Elektrik Mühendisliği · Sayı 370-371 · Ağustos-Eylül 1989
İÇİMİZDEN BİRİ:ÜYEMİZ Abdülkadir KAHRAMAN'la YAPILAN SÖYLEŞİ
- Yıl
- 1989
- Sayfa
- 4
- Okuma süresi
- 13 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Bilim, teknoloji ve meslek tarihi
İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı
Anahtar kelimeler
- Abdülkadir Kahraman
- ODTÜ
- 68 kuşağı
- 12 Eylül
- EMO
- Toplumcu Grup
Özet
EMO üyesi Abdülkadir Kahraman ile yapılan söyleşide; çocukluğu, üniversite yılları, 68 kuşağı deneyimleri, EMO'daki uzun yıllara yayılan örgütsel çalışmaları ve 12 Eylül sonrası toplumsal-mesleki örgütlenmenin geçirdiği dönüşüm anlatılıyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
n İÇIMIZDEN BIRI
4206 SİCİL NO'LU ÜY EMİZ ABDULKADİR KAHRAMAN'LA Y APILAN SÖY LEŞİ...
Söyleşen: Arif KÜNAR
m Anlatacak çok şeyinizin olduğunu bilenlerden biri olduğum İçin, öncelikle diler seniz, üniversite yaşamınız dan önceki yıllarınızdan sözedellm kısaca...
D 1948 yılında Rize'de doğdum. Asker bir babanın çocuğu oldu ğumdan, ülkenin bir çok yerinde bu lundum. İlkokulu Kırklareli'nde, Li seyi Sivas'ta okudum.
Çocukluğuma ilişkin hatırladığım, doğaya ve resimli roman okumaya olan tutku mdur. Babamla hafta sonları ava giderdik, doğayı sevmeyi biraz da babamdan öğrendim sayılır.
Bir de bizim çocukluğumuzda yayınlanmaya başlayan Tommiks, Teksas, Pekos Bili gibi resimli romanları okur, biriktirirdim. Mahallede en çok kitabı olan bendim. En fazla da Pekos Bill'i beğenirdim. Hele önün, sevgilisi küçük SO'ye kemendi ile gökten yıldız yakalamasını hiç unutmadım.
Lise yıllarımda spor yaptım çokça. M. Akif ERSOY 'un "Safahat", Y . Kemal BEY ATLI'nın "Kendi Gök Kubbemiz" adlı şiir kitaplarını ve Tevfik Fikret'in şiirlerini bu dönemde okudum.
• Tanıyabildiğim kadarıyla
(biraz öznel olacak ama)
oldukça romantik, coşkulu,
kısaca; sanatçı kişilikli, edebi
normlara sahip yapıda bir
İnsansınız. Ama siz, sonuç
İtibariyle sanatçılığı değil,
zanaatçılığı
seçmişsiniz.
Neydi sizi bu seçime İten
nedenler?
D Romantikmiyim bilmiyorum. Hül yalı bir insanım, bu doğru. Çok küçük yaşlarımda dahi hayâl ku rardım. Hayâllerim genellikle daha iyi bir dünya, daha güzel insanlar, daha anlamlı bir yaşam özlemi ile dolardı. İlkokulun son yıllarında idi, bir gazetenin verdiği "Kainatın Sırları" adlı kitabı okuyunca; evre nin büyüklüğü yanında, insanın ve onun macerasının küçüklüğünü an layıp ateşlendim ve hasta oldum. Birkaç gün okula gidemedim.
Bu sayılanlar sanatçı bir kişilik
olarak nitelenebilir. Ama bir yandan
da okulda fen derslerinde çok
başarılı olduğumdan, babam etrafa
mühendis olacağımı söylüyordu.
Mühendislik o dönemin en geçerli
mesleğiydi. Benim bu konuda bir
tercihim olmadı. Bilinçli bir meslek
seçimim olmadı yani. Benim
kuşağımın büyük bölümü gibi beni
de ailem yönlendirdi. Mühendisliği
seçişim böyle. ODTÜyü ise, eğitim
yabancı dille yapıldığı için seçtim.
Bana çok değişik gelmişti. Puan
sıralamasındaki yerim ile tercih
sıralaması da beni elektrik
mühendisi yaptı.
v
Mühendis oluşum, edebiyat, sanat, felsefe ve şiire olan ilgimi hiç azalt madı, içimin zenginleşmesi İçin on lara ayıracak vaktim her zaman oldu. Kendim gibi insanları hep aradım, buldum. Kitap, sinema, tiyatro, plak, kaset derken biryan dan senin deyiminle "Zenâatkâr", diğer yandan da gizli bir "Sanatkâr" olarak yaşayabiliyorum.
> Siz de, (tâbir yerindeyse) "sıkı" 68'lllerdenelnlz. O
dönemi, ğûzel İnsanları uzun olabilir gûnahıyla, sevabıyla (Türkiye, uzantısı pek yazılıp, çizilmediği İçin merak edilir) anlatabilir misiniz?
O 68 kuşağının öyküsü Avrupa'da ve bizde ilgi uyandırmaya başladı. Konu ile ilgili Türkçede de bayağı kitap yayınlandı.
Y alnız benim dikkatimi çeken şu ol du; daha çok bir takım siyasi dü şüncelerin desteklenmesi ya da propoganda amacı güdüyor bu ya yınlar. O nedenle, ister istemez ya çok genelleniyor konular ya da tek yanlı olma özelliğini aşamıyor. Oysa ihtiyaç bu değil. O dönemi günahı ve sevabı ile anlatıp, yeni kuşaklara bazı bakışları, düşünce leri kazandırabilmek, yaşanmış de neylerden bir daha yaşanmalarına gerek kalmadan deney aktarmak olmalı ana amaç.
Ülkemizde bir çok konuda olduğu gibi, "anı" yazmak konusunda da bir gelenek yok Anı yazanlar ya "suyunun' suyu" oldukları İçin, yazdıkları birşeye benzemiyor, ya da anılarını "ölmeye beş kala" yazdıkları için, olaylar sıcaklığını kaybetmiş oluyor.
68 kuşağının öyküsü de yazılmadı henüz. Y azmaya heveslenenler de, beki arkalarından başlayacak olası spekülasyondan çekiniyorlar.
Ben de konuyu, oldukça genel birbiçimde ve kendi yaşadıklarımla sınırlı ele almak istiyorum. Ben üniversiteye 1965 yılında gir dim. O yıl yapılan Öğrenci Birliği seçimlerine,"Toplumcu Grup" ilk
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 370/371
defa katılıyordu. Mustafa Kemal ve I. İnönü hayranı bir aileden geliyor dum. Benim de desteklediğim 'Top lumcu Grup" seçimleri kazanmış, başkan adayı, meslektaşımız Muammer Soysal Birlik Başkanı seçilmişti.
68 olayı ODTÜ'de işte böyle başladı. O dönemin güzel insanları diyorsun ya, işte o başkanımız o dönemin güzel insanlarından biridir. Elektrik bölümünde asistanlık yaptı, 12 Marttan sonra okuldan çıkarıldı.
"Milli Petrol", "Tarafsız TRT", "Halkçı Eğitim", "özerk Üniversite", "Bağımsız Türkiye" gibi sloganlar, o dönemin özelliklerini biraz yansıtıyor sanıyorum. 1968, 69, 70 yılları üniversite gençliğinin eylem yılları oldu ve gençlik hareketleri, önce siyasi daha sonra da silahlı eylemlere dönüştü. ABD Büyükelçisi Kommer'in arabasının yakılması, üniversitenin önce öğrenciler, sonra askerlerce işgali bu dönemlerde oldu.
Düşünüyorum da; okuduğum kitap ların büyük bölümünü bu dönemde okumuşum. Şu anda beraber oldu ğum ya da unutamadığım dostla rımın çoğunu o zaman tanıdım.
Bir an önce okulu bitirip, rahat bir hayat yaşamak yerine, biz toplum için güzel bir geleceği yakınlaş tırmak adına "Eylem" yapıyorduk.
12 Mart darbesi ve arkasından "balyoz harekatı" geldi. Gerisi bilinen öykü...
Bugün 40 yaşını aşmış, "sıkfsını bir yana koyalım, 68'lilerden biri olarak geriye baktığımda, o dönemi nasıl değerlendiriyorum...
öncelikle şunu söylemeliyim. Biz henüz ununu elemiş, eleğini duvara asmış bir kuşak değiliz. Ben şah sen yaşlanmaya hiç alışamadım. Her gün yeni bir şey öğreniyorum ve bir gün yaşadıklarımın, öğrendiklerimin bir işe yaraya cağına olan inancımı sürdürüyorum.
68 dönemi bence, 1960 öncesi toplumda başlayan uyanışın yarattığı, kardeşlik ve özgürlük ortamının birsonucuydu. Bu durum üniversitelere çok zengin bir şekilde yansıdı. Çok canlı bir fikir ve tartışma atmosferi oluştu.
Ekonomik ve politik düşünceler tartışılıp, geliştirilmeye başlandı. Daha sonra bu düşünceler etrafında örgütlenmeler ve karşı örgütlenmeler oluştu.
Bugün soruyu şöyle soruyorum:
Acaba gençlik omuzuna taşıya mayacağı bir yükü mü almıştı?
Ya da bu yükü gençliğin omuz larına başkaları mı yüklemişti?
Bu çok tartışmalı bir soru; ama ben, gençliğin dinamizminin ve özve risinin son kertede iktidar adayı si vil ve asker çevrelerce kendi çıkar ları için değerlendirildiğine inanı yorum.
Sonunda bu iktidar adayı yaşlı kuşak, sadece emekli edilirken, gençler bu bahane ile tırpanlandılar, söyleyeceklerim bu kadar. Böyle bir söyleşide daha kapsamlı bir değerlendirme takdir edersin olanaksız.
m Çok uzun yıllar EMO'da; profesyonel olarak yönetici likten tutun da, yönetim ku rullarına, yayın kurullarına kadar çeşitli görevlerde bu lunmuşsunuz. O günlerden bugünlere çok şeyler değişti ülkemizde. Kuşku suz, Odalar da, bu değişim rüzgârlarından olumlu/olum suz paylarını aldılar. Siz de kendi adınıza, Oda adına bu değişimlerin İçinde yer aldı nız, bütün yansımalarını her boyutuyla hissettiniz. Soru şu: Hayatınızdaki İzleri (daha doğrusu tahribatları diyelim) neler oldu? O Söze şöyle başlayayım,Oda pratiği ömrümün en uzun ve en yoğun uğraşısı oldu. 10 yıldan fazla süren bu uğraş, en verimli yılları aldı götürdü. İzleri doğal olarak çok derindir. Mesleki bir örgütü yönetmeye çalışırken; bir yandan iç muhalefetle, diğer yandan dış muhalefetle boğuşuyor, ayrıca hükümetlerin yanlış uygulamaları, baskı ve yasakları ile mücadele ediyorduk. Ekonomik, politik ve mesleki birçok konuyu hem öğrenip, hem de uygularken, tarifsiz bir mutluluk duyuyorduk. Konuşup, yaşadığımız tek konu buydu ve başka bir özel
yaşamımız da yoktu. Bugünlere kadar gelen, kalıcı dostluklar hep o koşullarda büyüyüp, gelişti. Bugün eski arkadaşlarla biraraya geldiğimizde, yaşları artık 40'ın üstünde olan bizler, çocuklar gibi seviniyor ve o günleri anıyoruz. Kazanımlarım; çok zengin bir yaşam deneyi, güzel dostluklar ve anlamlı bir görevi yapıp, bitirmenin gönül huzuru olarak özetlenebilir.
Tahribatları mı ne oldu? Elbette her olayın iki tarafı var. Kazanım varsa kayıp da var. Öncelikle mühendis olarak, mesleki anlamda kayıplarım oldu. İş hayatında önemli zorluklarla karşılaştım. Ama bunları hiçbir zaman fazla önemsemedim. Benim hazmedemediğim, bizimle beraberolan bazı arkadaşlarımızın, bir iş kurunca ya da bir kuruluşun önemli bir yerine getirilince yaşadıkları deformasyon oldu. Geçmişte mücadele ettikleri kötü insan tiplerinin bir benzeri oldu, çıktılar.
Soljenitsin bir romanında şöyle yazar; "Boşuna uğraşmayın dostlar, insanlık parayı sevdi. "İlk okuduğumda da beni korkutmuştu bu sözcükler. İşte sözünü ettiğim bu arkadaşlar parayı fazla sevdiler, ne kendileri, ne de başkaları için sevgi kalmadı onlarda
• En genel çerçevede, TMMOB'un da İçinde bulun duğu Meslekl Demokratlk Kit le örgütlerinin ve özelde 'de Odamızın bugününe ve ge leceğine alt düşüncelerinizi öğrenmek İsterim. İzninizle bu noktada bir durum tespiti ya parak soruyu açmak İstiyo rum. Ortada İlginç bir "dûallzm" var. Şöyle ki; bir uçta (kabul edelim ya da et meyelim) Odalar şu an bir açmazı ve tıkanıklığı yoğunca yaşıyorlar. Mesleki politikalar ve güncel gündem anlamında yeni söylemler ve tavırlar gellştlremlyorlar. Aslında, bu nun nedenleri açık: Bu söylemleri, politikaları oluş turacak, düşünen üreten kad rolardan yoksunlar ve taban dan böyle bir dinamik bilgi akışı ve talep gelmiyor. Yine bunun da nedeni; İktidarda oturan
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ • 370 / 371
"mühendis zihniyetin; toplu mu sistemli bir şekilde, tepe den tırnağa örgütsüz/eştirme, klmllkslzleştlrme ve nihai ola rak da İşlevsiz/eştirme politi kasından kaynaklı "depolltl zasyon" sürecini bütün yıkıcılığıyla topluma empoze etmesinden kaynaklanıyor gibi geliyor bana. İşte tam bu noktada bir kısır döngüye gi riyoruz. Anlatmak İstediğim, örgütlülüğe, sivil toplumsal yapılanmalara, toplumsal ola na İlgi azal(tıl)dı. Bu tıkanıklık nasıl açılır, aşılır sizce?
O Bu soru çok kapsamlı, öncelikle şuna yanıt vermeli bence: Toplum 12 Mart'ı hemen aştı da, 12 Eylül'ü neden hâlâ aşamadı, ya da 10 sene sonra yeni yeni aşıyor.
Bence 12 Eylül; çok daha hesaplı, kitaplı ve programlı bir şekilde gel di, öyle ki, toplumdaki tüm demok ratik alternatiflerin toplumun gözün de iflas etmesi için, neredeyse bir iç savaşa varabilecek kışkırtma ve yönlendirmeler yapıldı, Sonra top lum, bu kargaşaya son verebilecek kuvvetli bir kurtarıcı arar hale geti rildi ve ülke en nihayet bir defa daha "kurtarıldı".
Daha sonra yapılanlar, onbinlerce kişinin tutuklanması, işkenceler, örgüt kapatmalar, idamlar ile de toplum bir bütün halinde korkutulup, sindirildi. Arkasından gelen yasal ve cezayi düzenlemeler ile politikadan uzak, hakkını arayamayan, uysal yurttaş tipi geliştirilmeye çalışıldı. Bir yandan da işsizlik ve enflasyon aldı, yürüdü.
Doğal olarak bütün bu uygulamaların bir sonucu olacaktı, oldu da. İnsanlar ülkenin ve toplumun sorunları ile ilgilenmekten uzaklaştırılınca, kişisel dünyalarına döndüler. Kendilerini kurtarmaya çalıştılar. "Fotoculuk, lotaryacılık, açık gözlülük, köşe dönücülük dönemin gözde meslekleri oluverdi.
Durum böyle olunca, toplumdaki her kesim, doğal olarak mühendis örgütlenmesi de hissesine düşen payı aldı. Örgütlerin kaynakları ve tabanları ile olan bağı gevşedi, kadrolarını yetiştiremez oldular. Çünkü, üniversitelerden gelen
kaynak "Y ÖK" edildi.
Bana sorarsanız toplumumuz yaşadığı bu şoktan, yeni yeni çıkıyor. Aldığı ücretlerin çok düşük düzeylerde olduğunu anladı ve haklarını aramaya başladı. Politikada demokrasi arayışına girdi. Son yerel seçimler bunun bir göstergesidir. Bu sürecin gelişip zenginleşeceğine inanıyorum. Demokrasi doğrultusundaki bu Oluşum, tüm müesseseleri, üniversiteleri, öğrencileri ve bunun doğal neticesi olarak da mesleki kuruluşlarımızı da etkileyecektir.
Meslek kuruluşlarının geçmişte
olduğu gibi, demokratik toplumun
vazgeçilmez öğelerinden biri
olacaklarına, saygın ve
etkinliklerini en kısa zamanda
tekrar
kazanacaklarına
inanıyorum.
M Günümüzde mühendis kimliği, tanımı neye karşılık geliyor. Ya da daha düz bir soruyla; "Mühendis" kimdir? Toplumsal matristeki konumu nedir?
D Mühendis kimdir sorusunun yanıtını vermeye çalışırken, mavi yakalı, beyaz yakalı tanımları kullanıldı daha çok. Mühendislerin beyaz yakalı (kafa emekçisi) olduğu ama mavi yakalılara (kol emekçisi) yakın olduğu, bilim ve teknolojideki gelişmeler ile bu iki kategorinin birbirine yakınlaştığı gibi düşünceler geçmişte hep tartışıldı.
Daha kestirmeden söylersek; mühendis, bu toplumda yaşayan, gördüğü eğitim ve yaptığı iş nede niyle sosyo ekonomik konularda bi linçli, bilim, teknoloji ve toplum gibi kavramlara daha duyarlı olan bir yurttaş kesimidir.
• Bolca okuyan ve gizil gizil de yazan birisiniz, özellikle de, öykü ve şiir yazıyorsunuz. Eğer uygun görürseniz, bir şiirinizi yayımlamak İsteriz...
D Bir dönem bolca okuduğum doğru. Şimdilerde ancak yayın dünyasını izlemekle yetiniyorum. Okuduğumdan daha fazla kitap satınalıyorum. Okuduklarım ayda birkaç roman, araştırma, birkaç aylık sanat dergisi, biraz mesleki
yayın ve günlük gazeteler.
Son yıllarda daha çok "anı" kitapları okumaya başladım. Politikacıların, ünlü bilim ve sanat adamlarının anılarını büyük bir keyifle okuyorum. Bir de masal okuma merakım hiç azalmadı. Geçenlerde "ârimm Kardeşlerden çok güzel bir çeviri çıktı. Aldım ve küçük kızıma hediye ettim.
Şimdi gelelim bu gizli, gizli yazma olayına. Belki biliyorsun bir fıkra var: "Dünyada en kıymetli beyin, Laz beyniymiş, çünkü o kadar az bulunurmuş ki." Bunun gibi benim yazıp, çizdiklerim de o kadar az ki, ama ne yazık ki, sadece benim için kıymetli onlar. Y oksa sanatsal bir değerleri olduğunu sanmıyorum. Çünkü yazmak, çizmek hiç bir zaman bir amaç olmadı benim için, hep bir araç olarak kaldı.
Benim çok hoşuma giden kısa bir şiirimi okuyayım sana:
"Martı mı olmak istersin Ey acemi şair, Y oksa beyaz köpüklü dalga mı Her ikisi de Her ikisi de.."
Bu arada şunu da söyleyeyim, bana ait bir şiirin ilk defa Elektrik Mühendisliği Dergisi'nde yayınlanmasından da ayrı bir zevk duyacağım.
V Hazır fırsat yakalamışken, EMO dergisine alt düşünce lerinizi de bu arada öğrenmek İsterim. Dergimizi, bugünkü haliyle kabaca da olsa değerlendirebilir misiniz? Ve sizce nasıl bir dergi ...
D Ben, dergi için birçok araştırma, anket yapmış birisi olarak şunu söyleyebilirim. Genellikle bu dergi, iki elin parmağını aşmayan bir kadro tarafından olabildiğince olumsuz koşullarda çıkarılır. 6u dün böyle idi, herhalde bugün de böyledir.. Bu az sayıdaki insan, hiç kimsenin yazı göndermediği, yapıcı eleştiri, öneri ve katkının hemen hemen hiç olmadığı bir ortamda, tamamen kişisel beceri ve özveriye dayalı bir faaliyetle, hiç bir karşılık beklemeden dergiyi varederler.
Varederler ama, bu neye yarar; Oda'nın yönetici kurulları bu dergiyi beğenmezler, üyeler de beğenmez.
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 370 / 371
Kimi çok teorik bulur, kimi çok politik. Kimi de naylonundan çıkarmadan çöpe attığını söyler. Peki, ey eleştirenler, sizler bir şeyler yazın getirin, ya da yazdırın getirin, dergiye koyalım dersiniz, hiç bir şey gelmez... Bilmiyorum bu tablo bugüne de yansıtıyor mu? Bu trajedi sadece derginin değil ülkemizin de trajedisidir.
Ben geçmişte de söyledim, şimdi de söylüyorum: Elektrik Mühen disliği Dergisi, ancak sayıları onbini aşmış olan Elektrik, Elektronik ve Bilgisayar mühendislerinin mesleki faaliyetlerine dayalı olarak gelişir. Bir de Elektrik Mühendislik Oda sı'nın örgütsel eylemlerine bağlı ola rak üyelerle dialog kurar.
Yaratıcı bir mesleki çalışmanın olmadığı ya da bunun yayın organına yansıtılmadığı bir ortamda, dergi kendi kendine ne yazabilir.
Her şeyden önce dergiyi çıkaran genç meslektaşlarımı, bu mütevazi, fakat bence çok önemli uğraşlarından dolayı kutlarım. Ben dergi konusunda, korkarım tarafsız bir değerlendirme yapamam. 365. sayı şu anda masamda bulunuyor. 300. sayı nedeni ile verdiğiniz kokteyli,bugün gibi hatırlıyorum. O günkü yayın kadrosundan bugün kimse yok. İşte bu büyük olumsuzluk. Dergiyi genel olarak
D Bugün
mühendislik
'Varederler ama, bu neye yarar; örgütlenmesi senin de belirttiğin
Oda'nın yönetici kurulları bu gibi çok zayıf bir dönemini yaşıyor.
dergiyi beğenmezler, üyeler de beğenmez. Kimi çok teorik bulur, kimi çok politik. Kimi de naylonundan çıkarmadan çöpe attığını söyler. Peki, ey eleştirenler, sizler bir şeyler yazın getirin, ya da yazdırın getirin, dergiye koyalım dersiniz, hiç bir şey gelmez... Bilmiyorum bu tablo bugüne de yansıtıyor mu? Bu trajedi sadece derginin değil ülkemizin de trajedisidir."
12 Eylül sonrasında tabelasını inatla indirmeyen örgütlerimiz, demokrasi mücadelesinde bir türlü beklenen etkinliği kazanamadılar. Bu da üyelerle olan bağı oldukça zayıflattı.
Eskiden yapılan "Teknik Eleman Kurultaylarına" benzeyen, "Sendi kalaşma, Ücret politikaları, Teknik Elemanların sınıfsal yapısı" gibi konularda büyük organizasyonların yapılmasının hem örgüt birimlerini, hem de örgüt üye dialoğunu geliş
tireceğini sanıyorum.
beğeniyor ve izliyorum. Sadece bilgisayar dünyasına ilişkin teknik, sosyolojik gelişmeler, haberler hemen hiç yayınlanmıyor. Bu büyük eksiklik, bence en kısa zamanda bir Bilgisayar özel sayısı yayınlanmalı. Üyelerle yapılan röportajlar bence çok olumlu. Farklı işlerle uğraşan, değişik dünya görüşüne sahip, farklı bölgelerde yaşayan meslektaşlarımızın renkli kişiliklerini, görüşlerini, anılarını yazmak meslek, meslektaş bilincini geliştiriyor inancındayım. 0 Gen»l ve özel söylemek İs tediğiniz, İletmek İstediğiniz başka şeyler var mı?
Doğal olarak, mesleki yayın organ ları da böyle bir faaliyeti öncesi ve sonrası ile destekleyeceklerdir.
Ayrıca böyle bir eylem mühendis odalarını yönetecek olan yeni kadroların bulunup, insiyâtif kazandırılması için de önemli olabilir.
Yerel seçimlerden sonra oluşan yeni yerel yönetimler mühendislik mesleğinin, bilimin ve toplumun çıkarları doğrultusunda uygulan ması için yeni olanaklar yaratıyor görüşündeyim.
M Böylesine İlginç bir söyleşiye İmkân verdiğiniz İçin ' dergimiz adına, çok teşekkür ederim.
CLİPSTEİN'İN YASALARI:
1 Bir patent için başvurduğunuzda, sizden bir hafta önce aynı işi yapan bir aygıtın patenti için başka birilerinin daha başvurduğunu öğrenirsiniz.
2 Programınız ne kadar sıkışıksa, sipariş ettiğiniz malların teslimi de o kadar geç olacaktır. 3 Birimler en az kullanılanlar arasından seçilir. 4 İstenilen uzunlukta kesildiği sanılan tel, aslında kısadır. 5 Toleranslar montaj sırasında, en çok zorluğu çıkaracak yönde artarlar. 6 Bir proje için "n" tane malzeme gerekiyorsa, stoklarda her zaman "n 1" adet malzeme bulunur. 7 Motor istenilenin tersi yönünde döner. 8 Koruyucu devre, diğerlerini bozar. 9 Sigorta ile korunan bir transistorun kendisi yanarak sigortayı korur. 10 Hatalı bir üretimi ancak son denetimden geçip, kullanırken bulabilirsiniz. 11 Satın aldığınız bir cihazın şartnamesine uygunluğu herhangi bir denetimi geçinceye kadardır. 12 Büyük bir makinanın arızasını bulmak için açtığınız kapağın onaltıncı ve sonuncu^ vidasını söktükten sonra, yanlış kapağı açtığınızı fark edersiniz. 13 Ve kapağı kapatmak için onaltıncı son vidayı sıkıştırdığınızda önünüzde bir contanın size baktığını görürsünüz. 14 Bir cihazın montajı bittiğinde, her zaman tezgah üzerinde fazla parça kalır.
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 370 /371