Elektrik Mühendisliği · Sayı 378 · 1991 / 2

İÇİMİZDEN BİRİ

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı Söyleşi

Yıl
1991
Sayfa
4
Okuma süresi
11 dk
Görüntülenme
0

Konu

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

Anahtar kelimeler

  • Aybars Ungan
  • EMO yönetim kurulu
  • 12 Mart darbesi
  • 12 Eylül darbesi
  • yayın kurulu
  • TEK

Özet

EMO'nun eski yönetim kurulu başkanı Aybars Ungan ile yapılan söyleşide, 1970'li yıllarda Oda'daki örgütlenme deneyimleri, dergi yayın kurulu çalışmaları, dönemin siyasi baskıları ve 12 Mart-12 Eylül darbelerinin mühendis örgütlerine etkileri anlatılıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

İÇIMIİZDEN BIRI

Aybars UNGAN:

'Y AŞADIĞIM HERŞEY E HER Y ÖNÜY LE SAHİP ÇIKIY OR VE DENEY İM SAY IY ORUM"

Söyleşi : Abdülkadir KAHRAMAN

196O'lı yılların sonunda, 1970'li yılların tümünde ve daha sonraları

Elektrik Mühendisleri Odası denilince uzun yıllar Aybars

Ungan yeldi akla.

Dergimizde, Oda yönetim kurullarında, teknik eleman kurultaylarında, teknik kongrelerde hepimizin adına, hepimizden çok o koşuşturdu. 1980 Eylülü sonrası Aybars Ungan'la 10 koca yıl süren zorunlu bir ayrılıktan sonra İstanbul'da görüştük. Zorunlu ayrılığın, dinginliğinin ya da yorgunluğunun bıraktığı izleri dinledik. Demokratik kitle ve meslek örgütçülüğü yılları sonrası izlenimlerini aldık. Bunca birikimiyle

Aybars Ungan'la biraz dünü, biraz bugünü söyleştik.

• Üniversite sonrası ve EMO pra tiği nasıl gelişti? Bu uğraşa nasıl bir süreçten sonra başladınız?

Öğrenimimi 1963 yılında tamam ladım. Hemen ardından da askerlik. Bu süre o zaman iki yıldı ve ben is kenderun'a atanmıştım. Olağan bir süreç gibiydi başlangıçta. Sonraları Kıbrıs sorunu alevlendi. 64 Haziran ve 65 Ağustos'unda olası bir savaş için hazırlanmış birliklerde ben de görevliydim. Kıbrıs üzre sefer ger çekleşmeyince pek üzülen olmadı. O günlerde derinden yaşanan savaş heyecanını anımsıyorum şimdi. Kıb rıs'a çok sonraları 74 Barış Harekatı nın hemen ardından elimizde evrak çantalarıyla çıktık. Çalıştığım kurum Kıbrıs elektrik sisteminin geliştirilme siyle ilgili proje çalışmalarının hazırlık aşamasında göndermişti bizi. As kerlikten sonra Etibank'ta proje mü hendisi olarak çalışmaya başladım. TEK kurulduktan sonra enerji üretimi ve iletimiyle ilgili bölümler bu kuruma devredildi. 1982 yılında görevime son verilinceye kadar çeşitli kade melerde bulundum.

Odayla ilgim 1970 yılında başladı Yetmişli yıllar mühendis örgütlerinin hareketlendiği, sessizlikten sıyrıldığı yıllardır. Oda yönetimlerine egemen olmaya başlayan yeni anlayış alışıl mışın çok ötesindeydi. Odaların baskı grubu olarak işlevlerini yerine

getirme sürecinin başlangıcı bu ta rihlerdir diyebilirim.

• Oysa Odaların kuruluşu daha eskilere dayanıyor. Bu sanki ye niden doğuş gibi...

: : Bana göre öyle. Toplumdaki poli tik hareketliliğin yükselmesi, yeni arayışlar, çalışanların örgütlerini iv melendirmeye başlamıştı. Odalar da bu süreçte yeni kimlik kazandılar. Eleştirel yaklaşımlar, artan talepler önceleri o düzeyde değildi. Kuruluş lar süregelenle uyum içinde olmayı tercih etmişlerdi hep. Güvenlikli his sediyorlardı kendilerini. Bu nedenle örgütsel işlevin dönüştürülmesi es kiyle çatışarak gerçekleştirilebildi.

1965 1970 arası, deyim yerindeyse benim de bilinmeyenle tanıştığım dönemdir. Düşüncelerin ivme ka zandığı yıllardı bunlar. Bu birikim de, teknik elemanların ücret sorunların dan hareketle kitlesel etkinliklere, boykotlara yöneldikleri bir dönemde semeresini verdi ve Odada çalışma ya başladım.

• Kendiniz mi başvurdunuz..?

! ; Hızlı bir tartışma ve eleştiri ortamı olmuştu. Bir gün bir arkadaş grubu içinde konuşurken, bu işlere konuş makla çözüm bulunmaz, gel Oda çalışmalarına katıl dediler. Girişim böyle oldu.

378 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ

*'*S<orunların tartışılıp çözüm yollarının formüle edilebilmesi için eğer örgütsel etkinlik gereklidir diyorsak, o zaman üyelere görev düşüyor demektir.

• Bir elektrik mühendisinin Odada nına giren genel sorunlarda, kamuya

çalışması ne anlama geliyor, sizce açık ve öneri içeren bilgi üretimine

ne anlama gelmeli...?

önem vermeleri gerektiğini düşünü

~ Bir insanın eğer varsa örgütüne sahip çıkması gerekli ve bu da ancak katkısıyla maddeleşebilir. Elektrik

yorum. Bunlar geçmişte bir ölçüde yapıldı. Yinelenmesi ve geliştirilmesi gerekiyor.

mühendisi için de aynı şey geçerli. • Odamızda yönetim kurulu baş

Oda çalışması için potansiyel istek kanı olarak görev yaptınız, yayın

önemli rol oynuyor, benim başladı kurullarında çalıştınız. Bize yöne

ğım gibi. Bunun görev bilincine dö tim yıllarınızı anlatımlısınız..?

nüşmesi gerek. Ancak bu aa etkile şim süreci içinde kazanılıyor. Ben çalışmaya başladıktan, örgüt kavra mıyla yakından tanıştıktan sonra üye örgüt ilişkisine daha kapsamlı bakmaya başlaaım. Biz de çevre mizdeki arkadaşları özendirmeye ça lıştık. Sorunların tartışılıp çözüm yol larının formüle edilebilmesi için eğer örgütsel etkinlik gereklidir diyorsak, o zaman üyelere görev düşüyor de mektir. Şüphesiz ki bütün üyelerin doğrudan katılımı sağlanamaz. Anca yönlendirme, ilgi uyandırma gibi iş levler açısından da örgüte görev dü şüyor.

." ilk görevim yayın kurulu üyeliğiydi. Bir süre sonra yazı işleri müdürlüğü nü üstlendim. 1971'de yönetim kuru luna seçildim. Ondan sonra tekrar yöneticilik dönemleri yaşandı ve başkanlığa seçildim. Bu görevim 1979 hariç 1981 yılı genel kuruluna kadar sürdü. Bu tarihte yöneticilik görevinden ayrıldım. Ayrıca Oda yö neticiliği dönemlerinde Birlik Yönetim Kurulu'nda da çalıştım. 11 yıllık bir süreyi kapsıyor Oda çalışmalarım. Yayın kurulu çalışmaları ilk deneyi mim. Daha önce sözünü ettiğim kök lü yönetim değişikliği derginin niteli ğindeki değişimle belirginleşmişti.

Teknik makalelerden ayrı, uzun süre

sarı sayfalar diye anılan bir bölüm

açılmıştı. Bu bölümde yurt ve dünya

olayları haber yorum tarzında aktarı

lıyor, genel sorunlar tartışılıyordu.

Derginin değindiği konularda ele alı

nan çerçeve ve kullanılan dil ki yo

ğun bir politik terminoloji kullanılıyor

du üyelerin farklı tepkilerine neden

oldu. Alışılmışın dışına çıkıldığında

sarsıntı beklemek doğal ama, bunda

Oda işlevinin henüz tam netleşme

mesiyle biçimlenen oturmamış bir

yayın anlayışının etkisi de vardı. Ya

*> t* 4

y yınların Oda işlevinin gerektirdiği ol gunluk düzeyine yaklaşması, sonraki

yıllarda gerçekleşebilmiştir. Bu geliş

me de 12 Mart darbesiyle başlayan

dönemin de etkisi oldu. • Bu örgütsel görevin içerdiği öge

nedir sizce..?

• Nasıl?

D Bildiğinizi yineleyeyim. Odanın ilgi alanına giren konularda etkin ve tu tarlı çalışmalar yürütebilmesidir. Mü hendislerin hem teknik eleman hem de toplumun bir üyesi olmaktan kay naklanan ve her aşamada uygun çö zümler gösterilmesi gereken bir dizi sorunu var. Burada sıralamak ve içeriğine girmek istemiyorum. Bunla ra gösterilen ya da getirilebilen çö zümler, beklentilere uygun düşecek ve güven artıracaktır. Öte yandan mühendis örgütlerinin, teknik konu ların yanısıra özellikle uzmanlık ala

• Sarsıntı uyarıcı etki yaptı. Dar açılı, verimsiz bir çizgi izlemiş olduğumuzu düşünmeye başladık. Bir kaç yıl sü ren kısıtlılık ortamı, örgütsel ilkeleri ir deleyerek yeni bir öze kavuşturmak gereğini gösterdi bize. Bu mevcut ortama edilgen bir uyum değildi. Ça lışmaların başka bir düzleme taşın masını nesnel zorunluluk olarak gör meye başlamıştık. Yavaş yavaş eski anlayış terkedilmeye başlandı. Doğru diye bildiklerimizi özgün bir dille an latmak yeterli olmamıştı. Bu da el bette zaman aldı. Arayışın başlıca

8 378 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ

yöntemi el yordamıydı çünkü. Sonra ki çalışmaların belirgin olarak ortaya çıkan gelişkin çizgisine böyle bir dü şünce ve deneyim sürecinden geçe rek ulaşılmıştır. 70'li yılların ortalarına gelindiğinde üretkenlik ve yetkinlikle düzeyli yayın kadroları oluşmaya başladı. Bu kadrolar sonraki yıllarda da süren nitelikli çalışmalar yaptılar. Uzmanlık alanına giren konulardaki araştırma ve yoğun emek ürünü özel sayıları özellikle belirtmeliyim. Bu günkü kurullarınızda o dönemin de neylerinden geçmiş birlikte çalıştığı mız arkadaşlar var. Katkılarına büyük değer biçiyor ve onları dostlukla anı yorum.

Yayın kurulundan sonra yönetim gö revi benim için de değişik bir alandı, benim için de diyorum, çünkü yöneti cinin sorumjuluğu farklı boyutlar taşı yor. Alınan kararlarda, seçilen uygu lama yöntemlerinde hem Oda birim lerinin hem de üye tabanının pers pektiflerini özenle dikkate almak ge rekiyor, iki yönlü kapsamlı bir etkile me süreci sözkonusu burada ve siz belirleyebildiklerinize bakılarak de ğerlendiriliyorsunuz. Başlangıçtaki kısa süreli yöneticilik dönemi dışında deneyimim yoktu ve yönetim aygıtı nın farklılaşan özelliklerini, görevleri ni yeterince tanımıyordum. Gerek duyulanlar zamanla kazanılıyor. Bu elbette bilinen bir şey. Yöneticilik de neyimini aynı zamanda kişisel bir ka zanç saydığımı belirtmek istedim as lında.

• Karşılaştığınız zorluklar, sıkıntı lara değinelim biraz da..

D Bir bütün olarak ele alırsak özellik le ülkemiz koşullarında bu tür görev lerin yürütülmesinde zorluklarla, en gellerle karşılaşmak doğal sayılmalı dır. Beklentiler talepler eleştirel süz geçten geçirilerek somutlanıyorsa, çatışıyorsunuz demektir. Düşünce ve davranışta çatışmak, dayatılanla nesnel gereksinme arasındaki karşıt lıktan kaynaklanıyor. Sonuçlan da öncelikle örgüte ve kadrolara yansı yor. Buna, maddi olanaksızlık ve ye tersizliklerden kaynaklanan güçlük leri de eklemek gerekir.

Yayın ve yönetimde bulunduğum sü re içerisinde, bu kapsamda ele alı nabilecekler var. Özellikle başlarda çok sınırlı kadrolarla çalışmak zorun da kaldık, eleman azdı. Büro hizmet lerini de yüklenmek durumundaydık.

"Suskun, talebi ve bek lentisi olmayan, Herşeye razı bir toplum yaratmak Hedeflendi**

Yetişkin, yeterli sayıda emek veren kadroların oluşması zaman aldı. Bir yandan da yasal kovuşturmalarla uğraşmak zorunda kalıyorduk. Örne ğin, yönetici arkadaşlar yargı ile yüz yüze gelmişler ve iki hafta gözaltında tutulmuşlardı. Daha sonra 12 Mart'ın başlarında, dergide yayınlanmış bazı yazılar gerekçe gösterilerek benim hakkımda da dava açıldı. Yazı işleri müdürü idim o zaman. O dava altı ay sürdü ve lehimde sonuçlandı. Yanı sıra, örgüt içinden kaynaklanan olumsuzluklar, gerginlikler de yaşan dı. Özellikle 1975'ten sonra hareket lilik artmıştı. Üye tabanındaki farklı eğilim ve anlayışlar örgüte yansıma ya, yönetimde söz sahibi olma istek leri yoğunlaşmaya başlamıştı. Dü şünce ve yöntem ayrılıkları, Odanın demokratik işlevinin nitelik ve derinli ğine ilişkin farklı değerlendirmeler den kaynaklanıyordu. Bu durum, kadroların, yönetimi, kendi anlayışları doğrultusunda şekillendirebilmek için Oda somutunda saflaşmalarına ve enerjilerini harcamalarına neden ol du. Bu durumda, ortak bir anlayış çevresinde birlik düşüncesinin ge nişletilmesi ve yaygın bir temsili ya pının oluşturulması için çabalamak gerekiyordu. Bu bir ölçüde başarıldı diyebilirim. Odanın nesnel konumu ve işlevi özel yaklaşımlardan bağım sızdır ve eylemi demokrasi perspek tifinin genel yönelimlerine uyum sağ layacak biçimde saptanmalıdır. Sanı rım bunun önemi ve gerekliliği her dönemde geçerliliğini koruyacaktır.

• Oda yönetiminde bulunduğunuz yılların Türkiyesi nasıldı, bugünle karşılaştırır mısınız?

• Yanıtın kapsamı çok geniş. Tüm süreçlerin karşılaştırılması gerekir. Genelde bir kaç söz söyleyebilirim.

Yapısal bir iyileşmeden bile söz ede bilmek olanaklı görünmüyor. Bu an lamda bir gelişme yok. Tersine bu nalımların derinleştiği söylenebilir ve bunun faturası yine topluma çıkarılı yor. Daha kalabalık bir fatura. 12 Ey lül darbesi, iddialarının tersine tutu culuğun pekişmesini ve daha da ku

rumlaşmasını amaçlıyordu. Demok ratik kurumlar, örgütler sürekli ve sistemli bir baskı altında tutuldular. Hukuksal yapı daha geri noktalara çekildi. Bir yetkilinin sözlerini anımsı yorum. "Amacımız, toplumun depoli tize edilmesidir" demişti. Bu herşeyi açıklıyor. Toplumun gereksindiği ka dar değil, geleneksel yapının işine geldiği kadar demokrasi. Çağ atla mak bir yana çağın gerisinde kalmak için özel çaba harcanıyor.

Amaçlanan yalnız daha baskıcı bir yapı oluşturmak değildi. Bunu sağla mak için insan malzemesi tahrip edildi, ilişkiler parçalandı, örgütsüz lük, köşe dömecilik, nemelazımcılık özendirildi, yılgınlık, korku yaygınlaş tırılmaya çalışıldı. Suskun, talebi ve beklentisi olmayan, her şeye razı bir toplum yaratmak hedeflendi. Etkileri nin toplumun her katına yayıldığını söyleyebiliriz.

• Geleceği nasıl görüyorsunuz?

II Şüphesiz tepki de boy atıyor. Top lumsal muhalefeti yok etmek olanaklı değil. Anti demokratik süreçler karşı tını da harekete geçiriyor. Ben, geliş menin nesnel yasallığına olan inan cımı koruyorum.

• Tekrar size dönelim. Barış Der neği kovuşturması nedeniyle bir dönem yurt dışında yaşadınız. O günleri, göçmenlik yaşamınızı an latır mısınız.?

[I 1980 Nisanında Barış Derneği yö netim kuruluna seçilmiştim. Darbe den sonra faaliyet durduruldu. 1982 Şubatında yargılanma istemiyle tu tuklanarak istanbul Malteme Askeri Cezaevi'ne kapatıldık. Bunun üzerine o zamanki TEK yönetimi davanın so nucunu beklemeden, en hafif deyi miyle işgüzarlık ederek disiplin kurulu kararıyla işime son verdi. TEK, yö netimi, henüz ortada bir mahkeme kararı yokken, 17 yıldır sürdürdüğüm görevime iki satırlık bir yazıyla son vemekte hiç tereddüt etmemişti.

Tutukluyken dâva açıldı. Sorgulama aşaması bitince yıl sonunda tahliye edildik. Dava bir süre tutuksuz de vam etti. 1983 Kasımında askeri mahkeme hapis cezasıyla birlikte tekrar tutuklama kararı aldı ve duruş mada bulunanlar Metris'e kapatıldı lar. Bu arada mahkeme değişti, dava genişletildi. 1986 Mayısında mahke me çoğunluğa beraat verip tahliye kararı aldı. Ancak, savcılık itiraz etti

378 ELEKTRİK Q MÜHENDİSLİĞİ Z7

Barış kavramına ceza biçilince yurt dışına çü<mak zorunda kaldım. Göçmenliğin ne denli zor bir zenaat olduğu yaşanırken anlaşılıyor.

Önce kendinizi bir bilinmezliğin içinde buluyor. Soyutlanmış hissediyorsunuz. Başlangıçta geçerli bir göçmenlik statüsü. kazanmak için ayrı bir uğraş vermek de gerekti.

Kendinizi ve oradaki varlık nedeninizi inanılır bir biçimde kanıtlamak zorundasınız. Herhangi bir sıfat geçerli değil "

ve dava henüz sonuçlanmış değildi. Yargıtayın kararı bekleniyor. Yargıla manın seyri özetle böyle.

Barış kavramına ceza biçilince yurt dışına çıkmak zorunda kaldım. Göç menlik yaşamı 1989 sonuna kadar yaklaşık 5 yıl sürdü. Göçmenliğin ne denli zor bir zenaat olduğu yaşanır ken anlaşılıyor. Önce kendinizi bir bi linmezliğin içinde buluyor. Soyutlan mış hissediyorsunuz. Başlangıçta geçerli bir göçmenlik statüsü kazan mak için ayrı bir uğraş vermek de gerekti. Kendinizi ve oradaki varlık nedeninizi inanılır bir biçimde kanıt lamak zorundasınız. Herhangi bir sı fat geçerli değil. Hemen her türlü göçmen "politik sığınmacı" yaftası ta kıp, kendisine bir yer aradığından, bir süre sonra bu yola başvurulmuş. Bir yıla varan bir uğraştan sonra ancak idari mahkeme yorumuyla, kabul edildim. Gözaltı, göçmen kampı, sonraları tanınan serbest dolaşma hakkı, bakanlık sorguları, mahkeme başvurusu gibi olaylarla geçen ilk yıl aynı zamanda bir alışma dönemi ol du. Bu süre içinde orada yerleşmiş olan pek çok kişiden ve Uluslararası Af Örgütünden destek gördüm. Dostça bir dayanışma olmaksızın ilk ağızda karşılaşılan güçlüklerin üste sinden gelmek olanaksız gibi.

• Sonraki Y ıllarınız?

I ; Sorunlar bitmiyor. Ayakta kalabil mek için iş bulmanız gerek. Göç menlik statüsü, yaş, mühendislik tescil prosedürü gibi nedenlerden ötürü düzenli bir iş sahibi olamadık. Ancak, sosyal destek fonlarından yararlanabildim ve zaman zaman gözetim firmaları adına kalite kontrol mühendisliği yaptım. Maddi yönden ciddi sıkıntılarla karşılaşmadığımı

söyleyebilirim Ama sorunun bir de duygusal, toplumsal boyutu var. işte bu noktada dayanmanız gerekiyor, insan ilişkileri bazı yönleriyle bizim alıştığımızdan çok ilişkiler, kişilikler uygar nitelikler taşıyor ama kalıcı dostluklar kurmak, ilişkileri, derinleş tirmek pek kolay olmuyor ve siz ya bancı olduğunuzu sürekli hissediyor sunuz. Uzun süre yurt dışında kalan lar sanırım benzer şeyler yaşamışlar dır. Ancak, beklentiler, doyumsuz luklar yaşama katılmaya engel olma malı. Ortama uyum sağlamak ve aktif tutum almak gerekli. Bu şekilde ken dinizi sürdürmek, kişisel kazanımlar hedeflemek zorundasınız. O toplu mun dilini, kültürünü tanımak, bilgi edinmeye çalışmak türünden bir uğ raştan kaçınanlar da var. Ben içinde yaşadığım dünya ile olanaklar ölçü sünde iletişim kurmaya çalıştım.

• Bunlar hiç başıma gelmeseydi diye düşündüğünüz oldu mu?

. Hayır. Ne o zaman, ne de şimdi. Öncelikle yararsız işler peşinde koş madığımıza inanıyorum. Ayrıca, öğ renmeye çalıştığınız sürece böyle düşünemezsiniz. Yaşadığım her şe ye her yönüyle sahip çıkıyor ve de neyim sayıyorum.

• Son bir soru; Bugünden geçmi şe baktığınızda, şunu yapmasay dık ya da başka türlü yapsaydık dediğiniz oldu mu?

[ ! Evet. Yaşarken de şöyle yapsak, bu yanlış, bu daha doğru demeye alıştık. Başta yayın politikasıyla ilgili söylediklerimi örnek sayabilirsiniz. Öte yandan, insan geçmişte kalanları değerlendirirken hesaplaşmalara da girer. Hataları saptıyor ve eleştirel bir bakışla sonuç çıkarabiliyorsanız, bu yararlıdır. Ama hiç bir yararı olmayan, bizi yanlızlaştırabilecek yazıklanma lardan kaçınmek gerek. Geçmişteki pratiği gözönüne getirdiğimde şimdi onayladıklarımın yanısıra alternatif çerçeveler, doğrultular önerebilirim. Ancak geçmişe, yaşadığımız süreç lerin belirleyici özelliklerini temel ala rak bakmak gerektiğini düşünüyo rum. Nesnellikten söz ediyorum ve ancak öyle ve o kadar olabilirdi de mek istiyorum. Bu güne de, geride kalmış dönemlerde çıkaracağımız derslerin ışığında bakmak gerekir. Gelişim mantığının insan bilincine yüklediği bu görev benimsenmelidir bence de

10 378 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ