Elektrik Mühendisliği · Sayı 168 · Aralık 1970
DEVLET, VERGİ VE FAŞİZM
Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1970
- Sayfa
- 6
- Okuma süresi
- 20 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Mevzuat ve hukuk, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
Anahtar kelimeler
- vergi
- devlet teorisi
- sınıf mücadelesi
- emperyalizm
- devalüasyon
- bilimsel sosyalizm
Özet
Yazı, A.P. iktidarının vergi ve devalüasyon politikalarını eleştirerek devletin sınıflar üstü ve tarafsız olduğu görüşünü sorgular; devletin tarihsel gelişimini ilkel toplumdan kapitalizme kadar sınıf mücadelesi perspektifiyle inceler ve vergiyi egemen sınıfların çıkarları çerçevesinde ele alır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
A.P. İktidarının koyduğu vergiler, aldığı de valüasyon karan, bütün tüketim mallarına ar darda gelen zamlar halkımızın, ve sabit gelirli bütün yurttaşların yaşama koşullarını giderek ağırlaştırıyor. Yoğunlaşan işsizlik ve pahalılık dayanılmaz hale geliyor. Halkımız işçi, köylü, memur bilinçleniyor ve (mücadelesini hızlandı rıyor. İktidardaki işbirlikçi ve vurguncu sınıflar gittikçe acze düşerek yönetemez hale geliyorlar. Bu durum onları daha gaddarca davranışlarla halktan gelen tepkiye karşı baskı tedbirleri al maya yöneltiyor. Devrimcileri, işçileri, köylüleri, gençleri öldürüyor hapse atıyorlar. Sıkıştıkça sıkı yönetime başvuruyor, devrimci eylemleri parçalamaya uğraşıyor, devrimci yayınlan top latıyorlar.
Son devalüasyon kararından bu yana iktida rın getirdiği vergiler ve diğer ekonomik düzen lemeler üzerine bazı besleme yayın organlarında açık iktidar yardakçılığının övgü çığlıklan gö rülmektedir. Çoğunluk adlarının başında «Prof.» bulunan bir takım satılık kalemler, egemen sı nıflann düşünce ve kültür sistemini ve halkı mızı yanıltmaya yönelmiş yanlış bilgileri yayma, ya uğraşmaktadırlar. Ama gelişen olaylar bu kı sa zaman süresi içinde dahi, saklanmak istenen gerçekleri karşı koyulmaz bir biçimde ortaya çı karmıştır. Gelişen olayların analizinden elde edi len bulguları kavramanın yanı sıra, açığa çıkan gerçekleri de halk katlarına ulaştırmak yurtse ver aydınlann kaçınılmaz görevidir. Bürokrat ay dın tabakalar arasında da yaygın olan «gemisi ni yürüten kaptan» yada «her koyun kendi ba cağından asılır» gibi gelenekleştirilmiş bireysel görüşlerin yarattığı pasifist tutum, yerini artık kararlı, bilinçli, dinamik davranış ve eylemlere bırakmaktadır. Yoğunlaşan sömürüye karşı saf lannı sıklaştıran ve mücadele eden halkımızın yanında yer almak zorundayız. Bizlerde bu or tamın içinde yaşıyoruz. Tarafsız kalmak, ancak emperyalizme ve onun yerli ortaklarına yarar. Egemen sınıflarjn halk düşmanlığını halka an latmakla ve bu sınıfların etkisini ekonomik Ve siyasal alandan silmek için bütün olanaklanmı zı kullanmakla yükümlüyüz.
İşte bu nedenlerle, burjuva demokrasilerinin vazgeçilmez bir müessesesi olan vergi uygula malarının gerçekte neye ve kime hizmet ettiği nin bilimsel cevabını açıklamak gerekmektedir. Vergilerin varlık nedenini daha iyi anlayabilmek için önce «devlet» kavramının tarihsel kökenini inceleyelim.
DEVLET NEDİR?
Egemen sınıflar ve onlarm ücretli bilim adamları halk kitlelerinin —sömürülen sınıfla n n — toplumsal gerçekleri anlamalannı önlemek İçin bu konuda bir çok yanlış görüşler ileri sür müşlerdir. Sömürülen insanlara kendilerinin sö mürülmesine yarayan bir mekanizmayı tarafsız mış gibi göstermek, elbette ki burjuvazinin çı_ karlan açısından önemli bir kazançtır. Egemen liğin sürdürülebilmesi bakımından zihinlerin bu landırılması gerekmektedir. Bu yüzden çoğu «ay dın» bilinen kişilerin kafası yanlış bir devlet kavramıyla doludur.
Egemen sınıflarca topluma empoze edilen devlet teorilerinin temelinde «devletin tarafsız ve sınıflar üstü olduğu» yanıltmacası yatar. Bu na göre devlet, sömürenle sömürülen arasında taraf tutmayan nerdeyse «kutsal ve doğa üstü birşey, insanlann yaşantısını düzenleyen, insan lara dışardan verilen bir kuvvet, yani kökeni kutsal olan bir kuvvet» tir. Çağımızda bütün ül kelerin emperyalizmin emrinde olan egemen sı nıflan günlük gazetelerle, radyo ve televizyon la, film ve romanlarla her türlü olanaktan ya rarlanarak bu görüşlerin propogandasını yap makta, ancak böylelikle ayakta kalabilecekleri ni bildiklerinden yanlış görüşlerin topluma mal edilebilmesi için sürekli çaba harcamaktadırlar. Ama çıkarcı sınıfların etkinliği, kitleler tarafın dan doğruların kavrandığı ölçüde azalmakta ve yok oluşuna doğru gitmektedir.
Tarihsel gelişim içersinde devlet mekanizma sının nasıl zorunlu bir baskı aracı olarak orta ya çıkıp geliştiğini toplumların üretim biçimle riyle bağımlı olan sosyolojik yapılarına bakarak anlayabiliriz. Bilimsel olarak insanlık tarihi 5 ana bölüme aynlır. Bunlar :
1 — İlkel toplum devri,
2 — Kölelik devri,
3 — Feodal devir,
4 — Kapitalist devir,
5 — Sosyalist devir,
olarak tanımlanırlar.
Yukarda sıraladığımız dönemlerin her biri ay rı ayrı araştırma ve gözlem konusu olduğun dan, ayrıntılı bilgi yerine tarih sürecinde dev. let kavramının genel çizgilerini belirtmekle ye tineceğiz.
İnsanın İnsan tarafından sömürülmesinln, top lumun sınıflara bölünmesinin ilk biçimi olan kö le sahipleri ile kölelerin ortaya çıkışından ön
ee ataerkil aile, ıbir başka deyişle klan ailesi vardı. Klan, aynı soydan gelen, aralarında ak rabalık bulunan insanların bu özelliklere bağlı olarak yaşadığı Ibir topluluktur. Bu ilkel top lumda ekonomi, bütün üyelerinin üretimden eşit olarak yararlanması esasına dayanır. Herkes kendi ihtiyaçlarını karşılayacak boyutlarda ve ancak ilkel üretim araçlarıyla üretim yapabil diğinden, toplum henüz sınıflara bölünmemiştir. Bu dönemde devlet yoktur.
Daha sonraki devirlerde ataerkil ilkel top lum yerini köleci toplum düzenine bırakmıştır. îki bin yıl önce kölelik her yerde egemenliğini sürdürmüş toplum, köleler ve köle sahipleri di ye ikiye bölünmüş, çok küçük bir azınlık ge lişen üretim araçlarına el koyarak toplumun büyük kesimini sömürmeye başlamıştır. Köle sa hipleri sadece toprak ve ilkel aletler gibi üre tim araçlarına değil, aynı zamanda insanlara yani kölelere de sahiptiler.
Tarih insanları baskı altına almak için özel bir araç olarak «devlet» in, toplumun sınıflara bölündüğü, yani toplumun bir kısmının diğer kısmının emeğini durmadan gasbettiği bu sıra larda bir baskı aracı olarak ortaya çıktığını söylemektedir. Gerçekten köle sahiplerinin, kö leleri istediği gibi çalıştırıp onların emeğini sö mürebilmek ve onların baş kaldırıp hak arama larını önliyebilmek için böyle bir araca ihtiyaç ları vardı. Köle sahiplerinin başlattığı bu çizgi tarihsel gelişim içersinde bugüne dek devam, et miş, önceleri bütün insanlar sllâhlanabilirken, sömürülen büyük yığınlar silahtan tecrit edilmiş ve egemen sınıfların çıkarlarını koruyacak «si lahlı adam müfrezeleri» kurulmuştur. Çağımı zın emperyalist orduları bu müfrezelerin en mo dern biçimidir.
Köleci toplumdan sonra serflik düzeni (Feor dalite) ortaya çıkmıştır. Ülkelerin büyük bir ço ğunluğunda kölelik, koşulların gereği olarak sertliğe dönüştü. Toplumun esas bölünmesi top ' rak ağası ve serf biçimindeydi (Bu düzenin bir benzeri, yurdumuzun bazı bölgelerinde hâlâ ayak tadır), insanlar arasındaki ilişkiler değişmişti. Köle toplumunda küçük bir azınlık köleleri ken di malları olarak görüyor, yasalar da bu ege menliği doğal bir şey olarak kabul ediyordu. Serf in bağımlılığı ve üzerindeki baskı gene var dı ama, feodal toprak ağası artık doğrudan doğ ruya köylülerin değil, onların emeği üzerinde hak sahibi olabiliyor ve onları bazı görevleri ye rine getirmeye zorlayabiliyordu. Serflik düzeni pratikte uzun bir dönemi kapsamış ve bir çok yerde köleci niteliğini devam ettirmiştir.
Sonraları ticaretin gelişmesi, dünya pazarı, nın ortaya çıkması ve para dolaşımının geliş mesiyle feodal toplumda yeni bir sınıf, kapita list sınıf doğdu. Sermaye, emtia alım satımına
ve para gücüne dayanarak meydana geldi. Bu dönem süresince toplum gittikçe daha kozmo polit bir nitelik kazanmaktaydı. Prensler, kral lar yani toprak ağalarının yanı sıra manifak tür üretim biçimi de, sanayi burjuvazisini yarattı. Manifaktür (Bireysel el hünerine dayanan atel ye üretimi): Birçok esnaf m bir sermayeci em. rinde aynı işletmeye toplanıp çalıştınlmasıdır. Aristokrasi yani toprak işverenleriyle, mani faktür işverenleri arasındaki çıkar çekişmesi 1789 devrimi ile birincilerin aleyhine sonuçlan dı. Böylece feodalizm tarihe karışıyor, kapitalist üretim çağı başlıyordu. Devlet örgütü, uzman laşma ve makineleşme ile güçlenen sanayi bur juvazisinin eline geçti. Hukuksal yapıda bur juvazinin egemenliğini sağlamlaştıracak ve sür dürecek biçimde değişikliğe uğradı. Bu değişik lik biçimsel planda kalıyor, ondan önceki dönem lerde de olduğu gibi devlet, egemen sınıfların yararına işleyen «bir baskı ve şiddet aracı» ol mak niteliğini muhafaza ediyordu.
Devrimi izleyen yüzyılda kapitalizm, bütün Avrupa giderek dünya uluslarını egemenliği ai tına aldı. Hızla gelişen kapitalist toplumda hu. kukçular, bilim adamları, sanatçılar ve teknik elemanlar, burjuva yönetiminin birer ücretli iş çisi haline geldiler. Burjuva sınıfı bütün üretim araçlarını kendi mülkiyetinde topladı. Bunun so nuou olarak serflik günlerinde ezilen ve baskı altında tutulan köylü çoğunluğunun uzantısı pro leterya sınıfını, azınlığı ise isçi çalıştıran köy burjuvazisini oluşturdu. Kapitalist ekonominin en büyük çelişkisi, üretimin sosyal bir niteliğe sahip olmasıdır. Ücretli errieğin yarattığı değer fazlası (artık değer) tekrar sermayeciye dön düğünden kapital tek elde toplanır ve. büyür. Üretimin kollektlf niteliğine karşılık, üretim araçlarının mülkiyeti toplumun değil sermaye cinin elindedir. Bu durum işçi sınıfının ezilme sinin ve yoksullaşmasının kesin nedenidir. îşçi sınıfı somut sömürü mekanizmasının farkına vardığı için, burjuva sınıfının baskısına ve o do nemde çok daha güç olan yaşama koşullarına karşı mücadeleye girişti. Proleteryanın (Prole ter : emeğini hergün ücret karşılığı satarak ya şantısınr ancak sürdürebilen kişi) ilk toplu ey lemi 19. yüzyılın birinci yansına rastlar. Bu deneyle işçi sınıfı kendisinin devrimci niteliğini kavrıyor ve üzerine düşen görevin" bilincine ula şıyordu.
Bilimsel sosyalizm işçi eylemlerinin var ol duğu sıralarda gelişmiştir. Şurasını önemle be lirtelim ki sosyalizmin, kapitalizme karşı bir alternatif olarak ileri sürüldüğünü savunan bur juva ideolojisinin tam tersine bilimsel sosyalizm, sosyal bilim düşünürlerinin bir fantezisi değil tarihsel gelişimin zorunlu ve doğal bir ürünüdür. Bilimsel sosyalizmin ustaları öğretilerini tarihe,
canlı olaylara ve sınıf çelişkilerine bakarak kur muşlar ve gene zamanın akışı İçersinde geliş tirmişlerdir.
Günümüzde artık halklar kendi kaderlerine kendileri sahip çıkmakta, Asya'dan Afrika'ya, Afrika'dan Lâtin Amerika'ya kadar bütün ül kelerde halk demokrasilerini yani kendi devlet, lerlni kurmaktadırlar. Kapitalizmin en son aşa ması olan uluslar arası tekelci sermayenin son evresi Emperyalizm, gittikçe gücünü yitirmekte ve etkisi altonda bulundurduğu bölgeleri birer birer kaybetmektedir.
Görülüyor ki, tarih içersinde toplumun sı
nıflara bölünmesi, karşımıza her zaman temel
bir gerçek olarak çıkıyor. Her devrin üretim
biçimi o devrin ekonomik yapısını, ekonomik
yapıda hukuksal yapıyı belirlemektedir. Bir de
vir başka ıblr devrin ya sonucu yada nedeni
dir. Gelişim sürecinde hukuksal yapı bugünde
«silâhlı 'birlikler, polis örgütleri ve insan irade
sini baskı altına alan çeşitli araçlar biçiminde*
örgütlenmiş olan devlet mekanizmasında, ege
men sınıfların yararını gözeten koruyucu bir
kılıftır. Ekonomiye ve dolayısıyle siyasete ku
manda eden sınıflar, devlet örgütünü de elle
rinde bulundururlar. Devlet soyut bir kavram
olmayıp bu sınıfların siyasal yapısıdır. Halk kit
leleri kendi iktidarını kurduğu zaman burjuva
devletinin «baskı ve şiddet aracı» olma niteliği
ni ortadan kaldıracaktır. Burada, bazı çevreler
ce zaman zaman polemik konusu yapılan «halk»
sözcüğünden ne anlaşılması gerektiğini de belir
telim. Toprak ağaları, tefeciler, aracılar ve iş
birlikçi komprador burjuvazisinin dışında kalan
işçi, köylü, memur, öğretmen, küçük esnaf, ile
rici bürokrat ve teknokrat aydınların meydana
getirdiği bütün sınıf ve zümreler. Açıkça anla
şılıyor ki toplumun emeğiyle yaşayan çok bü
yük bir kesimi halk cephesinin doğal unsurla
rıdır.
VERGÎ NEDİR?
Sömürücü ve işbirlikçi sınıflar yukarda açık lanmış olan kendi devlet anlayışlarına uygun bir vergi kavramının .kitlelere kabul ettirilme si yolunda uzun süre çaba harcamışlardır. On lara göre vergi, «kamu harcamalarını karşıla mak üzere yurttaşlardan devlete yapılan bir kaynak aktarmasıdır». Burjuva devlet yapısının zihinleri bulandırıcı ve yanıltıcı niteliğinin en önemli dayanak noktalarından biri «vergi» dir. Bu durumu daha İyi görebilmek, A.P. iktidarı nın uygulamakta olduğu vergilere «adil ve uy gun», «sosyal adaleti gerçekleştirici» gibi met hiyeler düzen burjuva ıbilim adamlarının gözler den saklamak İstedikleri gerçekleri anlayabilmek için, devlet aracıyla sıkı sıkıya ilişkisi olan ver ginin tarihini bilmek gerekir.
Sınıflı toplumlarda, toplumun sınıf yapısı «bü tün faaliyet ve kurumlara yansır». Devlet nasıl egemen sınıfların devleti İse, vergiler de sınıf yapısına uygun olarak bu devletin maddi teme lini meydana getirmek üzere, egemen sınıflar yararına alınır. Başka bir deyimle vergiler, ege men sınıfların siyasal askeri gücüne maddi ola nak sağlar. Burjuva sınıfının yararına işleyen devlette, sömürünün sürdürülebilmesi için yapı lan «kamu yatırımları» gibi harcamaların, ver. giler yoluyla halktan çıkarılması zorunludur Halk yararına (!) yapılan bu uygulamalardan başka vergiler, «teşvik fonları, krediler» v.s. gi ibi yollarla da doğrudan doğruya yönetici duru mundaki azınlık sınıflarına aktarılır. Vergiler hem doğrudan doğruya bir sömürü yolu, hem de egemen sınıfların varlıklarını sürdürmede ya rarlandıkları baskı aracının maddi dayanağıdır Halk kitleleri hem sömürülmekte, hem de sömü rüye karşı çıktıkları zaman kendilerine çevrile cek silâhların parasını ve tetiğe basacak «silâh lı adam müfrezeleri» nin aylıklarını ödemekte dirler. İşte toplumların büyük çoğunluğu olan emekçi kitlelere, bu mekanizma ile baskı yapıl maktadır
Tarih boyunca da bu hep aynı biçimde sü rüp gitmiştir, örneğin feodalite devrinde feodal toprak ağaları, toprağa bağlı yan köle duru mundaki köylülerin yarattığı ürünü, vergi olarak gasbederlerdi. Köylüler hem sömürülür, hem de baş kaldırmalarını önleyecek «silâhlı adam müf rezeleri» nin ücretlerini öderlerdi.
Feodal yapının yerini daha ileri bir toplum düzenine bıraktığı, üretim ilişkilerinin ve sınıî sal zıtlaşmaların gittikçe daha belirgin olarak ortaya çıktığı o ilk burjuva devletinden bu ya na, yönetenlerin ayrıcalığı daima vergi aracılı ğıyla süregelmiştir.
Sömürü biçiminin değiştiği şimallerde ise, du rum, biraz daha karmaşıktır. Uluslar arası sö mürü düzeninin egemen olduğu bu devirde kit lelerin, devlet ve vergi kavramlarının gerçek ni teliklerini anlamaları daha zorlaşmıştır. Artık eskiden olduğu gibi açık bir kölelik yerine, iş gücünü serbestçe satabilen işçiler vardır, iş gü cünden başka satacak bir şeyi olmayan insan ların, gene burjuvazinin kölesi durumunda ol duğunu görmek zordur, işçi işgücünü kapita liste satmak zorunda olduğundan, özgürlüğü de burjuvanın müsaade ettiği ölçüde olacak demek tir.
öte yandan devlet egemen sınıflardan da, vergi alıyonmuş gibi görünmektedir. Bu da bur juvazi için gerici propoganda olanağı sağlamak tadır. Gerçekte ise aldatmacadan öteye bir an lamı yoktur. Çünkü asalak sınıflar çeşitli mua fiyetlerinin yanısıra, vergi kaçakçılığıyla vergi
vermemenin yolunu bulmuşlardır ve ödedikleri de gene kendi ceplerine döner. Amerikalı bir silâh fabrikatörünü örnek alalım. Onun verdiği vergi, dünya çapında kendi çıkarlarının korun ması İçin kullanılmaktadır. Diğer taraftan dev lete sattığı silâhlarla bu vergileri tekrar geri almaktadır. Sömürücü sınıfların egemen olduğu bütün ülkelerde hep aynı oyun oynanır.
işte vergilerin ye «vergi adaleti» nin gerçek yüzü!
A.P'nin VERGİLERİ, ZAMLAR ve DEVA LÜASYON
A.P iktidarı diğerlerinin yanında emlâk ver gisi, gayrimenkul kıymet artışı vergisi gibi ken di sınıfının da vergilendiği izlenimini veren bir takum uygulamalara girişmiştir. Vergi konusun, da açıkladıklarımız açısından ıbunun iki anlamı vardır. Birincisi: İktidar ve çığırtkanları «ver gi adaleti» kandırmacalarına bir dayanak bul. muş olmaktadırlar. Çünkü, gerçekte vergiler halktan alınmaktadır. Yukarda adı geçen ver. gllerden, kaçakçılıktan sonra birşfey kalırsa — kt beyana bağlı bu vergilendirme sisteminde ka çakçılık çok kolaydır— oda gene egemen sınıf lar yararına kullanılacak veya onlara geri dö necektir. İkincisi : Bu vergiler egemen sınıf ve zümreler arasındaki çıkar çatışmasını, sömürü den daha çok pay koparabilme yarışmasını açı ğa çıkartmaktadır.
Yurdumuzda egemenlik işbirlikçi burjuvazi, ağa, tefeci, spekülatör ve vurguncuların teke lindedir, özellikle 1950 den bu yana emperya list egemenlik altında uygulanan enflâsyonist politika aracı, tefeci ve spekülatörlere, büyük gayri menkul sahiplerine yaramış, onları dana çok palazlandırmıştır. Kazandıkları büyük pa ralan bu zümreler, üretken olmayan alanlara yatırarak ekonominin çökmesini hızlandırmışlar ve D.P 'nin sonunu hazırlamışlardır. Banka ser mayesi ile de birleşip kaynaşan bu tabakalar A.P nin iktidara gelmesiyle soyguna devam etmiş lerdir. Amerikancı işbirlikçilerin tek amacı bu gün, emperyalizme daha çok bağlanarak tekel leşmek ve sömürüden aslan payı almaktır. Adı geçen vergiler diğer asalak zümrelere karşı iş birlikçi burjuvazinin çıkarlarını koruma Ve em peryalizmle kaynaşma tedbirleridir. Komprador burjuvazisi toprak ağalarıyla olan çıkar kavga sını ise, iktidarının tehlikeye girmemesi için er telemektedir. Nitekim toprak ağalarına vergi getirilmemiştir. İktidar fabrikalar İçin vergi muafiyetleri koyarak, «İhracat ve Kalkınma Ban. kası» kurma girişimleriyle işbirlikçi sınıfı des tekleyip kayırmaktadır.
Asıl vergiler ise halkımızın sırtına yüklen miştir. Gider vergisi adı altında nakliyat, P.T.T. hizmetleri vergileriyle, kahve ve kibritten gli
koza, mutfak gazından ilâca kadar çeşitli mad ıdelere gelen zamlar, damga vergisi, harçlar, be lediye gelirleri kanunu ve hele son işlfetme ver gisi halkımızın yaşantısını daha da zorlaştıra caktır.
Yaşamak zorlaştıkça halkımızın mücadelesi •de gelişmekte ve güçlenmektedir. İktidar işçi köylü, memur bütün halk sınıf ve zümrelerinde l>ellren mücadele azmini ve eylemlerini kırmak için devlet kuvvetlerini yeniden düzenlemekte <dlr. Yurdun her yerinde polis örgütleri gelişti rilmekte, toplum polisi birlikleri kurulmaktadır. Devlet konusunda söylediklerimiz hatırlanırsa bu kadar adamın beslenmesi İçin İktidarın halkı ^vergilendirmesi, varüğına temel bir ekonomik da yanak sağlamış olmaktadır.
İktidar, zam ve vergiler gelmeden önce per .•son'el kanunu İle kamu oyunu oyalamıştır. Böy lece hem vergi ve zamlara bir gerekçe uydur muş, hem de ordu ve memur çevrelerinden ge lebilecek muhalefeti önlemek istemiştir (Biz da lıa o zaman asıl sorunun vergiler ve zamlar ol. •duğunu, .boykotlar sırasında bu uygulamalara karşı bütün çalışanlarla birlikte mücadele edil mesi gerektiğini yazmıştık). Ondan sonra gel. sin vergiler, gelsin zamlar. Memurlar, şekerden gaza kadar her geye gelen zamlar yüzünden, art. mis, maaşlarım daha almadan farkları ödemiş oldular.
Devalüasyon fiyat artışlarını tekrar kamçı ladı. Halk tabakaları artmayan maaş ve ücret ler ortamında pahalılık cenderesini daha çok hissetmeye başladılar. Bugün bütün tüketim mal lan hızla fiyatlanmakta, günlük ihtiyaç mad deleri sırayla lüks maddeler safına katılmakta dır, iktidar yetkililerinin bir süre önce radyo ve gazeteler aracılığı ile çektikleri «fiyatlar* arttır mamanızı rica ediyoruz» yollu göz boyama nu tuklan, ekonomiye ricaların kumanda etmediği gerçeği karşısında palavradan İbaret kalmıştır.
İktidar yetkilileri devalüasyonun, ekonominin bir «gereği» «ihracatı arttırıcı, ithalatı azaltıcı* bir tedbir olduğunu söylemişlerdir. Var olmayan şeyleri satmak olanak dışıdır. Türkiye geri kal mış bir tarım ülkesidir. İhraç edilebilen bir kaç kalem tarım ürünü de, ilkel tanın yöntemi ve topraktaki yan feodal üretim ilişkileri yüzünden küçük boyutlarda kalmaktadır. Sanayi ürünleri ihracı ise komik >bir iddiadır. İthalâtın azalması na gelince: Yurdumuzdaki dışa bağımlı mon taj sanayii •% 60 70 oranında ithalâta dayan maktadır. İthalâtın azalması bu sanayiin ve ye ni yatınmlann sonu demektir. Böyle bir ted bire baş vurulamayacağına göre, mamul madde fiyatlarının devalüasyon oranında artacağj or. tadadır ve artmıştır. İşbirlikçi burjuvazinin kâ rjna kâr katmak iktidar politikasının temelidir.
Yoksa gerici Â.P 'nin fiyat artışlarını Önlemek gibi bir amacı olamaz. Tersine ithalâtı kolay, laştırıcı bir sıra tedbir, devalüasyonun peşinden sökün etmiştir.
Diğer taraftan işçi ücretleri tüketim malla rının fiyatlarıyla aynı oranda arttırılmamıştır. İktidar, yukarda açıkladığımız politikasının ge reği olarak ücretleri arttıraımadığı gibi, işçilerin haklı ücret artışı isteklerine karşı bir yandan polis baskısına, bir yandan da sarı sendikalarla ortaklaşa hazırlanan yeni grev ve toplu sözleş me kanunları uygulamasına gitmektedir. İşçiler Amerikanvari şarj sendika gangsterliği ile kö leleştirilmek istenmektedir. Birde Almanya'da çalışan işçilerimizin Mark'lan sorunu var. De valüasyon onların lehine İmiş gibi gösteriliyor. Oysa Almanya'dan gelecek döviz, fiyatların de valüasyon oranında arttığı bir ortamda kullanı lacağı için değişen bir şey yoktur.
Bu arada iktidar üreticiye hoş görünmek, vergilerle zamları haklı göstermek için, tarım ürünü tatıan fiyatlarım bir ölçüde yükseltmiştir. Fakat açıklandığı gibi, tarım ürünlerinin ihra cından elde edilen dolara 12 liralık düşük toir kur uygulanmaktadır. Bu suretle iktidar, deva lüasyondan beklediği gelir artışını gene köylü lerin sırtına yüklemiştir, öte yandan köylünün ihtiyaç duyduğu mallar pahalılanmiş, nakliye fi yatları artmıştır. Böylece köylüler de daha güç yaşama koşullarına itilmiş olmaktadırlar.
Artık açıkça anlaşılıyor ki işbirlikçilerin, sö mürücü sınıflatın »egemenliği altmda hiç bir ver gi «adil» olamaz. Vergi, egemen sınıflar yara rına halk kitlelerinden alman bir haraçtır. A.P iktidarının politikası; işçi, köylü, memur bütün halk kitlelerini daha çok sömürme, işbirlikçi burjuvazinin daha çok zenginleşip tekelleşmesi, Amerika'ya bağımlılığın arttırılması politikası na karşı çıkanların ezilmesi ve bunun için her çeşit şiddet uygulaması dahil bütün yolların kul lanılması politikasıdır.
FAŞİZM HEVESLERİ
Devlet ve vergi bölümlerinde, tarihsel geU. şim içersinde toplumun sınıflara ayrıldığını, eko nomik yapıyı kendi çıkarları doğrultusunda bi çimlendiren azınlığın geniş halk kitlelerini sö mürdüğünü ve sonunda burjuvazinin siyasal ege menlik kazandığını görmüştük. Gene görüyor ve biliyoruz ki, dünya pratiği içersinde devrini ta mamlayan burjuva yönetimleri yerini halk ikti darlarına terketmektedir. Ama burjuvazi hiç bir zaman gönüllü olarak çekip gitmez. Karşıt sı nıflar güçlendikçe, son çare olarak faşizme sa rıljr. Bu bölümde de, egemen sınıfların çıkar dü zenleri 'bozulduğu zaman baş vurmak zorunda kaldıkları faşist rejimi tanımlıyacağız.
iilektrlk Mühendisliği 166
Faşizm sözcüğü, ttalyancada «demet» anla mına gelen faşista kelimesinden türemiştir. Fa şist ilkeler ilk olarak Birinci Dünya Savaşı sıra. sında İtalya'da ortaya atıldı. Savaş başladığın da İtalya, toplumsal bunalımların huzursuz gün lerini yaşıyordu. Toplu hareketler, gösteri yü rüyüşleri ve grevler birbirini izliyordu. Düzenin değişmesine ramak kalmıştı. Bu arada bir takım çevreler de İtalyan Ulusunun kurtuluşunu sa vaşta görüyorlar ve kışkırtıcılık yapıyorlardı. Sonunda istenilenler oldu. İtalya savaşa katıldı.
Savaş sonrası İtalya'sında ekonomik bunalım devam etti. Cephelerde yorgun düşen kitleler anayurda döndüklerinde vaad edilenleri bulama dılar. Ülke, sosyal ve ekonomik bir çatışmanın eşiğine gelmişti. İşte bu dönemlerde Mussolini' nin siyaset sahnesine çıktığını görüyoruz. O gü ne dek türlü nedenlerle gerçek kişiliğini gizle miş olan Mussolini, İlk faşist ilkelerini ve prog ramını ilân etti. Devletin elinden her türlü eko nomik özün alınarak buna manevi öz kazandı, rılması görüşündeydi. Sınıf çelişmelerinin bir ulus bütünleşmesi halinde ve «her şeyin üstün de ve her zaman var olan kutsal devlet otorite si» ile çözümlenebileceğini ileri sürüyordu. Kısa bir süre sonra faşist birlikleri kuruldu. «Kara gömlekliler» adı verilen bu saldın grupları, top lumcu örgütleri ve sendikaları parçalayıp dağıt tılar. Faşist eylemler giderek bütün İtalya'yı kapladı. Başlangıçta tedirgin ve kararsız olan burjuvazi, sonraları olanca gücü ve olanağı ile bu akımın yanında yer aldı. Kapitalin desteği ile güçlenen faşizm iktidara ortak oldu. Sonun da bütün muhalefeti ortadan kaldırarak dikta törlüğünü kurdu. «Duçe» nin rüyaları gerçekleş mişti. İlk basamak olarak sendikalarla devrim ci kuruluşlar yok edildikten sonra, bütün üretim ve tüketim ilişkileri «korporasyonlar» düzenin de yeniden biçimlendirildi. Korporasyonlar eko nomik düzenin tek elden, yani faşist devlet ta rafından yönetilmesini gerçekleştirmeye çalışır. Her iş kolunda biri işveren, diğeri de işçilerden kurulu İki sendika federasyonu vardır. Bu iki federasyon korporasyon ünitesini meydana geti rir. Faşistlere göre devlet, üretimi denetimi al tına aldığı için, kapital İle emek arasında uzlaş tırıcı bir rol oynamaktadır. Gerçekte ise Musso lini iktidarını endüstricilere, bankerlere ve top rak sermayedarlarına dayandırmıştır'. Emekç' sınıflarını ezmiş, sürekli .olarak kapitalcilikten destek görmüştür.
İkinci Dünya Savaşı öncesinde ırkçı faşist gö rüşler Almanya ve İspanya'da da revaçtaydı. Nasyonal Sosyalistler (Naziler) Almanya'da egemen olurlarken, Nazi fabrikatör Krupp da İs. panya iç savaşında Falanjistleri finanse ediyor du. Böylece faşizm Avrupa'da yayılırken, uzak doğuda bir başka ülke, Japonya da müttefik olarak saflara katılıyordu. İkinci Dünya Savaşı
gerçek anlamda, faşist sermayecilerin diğer ülke lerin sermayecıleriyle olan post kavgası yüzün den çıkmıştır. Alman, İtalyan ve Japon serma yesinin kurduğu faşist diktatörlükler dünyaya egemen olmak amacıyla saldırıya girişmişler ama uzun ve yıpratıcı savaşın sonunda, özellikle bir çok ülkedeki halk mücadelesine karşı koya mayıp yıkılmışlardır.
Tam anlamı ile faşizm, halkı ezen ve sömü ren sınıfların açık zorbalık düzenidir. Şiddet ve zorbalık faşizmin temel unsurudur. Bu dikta törlükler yakın dünya tarihinden de görüleceği üzfcre, toplumsal potansiyelin yükseldiği sıralar da kendini gösterir. Çıkarlarının tehlikeye düş tüğünü ve artık ayakta kalamıyacağını sezen burjuvazi, kendi biçimsel demokrasisinden de vazgeçerek diktatörlüğünü ilân eder. Parlamento ve partiler feshedilir. Bütün ilerici dernekler, ku ruluşlar kapatılır. Toplanma ve sendika hakkı kaldırılır. Halkı savunan devrimci yayınlar yasak lanır. Sermaye Dinsel gericilik Zorbalık üçlüsü faşizmin varlık kaynağıdır. Faşistler sınıflar ara sındaki çelişki ve çatışmayı gözden saklamak isterler. En büyük korkulan halk iktidarı oldu ğundan, ülkedeki ve dünyadaki mücadeleyi ırk lar arasındayrruş gibi gösterirler. İnsanlar ara. sına ırkçılık tohumları ekerek gerçekleri unut turmaya çalışırlar.
Günümüzde emperyalizmin önde gelen temsil cisi A.B.D, sermayecilikle militarizmin kaynaş tığı faşist nitelikte bir devlettir. Sahte bir öz gürlük yaftası altında zenci ırkını ezip sömür mekte, sömürdükleri diğer ülke halklarını ya Amerikancı iktidarların aracılığıyla yada faşist yöntemlerle baskı altında tutmaktadır örneğin halk mücadelesinin güçlendiği ve iktidara ge linebileceği bir dönemde, C.I.A (Amerikan Mer kezi İstihbarat örgütü) nm marifetiyle dikta törlüğünü kuran Yunan Cuntası, Amerika'ya yü rekten bağlı faşist bir örgüttür.
Yurdumuz da emperyalizmin yoğun sömürü alanı içinde olan bir ülkedir. Maden ve petrol kaynaklanınız kıyasıya sömürülmekte, finans kapital büyük kârlar transfer etmektedir. Dışa bağımlı bir montaj sanayii kurulmuş,, dış tica ret kişilerin tekeline bırakılmıştır. Bankalar hal kın tasarruflarıyla milyonlar kazanmaktadırlar. Arsa spekülâsyonu tatlı kâr getiren işler sıra sındadır. Çok yerde yan feodal üretim ilişkileri yürürlüktedir Elbette ki İşbirlikçi burjuvazi ve
toprak ağaları böyle bir düzeni savunacaklar dır. Ama haklarına kavuşmak için mücadele eden halk kitleleri onlann gözünü korkutmuş tur. Ekonomik ve siyasal egemenliklerini yitire ceklerini gören asalak sınıflar bugün, faşist ni telikte bir yönetime heves etmektedirler. Yaban cı sermayenin çanak yalayıcısı bazı politikacılar «Yahya Han Tezgâhtarlığı» na gönüllü görünü yorlar. Bilindiği gibi Yahya Han, Pakistan dev let başkanıdır. Pakistan Cumhuriyeti, yeni ana yasasının kabulü ile birlikte 1956 yalında kurul du. Halk, mutlu yaşayabileceği bir ortamın özle mi içersindeydl. Fakat düzenin çarklannın sü rekli olarak küçük bir azınlığın yararına işle m'esi sonucu, sınıflar arasında büyük gelir fark lan meydana geldi. Ekonomik ve toplumsal bu nalımların baskısıyla 1958 kasımında, cumhur başkanı iskender Mirza çareyi sıkı yönetim ilân etmekte buldu. Anayasa feshedildi. Meclisler da ğıtıldı. Siyasi partilerin faaliyetlerine son veril di. Bir ay sonra, temel reformları gerçekleşti receği vaadi ile sıkı yönetim komutanı General Eyüp Han yönetimi devraldı. Onun yönetimi sü resince de durumda değişiklik olmadı. 120 mil yonluk ülkede ekonomik düzen, endüstriyel ya tırımların, bankacılığın ve sigortacılığın büyük yüzdesine sahip olan 20 ailenin tekelindeydi. Halk sefalet içinde yüzüyordu. Grevlerin ve köylü ha . reketlerinin bütün ülkeyi kapladığı 1969 martın, da, halkla polis arasında çıkan çatışmalarda 50 kişi öldü Rejimin temellerinin çatırdadığını gö ren Eyüp Han, iktidarı Pakistan ordusu başko mutanı Yahya Han'a , teslim ederek işdn içinden sıyrıldı. Yahya Han derhal sıkı yönetim ilân ede rek grevleri, yürüyüşleri, hükümetin eleştirisini engelliyen kanunlan yürürlüğe koydu ve dikta törlük koltuğuna yerleşti. İşte sık sık sözü edi len, iktidarlann başı sıkıştığı zaman yönetimi faşist diktatörlere devretme anlamına gelen «Yahya Han Formülü» budur
Ülkemizde egemen sınıflar, sömürüyü güven lik altına alacak böyle bir girişimden medet um maktadırlar. Bu yüzden İktidar, ırkçılık hayali peşindeki faşist komandoların eylemlerini des teklemekte, cinayetlerine göz yummaktadu". Ya ratılan kargaşa ortamı fırsat bilinecektir. Ama güçlü olan halktır. Halk kitlelerinin mücadelesi başarıya ulaşacak ve devrimci iktidar kurula caktır.