Elektrik Mühendisliği · Sayı 136-137 · Nisan-Mayıs 1968

TÜRKİYE'NİN YABANCI SERMAYE POLİTİKASI HAKKINDA DÜŞÜNCE VE TEMENNİLER

Şinasi Güçeri

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme

Yıl
1968
Sayfa
6
Okuma süresi
17 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma, Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam

Anahtar kelimeler

  • yabancı sermaye
  • sanayileşme
  • ithal ikamesi
  • döviz transferi
  • yatırım malı sanayii
  • dış ticaret dengesi

Özet

Yazar, Türkiye'nin sanayileşme sürecinde yabancı sermayenin rolünü, getirdiği faydaları ve yol açtığı kuşkuları ele alarak, üretim aracı (yatırım malı) sanayiine öncelik veren akılcı bir yabancı sermaye politikasının gerekliliğini savunmaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Türkiye'nin Yabancı Sermaye Politikası Düşünce ve Temenniler.

Yazan Ştnasi GÜÇEBİ Elek. Y. Müh. Etlbank

1 — GtRÎŞ :

Sermaye, her sınaî teşebbüsün gerçekleşebilmesi için zarurî olan üç ana faktörden biridir. Hangi kaynaktan temin edilmiş, olursa olsun, sermayenin fonksiyonu değişmez.

İktisaden gelişmemiş ülkelerde sermaye po. tansiyelinın yetersizliği, bu ülkelerde yaşıyan toplumlarda tüketimle üretim arasında ve tam istihdam noktası etrafında bir denge kuruiamamasının başlıca sebeplerinden biridir.

Ekonomide genel olarak sermayenin tüketimden alıkonan gelirin biriktlrilmeslyle meydana geldiği kabul edilir. Böyle olunca tüketimi zaten düşük olan bir toplumda sermayeye dönüşfibilecek tasarrufların büyük mertebelerde olamıyacağı anlamak güç değildir. Bu durumdaki bir toplumun yabancı bir kaynaktan, kendi ekonomik sistemine bir miktar sermaye aktarması, bazı yazarların pek güzel ifade ettiği gibi, zayıf bir bünyeye yapılan kan verme olayından fArksızdır. Ancak, bir kan naklinde nasıl bazı biyolojik şartlara riayet olunması zorunlu ise yabancı sermayeden de olumlu sonuçlar alınabilmesi için bazı koşulların göz önünde tutulması gerekmektedir. Esasen yabancı sermaye politikası sözünden bu koşulların tümünü kapsayan bir anlam çıkarmak iktiza eder.

2 — Yabancı sermayeyi getiren ve onu kabul eden tarafların çıkarları:

Her sermaye sahibi sermayesinin kullanıldığı işten elde edilecek kârın en yüksek mertebede olmasını ve aynı zamanda risk'in en düşük seviyede kalmasını ister. Yabancı sermayedardan da bu kaidenin dışında bir davranış beklenemez.

Halbuki yabancı sermayeyi isteyen ve kabul eden tarafın çıkarları bu kadar basit değildir.

Filhakika iktisaden gelişmemiş toplumların derdi sadece bir tasarruf yetersizliği olmayıp bu toplumlar, mümkün olan tasarruflarını aktif bir sermaye haline getirmek hususunda da yeteri kadar teknolojik bilgi, tecrübe ve organizasyon yeteneğinden mahrum bulunmaktadırlar.

İşte yabancı sermayenin bu gibi toplumlara sağlayacağı en büyük fayda belki de bu eksiğin tamamlanması yönünde olacaktır, veyahut olmalıdır.

Bunun dışında yabancı sermayeyi kabul eden tarafın temin edeceği diğer ekonomik faydalan şu şekilde sıralamak mümkündür :

ı — Millî ekonominin bünyesinde yeni istihdam hacminin yaratılması,

ıı — Memleket içinden temin edilen ham maddenin kıymetlendirilmesi,

m — Millî geire katkıda bulunacak yeni kaynakların vücuda getirilmesi,

iv — Gerek ithalat ikamesi ve gerekse yeni ıhracaat imkânlarının doğmasıyla dış ticaret dengesinin kararlı bir duruma girmesi,

v — İhtiyaçların yurt içinden teminini sağlayan yeni üretim tesislerinin kurulmasıyla ekonominin dış kaynaklara bağlılığın» bertaraf edilmesi.

•

. . ..

Bu açıklamalardan şöyle bir sonuca varmak mümkündür :

Yabancı sermayedar, katıldığı bir üretim faaliyetinin sadece ticarî açıdan hasıl olacak kazancının optimum olması düşüncesiyle hareket etmek eyilimlndedlr. Bu sebeple ekonominin konjonktürel olayları onu en evvel İlgilendirir. Buna karşılık yabancı sermayeyi kabul edeıı^ tarafın, bu sermayenin yaratacağı akşiyonlarijk^ndl, ekonomisinin strüktüründe meydanajg^Jirgcgği ;,değişıklikler açısından da değerlejşdjBmejıJ.Jgaj^eçler.

'•'İJIİİİ\ 'üt' lİTTT-t. •

3 — Yabancı sermaye' hjikkMctâj—beslenen

kuşkular :

•"- '"-•

Memleketimizde, yabancı sermaye ile girişilmiş bazı teşebbüslerin ilk' bakışta ulusal ekonomimiz açısından yeterli görülmeyen sonuçlan, bazı çevrelerin k6nu hakkında dramatik yargılara varmasına yol açmıştır. Göze çarpan en sivri iki noktayı şu şekilde özetlemek mümkündür :

ı — Türk parasının gerçek değeri resmî kurla tesbit edllmij ©îaltidan, düşüktür.* Halbuki yurt içi pazarlarında sınaî mamullerin satış fiatları genel olarak Türk parasının bu düşük değer seviyesine göre teşekkül etmektedir. Böyle olunca, daha yüksek satış fiatlanyla elde edilmekte olan kazançlarda daha yüksek olmaktadır. Ancak, yabancı sermeyenin iştirakiyle kurulmuş bir sınaî teşebbüsde yabancı sermayedar hissesine isabet eden kârı transfer ettirirken hesaplar resmî kur üzerinden yapıldığından, böylece yabancı sermayedar getirmiş olduğu sermayenin sağlaması icap ettiğinden, ,daha büyük bir kâr payını leyhine transfer ettirmek avantajına sahip olmaktadır. Böyle bir halin hakkaniyete uyup uymaması bir yana, her şeyden evvel döviz kaybına sebebiyet vereceği tabiîdir.

. ıı'— Yurt içinde yapılan sınaî malların ithali yasaklanmaktadır. Yabancı sermaye ile kurulan sınaî üretim tesislerinin mamulleri bazen bu yüzden bir nev'i tekel maddesi halinde tüketiciye arz olunmakta ve rekabetin yetersizliği yüzünden satış fiatları yüksek tutulmaktadır. Bu da kâr " hadlerinin- yükselmesine ve yabancı sermayedarın daha fazla döviz transfer ettirmesine yol açan .bir husustur.

Bu iki noktanın dışında yeraltı servetlerimizin yabancı sermayeli teşebbüsler eliyle işletilmesi de sakıncalı olarak mütalâa edümektedlr.Bu servetlerin üzerinde gelecek nesillerin de hakkı bulunduğu görüşünün yanında, yeraltından elde edilecek cevherlerin bilhassa yurt içinde mamul hale getirilmesinin ve' böylece daha yüksek bir katma değerle ihraç olunmasının lüzumuna işaret eden düşüncelerde yer almaktadır.

Bütün bu görüşlerin haklı yanlarının bulunduğuna şüphe yoktur. Ancak, olaylara sadece bu menfi açıdan bakıp yabancı sermayenin top yekûn ulusal ekonomimize zararlı ve dolayısıyla istemiyen bir unsur şeklinde mütalâa edilmesi de hiç bir suretle tasvip edilemez. Memleketimizin yabancı sermayeden gördüğü zarar, yabancı sermayenin bizatihi muzır oluşundan değil, ve fakat ulusal eklnoml politikamızda yabancı sermaye sorunlarının realist ve akılcı bir tutumla ele alınmamış olmasından ileri gelmektedir. Bu da esasları dikkat ve itina ile tesbit edilecek kararlı bir yabancı sermaye politikasına ne kadar İhtiyacımız olduğunu ortaya çıkaran bir husustur.

4 — Ulusal Endüstrimizin entegrasyonunda göz önünde tutulması gereken hedefler :

Cumhuriyetin kuruluşuundan bu . yana, Türkiye ekonomisinin endüstrileştirilmesi için pek çok gayretler harcandığı halde, memleketimiz hâlâ da güçlü ve bağımsız bir endüstriye sahip

'10

olamamıştır. Bunun sebebini toplumumuzun endüstri sorunlarını kavrayışında aramak icap eder.

Az (gelişmiş ülkeler, ilkel tarıma dayanan ekonomilerini ileri bir aşamaya erdirmek için, genellikle, tüketim maddesi imâl eden bir takım sanayi tesislerini kurmaya ve bunların sayılarını çoğaltmayı ekonomi politikalarının ağırlık noktası olarak seçmek eğilimindedirler. Halbuki tüketim maddesi üreten tesislerin çoğalması endüstrileşmenin şartı değildir. Zira yalnız tüketim imalı üretmekle bir sanayileşme hamlesinin başarılması eşyanın tabiatına aykırı düşen bir haldir. Bir toplumun çağdaş ölçülere göre güçlü sayılabilecek bir endüstriye sahip olması keyfiyeti, bir endüstri devriminin gerçekleştirilmesiyle mümkündür ki, bu da üretim aracı yapımında bazı aşamalara erişmesi demektir.

İngiltere'de kumaşın maklna ile dokunması ekonomi tarihinde sanayi devriminin ilk belirtisi olarak mütalâa edilir. Oysa devrim olarak nitelendirilen olay, kumaşın makina ile dokunması değil, kumaş dokuyan makınalarm icat edilmiş olmasıdır. O tarihten beri ihtiyaçlarımızı gidermek için hammaddeyi tüketim malı haline getiren sayısız cins ve neviden üretim aracı yapılmıştır. Genel olarak «MAKÎNA» terimi ile tanımlanan bütün bu araçların ortak özelliği, üretimde insan gücünün yerme tabiat kuvvetlerini ikame etmeleri ve yine insan elinin erişemiyeceği kadar yüksek bir presızyon >^vıyesini gerçekleştirmeleridir.

Genel olarak bir tüketim malının daha üstün kalite ile üretimi, üretim aracında bir tekâmülün sağlanmış olduğuna delâlet eder. Bunun gibi yeni bir tüketim maddesinin ortaya çıkması da yeni bir üretim aracının geliştirilmiş olduğunu ifade eder.

Bütün bunlar, bir ülkede sanayileşmenin seviyesini gösteren en doğru kıstasın, üretim aracı yapımında sağlanan başarılar olduğunu teyidi etmektedir. Nitekim tüketim malı üretimini geliştirmek içm çeyrek yüzyılı aşan bir süreden beri memleketimizde birbirini izlemiş olan hamlelerin ulusal ekonomimizi hedeflerine ulaştıramadığı yanı bu gayretlerin, ileri ülkelerle aramızdaki ekonomik ve sosyal seviye farklarını azaltamayıp tersine bu farkların daha da büyümesinin önüne geçemediği meydandadır.

Türk toplumu, adam başına düşen millî gelir, enerji, çelik, kağıt ve çimento üretimi gibi spesifik- değerler açısından mensup olduğu Avrupa ülkeleri toplumunun en geri bir üyesi durumundadır. Tüketim malı sanayiini geliştirmeye yönelmiş olan sanayileşme çabaları da ulusal ekonomiyi, daha fazla ham madde ve daha fazla

maklna ithal etmek zorunluluğunun sebep olduğu daha büyük dış ödeme dengesizlikleriyle karşı kargıya getirmiştir.

Şu halde yabancı sermaye vasıtasıyla temin olunacak imkânlar herşeyden evvel Türk sanayi gücünün büyümesi ve entegre bir duruma getirilmesi yönünde değerlendirilmelidir. Bunun İçinde ulusal sanayi politikamızın hedeflerinin yukarıda açıklanmış olan gerçeklere göre İyi tesblt olması gerekir.

S — Üretim aracı veya yatırım malı endüstrisi İle tüketim maddesi endüstrici arasındaki strilktUr farkları:

Tüketim aracı ve yatırım malı imâline öncelik tanımayan bir endüstri planlanmasının Türkiye'yi kısa zamanda bağımsız ve entegre bir sanayi gücüne kavuşturabileceğinl iddia ve ispat etmek güçtür. Bununla beraber ulusal ekonomimizin sanayileşme yönünden gelişmesini sağlamak amacı İle girişilen teşebbüslerde yatırım malı üretimine tercih edildiğini gösteren kesin belirtiler görülmemektedir. Bunun nedenini ekonomik hadiselerin tahlillerinin, sadece paraya çevrilmiş, fiktif modelljer üzerinde yapılırında aramak gerekir, iktisatçıların bu biçim davranışları yüzünden tüketim malı sanayi ile üretim aracı sanayii arasındaki derin strüktür farkları gereği gibi meydana çıkarılmamaktadır. Bunun neticesi olarak pek çok kimsede sanayileşme vetiresinin tüketim malı üretimiyle başladığı, para ve flat mekanizmaları sayesinde gelişerek neticede üretim aracı sanayiinin doğduğu kanaati hakimdir. Halbuki içinde bulunduğumuz dünya şartlan karşısında sanayilleşme hareketlerinin, üretim aracı imâlini kapsayacak şekilde büyümesi ve gelişmesi çok taraflı çetin bir sorundur. Bu itibarla yerli ve yabancı sermayedarların üretim aracı imâli sektörüne yönelebilmeleri için ulusal ekonomi açısından pek çok tedbirin alınmasına lüzum ve ihtiyaç vardır ki, bu tedbirlerin de tayin ve tesbiti sırasında aşağıda açıklanmış olan hususların büyük bir önemli göz önünde tutulması İcap etmektedir.

a) Pazar şartlannm

Kumaş, kâğıt, şeker, çimento ve benzeri tüketim maddeleri insanların ihtiyaçlarına doğrudan doğruya cevap veren mamuller olduğundan, bir toplumda bu maddelere karşı talep, ekonominin strüktürel gelişme temposunun üstünde seyreden bir hızla artmakta bu ise tüketim malı pazarlarının kolaylıkla genişlemesine sebep olmaktadır. Bir toplumun genel harcamalarında vuku bulacak daralmalardan da tüketim mallarına karşı talep nisbî olarak daha az müteessir olmaktadır. Zlramevcut yaşama standardını sürdürmek insa-

nın doğal eyilimidir. Buna mukabil genel harcamaların yavaşladığı ekonomik deflasyon halinde en evvel yatırım malı telepleri düşmekte va hatta bu talepler bazen sıfır bile olabilmektedir. Tüketim malı taleplerinin ise hiç bir zaman sıfır olması bahis konusu değildir. Binaenaleyh, konjonktürel ekonomik krizlerin en evvel etkilediği yatırım malları sanayii, aynı zamanda türlü nedenler sebebiyle gelişmesi hızlı ve kolay olmayan pazar şartları içinde de bulunduğundan, bu alan ekonomisi geri kalmış ülkelerde müteşebbisin yatırım yapmak hususunda en az eğilim duyduğu ve büyük bir ihtiyatla hareket etmeğe mecbur kaldığı faaliyet alanıdır. Türk özel Sektörü gibi yabancı sermayenin de memleketimizde bu alana büyük ilgi göstermeyişinin sebeplerinden biri şüphesiz budur.

b) Risk ve Sorumluluk :

İşletmeci personeli eğitilmiş, olması, ham maddenin uygun vasıfta temin edilmiş bulunması şartıyla tüketim malı sanayiinin üretimi, miktar ve kalite bakımından, tesisi meydana getiren araçların teknolojik fonksiyonlarının yeterlilik derecesine bağlıdır. Buradan anlaşılacağı bir sınaî üretimde kalite veya kapasite sorumluluğu, her şeyden evvel üretim araçları üzerinde toplanmakta, dolayısiyle bu araçları imâl etmiş olan müesseselere yönelmiş bulunmaktadır.

Filhakika bir dokuma fabrikasında herhangi bir kumaş parçasının gu veya bu sebepten hatalı yapılması fabrikayı büyük bir sorumluluk altında bırakmaz. Zira bu gibi kumaşlar piyasaya sevk edilmediği gibi, fabrikaya verdikleri zarar da bir fire payı içinde mütalâa edilebilir. Halbuki üretim aracı imâl edilen sanayi dallarında mamullerin, önceden tesbit edilen teknolojik vasıf ve fonksiyonlarının imalâtçı tarafından garanti edilmesi ve bu garantinin de bir takım müeyyidelere bağlanması bir usûl ve kaide olarak benimsenmiştir. Üretim aracı imâl edilen fabrika ve atölyelerde yapılan işler kademe muayene ve kontrolden geçirilmekle beraber bu araçlar genellikle yerinde ve işler bir şekilde alıcıya teslim edilir ve nihaî teslim tecrübeleri bu esnada yapılır. Fonksiyonunu gereği şekilde yerine getiremiyen bir üretim aracı yapanı da kullananı da derecesi önceden kestirilmiyecek büyüklükte zararlara duçar edebilir. Bu bakımdan üretim aracı imâl edilen sanayi kollarının çok ihtiyatlı hesaplarla kurulması imalât programlarının küçükten büyüğe basitten mürekkebe doğru değişen bir yolu izlemesi müteşebbisin gözden uzak tutamıyacağı bir husustur.

Binaenaleyh yabancı ülkede üretim aracı imâl etmek amacıyla yatırım yapacak bir sermayedar, yükleneceği sorumluluğu ve bunun do-

ğuracağı riski karşılayabilmek için gerek vasıflı insan, emeği ve gerekse ham madde veya malzeme temini hususunda bir teminata sahip olmak mecburiyetindedir. Yabancı sermayeyi kabul eden memleket müteşebbisin bu psikolojisini iyi kavraması ve onu cesaretlendirecek teminatı vermeye hazır olması lâzımdır.

c) Yatırım ve Eğitim Hızının Karşılıklı Bağlantısı:

Bir tüketim malı sanayiinin kuruluş kapasitesi, pazar şartlarından, tüketim projeksiyonlarından ve finansman İmkânlarından mülhem düşünce ve görüşlerle tesbit olunduğu halde üretim aracı İmâl olunacak bir sanayi müessesesinin kuruluşunda vasıflı el emeği, mühendislik hizmetleri gibi ihtiyaçların temin olunacağı kaynaklar problemin ön plânında yer almaktadır. Zira bir fabrikanın binasının İnşası ve içindeki makinalann imâl edilip yerlerine konulması için geçecek zaman fizikî faktörlere tabî olarak belirli asgari bir süreye indlrilse bile tesisleri işletebilecek vasıflı işçi mühendis ve teknisyenlerin yetiştirilmesi ve bunların bir ekip halinde çalışır hale getirilmesi zamana bağlıdır. Üretim aracı sanayiinde bu zaman tüketim malları sanayiine nazaran çok daha uzundur.

Üretim aracı ve yatırım malları sanayiinde mühendis ve teknisyen kadroları masraflı büyük gayretler harcanarak elde edilmektedir. Uzman mühendislerin ve işçilerin belirli formasyonu alabilmeleri için aşamalı bir şekilde eğitilmeleri ve bu eğitimin iş basma fiilî tecrübeleri de içine alan iyi bir çalışma ile birlikte yapılması şarttır.

Bundan dolayı üretim aracı veya yatırım malı İmâl edilecek bir sanayi dalında, temel bir İlke olarak, yatırım hızı eğitim hızını geçemez. Geçtiği takdirde yapılan yatırımları gereği gibi değerlendirmek mümkün olmaz ve sadece atıl üretim kapasiteleri yaratılmış olur.

Üretim aracı imâl etmek maksadıyla memleketimize gelecek yabancı seymayedarın bu hususu da ehemmiyetle göz önünde tutması tabii olmakla beraber konunun gerçekten mütehassısı olan bir yabancı seymayedarın iştirak ve desteği ile girişilecek sınaî teşebbüslerde eğitim süresinin önemli derecelerde kısaltılması mümkündür., Fakat her şeye rağmen bu gibi yatırımlarda, yatırım programlarının dikkat ve anlayışla İncelenmesi sermayedarın vakitsiz işler yapmağa zorlanmaması yatırımların gelişme seyrinin makul kıstaslarla izlenmesi gereklidir.

d) Dış Rekabetler :

Üretim aracı imâl eden İleri sanayii memleketleri/ asırlık tecrübeleri sayesinde birçok güçlükleri gerilerde bırakmış ve bütün dünyada ya-

ratmış olduklan pazarlar sayesinde mallarını da^ ha çok miktarda, daha kaliteli ve daha ucuz bir şekilde imâl etmek İmkânlarına kavuşmuşlardır. Gelişme halindeki bir ülkede ise patent ve lisans satın almak veyahut diğer şekillerde teknik yardım temin etmek suretiyle imalâtın kalitesinin uygunluğunu sağlamak mümkün olsa bile, imalât hacminin kaçınılmaz darlığı sebebiyle maliyetlerin yüksek seviyede teşekkül etmesi önlenemez. Memleketimizde el emeğinin ucuz olduğu şeklindeki peşin hüküm ise, pek doğru değildir. Zira vasıflı el emeği Türkiye'de de pahalıdır.

Ham madde temininde karşılaşılan güçlükler, kredi ve akreditif masrafları ham maddeye uygulanan gümrük vesalr resimler ve vergiler, yatırım mallarının yüksek gümrük şarjları dolayısıyla tesis maliyetlerinin yüksekliği ve daha bir sürü nedenler Türkiye'de sınaî imalâtın ve bil; hassa yatırım mallan imalâtının bugünkü şartlar altında yabancı ülkelerdeki imalâtla kolay kolay rekabet etmesine engel olmaktadır, j

Memleketimizde yatmm malı sanayii alanında süratli bir gelişme kaydedilebilmesi için devletin bu sanayii dalını olumlu bir şekilde koruması elzemdir. Yabancı sermaye böyle bir koL runmanın fiilî teminatını bulmadıkça" yatmm malı imalâtına rahatlıkla yönelemez. Veya kü rulmuş bir tesisi var ise bunu genişletmek huşu sunda şiddetli bir istek duyamaz. ' •

Yatınm malları sanayii gelişmiş • ülkelerin ekonomilerinin en hayati ve aynı zamanda sağlam temelini teşkil etmektedir. Bu bakımdan bu ülkelerde bile devletin bu tip sanayii kendi vhdesine düştüğü kadanyla koruduğu ve dış pazarlardaki rakipleri karşısında zayıf bir durum; da kalmamaları için icap eden her türlü muza* heretl gösterdiği izlenUmektedlr.

e) Knovv - How İhtiyacı:

Tüketim maddesi sanayii İle üretim aracı veya yatırım malı sanayii arasında Kncw - Hc*w bakımından da büyük farklar . bulunmaktadır'. Tüketim maddesi sanayiinde Know-'How konusu daha basit ve genellikle daha statik bir karekterdedir. Yani' herhangi bir tüketim maddesi imâl etmek maksadıyla kurulmuş olan bir fabrikada üretim araçlan ve imalât prosedürü, işin başında bir kere tesbit edildikten sonra, tesisin bütün ömrü boyunca bir değişikliğe uğramadan devam eder. Oysa üretim aracı imâl etmek mak* sadıyla kurulacak sınaî bir tesiste imalât prosedürü, mamullerin cins ve nev'ileri durmadan değişmekte ve herhangi bir sınır tesbit edilmeden gelişmektedir.

•mun sebebini anlamak güç değildir. Filha kika daha önce de belirtildiği üzere, bir tüketim

Şlektrik

malının daha üstün kalite ile üretimi genel olarak üretim araçlarının yapımında yeni gelişmelerin kaydedilmiş olduğunu ifade eder. Bu itibarla ileri sanayi ülkelerinde üretim aracı ve yatırım malı imâl edilen sanayi kollannda yapılmakta olan bilimsel ve teknik araştırmalar aralıksız bir şekilde devam etmektedir. Bu ülkelerde yeni üretim cihazlan meydana getirmek ve mevcutları geliştirmek maksadıyla çalışan araştırmacı bilim ve teknik adam kadroları mütemadiyen genişlediği gibi, katlanılan masraflarda astronomik mertebelere ulaşmaktadır.

Türkiye ekonimisinin, Türk toplumunun kültüründen güç ve ışık alarak endüstrileşmesine devam edebilmesi için bilimsel ve teknik araştırma faaliyetlerinin yurdumuzda da geliştirilmesi ve müesseseleştirilmesi şarttır. Ancak, üretim aracı ve yatırım malı sanayiimizi kurarken, özellikle başlangıç devresinde, muhtaç olduğumuz Know - How'ı yabancı kaynaklardan temin etmeye mecburuz. Aksi takdirde kaybedilecek zamanı ileride hiç bir suretle telâfi etmeye imkân bulunamaz.

îşte Türk ekonomisinin yabancı sermayeden bekliyeceği en büyük faydalardan biri de memleketimize bir know - How akımını sağlamaktır. Bu bakımdan üretim aracı ve yatırım malı imâl etmek maksadıyla memleketimize gelecek yabancı sermayenin beraberinde getireceği Know How'ın değeri çok büyüktür. Bu değerin dikkatle ve hakkaniyetle takdiri gerekmektedir.

6. 624 Saydı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanununun Pratik Uygulanışının Tenkidi :

Uluslararası sermaye hareketlerinde toplumumuzun da yararlanabilmesi için hazırlanmış olan 624 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu, 1954 yılından beri yürürlüktedir. Bu Kanunun yurdumuza getirilecek yabancı sermayenin giriş ve çıkış şartlarını tesbit etmekte ve ona gerekli teminatı vermektedir.

Kanunda sermayenin ayni, nakdi! ve gayrı maddî haklar olarak üç şekilde getirilebileceği belirtilmiştir.

Kârların ana sermayeye çevrilmesi, hisselerin başkasına devri, dış istikrazların faiz ve resülmallerinin transferi, yabancı ve yerli sermayenin eşit muamele görmesi, kâr ve diğer hakların transferi sırasında cari kambiyo rayiçlerinin uygulanması gibi önemli hususlar Kanunun maddeleri arasında bulunmaktadır.

Ancak, yabancı sermayeye uygulanacak politikanın ekonomik ilkelerini belirten bir tüzüğün yapılmamış olması yüzünden 6224 sayılı Kanundan beklenen faydalar ümit edilen derecelerde ojamamış, dolayısıyla birçok tatbikat günlük tartışma konusu haline gelmiştir. '

6224 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden bu yana, yabancı müteşebbiselere verilmiş olan 87 yatırım müsaadesi ile memleketimizde baza sanayi tesislerinin kurulması gerçekleştirilmiştir. Ancak, yukarıda açıklanan şartlar altında yapılmış olan bu yatırımların yöneldiği sahaları şu şekilde gruplandırmak mümkündür.

— 6 müteşebbis elektrik ampulü, buzdolabı ve benzeri dayanıklı tüketim malları imâli alanında yatırım yapmıştır.

— 24 müteşebbis ilâç, gıda ve iplik gibi doğrudan doğruya tüketim, maddesi sanayiine yönelmiştir.

— 9 müteşebbis, başta nakil vasıtaları olmak üzere, çeşitli montaj işlerine taallûk etmektedir.

— 26 teşebbüs çeşitli sınaî malzeme imalâtı ile ilgilidir. Bunların ürettikleri mallar arasında boya, dikişli boru, özel cam, elektrot ve inşaat malzemesi gibi maddeler yer almaktadır.

— 5 teşebbüsün konusu Bankacılık ve Turizm gibi hizmetle ilgilidir.

— 4 Teşebbüs Türkiye'de maden arama ve işletme amacıyla yapılmıştır.

— 4 teşebbüs kimya sanayii İle ilgilidir. — 8 teşebbüs makina ve elektroteknik teçhizat imâli ile meşgul olmaktadır.

Görülüyor ki, yabancı sermaye ile kurulmuş olan tesislerin çok az bir kısmının faaliyet programı, üretim aracı veya yatırım malı imâli gibi konulan içine almaktadır. Bunlar dahi yatırım malı sanayii bakımından fevkalâde büyük bir hamle teşkil edecek vüs'atte değildirler.

Memleketimizde öteden beri takip edilegelmekte olan genel ekonomi politikasının tabii bir neticesi olarak yabancı sermaye de, tıpkı yerli sermaye gibi, yatırımlarını tüketim malı veya dayanıklı tüketim malı imâline tahsis etmeyi kârlı bulmaktadır. Halbuki bu çeşit sanayii, gittikçe daha net bir şekilde görülmeye başlandığı üzere, bazı ithal mallarının yerine yerlisini ikâme etmekle beraber, aynca ithaline lüzum gösterdiği makina ve teçhizat ve sınaî ham maddeler sebebiyle dış ticaret dengemiz üzerinde zannedildiği kadar olumlu bir etkide bulunamamaktadır.

Yabancı sermaye ile vücuda getirilmiş sınaî tesislerin, her şeyden evvel, ulusal ekonomimiz üzerindeki nihaî ve toplam etkisinin bütün cepheleriyle birlikte incelenmesi gerekmektedir. Bu İnceleme sırasında yabancı sermayeli yatırımlann;

— Ne miktar bir istihdam hacmi yarattığı, — Hangi malların ve ne nisbette ithaline lüzum kalmadığı, buna karşılık hammadde ve makina olarak nelerin ithaline za"" ruret hasıl olduğu, ~

— Yeril ham maddemizin ne oranda değerlendirildiği,

— Devlete ne kadar vergi ödendiği, — Kâr ve diğer haklar olarak yurt dışına ne kadar döviz transfer edildiği, — Teşebbüslerin ekonomimizin strüktürel gelişmesi üzerinde ne gibi yapıcı etkileri görüldüğü, (mütehassıs eleman kadrolarının yetiştirilmesi ve modern sanayiin dayandığı teknik bilgi ve tecrübelerin ulusal kültürümüze aktarılması ağısından), — Türkiye'de bir endüstri devrimini başlatmak veya böyle bir devrimi desteklemek bakımından ne derece olumlu sayılabileceği, gibi hususlar dikkatle İncelenmeli ve sonuçlar objektif kıstaslarla değerlendirilmelidir. Şayet bu şekilde yapılacak teknik ve bilimsel bir eleştirmeden ulusal ekonomimiz hesabına olumlu bir sonuç çıkarılamaz ise bunun sebebini yabancı sermayenin kendisinde değil, doğrudan doğruya yabancı sermaye politikamızın hedefsizliğinde ve kararsızlığında aramamız İcap eder.

NETÎCE :

1 — Ulusal ekonominin endüstrileşmesi ve bunun için ülkemizin yetersiz olan sermaye potansiyelinin, dış kaynaklardan temin edilecek yabancı sermaye ile takviye edilmesi gerekmektedir.

2 — Sanayileşme hamlesinin başlıca hedefi bir sanayi devrimini başarmak olmalıdır. Bunun için de yurd İçinde üretim aracı ve yatanım 'malı imâl edecek sanayi sektörlerinin hızla gelişti-* rilmesi ön görülmelidir. Zira her ekonomi büyüdükçe üretim aracı ve yatırım malı İhtiyacı da büyümektedir. Üretim aracı yapımında belirli aşamalara ulaşamamış toplumların çağdaş uygarlık düzeyine erişebildiklerine dair hiç bir örnek göstermek mümkün değildir.

3 — Yabancı sermayenin bilhassa yatıran malı sanayii alanlarına yöneltilmesi ulusal ekonomimizin çıkarlarına uygundur. Zira bu alanda girişilecek teşebbüsler için yabancı sermayenin getireceği her türlü Know - How maddî sermayeden daha büyük bir değer ve önem taşımaktadır. Bu itibarla yatırım malı sanayii alanında faaliyette bulunacak yabancı müteşebbislerin getirecekleri gayrı maddî sermayenin haklan dikkatle değerlendirilmeli ve korunmalıdır.

4 — Türk parasının gerçek değerinin resmî

kura nazaran düşük oluşunun yaratabileceği

mahzurlar daha ziyade tüketim, malları sanayii

için bahis konusudur. Bu itibarla yabancı sermayenin tüketim malı imalâtı alanına girmesi

ulusal ekonomimizin çıkarlarına uygun olmayabilir. Bu hususta dikkatli olmak ve yabancı sermayedara yatmm müsaadesi verilirken kâr

transferlerinin şartlarını buna göre tespit etmek

icabeder.

*

Yatınm malı ve üretim aracı sanayiinde ise imâl edilen her şey nihayet bir sermaye malı niteliğindedir. Toplumumuzun efektif tasarruflan ancak bu çeşit endüstrilerin sayesinde aksiyon yaratabilecek bir sermaye varlığına düşünebilecektir. Bir başka deyimle ulusal ekonominin strüktürel gelişmesi yatırım malı sanayiinde elde edilecek aşamalara bağlıdır. Bu gibi sanayi kollarının kurulmasında karşılaşılan risk ve zorluklar ise tüketim mallan sanayiinde olduğundan çok daha çeşitli ve geniştir. Binaenaleyh yatırım malı imâl edecek bir sanayi dalını memleketimizde kurmaya teşebbüs edecek yerli veya yabancı bütün sermayedarlara, teşebbüslerinin bu niteliği göz önünde tutularak azami muzaheretin gösterilmesi ekonomik kalkınmamızın hayati icablanndan biri olarak mütalâa olunmak gerekir.

KARABÜK BELEDİYE BAŞKANLIĞINDAN

B.S.O. İşletmesinde münhal bulunan 135.— TL. yevmiyeli kadroya

bir adet Elektrik Mühendisi alınacaktır. Ayrıca, günde 6 TL. mjahrumiyet zammı verilecektir.

Taliplerin tayin muamelesi yapılmak üzere Belediyemize müracaatları rica olunur.