Elektrik Mühendisliği · Sayı 361-362 · Kasım-Aralık 1988

ÖZELLEŞTİRME:TELEKOMÜNİKASYON VE ENERJİ SEKTÖRLERİNDEKİ ETKİLERİ

A. Nuran Güner

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme

Yıl
1988
Sayfa
7
Okuma süresi
24 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Mevzuat ve hukuk

Anahtar kelimeler

  • özelleştirme
  • TEK
  • 3096 sayılı yasa
  • Çukurova Elektrik A.Ş.
  • yap-işlet-devret
  • entegre sistem

Özet

TMMOB ve EMO Başkanı Teoman Alptürk, elektrik enerjisi sektöründe özelleştirme uygulamalarını tarihsel süreç içinde ele alarak, parçalı işletme modelinin entegre sisteme kıyasla yaratacağı maliyet, güvenlik ve standardizasyon sorunlarını tartışıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

ÖZELLEŞTİRME VE ELEKTRİK ENERJİSİ SEKTÖRÜ

Teoman ALPTÜRK TMMOB ve EMO Başkanı

Ülkemizde son zamanlarda kamu işletmelerinin verimli liğini artırmanın ve kamu harcamalarını minimize etmenin çözümü olarak özelleştirme görülmektedir. Örneğin, is tihdamı küçültmek için sözleşmeli personel statüsü geliştirilmiştir. Sanayi ve enerji yatırımlarında yabancı sermayeyi çekebilmek için belki de dünyada ilk defa ola rak yap işlet devret formülü ortaya atılmıştır. Elektrik enerjisi sektöründe de özelleştirme aracı olarak 3096 sayılı yasa çıkarılarak bu alan yerli ve yabancı sermaye şirketlerine açılmıştır. Bu bağlamda zaten ayrıcalıklı ko numda olan bir iki şirket yasanın çıkışından dört yıl sonra özelleştirilmiştir. Bunun dışındaki önemli gelişme de ithal kömürlü yap işlet devret formülüyle yapılması öngörülen termik santrallardır.

Aslında dağıtım şebekeleri işletmeciliği hiçbir sermaye grubuna çekici gelmemektedir. Dağıtım şebekelerinin şehirlerdeki bölümleri, alınan "tesise iştirak bedeli" nede niyle zaten halkın ortak malıdır. Yasal sorunlar doğura cak bir konudur.

Ben burada tek tek sorunlar yerine genel sistem açısın dan yaklaşıp işin felsefesine değineceğim. Önce bugüne kadar ki durumu ele alıp daha sonra bugün için görüşleri mizi dile getireceğim.

BUGÜNE KADAR...

Elektrik enerjisi, sosyal yaşamın ve de özellikle sana yileşmenin itici gücü, vazgeçilmez unsurudur. Ekonomi nin bu çok önemli alt yapı sektörü olan elektriğin en belir gin özelliği, depo edilemeyişi, gereksinmenin oluştuğu anda ve gereksinilen kadar üretilmesi zorunluluğudur. Bu nedenle elektrik üretimi ve bu üretimin tüketicilere ulaştırılması için gerekli iletim ve dağıtımda eşgüdümün, merkezi bir planlamanın önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Eğer bu eşgüdüm ve planlama sağlanamaz ise ya gereksinimden fazla üretim tesisi yapılır ya da tüketimi karşılayacak kadar üretim iletim tesisi yapıla maz ülke karanlıkta kalır, sanayi çalışamaz duruma gelir. Geçmişte bunların hepsi ülkemizde yaşanmıştır. Bir yan da meskenlerde karanlık gezdirilirken bir yanda da sa nayi tüketicilerine verilen elektrik enerjisinde % 50'lere varan kısıtlamalara gidilmiştir. Bugün de elektrik enerjisi üretim kapasitesinin fazlalığından sözedilerek yabancı ülkelere lektrik satılacağı ifade edilmektedir. Tüm bunlar eşgüdümsüzlük ve plansızlığın açık itiraflarıdır. 1970'lerin başına kadar elektrik enerjisi sektörünün tek elde top lanması ve devlet tekelinde olması tartışılmıştır. 15.7.1970 tarihinde T.B.M.M.'de Türkiye Elektrik Kuru mu yasası çıkarılarak bir ölçüde elektrik enerjisi faliyetle ri devlet tekelinde toplanmıştır. Bu karar alınırken en önemli gerekçeler olarak aşağıdaki maddeler belirtil miştir:

1. Elektrik enerjisi temel yapı unsurudur

2. Özel şirketler kâr amacıyla kurulurlar

3. Özel şirketlerle enerji sektörü dağınık bir yapı özelliği

kazanır ve ulusal şebekenin işletmesinde önemli zorluk lar çıkar.

4. Dağınık yapı ve işleyiş, malzeme kullanımında stan dartlaşmayı önler.

5.Amacı kâr olan özel kesim, varolan kaynakların en el verişli ve kârlı olanlarına talip olacaktır.

Gerçekten de burada belirtilenlerden bir bölümü Türkiye Ulusal Elektrik Sisteminde yaşanmıştır. Örneğin, üretim yetersizliği nedeniyle tüm ülkede elektrik enerjisi kısıtla maları yapılırken Çukurova Elektrik A.Ş.'ne ait 700 mil yon kwh üretim kapasitesine sahip Mersin Termik Sant ralına kısıtlı üretim yaptırılmıştır. Adı geçen santral 1979 yılında 477 milyon kwh, 1980 yılında 395 milyon kwh, 1981 yılında 544 milyon kwh elektrik enerjisi üretmiştir. Çünkü fuel oil'den elektrik enerjisi üretim maliyeti yüksektir. Mersin Santralının üretimi şirketin kârını olum suz etkilemektedir. Şirketin kuruluş mantığı içinde bu santralın üretiminin azaltılması doğru bir karardır. Ancak aynı yıllarda Türkiye'de 1,5 milyar kvvh'in üzerinde elek trik kısıtlaması yapılmakta, Türkiye Elektrik Kurumu san tralları tam kapasiteyle çalışmaktaydılar. ÇEAŞ'nin elek trik satış tarifeleri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca onaylanmakta ve onay sırasında fuel oile dayalı üretim yapan Mersin Terrflik Santralının 200 milyon kwh noksan üretim yapması haklı görülmekteydi. Bu konu yukarıda belirtilen gerekçelerin haklılığının kanıtıdır.

Ayrıca daha önce ayrıcalıklar tanınarak kurulmuş olan özel elektrik şirketleri hep hidrolik enerjinin bol ve ucuz olduğu bölgelerde yer almışlardır. Çukurova Elektrik A.Ş., Antalya Kepez Havalisi Elektriklendirme A.Ş. Türkiye'nin güneyindeki hidrolik potansiyeli paylaşmış lardır. Kurulup çalışma olanağı bulamayan Ege Elektrik, Demirköprü hidroelektrik santralı tesislerine, Kuzeybatı Anadolu Elektriklendirme A.Ş.de Sarıyar hidroelektrik santralı tesislerine dayanmakta idi. Hidroelektrik tesisle rin işletme kolaylığı ve ucuz elektrik elde etme olanakları özel sektörü kendine çekmiştir.

Aslında elektrik enerjisi alanındaki faaliyetlerin özel sek tör aracılığıyla yürütülmesi birkaç kez daha denenmiştir.

Cumhuriyet öncesi döneminde, şehirlerin elektrik gerek sinmesinin karşılanması bir bayındırlık hizmeti sayılmış tır. Ve diğer alanlarda olduğu gibi elektrik enerjisi faali yetlerinin de özel şirketler eliyle yürütülmesi yoluna gidil miştir. 1910 yılında "Kamu yararına ilişkin imtiyazlar" ko nusunda bir yasa çıkarılarak Macar Ganz Elektrik Şirketine ilk ayrıcalık tanınmıştır. Şirket bir yıl sonra bir Macar ve Belçika Bankasıyla birlikte "Osmanlı Elektrik A.Ş." adıyla bir şirket kurmuştur. Kurtuluş savaşından sonra 17.6.1923'de yapılan bir söz leşmeyle şirket, tüm hak ve çıkarlarını yeni hükümete de kabul ettirmiştir. Daha sonra, İstanbul'da kurulan bu ortaklık benzeri, İzmir, Adana, Bursa, Edirne ve Gaziantep gibi şehirleri

mizin elektriklendirme işleri için de özel ortaklıklara ayrı calıklar tanınmıştır.

Bu ayrıcalık sözleşmelerinde şirketler elektrik satış fiat larını sağlam temellere bağlamış, para değerinin düşme si, mal ve işçilik giderlerinin artması durumunda elektrik satış fiatlarını altın esasına göre yükseltmek yoluna git mişlerdir. Daha sonraları özel ayrıcalıklı şirketlerin çıkarları doğrultusundaki istekleri karşısında Cumhuriyet hükümetleri, bu şirketlerin satın alınması yoluna gitmiş lerdir. 1938 1944 yılları arasında bu şirketlerin elindeki tesisler satın alınırken, bir yandan da ETİBANK, Elektrik İşleri Etüd İdaresi gibi kurumlar kurularak hizmetlerin tek elde toplanması için ilk adımlar atılmıştır.

Ancak 1950 yıllarında enerji politikasında önemli bir değişiklik yapılarak elektrik enerjisi işletmeciliğinde ye niden özel şirketlere dönülmüştür. Bu bağlamda;

Kuzeybatı Anadolu Elektriklendirme T.A.Ş.

Ege Elektrik A.Ş.

Çukurova Elektrik A.Ş.

Kepez ve Antalya Havalisi Elektrik Santralları T.A.Ş.

kurulmuştur. Özel şirketlerin sermaye teminindeki güç lükleri nedeniyle bu şirketlerin en büyük ortağı Etibank olmuştur. Yukarıda belirtilen ilk iki şirket kuruluşlarını ta mamlayamadıkları için faliyete geçememişlerdir. Son iki şirket Dünya Bankası ve uluslararası finans kuruluşları nın yardımıyla varlıklarını bugüne kadar sürdürmüşlerdir.

1953 yılında toplanan "Birinci Istişari Enerji Kongresi" Türkiye'de elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtım işlerinin, mali gücü yüksek ve dinamik bir merkezi kuru luşun elinde toplanmasının, ülke gerçekleri ve çıkarları bakımından uygun çözüm olacağı sonucuna varmıştır. 1970'lere kadar süren çaba ve çalışmalar sonucunda 1312 sayılı yasayla, "Türkiye Elektrik Kurumu" kurul muştur. Fransa'da EDF, İtalya'da ENEL, ingiltere'de CEGB örnek alınarak elektrik enerjisiyle ilgili hizmetler bir çatı altında toplanmaya çalışıldıysa da tam bir başarı sağlanamamıştır. Buna rağmen Türkiye'nin güney bölge si dışında elektrik hizmetleri tek elde toplanmıştır. Ve bu kuruluş bugün ülkeyi yaklaşık 14700 MVV'lık bir kurulu güce kavuşturmuş, Ulusal Enterkonneksiyonu % 99,9 oranında tamamlamıştır.

BUGÜN....

1984 yılında çıkarılan 3096 sayılı yasayla Türkiye Elek trik Kurumu elektrik enerjisi sektöründe tekel olmaktan çıkarıldı. Türkiye'deki elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtım hizmetleri yerli ve yabancı sermaye şirketlerine açıldı. Bu yasa değişikliğiyle özellikle de yabancı ser maye şirketlerine, uluslararası finans kuruluşlarına da vetiye çıkarılmış oldu. 1910'lu ve daha eski yıllara geri dönüldü. 1984 1988 arasında bir tereddüt dönemi yaşandı. Bu sektörde istenen özelleştirme sağlanamadı. Ancak zaten özel ayrıcalıklı şirket konumunda olan iki şirketle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı arasında bir anlaşma imzalandı. 70 yıllık yeni ayrıcalık sağlandı. Bu şirketler Çukurova Elektrik A.Ş. ve Antalya Kepez Ha valisi Elektriklendirme A.Ş.'leridir. Adı geçen şirketlere eskiden varolan haklarına ek olarak dağıtım hizmetleri ve yeni santrallar kurma hakları tanınmış oldu.

• Ben burada yalnız bu iki şirket açısından değil, genelde özelleştirmeye ilişkin bazı noktalara değinmek istiyorum. Eğer, Türkiye Elektrik Sistemi belli sayıda parçalara bö lünüp özelleştirilmek isteniyorsa geçmişte yaşanmış önemli yanlışlıkları bir kez daha yaşıyacağız demektir. Çünkü tüm dünyada küçük bölgesel işletmeler yerine tüm üretim iletim tesislerinin entegrasyonunu sağlayan yapılaşmaya gidilmektedir. Bu ya gözden kaçırılıyor ya hut da başka düşünceler söz konusudur.

Küçük veya parçalı işletmelerin çeşitli sorunları vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1. Her şirket kendi bölgesindeki işletme güvencesini sağlamak için kendi yedek (döner ve soğuk) gücünü bu lundurmak zorunda kalacaktır. Bu da entegre bir sisteme göre daha fazla yatırım, daha fazla mali kaynak demek tir.

2. Her şirket kendi sistemini yönetmek için ayrı bir genel merkez, sistem kontrol (yük tevzi) merkezleri oluştur mak zorundadır. Bu da ayrı bir yatırım ve para demektir.

3. Ayrı ayrı şirket bölgeleri kurulduğunda her elektrik şirketi sisteminin stabilitesini sağlamak, enerji kesintile rinde kendi bölgelerini toparlamak zorunda kalacaktır. Enerji kesintilerinin süresi uzayacak, bu esnadaki kayıp ları telafi için gerekli çalışmalar üretim ve işletme maliye tini artıracaktır.

4. Ülkenin tümündeki malzeme ve teçhizat standardi zasyonunu sağlamak zorlaşacaktır.

5. Yeni tesisler için yatırımlarda güçlükler bir kat daha ar tacaktır.

6. Ülkedeki işletme güvenliği azalacaktır.

7.Personel ücretlerinde önemli bir azalma sağlanamaya caktır, çünkü bu alandaki personel ücretleri % 5 ile % 7 arasında değişmektedir.

Kaldı ki Türkiye'deki özel sermaye birikimi de bu alandaki yatırımları yürütmeye yeterli değildir. Bugün orta boy bir santralın maliyeti 100 milyarlarla, Karakaya, Keban bo yutunda bir santralın maliyeti trilyonlarla ifade edilmekte dir. Herhangi bir hidrolik santralın yapım aşaması ortala ma 7 yıl, termik santrallar ortalama 5 yıl sürmektedir. Hid rolik santrallarda su geliri üretimle doğrudan ilgili olup ülkemizde kararlı bir su geliri rejimi söz konusu değildir.

Bir diğer nokta ise su potansiyeli genellikle ülkenin doğu sunda, kömür genellikle orta ve batı Anadoludadır. O takdirde kârlılığı sağlamak için özel önlemler mi alına caktır? Veya özel sektör çoğunlukla hidrolik santrallara talip olduğuna göre hidrolik santralları özel sektör, termik santraları TEK mi işletecektir? Bu sorulara cevap ver mek kolay değildir.

Üretim yedeği yukarıda da belirtildiği gibi çok önemlidir. Bugüne kadar entegre sistem örneği oluşturan ingiltere CEGB sistemindeki üretim yedeği oranı % 22'dir.Fakat parçalı işletmeyi tercih etmiş A.B.D.'de özel Nevvyork Povver Şirketi sisteminde bu oran % 35'tir. Ülkemiz gibi kaynakları kıt bir ülkede entegre sistemden vazgeçmek üretim yedek tesislerine olan ihtiyacı artıracak, aşırı yatırıma neden olacaktır. D

A. Nuran GUNER

I Oğuz Oyan: Özelleştirme nin Ekonomi Politiği (*)

Kamu iktisadi kuruluşlarının özel leştirilmesinde temel nedenin kamu harcamalarını daraltmak ve kamu işletmelerini özel sektöre devrede rek verimlilik artışını sağlamak oldu ğu öne sürülmektedir.

Oysa gelişmiş kapitalist ülkelerde kamu harcamalarının milli gelire oranının, sanıldığının aksine, geliş mekte olan ülkelerden yüksek oldu ğu ve ortalama % 50 civarında oldu ğu belirtilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde ise bu oran ancak yarısı kadar olup Türkiye'de % 21.6 (1985), dış borç ve ana para öde meleri hariç tutulursa % 19.5tir.

Kamu üretiminin GSMH'ya oranı ise örneğin İngiltere'de % 10 11.8 ora nında seyrederken, Türkiye'de de 80'lerde ortalama % 11 olmuştur.

Türkiye'de toplam yatırımlarda ka mu payı 1970'te % 45 iken, 1978'de % 49'a, 80'lerde ise % 60'a yüksel miştir. Ancak bu yükselme, reel artıştan çok, özel yatırımlardaki hızlı gerilemeden kaynaklanmakta dır.

Bu dönemde; KiT'lerin yatırım hedefleri öz kay nakların üstünde tutularak ek fi nansman kaynaklarını dış borçla sağlanmaya itilmişlerdir,

80'lerdeki daraltıcı politikalara rağ men pozitif büyüme oranlarını KiT'ler sağlamış ve dışa açılmanın gerektireceği yatırım profilini ger çekleştirerek özel yatırımların geri lemesini örtmüşlerdir. KiT'ler için hazine desteğinin zaten en aza inmiş olduğunu da rakamlar ortaya koymaktadır. 1983'de bütçe transfer harcamaları içinde KiT'lerin (*) Oğuz Oyan, Özelleştirmenin Ekonomi Politiği, Bilim veSanat, Sayı: 82, Ekim 1987'de yayınlanan yazıdan özet.

payı % 32 iken, 1986 yılında KiT'le re yapılan sermaye teşkili harcama ları % 3,4'e inmiştir. KiT'lerin Mer kez Bankası kredilerinden aldığı payın ise;

1979'da

1983te 1984te 1985'te 1986'da

24.8

4.2

9.4

11.9

olduğu ve bu dönemde yalnızca TMO destekleme alımları için kredi açıldığı belirtilmektedir.

Türkiye'de 1984'e kadar kamu yatı rımları içinde KiT'lerin payı hızla ar tarken, 1985'ten itibaren yerel yö netim ve fon yatırımları devreye gir miş, ancak 1987'de hâlâ yatırımları içinde KiT'lerin payı % 39 iken, ye rel yönetimlerinki % 15 olmuştur.

KiT'lerin verimsizliği iddiasını ise, MPM tarafından yapılan bir araştır ma çürütmektedir. Bu araştırmaya göre 80'li yıllarda KiT'lerin verimliliği özel sektörden yüksektir. Zaten satış gündeme geldiğinde de verimli olanlardan başlanacağı açıkça be lirtilmektedir.

Özelleştirmenin öncülüğünü yapan İngiltere'de, 1980'lerdeki özelleştir me hareketine rağmen, 1980 1985 döneminde kamu harcamalarının GSMH içindeki payı sabit kalmıştır. Bu durumda "Özelleştirme" hareke tinin kamu müdahalesinin boyutları nı küçültmekten çok biçimini değiştirdiği söylenebilir.

Özelleştirme ana planı (Morgan Bank Raporu)'nda, İngiltere'de ö zelleştirme yoluyla devlete gelir sağlama amacı güdüldüğünün açık ça ilan edildiği belirtilmiştir. Türki ye'de en az önemli amaç gelir sağ lamaktır denirken, İMKB, başka borçlarına imkan kalmadığından, özelleştirmeyi zorunlu bulmaktadır.

Sermayenin tabana yayılması v.b. iddialarının ciddiyeti, Morgan Bank raporunda; KİT çalışanlarının düşük

gelir düzeyleri nedeniyle pay sene di alamayacaklarının belirtilmesiyle ortadan kalkmaktadır.

Aynı raporda, İngiltere'de British Telecom hisselerinin çalışanların % 96'sına satılmış olmakla birlikte, bu hisselerin toplamın sadece % 0.9 (binde dokuz)'unu oluşturduğu be lirtilmektedir.

Özelleştirilen diğer bazı şirketlerin ilk satışta ve birinci yılın sonunda paydaş sayılarını gösteren rakam larda hayli ilginçtir;

British Aerospace

: 158.000 26.000

Cable and Wireless : 157.000 26.000

Amersham International : 65.000 10.000

Bunlardan British Aerospace'in devlet payı dışındaki sermayesinin % 63'ünün yalnızca 143 paydaşa ait olduğu belirtilmektedir.

II Telekomünikasyon Dünyasında Neler Oluyor ?(*)

Dünya telekomünikasyon pazarı yılda % 12 oranında büyüyor. Bu oranın % 5'i telefon ve teleks hiz metlerini, % 20'si ise katma değerli hizmetler dahil olmak üzere hizmet leri içeriyor. Pazarın parasal değeri 600 milyon dolar, Avrupa'daki en büyük ulusal pazar ise, bu toplamın % 6'sından fazla değil. 1980'lerin ilk yarısında telekomünikasyon cihaz ları için yapılan kişi başına harcama Avrupa'da 32 dolar, ABD'de 80 do lar ve Japonya'da 46 dolar. Bunun la birlikte, Avrupa toplam pazarı dünya pazarının % 30'unu oluş tururken üretimdeki payı ancak % 10. Bu rakamlar Avrupa'nın bilişim ekonomisinin geleceği açısından pek parlak sayılmıyor. Avrupa pa zarı ABD ve Japonya'nın saldırısı altında.

(*) Telecommunications, October 1987'den derlenmiştir.

Avrupa'nın uzun dönemli ekonomik sorunlarının; teknolojik durgunluk ve artan işsizliğin çözümlenmesin de, Avrupa Topluluğu iç pazarının bütünleşmesinin önemli kazanımlar sağlayacağı umuluyor. Üretimin büyük tek bir pazara yönlenmesiyle maliyetlerin düşürülmesi ve sağla nacak fonların yeni teknolojiler alanında araştırma geliştirme giri şimlerini finanse etmekte kullanıl ması bekleniyor. Avrupa tek paza rının bütünleşmesi sürecinin 1992' de tamamlanması hedefleniyor.

AT'da telekomünikasyon alanında 1984'ten beri yürürlüğe konulan yönergelerle ulusal sınırların ka demeli olarak açılmasına çalışılıyor. 19841e ortak bir politika belirlenme si ile ilgili yönergeyi, aynı yıl termi nal cihazları ile ilgili kamu ihaleleri nin Topluluk'un tüm ülkelerinden katılıma açılmasının ilk evresiyle il gili yönerge izledi. Daha sonra ise, terminal cihazlarının tip onayının karşılıklı tanınması, ortak standart ların oluşturulması, RACE (Avru pa'da ileri telekomünükasyon hiz metleri için A+G) ve STAR (ileri teknoloji hizmetlerinin az gelişmiş bölgelere ulaştırılması) programları, uydu yayınları ve tümleşik hizmet ler sayısal şebekesi (ISDN) uygu lamalarıyla ilgili ortak politikaların belirlenmesi konusundaki yönerge ler yayınlandı.

Haziran 87'de ise uzun süreden beri beklenen Yeşil Rapor yayınlan dı. 'Telekomünikasyon Hizmetleri ve Cihazları Ortak Pazarının Geliş mesi" başlıklı Yeşil Rapor; terminal cihazları pazarının tamamen açıl ması, belirli temel hizmetler dışın daki hizmet pazarına aşamalı ola rak açılması, telekomünikasyon i darelerinin alt yapı üzerindeki kon trollarının sürmesi ancak idarelerin mevzuat düzenleme ve işletme yet kilerinin ayrılması, uydu yayınlarının liberalizasyonu, maliyete dayalı ye ni tarife belirleme ilkeleri ve tele komünikasyon konusunda ortak bir Standard kuruluşunun oluşturulma sı konularını tartışmaya açmakta dır. Bugün Avrupa ülkelerinde tarife, belgelendirme ve satın alma kural ları arasında önemli farklılıklar sürmektedir. Ancak bir yandan sö

zü edilen ekonomik koşullar, öte yandan teknolojik gelişmelerin mevcut telekomünikasyon idareleri şebekelerinin olanaklarını aşması, ülkeleri yeni arayışlara zorlamıştır.

Bir çok Avrupa ülkesi bir yandan telekomünikasyon idarelerinin ya sal düzenleme ve işletme yetkilerini ayırır ve yasal düzenleme yetkisini yeni oluşturulan kamu birimlerine verirken, öte yandan da kamu tele komünikasyon kuruluşlarının tekel konumunun kaldırılıp özelleştirilme sine ve yönelmiş rekabetçi ya da rekabetçi olmayan bir düzenlemey le birden fazla işletmecinin bu alana girmesine izin vermişlerdir.

Özelleştirmede öncülüğü İngiltere yürüttü. Bu akıma en şiddetle dire nen ise F.Almanya oldu. Telekomü nikasyon hizmetinin doğal bir tekel olduğunda ısrar eden DSP (Deuts che Bundesport), dünyanın en mo dern şebeke altyapılarından birini oluşturmuştu. Bununla birlikte, bazı tarifelerin komşu ülkelerden nere deyse iki katı yüksek olması ve şebekeden yararlanma ve cihaz bağlama konusunda çok sıkı kısıt lamalar olması nedeniyle, liberali zasyon için ABD ve Avrupa Toplu luğu'nun yoğun baskısıyla karşılaş tı ve sonunda ses telefon hizmetle ri DBP'nin tekelinde kalmak üzere, terminal cihazları ve katma değerli hizmetlerin tam olarak açılmasına karar verildi. Özelleştirme dalgası değişik ölçülerde ve farklı uygula malarla da olsa bütün Avrupa'yı sardı.

Gene 1992 hedefine dönük olarak, Avrupa'da, daha büyük ve etkili gruplar oluşturmak üzere, şirketler arası birleşmeler hızlandı, bu eğilim telekomünikasyon alanında da etki li oldu.

İngiltere'de telekomünikasyon ku ruluşu British Telecom (BT), 1984 yılında özelleştirildi, ayrıca BT'un yanında ikinci bir şirkete Mercury Com'a da yetki verildi. ABD'de de olduğu gibi İngiltere'de de, özelleş tirmeyle, rekabet yaratarak cihaz ve servis pazarının canlandırılması amaçlanmıştı. Bu görüşü destek leyenler İngiltere'de büyük teknolo jik gelişme olduğunu öne sürerken, aksi görüşü savunanlar BT'un bir kamu tekelinden özel tekele dönüş

tüğünü ve önemli bir rekabet yara tılmadığını dolayısıyla hizmet kalite sinde iyileşme olmadığını belirtmek tedirler.

Önlem olarak, tarifelerle hizmet ka litesi arasında ilişki kurulması ve sözleşmelere, yeni kurulacak te sislerle ilgili olarak ortaya çıkacak gecikmeler için sorumluluk yükle yeci hükümler getirilmesi tartışıl maktadır.

BT'nin % 49.8 hissesi hala kamu mülkiyetinde olup bu hisselerin sa tılması bu tartışmalar yüzünden ge cikmektedir.

III İngiltere'de CEGB Nasıl Özelleştiriliyor ? (*)

Özelleştirme İngiltere Enerji Bakanı Cecil Parkinson için her zaman ön celikli bir hedefti. British Telecom' un hizmetlerinden ve British Gas'ın fiyat politikasından şikâyetler, yeni bir özelleştirilmiş tekel yaratmayı politik olarak imkânsızlaştmyordu. Bu satış zedelenen özeleştirme i majını kurtarmalı ve hisse senedi pazarı ölçütlerinin ötesinde bir ba şarı sağlamalıydı. Aynı zamanda elektri endüstrisinin satışı Barkin son'u, hükümetin vergi indirim poli tikasının bir sonraki evresi için baş fon yaratıcı konumuna getiriyordu.

Parkinson bu satışın 20 milyon sterlin getireceğini belirtiyordu.

Özelleştirmeden önceki 8 ayda Parkinson, diğer özelleştirme uygu lamalarından farklı olarak, yoğun bi öneri ve lobicilik faaliyetiyle karşı karşıya kaldı. Hatta bir noktada CEGB yöneticilerinin kamuoyu ö nünde konuyu tartışmalarını yasak ladı. Akademisyenler, sanayiyi ö zelleştirmeye yönelik olarak yeni den yapılandırmak üzere önerilerini içeren bir çok yayın yaptılar.

Yayınlanan kararnamenin teknik, politik ve progratik koşulları denge lemeye çalışan bir metin olduğu be lirtilmektedir.

CEGB (Merkezi Elektrik Üretim Ku rumu)'nun satışıyla ilgili kararname (*) İngiltere'de CEGB'nin sattışıyla ilgili kararnamenin yayınlandığı günü izleyen 26.Şubat.1988 tarihli The Guardian', 'The Independenf ve diğer gazetelerden derlenmiştir.

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ • 3611362

nin ana yaklaşımları şöyle özetlen mektedir;

CEGB üretim kapasitesi iki şirkete bölünecektir. Küçük CEGB, kapa sitesinin % 30'una sahip olacak ve bir nüklee kapasitesi bulunmaya caktır. Bu küçük şirketin ve CEGB' nin geriye kalan bölümünün hisse leri satışa sunulacaktır.

İngiltere ve Galler'deki 12 ayrı da ğıtım birimi ayrı ayrı şirketler olarak özelleştirilecek ve her biri kendi bölgesini beslemekle yükümlü ola caktır.

Ulusal iletim şebekeleri CEGB'nin denetiminden alınacak ve 12 dağı tım şirketinin ortak olduğu ayrı bir şirketin denetimine verilecektir.

Enerji sektöründeki özel şirketle rin, ürettikleri enerjiyi dağıtım şir ketlerine ya da ulusal şebekeye satmak üzere, enerji santralları kur maları teşvik edilecektir.

Yönetmeliklerin düzenlenmesi işi ni Elektrik Üretimi Genel Müdürlüğü yürütecek ve fiyatlar ile hizmet standartlarını belirleyecektir.

Nükleer enerji endüstrisinin ge leceği, dağıtım şirketlerinin fosil ya kıtlar dışındaki üretimlerinin mini mum bir bölümünü (bu minimumun % 20 olacağı belirtiliyor) nükleer üretimden sağlamaları zorunluluğu tüzüğe koyularak, garantilenmek tedir.

Elektriğin özelleştirilmesi ingiltere Hükümetinin hedeflediği en çekici alanlardan biri olagelmiştir. Çağdaş yaşamın temelini oluşturan böyle büyük ölçekli ve karmaşık bir en düstri, Enerji Bakanı Cecil Perkin son'un ve hükümetin politik başa rısında bir ölçüt oluşturacaktır.

Ancak Kararname'nin öngördüğü bi çimde özelleştirmenin, başka bi çimlere göre daha düşük enerji ma liyeti sağlayıp sağlamayacağı tartı şılmaktadır. "The Independent'da kararnamenin önemli ekonomik ka zanımlar sağlayabileceği üç yön den kuşkulu bulunmaktadır.

i) Mevcut dağıtım kurumları karar nameyle doğal tekeller olarak ta nımlanmaktadır. Bu tekeller iki yol dan yumuşatılmaktadır; dağıtım ku ruluşlarına farklı kaynaklardan e nerji satın alma hakkı verilerek ve tüketicilere performans standart

larını karşılayamayan şirketleri da va etme hakkı verilerek.

ii) Ancak bu mekanizmaların çalışa cağı kuşkuludur. Mevcut üretim ka pasitesinin % 70'ini koruyacak CEGB Pazara egemen olacaktır. Elektrik üretimindeki rekabetin, hü kümetin kararnamenin asıl kurbanı gibi görünen British Coal'la (Kömür Kurumu) karşı karşıya bıraktığı re kabetten daha zayıf kalacağı bek lenebilir.

Yerel dağıtım şirketlerinin belirsiz bir miktar nükleer enerji satın alma ları zorunluluğu ise, ekonomikten çok politik bir karardır. Tüketici ta leplerine gelince; işletme disiplini sağlayacak bir araç olmaktan öte ye gidemeycektir.

iii) Üçüncü kuşku yeniden örgüt leniş biçiminden kaynaklanmak tadır. Elektrik enerjisi, depolana mayışı nedeniyle, öteden beri doğal bir tekel olarak tanımlamış ve dağıtım ve üretimin bir elde toplan masının verimliliği arttırdığı söyle negelmiştir. Şimdi üretimle dağıtı mın ayrılması verimliliği düşürecek mi, iyileştirecek mü? Kararname bu konuya açıklık getirmemektedir. Dağıtım şirketlerinin, üretimde reka bet olacağı varsayılırsa, kaynak temininde ekonomik ölçütlerle uzun dönemli kaynak güvenlik ve güve nilirliğini nasıl bağdaştırabilecekleri temel sorun olacaktır.The Guardi an"da ise "iki Pazar Gücünün Öy küsü' başlığı altında; özelleştirme nin hükümetin görüşüne göre sa nayiyi pazar göçlerinin etkisine a çacağı belirtildikten sonra, CEGB' nin ikiye bölünmesiyle ortaya çıka cak iki şirketin, hâlâ dev boyutlarda olduğu ve bunun dışındaki rekabet odaklarının iki iskoç üretim kurumu ile Fransa'yla bağlantı sağlayan de nizaltı kablosu ve kendi üretim bi rimlerini kurmaya cesaret edebile cek özel kuruluşlar olacağı vurgu lanmaktadır.

Bu yaklaşımdaki sakatlığın ise, kö mür endüstrisinin küçültülmesi ve hatta ayaklar altında ezilmesi ge rektiği varsayımına dayanması ol duğu belirtilmektedir. Madencilerin gücünden korkması, hükümetin kö müre ağır bir darbe indirmesine yol açmıştır. Yeni özelleşen şirketlerin kömürü en ucuz dünya pazarların

dan sağlamalarına izin verilecektir. Halen CEGB gereksiniminin % 80'ini British Coal'dan dünya fiyat larının üstünde fiyatlarla karşıla makta olduğu için, bu kararın sar sıcı etkileri olacak, kömür ocakla rının kapanmasına yol açacaktır. Bu, özelleştirmenin verimlilik artışı açısından temel kazanımı olacaktır, ancak bunun için özelleştirmenin gerekmediği de açıktır. CEGB'nin kömür endüstrisini destekleme zo runluluğu kaldırılabilir ve kömürün en ucuz kaynaklardan sağlanması talimatı verilebilirdi.

Öte yandan,kömürü daha ucuz kaynaklardan almakla sağlanacak kazanç nükleer enerjide hükümetin aynı serbest rekabet ortamını sağ lamayı reddedişinin getireceği faz ladan maliyetle eriyecektir. Bu ise, yeni politikanın zayıf noktasıdır. Pazar güçlerinin etkisine açılması ise nükleer endüstrinin sonu ola caktır. Çünkü, özel sektör nükleer enerjiyi ekonomik bulmamaktadır. Gelecekte % 20 nükleer kapasite sağlamak için,hükümet nükleer ü retimi mevcut kapasitesinin % 70'ine sahip olacak şirkete veriyor ve gelecekteki yıllarda yeni nükleer santrallar kurmasını öngörüyor. Bu ise, şu anda kömüre sağlanan tüm sübvansiyonun çekilerek nükleere yöneltilmesi anlamına geliyor.

Enerji Bakanı Parkinson Avam Ka marasında yaptığı konuşmada tü keticilerin gereksinimlerinin en iyi biçimde serbest rekabetle karşıla nacağını söylemiştir. Hükümet gel ecekteki bir kaç on yılın parametrel erini geri dönülemez biçimde belirle miştir. Parkinson sadece fosil ya kıtlara bağlı enerji politikasının, ma dencilerinin gücü göz önüne alındı ğında, hatalı olacağını belirtmekte dir. Ancak Britanya'da öbür ülke lerden farklı olarak üç ayrı fosil yakıt; kömür, petrol ve doğal gaz bulunmaktadır. Enerji Bakanının, zaten ciddi bir düşüş içinde olan bir tehdide karşı kullandığı nükleer e nerji, aşırı pahalı bir güvenlik ara cıdır. Buradaki çelişki; enerji ger çek anlamda pazar güçlerinin etki sine bırakılsaydı bunun bütün avan tajlarından yararlanarak nükleer enerjiyi ezecek olan kömür endüst risi, şimdi ikili bir baskıyla karşı

karşıya kalacak olmasıdır, kömür lehine tercihler kömüre ayrımcı bir tavra dönüşmüştür. Madenciler, Parkinson'un dediği kadar güçlü çıksa bile bu pahalı bir uygulamadır. Gerçekte ise madencilerin eylemi nin zayıfladığı bir dönemde üstelik, hayli pahalı bir hatadır.

Gene basına göre; Kararname, Par lamentoda yoğun tartışmalara ne den olmuştur. İşçi Partisinin gölge enerji bakanı Prescott, enerji sek töründe özelleştirmenin daha yük sek fiyatlar yaratarak daha kötü tüketici hizmetlerine ve yaklaşık 75000 kişinin işini kaybetmesine neden olacağını belirtmekte ve "iler deki vergi indirimlerine karşılık öde yeceğimiz bir fiyattır bu" demekte dir. Kararname, özellikle kömür en düstrisinin geleceğinden endişe duyan İşçi Partisi milletvekillerince şiddetle eleştirilmiştir. Prescott,

Kararnamenin rekabet yaratmaya cağını, tersine tekelleri koruduğunu belirtmekte ve "Bu karar, elektrik endüstrisini örgütlenme açısından 50 yıl geriye götürmektedir. Elektrik enerji teminini parçalamak, dünya eğitiminin tersinedir ve politikanın sağ duyuya galip gelmesi demek tir." demektedir. Ve "Britanya'da enerji fiyatları dünyanın en ucuz fi yatlarıdır, özelleştirme bundan ucuz fiyatları nasıl sağlayabilir?" diye sormaktadır. Özelleştirmeden önce enerji fiyatlarına % 15 zam yapılmasını ise, sanayiyi özelleş tirmeden önce palazlandırmak için düzenlenmiş bir vergi olarak yorum lamakta ve Parkinson'un enerji ke sintisine (karanlık günlere) neden olacak ilk bakan olarak anılacağını öne sürmektedir. Kömür ithalinin 30 milyon ton artacağını ve bunun tica ret açığını 1 milyon sterlin arttıraca ğını belirtmektedir.

Şebeke üzerindeki kontrolünü ko ruyabilmek için yoğun bir kampan ya sürdüren CEGB'nin başkanı Lord Marshall ise hükümetin kar arından büyük üzüntü duyduğunu belirtip "Görüşümüze göre, bu ka rar tüketicilerin lehine olmaktan u zaktır. Aynı zamanda CEGB'nin iyi ve kötü zamanlardaki 30 yıllık de neyimini göz ardı etmektedir" de miştir.

Thatcher'in en gözde teknokratı olduğu söylenen Lord Marshall'ın kaybettiği bu savaşımdaki en bü yük şanssızlığının, Thatcher'in en gözde bakanı Cecil Parkinson ile karşı karşıya gelmesi olduğu belir tilmektedir.

Öte yandan, Lord Marshall'ın tersi ne Elektrik Tüketicileri Konseyi ka rarnameyi tüketicilere tazminat ta lebi hakkı tanıması açısından "yara tıcı" bulduğunu belirtmektedir! D

TEK'İN ÖZEL KESİME DEVRİNDE ÖNEMLİ BİR ADIM (!)

EMO izmir Şubesi

Ulusal elektrik enerjisi politikasında düşünülen önemli değişikliklerden biri, belli bir bölgede elektrik enerjisi üretimi, iletimi, dağıtımı ve ticaretini yapma yetkisini özel şirketlere vermekti. Bunun için TEK yasasında değişiklik yapılmış sonra da konuyla ilgili olarak yönetmelik çıkarıl mıştır.Buna paralel olarak, santral yapım, üretim ve işlet mesi özel teşebbüsçe yapılması için ihaleler başlamış ve Bingöl Karlıova'da kömüre dayalı bir termik santralın bu çerçeve içinde, özel teşebbüsçe yapımına başlanmıştır.

Geçtiğimiz Ekim ayında ise, bu enerji politikası değişikli ğine bir halka daha eklendi. Bu, "Adana, Mersin, Hatay il lerinin tamamı ile Kahramanmaraş ilinin Merkez ilçesi, Merkez bucağına bağlı küçük Sır ve Yeşildere köyleri ile Merkez ilçe Yeniköy bucağına bağlı Kısıklı köyü sınırları içindeki bölge"de, TEK'in sahip olduğu elektrik enerjisi üretimi, iletimi, dağıtımı ve ticareti yetkisini Çukurova E

lektrik A.Ş.'ne devredilmesidir. Böylece hükümetin bölge bölge TEK'in yürüttüğü elektrik hizmetini özel teşebbüse devredeceği anlaşılmaktadır.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Çukurova Elektrik A.Ş. arasında imzalanan sözleşmede dikkatimizi çeken bazı maddeleri ele almak istiyoruz. "Madde 6.f: Şirket kurmuş ve işletmekte olduğu ve ile ride kuracağı üretim, iletim ve dağıtım tesisleri ile görev bölgesinin elektrik enerjisi ihtiyacını karşılamak ve so kak aydınlatma hizmetleri de dahil olmak üzere hiçbir ak saklığa meydan vermeden bu bölgedeki talepleri yerine getirmekle ve hizmeti mevcut ve Bakanlıkça onaylana cak olan yönetmeliklere uygun olarak en küçük tüketici ye (müşteriye) kadar götürmekle yükümlüdür." Tarafların bu madde de belirtilen yükümlülüğe ne ölçüde uyacağı bilinmemektedir.Çünkü aynı konu geçmişte pratiği ya

sanarak öğrenilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında ülke mizde elektrik hizmetleri başlangıçta imtiyazlı şirketler eliyle verilmek istenmiş, fakat "imtiyazlı şirketler, her ne kadar belirli şartları yerine getiren her istek sahibine elektrik vermeği taahhüt etmiş bulundukları için üretim tesislerini ihtiyaca göre büyütmek zorunda idilerse de, ortaklıklar yeni sermaye yatırımını gerektiren bu zorunlu luktan kaçmak üzere çeşitli yolara başvurmuşlardır" (1> TEK yayını bir kitaptan aldığımız bu paragraf, özel teşeb büsün her çalışmasında olduğu gibi, elektrik hizmetinde de öncelikle kâr payını göz önüne aldığını kanıtlamak tadır. Oysa elektrik alt yapı yatırımları içinde ve temel mal niteliğinde bulunduğundan hiz metin, kârdan önemli olması gerekmektedir. Bu da ancak elektrik hizmetinin kamu elinde bulunmasıyla olanaklıdır.

ilginç olan bir diğer madde elektrik tarifesidir. 16.madde yi aynen buraya almak istiyoruz.

"Madde 16: Tarife

Elektrik enerjisi satış tarifeleri, 3096 sayılı Kanun'un 9. maddesi hükmü ve aşağıdaki hususları göz önünde bu lundurmak suretiyle hazırlanıp Şirket tarafından Ba kanlığa teklifi ve Bakanlığın onayı ile yürürlüğe girer.

Tarifeler yeni tarifenin Bakanlık tarafından onaylandığı tarihe kadar geçerli olacaktır. Bakanlık ve Şirket, tarife lerin yeniden tesbitini isteyebilir. Tarifelerin tesbitinde, e nerjinin üretim, iletim, dağıtımı ve ticareti için yapılacak aşağıdaki masrafları yıllık tutarları dikkate alınacaktır. Şirket bu masraflarda tutumlu ve tedbirli şir işletmeci gi bi hareket edecektir.

Tarifenin Tesbitinde:

1. Yakıt ve Malzeme Masrafları: Kullanılan her nev'i yakıt, yağ ve işletme malzemesinin tutarı.

2. Su Masrafları: Hidroelektrik santrallarda kullanılan su parasının bedeli,

3. Dışardan Alınan Enerji Bedeli: Şirketin kendi üretimi ol mayıp, hariçten aldığı elektrik enerjisi için ödeyeceği tu tar,

4. Personel Masrafları: Her türlü işçi ve personele yapılan masraflarla yönetim ve denetim giderleri.

5. Tamir ve Bakın Masrafları: Bina makina ve tesisatın, nakil vasıtaları ve demirbaşların tamir ve bakımı için yapı lan masraflar,

6. Vergi ve Resimler: Şirketin kanuni mükellefiyetler do layısiyle ödeyeceği Kurumlar Vergisi dahil her türlü vergi ve resimler,

7. Kanuni ihtiyatlar,

8. Fonlar,

9. Teknik ve sermaye amortismanları,

10. Yatırımlar için sağlanan kredilere ait faizler ve ana para ile bunlara ait kur farkları,

11 Çeşitli Masraflar: Görev konusu işlerle, Bakanlık tara fından verilecek sokak aydınlatması ve benzeri görevle rin ifa, idame ve idaresi için lüzumlu her türlü sair masra flar.

12. İşletme Hakkı Devir Bedeli,

13. Şirketin yeniden değerlendirilmiş, ödenmiş sermaye sine görev ve piyasa şartlarına göre makûl oranda bir te mettü göz önünde bulundurulur."

Demek ki, Bakanlık şirketin bildireceği yıllık masrafları gözönüne alarak vereceği tarife ile şirketin kâr miktarını da saptamaktadır. Şu anda TEK zarar ediyor denmekte dir. Öyleyse bu özel şirketler hiç zarar etmeyecektir. Çünkü masrafları çıktıktan sonra, tarife tespitinin 13. fık rasında belirtildiği şekilde bir tarife verileceği öngörül müştür.

Buradan açıkça görülen, bu işin hiç bir riskinin olma dığıdır. Nitekim Cumhuriyet'in ilk yıllarında imtiyazlı elek trik şirketleri tarife konusunda şöyle yapıyorlardı'. "Para değerinin düşmesi, mal ve işçilik giderlerinin artması du rumunda, hemen elektrik satış fiyatlarını yükseltebilmek teydiler. Ayrıca satış fiyatları da bir hayli yüksekti. Altın esasına göre hesaplandığında örneğin İstanbul veya İzmir'de 1 kilovat saat satış fiyatının bugünkü fiyatlarla 5 6 katı olduğu görülmektedir."*2'.

Geçmişde yaşanan bu durumu günümüzde düşünürsek, imtiyazlı şirketlerin elektriğin satış fiyatının artırılması için Bakanlığa dayatacakları ve istedikleri fiyatı da ala cakları çok açık olarak görülmektedir.

Diğer bir konu da, şirkete devredilecek bölgede, TEKte çalışan personelin ne olacağıdır? Şirketle Bakanlık ara sında yapılan sözleşmede bu konu belirsizdir. Ancak özellikle 657 sayılı yasaya tabi olan personelin her türlü haklarının saklı olduğunu burada belirtelim. Sözleşmeli olanlar için ise, şirket tek yönlü tasarruf yetkisine sahip tir.

Esasen, 70 yıllığına Çukurova Elektrik A.Ş. ile Enerji Ba kanlığı arasında yapılan sözleşmenin gerçekleşmesi için, "Kamu kesiminden Özel Kesime Devir Yönetmeli ği"nin olması gerekir. Henüz yürürlükte böyle bir yönet melik yoktur. Şimdi herhalde bu yönetmelik hazırlanıyor dun (!)

Oda olarak bu konuda başından beri söylediğimiz şudur Elektrik enerjisinin etüt, proje, tesis, işletme, bakım ve ticareti için ülke çapında koordineli bir çalışma yapıla bilmesi tüm hizmetlerin tek bir elde toplanmasını gerekli kılmaktadır. Yakında üye olacağımız Avrupa Toplulu ğu'nda, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde elektrik enerjisi, TEK gibi benzeri kuruluşlar tarafından 40 yılı aşkın süredir tek elden yürütülmektedir. Hükümet hep Avru pa'dan örnekler vermektedir. Tabi verilen örnekler kendi görüşünü desteklediği sürece...

Bu gün yapılan, KiT'leri dolayısıyla TEK'İ önce çalışamaz hale getirmek, sonra da iyi çalışmıyor, zarar ediyor diye özel kesime devretmektir.

Biz, yanlış olduğunu kanıtladığımız bu olaya başından beri karşı çıktık. Bu konudaki çalışmalarımızı ülke çıkar larını gözönüne alarak sonuna kadar sürdüreceğiz.. D[~ (1) TEK hakkında Genel Bilgiler. 1972. TEK Yayını S 93 (2) TEK hakkında Genel Bilgiler, 1972. TEK Yayını S.92

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ • 361/362