Elektrik Mühendisliği · Sayı 408 · Nisan 2001
YATAĞAN TERMİK SANTRALI: OLAĞAN BİR YURTTAŞ, HUKUK, ÇEVRE, YATIRIM, DESÜLFÜRİZASYON DEVİR SKANDALI ÖYKÜSÜ...
Çevre ve iklim Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 2001
- Sayfa
- 14
- Okuma süresi
- 9 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Mevzuat ve hukuk
Anahtar kelimeler
- Yatağan Termik Santralı
- desülfürizasyon
- özelleştirme
- hava kirliliği
- kükürt dioksit
- TEAŞ
Özet
Yazar, Yatağan Termik Santralı'nın 1982'den beri yörede yarattığı çevresel ve sağlık sorunlarını, hukuki mücadeleleri, desülfürizasyon tesisinin gecikmesini ve santralın özelleştirme kapsamında devrindeki yolsuzluk iddialarını eleştirel bir dille anlatıyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Yatağan Termik Santralı: Olağan Bir Yurttaş, Hukuk, devre, Yatırım, Desülfürizasyon, Devir Skandalı gyküsü...
Arif KÜNAR Elektrik Mühendisi
Yatağan; termik santralın işletmeye alındığı 1982 yılından beri nefes alamayan en zehirli ilçelerimizin başında gelmektedir. Yatağan Termik Santralı nın yapım kararı, üretim süreci, çevresel ve hukuksal mücadeledeki yeri, desülfürizasyon takılması, devir işlemi; bir nevi ülkemizin son 20-30 yılının traji-komik siyasi-ekonomik-sosyal hikayesini de aynen içinde barındırmaktadır. Nasıl ki ünlü düşünür Fouacult genel insanlık tarihini; cinsellik, cezalandırma, hapishanelerin doğuşu, deliliğin tarihine inerek tahlil etmeye çalıştıysa, Yatağan Termik Santralı tarihi de iyi okunduğunda Türkiye nin sosyo-ekonomik yapısını, hukuksal ve siyasal düzenini, toplumsal ve bireysel davranış karakterlerini, devletin yurttaşlarına bakışını tahlil etmek isteyenler için çok iyi bir örnek teşkil etmektedir.
gncelikle Yatağan Termik Santralı, daha önceden yapılmış resmi enerji planlamalarında ve projeksiyonlarında yer almayan, yapımına siyasi tercihlere göre sonradan ve aniden karar verilmiş bir projedir. İlk iki ünitesi 1982 ve 1983 yılında devreye alınan ve daha sonra bir ünite daha eklenen 3
210 MW gücündeki bu termik santralı bir Polonya firması inşa etmiştir. Muğla ùeytan Üçgeni olarak adlandırılan ve Yatağan Termik Santralı ile birlikte aynı havzaya inşa edilen Yeniköy ve Kemerköy (Gökova) Santralları bölgeyi tamamen mahvetmişlerdir. Bu santrallar, kullanılacak olan linyitin kalorisine, kalitesine; üretilen elektriğin kullanacak olan sanayi bölgelerine olan uzaklığına; insanlara, turizme, tarıma ve doğal çevreye vereceği zarara hiç bakmadan yapılmış yanlış yatırımlardır. Yatağan Termik Santralı yatırımının yanlış olduğunu (en azından çevresel açıdan) yıllar sonra hem o dönemin Başbakanlarından Süleyman Demirel, hem de o dönem TEK Genel Müdürlüğü yapan Behçet Yücel itiraf ve ifşa etmişlerdir. Süleyman Demirel, 1990 yılların başlarında Ankara Türk-İş Salonu nda düzenlenen 5 Haziran Dünya devre Günü kutlamalarının birinde, hem de kamuoyunun ve basının önünde; Yatağan Termik Santralı nın çevreye verdiği zarardan rahatsız olduğunu, o dönemde çevre konularının önemini bilmediklerini, bu nedenle Yatağan Santralı için Türk halkından özür dilediğini şifaen de olsa dile getirmiştir. TEK eski Genel Müdürlerinden Behçet Yücel ise şunları ifade etmiştir; Bu vesileyle şunu da itiraf etmeliyim ki, yaz tatillerim için güneye inerken, bu santralın yanından geçtiğimde etrafındaki kurumuş ağaçları ve uçuşan kül bulutlarını gördükçe, 25 yıl öncesine ait sorumluluğun baskısı altında içimin daraldığını hissediyorum. Ayrıca, on yedi yıl önce hizmete açılan santrala, kükürt arıtma tesisi ilave etmek için çok ağır kalan ve hala da gerçekleştirilemeyen zihniyete ve yönetim anlayışına da isyan ediyorum. Bu durum, karar almak için rahat hareket edemeyen sorgu-sual mekanizması her an başının üstünde Demokles in kılıcı gibi duran ve zorunlu olarak kılı kırk yaran bürokratların ağır davranışlarından gelmektedir. Aynı zamanda elektrik sisteminin yetersizliği karşısında,
Elektrik üretimi olsun da nasıl olursa olsun zorunluluğunda kalan yöneticinin yurt düzeyini kapsayan sorumluluğundan ortaya çıkmaktadır. Sonuçta insan unsuru ihmal edilmektedir (1).
Yörede yaşayan yurttaşların ve tarımla, zeytincilikle geçinen köylülerin giderek artan şikayetleri ve TEK unu zararlarının tazmini için mahkemeye vermeleri, sürekli mahkemeyi kazanmaları karşısında TEK; bu bölgede bir araştırma yaptırmaya karar vermiştir. Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü gğretim Üyesi Prof. Dr. Turhan Uslu, Türkiye Elektrik Kurumu için Yatağan Termik Santralı nın çevreye verdiği zararı incelemek üzere 1988-1990 yılları arasında (1983 yılında çıkarılan devre Kanunu nundan sonra ve 1993 yılında dED Mevzuatı yayınlanmadan önce) yörede uzun süren çalışmalar yaptı ve TEK için bir rapor hazırladı. Ancak bu raporda; Termik santral, yılda kullandığı 4 845 000 ton linyit ve buna bağlı olarak üç ünitesinden günde çıkardığı 360 ton SO2 gazı ile ülkemizdeki en büyük çevre sorunu yaratan kuruluşlardan biridir tespitini yaptı. Bu rapor, Enerji Bakanlığı ve TEK nundaki zamanın kraldan çok kralcı teknokrat ve bürokratları tarafından hemen hasır altı edilerek, Prof. Dr. Turhan Uslu nun bulduğu sonuçları kamuoyuna açıklaması yasaklandı. Ancak Prof. Dr. Turhan Uslu, bilim insanı ahlakı ve sorumluluğuna binaen bu sonuçları çeşitli makalelerinde ve çevrecilerin panellerinde açıkladığı için, daha sonra üniversiteki görevinden alındı.
Yatağan lıların sürekli içinde yaşadığı ve kamuoyunun da yakından bildiği, her sene tekrarlanan zehirli ve ölümlü günler trajedisi, maalesef santralın devreye girdiği 1982 yılından beri tekrarlanmaktadır. Bu facianın durdurulması için, Prof. Dr. Turhan Uslu ve Prof. Dr. Aysel Müezzinoğlu gibi bilim insanlarının raporlarına dayandırılarak, İzmir devre Avukatlarınca açılan davanın Aydın İdare Mahkemesi nde 20 Haziran 1996 tarihinde santralın kapatılması kararı ile sonuçlanmasına rağmen, Bakanlar Kurulu; 11 Eylül 1996 da hem mahkeme kararını, hem de T.C. Anayasası nın Hukukun Üstünlüğü esasını çiğneyerek, bu santralın çalıştırılmasına karar vermiştir. Maalesef güzel ülkemizde; Anayasa, yargı, hukuk, çevre, insan sağlığı bir kez daha çiğnenmiştir. Yine Akkuyu Nükleer Santralı İhale sürecinde sıkça yaşadığımız meşhur elektrik kesintileri o dönemde de, hem de turistik bölgelerde sıkça yapılarak, Yatağan ın kapattırılmasına misilleme yapılmıştır. Devletin aldığı bu hukuk dışı karar; maalesef o zamanki Yatağan Termik Santralı yöneticileri, yetkili sendika, köylüler ve yöre esnafı tarafından da desteklenmiştir. gnce aş ve iş, sonra sağlık ve çevre , santral kapatılınca işsiz ve aç kalarak hemen öleceğimize, zehirlenerek yavaş yavaş ölmeyi tercih ederiz diyerek, santralın kapatılmasına karşı mitingler yapılmıştır. Hatta bu kararın çıkartılmasını sağlayan çevrecilere ve avukatlara Yatağan da saldırılar düzenlenmiştir. Daha da vahimi, İzmir de yayınlanan bölgesel Yeni Asır Gazetesi nde devreci Avukatların ve İzmirli Yeşillerin telefonları yayınlanarak, yurttaşların bu insanlara küfür ettirilmesi ve taciz edilmesi sağlanmıştır. TEK-TEAù; santralın verdiği zararlardan dolayı elde edemedikleri ve satamadıkları ürünler için, yöredeki zeytincilik ve tarımla geçinen köylülere her yıl milyarlarca lira tutarında tazminat ödemektedir. Yine yalnızca ülkemize özgü bir açıkgözlülükle , ama aslında traji-komik bir uyanıklılıkla, her yıl zehirden ölen zeytin ağaçları ve tarlaları için tazminat parası alarak yeni bir geçim kaynağı keşfeden köylüler; kendi sağlıkları da bozulunca ve aldıkları tazminatları hastanelere vermeye başlayınca durumun vehametini farketmişler, onlar da artık çevrecilerle birlikte seslerini yükseltmeye başlamışlardır. Bazı nankörlerin , vatan hainlerinin , gelişme karşıtlarının ve herşeye maydanoz olan çevrecilerin uzun ve zahmetli mücadeleleri sonucunda, en azından Yatağan Termik Santralına desülfürizasyon baca tesisinin yapılmasına 1992 yılında karar verilmiştir. 1993 yılında teklifler alınmış ve sözleşme 1994 yılında Alman Bischoff Firması ile imzalanmıştır. Bu ihaleyi en yakın rakibinden 1 100 000 dolar daha fazla teklif veren Bischoff Firması 51 100 000 dolarla kazanmıştır. 1994 yılından 1996 yılı kadar müzakereler sürmüş ve 21 Ağustos 1997 de, ANAP döneminde onaylanarak temeli atılmıştır. Bu projenin normal olarak en geç 1997 yılında devreye girmesi gerekiyordu. Ancak ùubat 2001 sonu itibariyle; iki bacadaki filtrelerin biri Almanya dan bozuk geldiği ve Ocak 2001 de takılan filtrenin ise bozulduğu için çalıştırılamadığı açıklanmıştır. Yıllardır ölüm ve zehir soluyan binlerce insanımızın trajedisi ayyuka çıkmışken; 1992 yılından 2001 yılına kadar hala devreye alın(a)mayan ve çalış(tırıl)mayan desülfürizasyon tesisinin gecikmesinin sorumluları kimlerdir? Bischoff a (
) göre; suçlular hem kendi firması ve Türk partneri Güriş hem de TEAù yöneticileridir. Santral ilçeye zehir pompalarken, Bischoff ile TEAù desülfürizasyon tesisine takılacak pompanın büyüklüğü konusunda; altı ay gibi uzun bir süre anlaşmaya varamamıştır. TEAù ise; taşeron firma Güriş in yeterince kalifiyeli eleman çalıştırmadığı ve gerekli malzemenin zamanında getirilmediğini öne sürmüştür. Bischoff firması ise, taşeronu kendisinin seçmediğini, Mesut Yılmaz ın hemşerisi İdris Yamantürk ün sahibi olduğu ve ANAP a yakın firmalardan Güriş in kendilerine yönlendirildiğini ifade etmiştir. Ayrıca bu haberin yer aldığı Ekovizyon Dergisi nde yer alan ilginç bir iddia daha var. Beyaz Enerji Operasyonu nun devam ettiği süreçte, zaten incelenmekte olan devir işleminin yanısıra, şaibeli desülfürizasyon ihalesi kuşkusu ortaya atılmaktadır; Pook söyleşimizde bu iş için Bischoff un fazladan 15 milyon Mark harcama yaptığını söylemişti. Kimse babasının hayrına bu kadar parayı cebinden harcamaz. Acaba bu büyük harcama nerelere yapıldı? . gzelleştirme kapsamında olan ve yasal olarak devir işlemleri yapılmış, hatta sözleşmesi gizlice imzalanmış olan Yatağan Termik Santralı nın devir işlemi; Beyaz Enerji Operasyonu kapsamında ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer in son günlerde devreye soktuğu Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu nca incelemeye alınmasıyla iptal edildi. Bu devir işlemindeki öne sürülen hukuksal ve yolsuzlukla ilgili iddialar ve şaibeler çok ciddidir. Temiz Toplum Temiz Enerji...
Linyitlerimizin genel olarak kül ve nem oranları oldukça büyük olmakla beraber, en önemlisi kükürt oranındaki yüksekliktir. Ülkemizdeki linyit rezervlerinin üçte ikisinin kükürt içeriği yüzde 2 den çok yüksektir. Hatırlayalım, Batı ülkelerinde içinde kükürt miktarı yüzde 0.5 i geçen kömür santrallarda yakılmamaktadır. Ülkemizde kömürler belli oranlarda radyoaktif madde de ihtiva edebilmektedirler. Linyitlerimizde uranyum taraması amacıyla yapılan kimyasal analizlerde, külde radyoaktif maddenin U203 olarak milyonda 5 ile onbinde 4 oranında değiştiği ve Yatağan Termik Santralı nda bu oranın onbinde 1 olduğu saptanmıştır (2). Bu nedenlerden dolayı kurulan filtrelerin de tek başlarına pek işe yaramayacağını ifade eden uzmanlar (elektrostatik filtreler ve desülfürizasyon ünitesi sürekli çalıştırılırsa; ancak SO2 gazının 95 i ve partiküler maddeler tutulabilmektedir. dok zararlı olan Azot Oksitler, Karbon Monoksitler, Ozon, diğer fotokimyasal oksidanlar, yanma ile açığa çıkan Uranyum ile küllerin toplandığı alanda oluşan Radon gazını engelleyememektedirler(
), kısmi çözüm olarak bu santralın ve bugüne kadar çeşitli bölgelerimizde kurulmuş olan ve benzer sorunları yaratan tüm termik santrallerin artık rehabilitasyonlarının yapılması; teknolojik olarak yeni geliştirilen akışkan yatak teknolojisine geçilmesi; kömürlerin sıvıştırılma, gazlaştırılma çalışmalarının beklenmesi; bu geçiş sürecinde de daha temiz ve kaliteli ithal kömürle santrallerin çalıştırılması önerilmektedir. Bu şekilde hem ileride daha verimli ve temiz olarak kullanılacak linyit rezervlerimiz değerlendirilmiş olacak, hem de hali hazırda kronik olarak yaşanan çevre kirliği, ciddi boyutlarda olan radyoaktif kirlilik önlenmiş olacaktır. Ancak nihai çözüm olarak; tüm kirletici fosil yakıtlardan vazgeçen ve tamamen yenilenebilirtemiz enerji kaynaklarına yönelen yeni bir enerji politikasını bir an önce ülkemizde hayata geçirmeliyiz. Ancak bir başka çok hayati boyut daha var. Yaşadığımız krizler nedeniyle kamuoyunda gündeme gelip, yeterince tartışılamayan; en son Meclis Genel Kurulu ndan geçen Elektrik Piyasası Yasası nın geçici 4. maddesinde yapılan bir değişiklikle; Kamuya ait elektrik enerjisi üretim ve dağıtım tesisilerinden işletme hakkı devir işlemleri 30 Hazira a kadar tamamlananlardan, çevre kirliliğini önleme tesisleri TEAù tarafından yapılanların bitirilmesi ve çevre mevzuatı açısından gerekli izinlerin alınması için devir tarihinden itibaren iki süre tanındı. Değişiklikle; bu sürede, söz konusu tesislerdeki elektrik üretim faaliyeti bu gerekçeyle durdurulamayacak. Bundan böyle mahkemeler, çevre kirliliğine yol açan santralları kapatamayacak. Bu konuda yurttaşların, çevrecilerin ve sivil toplum örgütlerinin talepleri de, şikayetleri de artık dikkate alınmayacak. Yani Devlet ; yurttaşlarını Elektrik Piyasası Kanunu ile artık resmen zehirleyecek. Maalesef güzel ülkemizin ve bizlerin geleceği ipotek altına alınmıştır. Bunca yıl yapılan her türlü ihmal ve yanlışlıktan sonra, bir daha düzeltilmesi, telafi edilmesi mümkün olmayan daha vahim sonuçları artık yaşamamak için, enerji gibi ülke geleceğini ilgilendiren konularda karar verecek ve içinde ilgili tüm kamu kurumlarının yanısıra, başta TMMOB-EMO, KESK-Enerji Yapı Yol Sen, Türk-İş/ Tes-İş, TTB, Barolar gibi meslek birlikleri ve sendikalar, çevre kuruluşları, STK lar, yöre yurttaşları, Üniversiteler, yerel yönetimlerden oluşan geniş katılımlı bir ULUSAL ENERJİ KONSEYİ kurulmalıdır. Bu tür hayati konularda, ulusal düzeyde bir kabul ve onay mekanizması harekete geçirilmelidir. Kaynaklar
1. F. Behçet Yücel; Yatağan Linyit Santralı ve Diğerleri , Dünya Gazetesi, 13 Kasım 2000 2. a.g.y. (
)Türk Tabipler Birliği tarafından Yatağan da yapılan uzun bir araştırma sonucunda Aralık 2000 de yayınlanan; Yatağan da Hava Kirliğinin Değerlendirilmesi Raporu 2000 oldukça kapsamlı çalışma. Dokuz Eylül, Ege Üniversitesi, Marmara Üniversitesi Tıp Fakülteleri Halk Sağlığı Bölümleri Hocaları tarafından yapılan bu çalışma; içerdiği bilimsel veriler, tespitler ve önerileriyle, ülkemizde örneği pek olmayan sağlamlıkta bir rapor. (
) Yatağan a Zehir Pompalayanlar ; Bischoff un ùok Açıklamaları, Ekovizyon Dergisi, Sayı:32, Sayfa;62-64