Elektrik Mühendisliği · Sayı 203 · Kasım 1973
ÇOK ULUSLU ŞİRKETLERİN İÇYÜZÜ
Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1973
- Sayfa
- 5
- Okuma süresi
- 7 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
Anahtar kelimeler
- çok uluslu şirketler
- emperyalizm
- sermaye ihracatı
- vergi cenneti
- az gelişmiş ülkeler
- transfer fiyatlaması
Özet
Yazı, çok uluslu şirketlerin gelişim nedenlerini, işleyiş mekanizmalarını ve özellikle az gelişmiş ülkeler üzerindeki sömürücü etkilerini eleştirel bir bakışla ele almaktadır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
«Bir ülke sattığından çok mal ithal ediyorsa, o ülke ihracatım arttırabilmek için fiyatlarını düşürmek, yani devalüasyon yapmak zorunda kalir». îşte size yanlış bir düşünce. Çünkü modern bir kapitalist ekonomi, özü gereği dışanya borçlanmalıdır. Almanya gibi bütçesinde açık olmaması o ekonominin ge riliğini gösterir. Artık dışarıya mal satmanın modası geçmiştir. Şimdi sınırlan aşan, yönetim usulleriyle sermayedir. Hem de gümrük engellerini göz önüne almak zo runda kalmadan. Lenin daha 1916 larda bunun bilincine varmıştı: «Eski tip kapi talizmi karakterize eden mal ihracatı yerini sermaye ihracatına dayanan modern kapitalizme terkediyor.»
Bunu Almanya ve Japonya örnekleriyle anlatalım. Almanya ve Japonya savaştan zararlı çıkmışlardı. Sömürgeleri yoktu, îş adamları «galiplerin dünyası»nda politik bir güce sahip olamazlardı. Bu nedenle de, yayıl mak bir yana, ancak kendi ülkelerinde yatırım yapabiliyorlardı. Her iki ülke de, 1948 den itibaren, dünyada ilk defa olarak ulusal kaynaklannm 1/3 ünden fazlasını yatırıma harcadılar ve bunu gerçekleştirmek için de ücretleri normal standartla-
(*) Yeni Ortam, 2 Kasım 1973. 662
rm çok altında tuttular. Sonunda belli başlı firmalar kısa zamanda devleşti ve tun lar kuruluşlarını rantabl hale getirmek için ürettikerinin % 60 ını ihraç etmeğe başladılar. Ama verimliliğe oranla ücretler düşük olduğundan, ihracattan elde edi len dövizlerin tamamı Almanlar ve Japonlar tarafından tüketilemiyordu ve iki ül kenin de bütçesinde sürekli bîr fazlalık vardı: Birçok ülke bunlara borçlanmış tır. Üstelik Almanya ve Japonyanın işine yarayacak bir ihraç maddeleri de yoktu. Böylece her iki ülkenin de hükümeti, bu durumda müşteri ülkelerde rantabl fabri kalar kurmayı, mal ihracatına devam etmeğe yeğlediler. Bu elbette ki o ülkelere kredili satışlar yapmaktan daha sağlam bir yoldu. Zamanla bu projeleri zorunlu kılan koşullar oluştu :
36.Aşın endüstrileşme ve bunun doğurduğu işgücü .kıtlığı ücret patlamasına se bep olunca, işgücü ithali yoluna gidildi. Fakat Afrikadan, Türkiyeden, Filipinlerden veya Kübadan gelen işçileri {kendi ülkelerinde belki razı olacakları) kenar mahallelerde, elverişsiz yerleşme koşullan içinde ilelebet banndırmak olanaksızdı. Şu halde en iyisi gerekli fabrikalan (otomobil, elektronik ve optik malzemeleri üretenleri) bu ülkelerde kurmaktı. Hem bu şekilde daha çok kazanç elde edilebi lirdi, (örneğin Siemens üretiminin ancak % 20 sini Almanya dışında yaptığı hal de elde ettiği kârın % 50 sinden çoğunu dışardan sağladı). Söylenenlere bakılırsa bugün Almanyada işgücünün °/o 20 sini oluşturan yabancı işçilerin oranı önümüz deki yıllarda % 20 artış kaydedecekken, Almanya dışında kurulan fabrikalarda çalışanlarmki yan yanya çoğalacaktır.
37.Aşırı endüstrileşmenin karşısına fizikî engeller de çıktı: Yer su ve hava yeter sizliği. Bu ülkelerdeki nüfus yoğunluğu ve çevre kirliliği kritik eşiği aşmaktaydı. Ren kıyısında yeni bir kimya endüstrisi kurmak için su ve havanın daha' fazla kirlenmemesi için tedbirler almak yeni şehirler kurmak Almanlar için çok mas raflı bir işti. Oysa aynı endüstriyi Güney Amerikada, Brezilyada yerleştirmek hem çok daha ucuza mal j>lacak, hem de sermayeyle birlikte çevre kirlenmesi" de ih raç edilecekti.
38.Bu iki sebep dışında, yabancı ülkelerde şubeler açmanın maddî ve politik avan tajları da vardı. Birçok ülkelere yayılan bu firmalar, çeşitli yollarla, vergi oranı nın yüksek olduğu yerlerde kâr etmeyi başarıyorlar di. Örneğin firmanın uluslarara sı yönetim merkezi, çeşitli ülkelerdeki şubelerine sattığı imalat lisansı, yarı mamul ıiıaddeler, yedek parçalar royalty ve know how gibi hizmetlerden oldukça değişik
fiyatlar istiyordu, (isviçreli bir otomobil firmasını, gerekli parçalan Polonyada yap tırıp Almanya ve Fransadaki fabrikalara % 200 - °/o 300 kârla satmaktan kim men edebilir?). Böyle bir firmanın örneğin tsviçrede bulunan uluslararası yönetim mer kezi, bahsettiğimiz şeyleri Fransadaki veya Belçikadaki fabrikalarına çok pahalı ya satarak maliyeti sun'î olarak yükseltmek ve bu fabrikaları devamlı zararda gös termek olanağına sahiptir. Oysa vergiden muaf oldukları yerlerde bu firmalar dev kazançlar sağlayacaklardır. * Demek ki bu firmalar vergi cennetlerinde yerleşerek kârlan üzerinden vergi öde memekte, kambiyo kontrolü ve kredi kısıtlamasına uğramamakta ve istimlak ve millîleştirme tehlikeleriyle karşı karşıya bulunmamaktadırlar.
Yukarıda bahsettiğimiz firmalar (gelişimleri içinde bulunduğumuz yüzyılın başla rını belirleyen olaylardan olan) «çok uluslu şirketler» den başka bir şey değildir. Savaşı, barışı, insanların felâketini veya mutluluğunu kısacası dünyanın kaderini onlar tayin eder. Bütün güç ve para onlardadır. Sayılan 300 civarında olan bu şirketlerin sermayesi, bütün endüstrileşmiş ülkelerin merkez bankalarınınkinden üç misli fazladır. Üretimlerindeki artış hızı, tüm dünyadaki ekonomik gelişim hızının iki katıdır. Bu firmalar, transfer fiyatları mekanizmaları sayesinde, gele neksel ihracat şirketlerinden (% 30- % 40 oranında) daha çok kâr sağlamaktadırlar. Bugün petrol endüstrisini 7, petrokimyayı 15, lastik endüstrisini 8, düz cam imalini 5, kâğıt imalatını 9, firma ellerinde tutmaktadırlar. (Yetkililerin öngördüğüne göre, 1985 yılında 300400 çok uluslu şirket kapitalist dünya endüstrisinin % 80 ini kontrol altında bulunduracaklardır). Bu şirketler, aralarında çekişmek bir ya na, gerekirse yardımlaşmakta ve yeni gelenlerin yolunu kapatmak için dayanışma yapmaktadırlar. Bu oligarşik kuruluşlarla rekabet bile yenilik, reklamlarla, kalite ve mal tanıtılması gibi yollardan yapılır. Bu firmaların yabancı ülkelerdeki temsilcile rinin üretimlerinin tutan bütün dünya ihracatının 20 milyar dolar kadar üstünde dir (1971 de dünya ihracatının toplamı 310 milyar dolarken, bu şirketlerin tem silcilerinin üretimi 330 milyar dolardı). Şimdi çok uluslu şirketler arasında Amerikalılann yerini görelim. Bundan yirmi sene kadar önce, başta işçiler olmak üzere bütün Amerikalılar «Made in Japan) damgasını taşıyan sanayi ürünlerinin çoğalmasına koruyucu ve mil liyetçi (!) tepkiler gösterdiler. Oysa bunlar Amerikan pazarlarının New Yorktan Tokyoya yayılması sayesinde, Amerikan tröstlerinin Japonyadaki şubeleri tarafın dan yapılmaktaydı. Şu halde Amerikalı işçinin düşmanı ne Japon işçisi, ne de Ja pon hükümetiydi : Doğrudan doğruya —sırf adı ve kaynağı Amerikan olan— Amerikan sermayesiydi. Bugün halâ ABD nde satılan fotoğraf makinelerinin tümü, teyplerin % 96 sı, daktiloların % 70 i, ayakkabılann % 67 si v.b. hep Amerika dışında yapılmaktadır. Hiç bir Amerikan firması mallannı -satamama korkusunu bilmez. Pazannı kazanmak istediği ülkede şubeler açarak doğrudan doğruya serma yesini, yönetim usullerini, fabrikalarını ihraç eder. Amerikan kapitalizmi bugün ihraç ettiği malların 6 misli fazlasını da dışarda üretmektedir. Üstelik ana firma nın yabancı ülkelerdeki fabrikalanna sattığı mallar Amerikanın ihraç ettiği endüstri ürünlerinin 2/3 sini oluşturmaktadır. Amerikalılann 1960-1971 yıllan arasında dışarda yaptıkları yatmmlann tutan, o tarihe dek yapılanların yarım mislinden fazlaydı. Yabancı memleketlerden yurtlarına götürdükleri kâr 24,3 milyar dolar ken, bu memleketlerde 1968-1970 yıllan arasında yap tıklan yeni yatırımlar ancak 10,9 milyardı. Resmî rakamlara dayanılabilecek son sene olan 1971 yılında Ameri kan firmalarının ülkelerine geri götürdükleri kâr 9 milyar dolar olduğu halde, ya bancı ülkelerdeki şubelerine yaptıklan yatmmlann tutan ancak 4,8 milyardı. Verilen bir rapora göre yüzyıl sona ermeden ABD bütün sanayi mamullerini dışa rıya yaptırmağa başlayacak ve kendisine ancak bilimsel ve 3. dereceden endüstri ler kalacak, ihraç edecek malı olmadığı için de ithalatlarım, bütün dünyaya yayıl mış olan Amerikan fabrikalarının kârlanyla ödeyecek. Bu görüşe göre Amerikan ulusu yakında bir banka memurları, bankacılar tekniker ve ordu mensuplan ulu-
su olacak. Ve yollarına Viet-Namlar veya bir ? devletler federasyonu» çıkmadığı taktirde (ki bu sonuncusu Amerikanın çok uluslu şirketlerinden uluslararası telg raf telefon şirketiyle meşhur CIÂ sı düşünülecek olursa olanaksızdır. Çünkü bugün bu hususta hiç bir devlet Amerikayla boy ölçüşemez) Amerikalılar XXI inci asırda Ingilterenin XIX uncu yüzyıldaki durumunda olacaklar. Bir de çok uluslu şirketlerin zararlarını en çok çeken üçüncü dünya ülkeleri var. Dev firmalar bu ülkelerde, içişleri bakanından başlayarak bütün önemli politik çehrelerin sempatisini kazanmakta ve yabancı ülkelerdeki şubelerinin ürettiği mal veya hizmetleri bunlara tekelci fiyatlarla satmaktadırlar. Örneğin ingiliz ilâç firma larının Brezilyada uyguladıkları fiyatlar korkunç derecede yüksektir. Fakat son yirmi yıl içinde soyulan ülkelerin borçlarının tavanı aşması ve paraları nın kolay çevrilememesi gibi nedenlerle, Amerikalı ve Avrupalı tröstler kârlarını sadece şubelerinin yaptıkları satış üzerinden değil, ana firmanın bu şubelerine sat tığı malzemelerden de gerçekleştirmeğe başladılar. (Bir firma, örneğin Arjantin veya Hindistandaki şubesine eskimiş ve miadı dolmuş makinalan normal fiya tından dört misli pahalıya satıyor, ona yönetim açısından veya bröve vererek yaptığı yardımları, pahalı ödetmekle kalmayıp, o şubenin ana ve yardımcı madde leri —hem de tekelci bir fiyatla— kendisinden almasını empoze ediyor, böylelikle de kârlarının çoğunu şubelerinin sattığı mallardan değil, kendisinin bunlara zorla sattıklarından elde ediyor). Üçüncü dünya ülkelerindeki şubeler yöntem, know how, lisans, patent, gibi şeyle re, bütün az gelişmiş ülkelerde yapılan yeni yatırımların yarısına yakın bir para ödemektedirler. 1970 yılı boyunca çok uluslular Afrikadan memleketlerine 996 milyon dolar soktuk ları halde, buraya yaptıkları yeni yatırımlar 270 milyon tutarındaydı. Asyadan gö türdükleri ise (gizli olanlar hariç) 2400 milyon dolardı. Yatırdıkları 200 milyondu. Bir çok uluslu şirket elde ettiği kân ülkesine ancak artık yabancı ülkelerde rantabl yatıran yapamadığı zaman sokar. Örneğin ilgili ülkede çoğalan üretimi emecek kadar geniş bir pazar yoksa, veya yeni yatırımlar yapmanın politik bakımdan tehlikesi büyükse. Buna 1960 larda Silide olanları örnek verebiliriz: Buradaki şir ketler kârlarını çekip politik bakımdan emniyetli ve müreffeh ülkelere, örneğin Kanadaya, Avustralyaya, Batı Avrupaya taşıdılar. İşte çok uluslu şirketlerin içyüzü, şubelerini çoğaltmasının nedenleri ve bunun sağ ladığı avantajlar. Bu şirketler bütün bunları her ülkedeki ünlü ve yetkili simaları kandırarak bunları kendi taraflarına çekerek başardılar. Bugün hemen her ülkenin hükümeti bu dev firmaların sözcülüğünü yapmaktadır. Çünkü korunacak olan «bi zim» firmaların çıkarları olduğundan, milliyetçilik kavramı bunlar için anlamını yi tirmektedir. Bu durumda devlet artık milli bir çıkan değil, vatansız ve milliyetsiz bir kapitalizmi korumaktadır. Çok'uluslu şirketler milletlerinin çıkannı gözetmek ten çok genel olarak kapitalizmin çoban köpekliğini yapmakta ve kâr ekonomisi ne darbe vurulmasını engellemektedirler. Güçlerini ebedileştirmek için de karşılık lı yardımlaşmaktadırlar.