Cumhuriyet Enerji · Sayı 23 · Mayıs 2011

Sera gazı salımı iki kat arttı

Önder Algedik

Çevre ve iklim Görüş ve değerlendirme

Yıl
2011
Sayfa
1
Okuma süresi
4 dk
Görüntülenme
0

Konu

Çevre ve iklim

İlgili: Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

Anahtar kelimeler

  • sera gazı envanteri
  • Kyoto Protokolü
  • Kopenhag Uzlaşması
  • kişi başı karbon salımı
  • BM İklim Değişikliği Sekreteryası
  • karbondioksit yoğunluğu

Özet

Yazar, Türkiye'nin BM İklim Değişikliği Sekreteryası'na ilettiği 2009 sera gazı envanterine göre salımların 1990'a kıyasla iki katına çıktığını, bu artışın esasen enerji sektöründen kaynaklandığını ve Türkiye'nin uluslararası iklim müzakerelerinde herhangi bir azaltım taahhüdünde bulunmayarak sorumluluktan kaçtığını eleştiriyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Cumhuriyet ENERJİ G 31 Mayıs 2011 - 23

TÜRKİYE, ‘KÜRESEL FELAKET’ İÇİN ÖNLEM ALMIYOR

Sera gazı salımı

iki kat arttı

Önder ALGEDİK Tüketici Der. Fed. İklim ve Enerji Sorumlusu

Her yıl olduğu gibi bu nisan ayında, diğer ülkeler ile birlikte Türkiye 2009 yılı sera gazı envanterini kapsayan 2011 yılı raporunu Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekreteryası’na iletti. Verilen envantere göre, Türkiye başta karbondiksit olmak üzere toplam sera gazları salımlarını 1990 yılına göre yüzde 98 arttırarak neredeyse iki katına çıkarmış oldu.

İklim değişikliği ile mücadele için yapılan bilimsel çalışmalar, küresel salımların 2050’ye kadar neredeyse onda bire indirilmesini, 2020’ye kadar da yarıya yakın bir azaltım yapılmasını şart koşuyor. Ülkelerin hem Kyoto Protokolü çevresinde yaptıkları azaltım hem de Kopenhag Uzlaşması’ndaki taahhütleri bu hedefin çok uzağında olsa da, Türkiye’nin 2 katlık bir artış yapması durumu daha da zorlaştırıyor. Bu anlamıyla, Türkiye olmadan bir çözüm zor gözüküyor.

Artışın nedenleri

Türkiye’nin envanterini incelediğimizde, sera gazı salımları içinde atık kaynaklı salımları 3,5 kata çıktığı, enerji kaynaklı salımların ise 2 kattan fazla bir değere ulaştığı görülüyor. Fakat burada tüm sektörler incelendiğinde, enerji sektörünün payının yüzde 75 olduğu görülecektir. Bu durumda enerji sektörünü daha dikkatli değerlendirmekte fayda var.

Sadece elektrik üretimine baktığımızda, termik santrallerde kullanılan kömür kaynaklı salımlar 1990 yılına göre 2,5 katına çıkarken, doğalgaz kaynaklı salımlar 7.1 katına çıkmış. Benzer şekilde ulaşım içinde yer alan havacılık sektöründe yakıt kullanımı

kaynaklı salımlar ise 1990 yılına göre keler, salım artışını azaltacak hedefle-

7 kattan fazla arttığı 2009 yılı verile- rini, kısaca artıştan azaltım hedefleririni incelediğimizde görüyoruz.

ni koydu. Güney Kore, Endonezya,

Konutlarda fosil yakıt kullanımı ise Meksika gibi ülkeler 2020 yılında saoldukça çarpıcı sonuçlar veriyor. Ko- lımlarını yüzde 30’lar seviyesinde

nutlarda doğalgaz kullanımı kaynak- azaltmayı bildirirken, Brezilya anlaşlı salımlar 2009 yılında 1990’a göre ma olmasa bile yüzde 38 artıştan az-

156 kat artmış durumda. Doğalgaza ge- altım yapacağını iletti. Gelişmiş ve geçiş ile birlikte kömürün terk edilmesi lişmekte olan ülkeler dışında kalan yükbeklenirken, konutlarda kömür kay- sek riske sahip ada devletleri ve az genaklı salımlar ise 2,3 katına çıkmış. lişmiş Afrika ülkeleri ise, hiçbir so-

2001 yılına kadar konutlarda kömür rumlulukları olmadıkları halde, yapakullanımı yerini doğalgaza bırakmaya cakları projeleri ya da hedefleri ilettibaşlamıştı fakat artan vergiler ve yük- ler. Bunlardan Maldivler 2020 için karsek fiyatların insanları kömüre geri dön- bon-nötr olmayı hedef olarak açıklarmeye zorlamış olduğu ortaya çıkıyor. ken, Fas, Etiyopya gibi ülkeler ise tek

Burada kömür yardımlarının evlerde tek yapacakları projeleri ortaya koyakullanılan kömürün yüzde 5’i civarında rak azaltım potansiyellerini ortaya

olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bu koydu.

verilerden, evlerde fosil yakıt kullanı-

Türkiye, bu süreçte ne aralarında

mın arttığını ve daha enerjisi yoğun ev- bulunduğu ülkeleri gibi azaltım ne de

lere sahip olduğumuzu da söyleyebi- gelişmekte olan ülkeler gibi artıştan azliriz.

altım hedefini “yükümlülük almayacağı” gerekçesiyle bildirmedi. Böylece 1992’de görüşülen çerçeve

sözleşmesine

2004’de, 1997’de

görüşülen Kyoto

Protokolü’ne

2009’da katılması

gibi 2009’da görüşülen Kopenhag

Uzlaşması için de

uzun yıllar bir şey

yapmadan bekle-

1990 yılı salımlarımız 1 kabul ettiğimizde bazı enerji alt-sektörler salımların 1990’a göre oranı (Algedik)

yeceğinin sinyalini verdi.

Böylesi bir

politikanın sonucu

olarak da, Nisan 2011’de envanteri ile-

Türkiye’nin yeri

ten 42 ülke arasında yine açık ara ile

Kopenhag Uzlaşması ile ülkeler en fazla artış sağlayan ülke oldu.

2020 hedeflerini İklim Değişikliği Sekreteryası’na ilettiler. Gelişmiş ülkeler Türkiye için nasıl bir gelecek?

salımlarını azaltabilecekleri hedefleri

Türkiye’yi nasıl bir geleceğin

ortaya koydular. Gelişmekte olan ül- beklediği sorusunun cevabını, sadece politikacıların değil bizim de ya-

İklim değişikliklerinin en önemli nedeni olarak gösterilen sera gazı salımının artmaması için birçok ülke önlem alıyor. Ülkeler planlamalarını İklim Değişikliği Sekreteryası’na bildiriyor. Açıklanan envantere göre Türkiye’de 2009’dan günümüze kadar sera gazı salımı iki kat arttı. Türkiye’nin vurdumduymaz tavrı, çevrenin daha fazla tahrip edileceğini de ortaya koyuyor.

nıtlamamız gerekiyor. Öncelikle politik açıdan baktığımızda, gelecekte, Türkiye’nin pozisyonunun bugünden de kötü olacağı ortada. Birincisi, yıllarca savunulan “dünya ortalamasının altında kişi başı salınımımız olduğu” iddiasının artık doğru olmadığı ortaya çıktı. Türkiye’nin kişi başı salımlar bugün 5.2 ton ile dünya ortalaması üstünde. İkincisi ise, bugün için çözüm dünya ortalaması ile bağlantılı olmaktan öte, kişi başı salımlarımızı 2 tonun altına çekip 1,5 ton seviyesine indirmek. 2020’de ise 8.3 ton seviyesine çıkması beklenen salımlar ile yükümlülük almaması süreçlerin dışında kalması uluslararası siyaset açısından sorunlu.

Türkiye’de yaşayanlar açısından ise, durum daha da vahim. Hem daha fosil yakıt bağımlısı bir geleceğimiz olacak, hem de sonuçlarını daha ağır yaşayacağız. Bunun anlamı şu: iklim değişikliğine uyum için can damarı olan derelerimiz talan edilecek, otoyol ve köprü yapmak için daha fazla ağaç kesilecek, ısınma ve soğumaya daha fazla para harcayacak, sel, heyelan, kuraklık ve göç açmazı içinde kalacağız. Bugün için bilim dünyası atmosferde 393 ppm (milyonda parça sayısı) olan karbondioksit yoğunluğunun artık tehlikeli sınırda olduğunu ve hızla güvenli yoğunluk olan 350 ppm’e inilmesi uyarısını yapıyor. İklimin geri dönüşü olmayan noktaya geçtiği an, yaşam aşırı iklim olaylarını olağan yaşadığımız bir forma dönüşecek. Türkiye’nin bu yöndeki katkılarını da değiştirmek bizim elimizde. Ⅵ

Türkiye’nin yıllara göre ton olarak kişi başı sera gazı salımları (Algedik)