Elektrik Mühendisliği · Sayı 361-362 · Kasım-Aralık 1988

İÇİMİZDEN BİRİ:Şinasi GÜÇERİ

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi Söyleşi

Yıl
1988
Sayfa
8
Okuma süresi
30 dk
Görüntülenme
0

Konu

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

İlgili: Elektrik makinaları, güç elektroniği ve elektrikli ulaşım, Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma

Anahtar kelimeler

  • Şinasi Güçeri
  • Ereğli Kömür İşletmesi
  • Elektro Mekanik Sanayii
  • Kozlu Atölyesi
  • Yüksek Mühendis Mektebi
  • Marshall Yardımı

Özet

EMO'nun 17 sicil numaralı üyesi Şinasi Güçeri ile yapılan söyleşide çocukluk yılları, mühendislik eğitimi ve Ereğli Kömür İşletmesi'ndeki Kozlu atölyesinde elektro mekanik makine üretimi çalışmaları anlatılıyor. Türkiye'nin makine sanayii kurma çabaları, karşılaşılan zorluklar ve İngiltere'deki teknik incelemeler üzerinden dönemin sanayi politikalarına ilişkin gözlemler paylaşılıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

17 Sicil No.lu Üyemiz Şinasi GÜÇERİ ile Y apılan Söyleşi

MŞİnasI bey, bize kısaca çocukluk yıllarınızdan bahseder misiniz?

•1914'de Bolu'da doğdum. Henüz birkaç aylık iken, babam doktor Mustafa Güçeri Karadeniz Ereğli sindeki Memleket Hastanesine atanmış. Ben, birinci Dünya Sava şının yarattığı kargaşa içinde, ya şam'ı bu kasabada tanımağa başla dım.

Zihnimde kalmış olan ilk anılarım dan biri, bir adamın sırtında, top seslerinin arasında, yöre halkının İ n " adını verdiği doğal sığınaklara kaçışımızdır. Bu olayların ne oldu ğunu büyüyünce öğrendim. Meğer Rus donanması Ereğli limanına sık sık geliyor ve gemileri batırıp gidi yormuş; Saklandığımız mağaralar ise ilk hıristiyanların yer altında oy dukları kiliselermiş.

UOkul yıllarınız nasıl geçti?

D Doğrusunu söylemem gerekirse düzenli bir ilkokul eğitimim olmadı. Çünkü toplumumuz büyük sarsıntı lar geçiriyordu. Birinci Dünya Sava şı, Osmanlı imparatorluğu'nun yıkı

lışı, bağımsızlık mücadelesi ve ni hayet Cumhuriyet idaresinin kurul ması gibi olayların birbirini kova ladığı bir dönemde geçti ilkokul ça ğım.

Bir ara bir camide Kuran ve din dersi veren bir mahalle okuluna gittim. Daha sonra bir Rum okuluna yazıldım. Ereğlide yerli Rum halkı ve Türkler bir arada yaşıyorduk. Gittiğim Rum okulunda da Türk ve Rum çocukları bir arada okuyorduk. Yunanistanın Türkiye'ye saldırma sından sonra Rum halkı ile Türklerin arası açılmağa başlamıştı. Örneğin Fransız donanması Ereğliyi işgal ettiğinde biz Türkler köylere kaçmıştık ama Rumlar yerlerinden kıpırdamamışlardı.

Benim eğitimim ile babam meşgul olmuştur. Bana matematik, fizik ve biyoloji gibi dersleri kendisi veriyor du. Ayrıca Fransızca da öğretmeye çalışıyordu.

Harp nedeniyle Ereğli'de bir Alman Hava Üssü kurulmuştu. Babam Al man subaylarının aracılığı ile Alman yadan bir mikroskop getirtmişti.

Mikroskopların görülebilmesi için nasıl boyandığını, verem ve sıtma mikroplarını, bir kurbağanın ayak parrrfakları arasındaki ince perde de kanın kılcal damarlarda nasıl dolaş tığını ve daha pek çok şeyi bu mik roskopla gördüm.

Cumhuriyet ilan edildiği sırada Kan dilli denen kömür ocağında ıssız bir orman içinde küçük bir evde yaşı yorduk. Babam madeni işleten Bel çika şirketinin doktoru olmuştu. Ben bir buhar makinasının nasıl ku rulduğunu ve işletilmeye başladığını burada gördüm. Bütün günüm şan tiyede çalışmaları seyretmekle ge çiyordu. Bu olay içimde mühendis olmaya karşı son derece şiddetli bir istek uyandırdı ve bu isteğim hiç eksilmedi.

1925'de İstanbul Erkek Lisesine kaydoldum. Orta öğretim kurumu olan "Mektebi Sultaniler kapanmış, onun yerine orta okul ve liseler açıl mıştı. Okulumuz halen Beyazıt Meydanında bulunan ve Tıp Fakül tesi olarak kulandan büyük binada idi. Lise ve orta okul bölümleri bir aradaydı; Ve ben orta bire kaydol muştum.

Sanırım ikinci sınıfa geçerken Arap ça, Farsça ve din dersleri kaldırıldı. Ders programları tamamen pozitif bilim dallarından oluşuyordu. İleri sınıflarda mantık, felsefe, psikoloji ve edebiyat gibi dersler de okutu luyordu.

Hocalarımız son derece yetenekli, Atatük Devrimlerine inanmış kişiler di; Hasan Ali Yücel'in, Cemil Sena' nın, Celâl Ferdi'nin, Hakkı Süha'nın ve Hilmi Ziya'nın hocalarımız arasın da olduğunu söylersem, nasıl bir kadronun elinde eğitildiğimiz anla şılmış olur.

Lise son sınıfta bir tifo salgını oldu, ben de bu hastalığa yakalandım. Cerrahpaşa Hastanesinde yatar

ken bağırsağım delindi. Bu olayın yüzdeyüz ölümle sonuçlanması beklenirken zamanın ünlü operatö rü Burhanettin Toker beni hemen ameliyata aldı. Daha sonra öğren dim ki Toker savunduğu tıbbî bir te zini benim üzerimde kanıtlamış.

Yüksek Mühendis Mektebine 1933 'de girdim. Altı yıllık eğitim süresinin ilk yılında dersler ortaktı. İhtisas şubeleri dördüncü sınıfta ayrılıyor du. Ben elektro mekanik şubesini seçmiştim. Zira Kandilli Kömür Ocağındaki anılarım aynen yaşı yordu. Bütün sınıfta kırk kişi kad ardık. Elektro Mekanik şubesinde ise yedi kişiydik. Bunlardan biri, sonradan eşim olan, Nezihe Güçe ri'dir.

Mühendis mektebini bitirdiğim 1939 yılının Eylül ayında İkinci Dünya Sa vaşı patladı. Benim kuşağım Dün ya'ya gözünü Birinci Dünya Sava şında açmıştı. Hayata atılırken de ikinci Dünya Savaşı başlıyordu.

İki yıl süren askerliğim sırasında or dumuzun modern silah, araç ve ge reç bakımından ne kadar yoksun bir durumda olduğunu gördüm. Terhis olduktan sonra Etibank'ın Ereğli Kömürleri işletmesinde Kozlu Bölge Atölyesi Elektro Mekanik mühen disi olarak işe başladım. Bu sırada ikinci Dünya Savaşı bütün hızıyla sürüyordu.

• Bilebildiğimiz kadarı İle Elektro Mekanik Sanayii konusunda, kafa yorup uğraş veren İlk mühendlslerimlzdensinlz. Bu İşe gönül vermişsiniz. Hatta bu konuda EMO yayınlarından çıkmış bir kitabınız da var. Neden Elektro Mekanik Sanayi?

DSorunuzun son tümcesindeki ko nuya ulaşabilmek için, meslek ha yatımın en az yirmi yılı geçmiştir di yebilirim. Bu nedenle açıklamaları ma epey gerilerden başlamam ge rekecek.

Türkiye ikinci cihan savaşına katıl mamıştı ama harbin bütün yokluk larını çekmişti.

Kömürün yeraltından çıkarılması çok sayıda ve çeşitli makinaya ge reksinme gösterir. Örneğin vinçler, asansörler, yeraltı sularını dışarıya

atmak için tulumbalar, dizel motorlu yeraltı lokomotifleri, buharlı yerüstü lokomotifleri, basınçlı hava üreten kompressörler, kömür yıkama ve ayıklama tesisleri (lavvarlar), kö mürü gemilere yükleyen daha bir sürü mekanik tesisat, kömür istih racında kullanılan makina parkının ne kadar geniş bir yelpaze oluştur duğunu anlatmaya yeterlidir. Ancak tabloyu tamamlamak için buna birde bütün bu makinaları işleten elektrik enerjisinin üretildiği büyük bir elektrik santralını da ilave etme miz lâzım.

Kozlu atölyesinde işe başladıktan hemen sonra gördüm ki yabancı şirketlerden birkaç yıl önce dev ralınmış olan bu araç ve gereçlerin tümü eski ve modası geçmiş şey lerdi. Ambarlarda yedek parçaları kalmamıştı; Harp nedeniyle dışar dan yedek parça getirtilemiyordu. Zaten getirilse bile bu makinaları çok önce üretmiş olan fabrikalar bizdeki modelleri artık terk etmişler di; Yani onlarda da istediklerimizin büyük bir kısmı imalat program larından kaldırılmıştı.

Bütün gücümüzü her şeyi kendimiz yapmağa yönelttik. Atölyemde bir kaç eski iş tezgâhı vardı. Döküm hane ve modelhane gibi kısımlar da kuruldu. Hurdalaşmış makinaları a yakta tutabilmek için bu atölyede geceli gündüzlü sürdürdüğümüz çalışmalar gerçekten olağanüstü düzeylerde olmuştur.

On yılı aşan atölye çalışmalarım bana birçok gerçekleri yakından görme ve anlama olanağını sağladı. Bunları şöyle sıralayabilirim:

i) Dünyanın girdiği Makina Çağına biz henüz girememiştik; Çünkü kendi makinalarımızı kendimiz üre temiyorduk. Halbuki Türk işçisinde; makinayı öğrenmek, kullanmak ve üretmek açısından olağanüstü ye tenekler vardı. Türk işçisi yeni bir araç, yeni bir proses ortaya koy maktan büyük gurur duymaktaydı; Ne çareki doğru dürüst bir eğitim görmediği için bu yetenekleri değer lendirilemiyordu.

ii) Öteyandan bazı meslek daşlarım ve yüksek düzeydeki siyaset adamlarımız bu durumu tak dir etmekten acizdiler. Nedenini

izah edemediğim bu tutum ve dav ranışlar beni şaşırtıyordu.

iii) Aslında makina yapmak sanıl dığı kadar zor bir iş değildi. En önemli sorun gerekli iş tezgâhlarını ve malzemeyi temin etmek ve üretime cesaretle atılmaktı. Zira her üretim bir sonraki üretim için mü kemmel bir deneyim oluşturuyor, ve üretimler hızla gelişiyordu. Bize en çok zorluk çıkaran olay, iş tezgâh larımızın yetersizliği ve kaliteli çelik alaşımı bulamamaktı.

iv) Kısaca Türkiye'de makina üretmek için her türlü olanak vardı; Ancak ulusça karşılaştığımız sos yal ve ekonomik pek çok sorunun "Makina üretmemek"den kaynak landığına, aydın çevrelerimiz bir türlü teşhis koyamıyor ve bu yüzden makina üretmek kimsenin aklından geçmiyordu.

Bu toplantıda kendi sine şu soruyu sordum: Sayın Bakan Türkiye'de Makina Sanayii ne za man kurulacaktır?

Bakanın bana verdiği yanıt aynen şöyledir: Makina sanayii çok ince bir iştir, bizim bu ince işlerle uğraşacak zamanımız daha gel memiştir.

Bu düşüncelerle bir kitap yazmağa karar verdim. 1945'de bastırdığım bu kitabı birçok yere gönderdim. Amacım üst düzey karar mercilerini uyarmak ve konunun üzerine eğil melerini sağlamaktı. Kitap hiçbir yankı yaratmadı. O sıralarda za manın iktisat bakanı profesör Tah sin Bekir Balta Zonguldak'a geldi; ve mühendislerle bir sohbet toplan tısı yaptı. Bu toplantıda kendisine şu soruyu sordum: Sayın Bakan Türkiye'de Makina Sanayii ne zaman kurulacaktır?

Bakanın bana verdiği yanıt aynen şöyledir: Makina sanayii çok ince bir iştir, bizim bu ince işlerle uğraşacak zamanımız daha gelmemiştir.

Kozlu atölyesinde işe başladıktan

sonra, İstanbul'da Silahtarağa san tralında vardiya mühendisi olan eşim Nezihe Güçeri de Kozlu'ya geldi ve benim atölyemin yanındaki elektrik santralında çalışmaya baş ladı. Bu santral o tarihlerde Türki ye'nin ikinci büyük santralı idi; ve kömür havzasında istihsal faaliyet lerinin olabilmesi tamamen bu san tralın işlemesine bağlıydı. Benim ve eşimin görevleri gerçekten son der ece kritikti; bu yüzden sorumlusu olduğumuz makinaların işlemeleri aile yaşantımızın devamı haline gel mişti. Şu anda Amerika'da Rohm and Hase firmasında araştırma mü hendisi olarak çalışan kızım; kimya mühendisi ve doktoru Ülkü Öktem ve yine Amerika'da Delavvar Üni versitesinde profesör olan oğlum, makina mühendisi ve doktoru Sel çuk Güçeri, bu dönemde Dünya'ya geldiler ve yaşamı bu olağanüstü faaliyet atmosferinde tanıdılar.

Bu arada ilginç bir anıma da değinmek isterim. Sözünü ettiğim dönemde Kozlu santralı genişletili yor, iki BBC türbininin montajı yapılıyordu. Öğle yemeklerini İsviç re'li montaj ustaları ile birlikte yiyor duk. Birgün İsviçre'li montör şöyle bir soru sordu; Türkiye'de kömürün de demirin de bulunduğunu gördük ve öğrendik. Bizim memleketimizde bunların ikisi de yok. Öyleyken bu makinaları biz yapıyoruz siz yapmı yorsunuz. Bunun sebebi ne ?

Biraz önce anlattığım iktisat ba kanının benim soruma verdiği yanıt la bu yabancı teknisyenin kafasını kurcalayan soru, ekonomi ve en düstri konularında çağın ne kadar gerisinde olduğumuzu göstermesi bakımından gerçekten düşündü rücüdür.

Kozlu atölyesindeki girişimlerimiz den biri de buharlı lokomotif yapıp hizmete koymamız oldu. Bu girişim Salih Sandıkçı adında bir ustamızın büyük yetenekleri sayesinde ger çekleşmişti. Kanımca o hiç eğitim görmemiş fakat doğuştan dahi bir kişi idi.

1945'de İkinci Dünya Savaşı sona erdi. ABD, Avrupa'ya ve bu arada Türkiye'ye Marşhall yardımı adıyla bir kampanya başlattı. Kömür hav zasına pekçok yeni makina ve teç hizat geldi. Bunlar tamamen ingiliz

ve Amerikan yapısı idi. Bu teçhiza tın kullanılmasını öğrenmek üzere İngiltere'ye onbeş kişilik bir tekni syen grubu gönderildi. Bu grubun içinde ben de bulunuyordum. Bu çalışmalar bende derin izler bıraktı; Önce elektro mekanik ma kina ve teçhizatının üretim teknolo jilerini yerinde görmüş oldum. İkincisi, maden ve fabrika işçile rinin çok iyi eğitildiklerini ve işçi sı nıfının kültür düzeyinin de hayli yüksek olduğunu izledim. İşçiler ve teknisyenler normal okul eğitimin den sonra gerek madenlerde gerek se fabrikalarda ayrıca bir uzmanlık eğitimine tabi tutuluyorlar.

Burada özellikle şu hususu vurgu lamak isterim; Bu ülkede karşılaşı lan her sorun, ülkenin kendi beyin gücü ile çözümlenmeğe çalışılıyor; Bir makinanın geliştirilmesi, yeni bir gereksinme karşısında yeni bir ma kinanın dizayn edilmesi ve yapımı ve buna benzer pekçok şey doğru dan ülkenin .sanayicileri ve bu sa nayii yöneten entelektüellerin ça lışmaları ile çözüme kavuşturu luyor. Bir kömür ocağının elektrik santralında ikisi pistonlu buhar ma kinası diğer ikisi türbinle tahrik edi len dört alternatörün paralel çalış tırıldığını gördüm. Bu sadece o santrala mahsus bir çözümdü. Bu har teknolojisi İngiltere'de çok yüksek bir doruk noktasına tırman mış görünüyordu. Özetleyecek o lursam, İngiliz mühendisinin, tek nisyeninin ve işçisinin kendi ya ratıcı dehalarına güveni sonsuzdu.

1954'de Çatalağzı Santralında önce şebeke daha sonra santral baş mühendisi olarak çalışmağa başla dığım zaman, Türkiye'de ilk defa 154 KV'luk enerji nakil hatları hiz mete girmeğe başlamıştı.

Bu durumda çok daha kompleks teknik sorunlarla karşılaşmamız ka çınılmaz olmuştu. 1956'da hocam Prof. Ducieu, Fransa hükümetinin bursu ile beni Fransa'ya, Electricite De France nezdinde altı aylık bir staja gönderdi. Bu olay benim için bir üniversite eğitimi kadar yararlı ve uyarıcı olmuştur diyebilirim. E.D.F. de benim için özel bir pro gram hazırlanmıştı. Buna göre önce işletmelerde daha sonra imalatçı fa

brikalarda pek çok inceleme ve araştırma yapmak imkânım oldu. Buradaki izlenimlerimle onbeş yıl önce İngiltere'de gördüklerim ara sında, endüstri toplumlarının man talitesi bakımından, büyük benzer likler vardı. Yani Fransız mühendis ve teknisyenleri ve sanayicileri de, ingiltere'de olduğu gibi, endüstrinin her dalında kendi yaratıcı deha larına inanıyorlardı. Elektrik ve kömür sanayileri burada da devlet leştirilmiş durumdaydı. TEK'in kar şılığı olan E.D.F. 1946'da binden fazla özel şirketin devletleştirilmesi ile kurulmuştu. Bu olayın gerekçesi hakkında edindiğim bilgileri şöyle özetleyebilirim.

1946 öncesi Fransa'sında 1000'den fazla özel şirket elektrik üretimi, ile timi ve satışı ile meşgulmüş; ancak bunların enterkonnekte bir ulusal sistem kurmaları maddeten müm kün olamamış. Bu durum Fransız sanayiini ve ekonomisini giderek bir enerji dar boğazına doğru sıkıştır maya başlamış. Ortada bu şirketle rin devletleştirilmesinden başka çö züm görülmüyormuş; ve nitekim E.D.F. kurulduktan sonra Fransa, devlet olarak, enerji davasının altın dan kalkabilmiş.

İçinden gördüğü kadarı ile E.D.F. doğrudan doğruya Fransız mühen dislerinin, yöneticilerinin, üniversite hocaları ve sanayicilerin ortak ça baları ile gerçekleştirilmiş ulusal bir devlet kurumu... Kurumun üst düzey yöneticileri arasında üniver site ile ilişkisi olan bilim adamları önemli bir yer tutuyor... Bunun gibi mühendislerin bir bölümü hem E.D.F. de hem de elektromekanik imalat sanayilerinde işlemci, araş tırmacı ve dizayn mühendisi olarak çalışmaktadırlar... Teknik ve bilimsel sorunlar E.D.F.1 in aracılığı ile üniversite ve sanayi sektörüne aktarılıyor, ancak mese lelerin çözümüne E.D.F.'in de ö nemli katkıları oluyor.

E.D.F. kurulduktan sonra ulusal enerji sistemini meydana getirebil mek için Fransız elektro mekanik sanayii seferber edilmiş ve bütün fabrikalar son haddine kadar devlet siparişleriyle yüklenmiş. Yerli sa nayiin yetiştiremediği ekipmanlar ise dışardan satın alınmış. Fakat

daha sonra yerli üretim geliştikçe dışardan alınmış olan yabancı ekipmanlar çıkarılıp yerine Fransa yapısı olanlar konmuş. Ben gezile rim sırasında böyle bir olaya tanık olmuştum. Büyük bir trafo merke zindeki italyan kesicileri çıkarılıyor yerine Fransa'da üretilmiş olanlar konuyordu. Bunun nedeni sistem deki standardın ve normların korun ması idi,

Fransa'da elektromekanik imalat ile uğraşan her fabrikanın kendi çapı na göre bir araştırma geliştirme ka drosu ve labaratuvarı vardı. Ancak daha üst düzeylerde bilimsel ve pa halı araştırmalar ve deneyler için Pariste kurulmuş iki büyük labarat uvar daha bulunmaktaydı ki bunun biri E.D.F. tarafından ve tamamen devlet sermayesi ile vücuda getiril mişti. Diğerinin kuruluş masrafla rının yarısını devlet karşılamış, geri kalanını sanayiciler karşılamış bulu nuyorlardı.

Bu açıklamalar şu gerçeği kanıt lıyor; Fransız elektro mekanik sa nayii tamamen özel sektör tarafın dan kurulmuş olmakla beraber, devlet en büyük müşteri sıfatiyle, bu sektörü korumakta ve kollamak tadır. Bundan başka bu sanayiin bi limsel ve teknolojik gelişmesini sağlayabilmek için devlet her türlü desteği de sağlamaktan geri kalma maktadır.

Türkiye'ye döndükten sonra, Eti bank tarafından kurulan Kuzeybatı Elektrik İstihsal ve Tevzi Mües sesesine teknik müdür muavini ola rak atandım. Çatalağzı Santralın dan İstanbul'a enerji aktaran 154 KV'luk hat ile, Türkiye ulusal enerji sisteminin ilk adımı atılmıştı. Bun dan sonra Tunçbilek santralı ile bu santralı Adapazarı üzerinden yine İstanbul'a bağlayan hatlar hizmete alındı. Bu hattın servise alınması ve iki santralın paralele sokulması işi bana verilmişti. Hatların çok uzun olması nedeniyle meydana gelen kapasitif yük, alternatörlerin ikaz sistemlerini kontrol sınırlarına kadar zorluyor ve tehlikeli stabilite sorun ları yaratıyordu. Bu sistemin işlet meye alınması o günlerde bayağı heyecanlı bir hadise olmuştu. 1954'den sonra Türkiye'de bölge santrallarmın ve bunları birbirine

bağlayan yüksek gerilimli enerji na kil hatlarının inşası birdenbire hız landı. Yasal olarak bu faaliyetin sa hibi ve sorumlusu Etibank idi. Eti bank Genel Müdür yardımcılarından ihsan Mocan bu faaliyetlerin üst düzey yöneticisi idi. Uygulanan bü yük enerji planının esasları, aslında ben daha mühendis mektebinin ikinci sınıfında iken, Atatürk'ün di rektifleriyle hazırlanmıştı. Anımsa dığıma göre bu konuda okulda öğrencilere önemli bir konferans verilmiş ve planın amacı ve niteliği açıklanmıştı. Konferansçı Prof. Re fik Fenmen (Piyanist Mithat Fen men'in babası) bizlere kurulması ön görülen ulusal enerji sisteminin boyutlarını ve sağlayacağı yararları uzun uzun açıklamıştı. Ben Çata lağzı ve Sarıyer gibi santral adlarını ilk defa bu konferansda duymuş tum.

Öyle anlaşılıyor ki Atatürk'den son ra bu plan rafa kaldırılmıştır. Ancak, galiba 1952'de idi, Eneri Dairesi Re isi Fikret Süer enerji konusunda bir sempozyum düzenledi. Sempoz yum'a Başbakan Adnan Menderes de katıldı; Ve verilen izahatı sonuna kadar dikkatle dinledi. Öyle tahmin ediyorum ki Atatürk döneminde ha zırlanmış olan planlar, bu sempoz yumun uyarıcı etkisi sayesinde ye niden güncelleşmiş ve 1954'lerden sonra başlatılan enerji seferberliği ne rehber olmuştur.

Sanıyorum bu açıklamalardan son ra neden elektro teknik sanayi? sorunuza yanıt vermenin sırası gel miştir... evet neden elektro teknik yahut mekanik sanayi?

Çatalağzı santralının dışında, kuru lan bölge santrallarmın, trafo mer kezlerinin ve inşa edilen enerji nakil hatlarının hiçbiri bir Türk firması ta rafından ve Türkiye'de üretilmiş ma kina ve malzemelerle inşa edilme mişti. Zira devletin döviz gelirleri çabucak tükenmiş yabancı kredi kaynaklarına baş vurmak kaçınıl maz olmuştu. Sekiz on yıl içinde milyarlarca dolar borca girildi. Va ziyet şunu gösteriyordu, Türkiye' nin Batı ülkeleri düzeyinde elektrik lenebilmesi için pek çok milyar do larlık makina ve teçhizata ve mü hendislik hizmetlerine ve de deney im birikimine gereksinme vardır ve

olacaktır; Ne Fransa, ne İngiltere, ne Almanya ve ne de Türkiye bü yüklüğünde olan diğer benzer ülke ler, başka ülkelerden üstelik borç la satın aldıkları makina, araç ve gereçlerle elektriklendirilmiş değil dirler. Türkiye çapında ve çağdaş uygarlık düzeyine çıkmış her ülke kendi elektromekanik makina ve a raçlarını kendi ulusal endüstrisi sa yesinde üretmektedir.

Türkiye'de enerji sek töründe yapılan yatı rımlarda uygulanan ve yabancı finansman kay naklarına borçlanma esasına dayalı politika nın, uzun vadede çıkar bir yol olamayacağını ve ülke içinde entegre bir elektromekanik sanayi kesiminin meydana getirilmesinin zorunlu olduğunu, daha başlan gıçta seziyordum.

Türkiye'de enerji sektöründe yapılan yatırımlarda uygulanan ve yabancı fi nansman kaynaklarına borçlanma esasına dayalı politikanın, uzun va dede çıkar bir yol olamayacağını ve ülke içinde entegre bir elektromeka nik sanayi kesiminin meydana getiril mesinin zorunlu olduğunu, daha başlangıçta seziyordum.

Bu düşüncemin doğmasında, İngil tere ve Fransa'da yaptığım stajların ve bu sırada gördüğüm durumların ve nihayet harp yıllarında kömür madenlerinde çektiğimiz sıkıntıla rın pek tabii büyük etkisi olmuştur. Daha sonra Hollanda, Almanya ve Avusturya'da yapmış olduğum in celeme gezileri sırasında, elektro mekanik sanayiin bu ülkelerde ne geniş imkânlar yaratmış olduğunu görmeme neden oldu. Böyle bir endüstri sektörünün ülkemizde de kurulmasının kaçınılmaz bir zorun luk olduğuna artık hiç kuşkum kal mamıştı.

Bu düşüncelerimi daha Çatalağzı santralında iken Etibank Genel Mü dür Yardımcısı İhsan Mocan'a aç mıştım. Onunla her karşılaştığımda

da davaya inandı. İzmir'de kurulan ilk transformatör fabrikası sanırım bu ilham ile başarıldı.

Ancak benim düşüncem Batı ülke lerindeki düzeylerde güçlü ve ente gre bir elektro mekanik ve teknik bir sektörün geliştirilmesi doğrultu sundaydı; yani, eh büyük transfor matör, generatör, motor, türbin ve benzeri üniteleri Türkiye'de ürete cek kapasitedeki fabrika komplek slerinin yurt içinde kurulmalarının gerçekleştirilmesiydi.

Bu sıralarda giderek büyüyen Ku zey Batı müessesesinin teknik yönetim kadrolarını oluşturmak ve işletme faaliyetlerini yönlendirmek gibi fonksiyonlar ortaya çıktı. Bu konuda E.D.F.'de edindiğim bilgi ve görgünün bana çok faydası olduğu nu söyleyebilirim. Oradaki sistemi kendi çapımıza ve koşularımıza a dapte etmeğe çalıştık. Ulusal elek trik sistemi ortaya çıkınca bunu köylerin elektriklendirilmesi davası izledi. Ancak bu ayrıntılara girmek istemiyorum. Yalnız şu kadarını söyleyeyim ki, her yeni sorun, ulu sal bir elektromekanik sanayiin ol mayışı yüzünden, daima yeni güç lükleri de beraberinde getiriyordu.

196O'lı yılların başında İhsan Mocan elektro mekanik sanayiin kurulması hazırlıklarını yapmak üzere Etibank Genel Müdürlüğünde çalışmamı önerdi. 196O'lı yıllarda bu sanayii devletten başka kurabilecek bir güç yoktu. Öyleyse davanın önce devlete anlatılması ve bütün ge rekçelerin pozitif kanıtlarla ortaya dökülmesi icab ediyordu.

Bu nedenle geniş bir araştırma işine koyuldum. Amaç, ülkemizde tüketi len elektrik enerjisinde her sene, bir öncekinden daha fazla bir artışın kaydedilebilmesi için, üretim, iletim, dağıtım ve tüketim bakımından, mevcut sisteme ne kadar makina ve cihazın ilave edilmesi gereke ceğini hesaplamaktı; Diğer bir ifade ile, elektriğin üretimi ve tüketimi ile elektro mekanik araç ve gereç mik tarları arasında kantitatif ilişkiler kurmak, ve bu ilişkileri matematik sel olarak formüle etmekti. Bu ko nuda hiçbir yabancı literatüre rasla madım. Sanırım bu sadece bize mahsus bir çalışma olmuştur.

Benim bu çalışmam altı ay kadar sürdü. Elde ettiğim sonuçları ETİ BANK Genel Müdürlüğü'ne bir rapor halinde sundum. Mocan raporu in celedikten sonra yayınlanmasını uygun gördü.

Bundan sonra Etibank'da, zamanın en yetkili bürokratlarının hazır bu lunduğu bir toplantı yapıldı. Elektro Mekanik sanayii hakkındaki çalış malarımız, varılan sonuçlar ve ge nel bir değerlendirme, tarafımdan heyete açıklandı. Hiç kimseden herhangi bir itiraz sesi yükselmedi. Herkes ağır elektro mekanik sana yilerin kurulması lüzumuna inanmış görünüyordu. Konu yeni kurulmuş olan Devlet Planlama Teşkilatına da iletildi. Ancak bu sıralarda Mocan hastalandı ve vefat etti. Dava üst düzeydeki bir takipçisini yitirmişti. Bununla beraber D.P.T. konuyu gündemine almış ve yakın zamanla ra kadar önemli projeler arasında saymıştır. Ancak uygulama bakı mından önemli atılımlar kaydedilme miştir.

m Bilindiği kadarı ile Etibank, yabancı sermayenin de katılması İle bazı ortaklıklar kurmuştur. Bu ortaklıklar kurulurken neler düşünüldü ve gerçekleştirme naaıl oldu, açıklar mısınız?

DBu konuyu hatırlatmanız iyi oldu. Bazı hususların açıklanmasında gerçekten yarar vardır. TEK'in ku rulmasının henüz tartışıldığı yıllar daydık. Etibank olarak elektro me kanik imalât alanlarında bazı giri şimlerde bulunmanın bir ilk adım, is abetli bir başlangıç olacağı kanısın daydık. Mocan'ın sağlığında başla mış olan bu hareketin ayrıntılarına girersem çok vakit alır. Ama bazı satırbaşlarına işaret etmek de zo runlu ve yararlı olacaktır.

Bir kere Etibank'ın ilk kuruluş kanu nunu hazırlayanlar, bu kurumun ge rektiğinde elektrik makinalarını ve teçhizatını yurt içinde üretmek için, icab eden önlemleri almasını da gö rev çerçevesinin içine oturtmuşlar dır. Bu kanun, Atatürk'e ve onun zamanındaki bütün hareketlere öz gün olan rasyonel düşüncenin, yani meselelere en radikal çözümlerle yaklaşmanın tipik örneklerinden bi ridir. Kanundaki bu madde bizim

düşüncelerimize yasal bir destek sağlıyordu. Fakat bu sanayi pek çok ihtisas dalından oluşan bir imalât sektörü idi. İşe neresinden ve nasıl başlanacağı hususunda kimsenin bir tecrübesi de yoktu.

İşte bu sıralarda ortaya iki zıt görüş çıktı; Bazıları bu sanayiin devlet sermayesi ile ve devlet tarafından kurulmasını uygun görüyordu. Bazı ları da sermayenin kıt olduğunu ve özellikle döviz gelirlerinin yetersiz olduğunu ileri sürerek, söz konusu imalât sanayii yatırımlarının yabancı sermayeli ortaklıklar şeklinde ger çekleştirilmesinin daha isabetli ola cağı görüşündeydiler. Pek tabii bu görüşler Etibank'dan çok Maliye Bakanlığı bürokratlarından kaynak lanmaktaydı.

Ben sadece döviz dar boğazının çıkaracağı engeller nedeni ile değil, Know How bakımından da karşıla şabileceğimiz güçlükleri göz önün de tutarak, hiç değilse bir başlangıç adımını atmış olmak ve deneyim ka zanmak düşüncesiyle yabancı ser mayeli ortaklığı tercih ediyordum.

Hadiseler benim tercihim doğrultu sunda gelişti. Etibank bir Fin firması ile anlaşarak Türk Kablo A.Ş.'yi kurdu. İzmit'teki kablo fabrikası bu şirket tarafından inşa edildi. Burada çelik alüminyum iletken, her türlü alüminyum profil, PTT kablosu, PVC izoleli güç kabloları üretilmeğe başlandı. Bu fabrika Türkiye'nin ilk büyük kablo fabrikası oldu ve bu gün de en büyük fabrika kuru luşlarımız arasındadır.

Bundan sonra Etibank olarak, elek trik motoru, büyük kapasiteli trans formatör ve salt teçhizatı üretecek bir fabrikayı kurmayı planladık. Bu nun için pek çok Avrupa firmasına, Etiank'la bir ortaklık kurması için mektupla baş vurduk. Bunların hiç birinden pozitif bir yanıt gelmedi. Belçika'nın ACEC firması, Türkiye temsilcisinin aracılığı ile projemize ilgi gösterdi. Fakat uzun süren pa zarlıklar bir netice vermeden firma bu girişimden vazgeçti.

Nihayet bir Alman firması olan AEG, Türkiye temsilcisinin aracılığı ile Etibank'ın teklifine ilgi gösterdi. Burada Mocan'ın kişiliğinin de rolü olmuştu kuşkusuz. Etibank bu fir

ma ile AEG ETİ A.Ş.'yi kurdu. Bu şirketin Gebze'de inşa etmiş oldu ğu fabrika ülkemizin elektromeka nik imalât alanında faaliyette bulu nan en büyük tesislerinden biri, hatta birincisidir. AEG ETİ A.Ş.'nin kuruluşu başlıbaşına bir serüven ol muştur diyebilirim.

TEK'in kuruluş kanunu hazırlanır ken, bu kurumun fonksiyonları ara sında Elektro Mekanik İmalât sana yilerini kurma görevinin de yer al ması icab ettiği kanısındaydık. Fa kat ne Etibank Genel Müdürlüğü ne de hükümet yanlısı bürokratlar bu meseleye önem vermediler; Çünki bir zamanlar bayağı ağırlık ka zanmış olan elektro mekanik imalât sanayii davası, yeni siyasi iktidar ların ekonomi ve endüstri politika larındaki görüş ve düşünce ufuk larının daralması neticesinde Makro düzeylerden Mikro düzeylere kay mış ve hükümet katında bu iş öne mini yitirmeğe başlamıştı.

Bu aşamada EMO olarak devreye girmemiz sağlandı; Üç kişilik bir hey'et teşkil olundu; Ve TEK kanu nu inceleyen parlemento komisyo nunun başkanına baş vurarak, EMO'nun bu kanunla ilgili fikirlerinin dinlenmesini istedik.

Heyetin bir üyesi de bendim. Adını şimdi hatırlayamadığım komisyon başkanına gittik ve konuyu açıkla dık; Çabucak kavradı ve önerimizi makul bularak benimsedi. Ne var ki komisyonun diğer AP'li üyeleri tek lifimizi soğuk karşılamışlardı. Onlar şu görüşteydiler:

. Bundan böyle devlet kuruluşları sanayi üretimleriyle ilgilenmemeli dirler,

. Türk özel sektörü bu elektrik sa nayii meselesini zaten çözmüştür, gerekirse bu alanda daha da ileri a dımlar atabilir,

. O halde TEK'in kanununda Elekt ro Mekanik imalât ile uğraşabilir di ye bir maddeye gerek yoktur. Komisyon üyeleri tartışılan konu nun ne olduğunun pek farkında bile değildiler. Yalnız içlerinden biri mu halefetin başını çekiyor herkes onun ağzına bakarak tavır alıyorlar dı. Böyle bir madde AP'nin felsefe sine ters düşer diye direnen bu zat, daha sonra CHP'ye geçti ve bir ara

Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bile yaptı.

Hemeyse komisyon başkanı nihay et daha küçük kadrolu bir alt komis yon kurmaya karar verdi ve bu ko misyonu bir pazar günü bakanlık'da toplantıya çağırdı. Tartışmalar sa bahtan akşamın geç saatlarına ka dar sürdü. Bu toplantıda ortaya atılan düşünceleri anlatmağa kal karsam sayfalar dolar. Biz davayı EMO olarak rahatça savunduk. Ko misyon üyelerine bu sanayi kesimi nin önemini ve özel sermaye ile yapılmış olan girişimlerin ülke ih tiyaçlarını karşılamaktan çok uzak bir nitelik ve nicelik taşıdığını anlat abilmek için ortaya yığınla kanıt koyduk. Sonunda geç vakit yapılan oylamada TEK'in elektro mekanik imalât sektöründe özel sermaye ile iştirakler kurabileceği hükmü kabul edildi.

Etibank Genel Müdürlüğü kadro sunda Sınaî ve iktisadî Etüdler ve iştirakler Dairesi adıyla yeni bir dai re kurulmuş ve bu daireye başkan olmuştum. Türk Kablo, AEG ETİ a dtndaki iştiraklerimizin fiilen ger çekleşebilmesi bu dairenin gayret leri sayesinde olmuştur. TEK kuru lunca bu daire bütün kadrosu ile TEK'in bünyesine geçmiştir. Daha önce sözünü ettiğim büyük projeler de kalkınma planına TEK'in önerileri olarak girmiştir.

DPT bu projeleri beşyıllık plan'a al makla beraber gerçekleştirilmeleri hususunda bütçeye ciddi bir meb lağ koymamıştır. Zira zamanın hü kümetleri de konuyu benimsemiş görünmüyorlardı.

Yalnız Bülent Ecevit'in Başbakan lığı sırasında birgün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı tarafından ba kanlığa çağrıldım. Bakan Elektro Mekanik imalât ile görevlendirilecek yeni bir müessesenin kurulmasını önerdi; Ve şayet böyle bir müesse senin kurulması için gereken ha zırlıklar bir hafta içinde tamamlana cak olursa, bu konuda bir hükümet kararnamesini çıkarabileceğini söy ledi. Ben verilen zamanı çok kısa buldum ve TEK'in bünyesi içinde bu işin temelinin atılabileceğini ve belli bir gelişim aşamasından sonra, ayrı bir kurumun kurulmasının daha doğ ru olacağını ifade ettim. Zira geç

mişte Sümerbank ve Etibank'dan ayrılmış müessese örnekleri vardı.

Şimdi bu davranışımın hayatta yap tığım en büyük hata olduğunu kabul ediyorum. Başarılı olurmuydu ol mazmıydı bilemem, ama herhalde denemeye değerdi.

Nitekim TEK'in o günkü yönetim ku rulu bu kadar büyük bir işe atılmak hususunda gereken cesareti gös teremedi. Belkide büyük bir fırsat bu şekilde kaçırılmış oldu.

Şimdi neden elektro mekanik sana yii sorunuza tekrar dönelim.

Özellikle ağır elektro mekanik veya duyarlı elektro teknik araç ve gereç üreten sanayi dalları, bir ülkede Gerçek Anamal (yani Kapital Mal) olarak adlandırılan Yatırım Malı Sa nayilerinin en önemli bölümlerinden birini, belki de birincisini oluştur maktadır.

Türkiye 780 bin Km. karelik toprak genişliği ile Avrupa'da Sovyetler Birliğinden sonra en geniş toprakla ra sahip olan ülkedir. Türkiye'nin nüfusu hızla artmaktadır; Bugün 55 milyonu bulmuştur; Yüzyılımızın so nunda, Türkiye nüfusunun 65 70 milyon olacağı tahmin edilmektedir.

Kısaca günümüz Türkiyesi her ba kımdan büyük bir ülkedir ve kendi çapındaki gelişmiş sanayi ülkeleri nin sahip olduğu çağdaş değerlerin hepsine, mutlaka sahip olmak duru mundadır. Kanımca bu, ulusumuz için bir çeşit olmak ya da olmamak sorunudur.

Söz konusu değerlerin arasında kültürel, ekonomik ve endüstriyel nitelikli olanlar listenin başında yer alıyor. Kuşkusuz endüstri derken, anamal üreten endüstri sektörünü kasdediyorum. Zira anamal sana yiinden yoksun büyük bir ülkenin köklü bir ekonomiye ve çağdaş bir kültüre sahip olması, pozitif bilim a lanlarında büyük ilerlemeler kayd etmesi, eşyanın tabiatına aykırı dü şen bir hadise olur. İşte elektro mekanik sanayii bu bakımdan bü tün sanayilere göre önceliği olan bir sektör niteliğini taşıyor.

Konuya biraz daha geniş açıdan yaklaşma olanağı var; Elektro me kanik sanayi, aslında doğal enerjiyi kullanılabilir enerji haline dönüştü ren ve bu enerjinin üretim faaliyetle

rinde kullanılmasını sağlayan üretim araçlarının, yatırım mallarının büyük bir bölümünün üretildiği bir temel sanayi kesimidir. Ekonomi literatü ründe Endüstri Devrimi olarak ta nımlanan büyük olay da zaten kas gücünün yerine doğal enerjiyi ika me eden makinaların icadından başka bir şey değildir.

Biz Türk Ulusu olarak, Batı'yı bu günkü parlak durumuna getirmiş olan endüstri Devrimi'nden uzak kalmışız. Bunun pek tabii sosyal ve kültürel, birçok tarihi nedenleri var. Ancak bugün güçlü ve entegre bir elektro mekanik sanayii kesimini kurabilirsek bu bizim, birkaç yüzyıl lık gecikmeden sonra nihayet çağı mızın Endüstri Devrimlerine katıl mamıza olanak sağlayacaktır.

Elektrik enerjisi gibi, bir ülkenin en hayatî sorunlarından birinin, sa dece Dış'a borçlanma ve Dış'a güvenme esasına dayalı bir yatırım modeli ile çözümlenmeğe çalışıl ması, aklın kabul edeceği bir şey değildir. Bu konudaki bugünkü tutu mumuzun yanlışlığını kanıtlamak için Osmanlı imparatorluğu'nun ba şına gelenlerden daha etkin ders örnekleri bulmak zordur.

Batı'da elektro mekanik sanayilerle Üniversiteler adeta içice girişim ha linde bulunuyor. Buna en güzel bir örnek olarak, Fransa'da iki yılda bir yapılan CİGRE toplantısı gösterile bilir. Uluslararası bir Sempozyum karakterinde olan bu toplantıya su nulan yüzlerce tebliğin hemen hep si, ya elektro mekanik sanayide çalışan uzman mühendisler ya da bu sanayi ile yakından ilgisi bulu nan Üniversite hocaları ve profe sörleri tarafından hazırlanmaktadır. Bu tebliğler genel olarak, imalat sı rasında veya işletme bakımından güçlük yaratan sorunlara, bilimsel ve teknolojik planda orijinal çözüm ler getiren konuları içermektedir.

• Şu anda ülkemizin elektro mekanik sanayiini nasıl bu luyorsunuz? Ulusal elek tro mekanik politikası sizce nasıl olmalı? Geleceği ait düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

[."JÖnce bugünkü duruma göz ata lım. Şu anda Türkiye'de hayli ileri

düzeylerde elektro teknik mallar ü retiliyor. Ne var ki bu mallartn bü yük bir bölümü elektrik enerjisinin üretimine değil tüketimine yönelik türlerden oluşmaktadır. Örneğin da yanıklı tüketim malı olan elektrikli ev araçları, aydınlatma araçları ve benzerleri bu grubu oluşturmak tadır.

Kablo ve iletken üreten sanayi dal larında da son yirmi yılda önemli ge lişmeler kayd edilmiştir. 34 Kv geri lime kadar yeraltı kablosu, PTT kablosu, bakır ve alüminyum ilet kenler artık yurt içinde üretilmekte dir.

Elektrik enerjisi gibi, bir ülkenin en hayatî sorunlarından birinin, sadece Dış'a borçlanma ve Dış'a güvenme esa sına dayalı bir yatırım modeli ile çözümlen meye çalışılması, aklın kabul edeceği bir şey değildir.

motorları, henüz ülkemizde üretile memektedir. Bu olay, hem enerji ya tırımlarını hem de diğer sanayi yatırımlarını ve yeraltı doğal kay naklarımızın işletilmesini büyük öl çüde dışa bağımlı kılmaktadır. Röl eler, ölçü aletleri, otomasyon sis temleri hatta ölçü trafoları gibi birçok cihaz da şu anda ülkemizde ya hiç üretilmiyor yahut kritik par çaları dışardan getirtilmek sureti ile montaj şeklinde üretiliyor.

Fakat elektro mekanik sanayiimizin bence en büyük eksikliklerinden biri de mevcutların hemen hemen tümünün Otonomi'den yoksun olu şudur. Yani bu gibi sanayi kuruluş larının araştırma geliştirme faaliyet lerini yürütecek beyin kadroları yoktur. Bu nedenle dışardan satın al dıkları lisanslarla üretimlerini sür dürmektedirler. Diğer bir ifade ile bu sanayilerden şu anda kendi teknol ojilerini kendilerinin üretmesi ve ye nilemesi beklenemez. Bu durumda ulusal elektro mekanik sanayiimizi Türk mühendisliğinin yaratıcı deha sını temsil edebilecek bir düzeye erişmiş kabul edemeyiz.

Kapital mal açısından ise sadece Transformatör sanayiinde ilerleme olmuştur. Transformatör statik bir araç olması nedeniyle yapımı, dina mik araçlara oranla, daha az sorun lu bir üretim dalıdır denebilir. Elek trik motoru üretimi bazı tip fraksiyo nel motorlarla 60 beygir gücüne ka dar harcıalem sincap kafesli motor üretimi ile sınırlı kalmış bulunuyor. Bunlara ek olarak bazı firmalar, 35 Kv'a kadar kesici ve ayırıcı da üret mektedirler. Fakat kesicilerin en kritik parçası olan kesme hücreleri nin, lisans veren firmalardan sağ landığını ve bu alandaki üretimlerde montaj olayının ağır bastığını sanı yorum.

Elektro mekanik sanayiimizin halen en büyük eksiği, dinamik karakter deki makina ve araçları üretecek fabrika komplekslerinin henüz ku rulamamış olmasıdır. Örneğin elekt rik santrallarının generatör ve tür binleri, büyük takatli su türbinleri ve generatörleri, sanayide tahrik un suru olarak gereksenen büyük güçlü ve özel yapılı çeşitli elektrik

• O halde sizce nelerin yapılması gerekiyor?

DHer şeyden önce şunu belirtme liyim ki, sözünü ettiğimiz ağır ve duyarlı elektromekanik araç ve gereçler yatırım malı, diğer bir deyişle gerçek anamal nite liğindedir. Bursa sempozyumunda da ifade ettiğim gibi, Türk toplumu daha Osmanlı idaresinde iken ana mal sanayilerinin doğuşuna, yani endüstri devrimi olayına karşı ilgisiz kalmıştır. Başdan beri anlattıklarım, üst düzey yönetim katlarında bu il gisizliğin bugün de devam ettiğini göstermektedir.

Tükiye'yi yönetenler, kapital malla rın dışardan satın alınması ile ülke ihtiyaçlarının karşılanabileceğini sanmışlardır ve hala da sanmak tadırlar. Oysa bu düşünce çağdaş uygarlığın boyutlarını ölçememek ten kaynaklanan bir görüş darlığı ve tarihi bir yanılgıdan başka bir şey değildir.

Bu konuda Türk işçi sınıfı ile kendil erini aydın kabul eden üst yönetici sınıf arasında şaşılacak kadar derin

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 3611362

görüş ve düşünce farkları bulundu ğunu, bütün meslek hayatı boyun ca yakından gördüm.

AEG ETİ'nin üretime geçtiği sıralar da fabrikayı çalıştıracak işçi kadro sunu eğiten Alman mühendis Berg es bana Türk insanının kadını ve erkeği ile endüstriyel işlere ne ka dar yetenekli olduğunu söylemiş ve hayretini ifade etmişti.

Fakat dediğim gibi yönetici aydın kadrolar, Batılı ekonomi uzmanla rının kitaplarından alıntı bilgilerle Türkiye'de yatırım malı sanayilerinin kurulmasına gerek olmadığını, böy le bir çabanın Amerikayı yeniden keşfetmeğe kalkışmak gibi boşuna bir gayret olacağını savunmuşlardı ve hala da savunuyorlar. İçinde ya şadığımız korkunç işsizlik ve enf lasyon gibi bunalımlar bile bu kişi lerin gerçeği görmelerine yeterli ola mıyor.

Geçenlerde en üst düzeydeki bir yet kili TV'deki konuşması sırasında gülerek "... yani paramızı ağır sa nayi'e yatırıp da çarçurmu edeydik" diye bir söz söyledi. İngiltere'de, Al manya'da, Fransa'da, aynı politik mevkilerde bulunanların ağzından halka hitaben böyle bir sözün çıktığı acaba görülmüş, işitilmiş bir olay olabilir mi?

Kapital mal sanayilerinin Dünya'da almış olduğu bugünkü boyutlar ve bizim içinde bulunduğumuz koşullar dikkate alındığında, davaya rasyo nel bir çözüm getirebilmek için, Türkiye'de elektro mekanik imalât alanındaki konuları kabaca üç gru ba ayırmamız gerekir.

Birinci gruptaki işleri özel kesim ra hatlıkla yapabilir; Nitekim yapmak tadır da. Dayanıklı tüketim malları, aram allar ve hafif elektrikli makina ve araçlar bu grubun içindedir. İkinci gruptaki işler daha ağır ve özellikle dinamik karakterli araçları içeren imalât dallarıdır. Orta ağırlık ta sanayi motorları, elektrojen gru pları, otomasyon sistemleri, röleler ve duyarlı ölçü aletleri ve benzeri araç ve gereçleri üretecek fabrika lar, Devlet ve Özel sektörün ser maye ortaklıkları yolu ile kurulabilir.

Buhar türbini, gaz türbini, türbo generatör, çok ağır sanayi motor ları, çok yüksek gerilimli kesiciler,

büyük güçlü hidrolik türbin ve gene ratörleri ve bunlara benzer elektro mekanik makina ve araçlar ürete cek ağır sanayi komplekslerini, bu aşamada mutlaka devlet eliyle kur maktan başka seçeneğimiz yoktur. Devletin ulusal sanayimizi kalkın dırmak bakımından yapması gerek en başka şeyler de var; Örneğin sanayimizin Otonom hale gelebil mesi için, araştırma ve geliştirme leri yönlendirecek deney merkezle rine de gereksinme vardır ki, bu te sisler olmadan, özellikle elektro mekanik imalât alanlarında Prototip çalışmaları yapılamaz. Ve' bu pahalı tesisleri, her yerde olduğu gibi, biz de de ancak Devlet kurabilir.

Öte yandan ve özellikle bizim mem lekketimizde, anamal niteliğindeki elektro mekanik cihaz ve makina ların en büyük müşterisi Devlettir. Ulusal anlamlı sanayiini koruyan ve kollayan modern devlet anlayışına göre, bu gibi ihtiyaçların öncelikle yurt içinden karşılanması gerekir. Ne Fransa'da, ne Almanya'da ne ingiltere'de ve ne de Amerika'da bir elektrik santralının inşasının ulusla rarası bir ihale konusu yapıldığı görülmüş bir şey değildir. Gerçi Tür kiye'de bir elektrik santralını tepe den tırnağa donatabilecek güçte bir sanayi kesimi henüz yoktur ama bazı araç ve gereçler de, örneğin transformatör gibi üniteler de yurt içinde üretilebilmektedir. Hal böyle iken Devlet'in yurt içinden temini

mümkün olan ekipman ve malzeme leri de dışardan satın aldığını duyu yoruz. Eğer yerli ürünler daha pa halı veya kalitesi daha düşük ise bunun nedenleri üzerine önce dev letin eğilmesi gerekir. Olaki, söz konusu kusurların ardında yine devletin kendisi vardır.

Pek tabii bu tür davranışlar ancak kapital mal sanayilerinin önemini kavramış ve bu sanayileri ulus'a kazandırmaya çalışan bir devlet an layışından beklenebilir.

M Dergimiz aracılığı İle genç mühendis arkadaşlara İletmek İstediğiniz söylemek İstediğiniz bir duyurunuz var mı?

DKanımca başkalarına öğüt ver mek o kadar kolay ve basit bir iş değil. Ben mesleğimi çok sevdim. Dünyaya yeniden gelmek mümkün olsaydı bir başka mesleği seçece ğimi hiç düşünmezdim. Çünkü ger çeklere rasyonel biçimde yaklaşma yeteneğini en iyi sağlayan uğraş ların başında kuşkusuz mühendis lik faaliyetleri geliyor. Ne var ki, bir mühendis için sadece mesleki bil gilerin yeterli olacağını sanmıyo rum. Mühendisler toplumsal dokuda en sağlam ve güvenilebilir röper un surlarını oluşturmaya adaydırlar. Ancak bunun için engin bir kültür hazinesine de sahip olmaları gere kir. Kültürsüz bir mühendisin düşünen bir hesap makinasmdan pek farkı olmasa gerek. Bu bakım dan genç meslektaşlarıma içtenlik le verebileceğim öğüt, kültür dağar cıklarını olabildiğince zenginleştir meleridir.

Türk mühendisi bugününü ve gele ceğini doğru olarak değerlendirebil mesi için geçmişini, olumlu ve olum suz bütün yanları ile ve bilimsel kri tikleriyle çok iyi tanımalıdır. Özellik le politika ile ilgilenecekler için bu vaz geçilemez bir zorunluktur.

Bazen kendi kendime; Acaba son on yılda edindiğim bilgileri otuz ya şımdayken bilebilseydim, toplum daki yerim bugün nerede olurdu diye düşündüğüm olmuştur. Bu pek tabii bir spekülasyondan ibarettir. Ama öyle sanıyorum ki, elektro me kanik sanayii davasında büyük atı lımlara katkıda bulunabilirdim. D