönüşümün ortağı ve parçası olan ve bundan nemalanan bir sendikal düzenle birlikte yaratılmıştır. Öyle ki işveren, sendika ve siyasetçilerden oluşan çıkar koalisyonu sonucunda, işçiler işverenden çok sendikadan korkan bir hale getirilmiştir.

Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy İşçileri Özelleştirmeye Karşı Direnişte…

“YATAĞAN SOMA OLMASIN!”

Türkiye Maden-İş Yatağan Şubesi Tes-İş Yatağan Şubesi

Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin ve kömür ocaklarının özelleştirme süreci 27 Ağustos 2013 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla başlamıştır. Bu tarihten sonra enerji ve maden işçileri olarak milletin malına sahip çıkmak için meşru ve haklı bir mücadele yürütüyoruz.

Mülkiyeti millete ait olan hazineye sürekli gelir sağlayan ve stratejik öneme sahip olan işyerlerimizin özelleştirmeleri halinde ülkemizin can damarlarından birini daha kaybedeceğini, geçmiş özelleştirme deneyimlerinden biliyoruz.

Özelleştirmelerin vurgun, talan ve soygun olduğunu da biliyoruz. Afşin Elbistan, Zonguldak, Balıkesir ve en son Soma katliamı da göstermiştir ki; özelleştirmeler özel sektörün kâr hırsı ve üretim baskısıyla canımıza kasteden cellatlar haline gelmiştir.

27 Ağustos’tan beri sürdürdüğümüz bu halkı ve meşru mücadelemizde çeşitli eylemler mitingler, basın açıklamaları ve yürüyüşler gerçekleştirdik. 16 Eylül 2013 tarihinde Yatağan Termik Santralı önünde direniş çadırımızı kurduk ve gece gündüz 24 saat nöbetteyiz.

Enerji ve maden işçileri olarak 27 Ağustos’tan bu yana yapılan eylemler ve kronoljik olarak gelişmeleri şöyle sıralayabiliriz:

17 Haziran 2013- Yatağan Santralı önünden kefenli yürüyüş ve açıklama yapıldı.

1 Temmuz 2013- Yatağan’da satılan kamu kurumlarımızı temsilen tabutlu eylem düzenlendi.

9 Temmuz 2013- Milas’ta Nasrettin Hoca gösterili protesto ve hükümete posta güvercini ile temsili haber salma eylemi gerçekleştirildi.

27 Ağustos 2013- Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santralları ve maden ocaklarının özelleştirilmesine ilişkin ÖYK Kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

5 Eylül 2013- Halka bildiri dağıtıldı. Yatağan Termik Santral önünde Maden İş ve Tes İş Sendikası Genel Merkez Yönetim Kurulu basın açıklaması yapıldı.

9 Eylül 2013- Muğla il genelinde imza çadırları kuruldu.

11 Eylül 2013- Muğla il ve ilçelerin siyasi partilerine özelleştirme hakkında bilgilendirme ziyaretleri gerçekleştirildi.

13 Eylül 2013- Yatağan Madenci Anıtı önünde kadınlar tarafından Muğla şivesi ile özelleştirmelere karşı tepkileri dile getirilen protesto yapıldı.

16 Eylül 2013- Yatağan Termik Santral önünde direniş çadırı kurduk.

24 Eylül 2013- Özelleştirmeye tepkiyi göstermek üzere Milas’ta bulunan Sodra Dağı’nda etkinlik gerçekleştirildi.

29 Eylül 2013- Özelleştirmeye karşı toplanan 60 bin imza posta yolu ile Meclis’e gönderildi.

7-10 Ekim 2013- Milas’tan başlayan 4 günlük Ankara yürüyüşü yapıldı. 24 Ekim 2013- Türk İş Genel Başkanı Ergün Atalay Yatağan Termik Santral önündeki direniş çadırını ziyaret etti. Maden-İş Toplantı Salonu’nda kitle örgütleri ile toplantı gerçekleştirildi. 21 Kasım 2013- Yatağan Termik Santral önü direniş çadırında söyleşi düzenlendi. 25 Kasım 2013- Enerji ve maden işçileri, Muğla AKP İl Binası önünde açıklama yaptı. Açıklamaya polisin müdahalesi nedeniyle arbede yaşandı. 26 Kasım 2013- Milas AKP İlçe Binası önünde açıklamaya da polis müdahalesi yapıldı. 28 Kasım 2013- Enerji Bakanlığı’nda görüşme gerçekleştirildi. 30 Kasım 2013- Başbakan ile Marmaris’te görüşme yapıldı. 9-30 Aralık 2013- Açlık grevi gerçekleştirildi. 29 Aralık 2013- Milas emek ve bağımsızlık mitingi düzenlendi. 24 Ocak 2014- İşçilerin Ankara’ya yürüyüşü engellendi ve Muğla yürüyüşü yapıldı. 24 Ocak 2014- Türk-İş önderliğinde Ankara’da Özelleştirme İdaresi önünde yürüyüş ve açıklama yapıldı. 2 Mart 2014- Başbakan’a Muğla Mitingi’nde sesimizi duyurmaya çalıştık. 10 Nisan 2014- Özelleştirme İdaresi önünde basın açıklaması yapılmasının ardından Kurtuluş Parkı’nda nöbet başlatıldı. 14 Nisan 2014- Özelleştirme İdaresi önüne zincirleme eylemi gerçekleştirildi. 18 Nisan 2014- Özelleştirme İdaresi önünde basın açıklamasına yapılan polis müdahalesine karşı direnildi. 22 Nisan 2014- İç İçtaş Ankara Holding önünde basın açıklaması yapıldı. 29 Nisan 2014- İstanbul’da İç İçtaş’ın aldığı 3. Köprü İnşaatı önünde de basın açıklaması düzenlendi. 30 Nisan 2014- Ankara’da Maliye Bakanlığı önünde kefenli zincirli eylem gerçekleştirildi. 5 Mayıs 2014- Türk-İş Başkanlar Kurulu’na olağanüstü toplanma çağrı mektubu gönderildi. 13 Mayıs 2014- Soma’da madenci katliamı yaşandı. Ankara Güven Park’ta, Yatağan ve Milas’ta yürüyüş ve basın açıklaması yapıldı. Milas, Yatağan, Muğla ve Marmaris’te sessiz eylem yapıldı. 22 Mayıs 2014- Tüm milletvekillerine Soma Katliamı sonrası, Tes-İş ve Maden-İş Yatağan şubeleri olarak iş cinayetlerin önlenmesi ile ilgili görüş ve önerilerimizi eposta yolu ile ilettik. 30 Mayıs 2014- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde “Soma’nın hesabı sorulsun, Yatağan Soma olmasın” başlıklı basın açıklaması ve zincirli eylem gerçekleştirildi. 10 Haziran 2014- İşçi arkadaşlarla birlikte Türk-İş’i ziyaret ettik. 12 Haziran 2014- Türk-İş Olağanüstü Başkanlar Kurulu toplantısının ardından Yatağan Termik Santralı’nın ihalesinin yapıldığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı önünde Türk-İş Genel Başkanı açıklama yaptı. 16 Haziran 2014- Türk-İş Başkanlar Kurulu eylem kararları gereğince enerji ve maden işçilerinin işyerlerinde 1 günlük iş bırakma eylemi düzenlendi. 17 Haziran 2014- Türk-İş’in örgütlü olduğu tüm işyerlerinde 2 saatlik iş bırakma eylemi yapıldı. 18 Haziran 2014- Muğla AKP İl Binası’na yürüyüş, basın açıklaması ve oturma eylemi gerçekleştirildi.

19 Haziran 2014- Tes-İş ve Maden-İş Yatağan şube başkanlarının Türk-İş’e iletilmek üzere genel merkezlere yeni eylem planı sunuldu. (Tüm sendika yöneticileri ile Meclis’e yürüme ve basın açıklaması, tüm işyerlerinde 1 günlük iş bırakma ve kademeli olarak iş bırakmanın arttırılması, Yatağan’da miting, özelleştirmeler ve tüm yakıcı sorunlarımız için genel grev örgütlenmesi.) 22 Haziran 2014- Soma’da Maden İş Sendikamızın düzenlediği “İş cinayetlerine, özelleştirmelere, talana, soyguna karşı kamulaştırma” mitingine katılım gerçekleştirildi. 6 Temmuz 2014- Yatağan enerji ve maden işçileri AKP İlçe Binası önüne siyah çelenk koyma ve ampul patlatma eylemi yaptılar. 8 Temmuz 2014- Yatağan enerji ve maden işçileri Denizli Elsan Elektrik Üretim A.Ş. önünde basın açıklaması düzenlediler. 9 Temmuz 2014- Yatağan Tes-İş ve Maden İş sendikaları yönetim kurulu, temsilciler, denetim kurulu, disiplin kurulu ve üst kurul üyelerimiz, Tes-İş ve Maden İş sendikaları genel merkezlerine ziyaret gerçekleştirdiler. Siyasi iktidar tüm uyarılarımıza rağmen özelleştirme inadından vazgeçmedi. Bizde haklı ve meşru mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. İşyerlerimizi asla teslim etmeyeceğiz. Maden ve enerji işçileri olarak emperyalist dayatmalara karşı çıkmak için, Cumhuriyet kazanımlarımıza sahip çıkmak için, işimize aşımıza, geleceğimize sahip çıkmak için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Gelinen aşamada, Kemerköy Termik Santralı ve Kömür Ocaklarının ihaleleri yapılmış olup, Özelleştirme Yüksek Kurulu onayı beklemektedir. Bizler de maden ve enerji işçileri olarak ihale sonucu ne olursa olsun, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkı olan ve bu milletin malı olan, gözbebeğimiz gibi koruduğumuz işyerlerimizi özelleştirmeye kurban vermeyeceğiz.

Neoliberalizm Saldırısının Bir Aracı Olarak Kamu Denetiminin Piyasalaştırılması…

NEOLİBERALİZME KARŞI DURUŞTA KRİTİK DÖNEMEÇ

Musa Çeçen Elektrik Mühendisi Elektrik Mühendisliği Dergisi Yayın Kurulu Üyesi [email protected]

S oğuk savaşın sona ermesi ardından Berlin Duvarı yıkılmış, sosyalizmin iflas ettiği ve kapitalizmin “insanlığın mutluluğu ve özgürlükleri için tek ve mutlak sistem” olduğu ilan edilmişti. SSCB’nin dağılmasıyla en önemli direnç yıkılmış ve kapitalist küreselleşme çağı başlamıştı. Artık dünyanın küreselleştiği, ulusal duvarların ortadan kalktığı bir dünyanın kapılarının herkese açılacağı muştulanıyordu. Gerçekte ise kapitalizm küreselleşme kamuflajına bürünmüş; kapitalist sermaye bölüşümü için yenidünya düzeninde neoliberal politikaların yükselişi başlamıştı.

Merkez ekonomilerin çevre ekonomilere nüfuz edebilmesi için kurulan IMF ve DB gibi örgütler aracılığı ile ülkeler borçlandırılmış, borcun geri ödenmesi aşamasında içine sürükledikleri krizin aşılması için tekrar borç talep edildiğinde ise çalışma yaşamı başta olmak üzere ekonomik ve toplumsal alanlara ilişkin istenilen yasaların çıkarılması yaptırım olarak uygulanmıştı.

Türkiye 12 Eylül sonrasında 34 yılını darbe iktidarlarının kıskacında geçirdi: ANAP iktidarları ardından kısa bir iki koalisyon denemesi yaşanmış, 2002’den bu yana AKP iktidarında kapitalist saldırı derinleşmiştir. Kapitalizmin kendini yeniden üreterek sürdürebilmesi için uzun erimli hedefler koyma ve bu hedeflere ulaşabilmek için içi boş ama cilalanmış değer yargılarını topluma benimsetme politikasını başarıyla uygulamıştır. Son 30 yılın “yükselen değerleri” olarak “bireycilik, rekabet, girişimcilik, piyasacılık ve verimlilik” kavramları, ana değerlendirme ve ölçüt kriterleri olarak toplumsal belleğe işlenmiştir.

Bugün ortalama bir yurttaşa sorulsa bilindik bir tepkiyle “Bu kavramlarda ne yanlış var ki” diyebilir! Burada yanlış olan şey insanın sorgulama yeteneğini yitirmesinde yatmaktadır. Sorgulama yeteneğinin kaybı ise topluma dayatılan değer yargılarıyla; nasıl bir insan modeli hedeflendiği ve ne gibi sonuçlar yaratacağını algılayamaz hale getirilmesinde yatmaktadır. Ülkemizde yaşananlar bu hedeflere ulaşılması için her türlü aracın nasıl ustalıkla kullanıldığını göstermektedir. Bu enstrümanların en etkilisi ise dini inançlar olmuştur. Cumhuriyetin kurulmasından başlanarak tüm iktidarlar gibi, AKP iktidarları da dini etkin bir enstrüman olarak kullanmış, küresel sermayenin beklentilerinin karşılanması operasyonlarında din olgusu uyuşturucu olarak kullanılmıştır.

12 Eylül Karanlığı Milat mı?

Yakın dönem için “Evet.” Zira 24 Ocak kararları ile yapı taşları dizilen 12 Eylül karanlığı ülkemizin üzerine çöktüğünde ABD’ye “Bizim çocuklar başardı” mesajı çoktan iletilmiş, ardından uzun mücadelelerle kazanılan hak ve özgürlüklerin tırpanlanması için düğmeye basılmıştı. Meslek örgütleri, sendika ve demokratik kitle örgütleri başta olmak üzere, sol değerleri savunan kişi ve kurumlara yönelik cadı avı başlatılmak suretiyle toplum hizaya getirilmişti.

Aradan geçen yıllarda Özal iktidarları ile acı reçete topluma dayatılmış, basın ve TV programları aracılığıyla beyin yıkama, uyuşturma hedefine yönelik olarak “toplum mühendisliği”ne soyunulmuştu. Bunun için basın yasasında değişikliğe gidilerek medya patronlarının kamu ihalesine girmelerini engelleyen düzenlemeler ortadan kaldırılmıştı. Ardından iktidara yakın işadamlarının gazete ve TV kapma operasyonu başlamıştı. Bu süreçte yaşanan en çarpıcı olay ise Mesut Yılmaz başbakanlığında Genç TV ve Flash TV olayında yaşanmıştı: Mafya ve bakanların da işin içine girdiği olaylar yaşanmıştı. Bir hesaplaşma sonucu işadamı Korkmaz Yiğit silahla yaralanmıştı.

Peki neden?

Basın ve yayın organlarını kontrol ederek bir yandan toplumu uyuşturup örgütlenme ve hak arama mücadelesi verenleri yaftalayıp değersizleştirirken, toplumsal algıda örgütlülük yerine “bireyin kutsandığı” bir politik dezenformasyon uygulamaya konuldu. Zira düşünen ve sorgulayan, bunun için örgütlenerek hesap soran bir halk tehlikeliydi. Böyle bir halk

kitlesi neoliberal uygulamaların önünde en büyük engel olacağından mutlaka etkisiz bir kitleye dönüştürülmeliydi. 12 Eylül Darbesi ile zaten bu toplumsal altyapı hazırlanmıştı.

Artık “yarı aç, yarı tok birey”, içi boş “kutu açma programlarıyla, saçma sapan yarışma programlarıyla ve vurdulu kırdılı dizilerle oyalanmaya alıştırılmış, kendisini birinci dereceden ilgilendiren yaşamsal hak arama eylemlerini ise kenardan seyreder duruma düşürülerek, arzulanan tepkisiz, ürkek ve edilgen toplum yaratma hedefine ulaşılmıştı.

1980’lerde başlayan bu karabasan, her gün derinleşerek yaşamın her alanında katı olan her şeyi buharlaştırarak bugüne gelindi. Zira 12 Eylül Darbesi kamuya ait tüm varlıkların el değiştirmesini sağlamak üzere, kapitalist sermaye biriktirme sürecinin beklentisini karşılamak için yapılmıştı.

Toplumsal Soygun: Özelleştirme

Özelleştirme politikaları süratle uygulamaya koyulmuş; iktidarların değişmesine karşılık neoliberal uygulamalar “devlet iktisadi ve ekonomik alandan çekilmeli ve sadece denetleyici olmalı, hantal ve beceriksiz kamu kurumları ve KİT’lerin kamu üzerindeki kamburu bertaraf edilerek, bu kurumlara ayrılan kaynaklar eğitime, sağlığı ve sosyal güvenliğe ayrılmalı. Bu halkın refahının artmasını getirecektir” aldatmacasıyla uygulamaya sokulmuştur. Kamu mal varlığı, son 12 yıldır bu politikaların en hararetli savunucusu olan ve AKP’ye iktidar yolunda desteğini esirgemeyen, yandaş sermaye kesimlerine aktarılmıştır.

Talan alanı daraldıkça neoliberal politika uygulayıcıları çok geçmeden yeni talan alanları yaratabilmek için eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanında da neoliberal tercihleri dayatmakta gecikmediler. Üstelik bu politikalar savunulurken ülkemiz 15 yıl önce 30 bin insanımızın yıkıntılar altında kalarak can verdiği 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerini yaşıyordu. Depremin yıkıntısı altında kurtarılmayı bekleyen insanlara yanıt, “Kamu sadece denetim yapsın” diyen özelleştirmeci iktidarlar tarafından “Yapı Denetimi alanı ticari bir faaliyet alanı olarak, ilk piyasalaştırılmış denetim olacak” diye veriliyordu!

Artık nepoliberal politika cini, AKP tarafından ovalanan kapitalizmin şişesinden çıkmış, yaşamın her alanı sermayenin beklentileri için, özellikle yandaş kesimleri bir adım önde tutarak yasal kılıfa sokuluyordu.

2010 yılında yapılan Anayasa Referandumu’nda kafası karışık “yetmez ama evet”’çilerin de desteğiyle, sözde 12 Eylül faşist cuntacılarıyla hesaplaşma söylemi ardına saklanılarak, bir yandan yerindelik denetimi iddiasıyla Danıştay’ın denetim alanı kısıtlanmaya çalışılmış, diğer yandan hukuk ve adalet kavramlarının içi boşaltılıp, iktidarın adaleti esir alması sürecine giden yapı taşları da döşenmiş oluyordu.

Böyle bir ortamda kamu güvenliği için kamusal denetimde devlet aygıtı işlevsiz hale getirilerek sermaye kesimine peşkeş çekilen işletmelerde çalışanların can güvenliği risk altına sokuluyordu. Daha fazla üretim, daha fazla kar asıl hedef olurken, çalışanların iş ve çalışma koşulları giderek ağırlaşırken, daha az güvenlik yatırımı nedeniyle ülkemiz iş cinayetlerinde dünya birinciliğine oynamaktadır. Taşeronlaşma ile sendikal örgütlenme kırılmakta, esnek çalışma, düşük ücret, işsizlik kıskacı altında emekçiler işsiz kalma kaygısıyla susturularak baskı altında boyun eğmeye mecbur bırakılmaktadır.

Kamu Güvenliği İçin “Kamusal Denetim!”

2007 yılında Devlet Su İşleri (DSİ) bu politikalara uygun olarak Su Yapıları Denetim Yönetmeliği’ni çıkarmış; TMMOB bu yönetmeliğin yürütmesinin durdurulması ve iptali için yargıya başvurmuştu. Aslında DSİ’nin kadroları neoliberal dönüşüm politikalarına uygun olarak sermayenin talepleri doğrultusunda tasfiye edilerek kurumun iş yapamaz hale düşürülmekte ve ardından “su yapıları denetiminin özel şirketler aracılığıyla yapılması” yönünde bir düzenleme getirilmekteydi. Anayasa’nın 128. Maddesi uyarınca, kamusal denetimin kamu görevlileri eliyle yürütülmesinin zorunlu bulunması nedeniyle Danıştay kararıyla iptal edilen Yönetmelik yerine yeni bir yönetmelik yürürlüğe konulmuş, bu düzenlemeye dayanak oluşturacak şekilde yasa düzenlemesine gidilmiştir. Kamusal denetimin özel şirketlere devrini öngören yasa düzenlemesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olmakla birlikte, iptal gerekçesinin yeni piyasalaşma sürecine uygun olarak yumuşatıldığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesi, özel şirketlerden alınacak denetim hizmetinin usul ve esaslarına ilişkin temel ilkelerin yasayla belirlenmesini ve bu düzenlemenin Anayasa’nın 128. Maddesi’yle öngörülen kamusal denetime engel oluşturmayacak içerikte olması gerektiği değerlendirmesinde bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi kararı özel denetim şirketlerine cevaz verir içerikte olsa da, kamusal denetimlerin 128. Madde çerçevesinde yapılmasının gerekliliğine vurgu yapar niteliktedir.

İş Cinayetleri ve Soma Katliamı’nda Denetim Sorunu

Tuzla Tersanesi başta olmak üzere yaşanan tersane iş cinayetlerinin geldiği durum kabul edilemez boyutlara ulaşmıştır. Çalışma ve iş yaşamını düzenleyen mevzuatın tek başına çözüm üretemeyeceği yaşanan ölümlerle ortadadır. Sorun iş yaşamında denetim mekanizmasının kurulmasında yattığı herkes tarafından ifade edilmesine rağmen çözüm hala çok uzaktadır. Zira iktidar yoluyla devlet aygıtının kontrolü sermayenin elindedir. Ve sermaye karlılığını azaltacak olan yaptırımlardan, iktidarın düzenlemeleri üzerinden kurtulma yolunu her zaman bulabilmektedir.

İşçi sağlığı ve güvenliği alanında yapılacak denetimde de yapı denetiminde uygulanan piyasacı modele benzer bir yol bulunmuştur. Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri (OSGB) kurulmuş; işçi sağlığı ve güvenliği alanında hemen hemen her meslek alanında eğitim alan bir kişi yapılan sertifikasyonla artık her alanda iş güvenliği denetçisi olarak OSGB şirketlerinin ücretli çalışanı haline getirilerek “Kamu

işçi sağlığı ve güvenliği denetim alanı” ticari bir faaliyet

Bu tespitlerin yapılabilmesinin Maden MO ve EMO başta

alanı haline getirilmiştir. Üstelik denetleyeceği işyerlerinolmak üzere baro vb. meslek odalarının etkili müdahalesi

den iş alma ve iş yeri yitirmeme kaygısı yapılacak gerçek

sonucu olduğunu not etmek gerekir. Zira yoğun propaganbir denetimin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi dururken

da ile madenin yeni denetlendiği ve bir aksaklık olmadığı

diğer yandan emeğinin karşılığını da denetlediği iş yerinden

bizzat Enerji Bakanı tarafından da paylaşılmaktaydı. Yakın

alması koşuluyla!

bir zamanda Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıl-

Bu modelin tam da sermaye taleplerine uygun bir model olduğu görülmektedir. Yaşanan iş kazalarının, bu nedenle iş kazası değil, iş cinayeti olarak tanımlanması da kaçınılmaz olmaktadır.

dız, işveren şirketin madenlerini gezmiş, çalışma

koşulları yanında iş güvenliği tedbirlerinin mükemmelliğinden bahsederek, 301 madenciyi

TEKEL işçileri ardından Haziran

göz göre göre katleden maden şirketine basın önünde methiyeler düzmüştü. Yapılan incelemeler, Enerji ve Tabii

13 Mayıs 2014’te Manisa İli Soma İlçesi’ndeki özel sektörce işletilen Eynez Kömür Madeni’nde yadirenişiyle toplumsal başkaldırıyı yeniden

Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın ve maden şirketinin söylediklerinin tersini gösteriyordu.

şanan toplu iş cinayetinde 301 maden emekçisi yaşamını yitirdi. Bu ülkemiz tarihinin en çok can kaybı ile sonuçlanan iş ve madencilik faciası olarak kayıtlara geçti. redevans yöntemiyle Soma Holding’e ait Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen maden ocağında yaşanan olaya transformatör patlamasının yol açtığı açıklandı. Maden Mühendisleri Odası (Maden MO) ve EMO olay yerinde yaptığı çalışmalarla ilk anlarda yangının transformatör patlamasından kaynaklanmadığını

öğrenmek bu sürece ışık tutmaktadır. Evet, şimdi yeniden kamusallık fikrini büyütmenin tam zamanıdır!

Bunun için neoliberal düzene “Dur bakalım!” denilebilecek mevzilerden biri “kamusal denetimin piyasalaştırılmasına” karşı durmaktan

Yapılan tetkikler Soma Eynez’de bu iş katliamının günler öncesinden alarm verdiğini ortaya çıkarmıştır. Günlerdir için için yanan kömürle oluşan karbon monoksit alarm algılayıcıları ihbar sinyali kaydetmiş, ancak bu ihbar sinyalleri dikkate alınmamış ve karbonmonoksit seviyesinin ölümcül kaza oranlarına ulaşmasına rağmen azgın kar hırsıyla madencilerin yetersiz güvenlik malzeme ve koşulları altında çalıştırılmasına devam edilmiştir.

açıklayarak, katliamın örtbas edilme

geçer!

Soma, Karadon, Çöllolar, tersaneler başta

oyununu bozdu.

olmak üzere daha fazla kar için; çalışma ya-

Yangının madeni işleten şirketin, doymak bilmez aç gözlülüğüyle, vardiya değişimlerini dahi iş mahallinde yaptırmak suretiyle daha fazla üretimi hedeflemesinden kaynaklı olarak; yaşamsal öneme sahip uyarı sinyallerini görmezden geldiği, çalışanların can

şamında çalışanların can güvenliği açısından denetim piyasalaştırmış, kuralsızlık kural haline getirilmiştir. İnsan yaşamının kapitalist sermaye birikim sürecinde kar hırsına kurban edilmesinde iktidar suçüstü yakalanmıştır. Hesabı mutlaka sorulmalıdır!

güvenliğinin sağlanmasına yönelik denetimler yapılmamasına rağmen yeterlilik evrakları düzenlendiği, ilkel gaz maskeleriyle, eğitimsiz ve düşük ücretlerle uzun süreler

Denetimin Piyasalaştırılmasına Karşı Duruş Örgütlenmeli

işçi çalıştırdığı ortaya çıktı.

TEKEL işçileri ardından Haziran direnişiyle toplumsal

başkaldırıyı yeniden öğrenmek bu sürece ışık tutmaktadır.

Evet, şimdi yeniden kamusallık fikrini büyütmenin tam

zamanıdır! Bunun için neoliberal düzene “Dur bakalım!”

denilebilecek mevzilerden biri “kamusal denetimin piyasalaştırılmasına” karşı durmaktan geçer! Zira daha çok

kar, daha çok sermaye birikimi için insan yaşamını metalaştıran düzene karşı, bu alanın çalışma yaşamında can

güvenliğini öne çıkarak bir karşı duruş örgütlenebilir.

Tam bir yıl önce Gezi Parkı direnişiyle yaşayarak öğrenilen gerçek; halkın, tepkisi bir kanala akmaya başladığında durdurulamaz bir güç haline geldiğidir. Üstelik bunu örgütsüz bir kitle başarabildiyse, örgütlü toplumsal dinamiklerin önderliğinde çok daha etkili olabilme ve halkın el konulan kazanımlarının tekrar halka dönmesinde anahtar rol üstlenebilir.

Bunun için neoliberal sistemin dayatmasını zayıflatabilmek için denetimin piyasalaştırılması karşı çıkmak, elde edilecek her kazanımla iktidar ve sermayeye geri adım attırmak mümkün olabilir.

Bu belki küçük, ama etkili bir kazanım olacaktır.

TÜRKİYE’DE KÖMÜRDEN ELEKTRİK ÜRETİMİ

Olgun Sakarya Elektrik Mühendisi EMO Enerji Birimi Koordinatörü

Ülkemiz elektrik enerjisi üretimi; kullanılan birincil kaynak açısından 2000 yılına kadar yerli kaynak ağırlıklı seyrederken, özellikle 1990’lı yılların sonundan itibaren işletmeye giren doğalgaz santralleri ve 2001 yılında yürürlüğe giren 4628 sayılı Yasa ile kamunun üretim yatırımlarından elini çekmesiyle birlikte ithal kaynak ağırlığına doğru bir eğilime girmiştir. Aşağıda yer alan Grafik1’de bu durum açık olarak görülmektedir.

Gerek elektrik enerjisinin arz güvenliği açısından gerekse ekonomi yönetimi açısından bu tablonun sürdürülebilir bir tarafı ve izahı yoktur. Bu nedenle yerli ve özellikle yenilenebilir kaynaklara öncelik verilmesi her geçen gün daha da fazla önem kazanmaktadır.

2013 yılsonu itibarıyla ülkemizde üretilen elektrik enerjisi 239.3 milyar kWh olarak gerçekleşmiştir. Üretimin kaynaklara dağılımı da Grafik 2’de yer almaktadır. 2013 yılında doğalgazdan üretimimiz yaklaşık yüzde 44, ithal kömürden üretimimiz de yaklaşık yüzde 12 seviyelerindedir. Diğer kaynaklarla birlikte ithal kaynak oranı Grafik1’de de görüleceği üzere 2013 yılı için yüzde 57.9 seviyesine ulaşmıştır. İthal kaynaklara dayalı üretim anlayışının özellikle 1998 yılından sonra artan seyri 2008 yılında tavan yapmış ve yüzde 60 seviyelerine dayanmıştır. Yukarıda da belirtildiği üzere burada öncü rolü doğalgaz kaynaklı üretim üstlenmektedir. 2001 yılında işlerlik kazanan 4628 sayılı Yasa ile birlikte oluşan piyasacı yaklaşım sonrası; 2009/11 sayılı Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi’nde yerli kaynak

kullanımına yönelik ifadeler yer almasına karşın isteyenin istediği yerde, istediği kaynak ve teknoloji ile üretim tesisi inşa ederek elektrik ticareti yapmasının önü açılmış ve doğalgazın yanında ithal kömüre dayalı üretim tesislerinin sayısı ile kurulu güç oranları da hızla artmıştır.

2013 yılı için yerli kaynaklara dayalı üretime bakıldığında da burada ilk sırayı yaklaşık yüzde 25 oranı ile hidrolik potansiyele dayalı üretimin, ikinci sırayı da toplamda yaklaşık yüzde 14 ile yerli kömüre dayalı üretimin aldığı görülmektedir. Son yıllarda rüzgar enerjisine dayalı üretimde göreceli bir artış olsa bile toplam kurulu güç ve üretim içindeki payı çok cılız kalmış, 2014 yılı Mayıs ayına kadar da güneş enerjisine dayalı kurulu güç ve üretiminden söz edilmesi mümkün olmamıştır. Yerli kömürden de bugüne kadar beklenen ölçüde yararlanılmamıştır.

2013 yılı sonu verilerine göre ülkemizde üretilen 239.3 bin gigavat saat (GWh) elektrik enerjisi içinde kömüre dayalı elektrik üretimimiz; 29 bin 98.2 GWh’ı ithal kaynaklı olmak üzere 60 bin 844.1 GWh olarak gerçekleşmiştir. Yani kömürün elektrik üretimindeki payı yüzde 12.2’si ithal kaynağa dayalı olmak üzere yüzde 25.5 olmuştur.

Ülkemizin elektrik enerjisi üretiminde, üretim miktarı itibarıyla büyük paya sahip birincil kaynakların yıllara göre kurulu güç değişimi Grafik 3 ve Grafik 4 olarak aşağıda verilmiştir.

1960 yılında; toplam 1272.4 megavat (MW) olan kurulu güç içinde taş kömürü ağırlıklı olmak üzere yüzde 43.7 oranında

Grafik 1: Elektrik Üretiminde Yerli ve İthal Birincil Kaynak Katkısı

556 MW’lık kömür santralları, yüzde 22.9 oranında toplam 291.8 MW’lık fuel-oil ile motorin yakıtlı santrallar ve yüzde 32.4 oranında 411.9 MW’lık hidrolik santrallar yer almıştır.

Grafik 2: 2013 Yılı Elektrik Üretiminin Kaynaklara Dağılımı (GWh)

Aynı yılın toplam 2 bin 815.1 GWh olan üretim verilerine göz atıldığında ise; taşkömürü ağırlıklı olmak üzere kömür yakıtlı santral üretimlerinin toplam içindeki payının yüzde 54.7 oranında, fuel-oil ve motorin yakıtlı santral üretimlerinin yüzde 8.3 oranında ve hidrolik kaynaklı santral üretimlerinin ise yüzde 35.6 oranında olduğu görülmektedir.

1970 yılında gelindiğinde; toplam 2 bin 234.9 MW olan kurulu gücün; yüzde 28.7 oranında (641.2 MW) kömür yakıtlı, yüzde 37.5 oranında (837,4 MW) fuel-oil ve motorin yakıtlı, yüzde 32.5 oranında da hidrolik kaynaklı santrallardan oluştuğu görülmektedir. 8 bin 623 GWh olan 1970 yılı üretimi de; yüzde 32.8 oranında kömür, yüzde 32 oranında fuel-oil ve motorin ile yüzde 35.2 oranında hidrolik kaynaklı üretime dayanmıştır.

1970’li yıllarda yaşanan petrol krizi ile birlikte hidrolik ve kömür kaynaklı üretimlerin önemi daha da artmıştır. 1980 yılı itibarıyla 5 bin 118,7 MW olan ülkemiz kurulu gücünün yüzde 26.8’ini (1370.3 MW) kömür santralları, yüzde 27.8’ini (1421.1 MW) fuel-oil ve motorin yakıtlı santrallar ile yüzde 41.6’sını (2 bin 130.8 MW) hidrolik kaynaklı santrallar oluşturmuştur. Kurulu güç içinde hidrolik potansiyel lehine belirginleşen bu oranlar benzer şekilde üretimde de kendini göstermiş; 23 bin 275.4 GWh olan toplam üretimin yüzde 25.6’sı kömürden, yüzde 25’i fuel-oil ve motorinden, yüzde 48.8’i de hidrolik potansiyelden elde edilmiştir.

Grafik 3: Kaynakların Kurulu Güç Değişimi

Grafik 4: Kaynakların Kurulu Güç Değişimi

1990 yılına gelindiğinde ise toplam 16 bin 317.6 MW olan kurulu gücümüzün; 5 bin 205.7 MW’ının (yüzde 31.9) kömür santrallerinden, 1747.8 MW’ının fuel-oil ile motorin kaynaklı santrallardan, 6 bin 764.3 MW’ının hidrolik santrallerden ve 2 bin 210 MW’ının da doğalgaz santrallarından oluştuğu görülmektedir. Kömür kaynaklı santrallardan elde edilen üretim de toplam içinde yüzde 35.1 oranında ve 20 bin 181.3 GWh olarak gerçekleşmiştir. Kömür santrallarının gerek kurulu güç içinde gerekse elektrik enerjisi üretimi içindeki payları 1980 yılına göre kurulu güçte yaklaşık 3.8 kat, üretimde ise yaklaşık 3.4 kat artmıştır.

1980’li yılların ortasında elektrik üretim kaynakları arasında yavaş yavaş kullanılmaya başlanan doğalgaz, 1990’lı yılların sonunda elektrik üretimindeki payı hissedilir bir orana ulaşmış ve yapılan ikili (al ya da öde) anlaşmalar sonucu 2000 yılı elektrik üretiminde öncü rolü üstlenmiştir.

Elektrik enerjisi üretiminde birincil kaynak olarak önemli oranlara sahip kömür, hidrolik ve doğalgazın yıllara göre üretimi Grafik 5’te gösterilmektedir. Grafikten de görüleceği üzere zaman zaman farklılıklar olsa da yerli kömür ile yapılan elektrik üretiminin hidrolik kaynaklı elektrik üretimi ile birbirine yakın miktarlarda üretildiği ve bu şekilde bir gelişim gösterdiği görülmektedir. 2001 yılında yürürlüğe giren 4628 sayılı Yasa ile birlikte kamunun üretim yatırımlarından çekilmesi ve özel sektörün ithal kömüre dayalı santral yatırımlarına yönelmesi ile yerli kömür ile üretim aleyhine bozulan bu yakınlaşma 2004 yılından itibaren ithal kömüre dayalı üretim artışı ile tekrar sağlanmıştır. 2013 yılsonu itibarıyla da kömür ve hidrolik kaynaklı üretimlerin birbirlerine yakın miktarlarda gerçekleştiği gibi kömürün paylaşımında da yerli ve ithal kömür kaynaklı üretimlerin birbirine neredeyse eşit miktarlarda gerçekleştiği görülmüştür. Bu durum Grafik 2’de de görülmektedir.

Özellikle 2004 yılından itibaren ithal kömür kaynaklı elektrik üretiminde yaşanan artış, kömür kaynaklı üretimin yanında dışa bağımlılığı da önemli oranda artırmıştır. Elektrik enerjisi üretiminde doğalgazın yanında ithal kömür ile oluşturulan kaynak bağımlılığı, ülkemiz ekonomisi üzerinde önemli bir baskı oluşturduğu gibi arz güvenilirliği açısından da ciddi bir tehdit olarak önümüzde durmaktadır.

Oysa, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre; ülkemizde 2005 yılında 8.3 milyar ton olan linyit rezervleri, Tablo 1’de yer alan 5.8 milyar ton rezerv artışları ile birlikte 2012 yılı sonu itibarıyla 14 milyar tonu* aşmıştır.

Saha Konya Karapınar Afşin Elbistan Eskişehir-Alpu Afyon-Dinar Elbistan Tekirdağ-Çerkezköy Manisa-Soma Pınarhisar-Vize Malatya Toplam

Tablo 1:

Rezerv (Milyon Ton)      1.832         1.300            777            545            515            495            205            140              17         5.826   

2001 yılından günümüze kadar geçen süreçte, elektrik enerjisi üretimine yönelik yerli linyit kömürüne dayalı santral yatırımlarında olumlu yönde hiçbir değişiklik yaşanmamıştır. Bu husus Grafik 4’te de görülmektedir. Yerli kömür kullanılmak suretiyle mevcut 8 bin 515 MW’lık kapasitenin neredeyse iki katına yakın bir güçte santral tesis edilebileceği ve yıllık 100-120 milyar kWh elektrik üretilebileceği de öngörülmektedir.

Siyasal iktidarların izlediği piyasacı politikalar sonucu mevcut yerli kömür kaynaklarımız bugüne kadar beklenen ölçüde kullanılmamıştır. Elektrik enerjisi üretiminde kaynak olarak kullanılacak kömürün; gelişmiş teknolojiler kullanılarak, toplumla barışık ve her şeyden önemlisi çevresel etkileri göz önüne alınarak kullanılması da zorunlu bir gerçektir.

Grafik 5: Yıllar İtibarıyla Kaynaklara Göre Üretim (GWv)

* http://www.enerji.gov.tr/index.php?dil=tr&sf=webpages&b=komur&bn=511&hn=&nm=384&id=40692

OECD ve IEA’nın Kömür Bilgisi 2013 Raporu’ndan…

KÖMÜR ÜRETİMİ 13 YILDIR KESİNTİSİZ BÜYÜYOR

Kahraman Yapıcı

EMO Basın- Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ile birlikte yayımladığı “Kömür Bilgisi (Coal Information) 2013” adlı yayım, dünyada kömür tüketiminin yüzde 86’sının yalnızca 10 ülkenin gerçekleştirdiğini gösterdi. Çin’in üretimde, tüketimde, hatta ithalatta da birinci olduğunun altı çizilen rapora göre küresel kömür tüketimi 2012’de 5 milyar 530 milyon ton olarak gerçekleşirken bu miktarın 2 milyar 795 milyon tonu Çin’de tüketildi. Almanya’nın kömür üretimi ve kömürden elektrik üretimindeki artış da dikkat çekerken, diğer dikkat çekici bir artış Japonya’da görüldü. 2011 yılında Fukuşima ile büyük bir nükleer felaket yaşayan ve nükleer santrallarını devre dışı bırakmak zorunda kalan Japonya, önemli kömür üreticileri arasında yer almamasına karşın 2012 yılında 161.7 milyon ton ile 5. büyük kömür tüketicisi ülke oldu.

Kömür Bilgisi 2013 Raporu, kömür endüstrisi açısından en güncel verileri içermesi nedeniyle ilgi çekiyor. Küresel kömür üretiminin son 13 yıldır kesintisiz bir şekilde büyüdüğüne yer verilen raporda, 2012 yılında küresel kömür üretiminin bir önceki yıla göre yüzde 2.9 artarak 880.8 milyon tona ulaştığı bilgisine yer veriliyor. Kömür üretimin 1999’dan 2012’ye kadar geçen zaman diliminde yüzde 74’lük bir büyüme kaydettiğine dikkat çekilen raporda, büyümenin yüzde 86 ile sanayide kullanılan taş kömüründe ve ısınma amaçlı kullanılan taş kömüründeki yüzde 105’lik büyümeden kaynaklandığı belirtiliyor. Linyitte ise sadece yüzde 9’luk bir büyüme yaşandığı bildiriliyor.

Kömür üretiminin hem OECD ülkelerinde hem de OECD üyesi olmayan ülkelerde petrol fiyatlarına göre değişim gösterdiğine yer verilen raporda, Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1984’den bu yana dünyanın en büyük kömür üreticisi olduğu anımsatıldı. 2012’de Çin’in 3 milyar 549 milyon ton, onu izleyen ABD’nin ise 935 milyon ton, Hindistan’ın ise 595 milyon ton, Endonezya’nın 443 milyon ton, Avusturalya’nın 421 milyon tonluk kömür üretimi ile listenin üst sıralarında olduğu kaydedildi. Raporda, bu ülkeleri ise sırasıyla Rusya, Güney Afrika, Almanya, Polonya, Kazakistan, Kolombiya, Türkiye, Kanada, Yunanistan ve Çek Cumhuriyeti’nin takip ettiği bilgisine yer verildi. Listede Türkiye ile birlikte yer alan büyük üreticiler dışında kalan ülkelerin toplam üretiminin ise 393 milyon ton olduğu bildirildi. Toplam dünya üretiminin 2012 yılında 7 milyar 830 milyon ton olduğu açıklanan raporda, aynı yıl Türkiye’nin 70 milyon ton kömür ürettiği kaydedildi. Rapora göre, Türkiye’nin toplam kömür üretimi 2010 yılında 73.4 milyon ton, 2011’de 76.1 milyon ton, 2012’de ise 69.5 milyon ton düzeyinde gerçekleşti.

En Çok Kömür Üreten Ülkeler-(Milyon Ton)

3 140.2

3 418.8

3 549.1

996.1

1 005.9

934.9

570.4

582.3

595.0

Endonezya

325.0

360.3

442.8

424.4

402.2

420.7

353.9

Güney Afrika

254.5

252.8

259.3

182.3

188.6

197.0

133.2

139.3

144.1

Kazakistan

110.9

116.5

126.0

Kolombiya

74.4

85.8

89.5

Ukrayna

57.7

71.6

73.4

69.5

67.9

67.1

61.8

55.2

57.9

55.0

366.1

404.1

393.9

7 209.9

7 607.6

7 830.8

*Geri dönüşüm yolu ile elde edilen kömür de dahildir.

Endüstride kullanılan taş kömürünün üretimine bakıldığında ise dünyada en yüksek üretimi yine Çin’in gerçekleştirdiği görülmektedir. Raporda yer alan bilgilere göre 2012 yılında taş kömürü (antrasit, diğer artan bitümlü kömür ve alt-bitümlü kömür) üretimi 2011 yılına göre yüzde 5.3 artarken, aynı artış oranı 2011 yılında yüzde 3.8 olmuştu. Son 13 yıldır artan taş kömürü üretiminde en büyük artış 2012’de yüzde 23.12’lik oranı ile Endonezya’da kaydedildi. Bu ülkeyi Kazakistan yüzde 12.4 ile takip ederken, Rusya’da yüzde 12’lik üretim artışı gerçekleşti. En büyük taş kömürü üreticisi pozisyonunda olan Çin’de ise üretim artışı yüzde 4.4 oranında arttı. Taş kömüründe 3 milyar 38 milyon tonluk üretimi ile lider konumunda olan Çin’i 782 milyon ton ile ABD, 504 milyon tonla Hindistan, 440 milyon tonluk üretimi ile Endonezya, 258.5 milyon ton ile Güney Afrika takip ediyor. Bu ülkelerin ardından listede sırasıyla Rusya, Avustralya, Kazakistan, Kolombiya, Polonya, Ukrayna, Vietnam, Kuzey Kore, Kanada, İngiltere ve Meksika yer alıyor. Dünyada toplam taş kömürü üretimi 2012 yılında 5 milyar 942 milyon ton olarak gerçekleşirken, Türkiye ise taş kömürü üretiminde lider ülkeler arasına giremiyor.

Aynı şekilde ısıtma amaçlı kullanılan taş kömürüne bakıldığında ise 2012 yılında dünya genelindeki üretimin yüzde 1.4 oranında arttığı; 510 milyon tonluk üretim ile yine Çin’in en büyük üretici durumunda olduğu görülüyor. Bu kategoride ise sırasıyla Avustralya, ABD, Rusya, Hindistan, Kanada, Moğolistan, Ukrayna, Kazakistan, Polonya, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Kolombiya, Endonezya, Mozambik ve Meksika’nın lider ülkeler olarak sıralanıyor. Dünyada ısıtma amaçlı taş kömürü üretimi 2012 yılında 983.8 milyon ton olarak kaydediliyor.

Dünya genelindeki linyit üretimi ise 2012 yılında yüzde 0.7’lik büyüme ile 904.6 milyon ton düzeyinde gerçekleşti. OECD ülkelerinin toplam üretimi 611 milyon tona ulaşırken, Almanya’daki 8.9 milyon tonluk üretim artışı dikkat çekiyor. Linyit üretimindeki bu artışa paralel olarak Almanya’da elektrik üretiminde linyit kullanımı da yüzde 5.9 oranında artış gösteriyor. OECD üyesi olmayan ülkelerde ise 1.7 milyon tonluk üretim artışı ile Moğolistan, 1.5 milyon tonluk artış ile Rusya, 1.2 milyon tonluk büyüme ile Hindistan dikkat çekiyor. Çin’de yapılan linyit üretiminin genel üretimden ayrılmadan istatistiklere aktarıldığı belirtilen raporda, Çin’in dışarıda bırakılması ile Almanya’nın 2012’de 185 milyon tonluk üretimi ile lider durumda olduğu ifade ediliyor. Almanya’yı Rusya’nın 77.9 milyon tonluk üretimi, Avustralya’nın ise 73.5 milyon tonluk üretimi ile ABD’nin ise 71.6 milyon tonluk üretimi ile takip ettiğine yer verilen raporda, ABD’yi 66 milyon tonluk linyit üretimi ile Türkiye’nin takip ettiği belirtildi. Türkiye’yi ise önemli üreticiler olarak sırasıyla Polonya, Yunanistan, Çek Cumhuriyeti, Hindistan, Sırbistan, Romanya, Bulgaristan, Estonya, Tayland, Moğolistan ve Kanada izliyor.

En çok Linyit Üreten Ülkeler-(Milyon Ton)

169.4

176.5

76.4

72.1

73.6

72.6

62.8

43.8

46.6

37.7

42.3

Sırbistan

38.0

41.1

Romanya

31.1

35.5

Bulgaristan

29.4

37.1

Estonya

17.9

18.7

18.3

Moğolistan

8.5

8.3

10.3

9.7

54.6

Dünya Toplamı

861.0

911.0

*Bitümlü şist de dahildir.

2012 185.4

77.9 73.5 71.6 66.0 64.3 61.8 43.5 43.5 38.0 34.0 32.5 18.8 18.3 10.0

9.5 56.0 904.6

Üretimin Devi Çin, Tüketimde de Lider

Kömür tüketimine bakıldığında ise raporda yer alan bilgilere göre 2012 yılında dünya genelinde üretilen kömürün yüzde 76.8’i Çin Halk Cumhuriyeti (Hong Kong hariç), ABD, Hindistan, Rusya ve Japonya’da tüketildi. En büyük tüketici konumunda bulunan bu ülkelerin 2011 yılındaki tüketimlerinin dünya tüketimine oranı ise yüzde 76.6 olarak gerçekleşmişti. Bu ülkelerin tüketimine kendilerini

KÖMÜRÜN SINIFLANDIRILMASI

OECD ve IEA’nın ortak çalışması olan, kömüre ilişkin dünya genelinde verilerin yer aldığı Kömür Bilgisi Raporu, kömürün standartlarına ilişkin bilgilere de yer veriyor. Kömürün katı organik yakıtlara verilen genel bir isim olduğu belirtilerek, taşkömürünün antrasit ve bitümlü kömür olarak ikiye ayrıldığı; bitümlü kömürün de kok kömürü ve diğer bitümlü kömürler olarak iki türü olduğu kaydedildi. Linyitin ise alt bitümlü ve diğer linyitler olarak iki farklı çeşidi olduğu anımsatılırken, kömürün farklı kalitelere sahip olduğuna da dikkat çekildi.

Raporda, Avrupa Ekonomik Komisyonu’nun (EU-ECE) uluslararası kömür sınıflamasına ilişkin teknik bilgi şöyle aktarıldı:

“- Taşkömürü: Kilogram başına ısıl değeri 5 bin 700 kilokaloriden daha düşük olmayan, kül içermeyen ve vitrinit yansıma değeri en az 0.6 olan kömürlerdir. - Linyit: Kilogram başına ısıl değeri 5 bin 700 kilokaloriden (23.9 GJ/t) daha düşük, kuru mineral yapıdan yüzde 31’den daha fazla uçucu madde barındıran kömürdür.”

takip eden Güney Afrika, Almanya, Güney Kore, Polonya, Avustralya da eklenince dünya tüketiminin yüzde 86’ısına ulaşılmaktadır.

Küresel kömür tüketimi 2012’de 5 milyar 530 milyon ton olarak gerçekleşirken bu miktarın 2 milyar 795 milyon tonu Çin’de tüketildi. Aynı yıl Çin’i 608 milyon ton ile ABD takip ederken, Hindistan’ın tüketimi ise 493 milyon ton olurken, Rusya ise 190 milyon ton kömür tüketti. Diğerlerinin aksine önemli kömür üreticileri arasında yer almayan Japonya ise 2012’de 161.7 milyon ton kömür tüketti.

İhracatın Şampiyonu Endonezya

Genel itibari ile istatistikler önemli kömür üreticilerinin aynı zamanda ciddi ölçülerde kömür tükettiğine işaret ediyor. Buna rağmen kömürün önemli bir ihraç kalemi de olduğu göze çarpıyor. Dünya genelinde üretilen kömürün 1 milyar 255 milyonu üretici konumunda bulunan ülkeler tarafından ihraç edildi. 2012’de ihraç oranın bir önceki yıla göre yüzde 9.7 büyüdüğüne işaret edilen raporda, 963 milyon ton sanayide kullanılan taş kömürü, 290 milyon ton ısıtma maçlı kullanılan taş kömürü ve 2.5 milyon ton linyit ihraç edildiği bilgileri yer aldı. Kendi ihtiyacı üzerinde kömür üreten ve bu kömürü ihraç eden önemli ülkelere bakıldığında ise 2012 yılında 383 milyon tonluk ihraç rakamına ulaşan Endonezya dikkatleri çekiyor. 302 milyon tonluk ihracatı ile Endonezya’yı Avustralya takip ederken, 134 milyon ton ile Rusya, 114 milyon ton ile ABD, 82.2 milyon ton ile Kolombiya, 74.3 milyon ton ile Güney Afrika takip ediyor. Önemli ihracatçılar arasında düşen oranları ile Güney Afrika, Kanada, Kazakistan, Moğolistan, Vietnam, Kuzey Kore ve Çin yer alıyor.

Türkiye İthal Kömür Bağımlısı

Kömürü kimlerin ithal ettiğine bakıldığında ise en büyük üretici ve en büyük tüketici konumunda bulunan Çin’in sanayisi için ithal etmek durumunda kaldığı kömür ile ithal eden ülkeler listesinde de zirvede olduğu görülüyor. 2012 yılında 289 milyon ton kömür ithal eden Çin’i, 184 milyon ton ile Japonya’nın takip ettiği görülüyor. Gelişmekte olan saniyelerden Hindistan 160 milyon, Güney Kore 126 milyon, ton ile ithalat yapanlar listesinde üst sıralarda yer alıyor. Bu ülkeleri 65 milyon ton ile Tayvan, 45 milyon ton ile Almanya, 45 milyon ton ile İngiltere, 31 milyon ton ile Rusya, 29 milyon tonluk ithalatı ile Türkiye takip ediyor. Toplam kömür üretiminde önemli ülkeler listesinde yer almayan Türkiye’nin, ithal kömür kullanan önemli ülkeler listesinde yer alması ise dikkat çekiyor. Türkiye”nin 2012’de ithal ettiği kömüre ilişkin ayrıntılı tablolara bakıldığında ise bu kömürün 21.1 milyon tonunun sanayide kullanılan taş kömürü olduğu görülmektedir. Bu verilerden Türkiye’nin yerli kaynaklara dayanmayan enerji politikaları nedeni ile doğalgaz ve petrol bağımlığının yanı sıra ithal kömürün de ciddi bir ithalat kalemine ulaştığı anlaşılmaktadır. 2010 yılı itibari ile 21.3 milyon ton kömür ithal eden Türkiye, 2011 yılında 23.7 milyon ton ithal etmek zorunda kalmış bu miktar 2012’de ise 28.7 milyon tona kadar yükselmiştir. 2010 yılı ile 2012 yılı arasında yaşanan yüzde 34.7’lük artış, ithal kömürün cari açığı etkileyen önemli bir faktör olduğunu ortaya koymaktadır. Son yıllarda tamamlanan ve henüz yapım aşamasındaki ithal kömüre dayalı elektrik santrallarının bu tabloyu daha fazla ağırlaştırması kaçınılmaz gözükmektedir.

En Çok Kömür İthalat Eden Ülkeler -(Milyon Ton)

163.1

182.0

288.8

Japonya

185.4

174.1

183.8

115.7

132.1

159.6

Güney Kore

118.6

129.2

125.5

Tayvan

63.2

64.5

45.7

47.8

45.2

İngiltere

26.5

32.5

25.5

27.6

31.4

23.7

28.7

İtalya

22.1

23.5

24.3

İspanya

12.8

16.2

22.4

Malezya

20.7

21.9

22.0

Brezilya

18.0

18.2

19.5

Fransa

17.6

14.5

196.6

204.8

184.1

OECD-Amerika

38.6

35.7

OECD-Asya Pasifik

316.5

315.9

324.0

OECD-Avrupa

218.8

239.7

239.1

OECD Toplam

580.2

594.2

598.8

1 067.6

1 134.0

1 276.0

OECD’de Kömürün Payı 32.9’a Geriledi

Elektrik üretiminde kömürün payına ilişkin raporda yer alan verilere bakıldığında gelişmiş OECD ülkelerinde 3 bin 609.3 teravatsaat elektrik enerjisinin kömürden elde edildiği görülüyor. Yıllar itibari ile kömürün elektrik üretimindeki payının, kaynak çeşitlendirilmesi kapsamında giderek düşmesi de dikkat çekiyor. 1971 yılında yüzde 41.6 olan kömürün payının, 1980’de 42.6’ya ulaştıktan sonra 1990’da yüzde 42.1’e gerileyerek düşüş eğilimine başlamıştır. 2000 yılında OECD genelinde kömürün payı yüzde 38.7’ye gerilerken, 2010 yılında ise yüzde 33.7’ye kadar süren gerileme, 2011 yılında ise yüzde 32.9’a ulaştı. OECD ülkelerinde 2011 yılında elektrik üretiminde kömür kullanımının verimi ise yüzde 38.8 olarak belirleniyor.

Türkiye’ye bakıldığında ise 2011 yılında 66.2 teravatsaatlik enerji kömürden elde edilirken, kömürün toplam elektrik üretimindeki payı ise yüzde 27.3 olarak ortaya çıkıyor. Türkiye’de de elektrik üretiminde kömürün payının değişim gösterdiği görülmektedir. 197’1’de yüzde 30.5 olan payın, 1980’de 25.6’ya düştüğü; 1990 yılında yeniden yükselerek, 35.1’e ulaştığı, 2000 yılında 29.7’ye, 2010 yılında ise 24,5’e gerilediği tespit ediliyor. 2011 yılında ise yüzde 27.3’lük elektrik üretiminde kömüre pay ayıran Türkiye’nin, verimlilik oranına bakıldığında ise aynı yıl yüzde 34.7’lik oranı ile OECD’nin gerisinde kalmaktadır.

Elektriğin Yüzde 40’ı Kömürden

Dünya geneline bakıldığında; 2011 yılı itibari ile kömürden 5 bin 587x70 teravatsaatlik elektrik enerjisi üretildiği görülmektedir. Değişim oranlarına bakıldığında ise dünya genelinde 1971 yılında yüzde 40 olan payın, 1980’de 37.8’e

gerilediği, 1990’da ise gerilemenin 35.5’e kadar ulaştığı görülmektedir. 2000 yılında ise yükselerek 38.2’ye, 2010 yılında ise yeniden yüzde 40 seviyesine ulaştığı ve 2011 yılında ise yüzde 40.9 olduğu belirleniyor. Dünya genelindeki verimlilik oranı ise yüzde 38.9 olarak saptanıyor. Kömürün halen elektrik üretiminde dünyanın en önemli birincil kaynağı olarak neredeyse, üretimin yarısına yakın bir pay alması dikkat çekiyor. İstatistikler 2011 yılında Botsvana’da üretimin tamamının kömürden yapıldığı, Moğolistan’da ise yüzde 98.2, Kosova’da 96.9, Güney Afrika’da ise yüzde 93.8 gibi yüksek payları sahip olduğunu göstermektedir.

En önemli kömür tüketicisi olan Çin’in durumuna özel olarak bakıldığında ise 2011 yılında elektriğin yüzde 81’inin kömürden üretildiği anlaşılmaktadır. Çin’de verimlilik oranı yüzde 39.5 olurken, 1971’de 70.5 olan kömürün payının yıllar içerisinde artarak, 2010 yılında yüzde 80’lere ulaştığı görülüyor. En önemli tüketicilerden bir başkası olan ABD’de ise kömürün elektrik üretimindeki oranı 2011 itibari ile yüzde 42.6’ya gerilerken, verimlilik oranın ise yüzde 37.5 olarak tespit ediliyor. En büyük tüketicilerden biri olan Hindistan’da ise 1971’de yüzde 49.1 olan payın, 2010’da 67.1’e ardından 2011’de ise yüzde 67.9’a ulaştığı görülüyor. Hindistan’da verimlilik oranı ise yüzde 28.4 olarak şekilleniyor. Sanayi üretiminin yoğunlaştığı Çin ve Hindistan gibi ülkelerde, üretim artışına paralel olarak kömürün öneminin de artığı görülüyor.

Yerli Kömüre Ar-Ge Şart

En çok tartışılan enerji kaynaklarından biri olan kömürün, yenilenebilir enerji kaynakları ve teknolojideki gelişmelere

rağmen dünya genelinde önemini sürdürdüğü, halen elektrik enerjisinde dünya genelinde yüzde 40’lık payı ile vazgeçilmez bir konumda olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye’de ise kömürün öneminin azalmadığı tam tersine yerli kaynakların değerlendirilmesinde yaşanan sıkıntılar ve ithal bağımlılığını artıran enerji politikaları nedeniyle, ithal edilen kömür miktarında önemli artışlar yaşandığı görülmektedir.

Afşin-Elbistan’daki Çöllolar Açık Kömür Ocağı’nda 6 ve 10 Şubat 2011 tarihinde meydana gelen heyelanlar ile bölgede 2.7 kilometrekarelik üretim alanı yerle bir olurken, 50 milyon metreküplük malzeme heyelanla birlikte kaymıştı. Ardından Soma’da Eynez Kömür Ocağı’nda yaşanan facia, özel sektörün veya taşeronların kar hırsı nedeni ile yol açtıkları faciaların, kömür kaynaklarının en iyi şekilde değerlendirilmesine engel olarak, bir anlamda kömürü çıkarılmayacak şekilde yer altına gömmektedir. Can kayıplarının abartıldığını söyleyip sadece kar hırsıyla hareket eden kesimlerin, ekonomik değerlendirmeyi de tam olarak yapamadıkları açıktır.

Yerli kömüre dayalı elektrik üretimine yönelmek, tam kapasite ile işletilmeyen Afşin-Elbistan Termik Santralı’nın sorunlarını çözmeye yoğunlaşmak yerine özel sektörün ithal kömür kullanan santral taleplerine lisans verilmeye devam edilmesi, Türkiye’nin önemli kömür rezervlerine rağmen, en çok ithalat yapan ülkeler listesine önümüzdeki yıllarda da gireceğine işaret etmektedir. Dünya genelindeki temiz kömür yakma teknikleri ve teknolojilere geliştirmeye yönelik çabaya, Türkiye’nin de yerli kömürlerine ilişkin Ar-Ge çalışmaları ile katılması hem çevrenin korunması hem de yerli kaynakların ileride de kullanılabilmesi açısından hayati öneme sahiptir.

KÖMÜR YAKMALI SANTRAL*

Çeviri: Banu Salman-Kahraman Yapıcı

Kömür, küresel enerji üretiminde belirleyici olmayı sürdürecek. Kömürden elektrik üretimi, 2000 yılındaki düzeyinden yüzde 52 artış göstererek, 2011 yılında 9 bin 100 teravat saatin üzerine çıktı. Kömür küresel üretimde yüzde 41 ile açık ara en büyük paya sahip kaynaktır. ABD’de kömürden gaza geçiş süreci, enerji üretiminde kömürün payını OECD’de 2011 yılında yüzde 33.4’ten 2012 yılında yüzde 32.1’e düşürdü.

Teknoloji Yayılımı

Ç in ve daha küçük ölçekte olmak üzere Hindistan, enerji talebindeki bu büyümenin sürmesinde anahtar rol oynamaktadır. Çin, 2012 yılında küresel kömür tüketiminin neredeyse yüzde 50’si (3 milyar 678 milyon ton) olarak hesaplanan 48 gigavat yeni kömür kapasitesi tesis ederken; Hindistan’ın payı hemen hemen yüzde 10’du. (753 milyon ton) Almanya’da 2012 yılında linyit kapasitesinin 2.7 gigavatı işletilebilir/kullanılabilir oldu. Birincil kömür talebinin 2012 yılındaki 7 milyar 697 milyon tondan, yıllık yüzde 2.3 artışla, 2018’de 8 milyar 799 milyon tona yükseleceği tahmin edilmektedir. Bu eğilim, 2DS ile uyumlu değildir. (Ç.N: 2 santigrad derecelik senaryo-2DS: Enerji Teknoloji Perspektifleri 2014 çalışmasında analiz edilen 2050 yılına ilişkin 3 olası enerji gelişim senaryosundan birisidir. Bu senaryo, sera gazı ve karbondioksit salımlarının azaltıldığı sürdürülebilir bir enerji enerji sistemi vizyonu sunmaktadır.)

Üretim verimliliği artmaktadır. Küresel olarak, inşa halindeki santralların yüzde 64’ü süper kritik ya da ultra süper kritiktir. (2012’de yüzde 50) İnşa halindeki kritik altı ünitelerin yüzde 60’ından daha fazlası Hindistan’dadır. 2006-2010 yılları arasında eski, verimsiz santrallarından 77 GW’ının faaliyetini durduran Çin, 2015 yılına kadar 20 GW kurulu gücün de faaliyetini durdurmayı hedeflemektedir. Son zamanlarda 1.4 GW kurulu güçteki tesisin faaliyetini durduran Almanya, 2015 yılına kadar 1.5 GW daha kapasitenin faaliyetini durdurmayı planlıyor. Eğer 2DS hedeflerine erişilecekse, küresel üretim verimliliğinin artması için bu temel eğilimler, ivme kazanmış olan karbon yakalama ve depolama tekniklerinin (CCS) gelişimiyle birlikte uyumlu hale getirilmelidir.

Piyasa Oluşumu

Eylem planları, karbon salınımını azaltmak için rotalar sunmaktadır. Çin’in son zamanlarda açıkladığı Hava Kirlilik Eylem Planı, 2017 yılına kadar toplam elektrik üretiminde kömürün payını yüzde 65’in altına indirmeyi hedeflemektedir. (2011’deki yüzde 79 düzeyinden) Çin, Eylül 2013’te, Pekin, Şangay ve Guangdong bölgelerindeki yeni kömürlü üretim santrallarının inşaatını men edeceğini ilan etti. Pekin civarındaki vilayetler toplam olarak yıllık kömür tüketimini, 2012 yılındaki tüketimin yüzde 10’una denk gelecek şekilde 73 milyon ton civarında azaltacaklar.

Kanada, halihazırda kömür santrallarına, 2015 yılında etkin olmak üzere salınım performans standartları koyarken; ABD Çevresel Koruma Ajansı’nın yeni kömür santralları için kilovat saat başına 500 gram karbondioksit salınım olan karbondioksit sınırlandırma önerisi, Ocak 2014’de Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. Bu düzeye CCS olmaksızın erişilemez. Dahası Çevresel Koruma Ajansı, 2014 ortası itibarıyla mevcut elektrik santralları için tartışılan salınım standartlarının 2015 ortasına kadar sonuçlandırılmasını önermektedir.

Kömürün daha temiz kullanımına, ikili ya da çoklu işbirlikleriyle ulaşılabilir. Dünyanın en büyük iki kömür kullanıcısı olan Çin ve ABD, 2013 yılında, temiz kömür kullanımı, pülverize enerji üretim santrallarında kirlilik kontrolü, karbon yakalama ve depolama ile belirlenmiş karbondioksit kullanım seçeneklerine ilişkin olarak işbirliğini geliştirmeyi gündeme getirdiler.

* International Energy Agency tarafıdan yayımlanmış olan Energy Technology Perspectives 2014 Raporu’ndan çevrilmiştir.

Teknolojik Gelişmeler

Ünitelerin büyüklükleri artıyor ve yine bu eğilim en çok Çin’de belirginleşiyor. Çin, hem kurulan ünitelerin sayısı hem de ünite büyüklüğü açısından bir dünya lideri haline gelmektedir. İlk 1 GW’lik kurulu güce sahip ultra süper kritik kömür ünitesini 2006 yılında kuran Çin, 2012 yılı ortasına kadar bu ölçülerde 46 ünite daha işletmeye almıştır. Japonya’nın 600 megavatlık Isogo Enerji Santralı 2. Ünitesi, sülfür dioksit ve nitrojenoksit salımlarını ve atık su boşaltımını en aza indirmek için dünyanın en gelişkin çevresel kontrol sistemine sahiptir. Bu sistem, küresel ortalama verimlilik düzeyinde işletilen bir santrala göre yüzde 25’in üzerinde karbondioksit salımını azaltarak, net yüzde 45 verimliliği beraberinde getirmektedir.

Entegre kömür gazlaştırma kombine çevrim (IGCC) teknolojili santralların en büyük avantajı, karbondioksit yakalama maliyetlerinde azalma sağlayabilmesidir. Bu sayede, 1990’larda beliren IGCC’nin ilk dalgasına yönelik ticari ilgiyi üretim maliyetlerinin durdurmasından sonra iklim değişikliği hedefleri bu teknolojiye ikinci bir fırsat

sunmaktadır. IGCC teknolojili santrallar son zamanlarda Çin’de (Tianjin’de GreenGen), ABD’de (Indiana’da Edwardsport) hizmete girmiştir. Bu santralları, ABD’de (Kemper County, Hydrogen Energy California and Summit Texas Clean Energy) ve Japonya’da (Osaki) yeni santrallar yakın bir şekilde takip etmektedirler.

Enerji Teknolojileri Perspektifi 2014 Özetinden…

3 SENARYODAN YANSIYANLAR

Enerji Teknoloji Perspektifleri 2014 (ETP 2014), önümüzdeki 40 yıl boyunca enerji sektörünün dönüşümüne ilişkin olarak, geride kalmış araçlar yerine, hareket halindeki güçleri kapsayan politika ve teknolojiler aracılığıyla bir yol planı çıkarır. Piyasalar ve enerji ile ilgili olaylar; son teknolojik gelişmelerin küresel enerji sistemini etkileme kapasitelerini ortaya çıkarmıştır. Ayrıca enerji güvenliği, maliyetler ve enerji ile ilgili çevresel etkiler üzerine kaygılara hitap ederken, büyüyen enerji talebini de karşılamak üzere giderek artan acil ihtiyaç noktasında; teknolojik gelişmeler ve piyasalar, politikaların merkezi rolünü pekiştirmektedirler. Radikal eylemlilik, aktif bir şekilde enerji arz ve nihai kullanımını dönüştürmeyi gerektirmektedir.

Tüm enerji sistemi genelinde 500’den fazla teknoloji seçeneği içeren farklı senaryolar altında 2050 küresel görünümünü analiz eden ETP 2014, ayrıca ekonomi bilimi, enerji güvenliği ve çevresel faktörleri gözeten politika desteği ve teknoloji seçenekleri içinde sürdürülebilir bir enerji geleceği için yollar araştırır. Elektriğin geleceğin enerji sistemi içinde artan bir şekilde yönlendirici bir önem taşıyacağı tezinden yola çıkan ETP; enerji üretimi, dağıtımı ve nihai tüketim için sürdürülebilir seçeneklerin yerleşmesini desteklemek üzere gereken etkinlikleri derinlemesine ele alır.

ETP 2014; 2050 için 3 olası enerji geleceğini analiz eder: - 6 santigrad derece senaryo (6DS): Dünya artık potansiyel yıkıcı sonuçlarla karşı karşıyadır. - 4 santigrad derece senaryo (4DS): Bu senaryo ülkeler tarafından salımların kesilmesi ve enerji verimliliğini artırmak için açıklanmış olan hedefleri yansıtır. - 2 santigrad derece senaryo (2DS): Sera gazlarını ve karbondioksit salımlarını azaltan sürdürülebilir bir enerji sistemi vizyonunu sunar.

Temel düşük karbon enerji teknolojilerindeki sürecin ilerlemesi ya da eksik kalmasına bir bakış sağlayan “Temiz Enerjinin İlerleyişini İzleme” çalışmasında mevcut durum ve son eğilimlere dikkat çekilmiştir. Toplu halde değerlendirildiğinde ETP 2014; enerji sektörü oyuncuları, politika yapıcıları ve endüstrinin rollerini açık bir şekilde tanımlayıcı uzun dönem enerji politika hedeflerine zemin hazırlamak için yakın ve orta dönemde sağlanabilecek olan gerekli ve erişilebilir aşamaların geniş bir dizgesini sergiler.

Küresel enerji eğilimleri; ekonomik büyümeden talebi ayırmada ilerlemeler gösteriyor, ancak aynı zamanda tıkanıklıklar ve belirsizlikler de açığa çıkarıyor.

ETP 2014’ün 2DS’si, küresel nüfus ve ekonomik gelişmenin enerji talebinden, ayrılabileceğini doğrulamaktadır. (hatta petrol için bile) 6DS kapsamında 2050 için son eğilimler sürdürüldüğünde; küresel enerji talebi yüzde 70 civarında büyür ve salımlar da 2011 düzeylerine göre yüzde 60’dan daha fazla artar. Nüfus ve milli gelir için aynı projeksiyonlar altında, 2DS’deki radikal eylem ise dramatik bir şekilde yüzde 25’i hemen hemen aşan bir düzeyde talepteki artışı sınırlandırmak için enerji verimliliğini geliştirir. Bu aynı zamanda salımları da yüzde 50’den daha fazla bir düzeyde keser. İki senaryo arasındaki en kayda değer farklılıklarından biri; 6DS’de petrol, yüzde 45 talep artışıyla en önemli birincil enerji kaynağı olarak kalırken; 2DS kapsamında yapılan politika ve teknoloji değişimleri petrol talebinde yüzde 30 civarında bir azalmayı sağlar.

YENİ ATEX DİREKTİFİ

M. Kemal Sarı Elektrik Yüksek Mühendisi [email protected]

Giriş

Avrupa Parlamentosu 26 Şubat 2014’de aldığı bir karar ile ATEX 94/9 olarak bilinen direktifi değiştirmiş ve yeni şekli ve adı ile “DIRECTIVE 2014/34/EU” 29 Mart 2014 tarihli Avrupa Birliği (AB) Resmi Gazetesi’nde (Official Journal of the European Union) yayımlanmıştır. Üye ülkelere 19 Nisan 2016 tarihine kadar uyum süresi tanınmaktadır. Değişen yalnızca ATEX değildir. Aşağıda isimlerini saydığımız 8 adet direktif de değiştirilmiştir. Ana gaye CE markasını güçlendirmektir. 2008’den itibaren başlatılan ve kısa adı yeni yasal çerçeve (NLF-New Legislative Framework) olarak bilinen bu yeni yasal düzenlemelerin amacı şöyle ifade edilmektedir:

1) Pazar gözetim ve kontrolünü artırmak ve güçlendirmek, 2) Ürün uygunluk değerlendirmesini güçlendirmek, [Sertifika veren belgelendirme kuruluşları ile muayene kuruluşlarının onaylanmasının (Onanmış Kuruluş olarak atanmalarının) ciddiye alınması bu görüş altında yer almaktadır.] 3) CE işaretinin güvenilirliğini artırmak.

Öyle anlaşılıyor ki; yeni yasal düzenleme ile “değişim”, diğer bir deyişle “karmaşa”, “kalite güvence” sistemlerinde yaşanacaktır. Uzmanlık alanımızda olmayan CE belgesi verebilme usul ve esasları tamamen değişecek veya yeni bir şekle sokulacaktır. Aşağıda değineceğimiz gibi imalatçıları da en çok sıkıntıya sokacak konu bu olacaktır. Çünkü değişen yeni ATEX içeriği teknik olarak hiç bir yenilik içermemektedir.

Ne olmuştur da ATEX 94/9 değiştirilmiştir? Çünkü ATEX 94/9; kalite güvence sistemi ve CE belgesi ile bu belgelerin nasıl verileceklerine dair hükümleri zaten içermektedir. CE’nin güçlendirilmesi kapsamında ATEX 94/9 yeniden yazılmıştır. Bilindiği gibi ATEX kısa adı ile bilinen 2 adet yönetmelik mevcuttur. Teçhizatlar ile ilgili olan ATEX 94/9, yenilenmiştir. Patlayıcı ortamlarda çalışanların işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili olan, ATEX 137 ise değişmemiştir.

ATEX 94/9’da değişmesi istenen ve beklenen bazı maddeler vardı. Ancak bunların hiçbirine dokunulmadığı ve aynen muhafaza edildiği görülmektedir. ATEX’in uluslararası standartlara uyumluluğunu güçlendirmek için kategori tariflerinin değiştirilmesi ve IEC 60079-0 Ed.6’da öngörüldüğü gibi düzenlenmesi daha uygun görülmektedir. Bilindiği gibi ATEX 94/9’da “alet” kategorileri tarif edilmekte ve kategori 1, 2, 3’den söz edilmektedir. Kategori 1, 2, 3 tanımları kuşak (zone) tarifleri ile karışmaktadır. Kuşak 0’da kategori 1, Kuşak 1’de kategori 2 ve Kuşak 2’de kategori 3 alet kullanılmaktadır.

Madenlerde kategori M1 ve M2’den söz edilmektedir. Kategori M2’ye göre; aletin elektriği, grizu yükseldiğinde kesilmek zorundadır. Buradan; grizulu kömür madenlerinde, metan-karbondioksit düzeyi izleme ve erken uyarı sisteminin kurulması zorunluluğu getirildiği anlaşılmaktadır.

Kategori M1’e göre; alet, sürekli grizulu ortamlarda çalışabilecek özelliktedir. Grizu yükseldiğinde M1 kategorisindeki aletin elektriğinin kesilmesi zorunlu değildir. Ancak her aleti M1 kategorisinde üretmek mümkün değildir. Metan ölçerler, baş lambaları ve kumanda devreleri gibi alçak gerilim ile çalışan cihazlar M1 kategorisinde imal edilebilmektedir.

Tablo 1: 26 Şubat 2014’de Değişen Direktifler

Türkçe Adı 1 Alçak Gerilim Direktifi 2 Elektromanyetik Uyumluluk Direktifi 3 ATEX Direktifi 4 Kaldırma Makineleri Direktifi 5 Basınçlı Kaplar Direktifi 6 Ölçü Aletleri Direktifi 7 Otomatik Olmayan Tartı Aletleri Direktifi 8 Sivil Kullanım Amaçlı Patlayıcılar

Rumuzu Directive 2014/35/EU Directive 2014/30/EU Directive 2014/34/EU Directive 2014/33/EU Directive 2014/29/EU Directive 2014/32/EU Directive 2014/31/EU Directive 2014/28/EU

İngilizce Adı Low Voltage Directive Electromagnetic Compatibility Directive ATEX Directive Lifts Directive Simple Pressure Vessels Directive Measuring Instruments Directive Non-automatic Weighing Instruments Directive Civil Explosives Directive

IEC 60079-0 Ed.6 ise kategori yerine Patlamadan Koruma Düzeyi (EPL-Explosion Protection Level) getirilmiştir. Kategori 1, 2, 3 yerini EPL a, b, c rumuzları alacaktır ki, böylece kuşak işaretleri (0, 1, 2) ile karışıklık ortadan kalkmış olacaktır. “EPL”, “Kategori” ve “Kuşak” karşılıkları aşağıdaki Tablo 2’de özetlenmiştir.

Tablo 2: EPL, Kategori ve Kuşak Karşılıkları

KUŞAK (ZONE) Kuşak 0 Kuşak 1 Kuşak 2

Grup II, Sanayi

a

b

c

Grup I, Madenler

M1

Ma

M2

Mb

IEC 60079-0 Ed.6’da, Tablo 3’de görüleceği gibi, tozlar ayrı bir grup altında toplanmıştır.

Tablo 3: Toz Grupları

III A

III B

III C

Uçucu lift, yonga, talaş ve iplikler Yalıtkan tozlar İletken tozlar

Eğer yeni ATEX Yönetmeliği’nde tozlar da IEC’deki gibi tarif edilmiş olsa idi, etiketlerdeki “G” (gaz) ve “D” (dusttoz) karmaşasından kurtulmuş olunacaktı.

Değişim Üzerine Görüşler

Yeni baştan yazılmış olan direktif 2014/34/EU’da yukarıda bahsettiğimiz ufak değişiklikler yapılarak, ATEX’in uluslararası uyumu daha kolay ve anlaşılır hale getirilebilirdi. Eski ATEX 94/9, 16 madde ve ekleri ile beraber yaklaşık 18-20 sayfadan ibaret idi. Yeni ATEX 2014/34/EU ise 45 madde ve ekleri ile beraber 40-50 sayfa bir yazıdan oluşmaktadır. Burada teknik olarak hiçbir şey değişmemiş olabilir mi? Değişen yalnızca usuller ve yöntemler midir? Bu noktada bazı yazıların konu ile ilgili bölümleri ve nelerin değiştiğine dair yabancı görüşleri kısaca aktaralım:

İspanyol Bureau Veritas: Bu firmanın İnternet sayfasında yer alan Sean Clark imzalı bir yazıda yeni yayımlanan ATEX Direktifi’nin aşağıdaki değişiklikleri öngördüğünden söz edilmektedir: (Kaynak 1)

• Yeni ATEX 2014/34/EU ile ürün denetlemeleri ve gözetimi artacaktır. • Onanmış kuruluşlar yeniden müracaatta bulunarak, “ATEX Onanmış Kuruluşu” belgesi alacaklardır. Mevcut onanmış kuruluşlar otomatikman onanmış kuruluş

yetkisine sahip olamayacaklar, durumları tekrar gözden geçirilecektir. • Tüm onanmış kuruluşlar akredite edilecek ve onanmış kuruluş olmaya uygun olup olmadıkları gözden geçirilecektir. Bu bağlamda ATEX 2014/34/EU kapsamında onanmış kuruluş sayısı azalacaktır. • CE taahhütnamesinin (deklerasyonunun) adı “EC” yerine “EU” olacaktır. • “EC tip testi sertifikasının” adı “EU tip testi sertifikası” olarak değişecektir. (Türkçesi “AB Tip Testi Sertifikası” aynen kalabilir). • ATEX sertifikalarında, sertifikaların bitiş süresi belirtilecektir. (5 yıl olan geçerlilik süresi sertifikalarda belirtilmiyor ve kullanıcı herhangi bir denetim yapmadan ve sertifikayı yenilemeden kullanmaya devam ediyordu.) • ATEX 94/9’a göre bugüne kadar verilmiş olan belgeler aynen geçerliliğini koruyacak ve herhangi bir belge yenilemeye gidilmeyecektir. Çünkü yeni ATEX teknik bazda herhangi bir değişim getirmemektedir. • İhale dokümanlarında istendiğinde ATEX sertifikalarının kopyası verilecektir. (Türkiye’de bu belgeler zaten istenmektedir.)

Amerikan METLAB: Bu firmanın İnternet sitesinde aşağıdaki bilgiler yer almaktadır: (Kaynak 2)

Avrupa Parlamentosu 29 Mart 2014’de 8 adet direktifi yeniden ele almış ve bazı değişiklikler yapmıştır. Bu direktiflerin isimleri de değişmiş oldu. Bunlardan en önemlisi:

1. Elektromanyetik Uyumluluk Direktifi (EMC Directive 2014/30/EU, eski rumuzu 2004/108/EC) 2. Alçak Gerilim Direktifi (LVD 2014/35/EU, eski rumuzu 2006/95/EC) 3. ATEX Direktifi (ATEX Directive 2014/34/EU, eski rumuzu 94/9/EC)

Yeni direktifler 19 Nisan 2014 itibarı ile yürürlüktedir ve üye ülkelere 20 Nisan 2016’ya kadar 2 yıl bir uyum süresi tanınmış olup; bu zaman zarfında tüm üye ülkeler yasa yönetmelik vesaire gibi müktesebatlarını yeni direktiflere uygun hale getirmek zorundadırlar.

İmalatçılar isterlerse yeni direktife göre CE belgesi verebilirler. Yeni uygulamada CE’nin yerini EU alacaktır. 20 Nisan 2016’dan sonra yeni direktife uyum zorunlu hale gelecektir.

Yeni uygulama aşağıdaki konuları hedeflemektedir. Diğer bir deyişle değişiklikler bu amaçla yapılmıştır:

1) Tedarik zincirinin izlenebilmesi, takibinin kolaylaştırılması.

ATEX kısa adı ile bilinen 2 adet yönetmelik mevcuttur. Teçhizatlar ile ilgili olan ATEX 94/9, yenilenmiştir. Patlayıcı ortamlarda çalışanların işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili olan, ATEX 137 ise değişmemiştir.

2) Pazar gözetim ve denetim usullerinin geliştirilmesi. Pazara sürülen malların denetleme yöntemlerinin daha ciddi hale getirilmesi. 3) Test laboratuvarları ve onanmış kuruluşlara ciddi koşullar getirilerek “uygunluk değerlendirme kalitesini” güçlendirmek. (Bundan böyle “AT tip testi” ve sertifika vermek eskisi kadar kolay olmayacaktır.) 4) CE işaretine ciddi kontrol getirilerek, geçerliliğinin ve itibarının artırılması hedeflenmektedir.

BASEEFA: BASEEFA İngiltere’nin en eski exproof ekipman test ve sertifika kuruluşudur. SIRA daha sonra kurulmuş olmakla birlikte piyasaya hakim durumdadır. BASEEFA; exproof teknolojisi üzerine araştırmaları ve geliştirmeleri ile dünyaca tanınmıştır.. Genel Müdürü ve uzmanları Avrupa Elektroteknik Standardizasyon Komitesi (CENELEC), IEC standartlarını hazırlayan Uluslararası Elektroteknik Kuruluşu (IEC) ve İngiliz standartlarını hazırlayan/yayımlayan İngiliz Standart Enstitüsü BSI’de etkindirler. BASEEFA’nın sitesinde 2012 yılında kaleme alınan bir yazı mevcut olup bu yazıda “yeni ATEX” değişim gerekçeleri aşağıdaki gibi sıralanmaktadır:

• CE markasına güvensizlik vardır. Piyasada üzerinde CE işareti bulunan ancak ATEX’e uymayan tehlikeli ürünler mevcuttur. Bunların izlenmesi gerekmektedir. • Uygulama farklılıkları dolayısı ile piyasada ATEX’e uymayan ürün oluşu, ekonomik rekabeti kötü yönde etkilemektedir. • Uyumluluk değerlendirmelerinde farklılıklar mevcuttur. Ülkelerin onanmış kuruluşları farklı uygulama ve değerlendirmelerde bulunmaktadırlar. • Bazı onanmış kuruluşların verdiği “farklı sertifikalar”, farklılık, kalitesizlik ve problem yaratmaktadır.

Bu yazıda onanmış kuruluşların akredite edilmiş olması gerektiği vurgulanmaktadır. Bilindiği kadarı ile Türkiye’de mevcut iki adet onanmış kuruluşun (IEP ve SCA) Türk Akreditasyon Kurumu’ndan (TÜRKAK’) akreditasyonu mevcuttur. Yeni uygulamada akreditasyon belgesini, her ülkenin kendisinin mi, AB’den ’gelecek bir kuruluşun mu vereceği merak konusudur. Akreditasyon işlerinin nasıl yürüdüğü ve Türkiye’deki TÜRKAK’ın yapısı fazlaca bilinmemektedir. Eğer üye ülkeler “milli sanayi koruma” düşüncesi ile bugüne kadar uygunsuz şirketlere onanmış kuruluş yetkisi veriyor idiyseler, aynı şekilde akreditasyon işlerinde de bu düşünce devam edecek ve önceden olduğu gibi uygun olmayan şirketler akredite edilecek ve “Onanmış Kuruluş” belgesi alacaklardır.

Değişim ile Hedeflenen Nedir?

Yeni ATEX ile iki konuda değişim hedeflenmektedir: 1) CE işaretinin itibarsızlığını önlemek için CE kalite güvence sistemi ile ilgili 8 adet direktifte değişikliğe gidilmiştir. Amaç CE markalı malların itibarını artırmaktır. Bu bağlamda ATEX Direktifi’nde de değişiklik yapılmıştır. Değişim, tamamı ile ürün kalite güvence sistemi ve ürünlerin pazara sunulması ile ilgilidir. Burada, “Çin mallarının rahatça dolaşımını engellemek mi hedefleniyor?” sorusu akla gelmektedir. Çin piyasaya bol miktarda CE işaretli kalitesiz mal süren bir ülkedir. Eğer böyle ise neden açıkça söylenmediği veya gümrük engelleri gibi başka önlemler alınmadığı düşünülmektedir. Çünkü Çin, AB üyesi değildir.

2) Değişim ile hedeflenen ikinci önemli konu; onanmış kuruluşlara akreditasyon gibi ciddi denetim getirilmesidir. BASEEFA gibi söz sahibi onanmış kuruluşlar durumdan şikayetçi olduğuna göre rastgele kuruluşlara onanmış kuruluş belgesi verilmesinin önüne geçilecektir. Çin gibi AB ülkeleri dışında da ATEX onanmış kuruluşları mevcuttur. Acaba AB ülkelerinde de uydurma Onanmış Kuruluşlar mevcut mudur? AB’ye yeni giren Doğu Avrupa ülkelerinde de akredite olmayan onanmış kuruluşlar mı vardır? Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Slovenya, Çek ve Slovakya gibi ülkelerdeki onanmış kuruluşların güvenilir oldukları tartışmalıdır. 2010 yılında düzenlenen bir ATEX seminerinde exproof alet üreten bir İsviçre firmasının sahibi güvenilir üç onanmış kuruluşun PTB, DEKRA ve UL olduğunu ifade etmiş, İngiliz ve Fransız kuruluşlarını da güvenli bulmadığını belirtmiştir.

ATEX’de Onanmış Kuruluş Enflasyonu Güvenli ve güvensiz tanımının ne anlama geldiğini birkaç ay önce yaşadığım bir olay ile açıklayabilirim. Bir firma büyük bir madencilik şirketine ihale ile “metan gazı izleme sistemi” satmak ister. En ucuz fiyat olan teklifi, madende çalışan ve konuyu bilen elektrik mühendisi meslektaşlarımız incelerler ve sertifika veren İtalyan firmasının Grup I aletler üzerine onanmış kuruluş yetkisi olmadığını görür. Elektrik Mühendisleri Odası’ndan yardım isterler. Sonuçta madenciler ilgili şirkete ihaleyi vermez. İşi kaybeden firma sonradan EMO’yu arayarak “Bir Slovak firmasından belge aldıklarını ve belgenin fotokopilerini inceleyerek uygun olup olmadığını bildirmemizi” istediler. Yine karşımıza çıkan adı sanı duyulmadık bir kuruluştu. Kağıt üzerinde her şey uygun görünse de “bilinmeyen” bir kuruluştan belge alan bir aleti büyük bir maden şirketinin işletmesine kabulü mümkün müdür? Exproof aletlere sertifika veren kuruluşlar bilinmektedir ve sayıları sınırlıdır; 3-5 kadardır. Fakat ATEX ile son zamanlarda yüzlerce, belki binin üzerinde onanmış kuruluş belgesi olan şirket türemiştir. Örneğin Almanya’da 3 kuruluş mevcut iken (PTB, DEKRA, IBEU) ATEX’den sonra TÜV ve benzeri gibi birçok kuruluşa da yetki verilmiştir. Yeni değişim ile bunlar önlenmek mi isteniyor? Bilinen rastgele her firmaya onanmış kuruluş belgesi verilmeyecek olduğudur.

Exproof aletlere sertifika vermek kolay iş değildir. Standarda uygunluk belgesi, ölçü ve kalibrasyon belgeleri vermeye benzemez. Onun için dünyanın her yerinde exproof aletlere belge ve sertifika veren özel ve bağımsız kuruluşlar oluşmuş ve gelişmiştir. Türkiye’de bilinen bir devlet kuruluşunun yıllar öncesinde “milli ekonomiyi desteklemek gayesi ile” uyguladığı gibi herhangi bir alev sızmazlık testi yapmadan dokümanlara bakılarak belge verilmesi gibi olaylar ulusla-

rarası ortamlarda duyulmakta, güvensizlik oluşturmakta ve

Kanada’da, exproof aletleri test eden ve belge veren labosonuçta sanayimizi desteklemek yerine kösteklemektedir.

ratuvarlar, Kanada Standart Kuruluşu (SCC-Standards

Bu nedenledir ki bugün Türkiye exproof alet piyasası Çin

Council Canada) tarafından akredite edilmekte ve yetkive İtalyan firmalarına kaptırılmıştır. Güçlü sanayinin güvelendirilmektedir.

nilir laboratuvarları ve ciddi denetçileri olmak zorundadır. Yıllar önce yerli üreticilerimiz üzerlerinde ciddi denetimler yapılsa idi bugün Türkiye’de gelişmiş ve dünya pazarına açılmış bir exproof sanayimiz olurdu. Aynı olay akaryakıt pompalarında da yaşanmaktadır. Mevcut akaryakıt pompalarının birçoğu halen ATEX Yönetmeliği’ne uygun değildir. Nedeni sözde “yerli sanayiyi koruma” düşüncesidir. Sanayi, kalitesiz, standartlara uymayan mal üretmekle desteklenmez. Günümüzde teşvikler, kredi ve mali yardımlar ile

Avusturalya, Yeni Zelanda ve Singapur: Bu ülkeler uluslararası standart kuruluşu tarafından uygulanan exproof alet sertifikalandırma yöntemini (IECEx) kabul etmekte ve şart koşmaktadırlar. Exproof aletler, IECEx sistemi tarafından sertifika verme yetkisi olan kuruluşlar tarafından (ExCB=Ex Certification Body) sertifikalandırılmış olmak zorundadır. Exproof aletler IEC 60079 serisi standartlarda öngörülen işaretleri taşımalıdırlar.

sağlanmaktadır.

Madenlerde kullanılan teçhizatlar için Avustralya kendi IE-

Şu anda, Türkiye’de, onanmış kuruluş belgesi olan firmaların tam donanımlı laboratuvarlara sahip ve exproof aletleri

CEx sertifika kuruluşundan belge istemekte, diğer ülkelerin belgesini kabul etmemektedir.

ciddi bir biçimde test edebilecek durumda oldukları sanıl-

Çin Halk Cumhuriyeti: Maden sanayi dışında kullanılan

mamaktadır. Bilinen kadarı ile İzmir’de TSE’nin

tehlikeli bölge ekipmanlarının (exproof teçhizat)

yeni kurduğu ve Zonguldak’ta TTK’nın da yıl-

Çin’in kendi IECEx sertifika kuruluşundan belge

lardır sahip olduğu laboratuvarları olmakla

CE

almaları yeterli olmaktadır. Çin ayrıca diğer

birlikte yetkileri yoktur ve muhtemelen

işaretinin

ülkelerin verdiği IECEx ve ATEX uyumlu

yetki de verilmeyecektir.

Exproof Aletlere Sertifika Süreci

Kuzey Amerika: ABD’de exproof aletlere sertifika veren kuruluşların akreditasyonu, yetkilendirilmesi ve dolayısı ile kontrol ve denetimi Mesleki Güvenlik ve Sağlık Yönetimi (OSHA-Occupational Safety and Health Administration) denilen bir kuruluş tarafından yürütülmektedir. Exproof aletleri test eden ve sonuçta belge veya diğer adı ile sertifika veren kuruşlara Yetkili Milli Test Laboratuvarı

itibarsızlığını önlemek için CE kalite

sertifikaları da geçerli kabul etmektedir. Bu sertifikalar, Milli Denetim, Müfettişlik ve Patlamadan Koruma Belgegüvence sistemi ile ilgili 8 adet direktifte değişikliğe

lendirme Kuruluşu (NEPSI-National Supervision and Inspection Center for Explosion Protection and Safety

gidilmiştir. Amaç CE markalı

of Instrumentation) tarafından uymalların itibarını artırmaktır. Bu bağlamda ATEX Direktifi’nde de

gun kabul edilmekte ve Çin Ulusal Patlama Korumalı Ürünler İçin Kalite Denetimi ve Test Merkezi

değişiklik yapılmıştır. Değişim,

(CQST-China National Quality

tamamı ile ürün kalite güvence sistemi ve ürünlerin pazara

Supervision and Test Center for Explosion Protected Products) tarafından da belgelendirilmeksunulması ile ilgilidir. Değişim tedir.

(NRTL-Nationally Recognized

ile hedeflenen ikinci önemli

Madenlerde kullanılan bazı aletle-

Testing Laboratories) denilmektedir. Bunların en tanınmışı, ABD merkezli UL (Under Writer Laboratories

konu; onanmış kuruluşlara akreditasyon gibi

re metroloji kabulü gerekmekte; MA Maden sertifikası ve yangına karşı dayanıklı olduklarına dair CCC onayı ve

Incorp.) olarak bilinen bağımsız ürün

ciddi denetim

işaretleri bulunması istenmektedir.

güvenlik sertifikasyon kuruluşudur.

getirilmesidir.

Rusya: Çin gibi kendi IECEx sertifika

ABD’de madenlerde kullanılan teçhizata

kuruluşu mevcuttur. Rusya diğer ülkelerin

gerekli sertifika Maden Güvenlik ve Sağlık

verdiği ExTR ve ATEX raporlarını geçerli kabul

İdaresi (MSHA-Mine Safety and Health Administetmekte ve bunlara istinaden Rusya’da geçerli bir

ration) tarafından verilmekte olup, bu kuruluş tarafından

sertifika vermektedirler. Burada da bir kamu kurumuna

yetkilendirilen laboratuvarlarda verilen belgeler dahi MSHA

başvurulması gerekmektedir.

tarafından onaylanmış olmak zorundadır.

Rus müşterilere satılan çoğu elektrikli aletler için bir

ABD, exproof alet konusunda uluslararası ticarete en

GOST-R sertifikası gereklidir. Patlayıcı ortamlarda kullakapalı ve exproof ithalat yönünden en zor olan bir ülke konılacak exproof aletler için GOST-Ex sertifikası alınması

numundadır. Her ne kadar ABD’li uzmanlar uluslararası standartlaşma komisyonlarında aktif ve IEC 60079 serisi standartları ve IECEx Sistemi’ni kabul ediyorlarsa da çok az tesis bölge/saha (ZONE) sistemine göre kuruludur. Bölüm (DIVISION) sistemine göre ABD dışında yapılan teçhizatlara da uygunluk belgesi verilmemektedirler. OSHA bu konuda zorluk çıkarmakta ve bir nevi korumacılık duvarı

zorunludur. Uluslararası standart kuruluşu IEC’ye dahil IECEx ve Avrupa Birliği’nin ATEX onanmış kuruluşları tarafından verilen ExTR ve ATEX raporları var ise kolayca GOST-Ex sertifikası alınabilmektedir. Bunların dışında bir de tesiste kullanım amacı için “Federal Çevre, Teknoloji ve Atomik Denetim Servisi’nden (ROSTEKHNADZOR)” onay alınması zorunludur.

oluşturmaktadır. Bu nedenle çok az firma ABD’ye exproof

Kore: IEC (ExTR) ve ATEX onanmış kuruluşları tarafından

malzeme satabilmektedir. Bunun yanı sıra IECEx sistemine

verilen belgeleri geçerli kabul etmektedir. Fakat Kore’de mevcut

uygun ve Meksika Körfezi’ndeki petrol yataklarında kulla-

KGS, KOSH ve KTL gibi sertifika kuruşlarına, Kore dilinde

nılan aletlere biraz esnek davranmaktadırlar.

başvurularak bu sertifikaların onaylatılması istenmektedir.

Hindistan: Uluslararası IECEx sisteminin bir üyesi olmakla birlikte Hindistan’da henüz akredite olmuş sertifika veren bir ExCB kuruşu mevcut değildir. Hindistan’da bir çok sertifika kuruluşu mevcuttur. ATEX veya IECEx kuruluşlarından alınan belgeler kolayca bu sertifika kuruluşlarına onaylatılabilmektedir. Bu bakımdan “ExCB belgeleri Hindistan’da geçerli kabul edilmektedir” denilebilir.

AB ve Türkiye: Onanmış kuruluştan ATEX uyumluluk belgesi alınmış olması zorunlu ve yeterli olmaktadır. Satın alınan herhangi bir exproof aletin durumu hakkında sertifikayı veren onanmış kuruluştan bilgi alınabilmektedir. Kullanıcı isterse yazılı olarak bilgi isteyebilir. Yalnız bazı detay bilgiler verilmemektedir. Bu gibi detaylar satın alma safhasında sorulmalıdır ve istenmelidir. Örneğin exproof bir panonun detayları, hangi aletlerle denendiği ve içerisine hangi aletlerin konulabileceği gibi konular müşteri istemedikçe verilmemektedir. Müşteri veya kullanıcıya “AT-Tip Testi Sertifikasının” özetinin bir fotokopisi verilmektedir. Bazı tanınmış firmaların İnternet sitelerinden bilgi alınabilmektedir.

IEC uygulamasında ise satın alınan bir aletin seri numarasından İnternet sitesinde sorgulanarak geçerli sertifikası olup olmadığı teyit edilebilmektedir. Çünkü IECEx sistemi uluslararası bir kuruluş olduğu için yaptırım yetkisi yoktur. Sistemin kendi kendini denetlemesi hedeflenmektedir. ATEX’de de aynı şey düzenlenmelidir. Yeni yasal çerçevenin NLF kapsamında uygulanması beklenmektedir.

Montaj İşleri

Haksız rekabete neden olan konulardan biri de exproof parçaların (komponentlerin) satın alınarak yeni bir ürün elde edilmesi olayıdır. Normalde komponentlerin etiketinde U işareti olması gerekir. İmalatçıya ne yapacağınızı açıkladığınızda etikete U işaretini vurmamaktadır. Bu durum exproof dünyasının tanınmış ve güvenilir firmalarını çok rahatsız etmektedir. Normalde komponentlerden yeni bir ürün elde edildiğinde bu ürüne ait ayrı bir sertifika alınması gerekmektedir. Komponent sertifikası yetmemektedir. Örneğin exproof bir panonun, pano gövdesine ait sertifikası yeterli değildir. Kullanıcılar konunun detayını bilmedikleri için bu konuda aldanmaktadırlar. Bazı kullanıcılar ise bildikleri halde ucuz olduğu için bu yolu tercih etmektedirler.

Örneğin terminal kutularını alıp içerisine sigorta, termik şalter, kontaktör gibi elemanlar yerleştirerek pano yapıp,

piyasaya süren ve haksız rekabete neden olan çok sayıda firma mevcuttur. Özellikle İtalyan firmaları bu yolu seçmektedirler. Ex-d tipi bir terminal veya pano kutusunu alarak, içini donatmak ATEX’den önce başvurulan bir yöntem idi. Büyük bir madende yaptığım bir incelemede “ucuza mal etmek” amacıyla ile bir “exproof” kutu alındığını ve içinin kendilerince (!) exproof olmayan elemanlarla donatıldığını görmüştüm. Bu çok sakıncalı, çalışanların can güvenliğini risk altına sokan, tehlikeli sonuçlar doğuracak bir uygulamadır. Diğer yandan haksız rekabet sonucu sektörü güvensiz, kalitesiz yöne yöneltecektir.

Bunlara benzer ayrıntılar “kendinden emniyetli cihaz ve devrelerde” de yaşanmaktadır. Piyasada bol miktarda Ex-i tipi alet ve bariyer mevcuttur. Bu aletlerin seçilmesi ve kurulması kolay değildir. Çünkü kendinden emniyetli aletler çoğunlukla kuşak 0’da, yani çok tehlikeli ortamda çalışmaktadır. Kuşak 0 ortamdaki aletlerin tesisinde IEC 60079-26 şartlarına dikkate etmek gerekmektedir. Ayrıca kendinden emniyetliliği sağlayan güç ünitesi ve bariyer gibi aletler, temiz bölgede exproof olmayan sanayi tipi elektrik panolarının içerisinde kurulu bulunmaktadır. Bu durum denetlemede sorun yaratmaktadır. Bu nedenle kullanıcılara önerimiz, “ucuz” gerekçesi ile bilmedikleri tanımadıkları kısaca güvenmedikleri kuruluşlardan asla kendinden emniyetli alet ve sistem satın almamak olacaktır.

Sonuç

ATEX Direktifi’nde yapılan değişimin yararlı olacağı düşüncesindeyiz. En azından “Onanmış Kuruluş” olarak geçinen ve “Bir müdür bir mühür” misali bir kaç kişiden oluşan, evraklara ve teknik resimlere bakarak sertifika veren kuruluşlar, deyim yerindeyse “hizaya” sokulacaktır. Bu değişimle sahte montaj yapanların da ayıklanması en büyük dileğimizdir.

Kaynaklar

1) http://www.exveritas.com/the-new-atex-directive-201434-eu-is-published/

The New ATEX Directive 2014/34/EU, By Sean Clarke

2) http://www.metlabs.com/blog/tag/atex-directive/

3) www.baseefa.com/downloads.asp?fid=3791

Elektrik Talep Tahminlerinden Yansıyan Plansızlığın Faturası Ağır…

KILAVUZSUZ PİYASANIN DÜMENİ

N. Bülent Damar EMO Enerji Çalışma Grubu Başkanı

Elektrik günümüzde insan için olmaz ise olmaz bir ihtiyaç haline gelmiştir. Artık elektrik olmaksızın insan hayatı sürdürülemez. Bu nedenle elektrik kullanımı insan hakkı ve elektrik temini de kamu hizmeti olarak kabul edilir.

Elektrik kullanımının insan hakkı olması onun sürekli emre amade olmasını ve yeterli olmasını gerektirir.

Elektrik hava gibi her yerde var olan ve su gibi ulaşılması nispeten kolay olan bir ihtiyaç değildir. Öncelikle üretilmesi gerekir ve üretilmesi için de tüketilecek bir enerji kaynağı, makine ve insan emeği olması lazımdır. Ve üretimi için gerekli olan enerji kaynağı için de ayrı bir üretim süreci gereklidir. Bu koşullar elektrik üretiminin planlı olmasını zorunlu kılar.

Ayrıca elektrik depolanabilecek bir enerji tipi de değildir. Bu ayrıştırıcı özelliği nedeni ile ilerde oluşacak elektrik talebi tahmin edilmek zorundadır. Ancak talep tahminleri yapıldıktan sonra üretilecek elektrik için gerekli öteki çalışmalar yapılabilir. Aksine bir tutum kaynak israfıdır.

Bu işlemlerin yerine gelebilmesi için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, ülkemizin makro hedefleri çerçevesinde model çalışmaları yaparak, arz talep dengesini tutturabilmek için referans talep serilerini hazırlamaktadır. 6446 Yasa ile üretim kapasite projeksiyonlarını yapmak üzere görevlendirilen TEİAŞ da bu referans değerleri baz alarak 10 yıllık ve şimdilerde ise 5 yıllık üretim kapasite projeksiyon raporları hazırlamakta ve bu raporlar baz alınarak üretim planlaması yapılmasına çalışılmaktadır.

Yani daha basit anlatımla siyasi irade (ETKB), TEİAŞ’a yıllık elektrik tüketim artış oranlarını vererek ona göre üretim projeksiyon hazırlanmasını talep etmektedir.

TEİAŞ tarafından hazırlanan son 5 Yıllık Kapasite Projeksiyonu Raporu’nda (2013-2017) yasada bu projeksiyonların amacının “piyasa katılımcılarına yol göstermek” olduğu şöyle belirtilmektedir:

“4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununda olduğu gibi, yeni 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile de, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından

hazırlanan talep tahminleri esas alınarak piyasa katılımcılarına yol göstermek amacıyla, Şebeke Yönetmeliği çerçevesinde Üretim Kapasite Projeksiyonunu hazırlamak üzere Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) görevlendirilmiş olup, bu kapsamda Kuruluşumuzca gerekli çalışmalar yapılarak söz konusu ‘Türkiye elektrik enerjisi 5 Yıllık Üretim Kapasite Projeksiyonu’ raporu hazırlanmıştır.” Burada dikkat edilmesi gereken ana husus bu projeksiyonların bir kamu hizmeti olarak yurttaşların elektrik ihtiyacını karşılayacak ve onu sürekli kılacak bir çalışma olarak değil de piyasa katılımcılarına yol göstermek amacıyla yapılmış olmasıdır. Yani yatırımcılara TEİAŞ şunu demektedir: “Biz çalışma yaptık, ileride şu kadar elektriğe ihtiyaç olacak ona göre yatırım yapın.” Başka bir deyişle yapılan bu çalışmalar; vatandaşın vergileri ile görev yapan bir devlet kurumuna, elektriğin teminini bir kamu hizmeti değil de bir meta ticareti olarak gören yapıya yani piyasa katılımcılarına ya da yatırımcılara kar etme kılavuzu hazırlaması görevini vermiş olması olarak da kabul edilebilir. Sonuçta satılan elektriğin bedeli yurttaşlar tarafından ödendiğinden ve bu elektriğin üretilmesinde ülke kaynakları kullanıldığından, amaç bu şekilde olsa bile, “Acaba yapılan çalışmalar doğru sonuçlar veriyor mu, amaçlandığı şekilde yatırımcılara kılavuzluk yapabiliyor mu?” diye sorduğumuzda ne cevap aldığımıza yine aynı kurum çalışmalarını esas alarak bakmakta yarar var.

Tablo 1: Elektrik Enerjisi Tüketimi Gerçekleşme ve Yapılan Talep Projeksiyonları (Milyar kWh)

Elektrik 5. En.

6. En.

Tüketimi Kong. 1990 1993 Kong. 1994 1996 2000 2002/1 2002/2 2004 2008 2010

94,8

110,6

96,8

94,6

105,5

120,6 106,0 102,5 105,3

114,0

131,6 116,1 111,1 113,8

118,5

143,5 127,2 120,3 123,7 118,5

128,3

156,5 139,3 130,4 134,3 126,8 128,3 128,3

126,9

168,0 150,7 140,9 146,2 138,8 127,3 126,9

132,6

180,2 163,2 151,7 158,0 151,4 133,4 132,3

141,2

193,4 176,7 163,4 170,8 165,2 151,5 142,5

150,0

207,5 191,3 176,0 184,6 180,2 172,1 158,2

160,8

222,7 207,1 189,6 199,6 196,6 195,5 175,7 160,5

174,6

239,9 224,2 203,7 215,2 213,2 211,0 190,7 176,4

190,0

258,5 242,7 218,8 231,8 231,1 227,8 207,1 190,7

198,0

278,5 262,7 235,1 249,7 250,6 245,9 224,8 206,4 204,0

194,1

300,1 284,5 252,6 269,0 271,7 265,5 244,1 223,5 219,0

210,4

323,3 307,9 271,5 289,8 294,5 286,6 265,1 242,0 236,2 209,0

230,3

  308,8 313,8 306,8 283,9 262,0 253,8 219,5

242,4

  329,1 334,4 328,4 304,2 283,5 272,8 235,9

Tablo 2: Elektrik Enerjisi Talep Projeksiyonlarının Tüketimi Gerçekleşmesine Göre Sapma Oranları (%)

5. En. Kong.

2,1

14,3

0,5

15,4

1,8

21,1

22,0

8,6

32,4

18,8

35,9

23,1

37,0

25,1

38,3

27,5

38,5

28,8

37,4

28,4

36,1

27,7

40,7

32,7

54,6

46,6

53,7

46,3

6. En. Kong.

1996 2000 2002/1 2002/2 2004

-2,8

-2,5

1,5

4,4 0,0

1,6

4,7 -1,2 0,0 0,0

11,0

15,2 9,4 0,3 0,0

14,4

19,2 14,2 0,6 -0,2

15,7

21,0 17,0 7,3 0,9

17,3

23,1 20,1 14,7 5,5

17,9

24,1 22,3 21,6 9,3 -0,2

23,3 22,1 20,8 9,2 1,0

15,2

22,0 21,6 19,9 9,0 0,4

18,7

26,1 26,6 24,2 13,5 4,2

30,1

38,6 40,0 36,8 25,8 15,1

29,0

37,7 40,0 36,2 26,0 15,0

34,1 36,3 33,2 23,3 13,8

35,8 38,0 35,5 25,5 17,0

2008  

3,0 12,8 12,3 10,2 12,5

2010                            

-0,7 -4,7 -2,7

Hürriyet Gazetesi, 13.05.2012

Türkiye Elektrik Enerjisi 5 Yıllık Üretim Kapasite Projeksiyonu (2013-2017) Raporu’nda yer verilen talep tahmin projeksiyonları ve gerçekleşmeler ile sapma oranlarına ilişkin veriler Tablo 1 ve Tablo 2’de yer almaktadır.

Bu tablolara baktığımızda aşağıdaki hususlar öne çıkıyor: 1-Elektrik üretim ve dağıtımının devlet tekelinde olduğu 1985 yılına ve hatta 1994 yılına kadar devlet bağlayıcılığı ve kurumsallığı olmayan kongrelerde yapılan talep tahminlerini baz almaktadır. Yani 1994 yılına kadar devlet kendisine kılavuzluk yapsın diye bile resmi talep tahmin projeksiyonlarını ya yapmamıştır veya yapılanlar bugünün resmi raporlarında baz olarak kullanılmamaktadır. Bu durum devletin elektrik üretiminin devlet tekelinde olduğu zamanlarda bile elektrik teminini bir kamu hizmeti olarak görmekten nedenli uzak olduğunu açıkça göstermektedir. Bir elektrik üretim tesisinin kuruluşu normal koşullarda planlanmaya başlanması ile devreye girmesi arasında geçen süre en kısa inşa süresi olan tesislerde 4-5 yıl, uzun inşa süreli santrallarda ise 710 yıldır. Burada bahsi geçen süreler uzun dönemli planlamalarda esas alınan sürelerdir. Bu kriter dikkate alındığında ve yukarıda belirtilenler ışığında 2000’li yıllara kadar üretim projeksiyonları olmaksızın yatırımların gerçekleştiğini ve bilimsel talep tahmin programlarına dayalı elektrik üretim tesis yatırım planlaması yapılmamış olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Dolayısı ile elektrik talebini karşılamakta gerçekçi ve yeterli yatırımlar yapılmamış ve yapılan yatırımlar da günlük ve acil ihtiyaç gerekçeleri ile karara bağlanmıştır. 2- Talep projeksiyonlarındaki sapma oranları tablolardaki 17 yılda yüzde 54,6 ila yüzde -4,7 arasındadır. 2002 yılında yapılan tahminin 2012 yılı için sapma oranı yüzde 35,5’tir.

Çarpık Tahminlerle Yolda Kalan Yatırımlar

Tabii bu denli yüksek sapma oranlı tahminlere bağlı olarak alınan yatırım kararları da gerçekçi olamamıştır:

-“Karanlıkta kalacağız” iddiaları ile mobil santrallar ve gaz santralları gibi çok yüksek fiyatla elektrik alınan yatırımlar yapılmış ve yapımından bir müddet sonra alım garantisi kapsamında elektrik üretmediği halde kapasite bedeli ödenen tesisler ortaya çıkmıştır. -“En pahalı elektrik olmayan elektriktir” diye yapılan propagandalar ile halka “Elektrik yatırımı olsun, elektriğimiz yansında nasıl olursa olsun” fikri yerleştirilmiştir. -1985 yılından beri özel sektör eli ile yapılmaya çalışılan elektrik üretim tesislerinde aradan geçen 30 yıla yakın süreye rağmen bu konudaki gerekli mevzuat bir türlü tamamlanamamış ve “Kurt dumanlı havayı sever” misali elektrik enerjisi yatırımı yapmak isteyenlere gemisini yürüten kaptan ortamı sunulmuştur. -Elektrik üreten tesislerin ne şekilde, kim tarafından ve nasıl denetleneceği hususu kesin bir düzenlemeye bağlanamamış ve yeterli karı edemediğini düşünen bazı yatırımcıların üretimi durdurma tehditlerine maruz kalınmıştır. -Yatırımcıların 13 Mayıs 2014 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan “Aliağa Çıkmazı” başlıklı haberde belirtilen husus yanında zaman zaman elektrik üretmeyerek, zaman zaman da istedikleri fiyat kabul edilmez ise üretmeyeceklerini söyleyerek yarattıkları piyasa istekleri, elektrik arzında belirsizlikler ortaya çıkarmaktadır.

-Dolayısı ile özünde bir kamu hizmeti olan, ancak piyasalaştırılmaya çalışılan elektrik temin ve sunumu; oluşacak talebe uygun talep tahminlerinin yapılamaması ve yatırımlara gerçekçi bir kılavuz olamaması nedeniyle elektrik arzının ve talebin karşılanmasının belirsiz hale gelmesine neden olmaktadır.

Elektrik sektöründe daha önce yapılan elektrik tüketim talep tahminleri sonucu bugün varılan ortam yine yukarıdaki dumanlı hava durumudur. Ülkede her daim bir elektrik sorunu var görünümü, yarın için belirsizlik gösterimleri, sürekli bir kaynak israfı ve kurtların yararlanacağı ortamı yaratmaktadır.

Geleceğin Talep Tahminleri

2003 yılından beri TEİAŞ kapasite projeksiyonları yapmaktadır. Son 10 yıllık kapasite projeksiyon raporu, 2012-2021 yılları için Aralık 2012’de yayımlanmıştır. Kasım 2013’de 2013-2017 yıllarını kapsayan 5 yıllık kapasite projeksiyon raporu yayımlanmıştır.

2012-2021 yılları için yapılan kapasite projeksiyonlarında yer alan talep tahminleri Tablo 3 ve Tablo 4’de görülmektedir.

Tablo 3: Talep Tahmini (Yüksek Talep)

2012 2013 2014 2015 2016 2017 2018 2019 2020 2021

7,9

43800

46800

50210

53965

57980

62265

66845

71985

262010

281850

303140

325920

350300

376350

404160

433900

467260

Tablo 4: Talep Tahmini (Düşük Talep)

YIL 2012 2013 2014 2015 2016 2017 2018 2019 2020 2021

40130

42360

44955

47870

50965

54230

57685

61340

65440

257060

273900

6,6

291790

310730

330800

352010

374430

398160

424780

Tablolarda görüldüğü gibi enerji talebi artışı, yüksek senaryoda yüzde 7,4 ila yüzde 7,7; düşük senaryoda ise yüzde 5,3 ila yüzde 6,7 arasında alınmıştır. 2012 yılı artışı ise her iki senaryoda da sabit yüzde 6 alınmıştır. Gerçekte 2012 artışı yüzde 5,2 olmuştur.

Kasım 2013’de yayımlanan 2013-2017 yılları 5 yıllık kapasite projeksiyon raporundaki elektrik tüketimi talep tahminleri Tablo 5’de verilmiştir.

Tablo 5: Talep Tahmini Referans (Baz) Talep

YIL 2013

40600

255510

2014 2015 2016

42300 44260 46630

4,2

271010

4,6

287310

302700

2017 2018 2019

49100 51940 54970

318710

337130

356830

2020 2021 2022

58160 61260 64490

377490

397660

418590

Tablo 6: Talep Tahmini (Yüksek Talep)

43500

46420

49370

52490

55780

59260

62930

66320

69880

258140

278960

8,1

301300

8,0

320470

340710

362100

384670

408500

430510

453560

Tablo 7: Talep Tahmini (Düşük Talep)

40250

41500

42900

3,4

44570

3,9

46270

48500

50900

53380

55790

58230

253770

265780

278160

289330

300390

314850

330440

346510

362130

378000

Bu raporda da baz talep artışı yüzde 5,3 ila yüzde 6,1 arasında düşük senaryoda talep artışı yüzde 3,8 ila yüzde 5 arasında, yüksek senaryoda ise yüzde 8,1 ila yüzde 5,4 arasında kabul edilmiştir.

Bu raporda da dikkat edilmesi gereken bir husus; 2013 yılı elektrik talep artışı yüzde 1,3 olarak gerçekleşmiş iken sırası ile yüzde 5,6, yüzde 4,9 ve yüzde 6,7 olarak alınmış olmasıdır. 2013 yılı Kasım ayında bu rapor yayımlanırken 2012-2013 yılının talep artışının bu kadar büyük yanılgı ile rapora alınmasının nedeni mutlaka iyi incelenmeli ve raporların hangi amaca hizmet etmekte olduğunu göstermesi bakımından dikkate alınmalıdır.

Talep Tahminlerinde 1 Yıllık Korkunç Fark

Basit bir örnek olarak 2021 yılı için raporlar arasındaki fark incelenecek olursa Tablo 8’de sunulan manzara ile karşılaşılmaktadır:

Tablo 8: 2021 yılı tüketim talep tahminlerinin karşılaştırılması

Yüksek Talep

Düşük Talep

2012 yılı raporu

467.260

424.780

2013 yılı raporu

430.510

362.130

FARK

-36.750

-62.650

Buradan çok genel olarak aşağıdaki sonuçları çıkarmak mümkündür:

1- 2013 ile 2012 yılları talep tahminleri arasındaki fark yüksek senaryoda Akkuyu Nükleer Santralı’nın 1 yıllık üretimi kadar, düşük senaryo talep tahminindeki fark ise yaklaşık 20 aylık üretimi kadardır. 2- Bir yıllık ara ile yapılan talep tahminlerindeki fark yüzde 8 ila yüzde 14,7 oranında azalma yönündedir. 3- Her iki raporda da ait oldukları yıla ilişkin talep tahmin artışları yüksek alınmıştır.

Bu raporları hazırlayan devlet kuruluşundaki çalışanların yukarıda açıklanan çelişkileri görmemiş olmaları düşünülemez. Dolayısı ile bu raporlardaki bu çelişkilerin bir amaca yönelik olarak yapıldığını düşünmek dışında bir yorum kalmamaktadır.

Plansızlığın Faturası Ağır

Bu amacın da siyasilerin teknik ve bilimsel çalışmaları dikkate almadan kendi görüş ve çıkarları yönünde devlet kurumlarına raporlar hazırlatıp, bu raporları gerekçe göstererek rant yaratacak yatırımları gerçekleştirmek olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bu yatırımlar bir zamanlar acil ihtiyaç diye 1995-2000’li yıllarda yaptırılan ve yakın zamana kadar elektrik üretmedikleri halde hala kendilerine para ödenen mobil santral yatırımlarına dönebilecektir.

Geçmişte hazırlanan bu raporlar gerekçe gösterilerek halen verilmeye devam edilen doğalgaz, nükleer ve ithal kömür santralları gibi pahalı, çok büyük çevresel ve finansal riskler içeren üretim lisansları nedeniyle ve son hazırlanan raporlardaki talep eksilmeleri gerekçe gösterilerek güneş, rüzgar ve benzeri yenilenebilir enerji üretim tesis lisansları kısıtlanabilecektir.

Bu olumsuzlukların önüne geçilmesi için elektrik teminini bir kamu hizmeti olduğu ilkesi ile hareket ederek bilimsel veriler çerçevesinde hazırlanacak talep tahmin projeksiyonlarının gerekliliği acil bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır.

Odamız ve TMMOB’de Genel Kurullar Süreci Tamamlandı…

YENİ BİR YAKLAŞIM GEREKLİ

Cengiz Göltaş TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyesi

“Doğru yol gergin bir ip boyunca gider; yükseğe değil de hemen yerin üzerine gerilmiştir ip. Üzerinde yürünmek değil de, insanı çelmelemek içindir sanki.”

(Franz Kafka/Aforizmalar)

1 8-20 Nisan tarihlerinde Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), 29 Mayıs-1 Haziran 2014 tarihleri arasında da Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Genel Kurulu gerçekleştirildi. Genel kurullarda meslek alanlarımız ve ülkemiz gündemine ait sorunların ne oranda derinlikli olarak tartışılabildiği ve geleceğe dair ne tür eğilimlerin oluşturularak ortak kararların üretilebildiği, her genel kurul sonrasının en çok tartışılan konusu olmuştur.

Böyle bir değerlendirmeye bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Planlama ve verimlilik kavramlarına Oda çalışmalarında özel bir vurgu yapan bizlerin,mevcut sorunlara dayanışma içerisinde birlikte çözümler üretmek adına genel kurullarda geliştireceğimiz yöntemler, geleceğin sağlıklı bir anlayışla örülmesinin ipuçlarını oluşturacaktır.

Hiç kuşku yok ki geçtiğimiz dönem odalara ve TMMOB’ye çok ciddi saldırıların yapıldığı, kurumsal yapımızın tahrip edilmek istendiği bir dönemdi. TMMOB Kanunu’nun değiştirilmek istenmesinden, İmar Kanunu’nda yapılan değişikliklerle yapı üretim süreçlerinde odaların mesleki denetiminin yok sayılmak istenmesine, teknoloji fakülteleri ile mühendislik eğitiminin kaosa dönüştürülmesinden, teknik öğretmenlere mühendislik unvanı verilmesi girişimlerine kadar burada sayılabilecek bir dizi uygulamalar ile AKP iktidarı odaları etkisizleştirmek; mühendislik alanını kendi egemenlik anlayışı ile çıkarlarına uygun olarak yeniden düzenlemek istedi.

Tam da bu nedenlerle böylesine zor dönemlerde genel kurul süreçlerine hazırlık, gündemini en geniş katılım içerisinde demokratik bir işleyiş ile sürdüren yaklaşımı esas almalıdır. AKP eliyle yaşanan saldırıları püskürtmenin ve kurumsal yapımızı yenilemenin bir yolu da genel kurul çalışmalarının yaratacağı dinamizm ile doğrudan ilgilidir.

Bugün yaşanan tüm bu baskı ve sindirme süreci gösteriyor ki, toplumsal yaşamın aklını ve vicdanını oluşturan demokratik, mesleki yapıların önemli sorunlar yaşadığı bir dönemin içinden geçmekteyiz. TMMOB ve odalar, 60 yıla uzanan kurumsal kimliklerinin gereği, sorumluluk alanlarına dönük olarak dışarıdan gelen her türlü olumsuz müdahaleler karşısında bugüne kadar ilkeli ve kararlı bir tutum sergilemişlerdir. Buna karşın, demokratik değerleri ve geleneksel duruşlarıyla sağlıklı bir tarihsel birikime sahip olsalar da, dönem dönem yaşanan sorunlardan kaçınılmaz

olarak çabuk etkilenen kurumlar olma özelliklerini de kendi bünyelerinde taşımışlardır.

TMMOB ve Odamız yıllardan beri bir yandan konu alanlarıyla ilgili uygulanan politikaları sorgularken, diğer yandan toplumsal yaşamın bütününe dair kendi sözünü söyleme gayreti içinde oldu. TMMOB’yi oluşturan 24 odanın ülke ve meslek sorunlarına dair politika yapma biçimi ise oldukça farklı. Gerek odaların kendi içinde yürüttükleri tartışmalar ve oluşturulan siyaset yapma ekseni, gerekse bu siyaset yapma anlayışlarının TMMOB’de karşılık bulması adına yürütülen tartışmalar, zaman zaman TMMOB’yi ana yöneliminden ve olması gereken örgütlü gücünden uzak iç tartışmaların içerisine hapsetmiştir.

Bu durumun elbette en önemli nedeni Türkiye’de demokrasi ve emek yanlısı kesimlerin toplumsal hayata müdahale konusunda yaşadığı daralma ve ülkenin temel kriz alanları konusunda ciddi görüş ayrılıklarının yol açtığı çok parçalı yapının yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Yakın zamanda odalar ve TMMOB için yaşam alanlarının içerisinde doğrudan etkin bir mücadeleyi hayata geçirecek yeni kanallar açılması olanaklı görülmese de, genel olarak son yıllarda emek ve demokrasi güçleri olarak tanımlanan diğer kurumsal yapılarla ortak etkinliklere imza atılmış olması önemli bir dayanışma ve moral değer oluşturmuştur.

Diğer yandan, TMMOB mücadelesini yürüten kadrolar, mühendislik alanında yapılan her türlü üretimde toplumsal fayda temelinde bilim ve demokrasi referansını siyasetin ana eksenine koyarken, her türlü ırkçı, gerici ve liberal yönelimin örgüt bünyesinde prim yapmasına izin vermemiştir. Bu nedenlerle kendi bünyesi ve iç hukuku içerisinde sürdürdüğü tartışmalar ilkesel yaklaşımlarını etkilememiş, yürüyüşünü barış-demokrasi ve emek eksenli bir çerçevede sürdürüyor olması gelinen nokta açısından dosta düşmana karşı önemli bir duruşu ifade etmiştir.

Ancak TMMOB’yi bugünlere taşıyan ve her türlü eksiğine rağmen emekten yana devrimci-demokrat bir siyasetin kanallarını açmakta önemli bir işlev görecek yapısal özellik-

lerini koruyan kesimlerin önemli açmazları vardır. Bunları bilip de görmezlikten gelmek ya da yok saymak, Frigya Kralı Midas’ın eşek kulaklarını berberinin kör kuyulara haykırdığı ve yeşeren sazlıkların rüzgarda dile geldiği anda herkesin durumu öğrendiği mitolojideki hikayeye benzer bir ertelemeyi kabullenmek anlamına gelecektir.

Bugün TMMOB ve odalar içerisinde kendini demokrat olarak ifade eden kesimlerin, ülkemizde son yarım yüzyıla damgasını vuran gerici ve piyasacı sağ siyaset yapma anlayışının yarattığı yönetim krizi ile eşzamanlı olarak, kendi örgütsel yapıları içerisinde giderek daralan mevcut kadroları ve çalışma yapıları ile yeni bir dinamizm ve yeni bir çıkış yaratacak programı hayata geçirmeleri olanaklı görünmemektedir.

Sorunlarımız neredeyse bir yandan meslek alanlarımıza, diğer yandan da demokrasi ve emek güçlerine yapılan her türlü saldırıya (ekonomik, sosyal ve siyasal) karşı savunma çizgisinde kalmaya indirgenmiş durumda. Halbuki TMMOB’nin bilim ve ideoloji alanında diyalektik bağı oluşturmada netliği, gündeme gelen sorun alanlarına karşı yeni çözüm alternatifleri, örgütsel ilişkilerimiz ve siyaset yapma anlayışımız olmak üzere yeni bir programatik yaklaşımı gündemine alması hayatın bize dayattığı kaçınılmaz bir görev olarak durmaktadır.

Ancak böyle bir yaklaşımla bir yandan üye ile olan bağımızı güçlü bir örgütlülük düzeyine taşırken, diğer yandan da gündemin peşine koşmak yerine emekçilerin kendi gündemini ülkenin gündemi kılacak gerçek bir siyasal iradenin siyaset yapma donanımını güçlendirebiliriz. Böyle bir çabanın aynı zamanda TMMOB’nin örgütsel gücü ve birikimine yapacağı hizmet bizler açısından da, oda faaliyetleri içerisinde bulunma nedenlerimizi sağlamlaştıracak, yüzümüzü yaşam alanlarına dönmemizi sağlayacak ve devrimci bir siyasetin yönelimini netleştirecektir.

Artık ciddi bir kırılma noktasındayız. Bugün “iktidarda var olma alanı” olarak dengeleri gözeten yönetim oluşturma ve kendini tekrar eden bürokratik yapılara dönüşme tehlikesine karşı “Nasıl bir TMMOB ve oda” üzerinden yürütülecek program tartışması bizi siyasallaştıracak tek gerçekliktir.

Ancak böylesine demokratik bir zeminde sürdürülecek programatik bir çalışma ile Odaların ve TMMOB’nin yönelimini daha sağlıklı bir çizgiye çekmek, dolayısıyla yeni insanların katılımı ile ortak iş yapma kültürünü daha da geliştirmek mümkündür. Diğer türlü giderek derinleşen bir yabancılaşma ve bürokratizme hapsolmak anlamına gelir ki bu tehlike hiç de uzağımızda değildir.

Yeni çalışma döneminde, Odamızın giderek yoğunlaşan gündemini işletmek üzere hep birlikte daha kolektif bir çalışma anlayışı içerisinde olmak ortak sorumluluğumuz olacaktır.

TMMOB içerisinde geçmişten bugüne EMO son derece önemli bir yerdedir. Bu durum sadece EMO’nun üye sayısı ve örgütlülüğü ile açıklanamaz. Odamız geçmişte olduğu gibi yakın tarihsel süreçte de, ülkemizin ve mesleğimizin temel sorunlarına yaklaşımda önemli bir duruş sergilemiştir. Türkiye’nin toplumsal yaşamında iz bırakan her siyasal kırılmada savrulmamış; enerji, iletişim ve bilişim alanlarında yürüttüğü politikaların ana eksenine emek ve toplumsal yarar ile adil bölüşümü koymuştur.

Bugün örgütlülüğümüzün güçlendirilmesinde en temel sorunlardan biri oda faaliyetlerine katılım ile ilgilidir. Genel olarak tüm kurullar ve oluşturulan komisyonların üretimi ve verimliliğine dair ciddi bir tartışma yürütülmesi gereklidir. Temsil düzeyinde görev alanların katılımı geliştirecek ve

örgüt içi demokrasiyi işletecek önlemleri alma konusunda birinci derece sorumlulukları vardır. Bugünkü ihtiyaç, bulunulan noktayı sorgulamak ve daha gelişmiş bir ilişki ağını üyelerin bütününe taşımaktan geçmektedir. Katılım, karar alma süreçlerinde en geniş kesimlerin kendisini özgür olarak ifade etmesiyle sağlanır.

Yine, örgüt bünyesinde tartışma konusu olan bir başka alan oda-siyaset ilişkisi düzleminde örgütsel bağımsızlığın korunması noktasıdır. Bu konunun TMMOB ve odalar açısından ele alınışı sadece ülkemizin genel veya yerel seçimleri sürecine yönetimlerde görev alan insanların aday olup olmama ya da adaylık sürecinde nasıl davranmaları gerektiği ile sınırlı etik bir tartışma değildir. Meseleye bütünüyle meslek odası faaliyetleri ile siyasal alanın nasıl ilişkilendirilmesi gerektiği üzerinden bakılmalıdır.

Bugün gerek kendi meslek örgütümüzün gerekse TMMOB’nin yakın tarihi içerisinde, bulundukları kurumsal yapılara kendi konumlarının siyaset düzlemindeki yerleri açısından bakma ve buradan kişisel siyasi rant elde etme biçiminde geçmişte kimi yanlış yaklaşımlar gösterilmişse de, sorun sadece adaylık düzleminde ele alınmadan, hemen her kesimin meslek örgütlerinde bulundukları yerin özgün konumlarına uygun olarak bağımsız siyaset geliştirme konusunda yeni pratikler geliştirmesi gereklidir. Siyasal özne ile alan faaliyetlerinin tanımlanmasına dair en genel doğru, birbirlerine tabi olmayan, birini diğerinin arka bahçesi görmeyen ve yapısal özelliklerinin farklılıklarından kaynaklı özgünlüklerine sahip çıkan ve saygı gösteren bir yaklaşım olmalıdır.

Bugün politikalarımızı derinleştirecek olan şey, yaşam içerisinde toplumun duyarlılık gösterdiği proje yatırım ve üretim alanlarında yaşanan çelişki ve karşı çıkışları mühendislik alanlarımızdan doğru biçimde algılayan, toplumsal yarar sağlayacak alternatif çözümler üreten ve hafızasını Marmara Depremi’nden Soma Felaketi’ne, cinayetlere dönüşen işçi ölümlerinden doğa ve çevre felaketlerine dönüşen yapı imalat süreçlerine kadar bizi ilgilendiren her konuda sürekli ve duyarlı bir çizginin izlenmesinden geçmektedir.

Sonuç olarak 2014 yılında yapılan oda ve TMMOB genel kurulları ile tarihsel bir eşikteyiz. Meslek örgütlerimizi mücadelenin dinamizmi içerisinde başta genç meslektaşlarımız olmak üzere herkesi kapsayan bir çekim merkezi haline getirmenin araçları; örgüt içi demokrasi ve hukukun işletilmesi kadar, aynı zamanda Taksim Gezi Direnişi’ne ilham veren yaşam alanlarımızın yağmaya ve soyguna karşı savunulması, başka bir deyişle kamusal alanın korunması ile ilgili olacaktır.

Bizler Odamız ve TMMOB bünyesinde kendimizi ifade ederken, demokrasisi gelişmiş; yargı organları ve hukuku siyasal iktidarlardan bağımsız işleyen; üniversiteleri, basını, toplumsal örgütlü kurumları baskı altında olmayan; çalışanların üretim süreçlerinde ve sosyal yaşamları ile hem can güvenliklerinin, hem de iş güvencelerinin bulunduğu; adil ve insanca yaşam standartlarının geliştiği; hiç kimsenin inancı, etnik kimliği, yaşam tercihleri ile ötekileştirilmediği; sosyal yaşamın piyasacı ve gerici yaklaşımlarla düzenlenmediği; bağımsız, çağdaş, demokratik bir Türkiye talebinin bir parçası olarak buralarda kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz.

Odamızın 60. yılında bizlere hala buralarda ne arıyorsunuz diyenlere bu değerlerin yüzü suyu hürmetine büyük Ozan Ahmet Arif’in seslenişiyle;

“…Bu’dur ol hikayet,Ol kara sevda…” diyelim.

Bundan ötesini Fuzuli ne güzel söylemiş: “Aslolan Aşk’tır Hayatta Gerisi Laf’ü Güzaf…”

YÖK Tarafından 2005 Yılında Beri Mühendislik Unvanı Kullanımında Yaratılan Kargaşaya Son Verildi…

DİPLOMALARDA MÜHENDİSLİK TESCİLLENECEK

Emre Metin Elektrik Mühendisleri Odası Müdürü

Türkiye’de mühendislik yapabilmenin koşulları iki farklı kanunda düzenlenmektedir. Bunlardan 3458 sayılı

beleri yerine getirmeyen yüksek mühendis, yüksek mimar, mühendis ve mimarlar Türkiye’de mesleki faaliyetten men

Mühendislik ve Mimarlık Kanunu’nun 1. Maddesi “Türkiedilirler”denilmektedir. Bu düzenlemeye göre, mühendisin

ye’deki Mühendislik Fakülteleri” ya da dengi olarak kabul

meslek odasına üye olmaması halinde mühendislik faaliyeedilen fakültelerden mezun olmak koşulunu getirmiştir.

tinden men edilmesi söz konusu.

Yabancı ülkelerdeki mühendislik fakültelerinden mezun olanların ise Yüksek Öğretim Kurumu’ndan (YÖK) denklik belgesi almaları gerekiyor.

3458 sayılı Kanun’un 7. Maddesi’nde; 1. Madde’de belirtilen diploma vb. mezuniyet belgesine sahip olmayanların mühendis unvan ve yetkisi ile çalışması ve çalıştırılması yasaklanmıştır. 8. Maddesi ile de 7. Madde’ye aykırı davrananların, yani 1. Madde’de belirtilen belgelere

Özetle mevcut yasal düzenlemelere göre mühendislik unvanının kullanılmasının şartları şunlardır:

1. Türkiye’deki ve denkliği YÖK tarafından tanınmış yurtdışındaki üniversitelerin; mühendislik eğitimi veren lisans bölümlerinden mezun olmak, 2. Mezun olduğu bölüme uygun bir meslek odasına kaydolmak ve üyelik yükümlülüklerini yerine getirmek.

sahip olmadığı halde mühendis unvan ve yetkisi ile çalışanlar ile çalıştıranların, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaları hüküm altına alınmıştır.

YÖK’ün yeni kararı doğrultusunda

Birinci şartın yerine getirilmesi ile ilgili olarak; 2005 yılından önce tüm mühendislik eğitimi veren üniversiteler diplomaları “… Mühendisi unvanını tüm yetkileri ile almaya hak

Mühendislerin Türkiye’de çalışabilmeleri için ikinci koşul 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kanunu’nun 33. Maddesi ile getirilmiştir. 33. Madde sadece üye olma yükümlülüğü getirmemiş aynı zamanda “yükümlülüklerini yerine getirerek üyeliğini muhafaza etmek“

diplomalara unvan yazılmaması uygulamasında mühendislik programlarından mezun olanlar hariç

kazanmıştır” şeklinde düzenliyorlardı. 2005 yılında YÖK tarafından aldığı karar gereğince bu ifadeler kaldırılmış ve hangi alanda lisans eğitimi alındıysa o alandaki derecesi yazılmaya başlandı. Örneğin eski uygulamada “… Elektrik Mühendisi unvanını almaya hak kazanmıştır” ibaresi varken, “Elektrik Mühenşartını da koymuştur. Bu maddenin yaptırımı da

tutulacak.

disliği alanında lisans eğitimi almıştır” ifadesi

38. Madde’de düzenlenmiştir. 38. Madde’de “Bu

getirilmiştir. YÖK’ün bu uygulamaya ilişkin

kanunun 33 ve 34’üncü maddelerinde yazılı vecialdığı karar şöyle:

Danıştay, Teknoloji Fakültelerinden Mezun Olanların Mühendis Unvanını Kullanmalarına İlişkin YÖK Kararını Durdurdu…

TEKNOLOJİ FAKÜLTELERİNDE UNVAN SIKINTISI

Teknoloji fakültelerinin mühendislik programlarından mezun olanların mühendislik unvanlarını kullanmalarına ilişkin Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) 2013 yılında aldığı kararın yürütülmesi durduruldu.

Danıştay 8. Dairesi, TMMOB tarafından açılan davada ara karar vererek, Yükseköğretim Yürütme Kurulu’nun 24 Temmuz 2013 tarihli “Teknoloji fakültesi ile mühendislik fakültesi bünyesinde yer alan aynı isimli mühendislik programlarının birbiri ile eşdeğer olduğu ve teknoloji fakültelerinin mühendislik programlarından mezun olanların ilgili dalın mühendisi unvanını kullanacakları” şeklindeki kararının yürütmesini durdurdu. Yürütmenin durdurulması kararı sonrasında, Üniversitelerarası Kurul’un da görüşünü alan YÖK Yürütme Kurulu, teknoloji fakültelerinden mezun olacak öğrencilerin mühendis unvanı kullanmalarına yönelik yeni bir karar aldı. Ancak YÖK Yürütme Kurulu, aldığı bu yeni kararla hukukun arkasından dolanma yolunu seçmiş oldu. Şimdi TMMOB tarafından bu karar da dava konusu edilecek. Önümüzdeki yıl ilk mezunlarını verecek olan teknoloji fakültelerinin, diplomalara nasıl bir unvan yazacağı ise henüz bilinmiyor.

“2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 2880 sayılı Kanun’la değişik 43/b maddesi uyarınca, aynı meslek bilim dallarında, eğitim-öğretim yapan, üniversitelerde eğitim-öğretim, metot, kapsam, öğretim süresi ve yıl içindeki değerlendirme esasları bakımından eşdeğer olması ve öğrenimden sonra kazanılan unvanların aynı ve elde edilen hakların eşdeğer sayılması hususu Üniversitelerarası Kurulun önerisi üzerine Kurulumuza ait bulunmaktadır. Üniversitelerarası Kurul’un 19 Şubat 2002 tarihli toplantısında alınan ‘..diplomalara unvan yazarak çalışma alanlarını sınırlandırmak yerine mezun oldukları bölüm ve/veya ana sanat (anabilim) dalında ön lisans/lisans/ yüksek lisans derecesi verilmesine’ ilişkin karar 27 Nisan 2003 tarihli Üniversitelerarası Kurul toplantısında yinelenerek Başkanlığımıza gönderilmiştir. Söz konusu karar 2547 sayılı Kanun’un 2880 sayılı Kanun’la değişik 43/b maddesi uyarınca Yükseköğretim Genel Kurulu’nun 3 Haziran 2005 tarihli toplantısında görüşülmüş ve 2005-2006 eğitim-öğretim yılından itibaren uygulanmak üzere diplomalara unvan yazılmaması öğrenim görülen program adının ve derecesinin belirtilmesinin uygun olduğuna karar verilmiştir.”

Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’nın 2005-2006 eğitim-öğretim yılından itibaren uygulanmak üzere diplomalara unvan yazılmamasını içeren 3 Haziran 2005 tarihli bu kararına karşı açılan ve Danıştay 8. Dairesi’nce reddedilen dava, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nda görüşüldü.

Konuya ilişkin 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nda ve ilgili yükseköğretim mevzuatında bir düzenleme yer almadığının vurgulandığı bozma kararında, şu saptama yapıldı:

“...bu konuda özel yasal düzenleme niteliğinde olan 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanunu’nun 3. maddesinde; aynı Kanunun 1. maddesinde sayılan Türkiye’deki mühendislik eğitimi verilen okullardan mezun olanlara verilecek diplomalara mühendis unvanının dercedileceği belirtilmiştir.”

Yine kararda, Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanunu’ndaki özel düzenlemenin göz ardı edildiği tespit edilirken, “Unvan yazılmayacağı yolunda tesis edilen işlemde, mühendislik fakültesi mezunları yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır”denildi.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nda alınan kararın ardından 17 Nisan 2014 tarihli YÖK Genel Kurulu Toplantısı’nda konunun gündeme getirildiği ve konuya ilişkin 3 Haziran 2005 tarihli kararın iptal edildiği bildirildi. YÖK’ün yeni kararı doğrultusunda diplomalara unvan yazılmaması uygulamasında mühendislik programlarından mezun olanlar hariç tutulacak. Söz konusu karara göre diğer fakültelerden ve bölümlerden mezun olanlar için unvan yazılmaması uygulaması devam edecek.

Özetle artık mühendislik eğitimi veren üniversiteler diplomaları “… Mühendisi” şeklinde vermeye eskiden olduğu gibi devam edecekler.

YÜKSEK MÜHENDİS

UNVANININ KULLANIMI

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na göre yüksek lisans; bir lisans öğretimine dayalı eğitim-öğretim ve araştırmanın sonuçlarını ortaya koymayı amaçlayan bir yükseköğretimdir.

Geçmişte çeşitli üniversitelerin mühendislik programlarında 5 yıllık lisans eğitimi uygulanmış ve bu programlardan mezun olanlara lisans diplomalarıyla “Yüksek Mühendis” unvanı verilmiştir. Sonraki yıllarda bu sistem değiştirilmiş, 4 yıllık lisans ve 2 yıllık yüksek lisanstan oluşan ikili sisteme geçilmiştir. Ayrıca yurtdışından mezun olanlar (1950 ve öncesi) Türkiye’ye yüksek mühendis olarak dönmüşler ve bu şekilde çalışmaya başlamışlardır. Halen bu şekilde unvan kullanan üyelerimiz bulunmaktadır ve bu unvan bir lisans unvanı olarak kullanılmaktadır. Ancak bugün bu uygulama bulunmamaktadır.

Ülkemizde bir mesleği ve bu mesleğin unvanını alabilmenin, ancak o meslekle ilgili lisans eğitimi yapmakla mümkün olduğu; diğer bir deyişle, bir mesleği veya meslek unvanını ancak lisans öğretiminin sağladığı; buna karşılık mastır (yüksek lisans) öğreniminin belirli bir konuda uzmanlaşmanın ilk basamağını oluşturduğu; ancak, kişilere bu eğitime göre bir mesleği veya meslek unvanını sağlamadığı görülmektedir.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 3. Maddesi’nin (s) bendinde, lisans öğreniminin, ortaöğretime dayalı, en az sekiz yarıyıllık bir programı kapsayan bir yükseköğretim olduğuna işaret edilmiş; (t) bendinin (1) nolu alt bendinde de, yüksek lisans öğreniminin (Bilim uzmanlığı, yüksek mühendislik, yüksek mimarlık, master), bir lisans öğrenimine dayalı, eğitim-öğretim ve araştırmanın sonuçlarını ortaya koymayı amaçlayan bir yükseköğretim olduğu hükmüne yer verilmiş; ‘Lisans Düzeyinde Öğretim’ başlığını taşıyan 43. Maddesi’nin (b) bendinde ise, aynı meslek ve bilim dallarında eğitim-öğretim yapan üniversitelerde, eğitim-öğretim, metod, kapsam, öğretim süresi ve yıl içindeki değerlendirme esasları bakımından eşdeğer olması ve öğrenimden sonra kazanılan unvanların aynı ve elde edilen hakların eşdeğer sayılması hususunun Üniversitelerarası Kurulun önerisi üzerine Yükseköğretim Kurulu’nca düzenleneceği hükme bağlanmıştır.

3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanunu’nun 1. Maddesi’nin (a) bendinde de, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mühendis unvan ve yetkisi ile sanat icra etmek isteyenlerin, mühendislik tahsilini gösteren Türk yüksek mekteplerinden verilen diplomaya sahip olmaları koşulu getirilmiştir.

Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; ülkemizde bir meslek ve bu mesleğin unvanını alabilmenin, ancak o meslekle ilgili lisans eğitimi yapmakla mümkün olacağı açıktır. Diğer bir deyişle, bir meslek veya meslek unvanını ancak lisans öğretimi ve lisans diplomasında yer alan unvan sağlayabilmektedir.

Buna karşılık mastır (yüksek lisans) öğrenimi, söz konusu bent hükmünde de belirtildiği gibi, belirli bir konuda uzmanlaşmanın ilk basamağını oluşturmakta; ancak, kişilere bu eğitime göre bir meslek veya mesleki unvan sağlamamaktadır.

TÜKETİCİ ELEKTRONİĞİNDE GÜVENLİ ÜRÜN TASARIMI

Andaç Pamuk Vestel Ürün Güvenliği ve Belgelendirme Bölüm Şefi Elektrik Elektronik Mühendisi + Mühendislik Yönetimi Yüksek Lisans

Ürün Güvenliği Nedir?

Piyasadaki ürünlerin insan sağlığını, can ve mal güvenliğini, ve bunun yanında hayvan ve bitki yaşamlarını da olumsuz etkilemeyecek biçimde olma durumuna “Ürün Güvenliği” denir. Bu koşulların sağlanması amacıyla asgari güvenlik koşullarını sağlayan ve kullanıcıları için yukarıda belirtilen çerçevede risk taşımayan veya kabul edilebilir seviyede risk taşıyan ürünlere “Güvenli Ürün” denir.

Toplumların modernleşmesine ve yaşam kalitelerinin yükselmesine paralel olarak, özellikle XX. Yüzyıl’dan itibaren ürünlerin güvenli olma fikri belirginleşmeye başlamış, zaman ilerledikçe ürün güvenliği gereksinimleri konusunun önemi hızla artarak tüm dünyaya yayılmış ve bu gereksinimler sağlamak yasal mevzuatlar ile zorunlu hale getirilmiştir. Ürün güvenliği bilincinin artmasında ve birtakım gerekliliklerin ortaya çıkmasında elbette ki gelişen teknoloji ile beraber insanoğlunun kullanımı için tasarlanıp piyasaya sürülen ürün miktarlarının artması ve buna bağlı olarak ürünlerden kaynaklı kazaların da etkisi vardır.

Günümüz modern toplumlarında bir ürünün güvenli olma niteliği, en az o ürünün performans, güvenilirlik, kullanılabilirlik gibi ön plandaki diğer özellikleri kadar önemli hale gelmiştir. Bu sebeptendir ki güvenli olmadığı takdirde insan, hayvan veya bitki yaşamlarını tehlikeye atacak riskli ürün gruplarının üreticileri, ürünlerini belirli standardlara göre uygun olacak şekilde tasarlamak suretiyle ürünlerine yön vermek durumundadırlar.

Ürün Güvenliği Yasal Mevzuatları

Ülkemizde Avrupa Birliği(AB)’ne uyum süreci ile beraber ürün güvenliği yönetmelikleri ülkemizin yasalarına uyarlanmış ve uyarlanmaya devam etmektedir. Ürünlerin piyasaya arzı ve piyasanın denetlenmesi ile ilgili 4703 saylı kanun, 2002 yılından beri ülkemizde yürürlüktedir. Bu kanun ile birlikte ülkemizdeki üreticiler, dağıtıcılar, satıcılar ve denetçiler belirli yasal sorumluluklar altına girmiştir.

Ürün güvenliği ile ilgili mevzuatın uygulanmasında önemli kavramlardan birtanesi de “Piyasa Denetimi”dir. AB ülkeleri arasında ticari sınırların kalmasıyla oluşan ortak pazar ile

birlikte ortaya çıkan “ürünlerin serbest dolaşımı” konusunda bu serbest dolaşabilen ürünlerin güvenli olmalarının kontrolü açısından piyasa denetimi gereklidir. Ülkemizdeki yetkili kamu kuruluşları, ürünlerin piyasaya arzı, dağıtımı veya piyasada bulunmaları esnasında denetim etkinliklerini gerçekleştirirler.

Denetimler esnasında uygunsuz bulunan ürünler tespit edildiği takdirde, bu ürünlerin üreticileri veya dağıtıcıları hakkında yasal işlemler başlatılır ve cezai yaptırımlar uygulanabilir. Bu yaptırımlar arasında para cezası ve ürünü piyasadan toplatma gibi ağır koşullar vardır. Uygunsuz ürünler ayrıca AB’ye ait veya ülkesel ölçekteki internet siteleri, yazılı ve görsel basın gibi iletişim araçları üzerinden de duyurulabilir. Tüm bunlar üreticinin maddi kayba uğramasına ve piyasa saygınlığının azalmasına sebep olur.

Tüketici Elektroniği ve Ürün Güvenliği

Günümüzde “tüketici elektroniği” diye adlandırdığımız ürün grubu içerisindeki radyo, televizyon, uydu alıcısı, DVD oynatıcısı, dijital kamera, kişisel bilgisayar, oyun konsolu ve cep telefonu gibi cihazlar, insan yaşamının vazgeçilmez bir parçası olmuş ve giderek günlük yaşantılarımızda bu elektrikli cihazlarla iç içe bir hayat tarzı dünyaya hakim olmaktadır. Uygun kullanıldığında dünyanın en çok faydalanılan enerji çeşitlerinden olan fakat aynı zamanda insan hayatını yüksek derecede riske sokabilen elektrik enerjinin tüketici elektroniği cihazlarıyla bu denli hayatımızın içerisine girmesinin bir sonucu olarak “ürün güvenliği mühendisliği” dalı ortaya çıkmış ve insanları “güvenli ürün” tasarlamaya yöneltmiştir. Ürün güvenliğini tüm dünyada standardlaştırma çalışmalarının başlaması XX. Yüzyıl’ın başlarına denk gelse de, tüketici elektroniği cihazlarının güvenliği için yapılan çalışmalar teknolojinin gelişimine ve insanların kullanımına paralel olarak XX. Yüzyıl’ın ortalarına denk gelmektedir. O yıllarda metal olarak kullanılan bir radyo kulaklığındaki elektrik kaçağı neticesinde yaşanan bir çarpılma olayı ile tüketici elektroniği cihazlarının güvenli tasarımı için standardizasyon çalışmaları başlatılır.

Uygun kullanıldığında dünyanın en çok faydalanılan enerji çeşitlerinden olan fakat aynı zamanda insan hayatını yüksek derecede riske sokabilen elektrik enerjinin tüketici elektroniği cihazlarıyla bu denli hayatımızın içerisine girmesinin bir sonucu olarak “ürün güvenliği mühendisliği” dalı ortaya çıkmış ve insanları “güvenli ürün”

tasarlamaya yöneltmiştir.

Tüketici elektroniği cihazlarının tasarımında sadece güvenliğe değil, performans, elektromanyetik uyumluluk, güvenilirlik gibi diğer usurlara da tasarımcılar tarafından dikkat edilir. Fakat ürün güvenliğini diğer önemli ürün niteliklerinde ayıran nokta, doğrudan insan sağlığı ve hayatı ile ilgili olmasıdır. Güvenli olmayan bir üründen kaynaklı yaşanabilecek olumsuzlukların geri dönüşü olmayabilir. Bu özelliği yüzünden ürün güvenliği konusunun tasarımcılar, piyasa denetçileri ve tüketiciler tarafından özel olarak değerlendirilmesi gerekir.

Bir örnek vermek gerekirse, 2006 yılında dünyanın en tanınan tüketici elektroniği üreticilerinden olan bir firmanın ürettiği dizüstü bilgisayarlarda hatalı tasarlanan pillerinin kullanımının yol açtığı aşırı ısınma ve neticede patlama olayları meydana gelmiştir. Tek sevindirici tarafı herhangi bir kullanıcının hayatını kaybetmemesi olan bu olay sonucunda ciddi yaralanmalar meydana gelmiş, piyasadaki binlerce ürün toplatılmış, sektör $280,000,000 zarara uğramış ve firmanın borsa ve piyasadaki saygınlığı zedelenmiştir.

Ürün Güvenliğinin Belgelenmesi – CE İşareti

Üretici ve dağıtıcılar, piyasaya sadece “güvenli” olan ürünleri verme ve bunu gösterme zorunluluğundadır. Ürünün güvenli olduğunu gösterir yaygın kullanım CE işaretidir. Bir ürünün CE işaretini taşıması, o ürünün ilgili yönetmelikte zorunlu kılınan tüm şartları sağlıdığı anlamına gelir. Böylelikle ürünün amacına uygun kullanıldığında insanlara, hayvanlara, çevreye ve etkileyebileceği diğer ürünlere karşı zarar vermeyeceğini belirtir.

“Avrupa Uygunluğu” anlamına gelen CE (Conformité Européenne) işareti, Avrupa Birliği’nin Yeni Yaklaşım Yönergelerinde ele alınan ürün gruplarına iliştirilebilir. Kişisel koruyucu donanımlar, oyuncaklar, elektrikli ev aletleri, inşaat malzemeleri, asansörler gibi ürün grupları için ayrı yönetmelikler mevcuttur. Bu yönetmelikler Türk

hukuk mevzuatına da aktarıldığından ülkemizde de CE işareti zorunlu olmuştur.

Tüketicilerin piyasada güvenli ürüne ulaşımını kolaylaştıran bu işaret, aynı zamanda ticari sınırları kaldıran bir pasaport görevi de görerek üreticilerin işlerini kolaylaştırmaktadır. Üreticiler, ilgili yönetmeliğe uygun olan ürünlerine CE işareti iliştirdikten sonra bir “uygunluk beyanı” ve “teknik dosya” hazırlarlar. Bu teknik dosyada ürüne ait test raporları, bileşen belgeleri, teknik çizimler gibi belgeler bulundurulur.

Güvenli Ürün İçin Bazı Genel Tasarım Gereklilikleri

Günlük yaşamımızın ayrılmaz parçaları olan tüketici elektroniği ürünleri için kullanılan AB Yönetmeliği, “2006/95/ EC” numaralı “Low Voltage Directive” (LVD) diye bilinen yönetmeliktir. Ülkemizde “2006/95/AT – Belirli Gerilim Sınırları Dahilinde Kullanılmak Üzere Tasarlanmış Elektrikli Teçhizat İle İlgili Yönetmelik” adıyla resmiyet kazanan bu yönetmelik içerisindeki tüm gereksinimlere, kapsam içerisindeki ürünlerin üreticileri uymak zorundadır.

Ürünlerin yönetmeliğe uygun olacak şekilde güvenli tasarlanabilmesi için ulusal ve/veya uluslararası ürün güvenliği standardları oluşturulmuştur. Avrupa için bahsetmek gerekirse, bu standardlar EN (European Norms) harfleri ile kodlanmış ve her ürün grubu için ayrı bir numara alarak farklılaşmış standardlardır. Cebimizde taşıdığımız müzik çalıcımız, kulağımıza dayadığımız cep telefonumuz, masamızdaki bilgisayarımız ve salonumuzdaki televizyonumuz gibi tüm elektrikli cihazlar, işte bu standardlara göre tasarlanıp güvenli hale getirilir.

Tüketici elektroniği cihazlarının güvenli olarak tasarlanabilmesi için iki adet güvenlik standardı vardır*. Bunlar:

EN 60065 Güvenlik Kuralları-Ses, Görüntü ve Benzeri Elektronik Cihazlar EN 60950 Bilgi Teknolojileri Cihazları – Güvenlik

AKIM DEĞERİ TEPKİ

0.7 mA

Standarda göre akımın tehlikesi sayılacak sınır değeridir. Bu değerden yüksek düşük frekanslı akımlar özellikle yaşlılar ve kalp hastaları içintehlike arz eder.

1-5 mA

Hafif bir şok etkisi rahatsız edici fakat acı vermez. Çoğu insan bu akımdan kendi kendine kurtulabilir. Fakat çarpılma sırasındaki istemsiz hareketler yaralanmalara sebep olabilir.

6-25 mA (bayan) Acı verici bir şok. Kas kontrolü kaybolur. Akımdan kendi kendine kurtulmak mümkün 9-30 mA (erkek) olmayabilir.

50-150 mA

Çok acı verici şok. Solunum kesilir. Kaslar kasılır. Ölüm olasılığı vardır.

1-4,3 A

Kalp ritmi bozulur. Sinir hasarları oluşur. Ölüm olasılığı yüksektir.

10 A

Kalp durması oluşur. Ciddi yanıklar meydana gelir. Ölüm gerçekleşir.

* EN 60065 ve EN 60950 standardlarını birleştirici nitelikte yeni bir standard yayınlanmaktadır. “EN 62368 Ses, Görüntü, Bilgi ve Haberleşme Teknolojileri Cihazları Güvenlik Gereklilikleri” isimli bu standarda geçiş yapılacaktır.

Bu standardlarda temel olarak cihazların hem normal çalışma koşullarında, hem de hata koşullarında aşağıdaki unsurlara karşı korumalı olması ele alınır:

1. Elektrik Çarpması: Elektrik akımının insan vücudundan geçmesidir. Miliamperler mertebesindeki bir akım bile insan sağlığını tehlikeye sokabilir. Ürün tasarımından kaynaklı tehlikeli elektrik çarpmalarını engellemek için ürünler tehlikeli gerilimli noktalarına ulaşım olmayacak şekilde tasarlanırlar. Bunu sağlamak adına, ulaşılabilir yerler ile tehlikeli gerilimli bölgeler arasına yalıtım mesafesi, yalıtım maddesi ve koruyucu toprak bağlantısı gibi tedbirler uygulanır. Eğer bir yalıtım mesafesi veya yalıtım maddesi uygulanmışsa, yalıtımın maruz kaldığı çalışma gerilimine göre belirlenen mesafe, kalınlık, dielektrik dayanımı ve yalıtım direnci gibi gereklilikler sağlanmalıdır. Bunun yanısıra, tasarımda yalıtımı köprüleyen RFI (radio frequency interference) filtre komponentlerin kullanılması durumunda yalıtılmış tehlikeli gerilimli bölgeden (birincil bölge) ulaşılabilir bölgelere (ikincil bölge) bir sızıntı akımı oluşabilir. Buna “kaçak akım” denir ve aşağıdaki devrede gösterilen düzenek ile ölçülerek belirli sınırların altında olması sağlanır. Yukarıda A ve B olarak gösterilen uçların insan vücudunun dokunma yaptığı yerlere karşılık geldiği bu devre yardımı ile ölçülen U2 gerilim değerinin insan vücut direnci olarak kabul edilen 500Ω’a bölünmesi ile vücuttan geçecek kaçak akım miktarı hesaplanmış olur. 2. Aşırı Isınmalar: Cihazların dış yüzeylerinde oluşabilecek aşırı asınmalar, yaralanmalara ve cihazın mekanik kararlığının bozulmasına sebep olabilir. Ayrıca cihazın içerisinde oluşabilecek aşırı ısınmalar ise tehlikeli gerilimli yerler ile ulaşılabilir bölgeler arasında bulunan yalıtımı zedeleyebilir. Bu yüzden cihaz tasarımları sadece belirlenmiş sınırlara kadar sıcaklık artışlarına izin verir. 3. Tehlikeli Işımalar: Yüksek enerji seviyelerindeki iyonlaştırıcı veya lazer ışımalarının meydana getirebileceği yaralanmaları önlemek adına, ışıma seviyelerini sınırlayan tasarımlar gereklidir. 4. Patlamalar: Ürünler, televizyon tüpleri gibi patladığında yaralanmalara sebep olabilecek durumlara karşı korumalı olaracak şekilde tasarlanmalıdır. 5. Mekanik Zararlar: Ürün tasarımları, gerekli mekanik dayanım ve kararlılık şartlarına uygun yapılmalı ve keskin

kenarlı olmak gibi tehlikeli durumlara izin vermeyecek şekilde olmalıdır. Böylece mekanik tasarımların yetersizliğinden kaynaklı cihazın devrilmesi, düşmesi veya kesmesi gibi olumsuz durumlar engellenmiş olur. 6. Yangın: Elektronik malzemelerde oluşabilecek hatalar, kötü bağlantılar, aşırı yüklemeler ve yalıtımın delinmesi gibi durumlarda oluşabilecek aşırı sıcaklıklar veya arklar sebebiyle ürünler yangına sebep olabilir. Üründen kaynaklı bu yangınların çıkmalarını ve yayılmalarını engellemek için tasarımlarda mekanik ve elektriksel birtakım gereklilikler yerine getirilir. Ürün güvenliği; üreticilerin güvenli ürün tasarlaması, yetkililerin uyguladıkları denetimler ve tüketicinin güvenli ürün edinme üçlemesi ile en uygun şekilde gerçekleştirilebilir.

MARMARAY BC1 PROJESİ KAPASİTİF/ENDÜKTİF KOMPANZASYON SİSTEMİ

Barış Sürmeli Elektrik Mühendisi Su/Yapı Müh. ve Müş. A.Ş. [email protected] [email protected]

Marmaray BC1 Sözleşmesi; Üsküdar İstasyonu, Sirkeci İstasyonu ve Yenikapı İstasyonu olmak üzere üç adet yeraltı istasyonu, Kazlıçeşme Yüzey İstasyonu ile Ayrılıkçeşme, Yenikapı ve Yedikule olmak üzere üç adet havalandırma binası ve batırma ve delme tünellerden oluşmaktadır. Şu anda yapımı devam eden CR3 Projesi ile Gebze-Söğütlüçeşme ile Kazlıçeşme-Halkalı arasındaki hatlar da iyileştirilmiş olacak olup, Marmaray Projesi tamamlanmış olacaktır.

Bu makalede hattın enerji tüketiminin azaldığı zamanlarda (geceleri tren seferlerinin azaldığı ya da olmadığı zamanlarda), kullanılan orta gerilim kablosunun uzunluğundan dolayı, kablo üzerinde indüklenen kapasitif yükün etkisini bertaraf etmek için tesis edilen kapasitif/endüktif kompanzasyon sistemi hakkında bilgi verilmektedir.

Marmaray BC1 Projesi’nin enerji ihtiyacı, biri Anadolu Yakası (TEİAŞ İbrahimağa), diğeri de Avrupa Yakası’nda (TEİAŞ Yenikapı) bulunan 154/33 kV GIS Trafo Merkezleri’nden karşılanmaktadır. Trafo merkezlerinde bulunan 50 MVA gücünde transformatörler üzerinden sistemin 33 kV güç ihtiyacı karşılanmaktadır. Normal işletme durumunda her iki TEİAŞ Trafo Merkezi de sistemi besleyecek olup, her iki merkez tek başına da tüm sistemi beslemek için yeterli kapasiteye sahip olacak şekilde tasarlanmıştır. Ayrıca her iki trafo merkezinde aynı anda oluşabilecek bir arızaya karşın sistemin acil yüklerini beslemek için biri İstanbul’un Anadolu Yakası (Ayrılıkçeşme), diğeri ise İstanbul’un Avrupa Yakası’nda (Yedikule) olmak üzere her biri 20 MVA gücünde (8 adet 2500 kVA gücünde dizel jeneratörlerden oluşan) iki adet dizel jeneratör merkezi tasarlanmıştır. Trafo merkezlerine benzer olarak, dizel jeneratör merkezlerinin de her biri tek başına tüm sistemin acil yüklerini besleyecek kapasiteye sahiptir. Kısacası sistemi tek başına besleyebilecek dört farklı kaynak mevcuttur.

İstasyonların ve havalandırma binalarının her birinde ikişer adet 33 kV ana bara bulunmaktadır. Bu baraların bir adedi İstanbul Avrupa Yakası’ndaki TEİAŞ 154 kV/33 kV Yenikapı GIS Trafo Merkezi’nden, diğeri ise İstanbul Anadolu Yakası’ndaki TEİAŞ 154 kV/33 kV İbrahimağa GIS Trafo Merkezi’nden beslenmektedir. İstasyonlarda ve havalandırma binalarında 2 adet yüzde 100 yedekli iç ihtiyaç transformatörleri (33 kV/0.4 kV) ve yine 2 adet yüzde 100 yedekli tünel havalandırma fanları için transformatörler (33kV/0.69 kV) bulunmaktadır. Transformatörlerin toplam kurulu gücü yaklaşık 44 MVA olup, tünel içinde çıkabilecek en yüksek yangın yükünü karşılayabilecek talep güç ise 20 MVA civarındadır.

İstasyon ve havalandırma binalarını beslemek amacıyla uzunluğu yaklaşık 2x16 km (Yenikapı’dan beslenen ring ve İbrahimağa’dan beslenen ring olmak üzere) olan 33 kV, 3x(1x240/120 mm2) XLPE kablo kullanılmıştır. Enerji dağıtımında kullanılan orta gerilim kabloları XLPE, çelik zırhlı, halojen free (Halojen gazı yaymayan) olarak seçilmiştir. İstasyonlardaki enerji tüketiminin azaldığı zamanlarda (Geceleri tren seferlerinin azaldığı ya da olmadığı zamanlarda), kullanılan orta gerilim kablosunun uzunluğundan dolayı kablo üzerinde indüklenen kapasitif yükün etkisini bertaraf etmek için her bir istasyon ve havalandırma binasındaki AG baralarına endüktif ve kapasitif kompanzasyon yapabilme yeteneğine sahip olan kompanzasyon sistemi bağlanmıştır. Bu şekilde tesisin kapasitif ve endüktif güç tüketim miktarının yönetmelikler tarafından izin verilen sınırlar içinde kalması sağlanmıştır. Her bir iç ihtiyaç trafosunun AG barasına bağlanacak olan bu kompanzasyon sistemi, gerekli bilgiyi ödemeye esas aktif ve reaktif enerji sayaçlarının bulunduğu TEİAŞ merkezlerinde ilgili trafonun bağlı olduğu OG barasındaki bir akım trafosundan alacak ve buna göre TEİAŞ merkezlerindeki ölçüm noktasında cos φ değerinin 0.99’un üzerinde olmasını sağlamak için sisteme kapasitif ya da endüktif güç sağlayacaktır.

Orta gerilim kablolarınının çok uzun olmasından kaynaklanan kapasitif güç sebebi ile transformatörler için sabit bir kompanzasyon düşünülmemiştir. Dolayısı ile sistemde, normal bir kompanzasyon sisteminin aksine, orta gerilim kablosu tarafından oluşturulan kapasitif reaktif bir gücün kompanze edilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Kablonun oluşturduğu kapasitif güç;

formülü ile bulunur.

olacaktır.

1x240 mm2 XLPE kablo için Katalog Değeri)

(Kablo

(Kapasitif/Endüktif Kompanzasyon Panosu Tipik Bağlantı Şeması)

formülünden 1 km’deki akım değeri;

bulunur.

Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği’nde belirtildiği üzere; kurulu gücü 50 kVA ve üstünde olan tesisler, tüketim yaptıkları aktif enerji miktarının yüzde 20’sinden fazla endüktif reaktif enerji veya yüzde 15’inden fazla sisteme kapasitif reaktif enerji vermeleri halinde, reaktif enerji tüketim bedeli ödemekle yükümlüdür. Kompanzasyon sistemi kurularak bu sınırların aşılmaması hedeflenmiştir. Bu kapsamda kablonun ürettiği kapasitif reaktif güce karşılık (sabit güç), sistemin yüklenme değeri azaldığı zamanlarda endüktif reaktif (bobin) güç takviyesi gerekmektedir.

Kapasitif reaktif güç limiti

Endüktif reaktif güç limiti kablonun kapasitif reaktif gücü

CEZA BÖLGESİ

Endüktif Limit 11,309°

-8,53° Kapasitif Limit

Sistemin güç katsayısının aşağıdaki değerler arasında kaldığı müddetçe, ölçüm noktalarında (TEİAŞ Yenikapı GIS Ölçü Noktası ile TEİAŞ İbrahimağa GIS Ölçü Noktası) herhangi bir ceza bedeli oluşmayacaktır.

Orta gerilim besleme sistemi (İstasyon içinde kullanılan kablolar ile birlikte toplam 32 km) Yedikule Havalandırma Binası’nda ve Ayrılıkçeşme Havalandırma Binası’nda birer adet açık ring olarak çalıştırılacağı için Yenikapı GIS’den beslenen hat ile (yaklaşık 16 km) ve İbrahimağa GIS’den beslenen diğer hat (yaklaşık 16 km) iki kısma ait kapasitif reaktif güç değerleri,

Yenikapı GIS – Ayrılıkçeşme Havalandırma Binası-Yedikule Havalandırma Binası (16 km) için:

İbrahimağa GIS-Yedikule Havalandırma Binası-Ayrılıkçeşme Havalandırma Binası (16 km) için:

bulunmuştur.

Bu durumda gerekli olan endüktif güç yaklaşık 2300 kVAr’dır.

Sistemin kapasitif güç ihtiyacı ise; normal işletme durumundaki talep güçlere göre hesaplanmıştır. Çünkü diğer iki durum olan acil durumdaki talep güçleri ve yangın durumundaki talep güçleri, olağanüstü bir durum ortaya çıkması (yangın gibi) durumunda geçerlidir. Böyle bir durumda, normal işletmedeki toplam talep gücün üzerine çıkılacak olmasına rağmen bu süre çok kısıtlı olacaktır. Böyle olağanüstü ve kısa süreli bir çalışma durumu için transformatör ve dizel jeneratör kapasiteleri uygun seçilmiş olmakla birlikte bu çalışma durumları kapasitif güç ihtiyacında dikkate alınmamıştır. Ayrıca yangın durumunda devreye girecek olan 690 V Tünel Havalandırma Fanları, frekans sürücüleri ile birlikte devreye girecekleri için bu ilave yüklerin cos φ = 1.00 olacak ve mevcut cos φ değerini düşürecek bir etki göstermeyecektir.

Normal işletmede talep güç 12 bin kW civarındadır. İstasyon ve havalandırma binalarında ortalama cos φ değeri, yapılan detaylı hesaplamalarda, 0.90 olarak bulunmuştur. Bu değeri cos φ = 0.99’a çıkarmak için k faktörü 0.34’tür. Bu durumda gerekli olan kapasitif güç değeri:

Q=P x k

Q=12 000 x 0.34 = 4080 kVAr olacaktır.

İhtiyaç olan bu 4080 kVAr kapasitif güç ihtiyacının bir bölümü, OG kabloları tarafından (2248 kVAr) karşılanacaktır. Bundan dolayı en fazla gücün kullanıldığı zaman dilimi için;

4080 kVAr – 2248kVAr = 1832 kVAr ilave bir kapasitif güç ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.

Sistemin endüktif güç ihtiyacı bölümünde anlatıldığı gibi 2300 kVAr kapasitif/endüktif kompanzasyon panolarının kullanımı ile ilave olarak gerekli olan 1832 kVAr kapasitif güç de bu panolardan sağlanacaktır.

Sonuç olarak, tesis edilen 2300 kVAR kapasitif/endüktif kompanzasyon panoları ile hem kapasitif hem de endüktif reaktif güç kompanzasyonu yapılmıştır. Endüktif kompanzasyon sırasında kabloların kapasitif etkisi de kullanılmıştır. Bu sonuç, ETAP similasyon programında da doğrulanmış olup; istasyon ve havalandırma binalarının AG baralarına toplamda 2300 kVAr olacak şekilde optimum güçlerde panolar yerleştirilmiştir. Bu panolar sistemin ihtiyacına göre otomatik olarak devreye girip çıkacak ve kullanılan orta gerilim kablosunun uzunluğundan dolayı kablo üzerinde indüklenen kapasitif yükün etkisini bertaraf edecektir.

TMMOB’nin Mühendislik Mimarlık Öyküleri Serisinin Altıncısı Yayımlandı…

MÜHENDİSLİK MİMARLIK ÖYKÜLERİNDEN BUGÜNE YANSIYAN UMUT

Banu Salman

EMO Basın- TMMOB’nin 50. yılı dolayısıyla başlatılan çalışma çerçevesinde ilki 2004 yılında yayımlanan, “Mühendislik-Mimarlık Öyküleri” kitabının altıncısı okuyucusu ile buluştu. 13 öyküden oluşan kitapta, yalnız mühendis ve mimarların değil, her kesimden okurun ilgisini çekecek öyküler yer alıyor.

Mahmut Kiper, Nadir Avşaroğlu, Orhan Örücü ve Melih Şahin’in yoğun emek ve katkılarıyla yürütülen MühendislikMimarlık Öyküleri serilerinde yer alan 75 öykü aracılığıyla, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Türkiye’nin tarihi; mühendislik, mimarlık uygulamalarının penceresinden anlatılıyor. Anılar, veriler, bilgiler, söyleşiler, gazete kupürleri ve fotoğraflar eşliğinde dünün tarihi bugüne ışık tutuyor. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı’nın “Üreterek büyüyen ve paylaşarak gelişen bir ülke yaratma konusunda ilham kaynağı olmasını dilediğimiz öyküleri beğeneceğinizi umuyoruz...” sözlerine yer verdiği sunuşuyla açılan kitap, çalışmada büyük katkısı olan Koordinatör Mahmut Kiper’in önsözüyle okuyucuya tanıtılıyor. Mühendislik-Mimarlık Öyküleri’nin misyonunu Kiper, “Bağımsız, kendi gücümüzle ve kendi mühendis ve mimarımızla hem de en zor koşullarda nelerin yapılabileceğine dair üstü örtülmeye ve yok edilmeye çalışılan pek çok örneği halkımıza ve yeni nesillere aktarmak” biçiminde özetliyor. Mahmut Kiper, geçmişle bugüne dair yaptığı kıyaslamada kaygısını da şöyle dile getiriyor:

“Sanayi devrimini yakalama ve muasır medeniyet seviyesine erişme araçlarından olan ilk dönem sanayi tesislerinin bırakın varlığına isimlerine bile tahammülün gösterilmediği, o dönem birikimlerinin tüm izlerini tarihten silmek için her yolun denendiği bir yok etme dönemine tanık oluyoruz. Özellikle son dönemde yok edilenler sadece sanayi tesislerimiz olmadı. Aynı zamanda kent kimliği ve kültürünü sağlayan, kente kimlik ve anlam katan, kent tarihini oluşturan tüm yapılar ve dokular yok edildi. Doğa da yok edilişten fazlasıyla nasibini aldı. Ve doğanın parçası insanı var eden değerler çok ağır tahribata uğratıldı. Yine bu süreçte kavramların içi boşaltıldı, tam bir kavramların manipülasyonu dönemi yaşatıldı.”

“Geçmişten umut olarak önümüze koyabileceklerimizi yok ederek umudun sadece kendileri olabileceklerini dayatmaya çalışanlara ‘Gezi’ başkaldırışı tarihsel bir cevap niteliğindedir” saptamasını yapan Kiper, geleceğe yönelik umut vurgusunu da şöyle ortaya koyuyor:

“Ve şayet kavramların içini yeniden evrensel tanımlarla doldurabilir ve sınıfsal yapı ve değerleri yerli yerine oturtabilirsek o zaman verilen bu mücadelelerin boşa gitmediğini söyleyebileceğiz.”

Siyaset Eleştirilerine Mühendis Kimliği Yanıtı

Serinin son sayısında yayımlanan 13 öykünün ilkini Makine Mühendisi Melih Şahin’in derlediği “1960’larda Mühendis Kimliği” oluşturuyor. Mühendis ve Makina Dergisi’nden

geniş alıntılar yapılan öyküde yer verilen “Mühendisin İnanı” TMMOB’nin toplumcu mücadele çizgisine de işaret eden mühendisin mesleki etik sorumluluğunun altını çizen içeriğiyle dikkat çekiyor:

“İhtiyaç duyulduğunda, hüner ve bilgim, herhangi bir şart koşmadan toplum yararına kullanılabilir. Özel güçten, insanlık hizmetinde iyiye kullanılacak ödev doğar; ve ben bu iddiayı kabul ediyorum.”

Melih Şahin’in çalışması; demokrasi araçlarını yok sayarak siyaseti kısır bir seçim ortamına ve elit bir kesime ayırmaya çalışan anlayış karşısında mühendislerin penceresinden siyasal sorumluluğu da irdeliyor. Bu çalışma, “Bu kurumlarda siyaset yapamazsınız. O zaman siyasal parti kurun, seçime girin” dayatmasına da yanıt içermesi nedeniyle geçmişten gelen güncel bir aktarım olarak okunmaya değer…

Yine Melih Şahin kitaba, “Rayların Unutulan İkizleri Karakurt ve Bozkurt” öyküsü ile de katkı sağlamış. Türkiye’nin demiryolu taşımacılığında yerli üretim anlamında nasıl bir atılım içinde bulunduğunu Şahin bu öyküsünde fotoğraflar ve dergilerden yaptığı taramalarla aktarıyor. 1976 ve 1994 yılında kullanımdan çekilen ve halen Eskişehir’de sergilenen Karakurt ve Bozkurt lokomotiflerinin bugün bile ne kadar değerli olduklarını anlamak için Şahin’in verdiği şu bilgilere göz atmak bile yeterli olacaktır:

“O günün şartlarında yüzde 75-80 parçası yerli olan her iki lokomotifde de, bandaj, fren ve ışık teçhizatından başka bütün aksam (silindirler, biyeller, pistonlar, kazan, gövde, vs.) yerli yapılmıştı.”

Ar-Ge’lerimizin Sonunu Hazırlayan Yardımlar Metalurji Mühendisi Mahmut Kiper, kitabın koordinatörlüğünü yürüttüğü gibi kendisinin kaleme aldığı “İlk Ar-Ge’ler” ve “Eskimeyen Ayakkabılar Yapan Fabrika: Sümerbank Beykoz Deri ve Kundura” öyküleriyle de çalışmaya önemli bir katkı sağlamış. İlk Ar-Ge’ler öyküsü, “ilk özel uçak bomba fabrikası, ilk yerli motor, ilk yerli tank, ilk ray üretimi, ilk yerli uçaklar, Karakurt Lokomotifi ve Devrim arabasına” varıncaya kadar bugün hala “Yerli uçak üreteceğiz” gibi propagandalarla siyasetçilerin vaatlerine konu olan hedeflerin aslında Cumhuriyetin ilk dönemlerinde nasıl bir atılımla gerçekleştirilebildiğini ve sonra ne yazık ki nasıl sönümlendirildiğini akıcı bir anlatımla okuyucuya sunuyor. İlk Ar-Geler, Bağımsızlık Savaşı’nda üstün hizmetleri nedeniyle madalya alan Şakir Zümre’nin özel uçak bombası fabrikasının öyküsünü de bugüne taşıyor. İlk Türk motorunu geliştiren ve Yunanistan, Bulgaristan, Polonya, Mısır, Ürdün, Suriye gibi çeşitli ülkelere askeri mühimmat ihracatına başlayan fabrikanın hazin sonunu ABD, 2. Dünya Savaşı sonrası yaptığı silah ve cephane yardımları ile getiriyor. Tarım aletlerine yönelen fabrika bu sefer de Marshall yardımları nedeniyle zarara sürükleniyor. Ar-Ge boyutuyla Türkiye’nin sanayileşme ve mühendislik geçmişinin neredeyse bir özet tarihini içeren bu öyküde, Kırıkkale Çelik Fabrikası’ndan, Eskişehir CER Atölyesi’ne, Anadolu’nun sanayileşmesinde büyük önem taşıyan şeker fabrikalarının kuruluşuna, ilk entegre süt ve süt ürünleri fabrikasına varıncaya kadar yine Cumhuriyet tarihindeki ilklerin deneyimlerine ortak olabilirsiniz. Peki, “Gripin” olarak bugün de hala satılan soğuk algınlığı ve ağrı kesici ilacın yerli bir üretim olduğunu biliyor muydunuz? O zaman Eczacı Necip Akar’ın ve Gripin’in öyküsünü de “İlk Ar-Ge’ler”de okuyabilirsiniz. Bugün Suriye kaynaklı olarak salgın tehdidi yaratan çiçek hastalığı nedeniyle ülkemiz ve dünya gündemine yoğun bir şekilde giren çiçek aşısı dahil olmak üzere ilk aşı üretimlerini yapabilen Türkiye’nin artık aşı üretemediği hüznü ile İlk Ar-Ge’ler öyküsünü bitirirken, kulağınıza Mahmut Kiper’in “Artık kaçınılmaz şekilde etkisi büyük Ar-Ge öykülerinin yeniden başlaması gerekmektedir” sözleri küpe olacak. Uçak Mekanik Sistemleri Öğretmeni İsmail Yavuz’un Vecihi’nin Uçakları öyküsü ise Bağımsızlık Savaşı’nın pilotlarından Vecihi Hürkuş ve ilk yerli uçaklarının dirençli serüvenini okuyacaksınız. Ne yazık ki Vecihi’nin uçakları da pek çok engelleme ile karşılaşıyor. İşte bu engellerden bir tanesi karşısında Yazar İsmail Yavuz şöyle diyor:

“Böylece Vecihi büyük umutlarla yaptığı uçağı Türkiye’de çığır açacak zannederken Türk havacılık makamlarınca onaylanmamış, hatta uçağına el konularak uçmasına müsaade edilmemiştir. Oysa uçağın aerodinamik özelliklerini ölçecek aletlerin olmayışı bu makamların eksikliğidir, bu sorunu çözmeleri gerekmez miydi?”

Sonunda Vecihi test uçuşlarını Prag’da gerçekleştirerek onayı alır. Ne yazık ki Vecihi başta olmak üzere havacılığa gönül vermiş kişilerin katkılarıyla Türk Havacılık Tarihi o dönemde çağdaşlarının düzeyini yakalarken, bu hızlı ilerleme yine “süper yardımlarla” yok edilmiştir:

“Uçak fabrikalarının kapanma hikayesi Şakir Zümre’ninki ile neredeyse aynıdır. Devreye ABD girer, 2. Dünya Savaşı sonrasında nakliyesi zor gelen elinde kalan savaş malzemelerini Türkiye’ye hibe eder ve ulusal politikaları gereği Türkiye’yi kendisine bağımlı hale getirmek için malum Marshall yardımlarını devreye sokar. Bol miktarda ABD uçağı girmesi ile birlikte Türkiye, üretmek yerine satın almayı-kiralamayı benimser ve fabrikada artık üretim yapılmaz. Hazıra alıştırılan Türkiye’nin uçak üretimi konusunda kazandığı deneyimler heba edilir.

Şu örnek uçak sanayiinin kısa bir özeti gibidir: Danimarka fotoğrafı yukarı kısımlarda verilen 1951’de satın aldığı Türk uçağından tekrar almak için 1953’te sipariş vermek ister ancak fabrikaların kapandığı ve Türkiye’nin artık uçaklarını dışarıdan aldığı söylenir.” (s. 45-Mahmut Kiper-Mühendislik Mimarlık Öyküleri-6)

Orhan Kemal’in ‘Murtaza’sından Milli Mensucat Fabrikası’na

Maden Mühendisi Nadir Avşaroğlu ise Orhan Kemal’in önemli yapıtlarından Bekçi Murtaza’dan yola çıkarak “Murtaza’nın Fabrikası” ismini koyduğu öyküsünde, Orhan Kemal’in karakterini yaratmasını sağlayan gözlemlerini yaptığı Milli Mensucat Fabrikası’nı anlatıyor. Pamuğundan turuncuna bereketli topraklarıyla olduğu kadar yetiştirdiği sanat ve kültür insanlarıyla da ülkemizin ekonomik ve kültürel gelişimi üzerinde belirleyici olan Adana’nın sanayileşme hamlesi içerisindeki yerini bu öyküde Orhan Kemal ve Milli Mensucat Fabrikası ile bulacaksınız. Bu fabrikanın korunması gereken bir değer olarak 2005 yılında Kültür Bakanlığı’nın açıkladığı “Kültür Merkezi ve Müze” projesinin gerçekleşmesini umut ederek, Cumhuriyet’in ilk kok fabrikası Üzülmez Kok Fabrikası bacasının ağzından bir endüstriyel mirası tanıyacaksınız. Maden Mühendisi Ekrem Murat Zaman’ın “Konuşan Fabrika Bacası” öyküsü, içeriği kadar anlatımıyla da didaktik bir sıkıcılığın ötesine geçerek bilgi aktarımı yapabilen ilgi çekici bir yazı olmuş.

Şantiyede Geçen Hayatlar

Yine Nadir Avşaroğlu’nun “Bir Ömürdür Şantiye” başlıklı yazısı, mühendislerin ne yaptığı konusunda güncel yaşam içerisinde hiçbir fikri olmayan insanlara, şantiyedeki mühendisin yaşamını olanca sıcaklığıyla aktarmayı başarabilen, mühendislerin topluma tanıtılmasında önemli bir işleve sahip olabilecek “mühendislerin öyküsü” olarak dikkat çekiyor. Özellikle mühendislik fakültelerinde okuyanlar, mühendis olmak isteyenler ilgiyle okuyacakları bu öykü ile ülkemizdeki “müyendiz”lerin, şantiyedeki dillerini öğrenmek için giriş yapabilirler:

“Örneğin 15 dakika yerine ‘bir cigara içimi’, çok uzakta yerine ‘taa anasının nikahında’, çok soğuk yerine ‘…ım buz tuttu’ denilir. Bir zaman birimi olarak eşeğin sudan gelmesi, bir iş birimi olarak 5 işçinin 3 gün çalışması, bir hacim ölçüsü olarak zibil gibi, bir zaman birimi olarak tükürüğüm kuruyana kadar kullanılır.”

Saraçoğlu Mahallesi İçin Mücadeleye Devam

Bugün rantçıların gözünü diktiği, Ankara’nın kalbi Saraçoğlu Mahallesi’nin öyküsünü merak ediyorsunuz yine Avşaroğlu’nun kaleme aldığı “Dante Gibi Tam Ortasında Ankara’nın Saraçoğlu Mahallesi” öyküsünü mutlaka okumalısınız. Kente sahip çıkılabilmesi için öncelikle var olan değerlerin farkında olmak ve bu değerlerin var oluş öykülerini insanların yüreğine taşıyabilmek gerekiyor. İşte Avşaroğlu, “Kimse bilmez, ama Ankara, yaşandıkça, sokaklarında anı bıraktıkça güzelleşen bir şehirdir” dediği öyküsünde Saraçoğlu’nun Ankara için değerini Ankaralı olmayanların bile hissedebileceği bir sıcaklıkla anlatıyor. Gezi Direnişi’nin “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” sloganı; öykünün sonundaki “Ankara’da deniz olmadığı gerçeği ve Kızılay’a oksijen sağlayan tek yer olması yüzünden, Saraçoğlu Mahallesi’ndeki ağaçlar da en az Gezi Parkı’ndakiler kadar kıymetli ve bir o kadar ilgiyi hak ediyor” vurgusuyla Saraçoğlu Mahallesi için de yerini buluyor.

İnşaat Mühendisi ve Su Politikaları Uzmanı olan Dursun Yıldız’ın hazırladığı, Cumhuriyet tarihinden bugüne su politikalarını da sorgulayan kapsamlı bir çalışmasını “DSİ’nin Öyküsü” başlığıyla kitapta bulacaksınız. DSİ’nin tarihinin su alanındaki imtiyazlarının kaldırılmasından, merkezi bir yapı oluşturulmasına, büyük barajların yapımına, ardından gelen merkezi yapının dağıtılışı ve özelleştirme uygulamalarına paralel DSİ’de yaşanan erozyona varıncaya kadar tüm tarihsel gelişmeleri tarihsel bir bakışla okuyacağınız bu öyküde güncel gelişmeleri de “Su Hizmetlerinde İkinci İmtiyaz Dönemi”, “Sulama Tesislerini Yapımı da Özel Sektöre Açılıyor”, “DSİ Baraj ve HES Yapımından Çekiliyor” gibi ara başlıklar altındaki zengin içerikten edinebilirsiniz.

Kurmaca Bir Öyküden Çıkan Gerçekler

Kurtuluş İzbek’in “Küçük Adam Doğru Yok, Büyük Adam Doğru Var” öyküsü ise kitapta yazınsal değeriyle öne çıkan çalışmalardan biri. Bu öyküde Aliağa fiderinin elektriksiz kalışının, karlı ve buz gibi dondurucu bir havada daha o gece teslim alınmış olan sahada yetkili konuma gelen mühendisin hattı beslemek için verdiği mücadeleyi siyasi müdahaleler eşliğinde okuyabilirsiniz. 154 ve 380 kilovolt salt sahalarının Çekoslavak yapımcı firmadan teslim alındığı ve herkesin eğlendiği gecede bu mühendisin peçete kağıtlarına aldığı notlarla hattı beslemek için verdiği mücadelenin içinde Tomas Bey ve Mr. Yosef’in öyküsünü de bulacaksınız. Mr. Yosef’e ithaf ettiği bu öyküyü İzbek, “Her ne kadar, ‘aşina çağrışımlar’ı, bazı kişileri bir süre rahat uyutmayacak olsa da; ‘Tomas Bey’ ve ‘Mr. Yosef’ dışında, adı geçen her olay ve ismin tamamen hayal ürünü olduğu bu öyküde, milliyet gözetmeksizin toplumsal üretim adına yaşayanların bazı küçük soluklarını bulacaksınız” sözleriyle okuyucuya sunuyor.

Mahmut Kiper’in kitapta yer alan ikinci öyküsü, ülkemizin sanayileşme tarihinde büyük bir yere sahip olan Sümerbank’tan geliyor. “Eskimeyen Ayakkabılar Yapan Fabrika: Sümerbank Beykoz Deri ve Kundura” öyküsü; bugün film setlerini ağırlayan mekandan yükselen, Osmanlı’dan bu yana 200 yıllık geçmişin izlerini taşıyan örs ve çekiç seslerini kulaklarımıza dolduruyor.

Yüksek Mimar Yücel Akyürek’in “Gözlüklü İnatçı” anısını ise, bir mimarın emir-komuta zinciri içinde dahi mesleğine nasıl sahip çıktığının öyküsü olarak okuyacaksınız.

Mülkiye’den Dr. Serdar Şahinkaya’nın kitapta yer alan “Kapanış” çalışması ise, “Mühendislik Mimarlık Öyküleri” serisinin tüm öykülerini kısaca tanıttıktan sonra, bu öykülere eşlik eden Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomi tarihini, bilgi ve veriler eşliğinde değerlendiriyor. Şahinkaya’nın dediği gibi; “Kapanış için umutlu olmamızı sağlayan bu ve önceki yayınlarda TMMOB’nin aktardığı deneyim ve heyecandır. Ne mutlu o heyecanı yitirmeyen ve gelecek kuşaklara aktarmaktan bıkmayanlara…”

HATASI YOK, KAZADA ÖLEN YOK; AMA İSTİFA VAR

Mahmut Kiper’in İlk Ar-Ge’ler çalışmasında yer verdiği Hürriyet Gazetesi’nde 18 Şubat 2007 tarihinde yayımlanmış olan Erdal İpekeşen’in yazısından alıntı ise günümüzde çok sayıda insanımızın ölümüyle çeşitli kazalardan sonra karşılaştığımız “sorumsuz sorumlular” utanmazlığına inat, özlemini çektiğimiz etik anlayışın bir örneğini sergiliyor:

“Yıl, 1952... TCDD yönetimi Almanya’dan 2 adet motorlu tren satın alıyor. 1954 yılına kadar da sayısını 18’e çıkarıyor. MAN firmasından alınan bu trenler, üç vagondan oluşuyor. Şimdiki teknolojiden çok geride, o zamanın şartlarıyla hizmet veren Ankara-İstanbul hattında çalışmaya başlıyor. Ve tren o tarihte 140 kilometre sürate çıkmaya başlıyor. Evet, yanlış duymadınız, tam 140 kilometre sürat yapıyor. İlk basta da her şey iyi gidiyor. Süre olarak, İki şehir arasındaki mesafe kısalıyor ve tren, yolcu akınına uğruyor. Ancak, aradan iki ay geçince, lokomotiflerin dingillerinde çatlamalar olduğu görülüyor. Hemen Almanlar çağrılıyor ve Eskişehir Fabrikası’na çekilen trenler incelenmeye başlıyor. Dingillerdeki çatlağın nedeni araştırılırken, güzergâhta bulunan rayların sapasağlam olduğu gözleniyor. Almanlar, sırf test için ülkelerinden başka lokomotif ve vagon getiriyor. Sonuçta uzun araştırmalardan sonra çatlamanın nedeni bulunuyor. Lokomotiflerin ağırlığı 15.5 ton gelmektedir. Halbuki Almanlarla yapılan anlaşmada ağırlık 13.5 ton olarak belirlenmiştir. Aradaki bu 2 ton fazlalık, 140 kilometrelik süratten dolayı çatlamalara neden olmuş, yolcuları bir facianın eşiğine getirmiştir. Bu durum anlaşılınca trenleri satın alan tesellüm heyetinin başkanı Kamil Necati Bey hemen istifasını basıyor. Hatanın Almanlarda olmasına ve herhangi bir kaza yaşanmamasına rağmen başkanın bu onurlu davranışı, o zamanki yönetim tarafından kabul ediliyor. Sonrasında, mevcut hatta bu tonajla hareket edemeyeceğine karar verilen trenlerin dingil ağırlıkları düşürülüyor ve sürat aşağıya çekiliyor. Bu 18 tren de yıllarca Demiryolları’na hizmet veriyor.”

KİTAP

TANITIMI Hazırlayan: Necla Dulkadiroğlu

KARASAL SAYISAL YAYINCILIK ÇALIŞTAYI KONUŞMA DÖKÜMLERİ

Hazırlayan: EMO Yayımlayan: EMO Yayım Türü: Ücretsiz e-Kitap Yayın No: GY/2014/576 ISBN: 978-9944-89-880-5 Baskı: 1. Baskı, Ankara- Nisan 2014

EMO tarafından karasal sayısal televizyon yayıncılığına ilişkin gelişmeleri değerlendirmek üzere, EMO Konferans Salonu’nda 21 Aralık 2013 tarihinde gerçekleştirilen, “Karasal Sayısal Yayıncılık Çalıştayı” konuşma dökümleri yayımlandı.

Mahkeme kararıyla yürütmesi durdurulan karasal sayısal televizyon yayıncılığı ihale sürecinin yanı sıra konunun teknik, ekonomik ve sosyal boyutlarının masaya yatırıldığı çalıştay, EMO 43. Dönem Yönetim Kurulu Yazmanı Mehmet Bozkırlıoğlu’nun açılış konuşması ile başlıyor. İhale iptalleriyle karasal sayısal yayıncılık konusunun yeniden gündeme geldiğini dikkat çeken Bozkırlıoğlu, EMO’nun bu konuda, çok da fazla bilgi, belge, ve görüş üretmesi gerektiğini vurguluyor. Bozkırlıoğlu, çalıştayın konuyla ilgili tüm kurumları, akademisyenleri bir araya getirerek, eksik bilgilerin tamamlanmasını hedeflediğine dikkat çekiyor.

Çalıştay kapsamında, “Karasal Sayısal Yayıncılık Teknolojileri ve Ülkemizdeki Durum” ile “Karasal Sayısal Yayıncılığın Ekonomik ve Sosyal Boyutları” konularını kapsayan iki oturumun ses dökümleri kitapta yer alıyor. Açıköğretim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Kesim’in başkanlığını yaptığı “Karasal Sayısal Yayıncılık Teknolojileri ve Ülkemizdeki Durum” başlıklı oturumda, ağırlıklı olarak yeni teknolojiler değerlendiriliyor. Oturumda, Bilkent Üniversitesi İletişim ve Spektrum Yönetimi Araştırma Merkezi Direktör Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Satılmış Topçu, Radyo Televizyon Üst Kurulu Uzmanı Hüseyin Özgün, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Bilişim Uzmanı Dr. Ayşe İnalöz ve Anten A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Cücioğlu sunumlarıyla yer alıyor. Bu bölüm katılımcıların sorunlarının yanıtlanmasıyla sona eriyor.

Kitap, EMO 43. Dönem Yönetim Kurulu Yazmanı Mehmet Bozkırlıoğlu’nun yönettiği “Karasal Sayısal Yayıncılığın Ekonomik ve Sosyal Boyutları” başlıklı ikinci oturumu ile devam ediyor. Radyo Televizyon Yayıncıları Meslek Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Dursun Güleryüz, Haber-Sen Ankara 1 No’lu Şube Başkanı Osman Köse, Haber-Sen TRT İşyeri Temsilcisi Veysel Cünedioğlu, ODTÜ Görsel İşitsel Sistemler Araştırma ve Uygulama Merkezi’nden Babacan Taşdemir ve EMO’dan Özgür Coşar’ın konuşmacı olduğu oturum, soru ve yanıtların ardından son eriyor. “Karasal Sayısal Yayıncılık Çalıştayı Konuşma Dökümleri” adlı elektronik kitap, 93 sayfadan oluşuyor ve http: //kitap.emo.org.tr adresinden ücretsiz olarak okuyuculara sunuluyor.

İŞÇİ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE RİSK DEĞERLENDİRME ÜZERİNE NOTLAR-1 ve 2

Hazırlayan: Aydın Bodur Yayımlayan: EMO Yayım Türü: e-Kitap Yayın No: GY/2014/565 ve GY/2014/566 ISBN: 978-605-01-0580-3 ve 978-605-010580-5

“İşçi Sağlığı ve Güvenliğinde Risk Değerlendirme Üzerine Notlar” başlığı altında iki cilt halinde hazırlanan elektronik kitap, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından, yayınlandı.

Bileşim Yayınları aracılığıyla Türkçeye çevrilen, M. Bataman’ın İngiltere’deki HSE - İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı’na bağlı olarak kaleme aldığı, “Pratik Risk Değerlendirme: Tolley Yaklaşımı” başlığı altında yayımlanan kitap baz alınarak hazırlanan, “İşçi Sağlığı ve Güvenliğinde Risk Değerlendirme Üzerine Notlar”, risk değerlendirmeyle ilgilenenler için yararlı bir kaynak olma niteliği taşıyor.

Yayınların sunuş bölümünde, kitabı hazırlayan Aydın Bodur, kitapların sadece risk değerlendirmesi yapacak olanlara değil, ayrıca sağlık ve güvenlik uzmanları, güvenlik temsilcileri, işçi çalıştıran mühendisler ve ekip başları dahil her düzeyde yöneticiler ve müdürler ile küçük ve orta ölçekli işletmelerin sahipleri vb. gibi risk değerlendirmesi meselesinin ne olduğunu bilmek isteyenlere de yardımcı olmayı hedeflediğini belirtiyor. Bodur, yayınların hazırlanış amacını ve hedefini ise şöyle özetliyor:

“İş, risk değerlendirmesi olunca elbette yasal mevzuata sıklıkla bakmak gereklidir; ancak bu notların amacı daha ziyade risk değerlendirmesine pratik bir yaklaşımı benimsemektedir ve çeşitli kontrol listeleri, risk değerlendirme formları ve bitirilmiş risk değerlendirmelerinin neye benzeyebileceğinin örneklerini vermeye çalışmaktadır.”

“İşçi Sağlığı ve Güvenliğinde Risk Değerlendirme Üzerine Notlar-1” başlığı altında hazırlanan kitabın, birinci bölümünde, “Giriş” başlığı ile risk değerlendirmesinin geçmişi, risk değerlendirmesini gerektiren mevzuat, ilgili sağlık ve güvenlik yönetimi kavramları ele alınıyor. “Yönetim Yönetmeliği Ne Gerektir” başlığı altında hazırlanan ikinci bölümde; olası tehlikeler ve risklere dikkat çekilerek, önlemler ele alınıyor. “Özel Durumlar” başlıklı üçüncü bölümde, çocuklar ve gençler ve hamileler yönelik olarak konuya dikkat çekiliyor. Kitabın dördüncü bölümünde “Risk Değerlendirmelerini Yapmak”, beşinci bölümde “Değerlendirme Tutanakları” başlığı altında, değerlendirme tutanaklarının içeriği, örnek değerlendirme formatı, örnek değerlendirmeler, Alternatif değerlendirme tutanağı formatlarına yer veriliyor. Altıncı bölümde “Kalıp risk değerlendirmeleri”, yedinci bölümde, “Özelleştirilmiş Risk Değerlendirme Teknikleri” şablonlar dışında kalmış özellikli risk değerlendirme durumları, sekizinci bölümde “Önlemlerin Uygulaması”, dokuzuncu bölümde ise “COSHH Değerlendirmeleri” başlığı altında, maddelerin nasıl zarar verdiği, COSHH Yönetmeliği’nin özeti, maruziyetin engellenmesi veya kontrol altına alınması konusu işleniyor. Kitabın onuncu bölümde, “Gürültü Değerlendirmesi” üzerine notlar anlatılıyor.

“İşçi Sağlığı ve Güvenliğinde Risk Değerlendirme Üzerine Notlar-2” başlığını taşıyan yayının ikinci kısmı ise, “Elle Taşıma İşlerinin Değerlendirilmesi” başlığı altında düzenlenen onbirinci bölüm ile başlıyor. “Ekran donanımlı iş istasyonlarının değerlendirilmesi” başlıklı onikinci bölümünde elle taşıma işlerinin değerlendirilmesi, bilgisayar ekranı başında yapılmakta olan işlerde risk değerlendirmesi konusunda bilgi veriliyor. “Kişisel Koruyucu Donanımı (KKD) gerekliliklerinin değerlendirmesi” başlığı altındaki hazırlanan onüçüncü bölümde ise yönetmeliğin özetiyle birlikte, eldiven, baret gibi koruyucu donanım gerektiren işlerde risk değerlendirmesi okuyucunun bilgisine sunuluyor. Ondördüncü bölümünün başlığını, “Yangın ve DSEAR değerlendirmeleri”, onbeşinci bölümün başlığını ise “Abdestten Kaynaklı Risklerin Değerlendirilmesi” oluşturuluyor. Kitabın onaltıncı bölümünde ise “Yüksekte Çalışmanın Değerlendirilmesi”, onyedinci bölümde de “Risk Değerlendirmeyle İlgili Kav-

ramlar” başlıklı kısımda detaylar okuyucuya sunuluyor. Onsekizinci bölümde ise “Risk Değerlendirme ve Yönetmek” başlığı altında riskin değerlendirilmesi ve yönetilmesi üzerine bilgi aktarılıyor. Kitabın son bölümü olan ondokuzuncu bölümde ise “Risk Değerlendirmesinin Geleceği” konu başlığı ile kitap tamamlanıyor. İlk kitap 197, ikici kitap ise 225 sayfadan oluşuyor. Kitaba, http://kitap.emo.org.tr/ adresinden ulaşılabiliyor.

KURUMSAL KAYNAK PLANLAMASI

Hazırlayan: Aydın Bodur Yayımlayan: EMO Yayım Türü: e-Kitap Yayın No: EK/2014/578 ISBN: 978-605-01-0622-0

“Kurumsal Kaynak Planlaması”, başlığı altında EMO tarafından hazırlanan elektronik kitap okuyucusu ile buluştu. Kurumsal bilgi yönetim sistemleri ve süreç mühendisliği alanlarında, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde yönetim bilgi sistemlerinin kurulması için çalışanlara, bu sistemlerin arka planını ve tatbiki bilgilerini vermek amacıyla derlenen kitap, 185 sayfadan oluşuyor.

Kitabın birinci bölümünde, Aydın Bodur, kuruluşlarda bilgi yönetim sistemleri kurulumunu iyi şekilde planlamak ve icra etmemin kolay olmadığı vurgulayarak, kitapta kurulum planının verilmeye çalışıldığına dikkat çekiyor.

Bodur, kitabın Kurumsal Kaynak Planlaması’nın (ERP) konusuna ilgi duyan ve ERP çalışmalarına yeni katılacaklar olanlar için derlendiğine işaret ediyor.

Küçük ve orta ölçekli imalathanelerin verimlerini artırmanın yolunun kaynaklarının planlanmasında geçtiğine işaret eden Bodur, “Bu notlarda ERP kurulumunun ölçek ve kapsamı ile ERP seçim sürecinde tedarikçi firmalara ve seçilen firmanın danışmanlarına kurulum sırasında sorulması gereken konular ele alınmaktadır. Okuyucu, hem teknolojinin hem de pazarın hızlı değişen bir yapıda olduğu konusunda uyarılmaktadır” diyor.

Teknik konuların yalnızca okurun haberdar edilmesi amacıyla tanıtıldığının altını çizen Bodur, kitapta problemlerin çoğunun tanımlanmaya çalışıldığını vurguluyor. Kitabın, sonunda, ERP kurulum sürecinde karşılaşılan temel hatalardan da söz edildiğini belirten Bodur, her durumun farklı olduğunu ve organizasyona ilişkin bir takım özel durumların hep olacağını ifade ediyor.

Kitabın ikinci bölümünde, “Tarihsel Perspektif başlığı” altında Yönetim Bilgi Sistemleri (EIS), İş Zekası (BI) ve Veri Değeri, Elektronik Veri Değişimi (EDI), Elektronik Ticaretin Doğuşu, Tedarik/Arz Zinciri Yönetimi (SCM), Müşteri İlişkileri Yönetimi (CRM) konuları irdelenirken, üçüncü bölümde ise “Yeni Nesil ERP Sistemleri” irdeleniyor.

Sonraki bölümde ise “Sonraki Kuşak, ERP II ve ERP III” başlığı altında yeni gelişmeler aktarılırken, beşinci bölümde “Piyasa Dinamikleri” başlığı altında okuyucuya pratik bilgiler sunuluyor. “Başlangıç Gereksinimi” başlıklı altıncı bölüm ve “Gereksinimlerin Tanımlanması” başlıklı yedinci ve “Satıcı/Tedarikçi Seçimi” başlıklı sekizinci ve “Anlaşmayı Sonuçlandırmak” başlıklı dokuzuncu bölüm ile pratik bilgiler aktarılıyor. Sonraki bölümler ise “Kuruluma Giriş”, “Kurulum Metodolojisi, “Uygulama”, “Canlıya Geçiş/Gözden Geçirme” ve “Kullanıma Devam” başlıklarını taşıyor. Kitap son olarak “Sık Yapılan Hatalar” ve “Türkiye’deki ERP Yazılım Tedarikçileri” başlıklı bölümler ile tamamlanıyor.

ENERJİ VERİMLİLİĞİ, ÇEVRE VE ÖRNEK UYGULAMALAR

Hazırlayan: Galip Taştan Yayımlayan: EMO Yayım Türü: Basılı Kitap Yayın No: GY/2014/577 ISBN: 978-605-01-0627-5

Galip Taştan’ın, başta Kanada olmak üzere Kuzey Amerika, Japonya ve Avrupa Birliği ülkelerinden, yazılı kaynaklar ve yerinde incelemeler yaparak, “Enerji Verimliliği, Çevre ve Örnek Uygulamalar” başlığı altında derlediği kitap, EMO tarafından yayımlandı.

Kitabın sunuşunda, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) 44. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil, meslek alanlarında yaşanan devasa gelişmelere işaret ederek, meslek örgütü olarak üye mühendislerin meslek yaşamları boyunca ihtiyaç duyacakları teorik ve pratik bilgiyi temin etmelerine yardımcı olma görevlerini üstlendiklerini anlatıyor. Bu görevi Meslek İçi Sürekli Eğitim Merkezi (MİSEM) kapsamında yapmaya çalıştıklarını aktaran Yeşil, eğitim çalışmaları sırasında belirlenen yayın eksikliklerin EMO tarafından giderilmeye çalışıldığını kaydediyor.

Kitabın önsözünde Galip Taştan, karbon kökenli enerji kaynaklarının ağırlıklı olarak kullanılması ve hızlı nüfus artışına paralel gelişen tüketim artışının, dünyada ileri boyutta bir kirlilik yaşanmasına neden olduğunu kaydediyor. Gelinen noktanın sürdürülemez olduğuna işaret eden, Taştan, bütün bu gelişmeler sonucunda önümüzdeki yüzyılın temiz enerji kaynaklarının kullanıldığı, çevreci bir ekonomik modelin izlendiği bir yüzyıl olmasının zorunluluk haline geldiğini ifade ediyor.

Kitabın, giriş bölümünde, enerjinin tarihçesi anlatılıyor. “Kyoto Protokolü”ne yer verilen ikinci bölümün ardından “Çevre-Temiz Ekonomiye Geçiş” başlığı altında hazırlanan üçüncü bölümde ise konu “Dönüşüm Modeli ve Temel Unsurlar”, “Çevreci ve Entegre Proje Yönetimi”, “Çevreci Ekonomiye Dönüşüm Sürecinin Temel Taşları” başlıkları altında irdeleniyor.

“Enerji Verimliliği” başlıklı dördüncü bölümünde ise “Enerji Yoğunluğu”, “Enerji Verimliliği Potansiyeli Yüksek Alanlar”, “Ulaşım Sektöründe Enerji Verimliliği”, “Enerji Dağıtımında Verimlilik”, “Aydınlatma”, “Yapılarda Enerji Verimliliği”, “Enerji Verimliliğinde Yerel Yönetimlerin Rolü” başlıkları ile okuyucu bilgilendirirken, bu bölüm sonunda iki örnek uygulama anlatılıyor.

“Çevre Dostu, Yenilenebilir, Temiz Enerji Kaynakları” başlığı altında sunulan beşinci bölümünde ise alternatif enerji kaynakları ve Türkiye’deki kullanım potansiyeli irdeleniyor. “Çevreci Teknolojiler” başlıklı altıncı bölümde ise elektrikli taşıma araçları ve hidrojen yekıt teknolojilerine ilişkin temel bilgiler sunuluyor. Sonraki bölümlerde ise “Çevreci Yapılaşma ve Çevreye Duyarlı Binalar”, “Çevreye Uyum Yasası ve Avrupa Birliği Direktifleri”, “Enerji Borsaları”, “Akıllı Kentler (Smart Cities)” başlıkları ile konunun tüm detaylarına yer veriliyor. Bu bölülmeden sonra kitap, “Sonsöz”, “Referansalar” “Tablolar ve Çizelgeler” başlıklı bölüm ile tamamlanıyor. 276 sayfadan oluşan kitap, EMO birimleri ile http://kitap.emo.org.tr adresinden temin edilebiliyor.

ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI 44. DÖNEM KURULLARI

EMO YÖNETIM KURULU

BAŞKAN

HÜSEYİN YEŞİL

BAŞKAN YRD. BAHADIR ACAR

YAZMAN

HÜSEYİN ÖNDER

SAYMAN

İRFAN ŞENLİK

İBRAHİM AKSÖZ

ERDAL APAÇIK

ABDULLAH BÜYÜKIŞIKLAR

EMO ONUR KURULU AHMET LEVENT EGÜZ AHMET TURAN AYDEMİR TUNCAY ÖZKUL İSA GÜNGÖR MUSTAFA ASIM RASAN

EMO DENETLEME KURULU

GİYASİ GÜNGÖR YUSUF GÜNDOĞAN

TMMOB YÖNETIM KURULU ÜYESİ NERİMAN USTA

SERDAR ÇİFTCAN

HÜSAMETTİN PALA

MUSA TAŞ ETHEM ATALAY TERCAN

TMMOB YÜKSEK ONUR KURULU ÜYESİ CENGİZ GÖLTAŞ

HAMİT YILMAZ KARA

ADANA Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

ANKARA Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

ANTALYA Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

BURSA Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

SAMSUN Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

MEHMET MAK İLHAN YILDIRIM BARIŞ CEM ÖZDOĞAN İBRAHİM EFDAL ÇİÇEKDEMİR BİLAL TANBUROĞLU DERYA OLPAK KADEŞ SAYİM ERGÜL MEVLÜT BULGUR NİHAT GÜL ALİ ERASLAN

EBRU AKGÜN YALÇIN ŞAKİR AYDOĞAN ÖZENÇ AKDAĞ HÜSEYİN MERT KÜLAHCI TUFAN TEZİŞ ALAATTİN ALİ YOLCU BAHADIR ACAR MUSTAFA KEMAL SARI SEBATİ GÖKEN MEHMET POLAT

İLHAN METİN İBRAHİM KÜCÜ MURAT SÖNMEZ ŞABAN TAT SUAT KAŞ TÜLAY KOÇ HALİL ALAÇAM ERTUĞRUL GAZİ ÜNAL BAYRAM ÇİFCİ KADİR BAŞÇİÇEK

REMZİ ÇINAR TUNÇ ALADAĞLI MÜNİR BÜYÜKYAZICI SABİHA CESUR AYTAÇ SEVİM ONUR DALLILAR EDA YENİGÜL BAHA ERİM HALİL İBRAHİM BAKAR SAİT SAKA

MEHMET ÖZDAĞ İLKER CEYLAN MURAT KARDAŞ ADNAN KORKMAZ HASAN KABLAN AYNUR DOĞDAŞ AGİT TAMER BİLAL TARIK TARHAN ERCAN İŞCİ GÜL GÜNEŞ HÜLYA YALIN

DENİZLİ Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

DİYARBAKIR Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

ESKİŞEHİR Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

GAZİANTEP Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

TRABZON Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

ABDULLAH ŞAVKLI EYLEM ÖLMEZOĞLU POYRAZ BÜLENT PALA TURAY VOLKAN AYANOĞLU TEMEL ÖZENMİŞ CEYHUN YENİŞEHİRLİ ADNAN ÜNAY ARİF DÖNMEZ FATİH MARDİNOĞLU OZAN ERYAVUZ

AHMET SORMAZ MEHMET ORAK EVİNDAR AYDIN MEHMET TANRIKULU MEHMET KOCAKAYA RUHŞEN KARDAŞ NEVAL ZÜMRÜT YUSUF KEMAL IŞIK REMZİ SUCU METİN AKTAŞ

HAKAN TUNA ALKAN ULUKOCA ZELİHA AZİRET ENDER KELLECİ BENNUR NADAR HÜSEYİN GÜRAY GÜRLEK ERHAN GOCUKLU İRFAN SATIR MAHMUT UĞUR KOLCA ERDİNÇ YÜZDE

İSLİM ARIKAN MURAT İNAN HALİL İRFAN TUZCU ŞIH MEHMET TÜRKMEN HALİL UĞUR CENGİZ KORKMAZ İBRAHİM ÖZTAN MEHMET ALGIN FATİH POLAT HAKAN ŞAHİN

HASAN KARAL HALİL İBRAHİM OKUMUŞ EMRULLAH İSKENDER HÜSEYİN KARASOY ADEM YARDIM EMRE AKYÜZ TUNCAY DEĞERMENCİ VOLKAN ÇOLAK MUSTAFA ŞİNASİ AYAS YAHYA DANAYİYEN

İSTANBUL Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

İZMİR Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

KOCAELİ Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

MERSİN Başkan Başkan Yrd. Yazman Sayman Uye Uye Uye Şube Dent. Şube Dent. Şube Dent.

BEYZA METİN HÜSEYİN ERGUN DOĞRU MUSTAFA BULUT FAİK KEMAL ÖZOĞUZ HASAN ECE NİHAL TÜRÜT MEHMET BOZKIRLIOĞLU İSMAİL ÖZTÜRK SEYİT GAZİ BAL MEHMET ÇAĞDAŞ

MAHİR ULUTAŞ ALPASLAN GÜZELİŞ MURAT KOCAMAN AHMET BECERİK HASAN ŞAHİN ÖZGÜR TAMER SEMRA YAMİŞ CEVAT ŞAHİN ALİ FUAT ÖZBAY BÜLENT DAMAR

MEHMET FİDAN ÖZGÜR YAKIŞAN SERKAN TOPAL SAİT ERÇEL LEMAN SUBAŞI NURİ AYKUT HALAMOĞLU SERHAT BOZTAŞ KAZİM POLAT DEVRİM SARI SERKAN LEVENTOĞLU

SEYFETTİN ATAR ALKAN ALKAYA HASİP SELÇUK İSMAİL ALKAYA UMUT TEMİZKAN HANİFİ YAYICI AHMET SERT SAFFET ÖZDEMİR ERDAL ÇAPAR VEYSEL BAYSAL

ADANA ŞUBE Adres: REŞATBEY MH. CUMHURİYET CD. NO:35/C ASMAKAT ASMAKAT SEYHAN-ADANA Telefon: +90 322 4583838 Faks: +90 322 4582450 e-posta: [email protected]

HATAY TEMSİLCİLİĞİ ALİ DORAN, HASAN HOROZ, MUSTAFA TEMİZ, CEM HÜZMELİ, ADNAN ORUKOĞLU ARMUTLU MAH. UFUK SOKAK NO:28 ANTAKYAHATAY TELEFON: +90 326 2253300 FAKS: +90 326 2251300

İSKENDERUN TEMSİLCİLİĞİ AHMET BÜLENT BOZDOĞAN, KENAN SAPMAZ, CEMİL REYHANİYE, İLTER TELLİOĞLU ÇAY MAH. TAYFUR SÖKMEN BULVARI İSKENDERUN PLAZA NO:19 K:1 D:41 İSKENDERUN-HATAY TELEFON: +90 326 6136382

OSMANİYE TEMSİLCİLİĞİ FATMA AKİ, ARDA CANDEMİR, HASAN DÖNER RAUFBEY MH. ALPARSLAN TÜRKEŞ CD. GÖRÜCÜLER SİTESİ ZEMİN KAT NO:95 MERKEZ-OSMANİYE TELEFON: +90 328 8137011

ANKARA ŞUBE Adres: NECATİBEY CD. NO:102/3 ÇANKAYA-ANKARA Telefon: +90 312 2314474 Faks: +90 312 2321088 GSM: +90 530 7730937 GSM: +90 530 7730938 e-posta: [email protected]

AFYON İL TEMSİLCİLİĞİ ÇETİN İNCE, CİHAN ŞAHİN DUMLUPINAR MAH. 2. CAD. NO:23/3 TOKMAN APT MERKEZ-AFYONKARAHİSAR TELEFON: +90 272 2140555 FAKS: +90 272 2142730

AKSARAY İL TEMSİLCİLİĞİ MEHMET İNAN BAYKAN, RAMAZAN KOÇAK, HÜSEYİN ÇİÇEKÇİ 3. NOLU BELEDİYE İŞHANI SARRAFLAR CAD. K:2 MERKEZ-AKSARAY TELEFON: +90 382 2127176 FAKS: +90 382 2127176

AKŞEHİR İLÇE TEMSİLCİLİĞİ CİHAN DEMİRAL,TAMER SOMUNCU, MUSTAFA AYKUT BAŞOĞLU CEVDET KÖKSAL CAD. NO:7 AKŞEHİR-KONYA TELEFON: +90 332 8133159 FAKS: +90 332 8133637

ÇANKIRI İL TEMSİLCİLİĞİ İSMAİL ULUTAŞ BUĞDAY PAZARI MAH. İŞ KUR İŞ HANI NO:7/69 MERKEZ-ÇANKIRI TELEFON: +90 376 2132485 FAKS: +90 376 2132485

EREĞLİ İLÇE TEMSİLCİLİĞİ ALİ TURHAN, İSMAİL YALÇIN RASİM EREL CAD. KILIÇHAN İŞHANI KAT:2 NO:25 EREĞLİ-KONYA TELEFON: +90 332 7134454 FAKS: +90 332 7134454

ERZİNCAN İL TEMSİLCİLİĞİ ÖZKAN ÖZCAN, MURAT DEMİR, BANU HOROZ ORDU CAD. SELİMOĞLU İŞHANI NO: 222 MERKEZERZİNCAN TELEFON: +90 446 2142212 FAKS: +90 446 2142212

ERZURUM İL TEMSİLCİLİĞİ EMRE NUROĞLU ,ONUR ALEMDAR KAZIM KARABEKİR CAD. ÇAVUŞOĞLU İŞ MERKEZİ K:3 NO:12 MERKEZ-ERZURUM TELEFON: +90 442 2348688 FAKS: +90 442 2348688

KASTAMONU İL TEMSİLCİLİĞİ METİN UZUNKARA, ERTUĞRUL DURNA, İSMAİL HAKKI ÖZCEBECİ  TOPÇUOĞLU MAH. BELEDİYE CAD. EKMEKÇİLER İŞ MERKEZİ K:1 NO:16/5 MERKEZ/KASTAMONU MERKEZKASTAMONU TELEFON: +90 366 2147030 FAKS: +90 366 2143562

KAYSERİ İL TEMSİLCİLİĞİ KUDDUSİ AKSOY, AHMET KEMALEDDİN GÜLCÜOĞLU, MEHMET ERDOĞAN, KAMİL YILMAZ  SERÇEÖNÜ MAH. AHMET PAŞA CAD. MÜHENDİSLER İŞHANI K:7 NO:702 KOCASİNAN-KAYSERİ TELEFON: +90 352 2318181 FAKS: +90 352 2318294

KIRIKKALE İL TEMSİLCİLİĞİ NİYAZİ ÇOPUR, CEVAT EFENDİ DOĞAN, SAMET DOĞAN YENİDOĞAN MAH. BARBOROS HAYRETTİN CAD. ÖZAK PASAJI NO:8 K:3 MERKEZ-KIRIKKALE TELEFON: +90 318 2254046 FAKS: +90 318 2253777

KIRŞEHİR İL TEMSİLCİLİĞİ MUSTAFA AKGÜL, GAZİ UYANIK, BARIŞ ORDU  AHİ EVRAN MAHALLESİ M.ALİ YAPICI BULVARI NO: 32 BİLİCİLER APT. KAT:1 DAİRE:2 MERKEZ-KIRŞEHİR TELEFON: +90 386 2125858 FAKS: +90 386 2125858

KONYA İL TEMSİLCİLİĞİ ALİ KEMAL BAŞARAN, SAİT ŞAHİN, NURETTİN ÇETİNKAYA, HACI MEHMET AZİZOĞLU NİŞANTAŞI MAH. NÜVE İŞ MKZ. B BLK. K:7 NO:704 MERKEZ-KONYA TELEFON: +90 332 2338453 FAKS: +90 332 2388799

NEVŞEHİR İL TEMSİLCİLİĞİ TAMER KAÇAK, ALİ BABAOĞLU, ÖZLEM BAHADIR, YÜKSEL DURUER YENİ KAYSERİ CD. SAHİL İŞHANI K:5 NO:66 MERKEZNEVŞEHİR TELEFON: +90 384 2127670 FAKS: +90 384 2136996

POLATLI İLÇE TEMSİLCİLİĞİ AHMET KONUK, ÜMİT ÇELİKER CUMHURİYET MAH. ETİ CAD. NO:63/1 POLATLIANKARA TELEFON: +90 312 6238207 FAKS: +90 312 6238207

SİVAS İL TEMSİLCİLİĞİ AHMET ŞENYURT, BAHATTİN ŞANLI, SEVGİ YÖRÜK, HÜSNÜ ÖZDAMAR     SİRER CD. ÇİTİL APT. K:2 NO:8 MERKEZ-SİVAS TELEFON: +90 346 2230933 FAKS: +90 346 2237429

TOKAT İL TEMSİLCİLİĞİ DOĞAN ATAY, SÜLEYMAN ENGİN, TUNCAY ARSLAN, MUSTAFA ZAHİD, SERKAN BİLGİÇ, ÖZCAN ALABAŞ ALİ PAŞA MAH. ZAFER İŞ MRK. KAT:1 MERKEZ-TOKAT TELEFON: +90 356 2127030 FAKS: +90 356 2125404

YOZGAT İL TEMSİLCİLİĞİ SELCEN GÖKSEL TAŞDAN, İSA KÖKER, MURAT YILDIRIM  AŞAĞI NOHUTLU MAH. BAHATTİN ÇOKDEĞERLİ CAD. ZAFER İŞ MERKEZİ NO:11/3 MERKEZ-YOZGAT TELEFON: +90 354 2128687 FAKS: +90 354 2129355

ANTALYA ŞUBE Adres: MELTEM MAHALLESİ 3. CD. 3808 SK. NO: 20-ANTALYA Telefon: +90 242 2376045 Faks: +90 242 2376047 GSM: +90 530 7730944 GSM: +90 530 7730943 e-posta: [email protected]

ALANYA TEMSİLCİLİĞİ UMUT MİRİOĞLU, ALİ ARAS  KADIPAŞA MAH. SUGÖZÜ. CD. YILMAZ APT. NO:87/1 ALANYA-ANTALYA TELEFON: +90 242 5119377 FAKS: +90 242 5119377

BURDUR TEMSİLCİLİĞİ MEHMET ÇIĞRI, MELTEM ŞENÖZDEMİR, SÜLEYMAN ÖRS BURÇ MH. 2. TUNA SOK. SILA APT. NO:6/B MERKEZBURDUR TELEFON: +90 248 2331116 FAKS: +90 248 2339328

FİNİKE TEMSİLCİLİĞİ DOĞAN YILDIRIM, RAMAZAN OKTAY  CUMHURİYET CAD. SARIBEY İŞHANI K: 1/2 FİNİKEANTALYA TELEFON: +90 242 8555434

ISPARTA TEMSİLCİLİĞİ GÜNER MERDAN, ABDİL BOZKURT, MELAHAT İNCİ ALAY  BELEDİYE İŞHANI K:2 NO:203 MERKEZ-ISPARTA TELEFON: +90 246 2183352 FAKS: +90 246 2183352

MANAVGAT TEMSİLCİLİĞİ ABDULLAH CENGİZ, ABDULLAH AYDIN   ATATÜRK CADDESİ ERYILDIZ İŞ MERKEZİ K:3 NO:44 MANAVGAT-ANTALYA TELEFON: +90 242 7430006 FAKS: +90 242 7430006

BURSA ŞUBE Adres: BURSA AKADEMİK ODALAR BİRLİĞİ YERLEŞKESİ (BAOB) ODUNLUK MH. AKADEMİ CAD. NO: 8 16040 MERKEZ-BURSA Telefon: +90 224 4511212 Faks: +90 224 4519899 e-posta: [email protected]

AYVALIK TEMSİLCİLİĞİ MESUT NAİL AKIN, EROL KINIK   SURAL PASAJI NO:48 AYVALIK-BALIKESİR TELEFON: +90 266 3124658 FAKS: +90 266 3121251

BALIKESİR TEMSİLCİLİĞİ HAKKI HATATOĞLU, AHMET SABİH ÇANTAY, SELÇUK SAVAŞ, MEHMET NAZMİ KACAR, MEHMET FAİK ŞENERGİN  DUMLUPINAR MH. YAZICI-SUNAK SK. EMİR İŞHANI K: 4 NO:11 MERKEZ-BALIKESİR TELEFON: +90 266 2442297 FAKS: +90 266 2442297

BANDIRMA TEMSİLCİLİĞİ MURAT YAZICI, NERGİS GÜNEY, MUTLU ONGANAR, MELİKE DÖNMEZ   GÜNAYDIN MH. KAŞİF CAR CD. MÜLKÜ BEY İŞHANI K:3 NO:78 BANDIRMA-BALIKESİR TELEFON: +90 266 7136251 FAKS: +90 266 7136251

BİGA TEMSİLCİLİĞİ SERKAN YILMAZ, SELİN NEHİR  MÜŞETBA ŞALLI SOK. NO:20 BİGA-ÇANAKKALE TELEFON: +90 286 3161282 FAKS: +90 286 3170075

ÇANAKKALE TEMSİLCİLİĞİ ERKAN GÜÇYETMEZ, GÖRKEM ARSLAN, YÜCEL YAŞAR, ALİ RIZA SAĞCAN, MEHMET KÖŞKEROĞLU BARBAROS MAHALLESİ TROYA CADDESİ YAŞAM EVLERİ D BLOK NO:2 MERKEZ-ÇANAKKALE TELEFON: +90 286 2123399 FAKS: +90 286 2183252

EDREMİT TEMSİLCİLİĞİ VEYSEL ÇAĞLAR, IŞIK ÇOBAN   İNÖNÜ CD. 1. SK. NO:9 KAT:1 EDREMİT-BALIKESİR TELEFON: +90 266 3739589 FAKS: +90 266 3737806

GEMLİK TEMSİLCİLİĞİ AZİZ CEM ERBAKAN, FATİH ULAMIŞ, MUSTAFA ÖZTÜRK, İSMAİL HAKKI CARUS  Temsilci Yardımcısı: ÜYEİSMAİL HAKKI CARUS İSTİKLAL CAD. IRMAK SK.BATUM İŞH.K.1 NO:8 GEMLİK/BURSA GEMLİK-BURSA TELEFON: +90 224 5133177 FAKS: +90 224 5133177

İNEGÖL TEMSİLCİLİĞİ MEHMET DEDE, OZAN CAN, CAHİT YARAN    OSMANİYE MH. ŞEBBOY CD. ORKİDE SOKAK NO: 3 İNEGÖL-BURSA TELEFON: +90 224 7123652 FAKS: +90 224 7123651

M.KEMALPAŞA TEMSİLCİLİĞİ KEMAL ŞENIŞIK, NECMİ KENAR, FİKRET İLTER   SABRİBEY MH. DEMİRCİLER CD. NO:2 KAT:2 MUSTAFAKEMALPAŞA-BURSA TELEFON: +90 224 6134679

YALOVA TEMSİLCİLİĞİ ENGİN ÇETİNBAŞ, ERCÜMENT EKREM BOZKURT, REZAN DİKİCİ, FERİDUN TOPARLAK, GÖKHAN KAYA, VOLKAN ÇELİK, METİN AYDIN  CUMHURİYET CD. İPEKYILDIZ İŞ MRK. NO:4/7 YALOVA MERKEZ-YALOVA TELEFON: +90 226 8113701

DENİZLİ ŞUBE Adres: ATATÜRK BLV. İN-BA İŞ MRK. K:6 NO:32DENİZLİ Telefon: +90 258 2425555 Faks: +90 258 2418832 e-posta: [email protected]

BODRUM TEMSİLCİLİĞİ İSMAİL SEVER, HİKMET ARSLANPARÇASI, TANIN SANLI, MEHMET ALİ TİMURHAN, TEMEL ÖZENMİŞ TEMEL YAPI İŞ MKZ. TOPLU KONUT ALANI K:2 NO:1 BODRUM-MUĞLA TELEFON: +90 252 3171501 FAKS: +90 252 3171501

FETHİYE TEMSİLCİLİĞİ VELİ ÖNVER, SERMET MUSTAFA ÜNEL, ŞENER ATAY  TUZLA MAH. 557. SOKAK EMELİM YAPI KOOP. NO:9 D:3 FETHİYE-MUĞLA TELEFON: +90 252 6123040 FAKS: +90 252 6123040

MARMARİS TEMSİLCİLİĞİ FAHRİ ERDİNÇ ÜNAL, MUHAMMET YILMAZ, OZAN ERYAVUZ GENERAL MUSTAFA MUĞLALI CD. YİĞİT İŞ MKZ. NO: 16 MARMARİS-MUĞLA TELEFON: +90 252 4135999

MİLAS TEMSİLCİLİĞİ EMRULLAH TUNA, GÜRCAN ÖZER   İSMET PAŞA MAH. ZAFER CAD. DOĞA SOK. NO:3/1 MİLAS-MUĞLA TELEFON: +90 252 5130532 FAKS: +90 252 5130532

MUĞLA TEMSİLCİLİĞİ MUHSİN TARIK MADRAN, İSMAİL ORKUN YILMAZ, FİLİZ DANIŞ, ENGİN KARAYOL, MEHMET KÜRŞAD     ŞEYH MAH. NAİPLER SOK. ULAKLAR APT. NO:15 DAİRE:2 MERKEZ-MUĞLA TELEFON: +90 252 2148069

ORTACA MESLEKİ DENETİM BÜROSU ATATÜRK BULVARI, ALBAYRAK APT. A BLOK KAT:2 DARİE:4 ORTACA-MUĞLA TELEFON: +90 252 2820520 FAKS: +90 252 2820520

UŞAK TEMSİLCİLİĞİ BİROL YILDIRIM, MERVE SAĞNAK, ABDULLAH ACAR, İRFAN YAŞAR DUKUL  KÖME MH.BELEDİYE İŞ HANI K:3 NO:161 MERKEZ-UŞAK TELEFON: +90 276 2232005 FAKS: +90 276 2232005

DİYARBAKIR ŞUBE Adres: ALİEMİRİ 4. SOKAK MÜGE 6 APARTMANI KAT: 1 NO:2 YENİŞEHİR-DİYARBAKIR Telefon: +90 412 2284620 GSM: +90 530 7730942 e-posta: [email protected]

BATMAN TEMSİLCİLİĞİ İBRAHİM YILDIZ, İHSAN DEMİR, SEYİTHAN KAYA MEYDAN MAH. 2000 İŞ MERKEZİ K:4 NO:410 MERKEZBATMAN TELEFON: +90 488 2133230

BİTLİS TEMSİLCİLİĞİ YAHYA HASANOĞLU, METİN ALAGÖZ, MURAT KAVURGACI TEİAŞ 17. İLETİM TESİSİ VE İŞLETME GRUP MÜD. TATVAN BAKIM VE İŞLETME FATİH MAH. YENİ SANAYİ YANI TATVAN-BİTLİS

ELAZIĞ TEMSİLCİLİĞİ SELÇUK ALBAYRAK, MEHMET EMİR   İZZETPAŞA MH. ŞEHİT BİNBAŞI SABRİ SK. NO:1/2 MERKEZ-ELAZIĞ TELEFON: +90 424 2386557 FAKS: +90 424 2380272

HAKKARİ TEMSİLCİLİĞİ ADEM ÇATAL, ÖZGEN CANAN, HAMDULLAH TEMEL, EVREN TAŞ TELEKOM İL MÜDÜRLÜĞÜ TEKRE KAVŞAĞI MERKEZHAKKARİ TELEFON: +90 438 2115485 FAKS: +90 438 2115485

MALATYA TEMSİLCİLİĞİ YUSUF İNAN, AZİZ HUMARTAŞ, MURAT ÖZDEMİR    NİYAZİ MAHALLESİ MISRİ CAD. TOPÇUOĞLU APT. NO:201/1 NO:11 MERKEZ-MALATYA TELEFON: +90 422 3259320 FAKS: +90 422 3244823

MARDİN TEMSİLCİLİĞİ ŞÜKRÜ KARABOĞA, SELAHATTİN ALTUNKAYA, MEHMET SİRAÇ IŞIKHAN, NESLİHAN ÇİÇEK   KARAYOLLARI ARKASI KÜLTÜR İŞ MERKEZİ K:4 NO:15 MERKEZ-MARDİN TELEFON: +90 482 2124165 FAKS: +90 482 2132158

ŞANLIURFA TEMSİLCİLİĞİ ALİ PESEN, FEVZİ KILIÇ, BEDİR İZOL, İDRİS BENEK, MEHMET FATİH CAN  BAMYASUYU MAH. 147. SOK. STAD APT. B BLOK K:7 NO:14 MERKEZ-ŞANLIURFA TELEFON: +90 414 3164527 FAKS: +90 414 3164527

ŞIRNAK TEMSİLCİLİĞİ GOMAN SARIYILDIZ, AHMET AÇAR, RIDVAN ERKUL ŞAH MAHALLESİ HÖKENEK CADDESİ SARIYILDIZ PASAJI NO:27 CİZRE-ŞIRNAK TELEFON: +90 486 6169597

TUNCELİ TEMSİLCİLİĞİ YILMAZ GÖK, CENGİZ ŞİMŞEK, ALİ ŞEVKET SÖNMEZ  TUNCELİ İL ÖZEL İDARESİ MÜDÜRLÜĞÜ-TUNCELİ TELEFON: +90 428 2132120

VAN TEMSİLCİLİĞİ SÜLEYMAN BALKAN, SUNULLAH CANBEY, MEHMET NURİ YAVUZ  VALİ MİTHAT BEY MAH. HASTANE CAD. 1438 ÇAVUŞBALI SOK. NEDİMBAŞI TİCARET MERKEZİ B BLOK K:5 MERKEZ-VAN TELEFON: +90 432 2152725 FAKS: +90 432 2152725

ESKİŞEHİR ŞUBE Adres: ARİFİYE MH. YALBI SK. YILMAZLAR İŞM. NO: 18 KAT:1/1-ESKİŞEHİR Telefon: +90 222 2319447 Faks: +90 222 2319447 e-posta: [email protected]

KÜTAHYA TEMSİLCİLİĞİ YAŞAR VARMAZ, ABDURRAHMAN ERSİN ÖZÇOBAN, HALİL İBRAHİM ADIRNAZLI  ATATÜRK BULVARI ALİ KALFA ÇARŞISI 2 BLOK K:3/1 MERKEZ-KÜTAHYA TELEFON: +90 274 2160042 FAKS: +90 274 2160042

GAZİANTEP ŞUBE Adres: EMEK MH. 19019 SK. NO:34/B ŞEHİTKAMİLGAZİANTEP Telefon: +90 342 3219080 Faks: +90 342 3229977 e-posta: [email protected]

ADIYAMAN TEMSİLCİLİĞİ ALİ AĞİR, MEHMET İSMAİL GÜRSOY, ORHAN AKIN H. ÖMER MAH. GÖLBAŞI CAD. 202 SOK. N:5 K:4 MERKEZ-ADIYAMAN TELEFON: +90 416 2131603 FAKS: +90 416 2140975

ELBİSTAN TEMSİLCİLİĞİ ABDURRAHMAN ŞAKALAR, TURGUT TAŞOLAR, HÜSEYİN BAYIR GÜNEŞLİ MAH. MEVLANA CAD. KALE İŞ MERKEZİ NO:1/12 ELBİSTAN-KAHRAMANMARAŞ TELEFON: +90 344 4132244

KAHRAMANMARAŞ TEMSİLCİLİĞİ BAHATTİN UYLUKÇU, BÜNYAMİN SAĞLAM, MUSTAFA ŞEKKELİ, FAHRİ KÜPEKILIÇ, KADİR AKTEPE  İSMETPAŞA MAH.YENİ HÜKÜMET CAD. NO:18 FATİH İŞHANI K:3/11 MERKEZ-KAHRAMANMARAŞ TELEFON: +90 344 2259609 FAKS: +90 344 2219955

KİLİS TEMSİLCİLİĞİ MEHMET AŞKIN MERKEZ-KİLİS TELEFON: +90 348 8140941 FAKS: +90 348 8139232

İSTANBUL ŞUBE Adres: DİKİLİTAŞ MH. EREN SOKAK. NO: 30 YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ KARŞISI DİKİLİTAŞ 34349 BEŞİKTAŞ-İSTANBUL Telefon: +90 212 2591150 Faks: +90 212 2583655 GSM: +90 530 7730925 GSM: +90 530 7730926 e-posta: [email protected]

ANADOLU YAKASI TEMSİLCİLİĞİ KOZYATAĞI MH ÇARDAK SK ŞAŞMAZ SİTESİ B-1 BLOK NO:2 DAİRE:10 KOZYATAĞI METRO DURAĞI NİDA KULE KARŞISI KADIKÖY-İSTANBUL TELEFON: +90 216 3367486 FAKS: +90 216 3896464

BAKIRKÖY TEMSİLCİLİĞİ RASİM DOĞAN, YÜKSEL MENGÜNOĞUL, BEKİR KARAKULAK, MURAT ÖZCAN İNCİRLİ CAD. NO:6 AKBULUT İŞ MERKEZİ KAT:4 DAİRE:114 BAKIRKÖY-İSTANBUL TELEFON: +90 212 5612101 FAKS: +90 212 5438434

ÇERKEZKÖY TEMSİLCİLİĞİ SAMET ŞENTÜRK, TACETTİN İKİZ, TURAN ÇANKAL  MEYDAN PLAZA İŞ MERKEZİ G.O.P MAHALLESİ K:3 NO: 307 ÇERKEZKÖY-TEKİRDAĞ TELEFON: +90 282 7267017 FAKS: +90 282 7267017

ÇORLU TEMSİLCİLİĞİ MUHARREM OKUR, DOĞAN TURGUT, SEYİT AHMET BAK, İSMAİL BUL, ADNAN HALUK ERKAN  ESKİ HÜKÜMET CAD. KURTGÖZ İŞHANI NO:2/28 ÇORLU-TEKİRDAĞ TELEFON: +90 282 6531666

EDİRNE TEMSİLCİLİĞİ TARIK ETKER, İSMAİL ARDA, ÖZGÜR MERCANLI  MİTHATPAŞA MH. İNÖNÜ CAD. ERDİ APT. K:1 NO:1 MERKEZ-EDİRNE TELEFON: +90 284 2132678 FAKS: +90 284 2122680

KEŞAN TEMSİLCİLİĞİ ÖMER BAĞCIOĞLU, ŞAHİN GÖKHAN KARA, MUSTAFA KEMAL TEZCAN, CAN MERİÇ ŞEHİTLİK CAD. ŞEHİTLER GEÇİDİ BEYAZOĞLU APT. NO:10 K:3 KEŞAN-EDİRNE TELEFON: +90 284 7149832 FAKS: +90 284 7148595

KIRKLARELİ TEMSİLCİLİĞİ HÜSEYİN ÖREN, HASAN KARACAN, NİLGÜN ELÇİ, ATTEKİN ÖZTURHAN  KARAKAŞ MAH. YENİ GÜRPINAR PASAJI K:2 NO:48 MERKEZ-KIRKLARELİ TELEFON: +90 288 2142701 FAKS: +90 288 2122701

LÜLEBURGAZ TEMSİLCİLİĞİ GÖKHAN SERDAR ÖZCANLAR, MUSTAFA ARI, YILMAZ HOROZ  YENİ MAH. FATİH CAD. NO:35 K:2 LÜLEBURGAZKIRKLARELİ TELEFON: +90 288 4128043 FAKS: +90 288 4128043

ŞİŞLİ TEMSİLCİLİĞİ MUSTAFA AYDIN, HÜSEYİN ÖZCAN, AHMET CEM YAZICI, ALPARSLAN KARAASLAN, ELİF DİKDERE, BİLGE ÖZKAN, EGEMEN KILIÇ PERPA TİCARET MERKEZİ A BLOK K:11 NO:2206 ŞİŞLİ-İSTANBUL TELEFON: +90 212 2205773 FAKS: +90 212 2207198

TEKİRDAĞ TEMSİLCİLİĞİ TAMER ÖZDEMİR  BELEDİYE İŞMERKEZİ N:604 59100 MERKEZ-TEKİRDAĞ TELEFON: +90 282 2625097 FAKS: +90 282 2625097

İZMİR ŞUBE Adres: 1337 SK. NO:16 KAT:8 ASHAN ÇANKAYA-İZMİR Telefon: +90 232 4893435 Faks: +90 232 4454949 GSM: +90 530 7730952 GSM: +90 530 7730953 e-posta: [email protected]

AKHİSAR MESLEKİ DENETİM BÜROSU PAŞA MH. 29 SK. NO:12/B AKHİSAR-MANİSA TELEFON: +90 236 4137368 FAKS: +90 236 4137368

ALAŞEHİR TEMSİLCİLİĞİ AKİF ÇINAR, HÜSEYİN CAHİT KILINÇ  HANLAR CD. NO:74 ALAŞEHİR-MANİSA TELEFON: +90 236 6534689 FAKS: +90 236 6543030

ALİAĞA TEMSİLCİLİĞİ MURAT KUZUMOĞLU, FERHAT LEK KAZIMDİRİK MAH. 283.SK. NO:12/A ALİAĞA-İZMİR TELEFON: +90 232 6167635 FAKS: +90 232 6162490

AYDIN TEMSİLCİLİĞİ HALUK DEMİRCİ, HALİL YORGALI, ORHAN ARSLAN, UĞUR KUTLU, SALİH EĞERCİ  KURTULUŞ MH. 2015 SOK. NO: 15/A MERKEZ-AYDIN TELEFON: +90 256 2124762 FAKS: +90 256 2145493

BERGAMA TEMSİLCİLİĞİ NADİR GERGİN, ALİ BAYRAM   YENİ BELEDİYE İŞHANI ZEMİN KAT NO:12 BERGAMAİZMİR TELEFON: +90 232 6320481 FAKS: +90 232 6332878

DİDİM TEMSİLCİLİĞİ EŞREF AKKOCA, YAKUP ERKAN, NURAN ASLAN BÜLENT ECEVİT CAD. KIRAY PASJ. NO:16 DİDİMAYDIN TELEFON: +90 256 8112836 FAKS: +90 256 8112836

KUŞADASI TEMSİLCİLİĞİ ERGUN SAKARYA, BURAK NALBANTOĞLU, İBRAHİM KOVANCI  CUMHURİYET MAH. T.ÖZAL BULV. NO:22 D:5 KUŞADASI-AYDIN TELEFON: +90 256 6126490 FAKS: +90 256 6126490

MANİSA TEMSİLCİLİĞİ DEMİRHAN GÖZAÇAN, MEHMET ZAFER ÖNCEYİZ, MELİH CEM KARA, EBRU ASLAN ŞAHİN, ERDOĞAN KOLDAŞ 1.ANAFARTALAR MH. 1701 SK. NO:9/A MERKEZMANİSA TELEFON: +90 236 2345809 FAKS: +90 236 2391860

NAZİLLİ MESLEKİ DENETİM BÜROSU ALTINTAŞ MAH. 147 SOK. NO:5/B NAZİLLİ-AYDIN TELEFON: +90 256 3154438 FAKS: +90 256 3154438

ÖDEMİŞ TEMSİLCİLİĞİ METE ÖNBAŞLI, HÜSEYİN SEÇEN, ERKAN ACAR AKINCILAR MAH. KÜLTÜR CAD. YAĞCI İŞHANI NO: 4/Z-13 ÖDEMİŞ-İZMİR TELEFON: +90 232 5087878 FAKS: +90 232 5087878

SALİHLİ TEMSİLCİLİĞİ AZİM ŞAHİN, TEOMAN ABRAK   ÖZEL İDARE İŞH. ZEMİN KAT NO. 10 SALİHLİ-MANİSA TELEFON: +90 236 7139720 FAKS: +90 236 7139719

SÖKE TEMSİLCİLİĞİ MUSTAFA USLUYÜZ, TAMER DİRMİLLİ, LEVENT UĞUR YİĞİTER  KEMALPAŞA MH. ÖMER KOYUNCU CD. NO:3/205 SÖKE-AYDIN TELEFON: +90 256 5120111 FAKS: +90 256 5182871

TİRE TEMSİLCİLİĞİ NEJAT BOZKURT KURTULUŞ MH. YILDIZ CAD. NO:8/A TİRE-İZMİR TELEFON: +90 232 5120676 FAKS: +90 232 5120676

TORBALI TEMSİLCİLİĞİ HÜSAMETTİN GÜNER, ALİ TEKİR   TEPEKÖY MH. İNÖNÜ CD. NO:58 TORBALI-İZMİR TELEFON: +90 232 8564490 FAKS: +90 232 8554867

TURGUTLU TEMSİLCİLİĞİ ERCAN ARSLANKEÇECİOĞLU YILMAZLAR MAH. GÜNEŞ SOK. NO. 29/A TURGUTLUMANİSA TELEFON: +90 236 3133775 FAKS: +90 236 3140566

KOCAELİ ŞUBE Adres: ÖMERAĞA MH. NACİ GİRGİNSOY SK. NO:15/4 İZMİT-KOCAELİ Telefon: +90 262 3254122 Faks: +90 262 3245456 GSM: +90 530 7730954 GSM: +90 530 7730955 e-posta: [email protected]

BARTIN TEMSİLCİLİĞİ MAHMUT DEMİROK, NECMETTİN SAMANCIOĞLU, MUSTAFA DİNÇER, CAHİT BİLAL KIRTEPE MAH. CUMHURİYET CAD. AĞAH BEY İŞ MERKEZİ 1.KAT NO:12-BARTIN TELEFON: +90 378 2278075 FAKS: +90 378 2278095

BOLU TEMSİLCİLİĞİ İSMAİL DOĞANDOR, ERMAN ESENTEPE, MURAT ARMUTÇU TABAKLAR MAH. FERİT TALAY CAD. TURİSA APT.61/1 MERKEZ-BOLU TELEFON: +90 374 2123435 FAKS: +90 374 2123435

DÜZCE TEMSİLCİLİĞİ OKAN EREN KURU, EROL TOPUZ, HAKAN ÇELİK KÜLTÜR MH. İSTANBUL CD. SPOR SK. İBRAHİMOĞLU İŞ MERKEZİ N.129 KAT.2 MERKEZ-DÜZCE TELEFON: +90 380 5247404 FAKS: +90 380 5247404

GEBZE TEMSİLCİLİĞİ DEVRİM SARI, BÜLENT AYVAZ, AYDİN KARAMAN, YILMAZ EYİDOĞAN, SEZER KIZILKAYA TMMOB BİNASI ADLİYE CAD. NO: 25 GEBZE-KOCAELİ TELEFON: +90 262 6432805 FAKS: +90 262 6444826

GÖLCÜK TEMSİLCİLİĞİ HAYRİ SARAL, RECEP VASFİ SIVIŞ, SADIK KETENCİ 19 MAYIS CD. 87/A GÖLCÜK-KOCAELİ TELEFON: +90 262 4134872 FAKS: +90 262 4134872

KARABÜK TEMSİLCİLİĞİ MEHMET EROL , AHMET BÜRÜMCEK, SADIK KETENCİ HÜRRİYET CD. MAKO İŞHANI KAT: 3/1 67200 MERKEZ-KARABÜK TELEFON: +90 370 4131055 FAKS: +90 370 4247764

KARADENİZ EREĞLİ TEMSİLCİLİĞİ MEHMET ALİ KARANFİL, İBRAHİM ETEM ÖZDEMİR, HÜSEYİN NAİL ZOBU MÜFTÜ MH. HAKKI CÖBEK SK. N:26/3 EREĞLİZONGULDAK TELEFON: +90 372 3230838 FAKS: +90 372 3235600

SAKARYA TEMSİLCİLİĞİ HİDAYET BARBAROS AKYÜZ, SALİH BÖREKÇİOĞLU, HALİL ATAY, YONCA EĞİN, BİLGİN KÖROĞLU KARAAĞAÇ CAD. ÖZKAYNAK İŞHANI NO:60 K:2 MERKEZ-SAKARYA TELEFON: +90 264 2777530 FAKS: +90 264 2777531

ZONGULDAK TEMSİLCİLİĞİ BÜLENT ÖZGÜMÜŞ, HAKAN KAYA, NURİ ÖZEL TAHİRKARAOĞUZ SOKAK BİRLİK İŞHANI NO:203 MERKEZ-ZONGULDAK TELEFON: +90 372 2524561 FAKS: +90 372 2524561

MERSİN ŞUBE Adres: LİMONLUK MAH. 2417 SOKAK. NO:5 YENİŞEHİR-MERSİN Telefon: +90 324 3276871 Faks: +90 324 3276873 GSM: +90 530 7730956 e-posta: [email protected]

ANAMUR TEMSİLCİLİĞİ AHMET ONUR KIRILMAZ SARAY MAH. BANKALAR CD. ŞEFİKA HNM İŞH. NO:19 ANAMUR-MERSİN TELEFON: +90 324 8142746 FAKS: +90 324 8143457

KARAMAN TEMSİLCİLİĞİ BÜNYAMİN SELVİ, ÜMİT ŞİMŞEK TAHSİN ÜNAL MAH. FAİK KAYSERİLİOĞLU CD. ÇAKIRLAR İŞH. K: 3 MERKEZ-KARAMAN TELEFON: +90 338 2149494 FAKS: +90 338 2133000

NİĞDE TEMSİLCİLİĞİ IŞIK ÖZTÜRK, CİHAN EKEBAŞ, SİBEL HARMANŞAH ESENBEY MH. GİRAY SK.BAHADIR İŞ MERKEZİ K:1 NO: 6 MERKEZ-NİĞDE TELEFON: +90 388 2328553

SİLİFKE TEMSİLCİLİĞİ EKREM ONUR KOZAN, DOĞAN SAYAR, EMİN ÜMİT GÜR SARAY MAH. 133 SOKAK NO:34 SİLİFKE-MERSİN TELEFON: +90 324 7148325 FAKS: +90 324 7148325

TARSUS TEMSİLCİLİĞİ NURİ BAYÜLGEN, NURİ BAYÜLGEN ATATÜRK CAD. YENİ ÖMERLİ MAH. ELİYEŞİL APT. A BLOK K:1 NO:7 TARSUS-MERSİN TELEFON: +90 324 6136888 FAKS: +90 324 6139833

SAMSUN ŞUBE Adres: BAHÇELİEVLER MAH. GAZANHAN SOKAK NO: 6 KAT: 2-3-SAMSUN Telefon: +90 362 2311977 Faks: +90 362 2315131 e-posta: [email protected]

AMASYA TEMSİLCİLİĞİ METİN AHSEN DURUSOY, ATALAY ÖZ  ZİYAPA CAD: ÖZKÖK İŞMERKEZİ NO:17/8-4 MERKEZAMASYA TELEFON: +90 358 2122067

ÇORUM TEMSİLCİLİĞİ AYDIN TAŞKIN GAZİ CD. MAHMUT AKAYDIN İŞ MERKEZİ NO:17 K:7/23 MERKEZ-ÇORUM TELEFON: +90 364 2240406 FAKS: +90 364 2240406

ORDU TEMSİLCİLİĞİ VOLKAN TÜRKMEN, VOLKAN ÇAKIR, BARIŞ TÜRKER BAHÇELİEVLER MAH. YUNUS EMRE CAD. NO:50/A MERKEZ-ORDU TELEFON: +90 452 2338252 FAKS: +90 452 2338252

SİNOP TEMSİLCİLİĞİ KORAY KESEROĞLU, SAYGIN DOĞAN  SAKARYA CAD. BATUR SOK. NO:36 MERKEZ-SİNOP TELEFON: +90 368 2613033

TRABZON ŞUBE Adres:İSKENDERPAŞA MAH. BAYRAKTARLAR İŞ MERKEZİ KAT:3 NO:64-TRABZON Telefon:+90 462 3221395 Faks:+90 462 3265092 e-posta:[email protected]

ARTVİN TEMSİLCİLİĞİ OSMAN AYDIN, AHMET FARUK AÇIKGÖZ, FATİH YAŞAR, ANIL ŞAHİNLER ÇARŞI MAH. İNÖNÜ CAD. YILDIZ İŞHANI MERKEZARTVİN TELEFON: +90 466 2126661 FAKS: +90 466 2126619

BAYBURT TEMSİLCİLİĞİ OZAN ÖZKAN, FATİH KORKUSUZ, İSMAİL KELLECİ  TÜRK TELEKOM A.Ş. BAYBURT İL MÜDÜRLÜĞÜ MERKEZ-BAYBURT TELEFON: +90 458 5553000 FAKS: +90 458 5551015

GİRESUN TEMSİLCİLİĞİ TACETTİN ÖZKILIÇ, MEHMET ÇERKEZOĞLU, BEYTULLAH ÖZBAYRAM, MUSTAFA YAKARIŞIK  HACIMİKTAT MAH. CENAL GÜRSEL CAD. NO:77/B MERKEZ-GİRESUN TELEFON: +90 454 2168870 FAKS: +90 454 2160488

GÜMÜŞHANE TEMSİLCİLİĞİ HAKAN BİLGİÇ, HAKAN KOCAGÖZ  HASAN BEY CAD. ÖZEL İDARE İŞHANI K:2 NO:8 MERKEZ-GÜMÜŞHANE TELEFON: +90 456 2131066 FAKS: +90 456 2134638

IĞDIR TEMSİLCİLİĞİ MURAT KARAKILIÇ, MEHMET NASIR ANGAY SÖĞÜTLÜ MAH. RIZA YALÇIN CAD. YANCAR İŞ MERKEZİ K:2 NO:80 MERKEZ-IĞDIR TELEFON: +90 476 6227921 FAKS: +90 476 2276067

KARS TEMSİLCİLİĞİ NİZAMETTİN KARA, DEMİREL ÖNCÜL, YUSUF TURNA, GÖKSEL UBİÇ  ARAS EDAŞ KARS İL MÜDÜRLÜĞÜ MERKEZ-KARS TELEFON: +90 474 2251119 FAKS: +90 474 2251102

RİZE TEMSİLCİLİĞİ MEHMET AYGÜN, ALİ GÖKTÜRK, MEHMET AYDIN, RÜSTEM KOÇAL, SERKAN BİRBEN  ÇORUH ELEKTRİK DAĞITIM A.Ş. RİZE İL MÜDÜRLÜĞÜ MERKEZ-RİZE TELEFON: +90 464 2130596 FAKS: +90 464 2130607

FfEeNnNn İi Kk aA Tr iÜkRaLt üE Rr l e r