Elektrik Mühendisliği · Sayı 167 · Kasım 1970

GEÇEN AY

Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme

Yıl
1970
Sayfa
6
Okuma süresi
11 dk
Görüntülenme
0

Konu

Toplum, demokrasi ve emek

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam

Anahtar kelimeler

  • Gislavet işçileri
  • Bossa Fabrikası
  • DİSK
  • TÜRK-İŞ
  • 15-16 Haziran
  • işçi direnişi

Özet

Yazı, dönemin siyasi ve ekonomik buhranını, hakim sınıflar arası çatışmaları ve emperyalizm eleştirisini işlerken Gislavet ve Bossa fabrikalarındaki işçi direnişlerini ve bu direnişlere yönelik devlet baskısını kahramanlık anlatısıyla aktarmaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Bossa fabrikasında faşist yöneticiler tarafından hunharca dövdürülen bir isçi.

Dergimizin daha önceki sayılarında, Türkiye'deki politik gidişin yönünü belirliyen açıklamalar yayınlamıştık. Her olay bu tesbitlerimizin ne kadar doğ ru ve gerçeğe uygun olduğunu göstermektedir. Gerçekten, halkımızın kurtuluş mücadelesi büyük bir hızla gelişirken, hakim sınıfların ve emperyalizmin ik tidarı buhrandan buhrana sürüklenmekte, kaçınılmaz yıkılışına doğru hızla ilerlemektedir. Bu iki olay birbirinden bağımsız değildir. Vurguncuların ikti darı halkımızı her geçen gün, daha güç yaşama şartlarına itmektedir. Bu ikti dar, bu yüzden halkımızın, işçi, köylü ve geniş memur kitlelerinin nefretini kazanmıştır. Halkımızın devrimci muhalefeti her an güçlenmekte, iktidarın baskı ve şiddet uygulamalarına rağmen büyük boyutlara ulaşmaktadır. Bu durum iktidarı tehlikeye düşürmekte, halk düşmanlarını korkutmaktadır.

Son kongresinde AP, birlik ve beraberlik içindeymiş gibi görünmüştür. Aslında bu sadece görünüşte böyledir, işbirlikçilerin kısa vadeli çıkarları üzerine kurulan bu birlik şimdiden ve hızla yıkılmaktadır. İktidar gemisinin batmakta olduğunu gören bir sürü vurguncu, kendini daha emin hissetme yolları aramak üzere menfaat şebekesini, AP yi terketmektedir. Bunlar hal kımızın mücadelesinin kısa süre içinde kendilerini yokedeceğini sezerek kor ku içinde kaçışmaktadırlar. Emperyalizmin emirlerine uygun olarak, daha emin sömürü yolları aramaktadırlar. İktidara hakim olan sınıf ve zümreler

Elefctrllt Mühendisliği 167

arasındaki çıkar çekişmesi alabildiğine yoğunlaşmaktadr. Bu dalaşmalar ge ne kendi yıkılışlarını hızlandırmaktadır. İktidar yürüdükçe batağa saplanmak tadır.

Ekonominin gittikçe çıkmaza girdiğini, enflasyonist baskıların gittikçe yoğunlaştığını gören vurguncu iktidar, işçi ve köylülerle bütün emekçi halkı mızın | üzerindeki sömürüyü yoğunlaştırma tedbirleri alırken, dayandığı zümrelerden bazlarının da menfaatlarma dokunmak zorunda kalmıştır. iBu ted birler (Emlâk vergisi, Gayrimenkul fiyat artışı vergisi v.s.) spekülatörler ve (toprak ağalan dışındaki) gayrimenkul sahiplerini memnun etmemiştir. Top rak ağalarının menfaatlarma dokunmak çatışmayı daha da hızlandıracağı için göze alınamamıştır. Şimdi mücadele, yukarda menuniyetlerini belirttiğimiz zümrelerle, Amerika'ya sıkıca bağlı olan ve bu bağları, halkımızı daha çok sö mürmek ve ezmek temeli üzerinde geliştirmek isteyen işbirlikçi sanayiciler, ih racatçı ve ithalatçılar arasında olmaktadır. AP'nin içindeki bölünmelerin temelin de yatan nedenlerden biri budur. 26 lar olayı ve gelişmesi 'bu durumun açık ifadesinden başka birşey değildir. Yani bütün bunlar bize hakim sınıfların sömürüden pay alma yarışının hızlandığını ve halkımızın mücadelesi karşı sında korkuya kapılarak parçalandıklarını göstermektedir. '

Diğer taraftan dünya çapında, ABD emperyalizminin yıkılmakta oluşu, bu buhranı daha da derinleştirmektedir. İşbirlikçi hakim sınıflar, bunu sez mekte ve kendilerine yeni efendi ve ortaklar aramaktadırlar. Japonya, Alman ya ve SSCB gibi başka devletler onların bu arayışlarına cevap verme f/arışına girmektedirler. Gerçekten, tarih bize kapitalist ülkelerin eşit gelişmedikle rini, bir zamanlar hakim olan bir emperyalistin giderek zayıfladığını ve ye rini daha hızla gelişen bir başka emperyaliste bırakmak zorunda kaldığını öğ retmektedir. Emperyalistler arasındaki bu çatışma genellikle yeniden payla şım savaşlarıyla sonuçlanmakta, dünya halklarını kan ve ateşe boğan topye kun savaşlara yol açmaktadır. Türkiye üzerinde şimdi bu hakimiyet oyunu oynanmaktadır. Japon ve Alman sermayelerinin Yurdumuza hızla akışı bu nun bir sonucudur. ABD dünya halklarının mücadelesi karşısında gerilemek te, hakimiyetini sürdürmede önemli güçlüklerle karşılaışmaktadır. Türkiye gibi işbirlikçilerinin iktidarda olduğu ülkelerde Ameıika, bu iktidarları ayakta tutamıyacak hale gelmektedir. Amerika bu sebeplerle Türkiye'ye yaptığı as keri ve ekonomik yardımın yükünü Almanya gibi güçlenmekte olan emper yalist ortaklarına devretmektedir. Almanya'nın Türkiye'ye yerleşme gayret lerinin temelinde işte bunlar yatmaktadır. Fakat bütün bu oyunlar boşa çı kacaktır. Çağımız emperyalizmin toptan yıkılışa gittiği bir çağdır. Halkımı zın mücadelesi her geçen gün hızla gelişmektedir. Bu kuvvet, halkımızın kuv veti, bütün emperyalistleri yokedecektir. Emperyalistlerin yurdumuz üzerin deki paylaşma ve hakimiyetlerini devam ettirme oyunları onların ve uşakla rının yıkılışını hızlandıracaktır. Nitekim! daha şimdiden, çeşitli emperyalist devletler arasında ve onlara bağlı hakim sınıf zümreleri arasındaki çatışmalar başlamıştır. İktidarı1 buhrana sokan başka bir etken de hakim sınıflar ara sındaki bu kapışmadır. Bütün bunlara rağmen şu anda yurdumuz üzerindeki esas hakim kuvvetin Amerikan emperyalizmi olduğunu hiçbir zaman akıldan çıkarmamalıyız. Halkımızın gittikçe güçlenen mücadelesi ve halk düşmanları nın kendi aralarındaki çelişme ve çatışmalar, ABD ve uşaklarını hakimiyet

EUktrtk Mühendisliği 167

lerini sürdürebilmek için daha bir süre, çeşitli baskı ve zulüm tedbirlerini sahneye koymaya yöneltecektir. Gelişen olaylar bize bunu açık seçik gösteri yor.

BASKILAR AMERİKAN UŞAKLARINI Y IKILM AKTAN KURTARAMIY ACAKTIR

Halkımız yurdun heryerinde hızla uyanmaktadır. Bu mücadele karşısın da ecze ve korkuya kapılan Amerikan uşakları ve onların iktidarı, baskı ve zulüm uygulamalarını artırmaktadır. Kurşunlamalar, hapisler, işkenceler, jan darma ve polis baskınları hunharca uygulanmaktadır. Ancak bütün bunlar halkımızın mücadelesini durdurabiliyor mu? Hayır durduramıyor. 15 16 Ha ziran şanlı işçi mücadelesi kanla bastırılmak istendi. İşçi mücadelesi durdu mu? Hayır. Aksine, işçi sınıfımız yırdun heryerinde daha kararlı ve daha azimli bir mücadeleyi sürdürüyor. Mücadele dalga dalga yükselerek işbirlik çileri yokedecek bir seviyeye ulaşmaktadır. Baskı ve zulüm, sadece hakim sı nıfların ve AP nin halk düşmanı yüzünü daha çok açığa çıkarıyor. Halkımı zın düşmanlarını daha iyi tanımasına yarıyor. Baskıların fayda vermediğini gören iktidarın daha da azgınlaşarak baskıları artırması, onun kuvvetini de ğil zaafını göstermektedir. Hakim sınıfların güçlülükleri görünüştedir ve geçi cidir. Çırpınışları, kesilmekte olan bir koyunun son çırpınışlarından farksız dır. Fakat korkunun ecele faydası yoktur.

MECLİS BUHRANI HAKİ M SINIFLARIN ACZİNİ GÖSTERİY OR

Hakim sınıfların aczini gösteren somut işaretlerden biri, onların bir ay dır kendine başkan seçemiyen parlamentolarıdır. Aslında bu parlamento buh ranı bize pek çok şey!er öğretmektedir. Hakim sınıflar, aslında en zorbasın dan bir diktatörlük olan kendi yönetimlerinin bu niteliğini gizlemek, halka memleketin seçimle ve kendi iradesiyle yönetildiği yalanını yayabilmek için parlamentodan yararlanırlar. Oraya kendi temsilcilerini doldurup, itiş kakış la halkın gözünü boyamaya çalışırlar. Bunu, bugüne kadar pek çok olay açık seçik ortaya koymuştur. Her türlü karar, hakim sınıflar tarafından kendi çı karlarına uygun olarak çeşitli kulislerde ve gizli toplantılarda alınır. Öç beş Amerikan uşağı herşeye kumanda eder. Parlamento da onların kararlarını usulen ve göstermelik olarak onaylar. Parlamenterler, bu iş için yüksek üc retler alan hakim s/ınıfların memurlarıdır. Son buhran da parlamentonun bu niteliğini açıkça gözler önüne sermektedir. Halkımızın ızdırapları üzerinde tur üstüne tur atan bu insanların, hakim sınıfların memurcukları oldukları ortaya çıkmaktadır. Bir büyük düşünürün dediği gibi «Parlamentonun ha kim sınıfların tavlası olduğu» gerçeği bir kere daha doğrulanmaktadır.

Hakim sınıflar, parlamento oyununa halkı kandırabildikleri, onun ger çek niteliği kitlelerce anlaşılmadığı sürece uyarlar. Bu gerçek kavranmaya başlayınca oyunu tatil edip açık zorbalıklarını, faşizmi sahneye koyarlar. Yurdumuzda da hazırlanmakta olan budur. Bütün halkımız bu duruma kar şı hazırlıklı olmak, hakim sınıfların zorbalığına son vermek için kararlı bir savaşa girişmek zorundadır. Halk kitlelerinin gittikçe kavradığı gerçek işte budur, flektrlk Mühendisliği 167

GISLAVET VE BOSSA İŞÇİLERİ KAHRAMANCA MÜCADELE ETTİ

İşbirlikçi iktidara karşı en kararlı mücadeleyi işçi s.ınıfımız yürütmek tedir. İşbirlikçi iktidara sırtlarını dayıyan patronlar, yurdun her yerindeki fab rikalarda işçileri sömürü ve baskı altında tutmaktadırlar. İşçilerin daha iyi iş koşulları ve ücret artışı istekleri kanla ve zulümle bastırılmaktadır. Pat ronlar nerede sıkıya gelirlerse işbirlikçi iktidar polisi, jandarması ve koman dosu ile imdatlarına yetişmektedir. İşçiler uyandıkça ve sömürüye başkaldır dıkça bu baskı ve zulüm örnekleri çoğalmaktadır. Fakat bu işçi mücadelesini durduramamadadır. İçinde bulunduğumuz günler, işçi sınıfımızın mücade leye daha kararlı ve yiğitçe katıldığı, mücadelenin her geçen gün yoğunlaştı ğı günlerdir. Gislavet ve Bossa Fabrikası işçilerinin mücadeleleri bunu gös termektedir. Yurdun her yerinde başlıyan grevler, işgaller bunu göstermek tedir. Bütün bu mücadeleler, işbirlikçi patronların, onların uşağı sarı sen dikacıların ödlerini patlatmaktadır.

15 16 Hazirandan bu yana azgınlaşan patronlar, işçiler üzerindeki bas kılarını yoğunlaştırdılar. Sıkı yönetimden faydalanarak başlattıkları, bilinçli işçileri toptan işten atma zulmüne devam ediyorlar. Toplu sözleşme madde lerine uymuyorlar. İşçilerin birikmiş ücretlerine dayatıyorlar. İşçilerin arası na soktukları polis ve ajanlar vasıtasıyla işçilere zulmediyorlar. İşçilerin bir araya gelip konuşmalarına bile engel oluyorlar.' Bu baskı ve zulme karşı, srtkı yönetimden sonra ilk en kararlı mücadeleyi Gislavet işçileri verdi. İşbirlikçi patron üç günlük ücretlerini ödememekte İsrar edince fabrikayı işgal ettiler. Patron derhal polisi çağırdı. İşçi sınıfı mücadelesini yıldırmak ve durdurmak için her türlü hunharlığa hazır olan iktidar, polise saldırma emri verdi. Polis geri püskürtülünce, özel olarak yetiştirilip İstanbul'a getirilen komandolar, fabrika duvarını buldozerle yıkarak işçilere saldırdılar. İşçi Hüseyin Çapkan şehit edildi, yüzlerce işçi yaralandı. Yüzlercesi karakollara götürülerek işkenceye uğratıldı. Yiğit Gislavet işçileri, fabrika düdüklerini çalarak civar fab ikalardan ve halktan yardım istedi. Fakat iktidarın polisi daha önce çe şitli fabrikalarda uğradığı bozgunlardan ders alarak bütün yolları kesmişti. İş çiler kendilerini kahramanca savundular. Fabrika boşaltıldı fakat işçilerin mü cadele azimleri daha pekişti. Onlar düşmanın ne kadar azgın ve hunhar oldu ğunu gördüler. Zaferin ancak düşmana, onun bize davrandığı gibi davranıla rak kazanılabileceğini öğrendiler.

İktidarın Gislavet'te verdiği gözdağının ne kadar faydasız olduğunu aynı yoldan yürüyen, Adana Bossa Fabrikası işçileri gösterdiler. Mücadele daha ön ce, Tarsus'taki Çukurova dokuma fabrikasında başladı. İşçiler grev ve miting yaptılar. Bossa işçileri Çukurova işçilerini desteklediler. Patronlar mücadele nin gittikçe yayıldığını görerek aralarında birleştiler. Çukurova Fabrikasi'nın iflâs etmemesi için, onun mallarını Bossa fabrikasında işlemeye kalktılar. Bos sa işçileri buna karşı durdu. İşçiler patronların birliği karşısına kendi devrim ci birliklerini koydular ve kararlı bir mücadeleye giriştiler. İşçileri o güne ka dar patrona satarak yaşıyan TEKSİF ve bağPı olduğu TÜRK İŞ'in sarı yüzleri artık iyice görülüyordu. Bossa'da çalışan 5000 işçiden 4700'ü TEKSİF'ten ay rılarak DİSK'e geçti. Teksifin kendilerini patrona satan toplu sözleşmesini ta nımıyan işçiler, fabrikayı işgal ettiler. İktidar, patronlar ve artık işçileri sata mıyacağını anlıyan, avantalarının kaybolmakta olduğunu gören sarı sendikacılar, işçi hareketini ezmek için fabrikaya önce parayla tutulmuş bir grup zorbayı

saldıtttı. İşçilerin amansız direnişi karşısında kaçışan bu paralı uşaklar kaçar ken «Polis, hani hemen gelecektin, hani asker yollıyacaktın nerede? Bizi yak tın Teksif» diye çağırıyorlardı. Polis ve asker gelmekte gecikmedi. Burada da buldozerler çalıştırıldı ve silâhsız işçilere hunharca işkence edildi, birçoğu ya ralandı. Polis öylesine zulmetti ki şimdiye kadar olup bitenlere kulaklarını tı kayıp gözlerini yuman birçok gazeteci ve siyaset adamı göstermelik de olsa kınama demeçleri vermek zorunda kaldı. Şimdi Çukurova'nın her yerinde işçi ler, sarı sendikalara, patronlara ve onların iktidarına karşı amansız bir mü cadele vermeden kurtuluş olmadığını görerek, igeçici yenilgilerden dersler çıka rıp daha kararlı ve kuvvetli mücadelelere hazırlanmaktadırlar. Bu gidişi dur durmak dünyada hiç kimsenin gücünün yetmiyeceği bir iştir. İşçiler mücade le yoluna girmişlerdir, zafere kadar yürüyeceklerdir. Halkımızın nefretini ka zanan işbirlikçiler, her geçen £Ün tecrit olmaktadırlar. Onlar silâhlı baskı yo lunu seçmişlerdir, taşı kaldırmışlardır. Halkımız bu taşı onların ayaklarına düşürtecektir.

Bütün arkadaşlar, bütün mühendisler bu gerçeklere göre hareket etmek zo rundadırlar. Mücadele hepimizi bir seçme yapmaya zorlamaktadır ve zorlıya caktır. Ya halkımızın saflarına katılıp mücadele yolunu seçeceğiz, ya da halk düşmanları ile birleşip onların yok olmaktan ibaret olan kaderlerine ortak ola cağız. Bunun ortası yoktur. Mühendisler, çalışarak emekleri ile yaşayan insanlar dır. Halkımız gibi onlar da emperyalistler ve uşakları tarafından sömürülmek tedirler. Halkımızın bir parçasıdırlar. Onun için /kurtuluşları halkımızın kurtu luşu ile olacaktır. Bu mücadelede halkımızla birleşmeleri gerekmektedir. Fab rikalarda çalışan arkadaşlarımız, işçilerin mücadelesi karşısında davranışlarını tesbit etmelidirler. Mücadele içinde tarafsızlık patronların yanında yer almak tan başka birşey değildir. Bizim görevimiz işçilerle birleşmek ve mücadeleye katılmaktır. Bütün fabrikalarda işçilerle ve her yerde halkımızla birleşelim. İş birlikçi iktidarın bir an önce yok olması için halkımızla omuz omuza müca dele edelim.

KOLERA

İşçiler kurşunlanır gençler hapislere atılırken, doğuda köylüler öldürülür, geniş memur kitleleri açlık ve yokluk içersinde kıvranırken, bir süre önce Sağ malcılar'da ortaya çıkan kolera, izdirapların üzerine tuz biber ekti. Ko lera konusunda iktidarın boşveren tutumu, onun halka düşman yüzünü ve boyuna tekrarladığımız gerici niteliğini bir kez daha ortaya koydu.

Kolera, ilk olarak bir ilâç fabrikasının işçileri arasında görüldü. Fabrika patronu bunun ishal olduğu yalanını yaymaya ça1<ştı. Hastalık yaygınlaşınca bunun, teşhis edilemiyen bir hastalık olduğu söylendi. Yüzyılların kolerasına yeni adlar takıldı. Kısacası mikroba karşı demeçle savaş açıldı. Bu arada ge rekli tedbirler alınmadığı için bir çok kişi öldü. Doktorlar vizite ücretlerini, eczacılar ilâç fiatlarını yükselttiler. Kolera vakaları ile birlikte tepkilerde ar ,tınca iktidar yetkilileri hastalığın varlığını kabul etmek zorunda kaldı. Bakım sızlık ve ilgisizlik yüzünden halk, hastaneleri terketmeyi yeğ buldu. Bu arada hastanelere ve sağlık kurumlarına başvuran binlerce insana, kolera diye tifo aşısı yapıldı.

Aslında kolera, bir açlık ve yoksulluk hastalığıdır. Hep geri kalmış ülke lerin fıkara ve mazlum halklarını yakalar. Maddi olanaklarla ters orantılı olduğundan, bizde de ilk defa, yoksul bir gecekondu semti olan Sağmalcılarda baş göstermiştir. Bu sonuç, halkımızı sömürmekten başka bir şey yapmayan, halk sağlığı ile ilgili tedbirleri kulak arkası eden iktidarların ürünüdür. Ama Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarını kapatınca işbirlikçiler telâşlandılar. Çün kü, aracı ve tefecilerin halkımızın elinden yok pahasına kaptıkları, çaldıkları ihraç malı ürünlerin satılabilmesi problemi ortaya çıkıyordu. Bu yüzden hal kımızın artık alıştığı «yalan» tedbirine başvuruldu. Basına ve radyoya sansür kondu. Sadece, bakan'ın halkı yanıltan demeçleri yayınlandı.

Görüldüğü gibi iktidarı harekete geçiren güç, halkımızın ihtiyaçları ve sağlığı değil, işbirlikçi ve vurguncu ihracatçıların çıkarlarıdır. Sağlık Bakanının uyuz vakaları için söylediği alaylı sözler, bu sonucu doğrulamaktadır : «Uyuz iyidir, insanları tatlı tatlı kaşındırır».

TEK ÇIKAR Y OL HALKIMIZIN İKTİDARIDIR A.P. iktidarı artık çökmektedir. Halk kitleleri kımıldamakta, kurtuluşa yönelmektedir. İşçi ve köylülerin gittikçe yoğunlaşan mücadeleleri yanında, bü tün emekçi kitleleri varlığını duyurmaktadır. Şoförler boykotlarıyla, ithalât çılara, karaborsacılara ve onların iktidarına karşı savaş açmaktadırlar. Öte yandan memur kitleleri, Personel Kanunu ve onun yarattığı sonuçların şiddetli baskılarından gittikçe daha fazla etkilenmektedirler. Bu kanun, özünde memurların emeğini sömürmek ve baskı altında tutmayı amaçlamaktadır. İk tidar, büyük bir ekonomik ve siyasi buhran içinde olduğundan, kanunun uy gulanmasında memurlar bir kez daha ezilmektedirler. Kadrosuzluk bahanesiy le yüzbinlerce memur, öngörülen ücretlerini bile alamıyacaktır. Memurlar, ik tidarın niteliğini kavramaktadırlar. Halk kitleleri gibi memurların kurtuluşu da, ancak emekçi güçlerin iktidara gelmesiyle gerçekleşecektir.

Halkımızın devrimci mücadelesine omuz verelim,!