Elektrik Mühendisliği · Sayı 412 · Şubat 2002

BİR ENERJİ ŞİRKETİNİN İFLASI: ENRON

Hayati Küçük

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme

Yıl
2002
Sayfa
3
Okuma süresi
6 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Mevzuat ve hukuk, Toplum, demokrasi ve emek

Anahtar kelimeler

  • Enron
  • Trakya Elektrik
  • YİD sözleşmeleri
  • tahkim
  • özelleştirme
  • Arthur Andersen

Özet

Yazı, ABD'li enerji devi Enron'un iflasının ardındaki mali usulsüzlükleri, siyasetçilerle kurulan çıkar ilişkilerini ve şirketin Türkiye'deki Trakya Elektrik yatırımı ile tahkim ve özelleştirme süreçlerine etkisini eleştirel biçimde değerlendiriyor. Yazar, Enron örneğinden hareketle küresel kapitalizmde büyük şirketlerin enerji politikalarını nasıl belirlediğini ve özelleştirmenin gerçek sonuçlarını tartışıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Bir Enerji ùirketinin İflası:

Enron

Av. Hayati Küçük Oda Hukuk Müşaviri Dünyanın en büyük enerji şirketlerinden Enron Corporation iflas etti. ABD yi olduğu kadar dünyanın pek çok ülkesini, finans kurumlarını ve şirketleri sarsan bu olay, medyada hak ettiği yeri almadı. Enron

XQ $%' nin 7. büyük şirketiyken batması, belki de dünya tarihinin en büyük iflası anlamını taşıyor. Enron un iflas sürecinin mali boyutlarının yanında, bu iflasla birlikte ortaya saçılan belli başkaca gerçekler daha da önemli görünüyor. İfşa olanlar, yalnızca ABD yönetimini sarsmakla sınırlı değil, daha fazlasını veriyor bize. İçinde yaşadığımız küresel kapitalizmin işleyiş kuralları ve dünyanın yeni olarak sunulan düzenindeki karar alma süreçlerine ilişkin ayrıntılı ip uçları var. Belki de bu yüzden medyamızın hoşuna gitmedi bu iflas olayı. Ülkemizi de doğrudan ilgilendiren konunun bu yönlerini irdelemeden önce, Enron hakkında biraz bilgi verelim.

Kısa Sürede Büyüyen Enerji Devi: Enron 1985 yılında kurulan Enron Corporation kısa sürede büyüyerek ABD nin 7. büyük şirketi oldu. Esas olarak satın aldığı enerjinin dağıtımıyla büyüyen şirket, doğalgaz, rüzgar enerjisi ve diğer elektrik üretim ve dağıtımına egemen oldu. İnternet üzerinden çok sayıda ürünün e-ticaret yoluyla pazarlamasını yapıyor. ABD dışında pek çok ülkede de milyarca dolarlık yatırımı söz konusu. Bu yatırımlar, Türkiye den Hindistan a, Avrupa ülkelerinden, S.Arabistan a ve Kafkaslar a kadar pek çok ülkeye uzanıyor. ùirketin batışıyla birlikte zor durumda kalan Hollanda, Avusturya, Japon ve ABD li banka ve finans kurumları bulunuyor. Buradan, Enron un birçok ulus kaynaklı sermaye kullandığı anlaşılıyor. Enron un bir yıl önceki piyasa değeri 80-90 milyar dolar olarak ifade ediliyor. Geçen Ağustos ayında 37 dolar olan hisselerinin değeri, bugün için 29 cent e kadar düşmüş.

Enron Neden Battı? Hùirketin batışına ilişkin pek çok neden sıralanıyor. Geleneksel bir doğalgaz şirketiyken, bizim de model aldığımız elektrik ticareti işiyle uğraşmaya başladıktan sonra aşırı bir büyüme göstermesi, şirketin sonunu da beraberinde getirmiş. Son üç yılda karlarını aşırı olarak şişirdiğinden, Amerikalı politikacılara milyarlarca dolar para dağıttığından söz ediliyor. ùirketin denetimini ve aynı zamanda danışmanlığını yapan Arthur Andersen şirketi, batıştan kısa bir süre önce, şirketin ana kayıtları dışındaki bütün belgelerini imha ettiğini açıkladı. Bu nedenle şirketin batışındaki ayrıntılar, belki hiç açığa çıkmayacak.

Ortaya dıkan Gerçekler İflasla birlikte ortaya saçılan ve skandal olarak adlandırılan en önemli olay, aralarında ABD başkanlarının da bulunduğu pek çok siyasetçi ve bürokrata önemli ölçüde paraların verilmiş olması. gnceki Başkan Clinton la da yakın ilişkileri bulunduğu söylenen Enron un Başkanı Ken Lay, Başkan Bush un seçim kampanyasına da önemli ölçüde bağışta bulunmuş. Amerikan Senato ve Temsilciler Meclisi üyelerine yaklaşık 2.5 milyar dolar para dağıtılmış. Senatoda görev yapanların 40 ı, Temsilciler Meclisi ndekilerin ise 70 i bu dağıtımdan pay almış. Üstelik şirket Cumhuriyetçi ve Demokrat ayrımı yapmıyormuş ama hemşehrisi olan Bush a ve iktidardakilere daha fazla veriyormuş. Bush döneminde Beyaz Saray da halen görev yapan 35 kişinin, Enron da hisse sahibi olduğu belirtiliyor. Bush un askeri danışmanlarından Thomas E. White 25 milyon ile 50 milyon dolar arasında değişen hisseye sahipmiş. Yine Başkanın siyasi danışmanlarından Karl Rove, müsteşarlarından Charlote Beers de hisse sahibi olanlar arasında gösteriliyor. Bush un ekonomi kurmaylarının başı Lawrence Lindsey, Ticaret temsilcisi Robert Zoellick, Ticaret Bakanlığı Danışmanı Theodore W. Kassinger ve Denizcilikten sorumlu William G. Schubert de aynı zamanda Enron un maaşlı danışmanlığını yapıyormuş. Savunma Bakanı Donald H. Rumsfeld de Enron hisselerine sahip. Bunlar Enron un, faaliyet gösterdiği alanlardaki siyasetçi ve bürokratlara verdikleri. Karşılığında ne alındığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Nitekim bu konuda da açık bilgiler var. Vergi yasalarındaki hafifletmelerden, enerji alanındaki deregülasyona kadar pek çok mali ve idari yarar yanında, Amerikan enerji politikalarının belirlenmesinde, şirketin doğrudan rol oynadığı yönünde pek çok somut gösterge ve ilişkiye değiniliyor. ùirket, ABD Başkan Yardımcısı ve enerji işlerinden sorumlu Dick Cheney ile de yakın ilişki ve mesai içerisinde. Enron un başkaca pek çok ülkede yatırım ve

)faaliyet gösterdiği göz önüne alınırsa, bu ülkelerde de benzer ilişkiler ve Amerikan yönetimi kullanılmak suretiyle pek çok tavizler alınmış olabileceği tahmin edilebilir. Bu süreçte ortaya çıkan diğer bir gerçek te, Enron un hem denetçiliğini, hem de danışmanlığını yapan Arthur Andersen şirketinin, Enron un muhasebe kayıtlarında yaptığı pek çok usulsüzlüğü raporlara geçirmemiş olması ve şirket iflas etmeden hemen önce, bir çok belgeyi imha etmiş olması. Bu durum, 100 yıla yakın geçmişi olan bir denetim şirketinin güvenilirliğini kaybetmesi yorumundan çok, denetim işinin, şirketlerin kirli ve usulsüz işlemlerini örtbas etmeye yönelik olduğunu göstermektedir. Arthur Andersen, diğer bazı Amerikan denetim şirketleriyle birlikte, Türkiye de de faaliyet göstermektedir. Enron un Türkiye İle İlişkileri Enron Türkiye de de Trakya Elektrik

LQ sine, OPET in ise 7.75 ile 16.67 arasında değişken hissesini elinde bulunduruyor ve bu şirketin bir adet A grubu imtiyazlı hissesine de sahip. 1998 Ocak ayında, Türkiye de ortak arayan ABD liler arasında Enron un da adı geçiyordu. Bilindiği gibi YİD yöntemiyle kurulan ilk elektrik santralleri arasında Enron un büyük ortağı olduğu Trakya Elektrik Üretim ve Ticaret Doğalgaz Kombine devrim Santralı bulunuyor. 498 megavatlık santral, Nisan 1999 da erken üretime, Haziran 1999 da ise ticari üretime geçmişti. Birlikte kurulan diğer santrallerle birlikte, Trakya Elektrik le yapılan YİD sözleşmesi büyük tartışmalara neden olmuştu. Anlaşmaya göre, bu şirketin ürettiği enerjinin 8 cent ten TEAù a verildiği bilgisi verilmişti. TEAù ise, 8 cent e aldığı elektriği, TEDAù a 4 cent e satıyordu. Diğer yandan, henüz Anayasa da tahkimle ilgili değişiklikler yapılmadan çok önce imzalanan bu sözleşme, uyuşmazlıkların çözüm yolu olarak tahkimi öngörüyor. 18 Ocak 1998 de ABD Ticaret Bakanı William Dallay 64 kişilik bir heyetle Türkiye ye gelmişti. Heyette yer alan şirket temsilcileri arasında, Enron un da temsilcisi bulunuyordu. Bu ziyaret sırasında, tahkim konusu ve Danıştay ın imtiyaz sözleşmelerini inceleme yetkisi tartışma konusu yapılmıştı. ABD Ticaret Bakanı ve ùirket yetkilileri, tahkim şartının bir dayatma olarak mutlaka sözleşmelerde yer almasını ve Danıştay ın yetkilerinin ise kısılmasını istemişlerdi. Bilindiği gibi daha sonra, yabancı sermayenin ülkeye akacağı yalanlarıyla, Anayasa da istenilen yönde değişiklikler yapıldı. Enron şirketi, Türkiye deki enerji politikalarıyla yakından ilgilidir. Nitekim, Eylül 2000 de gerçekleştirilen ve açılış konuşmasını Müsteşar Yurdakul Yiğitgüden in, kapanış konuşmasını ise Enerji Bakanı Cumhur Ersümer in yaptığı Enerji Konferansı nın diğer konuşmacıları arasında Enron petrol firması Başkan Yardımcısı Tom Briggs de bulunuyordu. Konferansta, uluslar arası tahkim, elektrik, doğalgaz ve petrol piyasasına ilişkin yeni düzenlemeler ele alınmıştı. Bunların dışında Enron, Hazar Denizi üzerinden Türkiye ye getirilecek Türkmen doğalgazına ilişkin boru hattının 3 milyar dolarlık bir projesiyle de ilgileniyordu. İflasın Düşündürdükleri Enron un batışıyla ilgili bu süreçte ortaya çıkan bilgiler, ABD ve diğer ülkelerdeki ekonomi politikalarının, az sayıdaki dev şirketler tarafından belirlendiğini gösteriyor. Bütün bunlar zaten biliniyor olmakla birlikte, sistemin nasıl işlediği bizzat resmi ağızlardan açıklanmış oldu. Türkiye de özelleştirme süreci başlatılırken, halkın ikna edilmesi için ortaya pek çok gerekçe konulmuştu. Bunlardan en önemlisi ise, KİT lerin siyasetçi ve bürokratlara bağlı olmaları nedeniyle, buraların çiftlik gibi kullanıldığı, dolayısıyla üretken ve verimli olamadıkları; özelleştirildikleri takdirde, siyasetten arınmış, daha etkin faaliyet gösterecekleri şeklindeydi. Oysa kamu hizmetlerinin özelleştirilmesiyle, ortaya çıkan özel tekellerle, siyasetçi ve bürokratların daha da iç içe geçtikleri, kamu yararına çalışması gereken yetkililerin, birer şirket temsilcisi gibi davrandıkları gerçeği bu olayla birlikte tekrar gözler önüne serilmiştir. ABD de yaşanan skandal yalnızca Enron la sınırlı değildir. Nitekim dev şirketlerin benzer yöntemlerle çalıştığı, Temsilciler Meclisi nin kimi üyeleri ve Amerikan basını tarafından ifade edilmektedir. The New York Times dan Paul Krugman, Basının şüphelendiği gibi, yönetim de, Enron a ilişkin son açıklamaların, Amerikan tarzı ahbap çavuş kapitalizmi üzerindeki kapağı kaldıracağından korkuyor yorumunu yaparak devam ediyor; Son Enron açıklamalarından birkaç gün önce, yönetim, enerji santrallerine ilişkin kirlilik yasalarını zayıflatma niyetini açık ediyor; geçen hafta, Nevada da radyoaktif materyal stoklamaya ilişkin tartışmalı planı uygulamaya koyma kararını ilan etti. Bu kararların her biri, Bush la sıkı fıkı olan şirketler açısından milyarlarca dolarcom anlamına geliyor. 1980 li yıllarda, bütün dünyada başlatılan ve ülkemizde de hiç bir kamu yararı gözetmeksizin uygulanmakta olan özelleştirmeler, dünya çapında tekelleşmiş dev şirketlerin talep ve çıkarları doğrultusunda gerçekleşmektedir. Bu şirketlerin lobicilik faaliyetleri bütün dünyaya yayılmış durumdadır. Diğer yandan, IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar aracılığıyla, talep

)ettikleri bütün tavizleri kolayca almaktadırlar. Yapılan özelleştirmeler, iddia edildiği gibi ülke ekonomisine hiçbir olumlu katkıda bulunmamış, müşteri konumuna getirilen kamu hizmetinden yararlananlar, bu hizmetleri daha pahalıya elde etmeye başlamıştır.