Elektrik Mühendisliği · Sayı 244 · Nisan 1977
1977 İLKBAHARINDA TÜRKİYE EKONOMİSİNİN GÖRÜNÜMÜ
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1977
- Sayfa
- 7
- Okuma süresi
- 25 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma, Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- DPT
- kalkınma planı
- enflasyon
- kamu tasarruf açığı
- Merkez Bankası kredileri
- KİT finansman açığı
Özet
Yazar, 1977 ilkbaharında Türkiye ekonomisini plan hedefleri ile gerçekleşmeler arasındaki farklar, kamu kesimi açıkları, tasarruf oranlarındaki düşüş ve Merkez Bankası kaynaklarının artan kullanımı üzerinden değerlendiriyor. Enflasyon, dış kaynak bağımlılığı ve kalkınma planlamasının başarısızlığı yazının temel tartışma noktaları.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
gürel tüzün
sinde kalınmadığını, ayrıca, yatırımların istenilen alanlara yönlendirilemediğini de ortaya koyuyor. Üstelik, plan hedefle riyle uyumsuzluk kamu kesimi yatırımları açısından daha da belirgi. 1976 yılında ise özel kesimin yatırım hedeflerini aşmasına karşılık, kamu kesimi yatırımlarının gerçekleşme ora nının Z 90 dolayında kaldığı görülüyor. Oysa, Türkiye'de planlar ve programlar kamu ke simi için emredici, özel kesim için ise yol gösterici. Ancak, plan ve programların emredici oldukları alanda bile başarısız oldukları ortada. Bu durum plan lamanın nitelik ve işlevi ile ilgili olarak yukarda söylenen leri doğruluyor.
1976 yılına ilişkin ekonomik verilerin incelenmesi, bu yılın bundan öncekilerden pek farklı olmadığını gösteriyor. Enflas yon, ödemeler dengesi güçlükle ri, işsizlik gibi sorunlar, gi derek şiddetlenen bir biçimde etkilerini sürdürüyorlar, öte yanda, genelde Türkiye ekonomi sinin, özelde de sanayiin yapı sından kaynaklanan yapısal ni telikteki sorunlarla uğraşmada geçici önlemlere başvurma olgu su da sürdürülüyor. Bu açılar dan ele alındığında, 1976'nın Türkiye ekonomisine fazla bir yenilik getirmediği ortada. Bu na karşılık, 1976 yılı bu so runların yapısal niteliğini da ha bir açık seçik ortaya çıkar dı.
PLANLAMA VAR MI, YOK MU ?
Geçtiğimiz yıl iyice belirgin leşen bir diğer olgu ise Türki ye'deki planlamanın niteliği oldu. Ekonomiyi yönlendirmek bir yana, planlama örgütü, bir danışma organı olma niteliğini bile yitirmek üzere. Plan, prog ram hedefleri ile gerçekleşme lerin karşılaştırılması bunun en iyi kanıtlarını sergiliyor. Çeşitli bakanlıklarda ve başba kanlıkta, bir anlamda planlama ya alternatif, danışma kurul larının oluşturulması, plan he deflerinin kamu kesimi için bi
Güzel rüzün, Y.Prof.Dr., ODTÜ
le bağlayıcılığını yitirmesi de bu görüşü doğruluyor.
Plan ve programlar ile gerçek leşme arasındaki farklar, her şeyden önce, gayri safi milli hasılanın (GSMH) ve sektörlerin büyüme hızında görülmekte. Ör neğin, GSMH'nm 1976 içinde Z 7,9 artması amaçlanmışken, bu artış % 7,2 düzeyinde kaldı, öte yanda, Z 18 artması öngörü len imalat sanayii üretimi % 13,6 artarken, % 7,7 büyüme si öngörülen hizmetler kesimi nin büyüme hızı Z 8,9 oldu. Ya tırımlar açısından da benzer bir durum var: 1976'da sanayi yatırımlarının Z 65,1 artması öngörülüyordu; oysa gerçekleş me Z 28,2 düzeyinde kaldı. 1975'de bu oranların, sırasıy la, Z 33,8 ve Z 10,7 olduğu gö zönünde tutulacak olursa, plan lamanın başarısızlığı ve plan hedeflerinden geride kalmanın özellikle sanayide çok önemli olduğu anlaşılabilir.
Sanayideki geri kalma salt 1976'ya özgü değil. 1974 ve 1975'de de aynı olguyla karşı laştı Türkiye ekonomisi. Bu du rumun önemli nedenlerinden bi risi sanayi yatırımlarının plan lanan düzeye ulaşmaması, örne ğin, 1975'de yatırımların Z 44,7 sinin sanayiye gitmesi program lanmışken, bu oran Z 40'da kal dı. 1976'da ise programlanan oran Z 43,5 iken gerçekleşme Z 37,9 düzeyinde oldu. İmalat sanayiine ilişkin veriler, 1973 1975 döneminde bu sektörde yal nız yatırım hedeflerinin geri
KAMU KESİMİNİN AÇIĞI BÜYÜYOR
Kamu kesiminin kendisine yükle nen görevleri yerine getirmeme sinin ana nedeni, kamu gelirle rinin plan hedeflerinin gerisin de kalması olarak görülüyor, ör neğin, 1973 1975 döneminde, ka* mu gelirleri planlananın ancak Z 82,3'üne ulaştı. Buna bağlı olarak, kamu tasarrufları sü rekli olarak plan hedeflerinin gerisinde kalmakta, finansman kaynaklarının sınırlılığı ise kamu yatırımlarının gerçekleş tirilmemesi sonucunu doğurmak ta, örneğin, 1976 programında kamu tasarruflarının GSMH1ya oranının Z 10,8 olması öngörül müşken, gerçekleşme Z 9,7 oldu. 1977 programında bu durumun ne denleri, "kamu gelirlerinin en büyük bölümünü oluşturan vergi lerin gelir 've fiyat artışları nı yeterince izleyememesi, çe şitli sebeplerle Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (KİT) kaynak
İmalat Sanayii Sektörleri
Özel Kamu Toplam Kesim Kesimi
Tüketim n a l l a r ı sanayileri
174,9 132,3
163,2
Ara malları sanayileri
117,8 72,6 89.3
Y atırım malları sanayileri
65,3 30,6
55,3
KAYNAK: DPT, 1976 Y ıllık Program Resmi Gazete, 31 Ocak 1976, s. 5 .
Çizelge 1. Kesimlere ve sektör lere göre imalat sa nayii yatırımlarının gerçekleşme oranları (1973 1975).
artışlarının sınırlı kalması ve fiyat ve destekleme politikala rı" olarak sayılıyor (DPT, 1977 Yıllık Program, Resmi Gazete, 11 Aralık 1976, s.9).
Vergilerin gelir ve fiyat ar tışlarını izleyememesinir. nede ni, vergilerin yaklaşık 2/3'ünün dolaylı vergilerden oluşması, dolaysız vergilerin de % 70'e yakın bölümünü işçi ve memurla rın ödemekte oluşu. Buna karşı lık, şirketleşmenin hızla iler lemesine ve şirket kazançları nın hızla artmasına karşın, ku rumlar vergisinin vergi gelir leri içindeki payı artmak bir yana azalma gösteriyor. Üste lik, GSMH içinde % 25'e yakın payı olan tarımın vergilere kat kısı hiç denecek derecede düşük. Başka bir deyişle tarım vergi dışı kalıyor. Buna bir de vergi kaçakçılığı ve teşvik uygulama sı gibi nedenlerle uğranılan vergi kaybı eklendiğinde, ver gilerin neden "gelir ve fiyat artışlarını izleyemediği" anla şılabilir.
Özel kesime ucuz girdi ve diğer dışsal ekonomileri sağlama iş levini üstlenen KiT'lerin sü rekli işletme açıklarıyla kar şılaşmaları ve bu nedenle sü rekli olarak devletin mali des teğine muhtaç olmaları, bunla rın işlevlerinin doğal bir so nucu olarak ortaya çıkıyor. Bu kuruluşların ürettikleri ürün lerin fiyatlarında gerekli dü
zenlemelerin yapılmamasını da bu çerçeve içinde değerlendir mek gerekir. Öte yanda, örneğin, tarımsal destekleme politikala rının esas olarak büyük tarım cıların işine yaradığı DPT'nin kendi çalışmalarında da ortaya konan bir gerçek (DPT, Destek leme Politikası Uygulamasının Çay, Şeker Pancarı, Pamuk, Fın dık Üreticileri Üzerindeki Et kileri, 1976). Bu durumda, ka mu gelirlerinin ve dolayısıyla kamu tasarruflarının yetersiz kalmasını yadırgamamak gerek.
1977 programına göre, 1976'da 24,4 milyar TL olan kamu tasar ruf açığı, 1977'de 39,6 milyar TL'ye yükselecek. 1976'da 50 milyar TL olan KİT finansman açığının ise 1977'de 81 milyar TL'ye yükselmesi bekleniyor. En azından KiT'lerin fiyat po litikasını değiştirmeden, ver gi sisteminde köklü değişiklik ler bir yana, yeni vergiler bi le getirmeden, kamu gelirlerin de % 39'luk artışın sağlanması nın olanaksız olduğu gerçeği, 1977 içinde gerek KiT'lerin fi nansman açığının, gerek kamu tasarruf açığının programda ön görülenden daha yüksek düzeyler de gerçekleşeceğini gösteriyor.
TASARRUF ORANI AZALIYOR
Ancak, tasarruf alanında görü len gelişme yalnız kamu kesimi ne Szgü değil. Çizelge 2'nin incelenmesi, 1973 ve 1976 yıl
Çizelge 2. Tasarruflar (1971 fiyatlarıyla).
1973 1974
GŞMH (milyar TL)
218,3
Toplam y a t ı r ı m l a r
45,6
(milyar TL)
Dış tasarruf (milyar TL) 4,8
İç tasarruf (milyar TL) 50,4
özel (milyar TL)
25,0
Kamu (milyar TL)
25,4
Di s tasarruf /iç tasarruf (%) 9,5
Yurtiçi tasarruf/GSMH (%)
23,1
20,8
Kamu tasarrufu/GSMH (%)
11,6
10,2
özel tasarruf/GSMH
11,5
(Gerçekleşme, %)
234,5 52,3
5,0 47,3 26,7 20,6
8,7
20,2 22,0
8,8 11,6 11,4
'1976 f i y a t l a r ı y l a .
KAYNAK: 1976 ve 1977 Y ı l l ı k Programlar.
251,8 62,0
9,3 52,7 26,9 25,7 17,6
20,9 23,2
10,2 12,6 10,7
19761
649,5 156,6
28,8 127,8 65,1 62,7 22,5
19,7 19,7
9,7 10,8 10,0
19771
703,1 191,0
34,2 156,8
78,1 78,7 21,8
22,3
11,2
larında iç tasarruflar/GSMH ora nının planlanan düzeye ulaştı ğını, diğer yıllarda ise plan hedeflerinin gerisinde kalındı ğını göstermekte. Daha da önem lisi, 1973'de % 23,1 olan bu oranın 1976'da % 1 9,7'ye düş müş olması. 1973 dışında diğer yıllarda kamu tasarrufları/GSMH oranı planlananın altında ka lırken, 1973'de % 11,5 olan özel tasarruf/GSMH oranının sü rekli olarak azalarak 1976'da % 10'a düştüğü görülüyor. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak, dış tasarrufların iç tasarruf lara oranı 1976'da % 22,5'e yükseldi. Bu durum, Türkiye ekonomisinin giderek daha az biriktirdiğini, bu nedenle de yatırımlarının giderek artan bölümünü dış kaynaklarla finan se ettiğini gösteriyor.
Burada Türkiye'nin iki önemli sorununun etkisi açıkça görülü yor. Bilindiği gibi Türkiye imalat sanayiinin en önemli bö lümünü dayanıklı ve dayanıksız tüketim malları üretimi oluştu ruyor, özellikle, özel kesim bu alanlarda yoğunlaşmış durum da. Bu üretim kollarının kârlı lığının sürmesi, ihraç olanak larının sınırlılığı da gözönün de tutulursa, yurtiçi tüketimin sürekli ve hızlı bir biçimde artırılmasını gerektiriyor. Bu nun sonucu özel tasarruf eği liminin azalması, öte yanda, gerek yatırım malları gerek di ğer üretim girdileri açısından dışa bağımlı olan Türkiye sana yii geliştikçe, ithalat dolayı sıyla da dış kaynak gereksinimi de hızla artıyor. Yatırım fi nansmanı için giderek artan öl çüde dış kaynak kullanılmasının ise Türkiye ekonomisinin dışa bağımlılığını artırdığı ortada.
Kamu kesiminde yapısal değişik liklerin yapılamamasının sonucu olarak ortaya çıkan kamu finans man açığını karşılamanın bir yolu var ki, özellikle son yıl larda çok yoğun bir biçimde kul lanılıyor: Merkez Bankası (MB) kaynaklarından yararlanmak. Baş ka bir deyişle, MB'nin kamu ke simine sağladığı kaynaklar sü rekli ve hızlı bir biçimde ar tıyor. Daha önceki yıllarda ol duğu gibi 1976'da da yoğun ola rak kullanılan bu kaynağın, 1977'de de önemini koruduğu ve koruyacağı anlaşılıyor.
Çizelge 3'de, 1975 içinde % 28' lik artış gösteren MB kredileri
BLEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 244
3.1.1975 d)
31.12.1975 (2)
31.12.1976 (3)
Toplam Kamu kesimi Kamu/toplam (X )
65 659 39 592
60,3
110 781 71 520
64,6
KAYNAK: AHKA, GUnlUk Ekonomik Bültenler.
1.4.1977 Artış Oranlan
(4)
2/1 3/2 4/3
JÎL Jîi. J*i
123 433 27,8 68,7 11,4
84 943 37,3 80,6 18,8
68,8
Çizelge 3. Merkez Bankası kredileri (milyar TL).
nin 1976'da Z 69 arttığı görü lüyor. Kamu kesimine açılan kre dilerin artış hızının ise Z 37' den Z 81'e fırlaması, 1976 için de kamu kesiminin MB kaynakla rını ne denli yoğun bir biçimde kullandığını göstermektedir. Yalnızca 1977'nin ilk Uç ayın daki artışın Z 19'a ulaşması, bu kaynağın 1977'de de önemini koruyacağına kanıttır. Kamu ke simine açılan kredilerin en önemli kalemlerini, hazineye kısa vadeli avanslar, Devlet Yatırım Bankası'na, KiT'lere ve Toprak Mahsulleri Ofisi'ni açı lan kredilerin oluşturması, ka munun finansman gereksinmesinin kaynakları konusunda yukarda söylenenleri doğrulamaktadır.
PİYASADAKİ FARA MİKTARI HIZLA ARTIYOR
Doğal olarak, MB kaynaklarının kullanılması doğrudan etkisini emisyon hacmi üzerinde göster miş ve 1975'de X 22,6 artan te davüldeki banknot miktarı 1976' da X 27,2'lik bir artış göster miştir. Emisyon hacmine bağlı olarak, 1975'de X 30,8 olan pa ra arzı artışı, 1976'da X 32,4 olmuştur. 1976'nın ilk üç ayın da emisyon hacminin Z 3,2 art masına karşılık, 1977'nin ilk Uç ayındaki artış oranının. Z 8,5 olması, bu gelişmenin 1977 içinde hızlanarak sürece ğini göstermektedir, önümüzde ki aylarda, TMO'nin ve Tarım Satış Kooperatifleri'ne açıla cak kredilerin ve hazineye kı sa vadeli avansların önemli öl çüde artması bekleniyor. Bu ne denle, emisyonda önemli artış lar olacağı ve 1977'deki artı şın 1976'dakini aşacağı söyle nebilir (Kaldı ki, net kredi hacminin 1976'daki artışı da I 46,1 1975'in Z 41,3 üzerin de gerçekleşmiş ve 1977'nin ilk iki ayında net kredi hacminin artış oranı X 4,9'u bulmuştur. Oysa 1976'nm ilk iki ayındaki artış oranı Z 1,4 idi).
DAHA HIZLI ENFLASYON
Böylesine hızlı bir emisyon, para arzı ve kredi artışının fiyatlar üzerindeki etkisinin enflasyonu körükleyici yönde olacağı açıktır» Varolan en deksler, 1976 içinde toptan eş ya fiyatlarının Z 19,1 25,3, parakende fiyatların ise Z 14,1 21,1 oranlarında arttı ğını gösteriyor. Ancak, bu en dekslerin enflasyon hızını ölç me yönünden güvenilirliklerini hemen hemen tümüyle yitirdik lerini unutmamak gerekir. Başka bir deyişle, bu endeksler, içe rik ve kapsamları nedeniyle, fiyat artışlarının gerçek boyut larını ortaya koymamaktadır, ör neğin, 1976 içinde Z 25 30 do layında zam gören pek çok daya nıklı tüketim malı bu endeksle rin dışında kalıyor. Kimi mal ların Ankara'daki fiyatlarında görülen artışlarla Ankara tüke tici fiyatları endeksinin kar şılaştırılması, bu endekslerin ne ölçüde gerçeği yansıtabildi ğini ortaya koyuyor. Çizelge 4* de yeralan 21 maldan yalnızca dördünün fiyatı 1974 1976 ara sında Z 38'den az bir artış gös termiştir. Geriye kalan 17 malın fiyatlarında görülen artış.oranı ise Z 48 136 arasında değişmiş tir. Endekslerin fiyat artışla rını gerçeğe uygun bir biçimde yansıtmamasının bir diğer nede ni ise özellikle 1976'da Z 50' ye yakın artış gösteren konut kiralarını içermemeleridir. Bu nedenle 1976'daki fiyat artış larının, endekslerin gösterdi ğinden daha büyük olduğu kolay lıkla söylenebilir. Bir seçim yılı olan 1977'de önceki yılla ra oranla daha liberal bir pa ra kredi politikasının izlene ceği gözönünde tutulduğunda, fiyat artışlarının hızlanacağı nı söylemek yanlış olmaz (Kaldı ki, 1977 programında bile kamu tüketim harcamalarının hesap lanmasında Z 10,8'lik, yatırım harcamalarında ise Z 22,8'lik bir fiyat artışı varsayılmış
tır. Bu, kamu harcanabilir ge lirinin hesaplanmasında Z 17' lik fiyat artışı varsayımına yolaçmıştır).
SORUMLU ÎŞÇt ÜCRETLERİ M İ ?
Yüksek düzeydeki fiyat artışla rının yolaçtığı olgulardan bi risi, sermaye çevrelerinin iş çi sınıfına ve onun kuruluşla rına yönelttiği eleştiri ve saldırıların 1976'da yoğunlaş ması ve şiddetlenmesi oldu. Bur juvazinin sözcüleri hep birden, işçi sınıfının ekonomik demokra tik örgütleri olan sendikalara yüklendiler. Bunu yaparken de, yakınmalarını iki ana konuda yoğunlaştırdılar. Bunlardan bi rincisi, Türkiye'deki ücret ar tışlarının çok yüksek olduğu ve fiyat artışlarının, en azın dan verimlilik artışlarının önünde gittiği. Bu nedenle de, Türkiye'deki enflasyonun ücret artışlarından kaynaklandığını ileri sürüyorlar. Bir de, özel likle son yıllarda grevler ne deniyle uğranılan çalışma zama nı kaybının ciddi boyutlara ulaşmasından yakınıyorlar. Tür kiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği'nce hazırlanan "Dördün cü Beş Yıllık Kalkınma Planı Genel Stratejisi Hakkında Tav siye ve Teklifler" adlı rapor da daha da ileri gidilip şu gö rüş ileri sürüldü: "İşçi ücret lerinin normal dışı yükselişi aslında istihdamı daraltmakta, döviz sarfiyatı gerektiren ko nularda ödemeler dengesini boz makta, üretim ve yatırımları yavaşlatmakta, fiyat yükselme
Nallar
Ekak Pirinç Bulgur Patates Nohut Kuru Soğan ~ Toz Seker Sığır Et1 Y umurta (t ane) Zeytin Odun KtMiril (kg)
sut
Kasar Peyniri Beyaz Peynir Y oğurt Kahve (çekilmiş) Cay Koyun Et1 Tavuk ( t e r i z ) Ven1 Rakı Odun (kg) Ankara t ük e t i ci f i y a t endeksi
240 1195 473 219 667 238 540 2463 104 1466 180 467 3529 2017 627 3567 3500 243S 2479 3571
437 1297 627 439 896 561 805 3656 142 2192 290 838 5515 3333 1094 6400 6500 4071 3778 5714
1»76 tndeks (1974:100)
182 109 133 200 134 236 149 148 137 150 161 179 156 165 174 179 186 167 152 160 148
KAYNAK: DİE. Aylık İ s t a t i s t i k Bült e ni , 1976, X I X II, s.62. 85.
çizelge 4. Ankara'da kimi malların fiyatları (birim/krş).
177 KLSKTRÎtC MÜHENDİSLİĞİ 244
mı
lerine ve enflasyona yolaçmak tadır" (Cumhuriyet, 30 Mart 1976). Böylece, Türkiye'nin ne redeyse tüm ekonomik sorunları ücret artışlarına bağlanmış oluyordu.
Sermayenin bu görüş açısı onun bu konudaki öneri ve istekleri ni de belirledi. Herşeyden ön ce, ücretlerin dondurulması, en azından ücret artışlarının sı nırlanması isteklerinin başında geliyor. Bu konuda, hazırladığı bir raporda, Türkiye'deki enf lasyonun önlenmesi için bir an önce alınması gerekli en önemli önlemler arasında ücretlerin ve maaşların dondurulmasını öneren IMF (Uluslararası Para Fonu)'in de desteğini aldılar (Cumhuri yet, 29 Mart 1976). Arkadan, ça lışma hayatını düzenleyen yasa ların işçiler lehine olduğu ve daha dengeli bir çalışma düzeni kurmak için, değiştirilmeleri gerektiği savı ileri sürüldü. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Genel Sekreteri bu konuda şunları söylüyordu: "Çalışma mevzuatımız başlangıç tan beri daima tek yanlı ve iş çi yararına düşüncelerle düzen lenmiştir. Aynı durum, sendi kalar ve toplu sözleşme mevzua tında da görülmekte ve bütün hükümler denge prensibinden uzaklaştırılarak işçi kesimini himaye anlayışına dayandırılmış bulunmaktadır... Buna karşılık, işveren hakları kademe kademe kısıtlanarak sosyal barışın ilk şartı olan işveren işçi dengesi önce mevzuat tarafından bozul muştur" (Cumhuriyet, 20 Mart 1976). Ege Sanayi Odası Başkanı da, "bugünkü uygulama ile toplu pazarlık daima işçi yararına işleyen bir mekanizma olmuştur" diyordu (Politika, 8 Mart 1976). Bu nedenlerle, sermaye çevrele ri, işçilerin yararına ağırlık verdiğini iddia ettikleri bu sistemin kendi lehlerine ve "ülkemizin sosyal ve ekonomik şartlarına uygun bir biçimde değiştirilmesini" istiyorlar. Grev hakkına, kıdem tazminatı na, referanduma, haftada iki gün tatile karşı çıkmaları da buradan kaynaklanıyor.
ÎŞÇÎ HAKLARINI KISMA ÇABALARI
Yanlışlığı ve yanıltıcılığı pek çok kez gösterilmiş (örneğin, "Sermaye Ne İstiyor?" TÎB Aylık Bülteni, Mayıs 1976, n.23) bu görüşlerin ve savların amacı,
işçi sınıfının uzun mücadeleler sonucu elde ettiği hakların kı sıtlanması ve giderek ortadan kaldırılması. Ağustos başında, Hükümetin, yeterince örgütlen memiş olduklarından ve siyasal dengenin işçiler lehine bozul muş olduğundan yakınan sermaye çevrelerinin istekleri doğrul tusunda iki yasa tasarısı ha zırlanmakta olduğu ortaya çık tı. Tasarılardan birisi, "ücret artış taleplerini engellemek, ücret, fiyat ve genellikle ge lir artışlarını düzenlemek" . amacıyla "Ücret, Fiyat ve Ge lirler Kurulu" kurulmasını ön görüyordu, ikinci tasarı ile ise, "genel ve katma bütçeli dairelerle, kamu iktisadi kuru luşlarında çalışan" işçilerle toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkili ve Başbakanlığa bağlı "Merkezi Toplu iş Sözleşme Ku rulu" kurulması amaçlanıyordu (Cumhuriyet, 4 Ağustos 1976). Bu iki tasarının da asıl amacı, gerek.kamu kesiminde gerek özel kesimde işçi ücretlerindeki ar tış isteklerini engellemekti. Bu nedenle de işçi sendikaları nın karşısına tek bir güç ola rak çıkmak öngörülüyordu. Bu girişimlere, işverenlerin grev ve lokavt fonlarını artırmala rını ve bu fonlara yaptıkları katkıların vergi dışı kalması konusundaki yargı kararını, grev yasağının genişletilmesine ve işçi memur ayırımına ilişkin çalışmaları, işverenlerin öde mekle yükümlü oldukları kıdem tazminatlarını devletin sırtı na yükleme amacını güden Kıdem Tazminatı Fonu yasa tasarısını hazırlama gibi gelişmeleri de eklemek gerek. Bütün bunların ortaya çıkardığı gerçek, serma ye çevrelerinin karşı karşıya bulundukları sorunların çözümü için faşizan önlemlerden medet umar hale geldikleridir. Bu so runun bir yanı şöyle açıklana bilir.: Türkiye uzun bir süredir tüketim malı üretimine ağırlık veren bir ithal ikamesi politi kası izledi. Ancak bu tür bir gelişmenin sınırlarına varıldı artık. Sermaye çevrelerinin ve siyasal iktidarın belli kesim lerinin üretim araçları üreti mine geçme zorunluluğundan söz etmelerinin temel nedeni de burada yatıyor. Türkiye sanayii nin AET'ye açılma zorunda olma sı da bu gereksinmeyi güçlendi riyor. Ancak, üretim araçları üretimine geçiş, büyük ölçekli, mali portesi büyük yatırımları
gerektiriyor, işçi ücretlerin deki artışları durdurarak, yada yavaşlatarak sömürü oranını ar tırmak, gerekli fonları sağlama nın bir yolu olarak görülüyor. Ayrıca, dış rekabete açılma da sermaye çevrelerini ücretleri düşük düzeyde tutmaya zorluyor. Kısacası, Türkiye sanayiinin bugün içinde bulunduğu sorun ları çözmenin maliyeti işçi sı nıfına ödetilmeye çalışılıyor.
ARTAN ISSIZLIK
1976'nın önemli özelliklerinden birisi, işsizliğin Türkiye eko nomisinin en önemli sorunların dan birisi olma niteliğini sür dürmesi oldu. iş ve İşçi Bulma Kurumu istatistiklerine göre, iş isteyenlerle açık işler ara sındaki fark giderek büyümekte, işsizlerin sayısının açık işle rin sayısının iki katını geçme si (1974'de 1,4 katı), sorunun boyutlarının giderek büyüdüğü nü gösteriyor. Bu gelişmenin bir nedeni de Batı Avrupa'ya işçi göndermenin hemen hemen tümüyle kesilmiş olması. Özel likle 1973 öncesinde Türkiye' deki işsizlik sorunu konusunda bir emniyet supabı görevi gören bu alanın kapanması, işsizlik sorununu daha da şiddetlendir di. Aynı zamanda, yurtdışına işçi göndermenin olumsuz yanla rını da sergiledi; bunun, Tür kiye'yi dışa bağımlı kılan zin cirin bir diğer halkasını oluş turduğunu ortaya koydu. Batıda ki bunalımın nasıl bu yoldan da Türkiye'ye aktarıldığını gös terdi, işsizliğin boyutlarının büyümesi, kuşkusuz, uzun süre dir enflasyonla işsizliği bir arada yaşayan Türkiye için ye ni bir olgu değil. Ancak Türki ye kapitalizminin bu alandaki başarısızlığını çok iyi bir bi çimde sergiliyor.
SÜREKLİ DIŞ TİCARET AÇIĞI
Türkiye'de artık alışılmış olan olgulardan bir diğeri de dış ticaret açığı. 1976, bu açıdan da önceki yılları aratmadı. Her ne kadar, kimi tarımsal üründe ve özellikle pamukta, stokları tüketmek pahasına gerçekleşti rilen yüksek ihracat nedeniyle, dış ticaret açığı 1975'dekinden 170 milyon dolar daha az olduy sa da, işçi dövizi girişlerinin azalması sonucu, durum 1975'e oranla daha da kötüleşti. Kal dı ki, dış ticaret açığının azalması, büyük ölçüde, ithala
ti kısıtlayıcı, engelleyici ön lemler (örneğin, transferlerin geciktirilmesi, teminat oranla rının yükseltilmesi, vb. gibi) yoluyla gerçekleştirildi. Bu durum, kuşkusuz, yüksek oranda dış girdi kullanan sektörlerde üretimi yavaşlatıcı bir etki yaptı. 1977 yılının ilk iki ayına ilişkin veriler, bundan önceki yıllardaki eğilimlerin şiddetlenerek sürdüğünü ortaya koyuyor, örneğin, 1976'nın ilk iki ayında 219 milyon dolar olan dış ticaret açığının 1977' nin aynı döneminde 608 milyon dolara çıktığı görülüyor, tşçi dövizlerinde geçen yıla göre bir artış görülmekle birlikte, 1977'nin ilk iki ayındaki gi rişlerin 1975'in aynı dönemin den X 25 daha az olduğu da or tada.
Hükümet bu durum karşısında, herşeyden önce ithalatı engel lemeye, yavaşlatmaya çalıştı, örneğin, 8 Nisan 1977 itibariy le, 750 milyon dolarlık itha lat için Türk Lirası karşılık ları yatırıldığı halde döviz transferinin yapılmamış olduğu görülmektedir. İzlenen politi kanın bir diğer aracı ise zaman zaman yapılan "para ayarlamala rı" ile Türk parasının değeri nin düşürülmesi oldu. Örneğin, 1976 yılbaşından günümüze dek Türk parasının değeri bu yoldan X 17 oranında düşürüldü (dolar karşısında). Alman markı karşı sındaki değer kaybı ise % 23'ü buldu. Bu arada, ihracatta ver gi iadesi kapsamının genişle tilmesinin ve iade oranlarının artırılmasının, yada döviz ge lirlerine, kaynaklarına göre farklılaştırılmış kur uygulan ması (işçi dövizlerinde olduğu gibi) türünden önlemlerin, kıs
mi ve gizli devalüasyonlar an lamına geldiğini belirtmek ge rekir. Öyleyse, Türk Lirasının değeri, resmi kurdaki değişme lerin de ötesinde bir düşüş göstermiştir. Avrupa borsala rında Türk Lirasının değerinin resmi kurundan daha düşük olma sı, bu tür uygulamaların 1977' de de süreceğini göstermekte dir.
BURJUVAZİ ÎÇÎN TEK YOL DIŞ BORÇLANMA
Dış ticaret açığını finanse et mek için bir yanda rezervler hızla eritilirken, öte yanda da dış borçlanmaya gidildi. Rezerv 1erdeki azalmanın özellikle 1977 içinde hız kazandığı gö rülmektedir. Nisan 1977 başın daki döviz rezervi, Türkiye'nin bir aylık ithalatını karşıla yabilecek düzeye düşmüştür (557 milyon dolar). Oysa, IMF üç ay lık düzeyi kritik olarak nite lemektedir. Brüt döviz rezerv lerinden kısa vadeli döviz borçlarının çıkarılmasıyla bu lunan net döviz rezervlerinde " ki düşme ise çok daha hızlı ol muş ve son bir yıl içinde net rezervlerde 2,5 milyar dolarlık bir azalma görülmüştür (Nisan 1977 başındaki net döviz re zervi: 3.7 milyar dolar). Bu nun nedenlerinden birisi, son yıllarda izlenen dış borçlanma politikasıyla yakından ilgili. Çünkü, Avrupa piyasalarında do laşan ve "sıcak para" diye ni telenen özel fonlar "Dövize Çevrilebilir Mevduat Hesapla rı" (DÇM) aracılığıyla Türkiye' ye çekilmeye çalışıldı. DÇM he saplarına yatırılan dövizlere bankaların ödediği faiz cari faiz haddinden % 1,75 puan da
Çizelge S. Dış ticaret ve işçi dövizleri (milyon dolar).
Y ıllar 1973 1974 1975 1976
İthalat 2 086,2 3 777,6 4 738.7 5 128,6
Ocak Şubat 1975 1976 1977
714,3 745,4 943,7
ihracat 1 317,1 1 532,2 1 401,1 1 960,2
Açık (1 ) 769,1
2 245,4 3 337,6 3 168,4
236,9 526,6 335,7
477,4 218,8 .608,0
İşçi Dövizi (2) 1 183,3 1 426,3
T 312,3
982,7
217,1 128.2 151,7
(2) (D
414,2 819,1 2 025,3 2 185,7
260,3 90,6
456,3
KAYNAK: ANKA Günlük Ekonomi k Bü l t e n l e r .
ha yüksek. Ancak, uygulamada
bunun daha da arttığı görülü
yor. Bu hesaplarda biriken dö
vizler karşılığında bankalar
sanayicilere kredi açabiliyor.
Türk parasının değerinde yapı
lacak bir değişiklik sonucu
bankaların uğrayacağı zararı
ise MB karşılıyor. 1976 yılın
da yapılan "kur ayarlamaları"
nedeniyle MB'nın uğradığı za
rar 4 milyar TL'yi bulmuştur.
Öte yanda, DÇM hesapları yo
luyla dışardan borç alma Türki
ye'nin giderek artan bir dış
borç yükü altına girmesini zo
runlu kılıyor, önemli bir bölü
mü (% 60) bir yıl ve daha kısa
vadeli olan bu hesaplardaki
dövizlerin çekilmesi MB kaynak
larını zorlayacağından, vadele
rinin uzatılması yada yeni
.
borçlanma kaynakları bulunması
için sürekli çaba harcanıyor.
Kaldı ki, bugünkü ithalatın
finansmanında kullanılan bu
kredilerin, gelecek yılın ihra
cat gelirleri kullanılarak öden
mesi gerek. Bu ise ihracatta
önemli sıçramaları zorunlu kı
lıyor. Eğer bu sıçrama gerçek
leşmezse, dış borçlanmanın hız
la artması zorunlu oluyor.
DÇM hesaplarının bir başka olu suz etkisi daha var. Bu hesap lar aracılığıyla, MB'nın dene timi dışında bir ithalat finans man ve kredi kaynağı yaratılmış oldu. özel kesimin MB kredile rini kullanımının yavaşlaması nın önemli bir nedeni burada yatıyor. Böylece bir yanda ül ke içindeki enflasyon körüklen miş olurken, diğer yanda da plan gereklerine uygun bir pa ra ve kredi politikası uygula . ma olanağı iyice azalmış oluyor, özel bankalarda biriken DÇM dö vizleri bu bankaların speküla tif ithalatı finanse etmeleri ne de olanak sağlıyor. Burada önemli olan bir diğer olgu da, DÇM hesaplarının X 70'inin üç büyük özel bankanın elinde top lanmış olması. Bunun bankacılık alanındaki tekelleşme eğilimle rini güçlendirdiğine kuşku yok. 1977'nin ilk aylarında dış ti caret açığının hızla artması, hükümetin dış borçlanma konu sundaki çabalarını artırmasına yolaçtı. Buna koşut olarak DÇM hesaplarında da oldukça hızlı bir gelişme görüldü ve yılba şında 1,8 milyar dolar düzeyin de olan bu hesaplardaki döviz miktarı 8 Nisan 1977 itibariy le 2,1 milyar dolara yükseldi. Yukarda da belirtildiği gibi,
BLBKTBÎK MÜHENDİSLİĞİ 244
net rezervlerin 1977 içinde hızla azalmasının (650 milyon dolar) altında yatan en önemli neden bu.
SORUNUN KAYNAĞI : SANAYÎÎN YAPISI
Görüldüğü gibi dış ticaret ala nında izlenen politikaların or tak özelliği, geçici önlemlere ağırlık verilmesi. Oysa, bugün kü durumun temelinde Türkiye1 nin dış ticaretinin yapısal özellikleri yatıyor. Herşeyden önce, Türkiye esas olarak tarı ma ve madenciliğe dayalı, ağır lığını üç dört ürünün oluştur duğu (toplam ihracat gelirinin Z 50'ye yakın bölümü fındık, tütün, pamuk ve kuru üzümden sağlanıyor) bir ihracat yapısı na sahip. Sanayi ürünleri ihra catının Z 70'e yakın bölümü ise, gıda, dokuma, orman ürünleri, vb. gibi tarıma dayalı sektör lerin ürünlerinden oluşuyor. Türkiye'nin ihraç ettiği ürün lerin bir özelliği de gelir es nekliklerinin düşük olması. Di ğer ülkelerin bu ürünlere tale bi, gelirlerindeki artışa oran la daha yavaş gelişiyor. Bu ne denle Türkiye'nin bu ürünlerin ihracatında önemli atılımlar, sıçramalar gerçekleştirmesi beklenemez. Tarıma dayalı olma ları da üretimde büyük sıçrama ları, en azından kısa dönemde, olanaksız kılıyor, ihracatı esas olarak Türkiye dışındaki koşullarca belirlenen bu ürün ler kapitalist dünyadaki geliş melere karşı çok duyarlı. Son yıllarda kapitalist dünyada gö rülen bunalımın Türkiye ihraca tı üzerindeki olumsuz etkileri buûu bir kez daha doğruladı. Türkiye, bu dış gelişmeleri et kileme olanağının olmaması bir yana, aksine, bu yoldan bunalı mı ithal ediyor.
Buna karşılık, tüketim malları üretimine yönelik sanayi yapı sı, Türkiye'nin kimi basit tü ketim malları dışında sanayi ürünü ihraç etmesini engelli yor. Dayanıklı tüketim malları ile kimi yatırım malları açı sından da benzer bir durum Var. Bu alanlarda çalışan kuru luşların montajcı niteliği ta şıması ve geniş ölçüde ithal malı girdi gerektirmesi, dışa rıyla rekabeti ve dolayısıyla ihracatı olanaksız kılıyor, öy leyse, ihracatın yavaş gelişme sinin temelinde Türkiye'nin sa nayi yapısının geriliği ve te
melde tüketim malları üretimine dönük olması yatıyor.
İthalatın yapısı da Türkiye'nin sanayi yapısını yansıtıyor. Ya tırım malları ve hammadde itha li, ithalatın % 95'lik bir bö lümünü oluşturuyor. Yatırım malları ithalatının nedeni sa nayiin tüketim malları üretimi ne dönük olması ve dolayısıyla yatırım mallarının yurt içinde üretilmemesi. Sanayiin montaj cı niteliği ve kullandığı gir diler açısından büyük ölçüde dışa bağımlı olması ise hammad de ithalâtının yüksek olması ve hızla artması sonucunu do ğuruyor. Gerek yatırım malı, gerek hammadde açısından dışa bağımlı olan sanayi üretimi arttıkça ithal gerekleri de ar tıyor. Ertuğrul Soysal bunu açık seçik ortaya koyuyor: "dı şa bağımlı olan Türk sanayii tüketiciye mal ürettikçe dışar dan daha çok satın almaya, fa kat ihraç edemeyerek dış tica ret dengesizliğinin artmasına zorlanmaktadır" (Cumhuriyet, 19 Nisan 1976).
Bu yapısal özelliklere bir de dış ticaret hadlerinin sürekli olarak Türkiye'nin aleyhine ge lişmesi eklendiğinde, dış tica ret açığının neden sürekli ola rak arttığı kolayca anlaşılabi lir. Görülüyor ki, Türkiye'nin dış ticaret alanında karşılaş tığı sıkıntıların, güçlüklerin kökeninde, tüketime yönelik, kullandığı makine teçhizat, hammadde ve sermaye yönünden dışa bağımlı, montajcı niteli ği ağır basan sanayi yapısı yatmakta. Dolayısıyla sorun bir dış ticaret değil, sanayileşme sorunu. Dış ticaretteki darbo ğazla ilgili olarak bugüne ka dar alınan önlemler ise sorunu ertelemenin ötesine gitmedi. Ancak, 1977'nin başlarındaki gelişmelerin de gösterdiği gi bi, bu tür geçici yöntemler so runun daha da büyük ölçekte or taya çıkmasını önleyemiyor.
1976 yılındaki ekonomik geliş melerin incelenmesi, bu yılın diğerlerinden farklı olmadığını gösterdi. Bunun böyle olması da doğal. Çünkü, Türkiye ekonomi sinin sorunları yapısal nite likte ve izlenen gelişme, daha da özelde sanayileşme yolunun olağan sonuçları olarak ortaya çıkıyor. Örneğin, yüksek oranda dış girdiye dayalı, sözde itha lat ikamesi politikası, ödeme ler dengesi güçlüklerinin ana
nedenini oluşturuyor. Artık sermaye çevrelerinin bile kabul etmek zorunda kaldığı gibi, se çilen sanayileşme yolu ithalat gereklerinin hızla artmasına yol açıyor. Öte yanda, bu poli tikanın tüketim malları üreti mine yönelik olması, özel ta sarruf eğiliminde görülen geliş melerin arkasındaki nedenlerden birisi. Kamu tasarruf açığının arkasında da benzer yapısal ne denler yatıyor.
YAPISAL SORUNLARA GEÇÎCt ÇÖZÜMLER : BURJUVAZİNİN ÇIKMAZI
Ancak 1976'da iyice belirginle şen bir olgu daha var: yapısal nedenlerden kaynaklanan bu so runların çözümünde köklü, yapı sal değişiklikler yerine, geçi ci önlemlere gidiliyor, yapısal bunalım, ertelenerek geçişti rilmeye çalışılıyor. Oysa, has talığın belirtilerini ortadan kaldırarak hastalıkla savasıla mayacağı da ortada. Türkiye ekonomisinin her yıl aynı so runlarla, fakat giderek artan boyutlarda, karşılaşması bunun en iyi kanıtı. Bunalımı ertele meye yönelik geçici önlemlere en iyi örnek ise, ödemeler den gesi sorunlarının çözülmesinde DÇM hesaplarının kullanılması. Oysa, eldeki veriler, bu hesap ların, ödemeler dengesinin ge leceğini tehlikeye düşürdüğünü, bugünkü bunalımı ertelerken ya rınki bunalımın boyutlarını ar tırdığını ortaya koyuyor. Geçi ci önlemlere diğer bir örnek, kamu kesiminin finansman zor luklarının, giderek artan bir ölçüde MB kaynaklarının kulla nılması ile aşılmaya çalışılma sı. Sorunlar ortadayken ve bunların kaynağında Türkiye eko nomisinin, özelde de sanayiin yapısının yattığı artık sermaye çevreleri tarafından bile yad sınamazken, neden geçici önlem lerle "durumun idaresi"ne çalı şıldığı ve köklü önlemlere gi dilemediği üzerinde durmak ge rekir. Çünkü Türkiye kapitaliz minin ve dolayısıyla burjuvazi sinin çıkmazı burada yatıyor.
ANA SORUN : SINIFSAL GÜÇLER DENGESİ
Sözü e d i l e n bu durumun temel nedeni, Türkiye'deki sınıfsal güçler dengesi ve bunun ortaya çıkardığı siyasal sınırlamalar. Burada sözkonusu olan, bir yan da burjuvazi i l e emekçi s ı n ı f
ve tabakaların karşılıklı ko numları ve güçleri, öte yanda burjuvazinin kendi içindeki gruplar arasındaki güç ilişki leri ve, kuşkusuz, devletin sı nıfsal niteliği. Bunu, finans man sorunu ile ilgili olarak şöyle açıklama olanağı var:
(a) Bilindiği gibi, kamu kesi mi sürekli açık veriyor. Bunun bir sonucu olarak devlet gide rek artan ölçüde iç borçlanma ya gidiyor. Eğer bu yel başarı lı olmazsa, MB kaynaklarına başvuruluyor. Yani, ülkedeki para arzının artırılmasına gi diliyor. Bunun en önemli sonu cu ise enflasyon.
Bu durumu düzeltmek için, her şeyden önce, vergi sisteminin değiştirilmesi gerekli. Örne ğin, vergi dışı kalan tarımın vergilendirilmesiyle devlet çok önemli bir gelir kaynağına ka vuşabilir. Bir başka önlem, KiT'lerin işletme açıklarının giderilmesi. Ancak, burjuvazi nin içindeki güç dengesi, tarı mın vergilendirilmesini gündem dışı bırakıyor, öte yanda, KİT' lerin işletme açıklarını gider mek amacıyla fiyat politikala rını yeniden düzenleme de, "özel kesime ucuz girdi sağla ma" işlevleriyle çatıştığı için uygulamaya konmuyor. Çünkü, özel kesim KiT'lerin sağladığı bu tür bir dışsal ekonomiyi zo runlu görüyor. Ayrıca, teşvik uygulaması nedeniyle kamı ke siminin uğradığı kaybın azal tılması da sözkonusu değil. Çünkü burjuvazi, teşvik uygula masının daraltılması yada kal dırılması bir yana, bugünkü uy gulamayı yeterli bulmayarak ge ^ nişletilmesini savunuyor. Aynı nedenlerle, yüksek gelir grup larının ve şirketlerin vergi oranlarının artırılması da söz konusu olmuyor.
Vergi sisteminin değiştirilme mesi ve kamu gelirlerini artı racak diğer önlemlere başvurul mamasının sonucu olarak, devlet MB kaynaklarını kullanmaya yö neliyor. Bunun sonucu ise enf lasyonu körüklemekten öteye geçmiyor. Bir başka çözüm ise, memur maaşlarının fiyatlara oranla çok daha yavaş artması nı sağlayarak, kamu harcamala rını kısıtlamada aranıyor. Önem li olan, hangi yol kullanılırsa kullanılsın, burjuvazinin so runlarının yükünü emekçi sınıf ve tabakalara yüklediği.
(b) Özel kesimin finansman so runu da benzer bir durumu ser giliyor. Bir kez, kamu fonları nı özel kesime aktarma olanak ları artık iyice sınırlı. Çün kü kamunun kendisi sıkıntı için de. Fiyat politikası (iç tica ret hadleri) aracılığıyla ta rımdan sanayiye fon aktarımı özel kesim için bir diğer önem li kaynak. Ancak, sanayi burju vazisinin, en azından günümüz de, tarım burjuvazisinin deste ğine gerek duyması, bu yoldan yapılabilecek aktarımları sı nırlıyor. Kredi olanaklarının artırılması ise enflasyonu kö rükleyici etki yapıyor. Kredi olanaklarının farklı gruplar (örneğin, ticaret, sanayi, in şaat) arasında yeniden dağıtıl ması, burjuvazinin içindeki güç ilişkileri gözönünde tutuldu ğunda, kısa dönemde sanayiye önemli ölçüde ek fon sağlaya cak bir yol olarak gözükmüyor. Bankaların farklı sermaye grup ları arasında paylaşılması (Koç grubu: Garanti Bankası, Sabancı grubu: Akbank, İnşaatçılar: Ya pı ve Kredi Bankası, vb.) konu sunda 1976'da görülen hareket liliğin altında yatan da bu ko nudaki uzun dönemli hesaplar oluyor. DÇM hesaplarında biri . ken fonlar, bu açıdan ele alın dığında, özel kesime kimi ko laylıklar ve olanaklar sağlı yorsa da, sanayicilerin yüksek faizlerden yakınmalarını önle yecek ölçüye ulaşmıyor. Böyle ce, kendi içindeki ittifaklar nedeniyle kimi çözümler gündem dışı kalınca, burjuvazi çözümü başka yerlerde arıyor ve örne ğin, işçi ücretlerini kısmaya, ' sınırlamaya çalışıyor. Ancak, işçi sınıfının ve yandaşlarının kararlı ve bilinçli mücadelesi bu tür girişimleri, en azından şimdilik sonuçsuz bıraktı. Böy lece, Türkiye sanayiinin geri liğinden kaynaklanan sorunların çözümünün yükünü emekçilere yük lemeye çalışan burjuvazinin bu alandaki çabaları boşa çıkarıl mış oldu. Burjuvazinin yeni ör gütlenme çabaları (Hür Teşebbüs Konseyi), bu konudaki girişim lerini yinelemek için saflarını sıklaştırmakla meşgul olduğunu gösteriyor. Üstelik bu kez, ger çekte can düşmanı olduğu esnaf ve sanatkârı da yanına çekmeyi amaçlıyor.
Burjuvazinin içindeki görüş ay rılıklarının önemli bir rol oy nadığı bir başka alan da AET Türkiye ilişkileri. Türkiye sa
nayiinin geleceğini tehlikeye düşüren Katma Protokol'un uygu laması ilerledikçe, burjuvazi içindeki görüş ayrılıkları su yüzüne çıkıp, belirginleşti. Bu ayrılıklar nedeniyledir ki si yasal iktidar bir türlü AET ile ilgili görüşünü saptayamadı ve bu konudaki görüşmelerin sürek li olarak ertelenmesi yoluna gidildi.
ÇÖZÜMÜ SİYASAL MÜCADELE BELİRLEYECEK
Görülüyor ki, burjuvazi ile emekçi sınıf ve tabakaların gö reli güçleri ve burjuvazinin içindeki ittifaklar yapısı, Türkiye sanayiinin yapısından kaynaklanan sorunlara köklü çö zümler getirilmesini engelli yor. Bunalımı erteleyerek ge çiştirme yöntemleri ise bir yan da sorunların yoğunluğunu gide rek artırırken, öte yanda da enflasyonu körükleyici ve dışa . bağımlılığı artırıcı bir etki yapıyor. Olaya böyle bakıldı ğında, Türkiye'nin özellikle son yıllarda karşılaştığı güç lüklerin çözümünün siyasal mü cadele alanında belirleneceği açıklık kazanıyor. Bu alanda ortaya çıkacak yeni durumlar, yeni güç ilişkileri ve ittifak lar, karşılaşılan sorunlara köklü çözümleri olanaklı kıla bilecek. Bu ise işçi sınıfının ve yandaşlarının politikaya tüm ağırlıkları ile katılmalarını zorunlu kılıyor.
Salt ekonomik açıdan bakıldığın da, 1977 için pek fazla iyimser olamamak gerek. Çünkü Sfîçim yı lı, seçim ekonomisi demek. Bu ise, sonuçları ne olursa olsun, oy getirici önlemlerin alınması anlamına geliyor. Yeni hüküme tin kurulup çalışmaya başlama sı ise sonbaharı bulacak. Bu koşullar altında, 1977'de, kar şılaşılan sorunların çözümünde önemli adımların atılmasını bek lemek zor. Kaldı ki, bu konuda nelerin yapılabileceğini, yeni iktidarın niteliği belirleyecek. "Halktan yana" bir iktidar oluş turulabildiği takdirde neler olabileceği konusunda da, eğer CHP Programı bir ölçüt olabilir se, iyimser olmak için zaman er ken. Çünkü Programda yeralan soyut ilke ve önerilerin nasıl somutlaştırılacağı henüz bilin miyor. Sözün kısası, 1977, Tür kiye halkı için bundan önceki lerden pek farklı olmayacağa benziyor.
Dil