Elektrik Mühendisliği · Sayı 267 268 · Mart Nisan 1979
OLAYLAR - YORUMLAR
Nükleer enerji Haber ve etkinlik
- Yıl
- 1979
- Sayfa
- 17
- Okuma süresi
- 45 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
Anahtar kelimeler
- Akkuyu
- nükleer santral
- TMMOB
- EMO açıklaması
- TEK
- enerji bağımlılığı
Özet
EMO Başkanı'nın Akkuyu nükleer santrali ile ilgili basın açıklamasının yanı sıra, odanın komisyon çalışmaları, TEK ve TESTAŞ ziyaretleri, temsilcilik toplantıları, seminer ve konferans etkinlikleri gibi çeşitli haberleri derleyen bir bölüm.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Oda Başkanımız Bülent Oamai? tkkııvıi Nükleer Enerji santralı ile ilgili olarak 7.5.1979 günü kamnoynna aşağıdaki açıklamayı yaptı
"Türkiye'nin ilk nükleer enerji sant ralının kurulmasını kesinleştirecek görüşmelerin 21 Mayıs 1979 günü başlayacağı haberlerinin basında yer alması üzerine, konuyu bugüne dek emekçi halk yararlarını gözeten bir gözle irdeleyen TMMOB Elek trik Mühendisleri Odası Türkiye çı karlarına uygun önerilerini bir kez daha yinelemekte yarar görmekte dir.
Bugün için elektrik enerjisi üreti minde kullanılabilecek su kaynakla rının % 8,5'nu ve linyit kaynakları nın ancak % 6'sını değerlendirebilen Türkiye'de nükleer enerji santralları nın kurulmasına başlanması enerji sektöründe dışa bağımlılığı pekişti recek ve emekçi halkın sırtındaki yükleri artıracak bir girişimdir.
işletme teknolojisi ve kullanacağı yakıt (zenginleştirilmiş uranyum) yönünden dışa bağımlı olan ve tesisi için en az 800 milyon dolar (22 milyar TL) döviz gerektiren bu ya tırımın öteki doğal kaynaklarımızın geliştirilmesi için gerekli olan kredi olanaklarını azaltacağı ortadadır. Bu nedenle doğal kaynaklarımızın elektrik enerjisi üretimi için kulla nılması ertelenecektir. Bugün su ve linyit kaynaklarımızın değerlendiril mesi için kredi vermeyen emperya
list kapitalist ülkelerin nükleer sant ral yapımı için kredi verme yansı içinde olmaları enerji sektöründe dı şa bağımlılığı artırma isteklerinin somut bir göstergesidir. 1960'larda fuel oil santrallarının, 1970'lerde gaz türbinlerinin yapımı sırasında emperyalist ülkeler tarafından oyna nan oyunlar bugün nükleer enerji santralları alanında yinelenmekte dir. Hükümet bu tuzağa düşmeme lidir.
1986 yılında işletmeye alınması planlanan Akkuyu nükleer enerji santralının aynı yıl Türkiye elektrik enerjisi üretimine katkısı % 3 ola caktır. Yine 1986'da planlanan tüm yatırımlar eğer zamanında gerçekle şir ise su potansiyelimizin % 2 5 1 , linyit potansiyelimizin ise % 57'si kullanılmış olacaktır. % 3 gibi kü çük bir katkının elektrik enerjisi bu nalımına çözüm getirmeyeceği açık tır. Ayrıca tüketim sanayinde so rumsuzca kullanılan elektrik enerji sinin denetlenmesi ile eşdeğer ener ji halk yararına kolayca sağlanabilir.
Bu nedenle su ve linyit potansiyeli nizin büyük bir bölümünün kullanıl nadan bekletiliyor olacağı 1986' larda nükleer enerji santralının Tür kiye elektriklendirme planında şim
diden yer almaması gerektiği açık tır.
Ayrıca var olan 160 milyar kwh/yıl su ve linyit potansiyelimizin 150 milyar kwh'lık 1995 yılı e l e k . r i enerjisi gereksinmesinden bile fazla olduğu göz önüne alınırsa nükleer enerji santralı seçeneğinin zaman •;:z!iğı dahada çarpıcı bir biçimde ortaya çıkar.
Enerji sorununun çözümü doğrultu sunda getirilecek politika ve prog ramlarına temelinin kendi kaynakla rımıza ve gücümüze dayanmak ol ması ... • r>'hn hareket eden Oda mız Akkuyu nükleer enerji santralı projesinin, mühendislik hizmetleri nin, teknolojik altyapı ve girdileri nin, azami ölçüde yurt içinden kar şılanmasını öngören bir program çerçevesinde 1996'lerde devreye gi recek şekilde ertelenmesi gerektiği ne inanmaktadır. Akkuyu nükleer enerji santralının zamanlaması ülke çıkarlarını gözeten, emperyalizm ve yerli egemen güçlerin değil emekçi halkın gereksinimlerinin karşılan masını hedefleyen bir enerji plan lamasına bağlı olarak kesinleştiril melidir."
Merkez Komisyonları kuruldu
Merkez Yönetim Kurulumuz geçen yıllarda olan komisyonların bazıları nı devam ettirirken, yeni komisyon lar da oluşturarak, yeni dönem ça lışmalarını başlattı. Enerji Komis yonu, Elektroteknik Ekipman Ko misyonu, Elektronik ve Haberleşme Komisyonu, El Kitabı Komisyonu, Topraklama Komisyonu, Döküman tasyon Araştırma inceleme Komis yonu, iş Sağlığı iş Güvenliği Ko misyonu, TSE Komisyonu, Teknik Kongre Komisyonu, bu dönemde yeni üyelerin de katılımıyla çalış malarını sürdürecekler.
AKKÖPRÜİŞYERİNDE
rıcalığı körüklediği belirtilen büyük
ÜYE TOPLANTISI YAPILDI proje zamlarının tüm çalışanlara ve
rilmesi yönünde Genel Müdürlükçe
Nisan ayında Türkiye Elektrik Ku etkili girişimlerin yapılmaması, ya
rumu Akköprü işyerinde 30 üyemi salarda açıkça belirlenen giyecek,
zin katıldığı ve Ankara Şubesinin yakacak gibi yardımların çeşitli Da
düzenlediği bir işyeri toplantısı ya ire Başkanlıkları arasında belirgin
pıldı. Oda ve Şube çalışmalarının ayırımlar gözetilerek uygulanması,
aktarıldığı toplantıda söz alan üye yemeklerin nitelik ve besin değeri
lerimiz TEK yönetiminin, çalışanla nin çok düşük düzeyde olması, so
rın çeşitli ekonomik ve özlük sorun runlar ve TEK yöneticilerinin bu so
ları karşısında kayıtsız kalan tutu runlar karşısındaki kayıtsızlığı yo
munu eleştirdiler. Çalışanların yan ğun eleştirilere neden oldu. Bu ara
ödemeler, ikramiye, terfi, fazla me da TEK'de son günlerde rastlanan
sai, vb. haklarının zamanında tahak ve çalışanların yasal demokratik ör
kuk ettirilmemesi, mevcut yasalara gütlerinin etkinliklerini bastırmaya
göre kazanılmış olan hakların bile yönelik girişimler kınandı. Toplan
TEK'de uygulamaya konulmaması tıda ayrıca Bayındırlık Bakanlığınca
yoğun eleştirilere neden oldu. Daha hazırlanan "Teknik eleman tazmi
sonra Akköprü'de yaşanılan özgül nat yasası taslağı" konusunda bilgi
sorunlar ve çözüm önerileri tartışıl verildi.
dı. Akköprü'de çalışan üyelerimizin
çeşitli sorunlarının çözüme ilişkin
istemleri Ankara Şubesi Başkanı
Haluk Tosun ve yazman üyesi Do TESTAŞ'LA GÖRÜŞÜLDÜ ğan Anakök'ün TEK Genel Müdürü
Sayın Gültekin Türkoğlu ile yaptığı 24.5.1979 günü Ankara Şubesi
görüşmede dile getirildi.
Başkanı Haluk Tosun ve Şube
Elektronik Sanayi komisyonu baş
kanı Budak Dilli TESTAŞ Genel
Müdürü Sayın Yıldırım Alptürk'ü
TEKTE ÇALIŞAN ÜYELERİMİZ TOPLANDI
ziyaret ettiler. Yapılan görüşmede TESTAŞ'ın sorunları, genel olarak Türkiye'de elektronik sanayinin so
13.4.1979 günü Odamız lokalinde runları konusunda Sayın Alptürk
Türkiye Elektrik Kurumunda çalı arkadaşlarımıza bilgi verdi. Odamı
şan üyelerimizin katıldığı bir sohbet zın elektronik sanayi alanında yap
toplantısı düzenlendi. Toplantıyı mayı planladığı çalışmalar konu
Ankara Şubesi Başkanı Haluk To sunda TESTAŞ'ın katkılarının sağ
sun yönetti. Oda ve Şube çalışma lanması yönünde Odamız temsilci
ları konusunda bilgi verilmesinden leri önerilerde bulundu.
sonra TEK'in örgütlenme şeması,
yeni örgütlenme modelleri, TEK'in
en küçük birimlerine kadar uzanan
yapısal darboğazları ve tüm bunlarla ilintili olarak gelişen personel politi kası ve çalışanların sorunlarının ele alındığı bir çalışma konusunda top
ANKARA ŞUBESİ, TEKNİK EĞİTİM SEMİNERLERİ DÜZENLEYECEK
lantıya katılan üyelerimizin görüş ve Ankara Şubemiz geçen dönemlerde önerileri alındı. Daha sonra söz alan sürdürdüğü sürekli mesleki eğitim
üyelerimiz TEK'te çalışanların çe seminerleri programını bu yıl çeşitli şitli sorunlarına ilişkin görüşlerini teknik zorluklar nedeniyle Eylül
bildirdiler. Yan ödemelerin gecikti ayında başlatacak. Seminer prog
rilerek ödenmesi, 1978 yılında işe ramında şu konular yer alıyor.
girenlerin ikramiyelerinin bir türlü
ödenmemesi, çalışanlar arasında ay 1. Elektrik sistemlerinde kullanılan
YG teçhizatının saha izolasyon testleri (Ali TÜRKCAN, İsmail KORKMAZ), 2. Elektriksel izolasyon malzemele rinin tanıtımı, çeşitli tipleri ve uygulamaları (Ali TÜRKCAN, Cenap FİŞEK), 3. Güç Elektroniği (Cemil ARI KAN, Aydın ERSAK, Atilla ELMASLI), 4. YG Tesislerinde Topraklama, (Erdoğan GÜNER, Ali TÜRK CAN), 5. Bilgisayarlar ve uygulama alan ları (Güney GÖNENÇ, Yüksel TARH AN), 6. Enerji iletimi hatları üzerinden haberleşme (İsmet ERKMEN), 7. Elektronik enstrüman sistemleri.
TEMSİLCİLİKLER BÖLGE TOPLANTISI YAPILDI
14.4.1979 günü Adana'da Ankara Şubesi Yönetim Kurulu adına Ah met Albayrak'ın katıldığı ve yönet tiği ilk Temsilcilikler bölge toplan tısı düzenlendi. Toplantıya Mersin, Kahramanmaraş, Adana temsilcile rimiz katıldı. Oda çalışmaları konu sunda bilgilenmeden sonra OMDU vize sorunu vd. temsilcilik sorunları konusunda görüşler belirtildi. Top lantının ağırlık noktası temsilcilerin ortaklaşa paylaştıkları Bölgesel temsilcilik kurallarının bir an önce oluşturulması önerişiydi.
sorunu, vergi yasası, vb. teknik ele man sorunları konusunda TMMOB görüşleri aktarıldı. Üyelerimizin oda çalışmalarına ilişkin görüş ve öneri leri alındı. Üyelerimizin özellikle Oda dergisinin adreslerine ulaşma ması ve aidat borçları konusunda eleştirileri oldu.
içinden çıkılmaz sorunlar yarat maktadır. Bunlardan birisi de İstan bul'un ulaşım sorunudur, özellikle 1950'lerde başlayan kentleşme, ya pısı nedeni ile sağlıksız gelişmiş ve bu günlere gelinmiştir. Meseleye daima trafik açısından bakılarak ulaşım sorunu çözümlenmeye çalı şılmıştır.
TÜRKİYE ULAŞIM POLİTİKASI AÇISINDAN İSTANBUL'UN ULAŞIM SORUNU
Paneldeki konuşmacılar ulaşım ala nındaki oyunları, çıkarcı ve faydacı yaklaşımları sergilemişler, toplu ta şımadan yana öneriler getirmişler dir.
Elektrik, İnşaat ve Kimya Mühen disleri Odaları ile Mimarlar Odası İstanbul Şubelerince düzenlenen, Türkiye Ulaşım Politikası Açısından İstanbul'un Ulaşım Sorunu konulu panel 14 Nisan 1979 günü yapıldı. Konuşmacı olarak: Aytekin Kotil (İstanbul Belediye Başkanı), Doç. Dr. Ahmet Keskin (İTÜ Mimarlık Fakültesi), Atilla Alpöge (Ulaşım uzmanı), Uğur Dinçer (inşaat Mü hendisleri Odası istanbul Şubesi Başkanı), Rıza Akçan (Elektrik Mühendisleri Odası istanbul Şu besi), Şaban Ormanlar (Mimarlar Odası) ve Mürşit Pekin (Kimya Mü hendisleri Odası) katıldıkları paneli Mete Akalın yönetti.
İstanbul Şubemiz adına panele Rıza Akçan "istanbul'un Kitle Ulaşım Sorunları Açısından Sirkeci Halkalı Banliyösü" konulu bildirisi ile katıl mıştır. Bildiri özetle şöyledir:
"Banliyö taşımacılığı diğer ulaşım araçlarına göre en ekonomik olanı dır. Türkiye'de taşınabilen toplam banliyö yolcusunun % 50'si Sirkeci Halkalı banliyösünde gerçekleşmek tedir. Tokyo Metropolitan bölgesin de toplam yolcunun % 52'si banliyö ile taşınırken, İstanbul'da bu pay % 8'dir. Banliyö taşımacılığında kit le ulaşımı yönünde bir tercihin ya pılmadığı açık bir biçimde görül mektedir.
Emperyalizme bağımlı, çarpık bir toplumsal yapının hüküm sürdüğü ülkemizde bu yapı hayatın her ala mnHa vansımakta ve her alanda
Elektrik Mühendisleri Odası İstan bul Şubesi olarak görüşümüz; kitle ulaşım ilkelerine bağlı olarak TCDD'nın banliyö işletmeciliğinde kısa ve uzun vadeli çözüm önerileri
SEYDİŞEHİR'DE SORUNLAR TARTIŞILDI
31.3.1979 günü Odamız Ankara Şubesi adına yazman üye Doğan Anakök ve yönetim kurulu üyesi Nesip Aral TMMOB'a bağlı bazı odaların düzenlediği Seydişehir Alü minyum Tesislerinde çalışan mü hendislerin çeşitli özlük sorunlarına ilişkin olarak yapılan toplantıya ka tıldılar. Toplantıda sendikalaşma, yan ödemeler, fazla mesai, vardiya
nin araştırılıp, tartışılarak derhal uygulamaya sokulmasıdır.
İZMİR ŞUBESİNDE KONFERANS DÜZENLENDİ
EMO İzmir Şubesi lokalinde 13.4. 1979 tarihinde "TÜRBO ALTER NATÖR İMALATINDA MEY DA NA GELEN SON TEKNOLOJİ K GELİ ŞMELER" konulu bir konfe rans yapılmıştır.
Konferans, üyemiz Ege Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Müh. Necmet tin özdeni tarafından verilmiştir.
Üyelerimizin ilgiyle izlediği konfe ransta 2 0 0 0 yılına kadar olan dö nemde türbin ve jeneratör imalatın da olabilecek gelişmeler bu geliş melerin gerçekleştirilmesinde karşı laşılacak problemler ve bunların çö zümleri konularında bilgi verilmiş tir. Üyelerimiz konferansı izledik ten sonra bu tip çalışmalardan duy dukları memnuniyeti ve yenilerini beklediklerini dile getirmişlerdir.
ŞUBELERİMİZİN YAPTIĞI GELENEKSEL GECELER İLGİ GÖRDÜ
Ankara, İstanbul ve izmir Şubele rince geleneksel olarak düzenlenen geceler bu yıl da büyük ilgi gördü. 19 Ocak 1979'da İstanbul'da yapı lan geceye 700, 6 Nisan 1979'da İzmir'de yapılan geceye 3 0 0 , 11 Mayıs 1979'da Ankara'da yapılan geceye 3 0 0 dolayında üye ve konuk katıldılar.
İstanbul'da düzenlenen gecede mes lek yaşamında 25. yılını doldurmuş Bülent Cedetaş, Fal ıh Kaya Önder, Baki idemen, A. Giütekin Y ıldız, Kamuran Karaman, Nusret Alperöz, İsmail Akyüz, Hüseyin Onat, 4 0 . yı lını dolduran Fethi Anman, Halit Artunar'a EMO tarafından hazırla nan plaketler ve firmalarca çeşitli hediyeler verildi.
TMMOB 1 Mayıs'm kutlanmasıyla ilgili basın açıklaması yaptı
Y üzyıla yakın bir süredir bütün ülke lerin işçi sınıflarının ve emekçi yı ğınların egemen güçlere karşı müca delesini simgeleyen ve Türkiye'de uzun mücadeleler sonucu kazanılan 1 Mayıs'ı birlik, dayanışma, ezilen lerin ezenlere karşı mücadele günü olarak kutlama hakkının kısıtlanma sına tüm aydın ve demokratların karşı çıkmasının güncel bir görev ol duğu vurgulanan açıklamada şöyle denilmektedir:
"1 Mayıs, tüm dünyada yüzyıla ya kın bir süredir bütün ülkelerin işçi sınıflarının, emekçi kitlelerinin ege men güçlere karşı yürüttükleri mü cadeleyi simgeleyen ve aralarındaki bağı, dayanışmayı pekiştiren gün dür. 1 Mayısları bu anlamıyla kutla ma hakkını Türkiye'de işçi sınıfı kendi devrimci mücadelesinin geliş
me sürecinde elde etmiştir. Bu hak kı engellemeye yönelik her türlü baskıya karşı mücadele etmek işçi sınıfının olduğu gibi onların yan daşları olan farklı emekçi kesim lerin, öte yandan aydınların, de mokratların da güncel görevidir. Bu göreve daha güçlü olarak sarıl mak, bir yanda faşist saldırıların, anti demokratik baskıların gittikçe yoğunlaştığı diğer yanda tüm emekçilerin giderek daha da hızlı yoksullaştığı 1979 Mayıs'ında özel bir önem kazanmaktadır.
Y ıllardır mühendis mimar kitlesinin ekonomik demokratik mücadelesini işçi sınıfı mücadelesiyle kaynaştır ma çabasında olan TMMOB 1 Ma yıs'ın kutlanması hakkının vazgeçil mez olduğu görüşündedir. 1 Mayıs' ların kutlanmasının günün koşulları
öne sürülerek yasaklanması, DİSK' in, bağlı sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin aranması ve arala rında DİSK başkanının da bulundu ğu yüzlerce kişinin gözaltına alın ması olayı gerici faşist güçlerin işine yaramaktadır. Sıkıyönetimin kapsa mına doğu illerinin alınması ve ge rekçesinin genişletilmesi bu olayla birlikte değerlendirildiğinde hakim sınıfların amaçlarını açığa çıkar maktadır.
TMMOB 7.5.1979 günü basına yaptığı açıklamada tüm 1 Mayıs tutuklularının serbest bırakılmasını ve 1 Mayıs' in işçi bayramı olarak yasallaşmasını istedi
Bütün bu çabalar elbette şimdiki ik tidar sahiplerine şeref kazandırma yacaktır. Halkımız demokrasi nu tukları ile iktidara gelenlerin gerçek yüzünü böyle olaylarla daha iyi an lamaktadır.
TMMOB bütün üyelerine ve kamu oyuna DİSK yöneticileri ile omuz omuza oluğunu duyurmayı görev bilmektedir. DİSK yöneticileri yal nız değildir.
1 Mayıs'lar Türkiye işçi sınıfının ve tüm demokrat güçlerin kararlı mü cadelesi ile kutlanmaya başlamıştır ve 1979 yılının 1 Mayıs'ı da en ağır baskılara rağmen ülkenin her köşe sinde en yaygın bir biçimde kutla nacaktır."
İşçi ve emekçilerin uluslararası da yanışma ve birliktelik günü olan 1 Mayıs, 1979'da, tüm dünyada oldu ğu gibi Türkiye'de de kutlandı. 1 Mayıs'ı önlemeye yönelik tüm baskılara karşı, Türkiye'nin dört bir yanında en geniş emekçi yığınları nın katılımı ile kutlama törenleri düzenlenmiştir. Bu toplantılar hal kımızın emperyalizme, faşizme, şo venizme karşı kararlı direnişinin bi rer simgesi olmuştur.
1 Mayıs 1979 öncesi ve sonrasında içlerinde DİSK ve siyasi parti yöne ticilerinin de bulunduğu yüzlerce kişi tutuklanmıştır. Tutuklananlar arasında TMMOB üyeleri ve Birliği mize bağlı Makina Mühendisleri Odasının yöneticileri de bulunmak
tadır. 1 Mayıs sonrasında da baskı lar sürmüş, Birliğimize bağlı İnşaat Mühendisleri Odasının Ankara Şu besi, yöneticilerinin bulunmadığı bir anda kapısı kırılarak aranmış tır. Gündeme getirilen baskı uygu lamaları, önümüzdeki günlerde, bu tür baskıların yoğunlaşacağı izleni mini vermektedir.
TMMOB, tüm 1 Mayıs tutukluları nın serbest bırakılmasını, 1 Mayıs'ın işçi Bayramı olarak yasalaşmasını istemektedir. Türkiye Mühendis ve Mimarları ve onların örgütü TMMOB, demokratik hak ve özgür lüklerin korunması ve geliştirilmesi için üzerine düşen görevleri yerine getirmeye devam edecektir.
TMMOB Mersin, İstanbul ve İzmir'de nükleer enerji panelleri düzenledi
MERSİN
TMMOB'nin nükleer enerji santral lannın zamanlama ve gündeme geti riliş biçiminin yanlışlığını ve ülke çıkarlarına aykırılığını kamuoyuna açıklamak üzere başlattığı kampan yanın bir parçası olan seri paneller den ilki Odamız yöneticiliğinde 21 Nisan 1979 günü Mersin Belediyesi nikah salonunda yapıldı.
Fizik Mühendisleri Odası Başkanı Mustafa GUlenç'in yönetiminde ya pılan panele;
Sait Kozacıoğlu (Mimarlar Odası) Y üksel Birdal (Elektrik Mühendisle ri Odası) önder öner (TEK) Suphi Şahin (TEK) İsmet Dağlı (Turizm ve Tanıtma
Bakanlığı)
konuşmacı olarak katıldılar.
Çok sayıda izleyicinin dikkatle izle diği panelde konuşmacılar genellik le elektrik enerjisi üretiminde dışa bağımlılıktan kaçınılmasını, enerji bunalımının çözümünde emperya
list kapitalist sistemin önerilerinin değil kendi çıkarlarımıza uygun çö zümlerin aranması gerektiğini belirt tiler. Akkuyu Nükleer Enerji Sant ralının, yer seçimi yönünden de ha talı olduğunun savunulduğu panelin sonucunda izleyiciler bu tür panelle rin Mersin'in tüm ilçelerinde yapıl masının çok yararlı olacağını belirt tiler.
ANKARA
TMMOB'nin düzenlediği Nükleer
Enerji Panellerinin ikincisi 24 Nisan 1979 günü Ankara'da DSİ toplantı salonunda yapıldı. TMMOB Başka nı Teoman öztürk'ün yönettiği pa nele konuşmacı olarak TEK Nükle er Enerji Eğitim ve Planlama Dairesi Başkanlığından Sn. Dr. Ahmet Kü tükçüoğlu, ODTÜ öğretim üyelerin den Sn. Dr. Kemal İnan, EMO adı na Sn. Mustafa Geçek, TMMOB adı na, Sn. Bülent Damar, Turizm ve Tanıtma Bakanlığından öcal Ata man, Tİ B adına da Sn. Aybars Çağ layan katıldılar.
Panel, TMMOB Enerji Komisyonu nun hazırladığı Nükleer Enerji Ra porunun özetinin sunulmasıyla baş ladı. Konuşmacılar, özel olarak ül kemizde kurulması için çalışmala rın yürütüldüğü nükleer enerji sant ralını, ülkemizdeki diğer birincil enerji kaynaklarının, nükleer enerji nin dünya enerji üretimindeki yeri nin değerlendirmesini de yaparak tartıştılar. Tartışmalar sonucu açık lığa kavuşan başlıca noktaları şöyle sıralayabiliriz.
1) Dünya enerji üretiminde nükleer enerji üretiminin önemli bir yeri vardır. Ülkemizde de diğer birincil enerji kaynaklarının kullanımına bağlı olarak nükleer enerji üretimine geçilmesi kaçınılmazdır.
2) öz kaynaklarımızın 2000 yılla rında tümüyle tükeneceği savı, he nüz doğru bir kaynak envanteri çı karılmaması ve yapısal hale gelen gecikmeler nedeniyle gerçekçi de ğildir.
TMMOB Nükleer Enerji Panelleri ilgiyle izlendi.
ayrılan iç ve dış kaynakları hızla yutacak ölçüde büyüktür. Bu yüz den nükleer santral kurulması, öz kaynakların kullanımını önemli öl çüde geciktirecek ve engelleyebile cektir.
6) Nükleer enerji santralının zaman laması, ulusal enerji planlaması için de, teknolojik ve ekonomik bağım lılıkları en aza indirecek koşullar hazırlandıktan sonra yapılmalıdır.
teciler Cemiyeti Konferans Salo nunda yapıldı. Beş yüze yakın izle yicinin katıldığı ve yöneticiliğini istanbul Şubemiz Başkanı Selçuk Esenin yaptığı panelde konuşmacı olarak Prof. Nejat Aybers (İ T Ü Nükleer Enerji Enstitüsü), Doç. Dr. Kemal inan (ODTÜ), Bülent Damar (EMO), Aybars Çağlayan (Tüm ik tisatçılar Birliği), Mustafa Güleç (Fizik Mühendisleri Odası) yer al dılar.
İSTANBUL
TMMOB Enerji Komisyonunun Odamız yürütücülüğünde hazırlamış olduğu Nükleer Enerji Raporu üze rine düzenlenen panellerin üçüncüsü 28 Nisan 1979 günü istanbul Gaze
izleyicilerin büyük bir ilgiyle izledi ği panelde genellikle birleşilen nok ta elektrik enerjisi üretiminin dışa bağımlılıktan kurtarılması gerekli liği idi. Bir konuşmacının nükleer enerji santradan yapımının kaçı nılmaz olduğunu savunmasına kar şın, konuşmacıların önemli bir bö
MÜŞTEREK SESİDİR
KEHAt ATATÜRK
3) Finansman kısıtlarını da gözönü ne alan ve öz kaynakların kullanımı na öncelik veren bir ulusal enerji planı ivedilikle saptanmalıdır.
4) Dünyada 1995'lerde bir nükleer yakıt darboğazı beklenmektedir. Bu beklentiyi, nükleer yakıt üreten başlıca tekellerin yetkili sözcüleri sık sık dile getirmişlerdir.
5) Nükleer enerji santralının finans man gereksinimi, enerji kesimint
\ tstanbul'da yapılan Nükleer Enerji Paneline katılan konuşmacılar: (Soldan sağa) Bülent Damar, Selçuk Eten, Ayban Çağlayan, Nejat Aybers, Kental İnan.
lümü ülkemiz koşullarına uygun bir elektrik enerjisi planlaması yapıl ması, doğal kaynaklarımızın geliş tirilmesi ve ancak bunun sonucun da ortaya çıkabilecek tabloda nük leer enerji santrallarının yer alabi leceğini belirttiler.
Konuşmacıların özellikle vurgula dıktan noktalardan birisi ise bugün elde bulunan verilerle 1995 yılına değin nükleer enerji santrallarına gerek olmadığı idi.
Y aklaşık olarak üç saat süren ko nuşmalardan sonra izleyicilerin çok sayıdaki soruları da konuşmacılar tarafından yanıtlandı.
İZMİR
TMMOB tarafından düzenlenen "Nükleer Enerji" panellerinden biri
de 29 Nisan 1979 tarihinde İzmir' de yapıldı. EMO İzmir Şubesi Baş kanı Y üksel Levendoğlu'nun yöne timinde yapılan panele Dr. Ahmet Kütükçüoğlu (TEK), Dr. ismet Us kurt (Ege Üniversitesi), Teoman Alptürk (TMMOB), Mustafa Geçek (EMO) ve Aybars Çağlayan (TİB) konuşmacı olarak katıldılar.
TMMOB Nükleer Enerji raporunun özetlenmesi ile açılan panelde ilk iki konuşmacı Nükleer Santrallan savunan görüşleri ortaya koydular. Türkiye'de bilinen klasik enerji kay naklarının 1995 yıllarında tükenece ği görüşünden hareket eden bu ko nuşmacılar, nükleer santralların ku rulmasında geç bile kalındığını, bu çağdaş teknolojinin ve temiz enerji nin mutlaka getirilmesi gerektiğini savunmaya çalıştılar.
Diğer konuşmacılar ise elektrik
üretmekten başka bir amacı olma yan nükleer santralların çok daha karmaşık dış bağımlılıklar içerdiği ni, yapım döneminde aynı kapasite deki kömür yakıtlı bir santralagöre üç kat, hidrolik santrala göre de beş kat daha pahalı olduğunu, klasik doğal kaynaklarımızın alternatif üretim biçimleri aranacak ölçekte değerlendirilemediğini, nükleer santralların sadece nükleer teknolo jinin ürünü olan pahalı bir üretim bi çimi olduğunu ve bu yolla Türkiye' ye nükleer teknolojinin getirileme yeceğini vurguladılar.
Dikkatli izleyicilerin ayrıntılı soru ları ile canlılık kazanan panelde, emek doğal kaynak ve bağımlılık ilişkileri içinde değerlendirilen bu özet görüşler sonucunda, Nükleer Santralların mevcut risk ve maliyet içerikleri nedeniyle bir süre daha ertelenmesi gereği çarpıcı bir şekil de ortaya konmuş oldu.
TMMOB Nükleer Enerji Raporu
Sonuçları
TMMOB'de oluşturulan Nükleer Enerji Komisyonu bir yılı aşkın sü redir devam eden çalışmalar sonun da Nükleer Enerji üzerine aşağıda belirtilen sonuç ve önerilerle biten bir rapor hazırlamıştır.
'Türkiye gibi geri bıraktırılmış, ba ğımlı, kapitalist yapıya sahip ülkele rin egemen sınıfları bunalımlardan kurtulmanın çarelerini emperyalist sistem içerisinde ararlar. Nükleer santral yapımı konusunda da aynı olgu tekrarlanmakta, sistemin amaçlarına uygun davranış tercih edilmektedir. Enerji bunalımının belli bir çözümleyicisi olacağı iddia sıyla, emperyalist tekellerin önerisi
doğrultusunda kısa dönemli karlı bir sömürü aracı olarak nükleer santrallar gündeme getirilmektedir. Böylece enerji sektöründe tekellerin pazarı genişlemekte, ülkenin dışa bağımlılığı artmakta ve emperyaliz min sömürüsü yoğunlaştırılmakta dır. Genelde gereksinme duyulan krediler için kapı kapı dolaşılırken, salt bir nükleer santral yatırımı için finansman sağlanması, kredi kay naklarını bulan ve kullanımını yön lendirenin temelde emperyalist ka rar mekanizmaları olduğu gerçeğini ortaya koyar. Ote yandan nükleer yakıt üretimi darboğazı, kaynakları nı kullanmamış Türkiye'nin nükleer enerji üretimini sekteye uğratabile
ceği gibi, emperyalizmin doğrudan siyasal şantaja başvurmasına da ola nak sağlayabilecektir.
Nükleer enerji sorunu ve bu konuda getirilecek öneriler, genelde, enerji sorununa sağlıklı bir yaklaşımla mümkündür. Bu doğrultuda öneri lerimiz şunlardır:
1. Enerji sorununun çözümü doğ rultusunda geliştirilecek politika ve programlarda, temel ilke kendi kay naklarımıza ve gücümüze dayanmak olmalıdır. Bu amaçla, teknolojide, mühendislik hizmetlerinde ve plan lamada dış etkilerden arınılmalı, emperyalist karar odaklarınca onan mış politikalar değil, ülke çıkarları
m gözeten politikalar uygulanmalı dır.
2. Linyit ve hidroelektrik santralları yatırımlarında gecikmeleri giderici önlemler alınmalı, bu yatırımların yerli teknik güçle çağdaş teknoloji ye uygun bir düzeyde gerçekleştiril mesi hedeflenmelidir.
3. Doğal kaynakların kesin envante ri çıkarılmalı, kaynakların eşgüdü me dayalı araştırılmasına ve gelişti rilmesine yönelik kapsamlı prog ramlar oluşturulmalıdır, jeotermal enerji, güneş enerjisi gibi enerji kay naklarından yararlanma doğrultu sundaki çalışmalar yoğunlaştırılma lı, başlıca enerji hammaddelerinden olan kömürden geniş ölçeklerde ya rarlanabilmek için, ileri kömür tek
nolojilerine geçilmelidir.
4. Enerji kaynaklarının tümüyle devlet denetimine alınması esas ol malıdır. Bunun için madenler üze rindeki mülkiyet sorunu kamu lehi ne kesinlikle çözülmeli, petrol ara ma, çıkarma, dağıtma işleri yalnız devlet eliyle yapılmalı ve özellikle petrol politikalarını yönlendirme amacıyla kurulmuş Uluslararası Enerji Ajansı'ndan çıkılmalıdır.
Türkiye enerji sorununa böylesine bir perspektifle yaklaşım esas olma lı ve nükleer santrallar bu bağlamda değerlendirilmelidir. Sorun nükleer teknolojinin reddi veya inkarı soru nu değil, nükleer santralların ülke çıkarlarına uygun olmayan zaman lama ve gündeme getiriliş biçimine
karşı çıkmak sorunudur.
Bu kapsamdaki bir incelemenin nükleer santrala ilişkin değerlendir me ve irdelemelerinden çıkan başlı ca sonuçlar, özetle şunlardır:
1. Birincil enerji kaynakları değer lendirildiğinde elektrik enerjisi tale bi açısından, 1995'lerden önce nük leer kaynaklı üretime gerek yoktur. Ayrıca ileri sürülen enerji darboğa zına çözüm getireceği savı uzun va de açısından da geçersizdir. Devre ye gireceği 1986 yılındaki katkısı % 3.3'tür; daha sonraki yıllarda ise üretime katkısı küçük oranlarda ve sınırlı artma gösterecektir.
2. Zenginleştirilmiş yakıt sürekli dış
Nükleer santraller; emperyalizmin perili köşkleri
kaynaklardan sağlanacağından, dö viz tüketici bu etken olumsuz işlet me koşulları yaratabilecek nitelikte dir. Ayrıca santralın devreye girece ği yıllarda dünya ölçeğinde genel bir yakıt sıkıntısı çıkması olasılığı güçlüdür.
3. Katı radyoaktif artıkların ve kul lanılmış yakıtın depolanması soru nu, süreklilik taşıyan bir çözüme bağlanmamıştır. Bu belirsizlik, iş letmenin belli bir evresinden sonra çevre ve insan sağlığı açısından do ğacak tehlikelerin nedenini oluştur maktadır.
4. Nükleer santral işletmesinin ge reksindiği teknik hizmetin nitel ve nicel yönden ön koşulları oluşturul mamıştır. Giderilmesi düşük olasılık gösteren bu biçimlenme eksikliği, yabancı işletmeci ve bakımcı istih dam edilmesi zorunluluğunu doğu racaktır. Malzemenin yedeklenmesi sorunuyla birlikte bu durum, enerji arzında güvenirliği azaltacak etken lerdendir.
Daire Başkanlığının payı ne ölçüde dir bilinmez ama, yapım ve yakıt yönünden tümüyle dış kaynaklara bağlı kalmak zorundaki bu yatırı mın, pazarlama sıkıntısı çeken fir maların imdadına yetiştiği de ger çektir. İsveç eski enerji bakanı, ASEA ATOM'un yaşama şansının siparişe bağlı kaldığını belirtmiş ti^*). Aslında bu girişimin TEK'in diğer daireleri ve enerji sektöründe ki yatırımcı kuruluşlarca da benim senmediğini belirtmek yerinde ola caktır. Dünya Enerji Konferansı Türk Milli Komitesince Kasım 1978'de düzenlenen Türkiye 3. Ge nel Enerji Kongresindeki tartışma larda bu durum açıkça görülmüştür. Enerji Bakanlığı ise umduğu "nük leer santral gereklidir" onayını bu kongreden alamamıştır. Nükleer santral üzerindeki İsrarların "yeni likçi" anlayışlardan kaynaklandığı nı düşünmek yerinde bir yaklaşım sayılmamalıdır.
Tüm bu olgulardan hareketle, nükle er alanda başlıca öneriler şöyle sıra lanabilir:
5. Nükleer santralın kuruluş ve iş letme maliyetleri çok yüksektir. 600 MVV'lık nükleer santrala yapıla cak harcamayla, en az iki buçuk ka tı güçte termik ya da dört buçuk katı güçte hidroelektrik santral ku rulabilir. On yıllık işletme sonunda kendisini yineleyecek kadar döviz tüketecek nükleer santral, ayrıca, konvansiyonel santral yatırımlarının gerektirdiği harcamaların kısılması na ve böylece gecikmelere de neden olacaktır.
1. Akkuyu Nükleer Elektrik Santra lı Projesi, mühendislik hizmetleri nin, teknolojinin altyapı ve girdileri nin azami ölçüde yurt içinden kar şılanmasını öngören bir program da hilinde, 1995'lerde devreye girecek şekilde ertelenmelidir. Akkuyu NES'in zamanlaması, ülke çıkarları nı gözeten, emperyalizm ve yerli egemen güçlerin değil, emekçi hal kın gereksinimlerinin karşılanmasını hedefleyen bir enerji planlamasına bağlı olarak kesinleştirilmelidir.
Bu kapsamdaki bir incelemeyle nük leer santrala belli bir «İre daha ge rek duyulmayacağı görülüyor. Oysa santral ihalesi sonuçlanma aşama sındadır ve geri dönüşü giderek ola naksızlaşacaktır. Nükleer santral etüdleri çok önceleri başlatılmış ol makla birlikte, bir enerji planlaması faktörü olarak ele alınmadığından, bu üretim kaynağının kurulmasına geçilmesi zorlama bir girişim sayıl malıdır. Bu zorlamada TEK'in ilgili
2. Atom Enerji Komisyonları (AEK) her ülkede nükleler alandaki çalışmaları denetleyen, teknolojide araştırma ve geliştirme çalışmaları nı sürdüren kuruluşlardır. Türkiye' de AEK bu işlevleri yerine getirebi lecek niteliklere kavuşturulma doğ rultusunda yeterli bilgi, ekipman ve kadro ile donatılmalıdır. Ayrıca bu kuruluşun ve bağlı örgütlerinin de mokratikleştirilmesi güncel bir ge reksinmedir.
3. İTÜ, ODTÜ ve BÜ'de nükleer enerji konusunda yapılan eğitim ve araştırmaların Akkuyu projesine katkısı olmamıştır. Nükleer mühen dislik öğretim ve eğitiminin, nükle er santral teknolojisinin gerektirdiği asgari bilgi ve deneyim düzeyine çı karılabilmesinin olanakları aranma lıdır. Bu amaçla, Türkiye'de, gele cekte uygulanabilecek bir nükleer elektrik enerjisi programı gözönüne alınarak, üniversitelerin bünyesinde tüm gerekli koşullar oluşturulmalı dır.
4. Nükleer alanda eğitimci, araştırı cı, denetleyici ve yatırımcı kuruluş lar arasında teknik işbirliği ve uyum sağlamak amacıyla bir üst örgütlen me modeli geliştirilmelidir.
Enerji gereksinmesinin yalnız çözü me değil, ucuz, bol ve güvenilir ol ma temel özelliklerine de kavuştu rulması gerekir. Bu ise üretimle bir likte tüketimin de gerçek ve geçerli biçimde planlanmasından geçmek tedir. Başka bir deyişle, öncelikle sanayi kesiminde elektrik enerjisi nin ne amaçla ve hangi ölçülerde kullanılacağını önceden belirleyebi lecek bir yapıya sahip olmak gerek lidir. Elektrik enerjisi üretimi için hangi kaynak harekete geçirilirse geçirilsin, mevcut ilişkiler sistemin de üretken olmayan sanayi kesimi her zaman enerji tüketiminden bü yük paylar alacaktır. Enerji bunalı mı gerçekte, kalkınmaya ve geliş meye katkıda bulunmayan tüketici nitelikli sanayileşme politikalarının kaçınılmaz ürünüdür ve her türlü sı kıntısını emekçi halk çoğunluğu çekmektedir. Bu sıkıntının gideril mesi, sanayileşmeyi doğru rayına oturtacak köklü yapısal değişiklik ler sonucunda ancak gerçekleşebi lir. Şimdiki ve gelecekteki enerji bunalımı gerçekte egemen sınıfların sorunu ise, bunalımı tüm neden ve sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldı racak yapı değişikliği de, sıkıntının yükünü çeken emekçi sınıfların so runudur.
(*) Milliyet, 19 Aralık 1978
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 267 • 268 440
1 MAY IS
1 Mayısın işçi sınıfının mücadelesinde özel bir önemi ve yeri vardır. Bütün ül kelerin işçileri 1 MAYIS'ta bu büyük günü kutlarlar. Dünyanın her yerinde milyonlarca işçi ve emekçi azgm kapitalist sömürü, baskı ve zulüm düzenine karşı tek bir yürek ve tek bir yumruk olarak çıkarlar. Bütün 1 Mayıs'larda iki ayrı dünya karşı karşıya gelir. Sermaye dünyası ile EMEK dünyası, sömürü ve kölelik dünyası ile kardeşlik ve özgürlük dünyası.
1 Mayıs geçen yüzyılın ikinci yarısında azgın Amerikan burjuvazisinden. 8 saatlik işgünün koparıhp alındığı gündür. EMEK dünyasmm sömürü ve zu lüm dünyasına karşı kazandığı bu ilk zaferi ölümsüzleştirmek için bütün dün yanın işçileri 1 Mayis'ı birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlarlar. Bu günde fabrikalar durur, makinalar işlemez, çarklar dönmez. Hakim sınıfın yüreğine korku salınır, burjuvazi proletaryanın büyüklüğünü, emekçilerin gü cünü 1 MAYIS gününde daha iyi anlar.
1 Mayıs 1886'da Amerikan işçi sı nıfı 14 saate kadar varan çalışma sü resini 8 saate indirmek için Chica go, Cincinati, San Fransisco, Saint Louise ve New Y ork'ta 5000 işlet meyi kapsayan bir genel grev düzen ledi. Grevin üçüncü günü burjuvazi düzen kurban» ayak takımını, işsiz leri örgütleyerek ve silahlandırarak Mc Cormick Harvester fabrikaları nın grevci işçileri ile yapılan daya nışma toplantısına saldırttı. Dört iş çi öldü, yüzlercesi yaralandı, işçi önderi Spies'ın bunu protesto için işçileri Highmarket alanına çağır ması, işçilerin onbinlercesinin top lanması burjuvaziyi iliklerine ka dar korkutmuştu. Toplantı ajan provokatörlerin patlattığı bir bom bayla provoke edildi ve polis ler tarafından belirsiz yerlerden açılan ateş sonucu birçok işçi öldü, yüzlercesi yaralandı. İşçi sınıfı sin dirilmek isteniyordu. Bu provokas yonu amansız bir işçi avı izledi. "Şüpheli" kimseler tutuklanıyordu. Tutuklananların tümü önde gelen iş çi liderleriydi. Bunlardan dördü; Al berto Parsons, Adolphe Fisher, Auguste Spies, Georges Engel düz mece bir yargılama sonucu 11 Ka sım 1887'de asıldılar. Amerikan işçi
sınıfının verdiği bu amansız müca dele 1889 yılında Paris'te toplanan Enternasyonel kongresinde değer lendirildi. Ve 1 Mayıs'ın her yıl dün , ya işçilerinin birlik, mücadele ve da yanışma günü olarak kutlanması ka rarlaştırıldı.
TÜRKİY E'DE 1 MAY IS
Türkiye'de 1 Mayıs'ın birlik, müca dele, dayanışma günü olarak kutlan ması bu yüzyılın başında görülür. 1909'da Üsküp'te, 1911'de Selanik' te ve 1912'de ilk kez İstanbul'da kutlanmıştır. 1921 'deki gösterilerde ise eskiye oranla daha önemli geliş meler olmuş, işçi sınıfının örgütlen mesi ile birlikte artan gücü kendisini göstermiştir.
1923 yılında İzmir'de toplanan İz mir iktisat kongresinde 1 Mayıs işçi bayramı olarak kabul ediliyordu. Fakat bir süre sonra hakim sınıfların işçi sınıfı örgütlenmelerine karşı uy gulamaya başladıkları terör ve bas kıyla birlikte 1 Mayıs'ın işçi bayra mı olarak adının bile geçmesi yasak landı. Uzun süre kitlelere bahar bay ramı olarak gösterilmeye çalışıldı.
İşçi sınıfını temsil etmeyen, burju va örgütler dünya işçilerinin bu an lamlı gününü saptırmaya, unuttur maya çalışarak kendilerine göre işçi bayramı günü tespit ettiler (sözgelişi 24 Temmuz Türk İş bayramı).
Güçlenen işçi sınıfı ve onun ideolo jisini benimsemiş örgütler 1 Mayıs'a sahip çıkmışlardır. Y ıllar sonra ger çek anlamını bulan 1 Mayıs artık burjuvazinin istediği gibi kutlanmı yor. İlk kez 1976'da ülkemizde yüz binlerce işçi, memur, öğrenci ve teknik elemanın katılımıyla coşkulu bir şekilde kutlanmıştır. Bu coşkun kutlamadan endişe duyanlar, yüz binlerden ürkenler 1 Mayıs 1977'yi kana bulamışlardır. Sömürii ve zu lüm dünyası cinayete ve teröre da yanmak istemiş ve ondan medet umulmuştur. Şüphesiz emeğin ser mayeye karşı mücadelesi dünya işçi sınıfına sayısız kurbanlara mal ol muştur. Ama bütün bu cinayetlere ve teröre rağmen işçi sınıfının mü cadelesi büyüyüp güçlenmekte geliş mektedir. Bu ülkemizde de böyle olmakta tarihin çarkı hakim sınıfla rın aleyhine işlemektedir. 1 Mayıs alanını kana bulamalarından bir yıl sonra 1 Mayıs 1978'de yüzbinler
yine 1 Mayıs alanını coşkulu bir şe kilde doldurmuştur. Bu tarihten iti baren sendikalara ve demokratik kitle örgütlerine yöneltilen baskılar giderek yoğunlaşmıştır.
Bütün engellemelere rağmen her ge çen yıl birlik, mücadele ve dayanış ma ruhunun gelişmesi ve 1 Mayısla rın artık devrimci hareketin gücünün ve büyümesinin bir göstergesi haline gelmesi burjuvazinin 1 Mayıs'lara karşı önlemler almasını gündeme ge tirmiştir. Gösteriler sırasında taşı nan ve haykırıları işçi sınıfının ve emekçi halkın taleplerini içeren pankartlar ve sloganların kovuştur maya uğraması, renkli basında bu nun yaygarasının kopartılması, bu nun bir parçasıdır. Bu, yıl boyunca demokratik derneklerin kapatılma sı, çeşitli kovuşturmalara uğraması ile devam etti.
1979'lar Türkiye hakim sınıflarının içine düştüğü ekonomik bunalımın doruğa ulaştığı bir yıl olmuştur. Ül ke bir yoklar ülkesi haline gelmiş, petrol krizi had safhaya varmış, dö viz yokluğundan ya üretim durmuş, ya da fabrikalar çok düşük kapasite lerde çalışır hale gelmişlerdir. Ülke mizde hakim sınıflar tarafından uy gulanan planın bir parçası olarak fa
şist saldırı ve terör giderek dozunu artırmıştır. Yaşanılan tarih göster miştir ki bunalımla baskı arasında diyalektik bir bağ vardır. Kendi ya rattıkları terör ve cinayetleri anarşi, bölücülük demagoj ileriyle kullanan hakim sınıflar bu gerekçeyle sıkı yönetim ilan etmişlerdir. İşçi sınıfı ve emekçi sınıflar 1979'u sıkıyöne tim şartlarında kutlamak zorunda kalmışlardır. Bir yanda yaşanılan bunalım, bir yandan baskı ve terör 1 Mayıs'ı dahada anlamlı bir hale getirmiştir, özgürlüğü sadece kendi lerinin sömürü ve talan özgürlüğü olarak görenler işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma gününü ya saklama yoluna gitmişler ve 1 Ma yıs'ı kutlamak isteyen devrimcileri, sendika önderlerini ve parti başkan larını hapishanelere doldurmuşlar dır.
1 Mayıs 1979'un yasaklanması ha kim sınıfların halkçı temsilcileri nin ileri sürdüğü gibi içinde bulunu lan şartların doğurduğu bir zorun luluk sonucu değildir. 1 Mayıs 1978'den sonra varılan kararın bi linçli bir uygulanışıdır. Çünkü se çimler sırasında halkın gözünü bo yamak için milyonlarca lira harca yarak topladıklarından yüzbinlerce
daha fazla işçi ve emekçinin birlik, mücadele ve dayanışma ruhu içinde 1 Mayıs alanında işçi sınıfının ve emekçi halkın devrimci taleplerini haykırmaları hakim sınıfları çok ür kütmüştür. Çürüyüp gidenler bir kez daha bu modası geçmiş yönteme başvurmuşlardır. Ama herşeye rağ men 1 Mayıs tüm ülkede coşkulu bir şekilde kutlandı, işçi sınıfı ve emekçi halk yüzlerce can pahasına elde ettiği demokratik kazanımlar dan geri adım atmadı.
1 Mayıs kutlamalarının yasaklanma sının asıl hedefi kısıtlı demokratik hakları tamamen ortadan kaldır mak, yükselen, kitleleri sarmaya başlayan devrimci hareketi gerilet mektir. Hakim sınıflar işçi sınıfı ve emekçi halkın direniş gücünü ölç mek istemişlerdir. Bu yüzden önü müzdeki güncel görevler, gündeme getirilen kısıtlı dernek kurma, top lantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü nü tamamen ortadan kaldıran, polis lere olağanüstü yetkiler tanıyan ya sa tasarılarına karşı etkin mücadele leri örgütlemektir. Hergün artan fa şist teröre karşı çıkmak, emperya lizme ve faşizme karşı verilen müca delede etkin bir biçimde yer almak herkes için insanlık görevidir.
İNİK A* İŞÇİ
ANTİDEMOKRATİK BASKILAR SÜRÜYOR
Odamızın 25. Genel Kurul Bildirisi, Genel Kurulumuzu izleyen dönem de temel hak ve özgürlüklerin artan bir hızla kısıtlanacağının belirtileri ne dikkati çekiyor, tüm anti de mokratik uygulamalardan siyasi ik tidarın sorumlu olacağını vurgulu yordu. O gün bu gündür, gelişmeler Genel Kurul bildirimizde ileri sürü len görüşleri doğrular niteliktedir.
Bir yandan ekonomimiz emperya list finans merkezlerinin daha sıkı denetim alanı içine sokulurken, öte yandan 'ekonomik önlemler'le emekçi halk derin bir yoksulluk içi ne itilmiştir.
Sıkıyönetim uygulaması genişletilir ken, faşist saldırılar artarak sürmek te, ilerici, demokrat, devrimci kişi ve kurumlar üzerinde gerici baskılar yoğunlaşmaktadır.
Geniş emekçi yığınların oylarıyla işbaşına gelen hükümet seçim önce si vaadlerinin herhangi birisini tut mak bir yana, egemen sınıfların da yatmalarıyla günden güne sağa git mektedir.
İlerici siyasi parti merkezleri güpe gündüz basılmakta, parti yöneticile ri sokakta kurşunlanmaktadır. Ka mu kuruluşlarında çalışan ilerici memur, teknik eleman ve işçilerin isimlerinin sıralandığı listeler hazır lanmakta, çalışanların dolapları, çekmeceleri aranmaktadır. Devlet kuruluşlarına 'sol sızmalar' olduğu ileri sürülerek, çalışanların örgütleri ni hedef alan McCarthy operasyon larına zeminler hazırlanmaktadır.
İlerici, devrimci, demokrat yüksek öğrenim gençliği üzerinde de baskı lar alabildiğine yoğunlaşmıştır. ODTÜ'de öğrenci örgütlülüğünü kır mayı amaçlayan, öğrencileri tutuk lama, işkence etme, korkutup sin
dirme girişimleri son birbuçuk ay dır artan bir hızla gelişmektedir. Hacettepe Üniversitesi Y ıin ve ODTÜ'nün otobüsleri içindeki öğ renci ve öğretim üyeleri ile birlikte, karargahlara çekilmekte, yıldırma amaçlı baskılar uygulanmaktadır. Bütün bunlar, toplumda eşitlik ve barışı egemen kılma iddiasıyla işba şına gelen bir iktidarın döneminde olmaktadır.
Dönemin olağanüstü koşulları bu tür anti demokratik baskı ve uygula maları geçerli gösterecek bir gerek çe olamaz. Emekçi halkın, demok rasi güçlerinin örgütlenme ve top lumsal muhalefet hak ve görevleri hiçbir koşulda ertelenemez.
Önümüzdeki dönem demokrasi güç leri için, kazanımlarını kararlılıkla savunmak, daha ileri mevzilere geç mek ve faşizm karşısında sarsılmaz bir birliktelik oluşturmak ve onu yenilgiye uğratmak yaşamsal önem de görünmektedir, ilerici, demok rat, devrimci teknik elemanlar da, ülkemiz düzeyinde yükselen bağım sızlık ve demokrasi mücadelesi pers pektiflerini bir an bile gözardı etme den uyanık ve dinamik olacak, em peryalizmin ve faşizmin çok yönlü oyunlarını açığa çıkarmakta üzerle rine düşen görevleri artan bir so rumlulukla yerine getireceklerdir.
TEK AKKÖPRÜ ÇALIŞANLARI YEMEK VE YEMEKHANE SORUNU İÇİN 3 GÜNLÜK UYARI NİTELİĞİNDE YEMEK YEMEME DİRENİŞİ YAPTI
Ülkemiz genelindeki yapının bir parçası olan TEK işyeri genel yapı daki sorunlarla birlikte kendine öz gü sorunları olan bir işyeridir. Bun lardan biri de özel olarak AKKÖP RÜ'deki yemek ve yemekhane so runudur. Uzun süreden beri, yetki lilere iletilen sorunlara herhangi bir yanıt alınamamıştır. Bunun üzerine tüm AKKÖPRÜ çalışanları 18.6.
1979 tarihinden başlamak üzere 3 günlük uyan niteliğinde yemek ye meme boykotu yapmıştır. TEK ça lışanları tarafından bu konuyla il gili aşağıdaki bildiri yayınlanmış tır:
"Ülkemiz dışa bağımlı çarpık kapi talist yapıda bir ülkedir. Bu yapının ekonomik, siyasi tüm bunalımlarını yaşamaktayız. Egemen güçlerin bu nalımlardan çıkış yolu IMF ve diğer emperyalist kuruluş ve ülkelerin emirleri doğrultusunda sermayeyi memnun etmek, işçi memur tüm çalışanları ve halkımızı daha çok sömürme daha çok baskı altında tutma şeklindedir.
Hergün paranın değeri düşürülerek, temel mallara yapılan yüksek oran daki zamlar ile işçi memur tüm emekçi halkın yaşam koşulları da yanılmaz boyutlara ulaştırılmıştır.
Bizler bu baskı sömürü çarkı için de yaşamımızı sürdürebilmek için işgücümüzü, fiyatı devlet ve onun sahibi bir avuç azınlık tarafından belirlediği bir biçimde satmaktayız. Doğal insanlık haklarımız bile bu bir avuç sömürücü ve onun kurum larının tehditi altındadır.
Çalışan insanların çalışmaları, so nuçta üretimi sürdürebilmeleri için günde ortalama 3000 kalorilik besin alması gerekir. Fakat içinde yaşanı lan koşullarda aldığımız ücretlerle üretme değil yaşama olanağı kalma mıştır. Diğer taraftan işveren kendi koyduğu yasalara ve yönetmeliklere bile uymayarak tasarruf adı altında bizlerin yaşamımızı sürdürme yolla rını da tıkamaktadır.
Bunun en somut örneği Akköprü işyerindeki "yemekhane" ve yeni len "yemek"tir. Akköprü çalışan ları yıllardır önceleri atölye olarak kullanılan bir yerde yemek yemek zorunda bırakılmışlardır. Y emek hane olmaktan çok uzak olan bu yer pistir, duvarlardan elektrik kab loları sarkmaktadır, normal yemek
masaları yoktur, bulaşıklar uygun suz şartlarda yıkanmakta ve yete rince temiz olmamaktadır. Y emek hane binası (kulübesi) yemek yeme ye uygun değildir. Pis kokusu zaten kalitesiz olan ve başka yerde pişiri lip getirildiği için çoğu zaman so ğuk, zaman zaman ikinci kez kay naması yüzünden bir kez daha kali tesizleşen besin değerini kaybeden bir durumdadır. Bu nedenle çalı şanların çoğunluğu burada yemek yememektedir.
Genel olarak TEK'in ve özel olarak Akköprü'nün yemekhane ve yemek sorunları birçok kez işverene iletil diği, çalışanlardan imza toplandığı halde işveren her zamanki ilgisizliği ne devam etmiştir.
İşveren için ne çalışanların nede sağlıklarının önemi yoktur (Ülkede işsizliğin büyük boyutlara ulaşması iş arayanların en kötü koşullara bile razı olması bunun temel nedenlerin den sadece biridir). İnsana verilen değerin ne olduğu burada açıkça görülmektedir. Çalışanlar kendileri ni ezen sömürenlere karşı birleşip mücadele etmedikleri taktirde soy gun ve sömürü hergün daha artacak tır. Haklarımız yalnızca emekçilerin kararlı ve etkin mücadelesi ile alınır.
Akköprü işyerinde çalışanlar olarak yemek ve yemekhane sorunu konu sundaki taleplerimiz şunlardır.
1. Akköprü işyerinde sağlık koşul larına uygun bir mutfak kurul malı kazan kaynatılmalıdır.
2. Bir yemekhane kurulmalı sağlıklı düzenli bir yapı oluşturulmalıdır.
3. Y emeklerin kalitesi, besin değeri çalışma koşullarına uygun ol malıdır.
4. Tabldot işleyişinde çalışanlar söz ve karar sahibi olmalıdır.
ETİBANK ANTALYA İŞYERİNDE ÇALIŞAN TEKNİK ELEMANLAR AĞIRLAŞAN YAŞAM KOŞULLARINA KARŞI MÜCADELE VE BİRLİK ÇAĞRISI YAPTI
Büyük bir çoğunluğu geçim sıkıntı sı çeken, kamu ya da özel kesimde çalışan, aldığı ücretin yarıdan fazla sını ev kirasına veren, mesleğini emekçi halkın yararına gereğince uygulayamayan, baskı ve saldırıya uğrayan, devrimci demokrat,yurtse ver mühendis ve mimarlar sorunları nın nedenlerini hergeçen gün daha iyi anlamakta, bunlardan kurtulma nın yollarını daha açık bir biçimde yaşayarak öğrenmekte, görmekte dirler. Bu bağlamda TM M OB'a üye devrimci, demokrat, yurtsever mü hendis ve mimarlar ekonomik ve de mokratik haklarının alınması yolun da örgütlenme isteklerini açığa vur makta ve grevli toplu sözleşmeli sendikal hakları alma gerekliliğini giderek daha kuvvetli bir biçimde duymaktadırlar. Geçtiğimiz Nisan ayı içerisinde, ETİ BANK Antalya Elektrometallurji Sanayii İşletmesi Müessesesi Ternik Elemanlarının ya yınladıkları bir bildiri, mimar ve mühendislerin ve genel olarak bütün teknik elemanların içinde bulundu ğu bu durumu açıkça göstermekte dir. Çoğunluğunu T M M O B üyesi mimar ve mühendisin oluşturduğu 35 teknik elemanın imzasını taşıyan
bildiride şöyle denilmekte:
"Bugüne kadar ülkenin içinde bu lunduğu ekonomik darboğazı dik kate alan bizler; hakkettiğimiz ücre ti alamayışımızı sinemize çektik. Belirli sınıflara yasalarla ekonomik ve sosyal haklar vererek egemen kı lan yasa koyucularını uyarıyoruz. En ağır sosyal koşullar altında çalı şan ve gerekli ekonomik hakları ve rilmemiş bizler en doğal haklarımızı alana dek mücadeleye hazır olduğu muzu, sayın ilgililerimizin ciddi ola rak konunun üzerine eğilmelerini ve biz kamu kuruluşlarında çalışan Teknik Elemanların ekonomik ve sosyal haklarının verilmesini istiyo ruz. Meslek kuruluşlarımızında or t ak bir düşünce birliği içinde sorun larımıza sahip çıkmalarını ve öncü uğraşılarını bekliyoruz. Üretimle direkt ilişkili bizler bu konuda ka rarlıyız, bütünüz. Saygılarımızla.
17 Nisan 1 9 7 9
ETİBANK Mahdut Mes'uliyetli Antalya Elektrometallurji Sanayii işletmesi Müessesesi Müdürlüğü Teknik Elemanları
Bu bağlamda, önümüzdeki dönem de TMMOB'a ve bağlı odalara grevli toplu sözleşmeli sendikal hakları al ma mücadelesini yükseltip eldeki kaynakların çok daha verimli bir bi çimde kullanılmasının önündeki en gelleri kaldırma doğrultusunda önemli görevler düşmektedir.
Memurlar, teknik elemanlar, işçiler olarak bu en doğal yaşam hakkımı zı almak için omuz omuza mücade le edeceğiz.
TEK ÇALIŞANLARI" 444
ENERJİ
URANYUM FİYATLARI
Fransız nükleer madencilik ve yeni den arıtma şirketi (COGEMA) baş kanı Georges Besse, OPEC ülkeleri nin son akaryakıt zamlarıyla uran yum fiyatlarında hızlı bir yükselme bek'iJt'ğini, böylece 1976 Fy!Ü ''ün dvıi beri 42 dolar/pound dolay!; : ın da olan uranyum fiyatlarındaki ka rarlı dönemin sona ereceğini ileri «urdu. Kısa dönemde uranyum sıkıntısı ol m a y a n ı n ı , 1976 yılında 30 000 ton olara* .. : ;''"n dü>>ya toplam üretiminin 16 000 tonunun ABD, 4200 tonunun Fransa tarafından karşılanacağını belirten COGEMA başkanı uzun dönemde daha az iyimser. Bir uranyum maden ocağı .\ >,ık 8 yılda tam kapasite üretime geçebilirken 1985'te toplam iste min 100 000 ton olacağını öngören Georges Besse'e göre, 1985'de sunu ve istem çok duyarlı bir dengede olacak ve dünya 1990'larda, tüke nen rezervler yüzünden önemli so runlarla karşı karşıya gelecek. Bu nedenle COGEMA, bu yıl uranyum aramalarına 46 milyon dolar ayır mış durumda. COGEMA'nın 1978 yılındaki net karı ise 1400 milyon dolar.
Fransız Atom Enerjisi Kurumu (CEA)'nun bir kolu olan COGEMA, kaynaklarını ülke içindeki politik dalgalanmalardan korumak amacıy la Mali, Senegal, Gine, Kanada ve Güney Amerika'daki uranyum ocaklarını geliştiriyor. (Kuşkusuz, temel amaç, amansız emperyalist sömürünün sürdürülmesi). Tüm bu yatırımların parasal kaynağının ise, La Hague'daki yeniden işleme fab rikasına verilen yığınsal siparişler olduğu belirtiliyor. Fabrika, 1980 yılı sonuna kadar Japonya, B.Al manya, İsveç, İsviçre, Belçika, Hol landa ve Avusturya'dan gelen sipa rişlerle tümüyle dolu durumda.
Le Tricastin'de Şubat 1979 da üre time başlayan Eurodif zenginleştir me tesisleri, ilk yıl, 8 tane 1300
MW gücündeki reaktörün yakıt ge reksinimine eşdeğer 2 milyon birim zenginleştirilmiş uranyum üretecek ve 10,8 milyon birimlik tam kapasi teye 1982 yılında ulaşacak.
COGEMA'nın ikinci bir zenginleş tirme tesisi için acele etmeyeceği, bir süre uluslararası nükleer enerji programlarını ve zenginleştirilmiş uranyum fiyatlarını izleyeceği be lirtiliyor. Söz konusu fiyatlar pound başına ABD'de 88 dolar, Sovyetler Birliği'nde 86.2 dolarken Euradif fiyatı 135 dolar.
YENİ BİR NÜKLEER KOALİSYON
İngiltere'de, Rolls Royce, Northern Engineering Industries, Combustıon Engineering (C E) şirketlerinin or taklığıyla, yeni bir nükleer koalis yon oluşturuldu. Şirketlerin ilk iki si İngiliz, üçüncüsü ABD kökenli PWR (Basınçlı su reaktörleri) ürete cek olan şirket, bir İngiliz yetkiliye göre, dünya pazarlarında, VVesting house, Babcock Wilcox ve Kraft werk Union (KVVU)'a karşı yeni bir güç olacak ve İngiliz enerji mühen disliğine uluslararası bir boyut geti recek. Bir başka yetkili de, yeni or taklık yüklü bir dışsatım programı (sipariş listesi) gerçekleştiremezse, ingiltere'de fabrikalar kurmasının pek anlamı olmayacağı görüşünde.
Yeni ortaklık, nükleer ailenin yeni bir üyesi olarak, İngiltere ve dünya daki pazarlara girme çabasında. ABD kökenli C E şirketi, yeni or taklarına, ABD'de aldığı işlerde ça lışma olanağı arıyor. Ayrıca daha önceden araştırma geliştirme çalış malarında KWU, C E işbirliği, yeni ortakları kapsayacak biçimde geniş letilerek, aile ilişkilerinin pekiştiril mesine çalışılacak.
AVRUPA'DA ENERJİ
AET ülkelerinin elektrik enerjisi
üretimi 1978 yılında % 4.6 artarak 1 122, 4 TVVh'ı (1 TWh = 103 GWh) buldu. Nükleer enerji üreti mindeki artış ise % 1 1 , 3 (115, 5 TVVh). Bu alanda, Fransa, geçen yıl % 64.4. artış ile başta gidiyor. Batı Almanya'nın üretimindeki % 1,5 azalma da, bu ülkede nükleer sant ral lara karşı yürütülen etkin muha lefete bağlanıyor.
ENERJİ MÜHENDİSLİĞİ
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlı ğı, enerji savurganlığını önlemek ve enerji artırımı sağlamak amacıyla, kamu kuruluşlarında Enerji Mühen disliği, Enerji Grupları ve Enerji De netim Kurulları oluşturulmasına ka rar verdi.
Başlangıçta, kamu kuruluşlarında çalışan elemanlar arasından seçil mesi düşünülen enerji mühendisleri, daha sonra üniversitelerin açacağı konuya ilişkin yüksek lisans ve dok tora programlarını bitirenler arasın dan seçilecek. Enerji Mühendisleri, Enerji Gruplarının çalışmalarının yürütülmesinden sorumlu olacaklar. Enerji Grupları, enerji savurganlığı nı önleyecek, enerji artırımını sağla yacak önlemlerin bilimsel olarak araştırılmasıyla görevli olacak ve ge rektiğinde laboratuvar olanaklarıyla desteklenecek. Enerji Denetleme Kurulu ise üst düzeyde yöneticiler den oluşacak ve Enerji Grubunun çalışmalarını denetleyecek.
Yapısal aksaklıklara dokunmayan bu tür yüzeysel düzenlemelerin ne ölçüde başarılı olacağı belirsizdir. Kamu kuruluşlarının, son derece ve rimsiz, plansız ve eşgüdümsüz işle yişlerine enerji mühendisliği, grubu ve denetleme kurulu örneği "katkı" ların hiç bir yarar getirmeyeceği, bu güne kadar ki uygulamalarla açığa çıkmıştır. Yinelemekte yarar var. Kamu kuruluşları, özel kesime kay nak aktaran, yatırım maliyeti yük sek ara malı üreten, özel mühendis lik şirketlerine haksız kazanç sağla
ELEKTRİKMÜHENDİSLİĞİ 267 • 268
yan, anti demokratik yapılarından kurtarılmadıkça, her yeni düzenle me sorunları biraz daha karmaşık, içinden çıkılmaz yapmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Enerji savurganlığının temelinde ül kenin içinde bulunduğu çarpık ka pitalist yapı yatmaktadır. Bu yapı dan kaynaklanan tüketim malı üre ten nitelikteki sanayi sektörü elekt
rik enerjisi üretiminin % 74'Unü yut maktadır. Ülke petrol tüketiminin 1/3'ü karayolu taşımacılığına git mekte olup ucuz ve kitlesel demir yolu taşımacılığı bilinçli bir şekilde engellenerek yerli ve uluslararası te kellere çok karlı Kazanç kapıları açılmıştır.
Enerji tasarrufunun bu tür önlem
lerle sağlanamayacağı ortaya çık mıştır. Gerçek anlamda tasarruf, sa nayinin tüketim malları üretimine dönük yapısını, yatırım malları üre ten bir yapıya dönüştürecek, merke zi bir planın uygulanmasıyla ve tüm bağımlılık ilişkilerinin koparılma sıyla mümkündür. Bu da bugünkü sermaye iktidarlarının yapabileceği bir şey değildir.
Petrol zamları kimin işine yarıyor?
OPEC ülkeleri bugün dünya petrol rezervlerinin % 71.6'sini elinde bu lunduran, % 44<ünü üreten ve % 84.7'sini ihraç eden bir topluluktur. Fakat hepsi "az gelişmiş bağımlı ülkeler" grubuna dahil olan üye ül keler, bu kaynaklar üzerinde hiçbir kontrole sahip değildir. Bu ülkelerin sahip olduğu kaynaklar çokuluslu tekeller tarafından işletilmekte ve ihraç edilmektedir. Bu örgüt 1960 yılında, petrol fiyatlarının ve şirket lerce devlete ödenen mülkiyet hak ları ve vergilerin çoğaltılması ama cı ile kuruldu. OPEC, örgüt olarak, 1973 Ekim savaşından (Arap israil Savaşı) sonra uyguladığı ve ilk ba kışta İsrail'e ve onun destekleyicisi durumunda olan başta ABD olmak üzere diğer batılı emperyalist ülkele re yöneltilmiş gibi gözüken petrol ambargosu ve petrol zammı ile, adı nı dünya ölçeğinde duyurdu. Ve bu petrol zammı, 1973 1974 yıllarında emperyalist kapitalist sistemin için de bulunduğu ekonomik bunalımın görünen ya da gösterilmek istenen nedeni oldu. OPEC ülkeleri, daha sonraki yıllarda, gerek örgüt olarak, gerekse tek tek petrole fasılalarla değişik oranlarda zam yaptılar. Son olarak da geçtiğimiz Mart ayı içeri sinde yapılan zam yüzde 9 oranında oldu.
OPEC ülkelerinin bu süreç içerisin de yaptığı zamlarla ilk bakışta ken di ülke halklarının elinde görünen bu kuvvetli silahın "petrol silahı nın" gerçekte kimin elinde olduğu nu ve kime karşı kullanıldığını anla
yabilmek için, petrol zamlarının emperyalist ülkelerin ekonomileri ne, petrol üretimi olmayan ya da çok kısıtlı olan bağımlı ülkelerin ekonomilerine ve de kendi ülke eko nomilerine yaptığı etkileri ayrı ayn incelemek gerekiyor. Açıkçası ince lenmesi gereken nokta bu zamların hangi ülkelerin işine yaradığı ve ak sine hangi ülke ekonomilerinin bu nalıma girmesine neden olduğudur. Bunun için sebepleri ve doğurduğu sonuçları açısından en belirgin olan 1973 Aralık zammı ve sonuçlarını incelemek daha doğru olur.
Artık kesinlikle anlaşılmıştır ki 1973 yılındaki petrol krizi ham pet rol darlığından dolayı ortaya çık mamıştır. Petrol şirketleri dünyanın en büyük enerji tüketicisi olan ABD' de bu krizi rafineri kapasitesini sı nırlayarak bilinçli olarak yaratmış lardır. Hatta kriz görüntüsünün iyice inandırıcı olmasını sağlamak amacı ile dağıtım bile aksatılmıştır.
İşte yapay olarak yaratılmış bulu nan bu petrol krizi, batı ekonomi yazarları ve politikacılarının yaptık ları yayın ve propagandaya göre 1974 yılında emperyalist kapitalist sistemin geçirdiği ekonomik bunalı mın sebebi olarak gösterildi. Ve bu yazar ve politikacıların yaydıkları yoğun fikir şu oldu: OPEC zammı geldi, batıda enflasyon oldu. Acaba bu ne ölçüde doğru? Batı son çey rek yüzyılda alışmadığı enflasyon oranlarına 1974'te OPEC zammıyla daha hızlanmış ama esas olarak
1970'ten sonra başlamıştır. Bunu OECD istatistiklerinden ülke ilke görme olanağı vardır. Birleşik Ame rika'da 1966 1969 arasındaki üç yıl lık fiyat artışı yüzde 6.6 iken 1970
1973 yılları arasında fiyat artışı üç buçuk kat fazlası ile yüzde 22.7'dir. Batı ekonomisinin kendisi ile övün düğü Almanya'da ilk üç yıllık fiyat artışı sıfıra yakın iken sonraki üç yıldaki fiyat artışları yüzde 14.3' tür. Ve diğer batılı emperyalist ülke lerin fiyat artışı yüzdelerinde de 1970 yılından itibaren benzeri artış lar olmuştur. Bu bağlamda, daha OPEC zammı yapılmadan 1973'te enflasyon oranlan bu ülkelerde gö rülmemiş oranlarda yükselmişti. Ba tılı emperyalist ülkeler çok ciddi bir durgunluk dönemi yaşıyor ve bu ekonomilerde üretim artmıyor aksi ne daralıyordu.
Dolayısıyla 1973 petrol krizi em peryalist kapitalist sistemin bunalı mının sebebi olamaz, oka olsa bir sonucu olabilir. Çünkü, 1973 OPEC petrol zammı Batı ekonomilerinin bağımlı azgelişmiş ülkeler aleyhine düzelmesi sonucunu vermiştir. Peki bu nasıl olmuştur?
Petrol bunalımı batılı emperyalist ülkeleri ilk aşamada 1 1.5 yıl bir bu nalımda bıraktıktan sonra bir atılı ma sokmuştur. Petrol zammından dolayı OPEC ülkelerinin artan gelir leri Batılı bankalara doğru akmıştır. 1974 ve 1975 yıllarında batı ülkele rine 80 milyar dolan aşan petrol doları gelmiştir. Bu dolarlar eğer
durgun Batı ekonomilerine şırınga edilseydi bir enflasyon olması işten d.ğildi. Batılı maliyeciler, ekonomi yi durgunluktan ve bağımlı ülkele rinkine benzeyen bir enflasyondan kurtarmak için, bu petrol dolarları nı batı sistemi dışına, yani geliş mekte olan ülkelere verip onlara bunlar karşılığında mal satma yolu nu Sc, •
Bu arada, petrol fiyatları zammı bir fiyat yükselişi doğurdu. Aslında bu f iyat yükselişini sadece OPEC ülke lerinin ham petrole yaptıkları zam doğurmadı. Batı ülkeleri bu fiyat artışını fırsat bilip petrolden alınan vergileri de artırdılar, örneğin ham petrole getirilen zam 1 00 ise, bunun petrol ürünlerine yansıtılışı B.Ame rika'da 175, İsviçre'de 160, Batı Al manya'da 155 oldu. Y ani ham pet rol zammına bu ülkelerin maliyeci leri vergi ekleyerek ülkelerin içine yansıttılar. Doğal olarak bu zamlar her türlü ürüne yansıdı ve böylece OPEC'cilerin ve maliyecilerin çaba sıyla yeni bir yüksek fiyat düzeyi ortaya çıktı. Y üksek fiyat düzeyleri, ayni para hacmi ile daha düşük bir ciroya sebep olacağından ve düşük ciro da ekonomik durgunluğu kö rükleyeceğinden, Batılı ekonomiler hem enflasyondan kaçınmak ve hem de durgunluğu yenmek için OPEC ülkelerinin petrol dolarlarını kullandılar. Ve ilk dönemde (1974 1 9 7 5 yılları süresince) hem Dış Ti caret'in para olarak değerini artırdı lar, hem de üretecekleri malları ala cak parayı azgelişmiş bağımlı ülke lere ve sosyalist ülkelere sağladılar. Batılı ülkeler, petrol bunalımından çok önce kökü 1 9 7 0 yılına dayanan bir ekonomik durgunluk içerisinde bulunmaları ve bunun doğal bir so nucu olarak yeterli üretimleri olma ması nedeni ile, bu ilk dönemde dış ticaret hacimlerini mal olarak zaten
artıramazlardı. Böylece, petrol zam mından sonraki ilk 1 2 yıl içerisin de, içinde bulundukları bunalımdan çıkamadılar. Fakat ikinci dönemde ( 1 9 7 5 i n ikinci yarısı ve sonraki sü rede) mal dışsatımlarını ilk dönem de sağladıkları kredilerle, hacim ola rak yüksek oranda artırdılar. Ve bu mal dışsatımlarını, kendilerinin de bilinçli olarak körükledikleri yüksek fiyat düzeyleri üzerinden yaptılar. Bu gerçekleri uluslararası ticarette otorite olan G A T T örgütü yayınları nın verdiği bazı rakamlarda gözlem lemek mümkün. Şöyle ki; imalat sanayii üretimi 1974'ün ilk yarısın dan 1975'in ilk yarısına kadar yüz de 12 kadar düşmüş ve 1 975'in ikinci yarısında başlayan iyileşme 1 9 7 6 'nın ilk yarısında da sürmüş ve bir önceki ayni döneme göre yüzde 9'u bulmuştur. Böylece, 1973 Aralık petrol zammı, Batılı ekonomilerin durgunluktan çıkma sına ve göreceli atılımlar yapmasını sağlamıştır.
Aynı sürecin OPEC ülkeleri dışında kalan diğer azgelişmiş bağımlı ülke lerin ekonomilerinde nasıl gelişti ğine bakalım. Batılı ülke ekonomile rinin 1970'lerde başlayan durgun luk dönemi, öncelikle onların dışa lımlarını etkiledi. Y ine GATT ya yınlarına göre; Batılı ülkelerin dış alımları I I . Dünya savaşından sonra ilk kez düştü. Dış alımlardaki bu azalma, değer olarak pek az olma sına rağmen hacim olarak yüzde 8 oldu. Batılı ülkelerin birbiriyle alış verişi artarken petrol satan ülkeler den dışalımları % 10 ve satmayan ülkelerden alımları % 5 değer ola r a k düştü. Buna karşılık gelişen ülkelere satışları değer olarak % 7 artmış oldu.
Batılı ülkelerin dışsatımlarındaki bu değer artışının nedeni dış satımların hacim olarak artması olduğu kadar,
batılı tüccar ve onların diplomatik temsilcilerinin bu malları bağımlı ülkelere pet rol fiyat artışlarını ba hane ederek y a r a t t ık la r ı yüksek f i yatlar üzerinden satmaları olmuş tur. Böylece, batılı ülkeler azgeliş miş bağımlı ülkeleri tam deyimiyle kazıklarken fiyat yüksekliklerini ham petrole çok para ödemekle açıkladılar. Bunu 1975 yılında da böyle yaptılar. Oysa 1 975'te bu ül keler ham petrole 1974'ten % 5 ek sik ödeme yaptılar. Ve böylece, Batılı ve OPEC ülkelerinin dışındaki ülkelerin 1974 ve 1975'deki toplam dış alım oranı artışı, toplam dış sa t ım artışının çok üstünde oldu. Ay nı şekilde tek tek azgelişmiş bağım lı ülkelerin dış alımlarındaki artışın dış satîmlarındaki artışın çok üstün de olması bu ülkelerin daha çok dış ticaret açığı vermeleri, daha fazla borçlanmalarına neden oldu. Ger çekten de Batılı ülkeler 1974 1976 yılları arasında az gelişmiş bağımlı ülkelere dış ticaret açıklarını finan se etmek için 90 milyar dolar verdi ler. Bu ülkelerin borçları 3 yılda 60 milyar dolardan 150 milyar do lara çıktı. Borçlan (1 974 76) iki buçuk kat artan ülkeler arasında en büyük oranda artışlar Brezilya, Gü ney Kore ve Türkiye'de olmuştur. Böylece 1 976 yılı sona erdiğinde Batı ekonomisinin 1970'te içine girdiği bunalım sona ererken Batı ekonomileri borç alıp yenilenmesi ve borçların artışıyla gelişen bir ekonomiler(!) topluluğu kurmuş bulundular. Bu ülkelerin bazıları Güney Avrupa ülkeleri; Y unanis tan, Portekiz, Türkiye, Güney Ame rika ülkeleri; Brezilya, Arjantin, Şi li, Paraguay, Nikaragua ve Doğu As ya'dan Güney Kore Cumhuriyetidir.
Petrol kaynaklarına sahip olan ülke lerin petrol dış satımından elde etti ği gelire gelince, açıktır ki, bu kay
naklar bu ülkeler halklarının yararı na kullanılmamaktadır. Bunun en iyi göstergesi OPEC ülkelerinin pet rol gelirlerinin nasıl kullanıldığına bakmaktır. Şah döneminde Orta Doğu'nun jandarmalığını yüklenmiş bulunan İran, bir yandan Basra Kör fezi'ndeki gerici rejimleri silahlı kuvvetleri ile desteklerken öte yan dan da silah tekellerinin başmüşteri si durumuna gelmiştir. 1973 ve 1976 yılları arasındaki 3 yıllık süre de ABD'nin toplam 8.3 milyar do larlık yabancı silah siparişlerinin 3.8 milyar dolarlık kısmını gerici Arap yönetimlerinin lideri durumundaki Suudi Arabistan yapmıştır. Fakat bunlar emperyalist ülkelerde yapı lan yatırımların ve bu ülkelerin ban kalarına yatırılan paraların yanında devede kulak misali kalmaktadır. OPEC ülkeleri dörtte biri ABD'ne olmak üzere yurtdışı yatırımlara 50 milyar dolar yöneltmişlerdir. Bu ya tırımlar ve batılı ülkelerden satın alınan mallardan arta kalan 50 mil yar dolar ise yine batılı ülkelerin bankalarına yatırılmıştır. Bu para nın 21 milyar doları İngiliz, 11 mil yar doları Amerikan ve 26 milyar doları ise diğer batılı ülkelerin ban kalarına yatırılmıştır. Yani bir yan dan petrol üreten ülkeler halklarının en temel ihtiyaçları dahi karşılan mazken, petrol gelirlerinin büyük bir kısmı çok çeşitli yollardan ulus lararası sermayenin kasalarına ak mıştır ve akmaktadır.
Diğer önemli bir nokta ise OPEC ül kelerinin ithal ettikleri malların fi yatlarındaki artışın bu ülkelerin ger çek gelirlerini büyük ölçüde düşür müş olmasıdır. Elde edilen gelirin it hal malları fiyat artışları ile deflate edilmesi sonucu 1974 yılının ilk 3 ayında 16.5 milyar dolar olan ger çek petrol gelirlerinin 1975 yılının ilk üç ayında 12.5 milyar dolara düşmüştür. Batılı ülkeler petrol fi yatlarındaki artışı, kendi mallarının fiyatlarını artırmak yolu ile karşıla mışlardır. Nitekim OPEC ülkeleri 1975 sonbaharında Viyana'da, kay bettikleri alım gücünü karşılamak için çareler bulmak amacıyla top
lanmışlar ve bu toplantının sonu cunda gerici Arap yönetimlerinin li deri durumundaki Suudi Arabistan' in daha fazla taleplere sert bir bi çimde karşı çıkması ile ancak % 10' luk bir fiyat artışı için karar alabil mişlerdir. Fakat, OPEC ülkelerinin kaybı yine devam etmiştir. Bu şart lar altında en fazla zararlı çıkanlar emperyalist kapitaiist sistem içinde yer alan petrole sahip olmayan az gelişmiş bağımlı ülkelere olmuştur. Bu ülkelerin zaten uluslararası tekel ci sermayenin çıkarlarına göre belir lenmiş bulunan dış ticaret yapılan içerisinde dış ticaretleri giderek ar tan miktarlarda açık vermiştir.
DPEC ülkeleri tarafından uluslarara sı tekelci sermayeye aktarılan petro dolarları özel bankalar azgelişmiş bağımlı ülkelere kredi olarak verdi ler. Fakat, petro dolarları azgeliş miş bağımlı ülkeler gereği kadar emip bitiremeyince özel bankalar sosyalist ülkelere de kredi açmak zorunda kaldılar.
Fakat planlı ekonomiler gerekli fon ları alınca, emperyalist kapitaiist sis tem içinde yer alan bağımlı ülke ekonomilerinin uğradıkları buna lımlara hiç uğramadılar. Böylece sosyalist ülkeler, emperyalist kapi taiist sistemden elde ettiği kredile rin de yardımıyla sanayilerini güç lendirmiş oldular.
1973'ün sonlarında başlayan petrol krizi süresince bazı tekelci merkez ler diğerlerinin aleyhine gelişmiş ve bunların kazançları diğerlerinin zararlarına olmuştur. ABD kaynak lı sermayenin egemen olduğu petrol sektörünün karları artarken başka emperyalist ülke sermayelerinin ha kim olduğu diğer birçok sektörün içinde bulunduğu kriz daha da sar sıcı olmuştur. Bu sektörlerin başın da otomotiv sanayi ve ulaşım gibi sektörler gelmektedir. Fakat, bugün artık, aralarındaki çelişkiler derin leşmesine rağmen gerek sermayenin uluslararasılaşması gerekse emper yalist kapitaiist sistemden kopuşlar emperyalist metropollerin büyük öl
çüde bütünleşmesine yol açmıştır. Kapitalizmin eşitsiz ve sıçramalı ge lişim yasası gereğince her zaman gündemde olan yeniden paylaşım, uluslararası tekelci sermayenin dün ya çapındaki iş bölümü ve uzman laşması bunun yanısıra sosyalist ül kelerin varlığı, daha da önemlisi ulusal kurtuluş savaşlarının öldürü cü darbeler vurması sonunda emper yalist ülkeler arasında yeni bir dün ya savaşına başvurmaksızın başka yöntemlerle gerçekleşmektedir. Bu yöntemler de daha çok, uluslararası tekelci sermayenin öz kuruluşları olan ve bütün dünya kapitalist siste minin işleyişini yönlendiren Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, vb. gibi kuruluşlarda sürekli olarak değişen güçler dengesinin yansıması ve buna göre pazarlıkların yapılma sıdır. Bu bağlamda, ilk bakışta OPEC'in elinde gözüken petrol sila hı aslında ABD'nin elinde olduğu kadar, bu silah bazı çevrelerin söy ledikleri gibi ABD'nin dış ekono mik ilişkilerdeki rakiplerine ya da ticaret ortaklarına yöneltilmiş ol maktan çok, doğrudan emperyalist kapitaiist sistem içinde yer alan ba ğımlı ülkelere, bütün emperyalist ül keler adına yöneltilmiş, bir silah ol muştur.
KAY NAKLAR (1) "Çokuluslu Petrol Tekelleri Üzerine", Tüm İktisatçılar Bir liği Aylık Bülteni, s. 47, Mayıs 1978.
(2) Arslan Başer Kafaoğlu, "Petrol Zamları — Ya da— Ekonomide Türkiye Ne Yapmalı", Cumhu riyet gazetesi, 25 29/3/1979.
(3) M. Tanju Akad, "Petrol Alanın da Uluslararası Tekelci Serma ye", Türkiye, 3. Petrol Kongre si, 1977.
(4) Oğuz Türkyılmaz, "Türkiye Petrolünde Yabancı Tekeller", Türkiye 3. Petrol Kongresi, 1977.
44 S
ELEKTRİK MüHENDİSLlĞt 267 268