Elektrik Mühendisliği · Sayı 361-362 · Kasım-Aralık 1988
ÖZELLEŞTİRME VE ELEKTRİK ENERJİSİ SEKTÖRÜ
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1988
- Sayfa
- 2
- Okuma süresi
- 7 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, İletim ve dağıtım şebekeleri
Anahtar kelimeler
- özelleştirme
- 3096 sayılı yasa
- Türkiye Elektrik Kurumu
- Çukurova Elektrik A.Ş.
- yap işlet devret
- TEK
Özet
TMMOB ve EMO Başkanı Teoman Alptürk, elektrik enerjisi sektöründe özelleştirme politikalarını tarihsel süreç içinde ele alarak, sektörün parçalı yapıya bölünmesinin işletme güvenliği, standardizasyon ve maliyet açısından yaratacağı sorunları tartışmaktadır.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Teoman ALPTÜRK TMMOB ve EMO Başkanı
Ülkemizde son zamanlarda kamu işletmelerinin verimli liğini artırmanın ve kamu harcamalarını minimize etmenin çözümü olarak özelleştirme görülmektedir. Örneğin, is tihdamı küçültmek için sözleşmeli personel statüsü geliştirilmiştir. Sanayi ve enerji yatırımlarında yabancı sermayeyi çekebilmek için belki de dünyada ilk defa ola rak yap işlet devret formülü ortaya atılmıştır. Elektrik enerjisi sektöründe de özelleştirme aracı olarak 3096 sayılı yasa çıkarılarak bu alan yerli ve yabancı sermaye şirketlerine açılmıştır. Bu bağlamda zaten ayrıcalıklı ko numda olan bir iki şirket yasanın çıkışından dört yıl sonra özelleştirilmiştir. Bunun dışındaki önemli gelişme de ithal kömürlü yap işlet devret formülüyle yapılması öngörülen termik santrallardır.
Aslında dağıtım şebekeleri işletmeciliği hiçbir sermaye grubuna çekici gelmemektedir. Dağıtım şebekelerinin şehirlerdeki bölümleri, alınan "tesise iştirak bedeli" nede niyle zaten halkın ortak malıdır. Yasal sorunlar doğura cak bir konudur.
Ben burada tek tek sorunlar yerine genel sistem açısın dan yaklaşıp işin felsefesine değineceğim. Önce bugüne kadar ki durumu ele alıp daha sonra bugün için görüşleri mizi dile getireceğim.
BUGÜNE KADAR...
Elektrik enerjisi, sosyal yaşamın ve de özellikle sana yileşmenin itici gücü, vazgeçilmez unsurudur. Ekonomi nin bu çok önemli alt yapı sektörü olan elektriğin en belir gin özelliği, depo edilemeyişi, gereksinmenin oluştuğu anda ve gereksinilen kadar üretilmesi zorunluluğudur. Bu nedenle elektrik üretimi ve bu üretimin tüketicilere ulaştırılması için gerekli iletim ve dağıtımda eşgüdümün, merkezi bir planlamanın önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Eğer bu eşgüdüm ve planlama sağlanamaz ise ya gereksinimden fazla üretim tesisi yapılır ya da tüketimi karşılayacak kadar üretim iletim tesisi yapıla maz ülke karanlıkta kalır, sanayi çalışamaz duruma gelir. Geçmişte bunların hepsi ülkemizde yaşanmıştır. Bir yan da meskenlerde karanlık gezdirilirken bir yanda da sa nayi tüketicilerine verilen elektrik enerjisinde % 50'lere varan kısıtlamalara gidilmiştir. Bugün de elektrik enerjisi üretim kapasitesinin fazlalığından sözedilerek yabancı ülkelere lektrik satılacağı ifade edilmektedir. Tüm bunlar eşgüdümsüzlük ve plansızlığın açık itiraflarıdır. 1970'lerin başına kadar elektrik enerjisi sektörünün tek elde top lanması ve devlet tekelinde olması tartışılmıştır. 15.7.1970 tarihinde T.B.M.M.'de Türkiye Elektrik Kuru mu yasası çıkarılarak bir ölçüde elektrik enerjisi faliyetle ri devlet tekelinde toplanmıştır. Bu karar alınırken en önemli gerekçeler olarak aşağıdaki maddeler belirtil miştir:
1. Elektrik enerjisi temel yapı unsurudur
2. Özel şirketler kâr amacıyla kurulurlar
3. Özel şirketlerle enerji sektörü dağınık bir yapı özelliği
kazanır ve ulusal şebekenin işletmesinde önemli zorluk lar çıkar.
4. Dağınık yapı ve işleyiş, malzeme kullanımında stan dartlaşmayı önler.
5.Amacı kâr olan özel kesim, varolan kaynakların en el verişli ve kârlı olanlarına talip olacaktır.
Gerçekten de burada belirtilenlerden bir bölümü Türkiye Ulusal Elektrik Sisteminde yaşanmıştır. Örneğin, üretim yetersizliği nedeniyle tüm ülkede elektrik enerjisi kısıtla maları yapılırken Çukurova Elektrik A.Ş.'ne ait 700 mil yon kwh üretim kapasitesine sahip Mersin Termik Sant ralına kısıtlı üretim yaptırılmıştır. Adı geçen santral 1979 yılında 477 milyon kwh, 1980 yılında 395 milyon kwh, 1981 yılında 544 milyon kwh elektrik enerjisi üretmiştir. Çünkü fuel oil'den elektrik enerjisi üretim maliyeti yüksektir. Mersin Santralının üretimi şirketin kârını olum suz etkilemektedir. Şirketin kuruluş mantığı içinde bu santralın üretiminin azaltılması doğru bir karardır. Ancak aynı yıllarda Türkiye'de 1,5 milyar kvvh'in üzerinde elek trik kısıtlaması yapılmakta, Türkiye Elektrik Kurumu san tralları tam kapasiteyle çalışmaktaydılar. ÇEAŞ'nin elek trik satış tarifeleri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca onaylanmakta ve onay sırasında fuel oile dayalı üretim yapan Mersin Terrflik Santralının 200 milyon kwh noksan üretim yapması haklı görülmekteydi. Bu konu yukarıda belirtilen gerekçelerin haklılığının kanıtıdır.
Ayrıca daha önce ayrıcalıklar tanınarak kurulmuş olan özel elektrik şirketleri hep hidrolik enerjinin bol ve ucuz olduğu bölgelerde yer almışlardır. Çukurova Elektrik A.Ş., Antalya Kepez Havalisi Elektriklendirme A.Ş. Türkiye'nin güneyindeki hidrolik potansiyeli paylaşmış lardır. Kurulup çalışma olanağı bulamayan Ege Elektrik, Demirköprü hidroelektrik santralı tesislerine, Kuzeybatı Anadolu Elektriklendirme A.Ş.de Sarıyar hidroelektrik santralı tesislerine dayanmakta idi. Hidroelektrik tesisle rin işletme kolaylığı ve ucuz elektrik elde etme olanakları özel sektörü kendine çekmiştir.
Aslında elektrik enerjisi alanındaki faaliyetlerin özel sek tör aracılığıyla yürütülmesi birkaç kez daha denenmiştir.
Cumhuriyet öncesi döneminde, şehirlerin elektrik gerek sinmesinin karşılanması bir bayındırlık hizmeti sayılmış tır. Ve diğer alanlarda olduğu gibi elektrik enerjisi faali yetlerinin de özel şirketler eliyle yürütülmesi yoluna gidil miştir. 1910 yılında "Kamu yararına ilişkin imtiyazlar" ko nusunda bir yasa çıkarılarak Macar Ganz Elektrik Şirketine ilk ayrıcalık tanınmıştır. Şirket bir yıl sonra bir Macar ve Belçika Bankasıyla birlikte "Osmanlı Elektrik A.Ş." adıyla bir şirket kurmuştur. Kurtuluş savaşından sonra 17.6.1923'de yapılan bir söz leşmeyle şirket, tüm hak ve çıkarlarını yeni hükümete de kabul ettirmiştir. Daha sonra, İstanbul'da kurulan bu ortaklık benzeri, İzmir, Adana, Bursa, Edirne ve Gaziantep gibi şehirleri
mizin elektriklendirme işleri için de özel ortaklıklara ayrı calıklar tanınmıştır.
Bu ayrıcalık sözleşmelerinde şirketler elektrik satış fiat larını sağlam temellere bağlamış, para değerinin düşme si, mal ve işçilik giderlerinin artması durumunda elektrik satış fiatlarını altın esasına göre yükseltmek yoluna git mişlerdir. Daha sonraları özel ayrıcalıklı şirketlerin çıkarları doğrultusundaki istekleri karşısında Cumhuriyet hükümetleri, bu şirketlerin satın alınması yoluna gitmiş lerdir. 1938 1944 yılları arasında bu şirketlerin elindeki tesisler satın alınırken, bir yandan da ETİBANK, Elektrik İşleri Etüd İdaresi gibi kurumlar kurularak hizmetlerin tek elde toplanması için ilk adımlar atılmıştır.
Ancak 1950 yıllarında enerji politikasında önemli bir değişiklik yapılarak elektrik enerjisi işletmeciliğinde ye niden özel şirketlere dönülmüştür. Bu bağlamda;
Kuzeybatı Anadolu Elektriklendirme T.A.Ş.
Ege Elektrik A.Ş.
Çukurova Elektrik A.Ş.
Kepez ve Antalya Havalisi Elektrik Santralları T.A.Ş.
kurulmuştur. Özel şirketlerin sermaye teminindeki güç lükleri nedeniyle bu şirketlerin en büyük ortağı Etibank olmuştur. Yukarıda belirtilen ilk iki şirket kuruluşlarını ta mamlayamadıkları için faliyete geçememişlerdir. Son iki şirket Dünya Bankası ve uluslararası finans kuruluşları nın yardımıyla varlıklarını bugüne kadar sürdürmüşlerdir.
1953 yılında toplanan "Birinci Istişari Enerji Kongresi" Türkiye'de elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtım işlerinin, mali gücü yüksek ve dinamik bir merkezi kuru luşun elinde toplanmasının, ülke gerçekleri ve çıkarları bakımından uygun çözüm olacağı sonucuna varmıştır. 1970'lere kadar süren çaba ve çalışmalar sonucunda 1312 sayılı yasayla, "Türkiye Elektrik Kurumu" kurul muştur. Fransa'da EDF, İtalya'da ENEL, ingiltere'de CEGB örnek alınarak elektrik enerjisiyle ilgili hizmetler bir çatı altında toplanmaya çalışıldıysa da tam bir başarı sağlanamamıştır. Buna rağmen Türkiye'nin güney bölge si dışında elektrik hizmetleri tek elde toplanmıştır. Ve bu kuruluş bugün ülkeyi yaklaşık 14700 MVV'lık bir kurulu güce kavuşturmuş, Ulusal Enterkonneksiyonu % 99,9 oranında tamamlamıştır.
BUGÜN....
1984 yılında çıkarılan 3096 sayılı yasayla Türkiye Elek trik Kurumu elektrik enerjisi sektöründe tekel olmaktan çıkarıldı. Türkiye'deki elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtım hizmetleri yerli ve yabancı sermaye şirketlerine açıldı. Bu yasa değişikliğiyle özellikle de yabancı ser maye şirketlerine, uluslararası finans kuruluşlarına da vetiye çıkarılmış oldu. 1910'lu ve daha eski yıllara geri dönüldü. 1984 1988 arasında bir tereddüt dönemi yaşandı. Bu sektörde istenen özelleştirme sağlanamadı. Ancak zaten özel ayrıcalıklı şirket konumunda olan iki şirketle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı arasında bir anlaşma imzalandı. 70 yıllık yeni ayrıcalık sağlandı. Bu şirketler Çukurova Elektrik A.Ş. ve Antalya Kepez Ha valisi Elektriklendirme A.Ş.'leridir. Adı geçen şirketlere eskiden varolan haklarına ek olarak dağıtım hizmetleri ve yeni santrallar kurma hakları tanınmış oldu.
• Ben burada yalnız bu iki şirket açısından değil, genelde özelleştirmeye ilişkin bazı noktalara değinmek istiyorum. Eğer, Türkiye Elektrik Sistemi belli sayıda parçalara bö lünüp özelleştirilmek isteniyorsa geçmişte yaşanmış önemli yanlışlıkları bir kez daha yaşıyacağız demektir. Çünkü tüm dünyada küçük bölgesel işletmeler yerine tüm üretim iletim tesislerinin entegrasyonunu sağlayan yapılaşmaya gidilmektedir. Bu ya gözden kaçırılıyor ya hut da başka düşünceler söz konusudur.
Küçük veya parçalı işletmelerin çeşitli sorunları vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
1. Her şirket kendi bölgesindeki işletme güvencesini sağlamak için kendi yedek (döner ve soğuk) gücünü bu lundurmak zorunda kalacaktır. Bu da entegre bir sisteme göre daha fazla yatırım, daha fazla mali kaynak demek tir.
2. Her şirket kendi sistemini yönetmek için ayrı bir genel merkez, sistem kontrol (yük tevzi) merkezleri oluştur mak zorundadır. Bu da ayrı bir yatırım ve para demektir.
3. Ayrı ayrı şirket bölgeleri kurulduğunda her elektrik şirketi sisteminin stabilitesini sağlamak, enerji kesintile rinde kendi bölgelerini toparlamak zorunda kalacaktır. Enerji kesintilerinin süresi uzayacak, bu esnadaki kayıp ları telafi için gerekli çalışmalar üretim ve işletme maliye tini artıracaktır.
4. Ülkenin tümündeki malzeme ve teçhizat standardi zasyonunu sağlamak zorlaşacaktır.
5. Yeni tesisler için yatırımlarda güçlükler bir kat daha ar tacaktır.
6. Ülkedeki işletme güvenliği azalacaktır.
7.Personel ücretlerinde önemli bir azalma sağlanamaya caktır, çünkü bu alandaki personel ücretleri % 5 ile % 7 arasında değişmektedir.
Kaldı ki Türkiye'deki özel sermaye birikimi de bu alandaki yatırımları yürütmeye yeterli değildir. Bugün orta boy bir santralın maliyeti 100 milyarlarla, Karakaya, Keban bo yutunda bir santralın maliyeti trilyonlarla ifade edilmekte dir. Herhangi bir hidrolik santralın yapım aşaması ortala ma 7 yıl, termik santrallar ortalama 5 yıl sürmektedir. Hid rolik santrallarda su geliri üretimle doğrudan ilgili olup ülkemizde kararlı bir su geliri rejimi söz konusu değildir.
Bir diğer nokta ise su potansiyeli genellikle ülkenin doğu sunda, kömür genellikle orta ve batı Anadoludadır. O takdirde kârlılığı sağlamak için özel önlemler mi alına caktır? Veya özel sektör çoğunlukla hidrolik santrallara talip olduğuna göre hidrolik santralları özel sektör, termik santraları TEK mi işletecektir? Bu sorulara cevap ver mek kolay değildir.
Üretim yedeği yukarıda da belirtildiği gibi çok önemlidir. Bugüne kadar entegre sistem örneği oluşturan ingiltere CEGB sistemindeki üretim yedeği oranı % 22'dir.Fakat parçalı işletmeyi tercih etmiş A.B.D.'de özel Nevvyork Povver Şirketi sisteminde bu oran % 35'tir. Ülkemiz gibi kaynakları kıt bir ülkede entegre sistemden vazgeçmek üretim yedek tesislerine olan ihtiyacı artıracak, aşırı yatırıma neden olacaktır. D