Elektrik Mühendisliği · Sayı 224 · Ağustos 1975

ORTAK PAZAR VE TÜRKİYE

Aydın Köymen

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme

Yıl
1975
Sayfa
3
Okuma süresi
9 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Mevzuat ve hukuk, Toplum, demokrasi ve emek

Anahtar kelimeler

  • AET
  • Ortak Pazar
  • Katma Protokol
  • Türkiye-AET ilişkileri
  • tarım müzakereleri
  • Ankara Anlaşması

Özet

Tüm İktisatçılar Birliği Başkanı Aydın Köymen'in verdiği bir konferansın özeti olarak, Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile ilişkileri, Katma Protokol süreci, tarım müzakerelerindeki sorunlar ve Yunanistan'ın tam üyelik başvurusunun Türkiye'ye etkileri ele alınmaktadır. Yazı, AET'nin emperyalist niteliği ve Türkiye'nin dışa bağımlı ekonomik yapısı üzerinden eleştirel bir değerlendirme sunmaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

ORTAK ve TÜRKİYE aydın köyrnen

OdamjLzca düzenlenen ve Tüm İktisatçılar Birliği Başkanı Aydın Köymen tarafından ve rilen konferansın özeti.

incelendiğinde, 2. Dünya Savaşı sonrası yılların o tarihlere kadar eşine rastlanmamış bir teknolojik gelişmeyi de berabe rinde getirdiği görülür. Yeni teknik buluşlar birbirini kova lamakta, büyük ölçekli üretim, maliyetlerin düşmesine olanak tanımaktadır. Ancak bütün bun lardan yararlanmanın tek bir koşulu vardır: Geniş pazarlar. Oysa Avrupa harpten çok yıpran mış olarak çıkmıştır. Buna kar şılık ABD, gittikçe büyüyen firma ölçekleriyle dünya pazar larının paylaşılmasında öteki kapitalist ülkelerin çok önün de yer almakta, tek tek Batı Avrupa ülkeleri ABD ile rekabet edememekted ir.

Doğal olarak bu durum, Batı Av rupa tekelci kapitalizminin güç lenme ve büyüme temposuna önem li kısıtlamalar getiriyordu. Buna bir de dünyada güçlü bir sosyalist blokun doğması ekle nince, Batı Avrupada ekonomik işbirliği yönündeki çabalar yo ğunlaştı. Bu çabalar gittikçe gelişerek, diğer ülkelere karşı ortak tavır takınılması gibi an lamlı bir boyuta ulaştı. Bu ara

da ABD de Avrupadaki birleşme çabalarını destekledi. Çünkü bir kere, zayıf ve bölünmüş bir Avrupa, dünya deneesini kapita list blok aleyhine bozucu bir durum yaratıyordu. İkincisi, mevcut ülkelerin devamlı sür tüşme içinde bulunduğu, pazarın bölünmüş olduğu bir Batı Avrupa ticari çıkarlarına ters düşü yordu, îşte Avrupa Ekonomik Top luluğu (AET), bu tarihi gelişi min kaçınılmaz ve beklenen ör gütü olarak ortaya çıktı.

AET, daha kurulduğu ilk günden itibaren Avrupa kıtasının sı nırlarını aşmak için girişim lerde bulunmuştur. Zira toplu luğun esas amacı, dünya pazar larında Batı Avrupa tekelci kapitalizmini besleyecek yer ler kapmaktı. AET'nin kendi kuruluş sınırlarını aşmak için uyguladığı yöntem "ortaklık antlaşmaları" olmuştur. "Ortak üye" statüsündeki ülkelerin yoğunlaştığı birinci, bölge Afrika, ikinci bölge de Akde niz'dir'.

Türkiye'nin AET'ye üye olma yö nündeki girişimleri 1957 yı

ORTAK PAZAR TÜRKİYE'NİN TAM ÜYELİĞİNİ İSTEMİYOR

lınan Türk muhtırasına, sadece iki maddelik bir cevap veril mesi saptanmıştır. Birinci maddede, "Yunanistan'ın üyeliğinin Türkiye'yi etkilemeyeceği" belirtilmekte, ikinci maddede de "AET'nin, Türkiye i l e ortaklık ilişkilerinin geliştirilmesine kararlı olduğu" bildirilmektedir.

Ortak Pazar, Türkiye'ye karşı tutumunu biraz daha s e r t l e ş t i r miş ve Ankara'nın muhtırasına "olumsuz bir cevap" verirken, TUrkiye'den "ortak (iye" olarak devam etmesi i s t e n m i ş , tarım müzakereleri de, "Türk t e k l i f l e r i n i n reddedilmesi" üzerine

Bu cevap, Ankara'nın topluluktan beklediği "güvenceyi" verme diği gibi, Türkiye'nin bugünkü statükoyu devam ettirmesi ve "tam^üyelik yoluna" gitmemesi gerektiğini açıkça belirtmekte dir. Yunanistan'ın talebinin memnuniyetle karşılandığının a çıklandığı aynı toplantıda, Türkiye'ye karşı "dikkatli davran maktan" dahi kaçman d ı ş i ş l e r i bakanlarının bu kararının al tında, "Ankara'ya baskı yapılma niyetinin yattığı" b i l d i r i l mektedir.

ş i m d i l i k k e s i l m i ş t i r . Topluluğun son birkaç h a f t a . i ç i n d e , ak Topluluğun cevabı, önümüzdeki gibilerde Türk yetkililere veri si beklenirken, birden bire katılaşan bu tutumu, Brüksel'deki lecektir.

diplomatik çevrelerde "hayal kırıklığı ve endişe" yaratmıştır.

Konuyla i l g i l i olarak bir Konsey y e t k i l i s i , "Yunanistan'ın gi Ankara'da, Yunanistan'ın topluluğa tam ü y e l i ğ i k a r ş ı s ı n d a i z rişinden dolayı Türkiye'nin çekinmesine hiç neden yoktur. Biz, lenecek " p o l i t i k a n ı n " saptanma ç a l ı ş m a l a r ı y a p ı l d ı ğ ı sırada bu iki konuyu birbirinden ayrı görüyoruz" şeklinde konuşmuş beliren bu gelişmeler, t a r a f s ı z gözlemciler arasında "Ankara' tur.

n ı n , Yunanistan'ı t a k i p ederek, tam ü y e l i ğ e t a l i p olmasını

durdurucu" n i t e l i k t e görülmektedir.

MÜZAKERELER KESİLDİ

TÜKK MUHTIRASINA CEVAP HAZIRLANIYOR

B i l i n d i ğ i g i b i , Yunanistan'ın topluluğa tam üye olma i s t e m i n den hemen sonra, Türkiye, topluluğa b i r muhtıra vermiş ve Gü ney Akdeniz'deki dengenin bu şekilde bozulabilecegine dikkati ç e k m i ş t i . Türk muhtırasında, Yunanistan'ın AET'ye girmesinden sonra bu a v a n t a j ı n ı Türkiye a l e y h i n e kullanması h a l i n d e , hem Türk AET i l i ş k i l e r i n i n , hem de TUrk Yunan i l i ş k i l e r i n i n zede lenebileceği belirtilerek, Ortak Pazar uyarılmıştır.

AET çevrelerinden verilen bilgiye göre, 9 ülke d ı ş i ş l e r i ba kanlarının son Lüksemburg Konsey toplantısı sırasında ele a

t l g i çeken i k i n c i gelişme de, Ortak Pazar'ın i k i yıldan Veri sonuçlanması beklenen Türk tarım ürünlerine v e r i l e c e k ( a n l a ş ma uyarınca) yeni gümrük i n d i r i m l e r i n e k e s i n l i k l e yanaşmaması ve birinci tarım revizyonundan vazgeçtiklerini gösteren bir tutum i ç i n e girmeleridir.

Katma Protokol Anlaşması'na g ö r e , AET'nin 1973'de b i r i n c i tarım revizyonunu ( t a v i z l e r i n i y i l e ş t i r i l m e s i ) yapması gerekmektey d i . Aynı dönemde, Topluluk 6'dan 9 üyeye ç ı k ı n c a , genişleme nedeniyle yapılacak ayarlamalar ve bu birinci tarım revizyonu b i r l e ş t i r i l m i ş t i r . Ancak, sadece genişlemeden'doğan doğal hak l a r ı v e r i l e n Türkiye'ye, AET, aynı dönemde başlayan Akdeniz

lında başlar ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren "An kara Anlaşması" ile sonuçla n ı r . Bu anlaşma Türkiye i l e AET arasındaki ortaklığın, a) bir hazırlık dönemi, b) bir geçiş dönemi, c) bir son döne mi; bulunduğunu belirtmektedir. Türkiye bugün AET ile i l i ş k i lerinde "hazırlık dönemini" geride bırakmış ve 23 Kasım 1970'de imzalanan ve 1971 yı lında uygulanmasına başlanan "Katma Protokol" ile "geçiş dönemine" girmiştir.

Türkiye'nin AET'ye katılmasını ve ilişkilerini geliştirmesi ni salt bir siyasal tercihe dayandırmak söz konusu olamaz. Çünkü, AET herşeyden önce eko nomik 'bir olaydır ve Türkiye nin ekonomik politikasına yön veren gayri millî, dışa ba ğımlı, işbirlikçi egemen s ı n ı f l a r ı , böyle bir kararın a lınmasında en önemli rolü oy namışlardır. En önemli rolü oynamışlardır, çünkü herşeydan önce, son amacı üye ülkelerin siyasal b i r l i ğ i olan AET'ye katılınmakla, egemen sınıfla rın düzeni olan kapitalizm

güvence altına alınmıştır. Bunun yanında, gerçekleştiril mesi öngörülen ekonomik bir lik, emperyalist güçlerle, ba t ı l ı tekelci sermaye ile bü tünleşmede az da olsa bir ta kım engellerle karşılaşan iş b i r l i k ç i yerli tekelci serma yeye geniş bir hareket özgür lüğü sağlayan yeni ufuklar açmıştır. Bu durum genel ola rak yerli tekelci sermayenin ve özel olarak da onun dina mik gücü tekelci sanayi serma yesinin daha da güçlenmesine olanak tanımıştır.

AET yanlısı çevreler, uzun yıl l a r , "AET'ye girilmesi gerek t i ğ i " yolundaki savlarını des teklemek amacıyla, Türkiye ka muoyuna bilimsel gerçekler di ye yabancı firmalara yaptır dıkları pazar araştırmalarını göstermişlerdir. Buna karşılık Türkiye ve AET sınaî yapıları arasındaki temel farklılıklar ve Türkiye AET dış t i c a r e t i nin her geçen yıl Türkiye a leyhine kötüleşen gelişimi gözlerden ırak tutulmuştur. Oysa Türkiye dışa bağımlı ve

montaj niteliğinin egemen ol duğu bir sınaî yapı i l e AET'ye girmiştir. Rekabet edilmesinin tasarlandığı sanayi ise, bu dışa bağımlı ve montaj n i t e l i ğindeki sanayiyi yaratan, onu ihraç e t t i ğ i sermayesi, yaptı ğı patent anlaşmaları, verdi ği lisanslarla kendine bağım lı kılan ve böylece Türkiyenin bağımsız ve sağlam temelli bir sanayi yapısına kavuşması nı engelleyen emperyalist AET sanayiinden başkası değildir. Bu iki yapı arasındaki temel farklılığın belirlediği dış ticaret tablosu da Türkiye i çin hüzün vericidir. Türkiye nin AET'ye yaptığı ihracatın yapısı, Türkiye'nin genel ihra cat yapısından bile daha geri özellikler taşımaktadır. Bu ihracat içinde sanayileşmeye kıstas teşkil edecek sanayi ürünlerinin payı yok denecek kadar azdır ve Türkiye AET'ye sanayi ürünü diye dünden bu güne, zeytinyağı, küspe, me yankökü hülâsası, ham bez, pa muk i p l i ğ i , ferro krom satmak tadır.

Türkiyenin AET ile i l i ş k i l e r i

görüşmelerini ( İ s r a i l , ispanya, Hağrip ülkelerine toptan uy gulanacak taviz politikası) gerekçe göstermiş ve "Bu ülkeler le aynı sçviyede olmadığı, daha i l e r i sayılan ortaklık anlaş ması bulunan Türkiye i l e birinci tarım revizyonunun,^Akdeniz ürünleriyle i l g i l i bölümünün müzakerelerinin, Akdeniz ülkele riyle pazarlıktan sonra ele alınmasını" kabul ettirmiştir.

Çeşitli ekonomik ve siyasi nedenlerle Akdeniz pazarlığı ( I s rail hariç) hâlâ tamamlanamamıştır.

Bu gecikme üzerine, Türkiye herhangi bir ülke i l e anlaşma ya p ı l ı r yapılmaz kendisiyle müzakereye oturulmasını, ç e ş i t l i defalar AET organlarına (geçen y ı l Bakanlar Konseyine) kabul ettirmiştir.

Kesin güvence vermelerine rağmen, AET, geçen hafta sonunda, Türkiye'nin verdiği 30 tarım UrUnündeki taviz isteklerini reddettiği gibi, birinci revizyon ile tarihi gelen (1975'de tamamlanması gereken) 2'nci tarım revizyonunun b i r l e ş t i r i l i p 5 6 maddede basit tavizle meseleyi kapatmayı önermiştir.

İ l g i l i eksperler arasında büyük hayret uyandıran bu gelişme, AET'nin taahhütlerine kesinlikle uymamaya başladığı ve anlaş ma maddelerinin de kağıt üzerinde kaldığı yönündeki kanıları artırmıştır.

İSRAİL DAHA AVANTAJLI

Ortak Pazar'ın İ s r a i l i l e imzaladığı ve diğer Akdeniz ülkele rine vermeye hazırlandığı (Türkiye'ye vermeye yanaşmadığı) bazı t a v i z l e r , Türkiyeninkilerden çok daha i l e r i d i r , örneğin, domates salçasında Türkiye'nin gümrük indirimi hiç yokken, İ s r a i l ' i n yüzde 30, portakalda Türkiye'nin gümrük indirimi yüzde 40 iken, İ s r a i l ' i n yüzde 60* mandalinada İ s r a i l AET'ye yüzde 60 indirimle satabilirken, Türkiye yüzde 50 indirimden faydalanabilmededir. Diğer ülkelere de hemen hemen e ş i t ta

vizlerin dağıtılması, Türkiye'nin faydalanabileceği piyasa ların tamamen kapanmasıyla sonuçlanmaktadır.

Ortak üye statüsünden dolayı, İ s r a i l ve Magrip ülkelerinden çok daha büyük yükümlülükler taşıyan Türkiye, son dört beş y ı l içinde sahip olduğu bu tip avantajların, diğerlerine da ha da f a z l a s ı dağıtılarak kaybolduğunu i l e r i sürerek AET'nin tutumunu protesto etmektedir.

Son müzakerelerde topluluk, görüşünde ısrar edip, daha i y i bir t e k l i f getiremediğinden dolayı (30 Türk madde önerisin den sadece 6 tanesine, o da y e t e r s i z bir t a v i z l e gelmişler dir), tarım müzakereleri k e s i l m i ş t i r . AET y ö n e t i c i l e r i , Türk i y e ' n i n ihraç kapasitesinin bulunmadığını ve Akdeniz ülkele r i y l e kurulan s i y a s i ve ekonomik dengenin Türkiye'yi e t k i l e yemeyeceğini gerekçe olarak göstermektedirler.

HAYAL KIRIKLIĞI

Türkiye'nin Yunan ü y e l i ğ i konusundaki endişelerine hazırlanan cevap ve tarım konusundaki yaklaşım, i l g i l i çevrelerde hayal k ı r ı k l ı ğ ı ı yaratmıştır. Bu şekilde, AET'nin sözlü güvencele rinin geçerli kabul edilemeyeceği, Türkiye'nin tam üyeliğe gidişinin hızlandırılması görüşlerinin kağıt üzerinde kalaca ğı ve en önemlisi " s i y a s i danışmada" Türkiye'ye, tam üye o l madan daha aktif bir yer verilmesi (danışmalara katılma gibi) çalışmalarının AET tarafından olumsuz karşılanacağı, i l g i l i lerce i l e r i sürülmeye başlanmıştır.

Gözlemcilere göre, Konsey Dönem Başkanı İrlanda D ı ş i ş l e r i Ba kanı Fitzgerald'ın bir basın toplantısında, "Yunanistan 2 3 y ı l içinde tam üye o l a b i l i r " şeklindeki s ö z l e r i ve AET'nin ekonomik t a v i z l e r i e k i genel tutumu, Türkiye'nin Katma Proto kolü ve yükümlülükleri temelden gözden geçirmesi vaktinin geldiğini göstermektedir.

(Milliyet, 30 Haziran 1975)

gelişigüzel değil, tarafların kabullendikleri bir "Katma Pro tokol" çerçevesinde yürütülmek tedir. Bu protokolün satırları arasında ise Türkiye'nin ekono mik yapısını, sosyal düzenini belirleyen süreçler yatmakta dır.

Katma Protokol metninin giriş paragrafı aynen şöyledir: "Ge çiş dönemi süresince âkit ta raflar, Karşılıklı ve dengeli yükümler esâsı üzerinden, Tür kiye ile Topluluk arasında bir gümrük birliğinin gitgide yer leşmesini ve ortaklığın iyi işlemesini sağlamak amacıyla Türkiye'nin ekonomik politika larının topluluğunkilere yak lactırılmasını ve bunun için 9«r«kli ortak eylemlerin geliş tirilmesini sağlayacaklardır".

Bir ülke çeşitli ekonomik po litikalar uygulayabilir. Ama Türkiye gibi az gelişmiş bir ülkenin uygulayacağı ekonomi politikası herşeyden önce kal kınma gereklerine uygun bir nitelik taşımalıdır. Ancak Kat ma Protokol'Un yukarıya aldı ğımız paragrafının açık ifade sinden de anlaşılacağı gibi, Türkiye için ekonomi politika larının seçiminde geçiş dönemi boyunca aranacak temel koşul, topluluğun uyguladığı politi kalara uygunluktur. Türkiye

dışındaki AET ortaklarının tü münün gelişmiş ülkeler olduğu ve bunların uygulanmasını ön gördükleri politikaların Tür kiye'nin kalkınma amaçlarına cevap vermiyeceği ise açıktır. İşte Katma Protokol'ün en can alıcı noktası budur. Çünkü bu giriş paragrafıyla belirlenen amaç, Türkiye'nin AET'ye eko nomik uyduluğunu açıkça ilan dan başka hiç bir anlam taşı mamaktadır.

Katma Protokol aynı zamanda AET'nin kuruluş anayasası o lan "Roma Anlaşması"na da tam bağımlılık gösteren bir metin dir. Ancak Katma Protokol'ün Roma Anlaşmasından temelde bir farklılığı, Roma Anlaşması ge lişme düzeyleri bakımından birbirlerine çok yakın ve or tak çıkarları bulunan ülkeler arasında ve tam üyelik statü süyle bir ortaklık kurarken, Katma Protokol'Un bu ülkelere oranla çok geri bir ekonomik yapıya sahip bulunan, çıkarla rı tam üye statüsündeki ülke lerin çıkarlarıyla çelişen Türkiye'yi, hem de tam üye statüsü tanımadan Roma Anlaş ması'nın hükümleriyle bağımlı kılma becerisini göstermesi dir.

Bir yandan Katma Protokol'Un giriş paragrafı, bir yandan

da Katma Protokol ile Roma Ant laşması arasındaki ilişki Or tak Pazar Türkiyesinin nasıl olacağı konusunda <5yle ip uç ları ortaya çıkarıyor ki, çok doğru sonuçlara ulaşabilmek için Katma Protokol'ün tek tek maddelere inilerek ince lenmesine bile gerek kalmıyor. Ancak Katma Protokol'ün hüküm leri, o derece ince taktiklerle sonucu hazırlıyor ve kimlerin hangi ekonomik ilkeleri ne i çin savunduklarını ortaya ko yuyor ki, ben, meraklılarına bunları öğrenip zevkine varma larını özellikle tavsiye ede rim.

Kısaca özetlemek gerekirse; Türkiye, Katma Protokolle bir likte AET'ye, maliyeti Türkiye toplumuna çok yüksek olacak tavizler vermiş, karşılığında koskocaman bir hiç elde etmiş tir. AET sermayesinin çıkarla rı doğrultusunda, daha çok tü ketim malları üretiminde yoğun laşan, dışa bağımlı, iç piya saya dönük, montajcı bir sana yi; fırsat buldukça dışarıya kaçan kalifiye işgücü; artan işsizlik ve kötüleşen gelir bölüşümü; önümüzdeki yıllarda acıları giderek daha fazla du yulacak olan, AET'ye verilen tavizlerin topluma maliyeti nin başlıcalarıdır.

HAZIRLIK DÖNEMİ

GEÇİŞ DÖNEMİ

SON DÖNEM Elektrik Mühendisliği 224