Elektrik Mühendisliği · Sayı 3 · Şubat 1957

YERİMİZİN TARTILMASI VE BUNUN NETİCELERİ

Dr. Sait Ali Ankara

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi Teknik / bilimsel makale

Yıl
1957
Sayfa
5
Okuma süresi
14 dk
Görüntülenme
0

Konu

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

İlgili: Elektronik ve yarı iletkenler

Anahtar kelimeler

  • yerçekimi
  • kütleçekim katsayısı
  • jeodezi
  • sismik yöntem
  • Einstein izafiyet teorisi
  • petrol arama

Özet

Yazıda Newton'un kütleçekim kanunu, dünyanın kütle ve yoğunluğunun tartılması, kütleçekim katsayısının tespiti ve Einstein'in izafiyet teorisiyle ilişkisi ele alınıyor; ayrıca yer çekirdeğinin yapısı ve sismik yöntemlerle petrol arama konularına değiniliyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Yerimizin Tartılması ve Bunun Neticeleri

Yerimizi tartmak iğin Newton kanunla rından faydalanılır. Yani bunun için kuvvet formülü olar.

K mg ve kütle çekimi formülü K~fmM/RJ bir arada kullanılınca mg ~~ fmM/R elde edilir. Buradaki (m) lar birbirini götürdüğün den ve (g) yerçekimi ivmesi 9,81 metre/sani ye \e (f) kütle çekimi katsayısı i —6,670.10 " m"/kgs' ve arzımızın yarıçapı (R) =6,370.10" olarak tesbitlenmiş olduğundan bu tartı neticesinde arz kütlesinin 5,997.10 ! kilogram olduğu meydana çıkar. Küre halinde arzımızı kabul edersek yarıçapından hacmini da hesablar ve elde ettiğimiz kütlesini bulduğumuz hacmına bölersek yerimizin yoğunluğunun 5,5 g/cm3 olduğu anlaşılır.

Şimdi biz (g), (f) ve (R) tesbiti üzerin de duralım. Yerçekimi veyahut diğer bir ta birle herhangi bir cismin boşlukta yere düş me ivmesi aktarma pandülü ile Potsdam Geode tik enstitüsünde 981,274+0,003 Gal olarak tesbit edilmiş ve fakat sonradan bu rakam ü zerinde şüphe uyandığından Sevre de beyne milel des Poids ve Mesures Büro tarafından 980,916+0,005 Gal olarak 1951 senesinde tea bitlenmistır. (Gal) Galilei şerefine cm/s olan h m e biriminin adıdır. Yukarda adı geçen (g) absolü değerdir. Arzın dönmesi, ayın tesiri ve yeraltındaki tabakaların yoğunluk tesiri, yani diğer bir değimle relativ (g) absolü de ğerinden farklıdır. Filhakika bu esasa daya narak graviraetre adı altında yeraltı tabaka ları araştırılmaktadır. Bu yeraltı araştırmaları yıyh kantar terazinin temeline dayanan ve fakat elâstiki gevşeme göstermeyen çok has sas aletlerle yapılmaktadır. Meselâ yeraltın daki tuz tabakalarının yoğunluğu taş ve top raklarınkinden farklı bulunduğundan ve tuz birikmeleri önceki devirlerin •kurumuş deniz bakyaları olabileceğinden ve bu denizlerdeki hayat uzuvlarının petrol şeklinde buralarda birikmiş olabilmeleri ihtimali dolayısiyle bu

Prof. Br. Iny. Said AU Ankara araştrımaların petrol aranması bakımından ö nernli olacağı aşikârdır.

Kütlecekimi katsayısı (f) ye gelince Di raca göre bu katsayı sabit olmayıp kâinat ge lişimi ile birlikte değişmektedir. Bu katsayı ilk defa Cavcndisclı tarafından çevirme terazi ile tesbitlemnistir. Çevirme terazi (şekle bak) adından da anlaşılacağı üzere inip çıkma ye rine dönme hareketi yapar. Bunun için terazi kolu ortasından, ince tele asılır. Kefe yerine bu terazi kolu aynı değerde olan küre halinde iki kütle taşır. Buralara her iki taraftan belli kütleler yaklaştırılınca cazibe neticesinde kol daki kütleler çekildiğinden asılı olduğu teli dönmeye mecbur eder. Bu dönme telin üzerin de olan aynadan akseden ışık vasıtasiyle tes bitlenir. Kütleler ve aralıklar belli olduğun dan (f) hesap edilebilir. Krieger Menzel ise (f) yi adî terazi prnsibine dayanarak tesbit etmişlerdir. Bu katsayının değeri bu gün (6,670+0,007) 10 n metreküb/kilogramsani yekare olarak bilinmektedir. Arzımızın yarı çapına gelirce, biz bunu küre olarak kabul ettik. Halbuki arzımızı köylülerimiz gibi ku şaklı b<r halde düşünmeliyiz. Daha doğrusu döner ellipsoid şeklinde olup 1E'24 de beynel milel Geodezi ve Geofjzik Uniyonu tarafından kutup yarıçapı ~ 6378,388 km. olarak ve ek vator yarıçayı da :~ 6356,912 km. olarak ka bul edilmiş bulunmaktadır. Böylece arzımızın hacmi 1083,3200.10» kilometreküb olur. Biz yukarda kartografide de kullanılmakta olan arzımızı küre olarak hacmini —1,082.101 ki lometreküb olarak hesaba kattık.

Şimdi verilecek sual şudur. Acaba New tor.'un her iki formülündeki kütleler aynı mı dır? Yani biz bunları bir arada kullanabiliriz mi? Filhakika bu mesele üzerinde eskiden çok durulmuş Eötvos döner terazi ile çok hassas bir şekilde bu iki formülle ifadesini bulan küt lelerin aynı olduğunu isbat etmiş bulunmak tadır. Bunu pike yapan tayyarede yanan mu mun kendiliğinden sönmesi de isbat eder. Çünkü bu düşme esnasında ağırlık ortadan

kalkacağından yanan mum gazı yerinde dur makta devam ettiğinden bu gaz içerisinde a lev boğulur. Yani pike yapan tayyarede ağır lığa rastlanmaz herşey muallâkta kalır. Bu nun aksi de vardır. Yani ivmeli harekette yu karıya doğru dik uçan uçaklardaki cisimlerin ağırlığı çoğalacaktır. Bunu yaylı bir terazi ile tesbit etmek kabildir. Bu şekilde ağırlık de diğimiz kuvvet arttığına göre, ağırlığı kütle ler arasındaki çekmeden ziyade ivmeli hare ketler neticesinde vuku bulabileceğini Einstein izafî nazariyesinde ileri sürmüş bulunmakta dır. Bu da göseriyor ki Newton'un kuvvet for mülü eksiktir. Yani biz kuvvetleri hakikî ve gayrı hakikî diye ikiye ayıramayız. Yani son düşündüğümüz deneydeki ağırlığın çoğalması nı gayrı hakikî "ağırlık" diyemeyiz. Bundan dolayı Eistein Nevvton'un kütle çekimi kanu nunun mahdut olduğunu kendi izafî teorisin de göstermiş bulunmaktadır. Newton'un birin ci kanununun da eksik olduğu, kütlenin ke sifleşmiş bir enerjiden ibaret olduğu anlaşı lınca K~d(mu)/dt şeklinde yazılması gerek tiği meydana çıkmıştır. Yani kuvvet impulsun zaman içerisinde değişmesiyle vuku bulur, şeklinde yazılması gerektiği neticesine çoktan varılmış bulunmaktadır. Fakat kanaatımızca bu formülü daha da ilerletilmesi gerekmekte dir. Burun için Energi ile kütle arasında va rid olan ve bu gün atom denemeleri ile artık hiç bir şüpheye yer bırakmayan Energi fl=mc2 formülünden faydalanmalıyız. Burada (E) energi, (m) kütle ve (c) de Einstein'in ileri sürdüğü değişmez olan boşluktaki ışık hızıdır. Galilei zamanından beri mantıkla, dü şünmekle değil, belki görgü ve tecrübelerle tabiat sınırlarının tesbiti insanlığın ilerleme sine yol açmış bulunduğundan, ancak tecrübe neticesinin en mühim faktör olduğu hakikati varid bulunmaktadır. Bundan dolayı matema tiğe uymasa da c + v t ^ veya c—v=c kabul edilmiş bulunmaktadır. Burada (v).herhangi bir hızdır. Bu hızların ziya hızına eklenmesi veya ziya hızından çıkarılması neticesinde (c) ayrı kalmakta berdevamdır. Bu, Maxwell ta rafından yapılması teklif edilen ve 1881 de Michelson tarafından ^yürütülen tecrübe neti cesidir. 1930 da aynı tecrübe Joos tarafından Zeiss laboratuvarı malzemesi ile çok hassas bir şekilde tekrarlanmış Trouton ve Noble a raştırmaları da aynı neticeyi vermiş bulun

maktadır. Bundan dolayı biz k = d(mu)/df yi tamamlamak istiyoruz. Yani bunun total dife rensialını alacak olursak k=mdu/dt+udm/dt olur. (m) yerine (E/c2) formülünü koyar ve (c) değişmez olduğundan diferensial dışına çı karırsak k = m du/dut + u/c2.dE/dt olur. Görülüyor ki kuvvetin ifadesi için yalnız im pulsun değişmesi kâfi değildir. Energi değiş mesini de hesaba katmalıyız. Yani kuvvet e nergi değişmesi ile de orantılı bir şekilde ar tar. Görülüyor ki cismin ihtiva ettiği energi değişmesi ihmal edilecek bir şekilde olunca Nevvton'un kuvvet kanunu mer'idir. Yani bu kanunun da mahdut olduğu anlaşılmaktadır.

Şimdi biz tekrar yerimizin tartı neticele rine dönelim: Biz mahsus, arzın hacminin aza misini hesaba kattık. Çünkü bizim sonradan arzedeceğimiz düşünceye en uygunsuz olanını ele alarak hesaba devam edeceğiz. Gayet ta biî bununla elde edilen neticeye arzın asgarî hacmi kendiliğinden uyacaktır. Yukarda arzın yoğunluğunu 5,5 gram/cm3 olarak hesap et tik. Fakat arzımızın örtü tabakalarındaki maddelerin yoğunluğu 2,5 gram/cm3 olduğun dan, yukarda hesap edilen yoğunluğu elde etmek için, yerin çekirdeğinin demir ve nikel den ibaret olduğura hüküm edilmiş bulunu yprdu. Bundan dolayı arzın çekirdeğine Nife denilmişti. Ni nikele ve fe demire (demirin lâtincesi ferrum) delâlet ediyordu. Arzın ka buğunu da Sima Sial denilmişti. Burada Si Silisyuma, Ma Magneziuma ve Al Alumenyma delâlet ediyor.

Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü Dergisi cilt 3, sayı 2 ( 6 ) 1945 de yayınladığımız Arzın Çekirdeği hakkındaki yazımızda Nife düşün cesinin varid olması gerekmediğine işaret et miştik. Bunun da sebebi tabiatta yonize olmuş hidrogen ve helium gazdan ibaret ve fakat yoğunluğu çok yüksek olan cüce yıldızların, mevcut olması idi. Bunların sathı küçük ol duğundan zayıf olarak gözükürler. Halbuki ışın kuvvetleri büyüktür. Meselâ SLriusa refa kat eden cüce yıldızın kütlesi güneşimizinkine yakın olduğu halde hacmi ancak güneşin ellide biri kadardır. Dolayısiyle yoğunluğu güneşin ortalama yoğunluğunun 120 bin mislidir. Cü ce yıldızlardan 28 Kurt adındaki yıldızın küt lesi güneşin kütlesinin takriben 3 misli oldu ğu halde yarıçapı güneş yarıçapının binde 6,2

si kadardır. Böyle cüce yıldızların meydana gelmesine bir misal olarak 1934 senesinde tu tuşan HerculİB yıldızını ele alalım. Tutuşma dan örvceki hali çap ve kütle itibariyle güneşe yakındı. Fakat yüz örtüsü sıcaklığı güneşin kinden daha az, yani 3000 derece Kelvin idi. Kelvin derecesini Celsius derecesine çevirmek için 273,16 derece eksiltmek lâzımdır. 12.12. 1934 de tutuşmaya başlayan bu yıldızın duru mu ilk günlerde önceki durumunun 300 bin misli kadar yükseldi. Yani yüzündeki sıcaklık 18 bin dereceyi buldu ve çapı da 100 misli ka dar büyüdü. Sonradan bu yıldız arzımız kadar küçüldü ve dolayısiyle yoğunluğu 100 bin defa çoğaldı. Böyle yıldızlar içerisinde yoğunluğu 3.10r'gram/cm3 olanlar vardır. Yani böyle yıl dızların bir kibrit kutusu kadar maddesi bir kaç tondan ibaret bulunmaktadır. Buna rağ men bu yıldızların maddesi ideal gaz halinde dir. Bunun da sebebi atomu teşkil eden elek tron, proton ve noytronların hacminin, atom hacmından 100 bin misli kadar az olmasıdır. Bundan dolayı Lenard arzımızda yaslamakta olduğumuz en yoğun madde olar, platinin bir kübik metresindeki elektron, proton ve noy tronlarının hepsini aralarındaki boşluk orta dan kaldırılınca bir toplu iğne kadar yer ala caklarını tecrübelerle göstermiş bulunmakta dır. Filhakika atom çekirdeğinin bir santimet re kübü 100 milyon ton kadardır. Bundan do layı cüce yıldızlardaki atomların kabukları o sıcaklıklarda soyulmuş, yani atomlar tam mâ nasiyle yonize olmuş olduklarından o muazzam yoğunlukların meydana gelmesine şaşmama lıyız. Durum böyle olunca güneşden ayrılmış olan ve dolayısiyle güneş maddesi olan hidro gen ve heliumun yonize bir halde ihtiva eden arzımızın çekirdeğindeki o yüksek yoğunluğun, demir ve nikelden ibaret olmasına ihtiyaç kal mamaktadır. Son senelerin geofizik inkişafı ile yerin çekirdeğinin şekil ve büyüklüğü hak kında epeyce kesin, bilgi edinmiştir. Şimdi bu sonuçlara nasıl varıldığını gözden geçrielim: Yerimizin çekirdeği hakkındaki malûmat zel zelelerin incelenmesinden elde edilmektedir.. Yeraltı araştırmalarında sun'i zelzele metodu bugün, geniş ölçüde kullanılmaktadır. Bu me yanda bilhassa ses dalgalarının arz tabakala rındaki aksi sedasından faydalanılmaktadır. 8 veya fazla elektriki seismograflar doğru h ı t üzerinde yerleştirilir ve sun'i infilâk ile mey

dana getirilen sarsıntıların kaydi müşterek bir film üzerine kaydettirilir. Radiolarda kullanı lan elektron ampulleri ile kuvvetlendirme usu lü sayesinde aşağı tabakalardan akseden dal galar oldukça net olarak elde edilir. Ses dal galarının hızı saniyede kumda 0,8 km; granit te 5,5 km ve karışık taşda ise 2,5 km ve saire dir. Bundan faydalanarak tabakaların mahi yeti ve derinliği öğrenilir. Bu seismik usulü ile petrolün memleketimizde aranmakta olduğu malûmumuzdur. Demek yukarda serdettiği miz gravimetrik usulünden maada seismik u sulü de petrol aranması için mühim metodlar dan birini teşkil eder. Burada metodlar dedik. Çünkü petrol aranması için başka usuller de vardır. Meselâ biz Erzurum ve civarında emi nasyon usulü ile buraların petrol sahası oldu ğunu tesbit etmiş ve bir raporla bunu Ziraat Vekâletine sunmuştuk. Sonradan Amerikalılar bizim bulduğumuzu teyid etmiş bulunmakta dırlai. Emanasyon gazlan bilhassa petrol içe risirde eridiğinden topraklardan dışarıya sı zan bu gazın yonizasyon etkisinden faydala narak yukarda kaydettiğimiz malûmatı elde etmek mümkündür. Şimdi tekrar yerimizin çe kirdeği hakkında bize bilgi temin eden zelze leler üzerinde biraz duraklıyalım: Zelzele ci simlerin elâstikî sallanmalarının birbirleriyle paylaşarak bir yerden başka bir yere dalga halinde naklettiklerine göre cisimlerin elâs tikî özelliklerinin burada rol oynayacağı tabii dir. Bundan dolayı uzay dalgaların dağılma hızını çapraz dalga hızı ile arka arkaya yaza lım:

Uzay dalga hızı U~V (K+4/3 u) :d km/sani yedir. Çapraz dalga hızı Ç = \ ' u : d km/saniyedir.

Burada (K) cisimlerin kendi hacımları nın azaltılmasına karşı gösterdikleri direnci ifade eden katsayıdır. (u) ise elâstiki ci simlerin şekillerinin değiışmesine karşı koy dukları direnci ifade eden katsayıdır, (d) ise cisimlerin yoğunluklarıdır. Demek elasti kiyetten mada cisimlerin yoğunluğunun da bu deprem dalgalarının ilerlemesinde önemli ol duğu görülmektedir. Ayrıca formülden görül düğü üzere uzay dalgaların ilerleme hızı çap raz dalgalannkinden daha büyüktür. Ka,tı ci simlerde ve sıvı sınırlarında her iki dalga şek li vuku bulabildiği halde sıvı içerisinde ve

gazlarda ancak uzay dalgalar mümkündür. Bunlar gösteriyor ki deprem araştırmaları sayesinde arz tabakalarının yoğunluğu, ka tı mı, sıvı mı, gaz mı olduğu ve iki türlü dal ga arasındaki hız farkından da bu tabakala rın derinlikleri hakkında bazı bilgilerin elde edilmesi mümkündür. Filhakika 100 kilomet re derinlikte zelzele uzay dalgalarının hızı a şağı yukarı 8 kilometre saniyede olup, arzı mızın çekirdeğine yakın olan 2900 kilometre de bu 13.7 km/s ve arz çekirdeğinde 7,4 11 km/s arasında olarak tesbit edilmiş bulun maktadır. Çapraz dalgaların hızı uzay dalga hızının aşağı yukarı 0,57 kadarıdır. Burada mühim olan nokta arzın çekirdeğinde çapraz dalgalara rastlanılmamakta olduğudur. Bi rinci derinlik, yer örtüsünün sonu ve katı ta bakanın sıvıya çevrilme kuşağı olarak düşü nülmektedir. 2900 km. da ise bu tabaka sona ererek yerin çekirdeğinMeşkil eden, kanaatı mızca gaz maddeye yerini terk etmektedir. Çünkü çekirdekte hüküm süren 8000 °C sı caklık altında ve 4 milyon atmosfer olan ba sınca rağmen arzımızın çekirdeğinin gaz ha linde olması ihtimali büyüktür. Çünkü içeri sinde büyük basıncı havi olan cüce yıldızla rın maddesi bile ideal gaz halinde olarak te lâkki edilmektedirler. Filhakika Potsdam Geodetik Enstitüsü direktörü Prof. H. Halk'a göre katı cisimlerde rolü olan moleküller ar zın çekirdeğinde mevcut değildir. Çekirdekte ki atomların bile elektron kabuklarının çoğu soyulmuş, yani yüksek derecede iyonize ol muş haldedirler. Bu durumda sıvı ve katının meydana gelmesinde rolü olan atom elektrpn tabakaları çoktan yerlerinden kopmuş bulu nacaklardır. Diğer taraftan arzın bir mikna tıs olması dolayısiyle çekirdekleti demir ve nikelin buna sebep olduğu ileri sürülmüş ise de, burada hüküm süren sıcaklıkta bu gibi maddeler, çoktan miknatisi. özelliklerini kay bedeceklerinden bu düşünce dahi nife 'hipote zini desteklemekten çok uzaktır. Astrofizik! ilerlemeler ve yerin çekirdeğinin aynı sıcak lık altında bulunan güneş maddeleriyle muka yesesi de arzımızın çekirdeğinin .gaz olması ihtimalini çoğaltmaktadır.

Halk, yerin çekirdeği için yoğunluk, sı caklık ve basınç bakımından iki çift rakam elde etmiştir. Yani,

4,4.106 atü olan basınç altında yoğunlu ğu 14,6g/Cm3

3,3.106 atü olan basınç altında yoğunlu ğu 10,9g/Cm?.

Bu çift rakama rağmen yer çekirdeği gaz maddesinin yoğunluğu normal şerait altına rücu ettirilince tek bir adet halinde tecelli et mektedir ki, bu da 1/10100 den ibarettir. Di ğer taraftan normal şerait altındaki, yani sı fır derecede ve bir atmosfer basınç altındaki en hafif gazların yoğunluğu aşağıdaki tablo dan görüldüğü üzere şöyledir :

Madde : Hidrogen H Deuterium D Helium He

Atom ağırlığı oranı Yoğunluğu

1/17976

1/8988

1/4994

Bundan yerimizin çekirdeğindeki gazın hidrogenden azıcık hafif olduğu görülmekte . dir. Çünkü Hidrogen molekülü (H.,) nin yo ğunluğu deuteriumunki kadardır. Demek ye rin çekirdeği atom şeklinde ve yonize edilmiş Hidrogen,' diğer bir tâbirle Protondan iba rettir. Hesaba uyması için Deuteriumun ve Heliumun buralarda mevcut olmasını kabul etmeliyiz, öyleki %75 Proton, %1,5 deute rium ve %23 Heliumdan ibaret olarak düşü nürsek arzın çekirdeğine bu karışım daha iyi uymaktadır.

Arzımızın çekirdeğini örten sıvı tabaka ya gelince, buralarda hüküm sürmekte olan sıcaklığı 3400°Ç olarak hesaba katarsak çe kirdek için yürüttüğümüz hesaba uyacaktır. Bu sıvı tabakanın maddesine gelince meteor larda çok zaman rastlanıldığı üzere burada ağır maden, yani demir ve nikel toplanmış bul.unmaktatır. Bu sıvı tabakanın üst kısım larında yüksek fırınlarda şahid olduğumuz üzere bu madenlerin oksid ve sulfidlerinden ibaretolacağı düşünülebilir.

Yerimizin çekirdeğindeki durum bu ihti yar yıldızın geçmişlerine, yani gençlik zaman larına fikir yürütmemize müsaade etmesi ba kımından önemlidir. Çünkü bu gaz halindeki sıvı ve bu sıvı üzerindeki ^sertleşmiş arazimi zin örtü tabakası yerimizin gençlik ve ortaçağ ve ihtiyarlık durumlarını gösteren bir belge gibidir.

Ayrıca yerimizin çekirdeğinin hafif gaz lardan ibaret obuası düşüncesi arzımızın gü

neşden ayrılmış bir parça olduğu hipotezim de destekler mahiyettedir. Ayrıca yerimizin sıvı ve katı tabakalarındaki maddelerin büyük ölçüdeki kimyevî reaksiyonlar sayesinde hafif gazlardan meydana gelmiş olduğu düşüncesi ni de destekler mahiyettedir. Çünkü bilindiği üzere kimya ilmi rasladığı karma karışık maddeleri ilk önce 92 çeşit temel maddeye rücu ettirebilmiş; 92 dahi insan zekâsını tatmin edemiyeeck kadar büyük sayı olduğundan son olarak madde dediğimiz varlığın aperion de nilen tek bir unsurun türlü tezahür sekli ol duğunu 1947 senesinde Born ortaya atmış bu lunmaktadır.

Şu zelzele denilen müthiş afet şeklinde kendini gösteren olaylardan arzın teşekkülü hakkında malûmat elde ettik. Burada herke si düşündürecek olay daha ziyade bu afetin zararlarını küçültmek parelerinin aranması meselesidir. Zelzele mıntıkasında yapılacak binaların tabanını geofizik usulü ile araştı rarak böyle depremlerden a i müteessir olan ları önceden kestirmek ve ona göre bina yap mak çareleri üzerinde epiyce ilerlemeler kay dedilmiş bulunmaktadır. Bundan maada zel zelelerin, önceden kestirilebilmesi meselesi de çok önemlidir. Burada bizi alâkalandıracak nokta zelzelelerin vukuu anında elektriki de şarjların vuku bulma ihtimalidir. Filhakika depremlerin r,'9O inin tektonik olduğu yani arz kütlelerinin yer değiştirmesinden meyda na geldiğidir. Filvaki en büyük dıinj a çapın daki zelzelelerin hepisinin tektonik olduğu öğ renilmiş bulunmaktadır. Kütlelerin birbirle rinden ayrılmasında bu ayrılma yerlerinde ar takalan ters işaretli elektriklerin deşarj ha linde tıpkı yıldırımlarda olduğu gibi birleşme sini beklenilmesi gerekir. Madde dediğimiz varlık elektrikten yaradılmış olduğuna göre bu yarılma ve parçalanmalarda elektriki çift tabaka meydana gelir ve ters yüklü elektrikle rin birbirlerinden uzaklaşm asiyle elektrik kuvvet hatları gerilir. Böylece muazzam volt lar meydana gelebilir. Bu birbirlerinden ay rılmış olan ters işaretli elektriklerin birleş mesi halinde şimşeklerde olduğu gibi elektri ki kıvılcım ışığının meydana gelmesi düşünü lebilir. Filhakika zelzeleden çok az önce böy le ışıkların görüldüğü bir çok kimseler tara fından teyid edilmektedir. Böyle vakalar anın

da yeraltından gelen gürültülerin bir kısmı gök gürültüsünde1 olduğu gibi elektrik! de şarjlarla alâkalı olabilir. 1938 deki Akpınar depreminde ve Ocak 1952 deki Pasinler zel zelesinden pek az önce böyle ı ş ı k l ı m görül düğü felâketleri geçirenler tarafından iddia edilmiştir. Zelzeleler hakkındaki bilgimizin çoğu böyle felâketleri görmüş ve geçirmiş çı lanlardan elde edilen malûmata dayanır. Bun dan dolayı bu gibi insanların görmüş olduk larını söyledikleri ışık meselesine de önem vermeliyiz. Çünkü bu günkü tabiî ilimlerin dayanağı görgü ve tecrübedir. Filhakika top lulukların basit bir şekilde elde ettikleri gör günün zelzele bilgisine büyük yardımı dokun duğu inkâr edilemez bir hakikattir. Ocak 1952 deki Pasınlar zelzelesini geçirenlerin çoğunun bu zelzeleden 4 dakika kadar önce bir ışık gördüklerini bildirmeleri şayanı dik kattir. Fertlere dayanılmiştır" denilsbilse de çoğunluğun müşahedesine omuz silkmek doğ ru olamaz. Filhakika literatürlerde de zelzele anında görülen ışıklara dair bazı belgelere lastlanır.

Pencere camı çatlamalarında olduğu gibi depremlerde de çatlama ve ver değiştirme dar yerden baslıyarak ilerler. Böylece ilk sı ralarda ve ilk merhalelerde meydana gelen çift tabaka elekti iği, zelzele daha kemalini bulmadan önce elektriki deşarj meydana ge lebilir. Yani 2 türlü elektriğin birbirinden ay # rılması ve tekrar birleşmesi zelzele vukuun dan bir müddet önce meydaan gelebilir. Bun dan dolayı yvkardı zikredilen ışık müşahede sinin büyük nratik önemi olabilir. Çünkü bu ışıklarla fotoelektrik sayesinde çözülen ra diovericileri faaliyete geçirmek suretiyle zel zeleden bir kaç dakika önce alarm vermek su retiyle h'ç olmazsa can kaybının azaltılması imkânı düşünülebilir. Maalesef kendimizde olmıyan sebepler dolayısiyle bunun üzerinde incetlmeye girişemedik. Bir çok kimseler zel zeleden önce hayvanların ve Japonlar ise ba zı balık cinslerinin huzursuzlandıklarını riva yet ederler. Bu olayların dahi zelzeleye öncü lük yapan deşarj ışıklariyle sıkı bağı olabi lir. Hayvanlar çıplak vücudleıiyle sım'i elbi selerle örtülü insanlardan daha ziyade böyle olaylara karai hassas olabilirler. Meselâ biz

ÎT)