Elektrik Mühendisliği · Sayı 379 · 1991 / 3

ELİMKO'nun YÖNETİCİLERİNDEN Malik AVİRAL İLE TÜRKİYE'DE ELEKTRONİK SANAYİİNİN SORUNLARI ÜZERİNE BİR GÖRÜŞME

Metin Durgut, M. Serhat Özyar

Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma Söyleşi

Yıl
1991
Sayfa
4
Okuma süresi
12 dk
Görüntülenme
0

Konu

Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma

İlgili: Elektronik ve yarı iletkenler, Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam

Anahtar kelimeler

  • Elimko
  • elektronik sanayii
  • yerli üretim
  • Avrupa Topluluğu
  • teknoloji transferi
  • Ar-Ge

Özet

Elimko'nun kurucusu Malik Aviral ile yapılan söyleşide, Türkiye'de elektronik sanayiinin gelişimi, yerli teknoloji üretimi, sanayi teşvikleri, Avrupa Topluluğu'na entegrasyonun olası etkileri ve mühendislik eğitimindeki kalite sorunları tartışılıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Malik Aviral İle;

TÜRKİY E'DE ELEKTRONJK SANAY İİNİN

SORUNLARI

ÜZERİNE

Şimdi herkesin tek düşüncesi Avrupa Topluluğu Via girmek oldu. Emeklemek üzere olan bir çocuğu aldık, tam yürümeye başlarken iterek düşürmeye çalışıyoruz.

Söyleşi : Prof. Dr. Metin DURGUT M. Serhat ÖZY AR

D Sayın Aviral, öncelikle şirketinizin ku ruluşundan bu yana yaşadığı gelişme sgrecini ve bu sürece sanayi politikaları açısından damgasını vuran eğilimi özet leyebilir misiniz?

• Elimko'yu 1976 yılında kurduk. Kuruluş amacımız yerli üretim yapmak, kendi tekno lojimizi geliştirmekti. Otomatik Kontrol ko nusunda çok çeşitli cihazlar, sensörler üret tik. Çeşitli mümessilliklerimizin ürünlerini de ithal edip satıyoruz ama asıl çıkış noktamız üretim.

Türkiye'de 70'li yıllarda üretim kapasitesini

arttırabilecek bir birikim vardı. Biz de belli bir

süreçten geçerken bu birikimin bir parçası

olduk. Türkiye'de döviz dar boğazı yaşandı

ğı dönemlerde kurulduk. 76 79'lu yıllarda

yaşadığımız döviz darboğazına ileride tekrar

"Biz Ortak Pazar'a entegre

düşmeyeceğimizi kimse garanti edemez. Zaten herkeste, her zaman bir tereddüt, bir korku var. Kuruluş yıllarımızda devlet bize

olsak bile; onlar hiç bir zaman destek olmadı. Biz herşeyi

yaşayarak öğrendik. Burada "peki kim des

kendilerinin

tek oldu?" şeklinde bir soru akla gelebilir.

seçeceği bazı

Sanayi smayiye destek oldu diyebilirim. Zorunlu ihtiyaçlarını ithalat yaparak temin

sektörleri geliştirip edemeyen sanayi kuruluşları diğer sanayi

basılarını ise

kuruluşları yardımıyla ihtiyaçlarını giderdi. O dönemlerde herkes üretime yönelik bir

öldüreceklerdir, zihniyetle şartlanmıştı. Yeni mezunun kafa

yeterli bir güce erişemeyen

sındaki tek şey üretimdi. Oysa şimdiki me zunlar hangi firmanın mümessilliğini kapa bilirim, hangi firmanın ithalatını yapabilirim

sektörlerimiz

diye düşünüyorlar. Bunun bir ortalamasını bulmak durumundayız. Ne tamamen dışarı

yabancı

kapanıp da yozlaşan bir yerli üretici zihni

şirketlerin

yeti, ne de tamamen açılıp baltalanan bir üretici sektörü zihniyetine sahip olmak la

kontrohına

zım. Devlet burada bir otorite olmak duru

girecektir."

munda. Bu otorite, yerli üreticiliğe soyun

muş olan zihniyeti yozlatırmayacak kadar dışarıya açılmalı, bu zihniyeti baltalamaya cak kadar da gümrük duvarlarını açmalıdır. Sanayi politikaları açısından bakacak olur sak: Türkiye'de sanayi teşvikleri büyük iş letmelerin menfaatlerine göre düzenlenmiş tir. Küçük ve orta ölçekli işletmeler —ki pro fesyonel elektronik sanayiinde çalışanların çoğu bu kategoridedir— bunlara yönelik hiçbir teşvik sistemi olmadığı gibi engelleyici bir çok unsur vardır. Elektronik sanayiinin teşvik edilmesi herkes tarafından kabul edildiği halde sağlıklı hiçbir teşvik söz konu su değildir.

• Türkiye'nin son 10 yıllık sanayi politi kalarının belirlenmesinde Avrupa Toplu luğu'na girmek üzere olmasının etkileri oldu. Siz yeril sanayi açısından Ortak Pazar'a girmeyi nasıl değerlendiriyorsu nuz?

D Şimdi bir çoğumuzun tek düşüncesi Av rupa Topluluğuna girmek oldu. Emeklemek üzere olan bir çocuğu aldık, tam yürümeye başlarken iterek düşürmeye çalışıyoruz. Bu olaya çok değişik açılardan bakmak lazım. Ortak Pazar'a girip girememenin bir takım şartları var. Diğer Ortak Pazar ülkeleri Tür kiye'ye pazar gözüyle bakıyorlar. Yani Ortak Pazar'a dahil olmamız durumunda onlara entegre olmamız, bir takım menfaatlerimizi korumamız zor görünüyor..Onlar bizim ma lımızı almak için değil de kendi mallarını ve rebilecekleri bir pazar arıyorlar. Bugün Av rupa'da bir çok ülkenin pazarları kilitlenmiş durumda, Türkiye 55 Milyon nüfusuyla onlar içjn cazip bir pazar olabilir.

Türkiye, Ortak Pazar'a entegre olacak, menfaatlerini koruyacaksa dengeleri çok iyi

68 379 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ

kurmak, sağlamak durumundadır. Biz Ortak Pazar'a entegre olsak bile; onlar, kendileri nin seçeceği bazı sektörleri geliştirip bazıla rını ise öldüreceklerdir. Yeterli bir güce eri şemeyen sektörlerimiz yabancı şirketlerin kontroluna girecektir. Elimko yaşar mı, ya şamaz mı yabancı bir firma ile anlaşma mı yapar bilemiyorum. Çevremde bu duruma olumlu yaklaşanlar var ama ben biraz duy gusal bakıyor ve ülke açısından olaya yak laşıyorum. Yeni bir sektör geliştirmişsin, sonra örneğin bir ingiliz firması olmuşsun. Bütün kararlar, yönlendirmeler onlara ait olacak. Kısa vadede böyle bir katılma parlak sonuçlar getirmez. Ayrıca gördüğümüz ka darı ile menfaat dengelenmesinde yılların Avrupalı dostları kendi aralarında anlaşamı yorlar. Ortak Pazar ülkeleri arasında kor kunç çatışmalar var Özetle Avrupa'ya en tegre olmak, bir takım sektörlerimizi geliştir mek, —bazıları ölse bile— standartlarımızı yükseltecekse mutluluk duyarız ve yapacak başka işler buluruz. Ama üretici nosyonunu korumak isteyenlerin var olduğuna inanıyo rum ve de özellikle sanayide üretici nosyo nunun korunması gerektiğini savunuyorum.

• 2000'I i yıllara girmemize çok az bir sü re kaldı. 199O'lı yılların başında Türki ye'de teknolojiyle ilgili kuruluşlar, çağın teknolojik bilgisini üretecek kapasiteye eriştiler mi sizce?

• Üniversitelerimiz, araştırma kuruluşları mız ve firmalarımızın bir çoğu çağın gerek tirdiği bilgi birikimlerine sahip olmalarına rağmen pratikte gerekli koordinasyon, mad di imkan olmadığından istenilen sonuçlar alınamamaktadır. Elimko açısından baktığım zaman şöyle bir değerlendirme yapabilirim. Biz Elimko olarak Türkiye'de kendi teknolo jisini üreten bir firmayız. Hiç kimseye bağlı olmaksızın Türk mühendislerinin birikimiyle dizayn yapıyor yeni ürünler, sistemler geliş tiriyoruz. •

Sektörümüzde dışarıdaki firmalarla yarışa bilecek düzeydeyiz. Ülkemizde bugüne ka dar kurduğumuz endüstriyel otomatik kont rol sistemlerinde dış rakiplerimizle aynı ileri teknolojik özelliklere sahibiz, Türkiye'de Elimko tarafından dizayn edilmiş, geliştiril miş ürünler, sistemler kullanıldı. Daha iyiye gidebilmemiz için devlet eliyle ve bilinçli bir politika izlenerek desteklenmeliyiz, teşvik edilmeliyiz. Yani Elimko olarak kendi konu muzda çağın teknolojisi ile çalışabilecek, başabaş durumda götürebilecek bir düzey deyiz Bu aşamada firmanın elinden tutup ileriye mi çekmeli, kendi haline mi bırakmalı, yoksa dünya markâlarıyla mı yarıştırmalı sorusu gündeme gelmektedir.

Biz ve bize benzer karakterdeki Elektronik sanayiine soyunmuş firmaların, devlet tara fından özel teşviklerle, bürokratik engeller den arınmış şekilde yönlendirilmesi gerektiği inancındayız. Bu sektörün gelişmesi için bir teşvik niteliğinde görünen araştırma ve ge liştirmeye harcanan paraların gelir yazılıp yazılamaması bile net bir şekilde açık değil dir. Özellikle elektronik sanayiinde hızla de ğişen teknolojiye gümrük, teşvik mevzuatı mız yeterli cevabı verememektedir.

• Eğitim alanında da bugünden yarına alınan kararların sayısız örneklerini göz lüyoruz. Siz uzun yıllardır işveren olarak sanayiinin içindesiniz. Geçmişle bugün kıyaslandığında yeni mezun mühendisler arasında bir fark görüyor musunuz?

D Çok konuşup tartıştığımız klasik bir şey var. Eskiler hep kendilerinden sonra gelen lere bizim zamanımızda okullar şöyleydi, bayramlar böyleydi şeklinde değerlendir meler yaparlar. Okulumuz ile ilgili olarak bizler de mezun olduktan sonra, daha 4 5 yıl geçmeden aynı şeyleri söylemeye başladık. Klasik bir yaklaşımın getirdiği kuşaklar arası bir fark mı, yoksa eğitimin kalitesinde ger çekten düşüşmü var diye çok düşünmü şümdür. Öyle sanıyorum ki, bir miktar bu kuşaklar arası yaklaşım olsa dahi eğitimde kalitede düşüş olduğunu gösteren önemli somut göstergeler var. Temel eğitimde, eği timin kalitesi düşmüştür. YÖK'ün izlediği politika nedeniyle değerli hocalarımız üni versitelerden ayrılmışlardır. Çalışanların bir çoğu ise isteksiz çalışmaktadır. Kısaca eği timin her aşamasında bir kalite düşüklüğün den söz edilebilir.

• Y ani insanlar bugün tek başlarına önemli sorunlara balıklama dalmaya — eski kuşağa kıyasla— daha mı hazırlar?

• Bizler, yani eski kuşak üretim açısından daha iyiydik sanırım. Şimdiki nesil ise ya bancı firmaların ürünlerinin aynen ülkemize ithal edilip kullanılmasına meyilli. Cesaret açısından bakarsak konu farklı, ama cesur luk aynı. Ancak ülkede bilgi birikiminin oluş ması için mutlaka üretmek zihniyetinin ge lişmiş olması gereir.

• Teknolojiyi yalnızca transfer etmek ye terli mi? Kritik olan sorun bu teknolojinin öğrenilmesi, özümsenmesi ve giderek yeniden üretebilme yeteneğinin kazanıl ması değil midir?

"Yüksek teknolojiyi kullanmak gerekiyorsa bir altyapı kadrosunun olması gerekiyor. Devlet de bu üretici anlayışı hiçbir zaman baltalamamak, geliştirmeye çalışmalıdır. Yüksek bir teknolojiyi alıp getirmek istiyorsak kadronuzu da bir şexl r ihe'.nek için zorlamalısınız."

70 379 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ

D Kesinlikle öyle. Biz bu süreci çok iyi ya şadık, halen yaşıyoruz. Teknoloji geliştir mek için çok iyi kullanabilmek lazım. Bazı teknolojiler olduğu gibi dışarıdan geliyor. Bu bir sanayi değil montaj sektörüdür. Televiz yon sektörüne baktığımızda birkaçı hariç di ğerleri teknolojiyi olduğu gibi dışarıdan ge tirmekte, ülkemiz de herhangi bir katkıda bulunmamaktadır. Şüphesiz bu yapı ihra cattadır, elimizi kolumuzu bağlamaktadır. Lisansör firma yerli üreticinin ihracat im kanlarını kısmaktadır. Ancak ülkemizde know how sağlıyacak elektronik firmalarıdır. Biz, Elimko'nun Türkiye'de kendi teknolojisi ile çalıştığı inancındayız.

mamen bu konularla meşgul olacak, haki katen birikimli, değerli kişileri bünyesinde çalıştırabilecek bir kuruluşa şiddetle ihtiyaç vardır. Örneğin Teknoparklar konusunuda Üniversiteler, Belediyeler, T.S.E., Sanayi Odaları, Bakanlıklar birbirlerinden kopuk projeler geliştirmektedirler ve biraz uygula maya sokmakta zorlanmaktalar.

• Türkiye'de bir çok şey politik zemin lerde politikacılar tarafından belirleniyor. Sanayiyi doğrudan etkileyen kararlar alı nıyor. Sanayicilerin doğrudan politika yapmaları konusunda ne düşünüyorsu nuz?

• Geriden gelen bir ülke olarak, Türki ye'nin önde gidenlere yetişebilmesi için örnek olacak t i r model var mıdır? Pasifik grubu, örneğin Güney Kore, biliyorsu nuz bizim İçin hep örnek gösterildi.

D Türkiye büyük ve fakir bir ülke, araştırma ve geliştirmeye de pek para ayıramıyor. Güney Kore'de ise araştırma geliştirme için çok büyük paralar ayırdıklarını görüyoruz. Bir takım teknolojiler geliştirmişler, ileri tek nolojiyi kullanıyorlar. Önemli olan kendi iç lerinde bunu kullanabilecek anlayışı ger çekleştirmişler. Yani, yüksek teknolojiyi kul lanmak gerekiyorsa bir altyapı kadrosunun olması gerekiyor. Devlet de bu üretici anla yışı hiç bir zaman baltalamamalıdır. kasıtlı olarak onu bir başka potada dahi olsa mut laka geliştirmeye çalışmalıdır. Yüksek bir teknolojiyi alıp getirmek istiyorsanız kadro nuzu da bir şeyler üretmek için zorlamalısı nız. Artık ülkemiz kendi modelini ve tercih lerini yapmalıdır. Eğer bir örnek alınacaksa bu uzak doğu değil batı olmalıdır.

• Bilim ve teknoloji İle ilgili politikaları belirleyecek, uzun vadeli programlar oluşturacak, devlet öncülüğünde bir eş güdüm kuruluşuna Türkiye'nin ne kadar gereksinimi vardır...?

O Türkiye'de böyle bir kuruluşun var olması gerektiğine kesinlikle inanıyorum. Geçmişte bu tür konulara meraklı, ilgi duyan bir baka nımıza konuyu aktarmıştık. Güzel ve yararlı çalışmaların yapıldığını da bizzat izlemiştik. Ancak bakanın değişmesi ile çalışmalar ya rım kaldı. Bir bakanın kendi görüşleriyle ön derlik ederek bir takım gelişmeleri kendi kendine zamanlayarak gerçekleştirmesi yerine, bir ana felsefe doğrultusunda adı sanı belli olan, sürekli var olan, kurulan her hükümet zamanında yaşayabilecek bir ku rumun gerekliliğine inanıyoruz. Kafası ta

D Türkiye'de sanayi kesiminin politikadan uzak kalması hep eleştiriliyor. Sanayi kesimi de diğer bütün baskı grupları gibi politikada yerini almalı. Büyük holdingler ve endüstri yel alanlardaki sanayiye gönül vermiş kişiler daha çok sayıda politikaya soyunmalı, yeni bir ses, bir nefes getirmelidirler. Örneğin TÜSİAD politikadan bir hayli uzakken şimdi ciddi ciddi politika yapmaktadır. Ben sana yinin politikaya yakınlaşmasında sayısız ya rarlar görüyorum..

• Türkiye'de serbest piyasa ekonomisi nin uygulandığı söyleniyor. Bu modelde devletin hiç sorumluluğu yok mudur..? Y erli sanayilerin geliştirilmesi açısından bir devlet politikası olarak bazı sektör lerde "korumacılık" veya teşvik uygula masına ne diyorsunuz?

D Şu anda Türkiye'de tam anlamıyla bir serbest piyasa ekonomisi uygulandığı söy lenemez. Devletin piyasadaki ağırlığı çok fazla. Toplam kaynakların % 70'i hazine bo nosu, devlet tahvili gibi araçlarla devlet ta rafından kullanılıyor.

Bütün piyasa mekanizmaları tam gelişme miş. Bankalar kendi içlerinde tam anlamıyla devlet içinde devlet. Sanayicinin tek finans man kaynağı şayet hisse senedi çıkartma mışsa bankalardır. Hisse senedi çıkartmanın bir çok zorluğu vardır ve özellikle küçük ya da orta sanayici için bu aşamaya gelmek kolay değildir. Bankaların bir kısmı zaten büyük holdinglerin kontrolünde, bir kısmı ise devlet bankalarıdır. Bu kanallarla sağlanan kredilerin tümünün amacına ulaştığını söy leyemeyiz. Teşvik sistemini, ithalat ve ihra cat rejimlerini ve politikalarını hep devlet tespit ediyor. Ancak bu noktada sanayicinin ve onun temsilcilerinin görüş ve önerileri yeterince dikkate alınmıyor. Bunun adı ser best piyasa ekonomisi olamaz. Teşvik bel

gesine bağlanmamış yatırımların teşvik edi leceği, teşvik sisteminde belirtilmemesine rağmen yasal düzenleme yapılmadığı için fiilen yürümüyor.

Geçen yıl gelişmiş yörelerde teşvik uygula ması alt limiti 5 milyar idi. Bu yıl 2,5 milyara düşürüldü. Bugün bu miktar bir çok elektro nik sanayi sektörü için çok fazladır. Nitekim verilen teşviklere bakılınca profesyonel elektronik sanayi dalında tek bir teşvik alan firma yok. Hayvancılık veya otobüs alımında yüzlerce teşvik, elektronik sanayiinde ise tek bir teşvikli yatırım yok. Olanlarda televizyon ve müzik seti ile ilgili. Bunların ise Türkiye'de teknoloji üretmedikleri ve montaj sanayi ol manın ötesine geçemedikleri açık.

Eğer elektronik sanayiinin önemi kavran mamışsa ki son körfez savaşı bunu göster miştir, savaşta elektronik en geniş anlamda kullanılmıştır, öyle ise elektronik sanayiine özel teşvikler verilmelidir. Burada korumacı lık sanıyorum çok önemli değil. Teşvikler, korumacılık olmadan da elektronik sanayii nin gelişmesine katkıda bulunacaktır.

ruz. Maalesef Türkiye'de öne çıkma hastalı ğı yüzünden boyla bir girişim mümkün ola mıyor. Herkes aynı derecede paylaşmaya açık olamıyor.

Birleşmenin en güzel örneklerini Japon ya'da görüyoruz. Orada milliyetçilik duygu suyla ülke menfaatlerini koruyarak çok güzel birliktelikler oluşturmuşlar. Otomotiv sanayi inde bir çok firma en iyi mühendislerini ortak bjr şemsiyede otomotiv komitesi adı altında toplamış. Bu komite birlikte çalışıp birlikte üretiyor, yeni dizaynlar geliştiriyor ve bütün şirketlere dağıtılıyor. Yani ortak bir çalışma söz konusu. Her bir firma son derece geliş miş kendi pazarlama tekniklerini kullanıyor lar. Bütün Japon arabaları da pazar buluyor. Herkes ortak menfaatlerde birleşip, aynı hedefe ilerliyor. Ülkemizde de bizlerin bu tür birliktelikler yaratmasında sonsuz yararlar olacağı inancındayım.

• Ülkemizde Sanayi Odaları daha aktif olamaz mı?

• Acaba devlet ne gibi teşvikler sağlaya bilir, bu konuyu biraz daha açabilir misi niz?

D Bu teşvikler şöyle olabilir; 1. Elektronik sanayiine yönelik her türlü alt yapısı mükemmel arazi temini, 2. Sanayicinin kapasitesi ile orantılı her türlü vergilerden ve bürokrasiden muaf global it halat hakkı, 3. Düşük faizli kredi imkanı. En az turizme sağlandığı kadar, elektroniğe de verilebilir. 4. Yatırım indiriminde alt sınırlandırılmamalı dır. Yatırım miktar ve yeri neresi olursa olsun en üst düzeyle teşvik edilmelidir. Gelişme miş yörelerde elektronik sanayi kurulamaz. 5. ihracat için bir nevi oto teşvik sistemi ge liştirilmelidir. Vergi indirimindeki alt sınır (şu anda 250.000 USD.) kaldırılmalıdır. 6. Yurt dışı sergi imkanları için kolaylıklar sağlanmalı, İGEME'nin bu konuda gösterdi ği gayretlerin kapsamı genişlemelidir.

• Devletin teşvikleri dışında, doğrudan sanayicilerin bir takım atılımlarda bulun ması, bazı önlemler alması ve bu amaçla kurumlaşması düşünülemez mi?

D Biz ihracat yapan bir firma olarak bize benzer ve yakın olanlarla ortak menfaatler doğrultusunda biraraya gelebilmeliyiz. Yurt dışında bunun pek çok örneklerini görüyo

D Sanayi odaları geçmişte tasdik makamı veya çeşitli belgelerin verilmesi makamı olarak çalışmıştı. Özellikle bir takım tahsis lerin dağıtımına yönelmişti. Bugün ise Sa nayi odalarından, özellikle dışa açılmada ve işletmelerin içlerindeki sorunların çözümle rinde çok daha üst düzeyde rol oynamaları beklenmelidir. Bu konuda sanayicilere de çok iş düşmektedir.

Sanayi odalarının çalışmalarına ilgi göster meleri ve özellikle genç nesilden yetişen daha kültürlü, bilgili, lisan bilen kuşağın sa nayi odalarında aktif bir şekilde görev alma ları gerekmektedir. Bu gün sanayi odalarının yarattığı boşluğu çeşitli isimler altında kuru lan dernekler doldurmaya çalışmaktadır.

• Son bir soru; Ankara'nın yakın vadede ve uygun planlamayla Elektronik Sana yiinin merkezi olabileceği savına katılır mısınız?

•D Kesinlikle olabilir. Ankara, Elektronik Sa nayi için çok büyük bir atılım içinde. Elektro nik sanayiinin ih'.iyacı olan üniversitelerimiz den O.D.T.Ü., Silkent, Hacettepe, Gazi Üni versitesi elektronik mühendisliği bölümleri ile Ankara'nın hizmetine hazır. Zaten bu gün Ankara profesyonel elektronik, endüstriyel elektronik, askeri elektroniğin merkezi hali ne gelmiştir. Gelecekte daha çok gelişece ğini ümit ediyoruz.

• Çok teşekkür ediyoruz. Sn. AVİRAL.

Bütün piyasa mekanizmaları tam gelişmemiş. Bankalar kendi içlerinde tam anlamıyla devlet içinde devlet. Sanayicinin tek finansman kaynağı, şayet hisse senedi çıkartmamışsa bankalardır.