Elektrik Mühendisliği · Sayı 339-340 · Ocak-Şubat 1987
ODAMIZ LOKALİNDE ŞUBAT AYI İÇİNDE YAPILAN ''SÖZLEŞMELİ PERSONEL UYGULAMASI''KONULU SÖYLEŞİ
- Yıl
- 1987
- Sayfa
- 8
- Okuma süresi
- 29 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam
İlgili: Mevzuat ve hukuk, Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- sözleşmeli personel
- 657 sayılı kanun
- 233 sayılı KHK
- KİT
- Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu
- Anayasa madde 128
Özet
EMO lokalinde düzenlenen söyleşide, KİT'lerde uygulanan sözleşmeli personel rejiminin tarihsel gelişimi, yasal dayanakları ve Anayasa'ya aykırılık iddiaları Teoman Alptürk ve Av. Aykut Başçıl tarafından ele alınmaktadır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Teoman ALPTÜRK: Arkadaşlar, bu tür toplantılar çeşitli konularda devam edecek. Her ay bir konuyu ele alıp takdimden sonra, katkılarınızla tartışmayı sürdüre ceğiz. Bugünkü konumuz, hepimizin yaşadığı sözleşmeli personel konusu, özellikle bu konuda, bu durumda çalı şanların katkısını istiyoruz. Kafamızdaki sorulara cevap vermek üzere, kamu çalışanlar sempozyumundan tanı dığımız Doç. Dr. Yıldırım ULUER, Yol İş Federasyo nu'nda çalışan Dr. Yıldırım KOÇ ve Odamızın Hukuk Müşaviri Av. Aykut BAŞÇIL arkadaşları çağırdık. Aykut arkadaş yasal sistemlere ilişkin sorulara cevap verecek ve tartışmaların sonunda herhangi bir yasal giri şim yapma gereği çıkarsa uygulamaya geçecek ve bize yardımcı olacak. Dilerseniz ben kısa bir şekilde gelişme leri özetleyeyim ve ardından sorularınızı arkadaşlarım cevaplandırsınlar. Sözleşmeli personel konusu nereden geldi, daha önce var mıydı, yasalar neydi? Bildiğiniz gibi kamu kuruluşlarında ülkemizde iki temel yasa vardır. Birincisi 657 sayılı devlet memurları yasası. Kamu kuru luşlarında çalışan birçok arkadaşın çalışmalarını düzen leyen bu yasa 1965 yılında çıkartılmış ve yapılan deği şikliklerle 1970'den sonra uygulanmaya başlanmıştır. Diğeri devlet memuru kapsamı dışındaki, genel olarak işçi kesimini ilgilendiren ve bu kesimin çalışmalarını düzenleyen 1475 sayılı iş kanunu. Bu yasa 1971 yılından bu yana uygulanmış ancak, 1980 yılından itibaren kamu kesimini yeniden düzenlemek amacıyla birçok değişik liğin yapıldığını hepimiz biliyoruz. Pek çok kanun hük münde kararname çıktı, pek çok değişiklikler oldu ve değişik biçimlerde sözleşmeli personel uygulamaları gördük. İlk uygulama 657 sayılı yasada yapılan değişik likle oldu ve 6 Haziran 1978 tarihinde bakanlar kurulu nun bu konuda kararnamesi yayınlandı. Bu uygulama özel bir meslek bilgisine, uzmanlığına gereksinim duyu lan kişiler için uygulandı. Hatırlarsanız bir kısım arka daşlar bu durumda çalıştılar. 12 Eylül 1980'den sonra
bir başka sözleşmeli personel uygulamasına geçildi. Bu uygulamanın, devlet kademelerinde oluşan boşluklarda sözleşmeli personelden yararlanmak amacıyla çıkarıldığı zannediliyor.
Bu uygulama daha çok emekli bürokrat kimselerin çalış maları için kullanıldı ve bunların emekli aylıkları da kesilmedi. Sınır çok fazla genişleyemeden 243 sayılı kararname ile iptal edildi. Bu kararnamede bir sözleşmeli personel uygulaması daha var. Bu uygulama 2472 sayılı kanun kapsamında yer alıyor ve genellikle büyük proje lerde çalışanlara uygulandı. Sosyal güvenlik açısından Emekli Sandığı'na bağlıydılar ve bu kimselerin atanma ları, aylıkları Bakanlar Kurulu tarafından belirleniyordu. Ortalama ücret 86.000 ile 500.000 TL arasında idi ve istenirse 2 katına çıkarma olanağı vardı. Son olarak yaşa dığımız sözleşmeli personel uygulaması 233 sayılı kanun hükmündeki kararnameye dayanılarak çıkarıldı. Bugün tartışılacak temel konu bu. Kanunu düzenleyenlerin düşüncelerine göre KİT'ler ekonomideki işlevlerini yeri ne getiremiyorlardı. Devlet bütçesine, kalkınma hamle sine ters yöndeki hareketlerinin giderilmesi için bu kuru luşların yeniden düzenlenmesi ve değişikliklerin yapıl ması gerekli denildi. Devlet 2680 sayılı yasa ile hükümet lere yetki verdi ve 233 sayılı kararname bu yasaya daya nılarak çıkartılan kanun hükmündeki kararnamelerden biridir. Sözleşmeli personel çalıştırılması için herhangi bir ayrım yapılmamıştır. İlk çıkarıldığında herkesin bu uygulamada çalıştırılması mümkündü ancak, daha sonra Ekonomik İşler Yüksek Kurulu, bazı görevlileri bu uygu lamanın dışına çıkarmıştır (genel müdür ve yardımcıları gibi). Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu (E.İ.Y.K.K.) 26 Nisan 1985'de 85/9 sayılı kararla sözleş meli personel uygulamasının temel esaslarını belirledi. 14 Mayıs 1985'de Başbakanlık kabul etti ve 18 Haziran 1985'de bütün kamu kuruluşlarına duyuruldu. Nedir bu sözleşmeli personel olarak çalıştırılacakların esasları?
1) 233 sayılı kararnamenin 4 2 . maddesinde kuruluşlara eleman atanması, kuruluşların yönetim kurullarına bıra kılıyor. Bu atamalarda yönetim kurulu üyelikleri ve denetçiler hariç tutuluyor.
2) Sözleşmeli personelin unvanları daha önceki perso nelin unvanlarına uygun olacak, 657 sayılı devlet memur ları yasasında tanımlanmış ve bugüne kadar uygulanmış bürokratik unvanlar aynen korunacak.
3) İlk saptanan tavan ücreti 600.000 TL idi ve daha sonra 800.000 TL'ya yükseltildi. Tavan ücret 600.000 TL iken taban ücret 50.000 TL gibi gülünç bir rakamdı.
4) Son olarak, sözleşmeli personel genel müdür ve yar dımcısının başkanlığındaki iki daire başkanından oluşan bir komisyon tarafından mesleki konularda mesleki sına va tabii tutulacaktı. Sözleşme süresi yeni alınacaklar için 6 ay, daha önce çalışanlar için 1 yıl olacak ve sosyal güvenlik yönünden sözleşmeli personel Sosyal Sigortalar Kurumu'na bağlı olarak çalışacaktı. Burada Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu'nun ilk belirlemele rinde bir değişiklik oldu ve daha önce Emekli Sandığı 'na bağlı olarak çalışan arkadaşlar eğer sözleşmeli personel kapsamına geçmek isterlerse Emekli Sandığı'na bağlı olarak çalışabileceklerdi.
Bir diğer konu, belki de en önemli temel konu, sözleş meli personele sözleşme ücreti, konut tahsisi, harcırah dışında hiçbir ödeme yapılmayacak bu da sözleşmede açıkça belirtilecekti. Sözleşmelere yansıyan en önemli uygulaması da fazla çalışma yaptırılıp, bu çalışmalar için hiçbir ödeme yapılmayacağı şeklinde formüle edil mesiydi. Sözleşmeli personel uygulaması konusundaki bu değerlendirmeden sonra sözü Aykut BAŞÇIL'a bıra kıyorum.
Aykut BAŞÇIL: Bakanlar Kurulu'nun 84 yılında aldığı bir kararla Ekonomik İşler Koordinasyon Kurulu diye bir kurul oluşturuldu. Bu kurul; Başbakan Yardımcısı Kaya ERDEM, Devlet Bakanı Kâzım OKSAY, Devlet Ba kanı Tınaz TİTİZ, Dışişleri Bakanı Vahit HALEFOĞLU, Maliye Bakanı Kurt CEBE ALPTEMUÇİN, Tarım Orman ve Köy İşleri Bakanı Hüsnü DOĞAN, Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit ARAL, Enerji Bakanı Sudi TÜREL, Kültür ve Turizm Bakanı Mükerrem TAŞÇIOĞLU, Başbakanlık Müsteşarı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarı, Merkez Bankası Başkanı'ndan oluşturuldu. Bu kurul 26.4.1985 26.5.1985 5 8 . 1986 tarihinde üçlü kararnameler yayınladı. Bu karar larda iktisadi devlet teşeklülleri ve kamu iktisadi teşek küllerinde ve bağlı ortaklıklarında 657 sayılı devlet memurları kanunu hükümleri ile 233 sayılı kanun hük mündeki kararnameden olan mevzuat hükümlerine göre her türlü kadrolar, genel müdür, müdür yardımcısı, mües sese müdürü ve yardımcıları, savunma sekreteri, savunma uzmanı VP sivil savunma uzmanı kadroları dışında kalan ve 26 Nisan 1985 tarihinden itibaren boşalan kadrolar
ve bu tarihten sonra boşalacak kadrolar, 1 ve 15 no'lu bütün kadrolar iptal edilmiştir. Ancak sözleşmeli statüye geçmeyen personelin özlük hakları aynen korunacak, fakat boş kadroların iptal edilmesi dolayısıyla kadro derecelerinde bir değişiklik yapılmadan aylıkları 657 saydı kanunun 67. maddesi gereğince öğrenim durumla rına göre belirlenen sınırları aşmamak kaydıyla, işgal etmekte oldukları kadrodan bir üst dereceye geçebilecek lerdir diye bir karar alındı. Ayrıca yine Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu 26.4.86 tarihinde bu söz leşmeli personelin hangi şartlarda işe alınacağını ve söz leşmede nelerin dikkate alınacağını belirlemek için şun ları yayınladı.
1) Personelin unvanı. 2) Çalışma saat, süre ve yerleri. 3) Sözleşme süresi, ücreti ve ödeme şartları. 4) Perso nelin sağlık ve sosyal hizmetlerden yararlanma koşul ları. 5) Sözleşmenin taraflarca fesedilme şartları. 6) Gö revin sona ermesi halleri. 7) Harcırahla ilgili hususlar. 8) Teşebbüslerce sözleşmeye konulması gerekli görülen diğer hususlar. 9) Teşebbüsün sözleşme süresini her ne sebeple olursa olsun yenileyip/yenilememe konusunda serbest olduğu hususu. 10) Ayrıca sözleşmelere, sözleş menin yenilenmemesi veya fesedilmesi hallerinde tazmi nat ödenmesine dair cezai şart kesinlikle konulmamasına ilişkin hükümler.
Ancak yayınlanan bu tebliğin hukuki dayanağını incele mek gerekiyor. Bilindiği gibi 82 Anayasası'nın 128. mad desi 1961 Anayasası'nın 117. maddesine göre, deği şik iki hüküm taşımaktadır. 128 ve 129. maddeler den oluşan iki değişikliği sizlere anlatmak istiyorum. 128. maddede aynen şöyle diyor: "Devletin KİT ve diğer kamu ticaret kesimlerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri tarafından görülür. İkinci kısımda memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atan maları, yetkileri, görev ve yükümlülükleri, hakları, aylık ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir" hük müdür. Burada 1961 Anayasası'na karşı iki değişik karar var. Birincisi, 128 maddede genel idare esaslarına göre belirtilen KiT'lere yer verilmiş. İkincisi ise "diğer kamu görevlileri" hükmünü taşıyor. Böylelikle KiT'lerde çalı şanlar, asli ve sürekli görev yapan devlet memurları kap samına alınmıştır. Bu hükümle çalışanların, memur gibi kamu hizmeti yaptıkları kesin bir hükme bağlanmıştır. Diğer kamu görevlileri kavramına ise 128. maddede yer verilmiş ve memur, işçilerin dışında farklı statüye sahip kişilerin çalıştırılabileceği hükme bağlanmıştır. Ancak 128. maddenin ikinci bendinde de bu iş mevzuatı dışın da bulunan özel hukuk hükümlerine göre istihdam edil meyen; sendikalara giremeyecek, toplu iş sözleşmesi yapamayacak, greve katılamayacak olan diğer kamu görevlilerinin hakları, atanmaları, nitelikleri, görev ve yetkileri hak ve hükümlülükleri ve diğer özlük işleri
kanunla düzenlenecektir. 233 sayılı kanun hükmündeki kararnameye bakıyoruz. Sözleşmeli personelin atanma larını düzenleyen 4 1 . maddede teşebbüslerin personel rejimlerinin ayrı bir kanunla düzenleneceği açıkça belir lenmiş. 43. maddede ise istihdam şekilleri belirlenmiş,kad rolu ve sözleşmeli personelin bu kanun hükmünden ve ka rarnameye göre istihdam edileceği, işçilerin istihdam sta tüsünün ise kanun hükmünde kararnameye tabi olmayaca ğı açıklanmıştır. Personel rejiminin ayrı bir kanunla düzen leneceği hususunu belirten 4 1 . maddede kadrolu, sözleş meli personel ayrımı yapılmadığına göre ve esasın 1982 Anayasası'nın 128.maddesinin ikinci bendine uygun ola rak belirlenmesinin doğal sonucu kuruluştaki sözleşmeli personel statüsünün dahi kanunla düzenlenmesi olduğuna göre, bu 233 sayılı kanun hükmündeki kararnamenin 47. maddesine dayanarak alınan koordinasyon kurulu kara rıyla sözleşmeli personel statüsü belirlenmesinde ve hatta mevcut düzenlemede 657 sayılı kanunun geçici 9 ve 2 1 . maddeleri aylık, ödenek, kadro ve özlük haklan bakımın dan bu kanuna tabi bulunan kadrolu personelin kazanıl mış haklarına kısıtlamalar getirilmesi hukuki değildir. Ekonomik İşler Koordinasyon Kurulu'nun yetkisi şu; ekonomik hayatta ve KiT'lerde ilgili konularda "yüksek seviyeli insanlar" almak ve koordinasyonu sağlamaktır. Yukarıda belirttiğimiz gibi sözleşmeli personelin nitelik leri, atanmaları, yetkileri, hükümlülükleri, aylık ödenek leri Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon KuruluVıun ka rarıyla düzenlenemez. Anayasanın 128. maddesinde bu dü zenlemenin ancak yasayla olabileceği açıkça hükme bağ lanmıştır. Bu nedenle 233 sayılı kanun hükmündeki karar namenin 4 1 . maddesi yürürlükte olduğu sürece KiT'lerde sözleşmeli personel uygulaması yasal değildir. Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu'nun konuya ilişkin karan ve uygulama ile tipik bir yetki aşımıdır. Bu hukuk devleti ilkesiyle çelişen bir uygulamadır ve sözleşmeli personel statüsünü de KiT'lerin özellişterilmesi, özel sek töre satılmasıyla birlikte düşünmek gerekir. Son günlerde basında Tınaz TİTİZ'in bir açıklaması yer aldı. "KİT'ler de çalışan sözleşmeli personelin % 10'unun sözleşme sinin yenilenmeyeceği" idi. Bu da gösteriyor ki sözleş meli personel uygulamasının yaygınlaştırılmasındaki amaç özellikle siyasi dalgaların bolca bulunduğu ülke mizde personelin işlerine son verilmesi. Çünkü yapılacak sözleşmelerde bu durum açıkça belirtiliyor. Cezai şart yok, kesinlikle sözleşmeli personel hukuki dayanaktan yoksun, bu bir tarafa hiçbir yasal dayanağı olmayan bir uygulama olarak görüyoruz.
Teoman ALPTÜRK: En önemli madde sözleşmenin yenilenip/yenilenmemesi yani 1 yıl ya da 6 ay içinde tarafların isteğine bağlı. Bu isteğin çalışan ve işveren ara sındaki ilişkilerde kimin tarafından daha rahat kullanıla cağı konulmalar ilerledikçe görülecek, özellikle bu değerlendirmelerde uygulamayı yaşayan arkadaşların katkılarını bekliyoruz.
KONUK: Bu konuya geçmeden evvel benim merak etti ğim bir konu var. 657 sayılı yasayla çalışanlar için üni versite mezunları 1. derecenin belli bir kademesine kadar gidebilir diye bir hak var. Oysa bu uygulamada, kadro iptali olayında o hak doğrudan elimizden alınmış oluyor. Buna bir açıklık getirebilir misiniz?
Teoman ALPTÜRK: Bu aslında konunun kapsamı içinde yer alıyor. Yalnız 233 sayılı kararname hükümlerine göre sözleşmeli personel uygulamasına geçilirken, boş kadroların iptal edildiği Başbakanlığın yazısıyla bütün kamuya açıklandı. Bu durumda kadro derecesinin üze rine çıkmak mümkün olmuyor. 243 sayılı kararname ile bulunulan kadro derecesinin bir üstüne kadar çıkabilir. Bunun dışında herhangi bir şey yapmak mümkün değil, ama olay konu içinde tekrar incelenilecek.
Aykut BAŞÇIL: Ben işe başlarken sözleşmeli personel yasası yoktu. Görevde bulunduğum süre içinde 1. dere cenin belirli bir kademesine kadar ilerleme olanağım var dı. Ben bunu bilerek işe başladım. Fakat şimdi bu iptal edilince aslında benim bu dereceyi almam gerekir diye iptal davası söz konusu olabilir. Ancak bunun sonucun dan emin değilim, fakat bunun hukuki yolu bir iptal davası isteminde bulunmak, yani bu kararname sizin kazanılmış haklarınızı engelleyen bir olay, yasal değil. Fakat personel rejimine duyarlı olan yargıdan nasıl bir karar çıkar doğrusu emin değilim.
KONUK: Ülkemizde çalışma hayatımızı düzenleyen 657 sayılı ve 1475 sayılı yasalar varken sözleşmeli personel uygulamasına neden başlandı. Bunun birçok politik yön leri olduğunu sanıyorum. Soru sormadan önce bu konu daki görüşlerimi açıklamak isterim. Sözleşmeli personel uygulaması, bence KiT'lerin özelleştirilmesi aşamasının bir basamağı olarak kullanıldı. KiT'lerin özelleştirilme sine bağlı olarak, çalışan personel sayısında düzenleme yapılacak ve sözleşmeli personel olarak işe yeni başlayan arkadaşlar sosyal güvenlik açısından sigortaya bağlı olmalarına karşılık, iş yasasının güvencelerinden yararla namıyorlar. Yani bu arkadaşların hiçbir güvence ve hak ları yok. Bence, bu uygulama ülkemizde sendikal hare ketleri çökertmeye yönelik. Demokratik ülkelerde çalı şan her kesime sendikalaşma hakkı tanınmış olmakla bir likte başta AET olmak üzere bütün dünyayı Türkiye'de demokrasi var diye kandırmaya çalışıyoruz. Bu hareketi bu kesimde çalışanlara sendika hakkı vermeyerek ve ne olduğu belli olmayan sözleşmeli personel kesiminin sendikal haklarını çökertmeye yönelik bir hareket olarak görüyorum. Bu açıdan konuyu biraz daha aydınlatmanızı isteyeceğim.
KONUK: 1985 yılında sözleşmeli olarak çalışmaya baş ladım. Sözleşme süresi bittikten sonra yine aym sözleş meye imza attık. Ücret değişikliği yapılmadı. Fakat bir süre sonra kendi kararlarına göre, diğer personele artış verildiğinde bize de aynısını uyguladılar. İkinci bir sorun
ise, benim çalıştığım işyerinde imzaladığımız sözleş mede şöyle bir madde var: "İşveren istediği zaman ele manlarını fazla mesaide tutabilir. Bunun karşılığında hiçbir ödeme yapmaz." Memur olarak çalışan arkadaşlar sözleşmeye geçinceye kadar bunun pek fazla zararını görmedik, ama herkes sözleşmeye geçince şöyle bir genelge çıkarıldı; hafta içinde hergün 1 saat, cumartesi günleri de 8 saat fazla mesai yapmak zorunludur.
KONUK: Ben henüz sözleşmeli değilim. Çalıştığım işye rinde sözleşmeye yeni giren arkadaşlara, sözleşme metni nin tamamı okutulmuyor. Sadece imzalayacakları bölüm getiriliyor. İmza atıyorlar ama ne koşullarda sözleşme yaptıklarını bilmiyorlar.
Teoman ALPTÜRK: Sözleşmeli personel uygulaması konusunda size bazı sonuçlan iletmek isterim. 233 sayılı kararnamelerin yasal dayanağının olmadığını Aykut arkadaşım anlattı. Bu kararnamede çalışanların ne işçi ne memur oldukları belirtiliyor. 1475'de çalışan arka daşlar Sosyal Sigortalar'a, 657'de çalışanlar ise Emekli Sandığı'na bağlı. Ama sözleşmeli personel olarak çalışa cak olan arkadaşların durumları karışık, ilk kez sözleşme ile işe başlayan arkadaşlara Sosyal Sigortalar'a bağlı, eskiler ise dilerse Emekli Sandığı'na bağlı olarak çalışa cakları söyleniyor. Ama tazminat konusu yok. 1475'e göre çalışanlar tazminat hükümlerine bağlı iken sözleş meli çalışanların böyle bir hakkı yok. 657'de çalışan arkadaşlar Emekli Sandığı sosyal güvencesine sahipler ve emekli ikramiyesi alabilecekler. İşe son verme, 657 sayılı yasada da zor değil ama yine de sosyal bir güvence var. özellikle devlet neden böyle bir şey ister, burada bir soru işareti var. Toplu sözleşme hükümlerine göre devlet sizinle çalışmak istemiyor. Ücretler konusunda çok ücret veriliyor görünüyor, KiT'lerde uzmanlaşan insanların çalışması özel kesime yönelik uygulamayla dile getirile bilir. Ama bu da çok açık değil. Ayrıca çok ücret veril mediğini burada açıkladık. 1475'de de, 657'de de bir çalışma dönemi sonunda ne ücret alacağınız bellidir. 1475'de toplu sözleşme yapıyorsunuz, bu sözleşme hükümlerine göre ne ücret alacağınız belirleniyor. 657'de de alışılagelmiş genel bir düzen içinde belirli artışlar var. Ama sözleşmeli personel olarak çalışıyorsanız, Ekono mik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu'nun ve çalışma hükümlerinin insafına kalıyorsunuz. Çünkü sizin amirle rinize önemli yetkiler tanınıyor, komisyon değerlendir mesi söz konusu 657 sayılı yasaya göre çalışanlar fazla mesai alarak, çok komik ücret alırlar, ama fazla çalıştır ma bir esasa, bir temele bağlanmıştır. Fazla çalışmanın 1 saati şu kadardır ve bir günde fazla çalışma süresi şu kadardır diye önceden bildirilmiş kurallar çerçevesinde yapılır. Ama burada doğrudan anayasa çiğnenerek fazla mesai ücreti ödemesi anayasaya aykırı olarak sözleşmeye konulmuştur. Anayasanın 18. maddesini okumak isti yorum, "Zorla çalıştırma yasaktır. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır. Şekil ve şartları kanun
la düzenlemek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalışmalar, olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikri çalışmaları zorla çalıştırma sayılmaz." Aslında bu son kısmın da tartışılması gerekir, ama en başında zorla çalıştırmama yasağı getiriyor. Şimdi siz anayasa bütün çıkartacağımız yasaların temeli diyorsu nuz, arkasından da kanun hükmünde kararname çıkartıp anayasaya dayanarak sözleşme uygulamasına geçiyor sunuz. Bu sözleşmenin temel maddelerinden biri de ücret ödemeden fazla mesai yaptırmak. Yani işveren isterse sizi 4 5 saat fazla çalıştırabilir. 1475 ve 657 sayılı yasa larda bunun için bazı maddeler var. Ancak bütün bunları bir kenara atıp, anayasayı bir kenara atıp, sizi uzun süre hiçbir ücret ödemeden çalıştırabilir. Siz de sadece son sayfalarını alıp, hiçbir tarafını okumadan sözleşmeyi imzalıyorsunuz. Şimdi sözleşmenin tamamını okumadan sözleşmeyi imzalayanları kınamak gerekir mi, gerekmez mi? Bence gerekmez çünkü Türkiye, dünyadaki işsizlik oranlarının en yüksek olduğu ülkelerden biri, bu koşul larda bu sözleşmeyi imzalayanları kınamamak gerekir. Ama diğer insanların ve bu durumda çalışanların yoğun düşünmesi gerekir. Ben bir meslek kuruluşu temsilcisi olarak bu uygulamayı oldukça yadırgadım. Bu konuda hiç soru gelmiyor ve bakıyorum tüm arkadaşlar sözleş meli personel uygulamasını bekliyorlar. Bu uygulama çoktan beri özlemini çektiğimiz sendikalaşma konusun da önemli bir kısıtlama getiriyor. Bu konuda da çok faz la tepki yok.
KONUK: Ben daha çok ayrı ayrı maddeleri şeklinde değil de bu yasanın varlığı konusunda düşünüyorum. Bana göre özellikle kamu sektöründe cici çocuk beklen tisi gibi bir olay var. Bunu hepimiz biliyoruz. Yani oranı ne olursa olsun ister % 5, ister % 95 birtakım gerçeklerle karşılaşan kişiler bunları belirler. Kamu sektöründe insanların yanlış ve haksız uygulamalarla karşılaşmaması mümkün değil. En azından şunu sorabiliriz, bu yasa niye çıkarıldı? Yani sadece KiT'lerin özelleştirilmesi mi yoksa gerçekten cici çocukları artırmak, kaka çocukları da diskalifiye etmek için mi? Tabi bu kaka çocukları diska lifiye etmek dikkati çekeceğinden ilk aşamada böyle bir olay yapılmayacaktır, kesindir. Bu konunun açıklanma sını istiyorum. Bir de okuduğunuz sözleşmedeki uzma nın tarifi nedir? Yeni okuduğunuz kararnameyle alına cak kişilerin uzmanlığına ihtiyaç duyulan kişiler olduğu belirtildi. Yani kalifiye eleman alınacak demektir. Bu uzmanlık tarifiyle devlet sektöründe uzmanlık ne demek? Çünkü benim 10 yıldır uygulamada gördüğüm kadarı ile uz manlaşmanın tam tersi çok yönlü olma, az şey bilir olma geçerli. Beklenen yapıda ne tür uzmanlaşma isteniyor?
KONUK: Bu kanun hükmündeki kararnamelerin meclis denetiminden belli bir süre uzak tutulması bildiğimiz bir şey. Ama bunların anayasa yargısı açısından bir dene
ELEKTRÎK M JHENDİSLİĞ1 339 340
time bağlı olup olmayacakları konusunda bizi aydınlatır mısınız? Ayrıca Yıldırım KOÇ arkadaştan da işçi, memur ayrımı konusundaki geçmiş pratikte yaşananlar ve bu sözleşmeli personel uygulamasının ilişkisini anlat masını isteyeceğim.
Yıldırım ULUER: Aslında niye geldi böyle bir uygulama meselesinden başlayalım. Bizim toplumumuz gerçekten yaz boz tahtası, A'dan Z'ye kadar bozuk, hadi oturup düzeltelim felsefesi hakim. Arasıra bu cins teşebbüsler de bizim toplumumuzda başarıya ulaşmış. Yine toplumsal olarak bakarsak A'dan, Z'ye düzeltmek, değiştirmek mümkün değil. Bu epey eskiden beri bilinen bir gerçek. "Eski rejim ve Devrim" isimli kitapta devrimin eski reji mi nasıl değiştiremediği, nasıl eski müesseselerin devam ettiğini anlatır. Yani Sovyet Devrimi bile birçok eski Rus kurumunu montaj etmiştir, kolay değil değiştirmek. Aslında son yıllarda bizim ülkeyi devralan kadro herşeyi değiştirmek istiyor. Hazırlıklı ve deneyimli kişiler, gel dikleri yer ve dayandıkları yer var. Tecrübeleri özel sek törden geliyor özel sektör nasıl ise, nasıl kararlı ise bunu devlete de uygulamak istiyorlar. İstediğimi alırım, istedi ğimi atarım diye özel sektördeki gibi düşünüyorlar. Her isteyen herşeyi sil baştan değiştiremez, devlet geleneği vardır. Bu insanlar, mühendis kökenli iktisatçılar, şöyle ki mühendis fakat özel sektörde çalışırken kâr amacıyla çalışmış ve kâr amacıyla ekonomiye, işletmeciliğe merak salmış. Bu merak sırasında biraz matematik kafa sıyla ekonomi kapmış, işletmecilik kapmış ama sosyal meselelerde zayıf, önem de vermiyorlar zaten. Hukukçu kadroları son derece zayıf, zaten ihtiyaçları da yok hukukçuya. Bunların hukukçu kadroları arasında bir tanesi iyi kötü aklı eren bu sözleşmeli personel uygula masıyla ilgili kararlara ne yapıyoruz dememiş. Kolayca yıkılabilecek bir sistem. Bir arkadaşımızın söylediği gibi, yükselme hakkın var ama nasıl? Hemen birtakım kadro ları iptal ediyorsun, nasıl iptal ediyorsun? Böyle bir arka daş ı, yani yükselmesi engellenmiş bir arkadaşın açacağı bir dava sistemi çökertir. Böyle kötü bir sistem, ama kendi açılarından iyi bir sistem. Adamların bütün isteği, istediği adamı istediği anda atabilmek. Kamu kesiminde onların haberdar olmadığı çok temel bir ilke var. Devlet örgütü içinde kamu hizmetlerine yönelik keyfilik kesin likle yoktur. Bu ilkeyi göz önünde tutarsanız, sözleşmeli de olsa bu personelin güvencesiz sayılması mümkün değil. Gerçi kanunda ne işçisiniz, ne memur. İşçi olma yınca iş hukukunun güvenceleri yok, memur olmayınca, kamu görevlilerinin güvenceleri yok, sizi ortada bırakı yor. Yani bu kurnazlık aslında hukuken olabilecek bir şey değildir. Sözleşmeli personelin güvencesi vardır, şöy le vardır; Kamu hizmetinin devamlılığı ilkesine, keyfili ğin olmadığı temel duruma göre sözleşmeli personelin görevine son vermeyi başaramaz. Bir örnek verirsek 1960'dan 65'e kadar devlet tiyatrolarında sanatçılara daha fazla para verebilmek için özel bir hüküm konmuş
kanuna. Bunlar sözleşmeli çalışacak ve sözleşmeyle daha fazla para alacaklar. Sözleşmeli çalışınca, idare isterse sözleşme bitiminde sözleşmeyi yenilemeyebilir. O sırada sendika kurma hakkı vardı ve sendika kuran birisi için bu sözleşme yenilenmedi. Bu sanatçı dava açtı ve Danıştay' dan iptal kararı aldı, iş uzadı ve içtihatı birleştirme kararı alındı. Geçerli bir sebep olmadıkça devam eden bir hiz mette, keyfi olarak kişinin görevine son verilemez. Aslın da kamu görevlisi 657'ye tabi ise kamu görevlileri güven cesinden yararlanır, fakat bu da uygulanan bir şey değil dir. Ama işin özüne bakarsanız kamu görevlilerinin söz leşmesi yoktur, kendileri statü hukukuna tabidir denir. Statü hukuku özünde sendikal harekete karşı bir uygula ma olarak yaratılmış, ne yapalım sizin statünüzü kanun tespit etmiş, biz nasıl değiştirelim diyebilmek için ve sözleşmeli olmamaya yönelik bir mükafatla kamu görev lilerine bir güvence sağlanmıştır. Sözleşmeli personel uygulaması geliyor. Bütün amaçları, isteyen amir istediği adamı atsın. Bu yolla verimlilik sağlayacaklarına inanı yorlar, onların düşüncesi bu; saygı göstermek lazım, ama böyle ne işçidir, ne memur diye bir kademe yaratılırsa, bir zaman sonra bu durum kendi amaçlarının tersi sonuç lar da doğurabilir.
Yıldırım KOÇ: Sözleşmeli personel uygulamasına herkes karşı çıkıyor. Ben biraz sözleşmeli personelin olumlu sonuçlarından söz edeceğim. Durum şu;insanlar iki türlü istihdam ediliyorlar. Teoman arkadaşım anlattı, ya iş yasasına tabisiniz, ya da 657'ye. Alparslan IŞIKLI'nın bir fıkrası vardır, bu işçi memur ayrımına ilişkin, onu anlatayım size: Hayvanat bahçesinde iki tane yanyana kafes varmış, ikisinde de Afrika'dan getirilen aynı yaşta iki tane arslan kalıyormuş. Arslanların birine et giderken, öbürüne hergün muz gidermiş, sonunda muz giden arslan isyan etmiş, bakıcısını çağırmış : "Aynı yerden geldik, aynı hayvanat bahçesinde kalıyoruz, ona neden hergün et, bana hergün muz veriliyor?" Bakıcı boynunu büke rek "Ne yapalım senin kadron maymun kadrosun da." Şimdi işçi, memur ayrımının özü de bu, yani açık çası olaya bakarken Türkiye'de bir milyon yediyüz bin dolayında memur kadrosunda çalışan insan var. Biz bun lara da işçi diyoruz. Çünkü Türkiye'de nüfus sayımı yapı lırken size memur musunuz, işçi misiniz diye sormuyor lar; ücretli misiniz, işveren misiniz diye soruyorlar. Fakat devlet belirli bir kesimin örgütlenme hakkını alabilmek için, onlara iş güvencesi vermiş. Şimdi siz çoğunuz memur olarak aman iş güvencem yok diye çırpınırsanız, şunu belirteyim işçinin zaten iş güvencesi yok, hiç olmazsa siz sözleşmeli personel olarak çalışmaya başla dığınızda iş güvenceniz 6 aylık ya da 1 yıllık sağlanıyor. 1475'e tabi olarak çalıştığınız takdirde hiçbir iş güven ceniz yok. 1475'in 13. maddesine göre işten çıkart der ler ve aynı gün işten çıkartılırsınız. Bu olumlu yanı ile özetlemek istediğim, vurgulamak istediğim şu; Türkiye' de 1961 Anayasası 'nda memurların sendikalaşma hakkı
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 339 • 340 14
vardı. 1965'de 624 sayılı kamu personeli sendikaları yasası çıktı. Hatırlayanlar var mı bilmiyorum, kamu per soneli sendikaları kuruldu ve 12 Mart sonrasında anayasa değiştirildikten sonra sendika konusu yasaklanana kadar Türkiye'de 400.000 kadar memur sendikalıydı. Şimdi bence bugün memur statüsünde çalışan arkadaşların "iş güvencem" demek yerine "örgütlenme hakkım" demesi daha doğru oluyor. Çünkü işçinin iş güvencesi yok, ör gütlenme hakkıyla bunu sağlamaya çalışıyor. Benim umudum şu; Sözleşmeli personel statüsüne geçildiği tak dirde devlet hiç farkında olmadan bazı insanlara sendika laşma hakkı getiriyor. Şimdi bu konudaki tartışmalar TMMOB'de 1985'in sonlarında başlamıştı. O zaman bir komisyon oluşturulmuştu ve ben de o komisyonda çalı şıyordum. O dönemde özelleştirme yasası çıkmamıştı. Hep kafamızda şu vardı: 657'ye tabi olmadmızmı 1475'e tabisinizdir. Elimde yüksek denetleme kurulu raporunun fotokopisi var. Buna göre 1984'ün sonunda 205.000 memur statüsünde çalıştırılan insan var KiT'lerde. O dö nemde bizim tahminimiz özelleştirme yasası daha çık madan bile, acaba diyorduk KiT'lerde memur statüsünde çalıştırılanları sözleşmeli yaparlarsa onları hizmet akdi ile çalışıyor kabul edip, bu insanları sendikalar üye kabul etse, örnek davalar açılsa ve bu uygulama yerleşse, biz bu insanlara, memur statüsünde çalışırken ellerinde olmayan sendikalaşma hakkını sözleşmeli personel ola rak hizmet akdi ile çalıştıklarını düşünüp sağlayabilir miyiz? Bunun arkasından özelleştirme yasası çıktı ve ben artık şundan emin olarak söylüyorum ki özelleştirme yasası ile birlikte, KiT'lerde sözleşmeli personel olarak çalışan insanların sendikalaşma hakkı doğmuştur. Çünkü özelleştirmeyle birlikte KİT'ler kamu kuruluşu olmaktan çıkıyor, özelleştirme yasası uygulamaya konduğunda artık bunlar kamu kuruluşu olmaktan çıktıklarında, bu insanlar hizmet akdi ile çalışan insanlardır ve sendikalaş ma hakları vardır. Ama bunu kullanma cesaretini göstere bilirlerse. Bunu şunun için vurguluyorum, kullanma cesaretini gösterebilirlerse diye. Geçen Mayıs ayında izmir'de Yıldırım ve Teoman Beylerle birlikte olduğu muz bir sözleşmeli personel semineri vardı ve orada tah taya arkadaşlarımız 'Teknik elemanların sendikalaşma hakkı" diye bir yazı asmışlardı. O zaman ben şunu söyle dim, özel sektörde çalışan teknik personelin sendika laşma hakkı var ama sendikalaşmıyorlar. özel sektörde çalışan teknik personelin, mühendis arkadaşların yasa lara göre sendikalaşma hakkı var ama bu haklarınızı kul lanmıyorsunuz. Diğer taraftan şu nokta önemli idi. Sen dikalarla meslek odalarının bu konularda işbirliği yap ması. Çünkü sendikalar toplu sözleşme imzalarken kap sam dışı personel diye bir şey vardır. Bu sendikadan sen dikaya, toplu sözleşmeden sözleşmeye değişir ve toplu sözleşmeden yararlanamayacakların listesi vardır. Kap sam dışı personeldir bunlar ve genellikle mühendisler kapsam dışı personeldir. Bizim istediğimiz ise şuydu, eğer meslek odalarıyla sendikalar işbirliği yapabilirler»,
özel sektör işyerlerinde kapsam dışı personel daraltılırsa, sendikalaşma hakkı olup toplu sözleşmenin kapsamı dışında bırakıldığı için sendikalara üye olmayanlar sendi kalaşırsa, yol açılmış olur. önce özel sektörde çalışan mühendis arkadaşlarımız sendikalara girer, bu da gelecek dönemde sözleşmeli personel olup özellikle de özelleş tirilen KiT'lerde çalışan arkadaşlarımızın yolu açılmış olur. İzmir'deki seminerde bunları konuşmuştuk. Fakat ondan sonra biz Yol İş olarak o dönemde bir kampanya açtık, açıkçası meslek odalarından arkadaşların bu konu da, özel sektörde çalışan teknik elemanların sendikalaş ması konusunda yeterince çaba gösterdikleri kanısında değilim. Bugün arkadaşımız bir soru sordu, bu uygulama neden çıktı diye. Biliyorsunuz 1970'li yıllarda batı eko nomik bir buhran yaşıyor. Bu ekonomik buhranın 29 buhranından farkı vardır, bu da ayn bir konu. Batı bu buhrandan çıkma çabaları içinde. İngiltere'de Margaret Thatcher, Amerika'da Reagan,hatta Almanya'daki işveren ler işçi ücretlerini düşürmeyi planladılar.Sendikalara,sen dikalaşmaya karşı bütün dünyada 70'den itibaren sistemli bir saldırı başladı. Yani geçmişten farklı bir yaklaşım söz konusu. 70 öncesinde kapitalist sistem sendikalara ta hammül edilen ve hatta sisteme entegre olmuş ve sistem leşmiş kurumlar olarak bakıyordu. Bu son buhrandan sonra, bütün dünyada sendikalaşmaya karşı sistemli bir saldırı var. Yani bugüne kadar sendika özgürlüklerinin yerleşmiş olduğu ülkelerde bile en temel sendikalara sal dırı var. Başka ülkelerde bu saldırının bir parçası da özel leştirme, yani özelleştirme dediğimiz uygulama yalnız Türkiye'de değil, özelleştirirken de Türkiye'de memur ların ayrı durumu var, iş güvencesi sağlanmış ama sendi kalaşma yok. Bir arkadaşımızın belirttiği gibi birçok demokratik ülkede memurların bir bölümünün sendika laşma hakkı var, o kadar ki çok çarpıcı bir örnek olarak isveç'de subaylar sendikalaşıyor. Fransa'da polisler sen dikalı, yani bu kadar yaygınlaşmış sendika hakkı. Türki ye'de gördüğümüz sözleşmeli personel uygulamasını baş ka ülkelerde görmüyoruz. Şu nedenle görmüyoruz. Tür kiye'de memurun iş güvencesi var ama sendikalaşma hakkı yok. Batıda bizdeki gibi bir iş güvencesi yok ama sendikalaşma hakkı var. O zaman Türkiye bir ara kate gori icat etmek zorunda kaldı. Bu ara kategoride iş güvencesinin olmayacağı, sendikalaşma, sözleşme yapma ve grev haklarının olmayacağı bir sözleşmeli personel geliştirildi. Ama bunu özelleştirmeyle birlikte yaptığı zaman kanımca sendikalaşma hakkı da doğuyor. Türki ye'de bugün ilerici insanların gücü 24 Ocak Kararları'nı değiştirmeye yetmiyor. Bu durumda bence açıkçası ağla yıp, sızlanmaktan çok, halkımızda yerleşen çok güzel bir söz vardır, "her serde bir hayır vardır" diye, bence bu serdeki hayrı bulup çıkarmak ve bu hayrın üzerine git mek gerekiyor. Sözleşmeli personel engellenmiyor, ana yasa değiştiriliyor, çünkü ellerinde güç var. O zaman bence savunulması gereken, iş güvencem gitti diye, memurlann memur olarak iş güvencesine sığınmak değil.
Sözleşmeli personel statüsüne geçirildiğinizde, sözleşmeli personel ile birlikte özelleştirme yasası çıktığında sendi kalaşmaktır. Gücünüz yetiyorsa tehlikeyi göze alabiliyor sanız ki bu tehlike sıradan bir işçinin her zaman karşı karşıya bulunduğu işten çıkarılma tehlikesidir. Sıradan işçi vasıfsızdır, siz vasıflı insanlarsınız. Artık memur gibi ayrı bir kategoride görmeyin kendinizi. Bütün dünyada teknoloji öyle değişiyor ki, işçiyiz diyen milyonlarca insan Avrupa ülkelerinde büro elemanı, teknik elema işçilerin sendikalar içinde verdiği mücadeleye katkı koyuyor. Bu imkanı size istemeden de veriyorlar. Bunun yolu da önce meslek odalarının özel sektörde teknik ele manların sendikalaşması için kampanya açmasıdır. Arka sından sözleşmeli elemanların özelleştirilen KiT'lerde sendikalara üye olup örnek davalar açmasıdır. Yani söz leşmeli personel gider özelleştirilen bir yerde sendikaya üye olur, sendikayla danışıklı doğuştur bu. Durum kuruma bildirilir, aidat kesildiği bildirilir. Kurum itiraz eder ve konu Yargıtay'a gider. Bu örnek kararlar üzerin de de uygulama yerleşir. KİT'ler özelleştirilince özelleş tirilmiş KiT'lerde özellikle sözleşmeli personel olarak çalışan arkadaşların hakkının doğduğu inancındayız. Bu yolda bence şer'i kaldıramıyorsanız, şer'i hayra dönüş türmeye çalışın ve memurluğun rehaveti içinde, memur luğun güvencesine sığınmak yerine, kendinizi de işçi ola rak kabul edip işçilerin mücadelesine katılın.
Teoman ALPTÜRK: Yıldırım arkadaş bize yapılacak iş çıkartıyor, bu da zaten toplantının amaçlarından biri. Yasal denenecek yollar ya da somut atılacak adımlar, saptamak açısından belki de bu toplantıyı daha başka yerlerde de tekrarlamak gerekiyor. Ama somut olarak şer'i hayra dönüştürmek konusunda gerçekten sendika laşma hakkının olduğunu kabul edip bugünkü sendikalar konusundaki eleştirileri saklı tutarak gerçek mücadele yolunu açmak için bu hakkı kullanmayı düşünebiliriz.
KONUK: Yıldırım bey, ben bir soru sormak istiyorum. Ancak soruyu sormadan önce memurların güvencesi olduğu söylense bile, memurların da çok fazla güvencesi olduğuna inanmadığımı belirtmek istiyorum. Çünkü ülkemizde bunun birçok örneği yaşandı, özellikle öğret men kesimi için bu bir güvence değil belki işten atamaz lar ama atmak için de her türlü yola başvururlar. Sorun şu olacak, burada toplantıya katılan arkadaşların çoğu nun teknik olabileceği düşünülerek, daha çok teknik per sonelin sendikalaşma hakkından söz edildi. Ben TEK'de idari personel olarak çalışıyorum. İdari personel eğer sözleşmeli kapsamına geçerse, KİT'ler de özelleştirilirse ki bu henüz tartışmalı, o zaman idari personele sendikal hak tanınacak mı? Açıkçası ben sendikalaşma kapsamı nın genişletilmesinden yanayım. İster memur olsun ister işçi ya da sözleşmeli personel olsun çalışan her kesime sendikal hak tanınmalı. Ama sözleşmeli personel uygula masına geçilip, KİT'ler de özelleştirilirse idari personel de dediğiniz yollarla sendikalaşma hakkına ulaşabilir mi?
Yıldırım KOÇ: Ben önce şunu söyleyeyim. Memurların iş güvencesi derken kastım şu 657'ye göre normal koşul lar. Ben ODTÜ'de çalışıyordum ve 1402 ile insanların o iş güvencesinden nasıl yoksun bırakıldıklarını bilen bir kişiyim. Sorunuza gelirsek, teknik personel ya da idari personel farketmiyor. önemli olan sizin çalıştığınız kurumun özel kuruluş olması. Devlet kuruluşu olsa tar tışmalıdır ki ben yine olacağını düşünüyorum. Eğer TEK özelleştirilse teknik kadro, idari kadro ne olursa olsun sendikalaşma hakkına sahip oluyorsunuz.
KONUK: Ben şunu sormak istiyorum, kamu teşekkül lerinde çalışan sözleşmeli personel ne olacak? Benim işyeri m KİT değil, katma bütçeli bir kuruluş, bu gibi yerlerde sözleşmeli çalışan arkadaşlar var. Bu arkadaş ların durumu ne olacak?
Yıldırım KOÇ: O durum tartışmalı, bana sorarsanız onların sendikalaşma hakkı doğar, ilk aşamada, özel sek tördeki teknik elemanlar sendikalaşırsa, ikinci aşamada özelleştirilen KiT'lerde çalışanlar sendikalaşırsa onun arkasından henüz özelleşmemiş ama özelleştirilme yasası kapsamındaki sözleşmeli personeller sendikalaşırsa, sıra size geldiğinde sizin de sanırım hakkınız doğmuş olur. Ama siz bugün sendika üyesi olsanız, katma bütçeli bir kuruluş olduğunuz için yargıya gittiğinizde karar aley hinize çıkar. Ama diğer üç kademe oturduktan sonra karar lehte çıkabilir. Ama yine de sizin durumunuz tar tışmalı.
Teoman ALPTÜRK: Arkadaşlar, Yıldırım ULU ER beyin ekleyeceği bir şey var. Daha sonra sorularınıza tekrar döneceğiz.
Yıldırım ULUER: Memurların güvencesi konusuna değinmek istiyorum. ODTÜ kanununa özel bir hüküm konmuştur. Üniversitenin öğretim üyeleriyle yaptığı münasebetleriyle ilgili bir hüküm konmuştur. Sözleşme den ve sözleşmeyle ilgili maddelerden Ankara mahkeme leri ilgiliydi. O zaman mütevelli heyeti beğenmediği adamı atıyordu, gitsin Ankara mahkemelerinde uğraşsın. Kamuda çalışan bir kişinin böyle çalışması mümkün değil ve öyle atılan bir arkadaşımızın uğraşması sonu cunda kanunun o hükmü anayasa mahkemesi tarafından iptal edildi. Başka bir örnek, yine kendimizden örnek verelim. Ben devlet memuru olarak çalıştım. Devlet memurluğuna girerken bilinçliydim ve güvenceli olduğu için girdim. 24 yıl boyunca çalışıp, 25. yıla girdiğim zaman işten atıldım. Ama ben atıldığım zaman biliyor dum ki geri döneceğim ve geri döndüm. Şu anda Ankara Hukuk Fakültesi öğretim üyesiyim, mahkeme kararıyla işime tekrar döndüm. Yani birtakım güvenceler vardır ama bunları kullanabilirseniz. Sendikalaşma meselesinde arkadaşımın görüşlerine tamamen katılıyorum. Ne işçi sin, ne memur yani iyi bir çocuk olduğun sürece seni çalıştırırım, iyi de bir ücret veririm. Bu saçmalıktır. Hu
kukçu olarak bunu söylüyorum. Memurun anayasal güvencesi var, işçinin anayasal güvenceleri var. Bunun dışında kamuda çalıştırılmak üzere ayrı bir kategori yaratmak anayasaya aykırıdır. Eğer yaratılmışsa bu kate goride çalışan arkadaşlar sendika kurar, kuramazsın denildiğinde biraz direnmeyi göze alırsanız sonuç alınır. Çünkü Türkiye o kadar da kabile aşiret devleti değil, hukuk var.
KONUK: Son çıkan sözleşme yasasına göre KiT'lerde çalışan personelin hangilerine sözleşmeli çalışma mecbu riyeti getiriliyor. Sözleşmeli çalışma yasasına göre çalı şılması mecburi mic'ir?
Teoman ALPTÜRK: Amaç KİT'lerdeki tüm çalışanları sözleşmeli yapmak. Bunun için kurumlar kendi program larını çizip, şu kademeye kadarını şu zamana kadar söz leşmeli yapacağım deyip bir düzenleme getiriyorlar. Ancak nihayi durumda herkesin sözleşmeli personel kap samına geçirilmesi düşünülüyor. Burada hemen ikinci somut bir şey söylemek istiyorum. Bu durum eğer zorunlu kılınırsa, bunu yapmadan noterden sözleşmeli personel uygulamasına zorla geçirildiğinize dair bir yazı yı almanızda büyük bir yarar vardır. Bu ilerde haklarınızı koruma anlamında kullanılabilir.
Yıldırım KOÇ: 31 Ocak 1987'de gazetelerde bir haber vardır. Hasan Celal GÜZEL hükümet adına bakanlar kurulundan çıkarken yaptığı açıklamada KiT'lerde çalı şan personelin tümünü 10 yıl içinde sözleşmeli duruma geçireceklerini belirtmişti.
KONUK: Sözleşmeli personel uygulaması kanun hük münde kararnameyle başlatıldı. Biraz önce bu durumun anayasaya aykırı olduğu söylendi. Anayasaya aykırılığı iddia edildiğine göre bu kanun hükmündeki kararname tamamen iptal edilebilir mi? Eğer edilirse sözleşmeli per sonel olarak çalışan arkadaşlar ne duruma düşerler?
Yıldırım KOÇ: Kararnamenin iptalini istemeye bile gerek yok. Ona dayanarak yapılan işlemler iptal edile bilir. Bütünü konusunda birtakım ayrıntılar var. Çok faz la girmek istemiyorum, ama yapılabilir. Zaten bir türlü ka nunu çıkartamadılar. Onun için geciktiriyorlar yani kanun hükmündeki kararnameyi,kanuna dönüştürmeyi geciktiri yorlar. Kanuna dönüştüğü zaman çok daha kolay olur. Kararname iken de anayasa mahkemesine gitmek müm kün. Çünkü söylediğim gibi ne deve, ne kuş; ne işçi, ne memur biçiminde bir kategori hakları yok, bu anaya
saya aykırıdır. Kanun hükmündeki kararnamenin anaya saya aykırılığı konusunda anayasa mahkemelerine gidile bilir. İptal edildiği takdirde bakın ne olur. Devlet memu ru bütçeden maaş alır. Diyelim ki bütçe yasası çıkmadı, teorik olarak bütçe yasası çıkmadığı zaman hiçbir devlet memuru tek bir kuruş para alamaz. Ayrıca hiçbir zaman böyle bir şey olmaz, yani herkes maaşını almaya devam eder. Birtakım kurallarla, uygulama farklı olur. Sözleş meli personele kanun hükmündeki kararname iptal edilir se hiçbir şey olmaz. Bütün sözleşmeli personel şöyle ya da böyle maaşını almaya devam eder. Hukuken ala maz, ama alır. Ne zamana kadar? Yeni bir çözüm bulu nana kadar.
KONUK: Sözleşmeli personel kararnamesinde bazı unvanlar getirilmiş. Bazı maddeler konmuş ki bunlara göre istenirse aynı unvanda daha az maaşa çalışabilirsiniz. Bu kazanılmış hakların kaybı sayılır mı, sayılmaz mı?
Yıldırım KOÇ: Hukukda kazanılmış haklar, eğer destek leniyorsa arkası boş değilse kaybedilemez. Ancak destek lenmeyen, kazanılmış haklar kaybedilir. Belirttiğiniz durumlar yasayla getirilmişse yasaya ek bir hüküm konur, eski ücretlerini almaya devam ederler gibi, yani kazanıl mış hak geri gitmez. Ama dediğim gibi desteği varsa kay bedilmez.
KONUK: Avrupa ülkelerinde de KİT'ler var. Oradaki personelin çalışması sözleşmeli midir? Eğer böyleyse bizdeki uygulamaya benziyor mu?
Yıldırım KOÇ: Genel olarak bunlar devlet memurlarına çok benzer olarak çalışıyorlar. Bizde de eskiden öyleydi. 1926'da çıkartılan kanun oldukça iyiydi ve 657 geldi. O dönemde maaş kanunu ayrıydı, 3656 sayılı maaş kanunu vardı. KİT'ler için ayrı bir personel kanunu yok tu. Fakat ayrı bir maaş kanunu vardı, o da 3659 yani birçok yerde devlet memurlarına çok benzerdi. Devlet kamu görevlileriyle, KİT çalışanları aşağı yukarı paralel hükümlerle çalışırlardı. Bu batıda da böyledir, bizde de öyle idi. Benim inancıma göre aslında bunlar KiT'lerden başlıyorlar. Ama orada kalmayacaklar. Kamu görevlileri yani devlet çalışanlarını da sözleşmeli yapmak niyetin deler. Amaçları bu, birtakım hesaplar yapıyorlar, gayet titizce ve ücret değerlendirmesi yaparak. Aslında bu hesaplar önemli değil. Önemli olan temel hesabın tutma dığı, yani bir kadro geldi diye sistemi yerinden oynat mak hiç de öyle sanıldığı kadar kolay değil.