Elektrik Mühendisliği · Sayı 214 · Ekim 1974

GECEN AY

Toplum, demokrasi ve emek Haber ve etkinlik

Yıl
1974
Sayfa
10
Okuma süresi
35 dk
Görüntülenme
0

Konu

Toplum, demokrasi ve emek

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

Anahtar kelimeler

  • Yan Ödemeler Kararnamesi
  • TMMOB
  • İşyeri Temsilcileri
  • İmar ve İskan Bakanlığı
  • sendikalaşma
  • ücret politikası

Özet

TMMOB'un Yan Ödemeler Kararnamesi'nin uygulanması sürecinde Bakanlıklarla yaptığı temaslar, işyeri temsilcileri toplantıları ve teknik elemanlar arasında ortaya çıkan huzursuzluk ile sendikalaşma taleplerini aktaran bir haber yazısı.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

YAN ÖDEME UYGULAMASI GELİŞMELER

TMMOB Yöneticilerinin, Yan Öde meler Kararnamesi çıkmadan çok önce başlayan ve Bakanlar Kurulu' nun kararname Üzerindeki hazırlık çalışmalarının hızlanmasıyla bir likte yoğunlaşan girişimleri; Hü kümet üyeleri ile yapılan ümit ver mekten uzak temaslar; işyeri tem silcileri ve oda başkanları ile ya pılan toplantılar; Kararname çık tıktan sonra yayınlanan TMMOB Basın Bülteni; İmar ve İskan Ba kanlığı yetkililerininin yan ödeme ler uygulama çalışmalarına TMMOBişyeri temsilcilerinin ka tılmasının sağlanacağı vaadi üze rine işyeri temsilciliği kurulma mış tüm büyük işyerlerinde yürü tülen temsilcilik seçimlerinin ta mamlanması çalışmaları; İşyeri Temsilciliklerine kendi işyerle rinde kurulacak olan "ücret tes bit komisyonları "na katılmaları için TMMOB tarafından yapılan uyarı; ve aynı anda Bakanlıklara gönderilen bir yazı ile yapılan. Yan Ödemeler Kararnamesinin uygulama çalışmalarına teknik eleman temsilcilerinin de katıl malarının sağlanması çağrısı, BİRLİK Bülteninin geçen sayısın da yer atan "Yan Ödemeler İle İlgili Girişimler" başlıklı yazıda verilmişti. Aynı yazının sonuç bölümünde, bütün bu gelişmelerin dikkatle ve ilgiyle izlenmesi ge reğine de işaret edilerek şöyle denilmekteydi:

"Bu gelişmeler, hazırlık çalış malarında uyarıları dikkate alın mayan teknik elemanların, yan ödemeler kararnamesinin uygu lanması sırasında katkılarının sağlanması yönündedir. İşyeri temsilcileri bu koşullar altında ne ler yapılabileceğini tartmalı, ücret tesbit komisyonlarına katılma olana ğını en etkin bir biçimde kullanma nın yollarım bulmalıdırlar. Bunun için de işyerindeki teknik elemanla rın desteğinden kopmadan, kararlı ve tutarlı davranmak zorundadırlar. Yan ödemeler kararnamesinin uygu lanması ile ücretlerin eski durumu nun dahi gerisine düşmesi ya da ge çim sıkıntısını giderecek yeterliliğe ulaşamaması, teknik elemanlar ara sında ayrıcalıklar yaratılması gibi sakıncaların doğabileceği bilinmeli, buna birlik ve dayanışma içinde kar şı koyulabilmelidir. "

TMMOB yöneticileri, Hükümet üye leri ve çeşitli kademelerdeki yetkili lerle temaslarını sürdürürken, görüş ve önerilerini iletirken dahi esas çö zümün, kamu kesimindeki yöneticile rin iyi niyetlerinden değil, çalışan ların örgütlü mücadelesinden doğa cağının bilincinde olarak çabalarını teknik elemanların birlik ve dayanış malarının pekiştirilmesi doğrultusun da yoğunlaştırmışlardır.

Kısa zamanda birçok büyük işyerin de temsilcilik seçimleri yapılmış, yan ödemeler kararnamesinin uygu lama çalışmalarına katkıda bulunma ya teknik elemanların hazır oldukları yetkililere duyurulmuştur. Uygulama nın bu yönde yapılmasının sağlanma sı gerektiği konusunda Bakanlıklara yazılan yazı ise cevapsız kalmıştır. Yalnız İmar ve İskan Bakanlığının bu konuda daha önceden olumlu dav ranmış olması nedeniyle bu bakanlık la temaslar sUrdUrülebilmiştir.

İMAR VE İSKAN BAKANLIĞINDA TOPLANTI

İmar ve İskan Bakanlığı bünyesinde bulunan tüm büyük işyerlerinde tem silcilik seçimlerinin tamamlanmasın dan sonra bir ortak toplantı yapılmış tır. İmar ve İskan Bakanlığı Danış manı Ergun Unaran'ın yönettiği ve Müsteşar Cevat Geray'ın da bir süre için yer aldığı toplantıya, Bakanlık bünyesindeki TMMOB İşyeri Temsil cileri, İller Bankası İşyeri Temsil cisi, Mimarlar Odası Adına Süheyl Kırçak, TMMOB Başkanı Teoman ÖztUrk ve Genel Sekreteri Yavuz Önen katılmışlardır.

Toplantıda, önce yan ödemeleri tesbit ederken Bakanlığın gözettiği kriter ler açıklanmış, ücretlerin saptanma sında, mali olanakların, hizmet gereği olan ayrıcalıkların ve başarı lı çalışmaların ödüllendirilmesi ge reğinin gözönüne alındığı söylenmiş tir.

YAN GELİP YATANLA, BAŞARILI OLAN AYIRDEDÎLECEK (.') İmar ve İskan Bakanlığı Müsteşarı Cevat Geray da konuyla ilgili görüş lerini açıklamış ve Bakanlığın tutumu nu anlatmıştır. Cevat Geray, yan ödemeler uygulaması ile güdülen amacı açıklarken, yan ödemeleri "seyyanen" uygulayamayacaklarını, başarılı ve etkin elemanın ödüllendi rilmesi gerektiğini, bu konuda idare ye bir esneklik tanımak zorunda ol duklarını belirterek "eşit emeğe eşit

ücret" ilkesine karşı çıkmış, amacın teknik personel istihdamında iyi olanı elde tutmak olduğunu vurgulayarak, "Bu uygulama sayesinde, yan gelip yatanla, başarılı olan elemanı ayırt edebileceğiz" demiştir. Bakanlık yetkililerinin yaptıkları bu açıklamalar toparlandığında, Yan Ödemeler Kararnamesinin, teknik elemanların geçim sıkıntısını gider mek amacıyla değil, sözü edilen ayı rımların yapılabilmesi için çıkarıl dığı, ayrıca teknik elemanlar açısın dan geçim sıkıntısının söz konusu olduğuna inanılmak istenmediği sonu cu çıkmaktadır. EŞİT VE AZAMİ YAN ÖDEME Bu görüşleri teker teker cevaplayan TMMOB Yöneticileri, önce sözU edi len "mali olanaklar" üzerinde durmuş lar, bu konuda yeterli olanağın varlı ğına inandıklarını söylemişler ve bu nu kanıtlamak için de yabancı teknik hizmete ödenen miktarları hatırlatmış lardır. Yan ödemelerin bir ayrıcalık unsuru olarak değil, ekonomik sıkın tıyı gidermek için bir araç olarak gö rüldüğü de yetkililere iletilmiş ve bu nedenle herkese eşit ve azami yan ödeme yapılması gerektiği anlatılmış tır.

"Yan gelip yatanla, başarılı olan ele manı" ayırt edebilme İddiasına karşı lık da, idari müeyyidelerin çalışanla çalışmayanı ayırt etmek için kullanı labileceği ve kullanılması gerektiği, ücretlerin bu yolda bir araç olarak kullanılmasına gerek olmadığı açık lanmış, zaten tüm devlet memurla rının da yan ödeme almadığı hatırla tılmıştır. Ayrıca, kamu kuruluşla rında başarı için kurum ve kişiler açısından koşulların eşit olmadığı, bir ünitenin başarısızlığının diğerini de etkileyebileceği söylenerek, ka mu kuruluşlarında böyle bir yarışma yolunun açılmasının sakıncalı bulun duğunu belirtilmiştir. Bu yarışın, yöneticilere "şirin görünme" yarışı nı da beraberinde getirebileceğine işaret edilmiş, eğer kararnamenin siyasi amacı bu ise ve hükümet kana dını oluşturan partiler kararname aracılığıyla kendi kadrolarını oluştur ma amacını güdüyorlarsa, teknik ele man örgütlerinin bunun da tümüyle karşısında cephe alacağı bildirilmiş tir.

TEMASLAR KESİLİYOR

İmar ve İskan Bakanlığında yapılan toplantıdan sonra hiç bir resmi ku

rumla, yan ödemeler konusunda, TMMOB'ntn teması olamamış, geliş meler TMMOH İşyeri Temsilcileri ve üyeler aracılığıyla izlenebilmiş, girişimler de bu doğrultuda yürütül müştür. İdari vetkililerle temasların kesilmesinden sonra işyerlerinde üyelerle yapılan toplantılar ve işyeri temsilcileri ile yürütülen ortak top lantılara hız verilmiş, uygulama ile ilgili görüş ve değerlendirmelerin toplanmasına, teknik elemanların bu somut sorun karşısında oluşan birli ğinin diri tutulmasına çalışılmıştır.

ANKARA İŞYERİ TEMSİLCİLERİ ORTAK TOPLANTISI

Ankara'daki işyerlerinde kurulmuş bulunan TMMOB İşyeri Temsilcileri ile Dirlik Yöneticilerinin 15 günde bir düzenli olarak gerçekleştirdikle ri toplantılardan biri de 17 Eylül gü nü yapılmış, "yan ödemeler"le ilgili gelişmeler incelenmiş ve şu sorular görüşülmüştür:

o Yan ödemeleri* ilişkin çalışmalar ne düzeydedir? liu çalışmalarda, yan ödemeleri tespit öden yöneticilerin tavırları ne olmaktadır?

o Yan ödemelere ilişkin çalışmalar da üvelerin tavrı ne olmaktadır? Bugün için işyerlerinde herhangi bir girişimde bulunabilir miyiz?

Ortak toplantıda bu sorunların ışığın da yapılan tartışmalar sonucunda, şu görüşlerde birleşilmiştir:

1. TMMO1! işyeri temsilcileri ile yö netim kademesinin ilişkisi, yetkili yö neticilerin kişisel tavrına bağlı kal maktadır. Bazı işyerlerinde üyeleri mizin görüşleri istenirken, bazı iş yerlerinde de çalışmalar gizli sür dürülmektedir.

2. Bazı işyerlerinde yöneticilerin üc ret tespitini gizli yürütmelerine kar şı, üyelerimizin birlik halinde davra narak tepki göstermesi yöneticilerin bu tavrından vazgeçmelerine yol aç

mıştır. Toplu hareketler etkin olmak tadır.

3. Yan ödemelerin tespit çalışmaları sırasında bile ayrıcalıklı uygulamalar belgelenmiş bulunmaktadır. Değişik kurumlarda çalışan aynı nitelikteki kişiler farklı ücretler alacaktır.

4. Ayrıcalık yalnız mühendis ve mi marlar arasında değil, mühendis ve mimarlarla diğer teknik elemanlar prasında da (teknikerler) vardır ve ikinci ayrıcalık çok daha büyüktür.

5. Sorunlarımızın çözümü ertelen miştir. Yan ödemelerin uzun süredir verilmemesi nedeniyle bir ekonomik sıkıntı içine girilmiştir.

ti. Sendikal hakların alınmasının zorunlu olduğu, kitlede genellikle benimsenmektedir.

7. Sendikalaşma yolunda kitleyi ha zırlamak ve çalışmalar yapmak için ortam elverişlidir.

Bu görüşlerin ışığında geliştirilen öneriler de tartışılmış, ve işyeri temsilcileri, aşağıda sıralanan giri şimlerin TMMOB' ce yürütülmesini zorunlu gördüklerini bildirmişlerdir:

1. İşyerlerinde olumsuz davranan yöneticilere karşı birlik halinde bir baskı grubu olmak gerekir. TMMOB bu tepkiye öncülük etmelidir.

2. İşyerlerinde sendikalaşmanın ge rekli olduğuna dair toplantılar yapıl malıdır.

3. Yan ödemelerin gecikmiş olması ve bunun yarattığı sonuçları kamu oyu ve ilgililere duyurmak gerekmek tedir. TMMOB kamuoyuna bir açık lama yapmalıdır.

TMMOB yöneticilerinin, bu önerile ri benimsediklerini ve gerekli tüm girişimlerde bulunacaklarını, yapılan çalışmaların temsilci ve üyelere du yurulacağını açıklamaları ile toplantı son bulmuştur.

İKİNCİ ORTAK TOPLANTI

İşyeri Temsilcileri ile yapılan 17 Ey lül günkü toplantıda alınan kararlar uyarınca çalışmalar sürdürülmüş, 15 gün sonra yapılan ortak toplantıya gelişmeler aktarılmıştır. TMMOB Yöneticileri ve Ankara İşyeri Temsil cilerinin katıldığı 2 Ekim günlü bu toplantıda, geçen süre içinde yapılan girişimler ve yan ödeme uygulaması konusundaki gelişmeler değerlendiril miştir.

Yan ödemeler Kararnamesi uyarınca teknik elemanlara verilmesi gereken ödemelerin gecikmiş olması nedeniy le yaratılan huzursuzluğun bir kere daha yetkililere iletilmesinde yarar görülen toplantıdan sonra, TMMOB Sekreteri Yavuz Önen ilgili bakanla ra aşağıdaki yazıyı göndermiştir:

"Teknik elemanlara 7/8672 sayılı Kararname uyarınca I Haziran 1974 tarihinde verilmesi gereken yan öde meler aradan dört ay geçmiş olması na rağmen işyerlerinin büyük çoğun luğunda hala ödenmemiş durumdadır.

"Çalışanlar açısından son yıllarda artan fiyatları dengeleyecek bir ted bir olan yan ödemelerin alınmamış olması (iyelerimizin de yıllardır sü regelen ekonomik sıkıntılarını daha arttırmıştır.

"Yan ödemeler çalışanlar arasında, mühendis mimarlarla teknikerler arasında ayrıcalıklar, adaletsizlik ler getirmiş ve beklenenin altında gerçekleşmiştir. Bu uygulamaların üyelerimiz arasında ötedenberi ya ratmış olduğu huzursuzluk bu gecik meyle daha da artmıştır.

"İşyeri temsilcilerimizle dün Anka ra'da yaptığımız toplantıda bu hu zursuzluğun sizlere duyurulmasında yarar görülmüştür.

"Üyelerimizin büyük çoğunluğunu İl gilendiren bu konuyu, ödemelerin çabuklaştırılmasını sağlamak Üzere önemseyeceğinizi ve gerekli girişim lerde bulunacağın ızı umuyoruz."

Yan Ödeme Uygulamasına Tepkİer

YAN ÖDEMELER KARARNAMESİNE KARŞI TEPKİLER YAYGINLAŞIYOR

Yan Ödemeler Kararnamesinin uygu lama çalışmalarının yürütüldüğü bu günlerde, teknik elemanlar giderek

artan endişelerini çeşitli yollarla dışa vuruyorlar. Yurdun değişik böl gelerinden hirçnk işyerinde yan ödemelere karşı tepkiler büyüyor. Teknik elemanlar birlik ve dayanış ma içinde davranabildikleri ölçüde etkili oluyorlar.

İSTANBUL'DAKİ İŞYERLERİNDE YAN ÖDEMELER VE SENDİKALAŞ MA KONULARİNİ İŞLEYEN TOPLANTILAR YAPILDI

İstanbul'da Uç işyerinde yapılan top lantı hareketli ve verimli oldu.

533 Elektrik Mühendisliği 214

TEKEL GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TOPLANTISI İstanbul'da TÜTEU ve teknik eleman odalarının işyerlerinde yan ödeme ler ve sendikalaşma ile ilgili düzen ledikleri toplantıların ilki 11. Eylül. 1974 günü Tekel Genel Mü dürlüğünde yapıldı. İşyerinde çalışan teknik elemanların büyük çoğunluğu nun katıldığı toplantıyı yöneten Mü hendis ve Mimar Odaları İstanbul Koordinasyon Kurulu Sekreteri Ya vuz Çizmeci yan ödemeler konusun daki gelişmelerde odalar örgütlenme sinin yetersiz kaldığını belirterek toplantıyı açtı. Sonra TÜTED İstan bul Şubesi Başkam Kemal Daysal konuştu. Artan hayat pahalılığı karşı sında ücretlerin geride kaldığını söy leyen Kemal Daysal sendikal hakları nı kullanan işçilerin ücretlerinin tek nik eleman ücretlerinden daha çabuk arttığını, çözümün sendikalaşmada olduğunu ileri sürdü. Kemal Daysal' dan sonra söz alan Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Sekreteri Yücel Gürsel, teknik elemanlar içinde iş sizler ordusunun yaratıldığını, bu nedenle teknik eleman ücretlerinin arz talep koşullarına göre belirlen diğini ve dolayısıyla sorunların çö zümlenmesinde tek aracın sendikaş ma olduğunu belirtti.

İşyerlerinde çalışan teknik eleman lardan Yusuf Başaran protesto ola rak yan ödemelerin alınmamasını teklif etti. Sabahattin Karıncaoglu ise sendikalaşmanın bilincine vardık larını, TÜTED etrafında birleşmek gerektiğini söyledi. Haşmet Olgaç da maddi problemleri halledilemiyenle rin çalışmada verimli olamayacakla rını öne sürdü.

İSTANBUL BELEDİYESİ TOPLANTISI

13 Eylül İS/4 günü İstanbul Belediye sinde yapılan toplantıyı gene Yavuz Çizmeci yönetti. Toplantıda konuşan TÜTED İstanbul Şubesi Başkanı Ke mal Daysal, İnşaat Mühendisleri Oda sı İstanbul Şubesi Başkanı Ertuğrul Tığlay, Mimarlar Odası İstanbul Şu besi Sekreteri Yücel Gürsel, Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Fevzi Şolt yan ödemelerle ilgili mücadelenin sendikalaşma doğ rultusunda olması gerektiği ve bu mücadelenin TÜTED içinde verilme si gerektiği görüşünde birleştiler.

Kemal Daysal sendikal hakların söke •öke alınabileceğini, bunun bir lütuf olarak kimse tarafından verilmeye

ceğini; Ertuğrul Tığlay, sendikal taleplerin yarı resmi kuruluşlar olan odalar tarafından hükümete götürül mesinin zor olduğunu; Yücel Gürsel, demokrasinin ortadan kalkmasının ekonomik hakların da savunulması nın ortadan kalkması demek olduğunu, sendikalaşma talebi etrafında bir maddi güç oluşturulması gerektiğini, Fevzi Şolt, ayrıcalıklar yaratan ye ni yan ödemeler sistemi ile teknik elemanların birbirine düşürüldüğünü sözlerine eklediler.

sorununa bir çözüm getirmediği, ar tan hayat pahalılığı yanında çok ve tersiz kaldığı ve uygulanmasında yü rütme organına geniş yetkiler tanıdı ğı için yetersizdir.

"Yasama yetkililerinin teknik eleman lara büyük umut veren önceki bevan larının aksine olan bu durum, bir kez daha aşağıdaki isteklerimizin ne kadar haklı olduğunu göstermiştir

ZİRAİ MÜCADELE ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ TOPLANTISI

18 Eylül 1974 günü Zirai Mücadale Araştırma Enstitüsünde yan ödeme ler ve sendikalaşma ile ilgili yapılan toplantıya işyerinde çalışan teknik elemanların büyük çoğunluğu katıldı. Mühendis ve Mimar Odaları İstanbul Koordinasyon Kurulu sekreteri Ya vuz Çizmeci'den sonra Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Sekreteri Yü cel Gürsel söz aldı ve içlerinde iş sizler ordusu yaratılan teknik ele manların ücretlerinin Kamu ve Ser best kesimde arz ve taleb Kanunu na göre belirlendiğini, bu durumun mevcut ekonomik düzenin zorunlu sonucu olduğunu ve hakların elde el edilmesininin iktidarların iyi niyeti ne bağlanamıyacağını söyledi. İşye rinden Harun Şener, Ayhan Ulusoy, Sabri Sezer ve Yalçın Yılmaz konuş tular.

KMO ZONGULDAK ŞUBESİ YAN ÖDEMELERE İLİŞKİN GÖRÜŞÜNÜ AÇIKLADI

Kimya Mühendisleri Odası Zonguldak Ağır Sanayi Bölgesi Şubesi Yönetim Kurulu, yan ödemeler kararnamesi ile ortaya çıkan durum konusunda görüşlerini belirleyerek TMMOB'ye iletti. Yabancı teknik hizmete öde nen milyarların yurdumuzda kalma sının sağlanması ve teknik elemanla rın sendikal örgütlenme ve grev haklarına kavuşmasıyla sorunlara çölüm bulunabileceğinin belirtildiği yazıda, kamu kuruluşlarında çalışan teknik elemanların ücret sorununun genel olarak bozuk istihdam politi kası ve ülkemizin sosyo ekonomik yapısının bir ürünü olduğuna dikkat çekilerek özetle şu görüşlere yer veriliyor:

"7/8672 sayılı Bakanlar Kurulu Ka rarnamesi, katsayı sistemi getirme si gibi olumlu yönleri yanında, ücret

"1 Her yıl kendi gücümüzle vapabi leceğimiz hizmetlerin karşılığımla, yabancılara ödenen iki milyara v'a kın paranın yurtta kalması vv kendi elemanlarımıza ödenmesi gereklidir.

"2 Teknik elemanlara sendikal ör gütlenme ve grev haklarının tanınma sı tek çözUm yoludur.

"Bu konudaki isteklerimiz doğrultu sunda çalışmalara hemen başlanma sı ve kalkınma çabasında bulunan ülkemizde, üretim artışlarında bü yük payı ve yaratıcı etkisi olan tek nik elemanlara gerçek yerlerinin verilmesi gerektiği inancındayız. "

YSE GENEL MÜDÜRLÜĞÜNDE ÇALIŞAN TEKNtK ELEMANLAR İŞYERİ YÖNETİCİLERİNE GÖRÜŞLERİNİ İLETTİ

YSE Genel Müdürlüğünde çalışan teknik elemanlar TMMOB İşyeri Temsilciliği kanaliyla Genel Müdür lüğe gönderdikleri bir yazı ile yan ödemeler uygulaması ile ilgili endi şelerini ilettiler. YSE Genel Müdür lüğüne gönderilen yazıda özetle şu görüşler yer alıyor:

"Yan Ödemeler Kararnamesi, teknik elemanlar açısından umut kırıcı ve endişe verici nitelik taşımaktadır. Genel kanı, teknik elemanların yan ödemelerinin, yeni uygulama ile da ha da azalacağı şeklindedir. Diğer önemli bir konu ise, uygulamada yürütme organına gohiş yetkilerin verilmiş olmasıdır. Yurt kalkınma sında çok önemli bir görev yüklenmiş olan teknik elemanların, geçim ko şullarının zorlaşması ve aralarında beliren suni çelişkilerin yaratacağı huzursuzluğun ulusal işgücümüzü azaltabileceği bir gerçektir."

İşyerindeki uygulama ile ilgili ayrın tılı önerilerin de getirildiği yazıda özellikle teknik elemanlar arasında ayrıcalıklar yaratılmaması gerekti ği konusuna ağırlık verilerek şöyle denmekte:

"Biz Y. S. E. 'de çalışan elemanlar olarak yaptığımız hizmetin ne kadar «nem taşıdığıma bilinci içindeyiz, özellikle köylerin kalkınmasının baş lıca şartı olan alt yapı hizmetlerinin gerçekleşmesi, ancak Y. S. E. teknik elemanlarının bir bütünlük içinde çalışmaları ile mümkün olabilecek tir. "

DSİ İKİNCİ BÖLGEDE ÇALIŞANLA RIN, YAN ÖDEMELER ÇIKINCAYA KADAR TEKNİK ELEMANLARA AVANS ÖDEME YAPILMASI İSTEĞİ SONUÇ VERMEDİ

DSİ İkinci Bölge Müdürlüğü (İzmir) bünyesinde çalışan mühendis ve mi marlar adına TMMOB'ye bir yazı gönderen İşyeri Temsilcisi Haluk Günerman, eski yan ödemelerin ke silmiş bulunması ve yeni kararname ye göre de hentiz ödeme yapılmaya başlanmaması karşısında geçim sı kıntısı içine itildiklerini bildirdi. Temsilci, yeni yan ödemeler sapta nıncaya kadar, teknik elemanlara

eski yan ödeme tutarı kadar bir miK tarın avans olarak ödenmesi yolunda Birliğin girişimlerde bulunmasını istedi. TMMOB Genel Sekreteri Yavuz önen. İşyeri Temsilcisine gönderdiği bir yazı ile bu konudaki girişimleri ve yetkililerle yapılan temasların olum lu sonuç vermediğini, Bakanlık için de kararnameye ilişkin çalışmaları yürüten ilgililerin, kararnamede ba zı kavramların açık olmadığı ve Dev let Personel Dairesinin bu konuda bir açıklama yapacağı gerekçelerini ileri sürerek saymanlara avans ödeme emri vermekten kaçındıkları nı bildirdi.

AET RAPORU

TÜRKİYE ORTAK PAZAR İLİŞKİLERİ KONUSUNDA TMMOB GÖRÜŞÜ

Tarım, sanayi.hizmetler ve ticaret dallarında ulusal gelişmeyi engelleyici nitelikteki Türkiye Ortak Pa zar ilişkilerinin yeniden gözden geçirilmesi zorunluluğu, ülkemizin ekonomik ve politik yapısında yer alan değişik kesimlerce duyulmaya başlanmıştır.

Başbakan Bülent Eoevit'ln isteğiyle Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından oluşturulan "AET ÖZEL İHTİSAS KOMİSYONU" çalışmalarına katkıda bulunması için TMMOB'ye de çağrı yapılman üzerine, Bir lik Yönetioileri yapılan toplantılara katılmışlar ve görüşlerini belirtmişlerdir. Ayrıca, TMMOB'nin ko nuyla ilgili görüşleri saptanarak yazılı olarak da komisyona sunulmuştur. Katma Protokol ve AET konu sunda genel görüşleri içeren bir raporla, ayrıntılara inerek, "işgücü, sermaye ve hizmetler" ile "tarım, sanayi ve ticaret" üzerindeki AET etkilerini inceleyen iki rapor hazırlanmış ve kurulmuş bulunan alt ko misyonlara iletilmiştir. Aşağıdaki yazı, "AET özel İhtisas Komisyonu"na sunulan bu üç raporun özeti, dolayısıyla da TMMOB'nin Türkiye AET ilişkileri konusundaki görüşleridir.

TMMOB, ÜLKEMİZİN BAĞIMLILIK SİMGESİ OLMAKTAN BAŞKA BİR ANLAM TAŞIMAYAN ANKARA ANDLAŞMASI VE KATMA PROTOKOL GİBİ ANLAŞMALARI KABUL ETMEMEYİ, HALKIMIZA KARŞI ULUSAL BİR GÖREV SAYMAKTADIR

Türkiye'nin AET ile olan legal İlişki leri 25 Haziran 1963'de Ankara and laşmasının kabul edilmesi ile başlar. Bu ilişkiler ekonomik, sosyal ve po litik olmak üzere ülkenin yapışım ve geleceğini etkileyecek biçimdedir.

Andlaşma ile kabul edilen bütünleşme; a) Hazırlık dönemi b) Geçiş dönemi c) Son dönem şeklinde olmaktadır. Bu dönemlerden İlki olan hazırlık dö nemi, 1968 de sona erdirilmiş ve Ge çiş dönemine girilmesi için gerekli protokollerin hazırlanmasına başlan mıştır.

AET ile olan ilişkilerin ilk aşaması olan Hazırlık dönemine kısaca bak makta yarar var. Ankara Andlaşma sında. Hazırlık Dönemi, Türkiye eko

nomisinin AET ile bütünleşmeye gire bilmesi için güçlendirilmesi ve korun ması dönemi diye tanımlanmaktadır. Ancak, Hazırlık dönemi gerçekte hiç de bu hedeflerin gerçekleştiği bir dö nem olamamıştır. Aslında AET ile olan ilişkiler çerçevesinde böyle bir şeyin olamıyacağı da temeldeki ger çektir.

Hazırlık Döneminde, Türk ekonomi sinin güçlenmesi ve korunması; AET nin yapacağı yardımlar (ki ancak 175 milyon dolarda kalmıştır ve yerli tekelci sermayeye hediye edilmiştir. ) ihracatın geliştirilmesi, AET nin tanı yacağı tavizler, esasları üzerine oturtulmuştur. Ne var ki, hazırlık dönemi Türkiye'nin aleyhine işlemiş, AET ile olan ihracatımız gerilemiş,

AET'ye karşı di| ticaret açığımız büyümüş ve buna karşılık ithalatımız giderek artmıştır. Buna da neden; Topluluk ekonomileri İle Türkiye ara sındaki dengesizliktir. Ayrıca AET ortak tarım politikası altında Ürünle rimize kontenjan ve kısıtlamalar koy muş buna karşıük kendi ihraç ürünle ri olan sanayii ürünleri Türkiye'ye kolaylıkla girmiştir. Kısaca; daha hazırlık dönemi boyunca süren İlişki ler, AET ile kurulmakta olan ortak lığın neler getireceğini ortaya ser mektedir.

KATMA PROTOKOL

Bu geçiş döneminden sonra, Katma Protokol ile içinde bulunduğumuz "Geçiş " döneminin şartları esasa

bağlanmıştır. Bir başka deyişle, or taklığın somutlaşması .Geçiş ve Kat ma Protokol'un esasları ve getirdik leri ortaklık İlişkilerinin somut bir çehresini ortaya çıkarmaktadır. Katma Protokolün esasları iki temel Özerine oturtulmaktadır:

Birinci temel: Geçiş dönemi süresin de "Akit Taraflar" ilişkilerini KARŞI LIKLI VE DENGELİ YÜKÜMLER üze rine geliştireceklerdir. Bu esasın da yandığı varsayım, Türk ve Topluluk ekonomilerinin eşit düzeyde ve güçte kabul edilmeleridir. Bu varsayımın gerçek olamıyacağı ortadadır. Buna rağmen böyle bir hükmün protokola temel olması, Türkiye'nin güçlü Topluluk ekonomilerine pazar olma yı kabul etmesinden başka birşey de ğildir.

İkinci temel ise; ortaklığın iyi işle mesini sağlamak için Türkiye'nin ekonomi politikasını topluluğun uygu ladığı politikalara UYDURMAICdır. Bu uygunluk politikası gerçekte, ulusal ekonominin korunması ve geliştiril mesi gibi kavram veya girişimlerin bir kenara bırakılması, bunun yerine temel hedefin; AET nin dünya politi kasını sürdürmede ve kendi ekonomi lerini güçlendirmede yapacağı giri şimlere aynen uymak olmasıdır.

Katma Protokol, bu esaslar çerçeve sinde yükümlülükler getirmektedir. Bu yükümlülükleri iki kesimde ince lemek mümkündür. Birincisi; sanayi, tarım ve ticari kesimleri, ikincisi ise işgücü hareketleri, yerleşme ve hizmetler ve sermayenin serbest hareketleridir.

ğı giderek artmakta, mallarımızın rekabet gücü düşmektedir.

Aynı şekilde', temelde olan dengesiz lik, karşılıklı taviz ve yükümlülükler arasında olması gereken dengeyi de bozmuştur. Örneğin; AET'nin dünya politikası içinde üçüncü ülkelere tanı dığı tavizler Türkiye'yi de bağladığı gibi, almış olduğu tavizleri de alıp götürmüştür. Topluluğun ihraç ürün lerimize koyduğu kısıtlamalar, ihra catımızın artması ile kurulabilecek bir dengeyi ortadan kaldırmaktadır. Türkiye'nin ithalatı AET ile 1967'deki ithalatı üzerine oturtulduğu için Top luluğa büyük tavizler verilmiş olmak tadır.

b) Türkiye'nin nitelikli sanayileşme si engellenmektedir.

Yukarıdaki dengesizlikler çerçevesin de düzenlenen 12 ve 22 yıllık liberas yon listeleri, AET ile olan ilişkile rimizin sistematiğini ortaya koymak tadır. Listeler incelendiğinde açıkça görülmektedir ki, bu sistematikte gözetilen ilk hedef Türkiye'de geli şebilecek ağır sanayii engellemektir. Listelerde dikkati çeken; makinalar ve cihazlar, elektrik malzemesi ve aksamı, kimya sanayii, maden işle me sanayii ve optik alet ve cihazlar da büyük alanlarda rekabete açıl mamızdır. Bu durumdaki gelişmenin, Türkiye'nin aleyhine ve Türkiye'nin Topluluk sanayi ürünlerine pazar olması şeklinde olacağı açıktır.

c) Türkiye tarımı, topluluk tarımı ile rekabet edemiyecektir. AET ilişkileri tarımımızı olumsuz yönde etkileyecektir.

TARIM, SANAYİ VE TİCARET

AET ile olan ilişkiler tarım, ticaret ve sanayi sektörlerimize şu şekilde yansımaktadır.

a) AET İle olan ilişkilerimizde NİTE LİKLİ BİR DENGESİZLİK vardır. Bu nun nedeninin, topluluk ekonomileri ile Türk ekonomisi arasındaki denge sizlik olduğu açıktır. Bu dengesizlik özellikle sanayidedir ve topluluk sa nayileri Türk aanayiinden nitelik ola rak farklıdır ve güçlüdür. Tarımda da, yüksek teknoloji ve pordüktivite ile yerli tarım ürünlerimizi pazardan kovacak kadar güçlüdürler. Bu neden lerle, AET ile olan ticaretimizde gide rek artan açık, topluluğa karşı tica ret hadlerimizde dengesizlik yaratıp TL. nin değerini düşürdüğü gibi, ver gi kayıplarına da yol açmaktadır. Bu şekilde Türkiye'de hayat pahalılı

Topluluk,ortak tarım politikası altın da, kendi tarımını korumakta ve faz la üretimine de pazar aramaktadır. Bu ürünlerle serbest rekabete girme miz olanaksızdır. Topluluğun tarım ürünlerine Türkiye'ye verdiği taviz ler, Türkiye tarımını zora koşucu ve saptırıcı niteliktedir. Bu durumda tahıl ambarı denilen Anadolu'nun buğday ithali normal karşılanmak tadır. Topluluk, ticaret andlaşmala rı çerçevesinde tarım ürünlerimize koyduğu kontenjan ve kısıtlamalarla ihracatımızı kısıtlarken, özellikle Akdeniz ülkelerine tanıdığı bir takım tavizlerle tarımımızı ayrı ürünlerde ihtisaslaşmış ülkelerle rekabete sokmakta ve ihracat potansiyelimizi kısıtlamaktadır.

Görüldüğü gibi, sorunların irdelen mesinden çıkan sonuç; sorunların GÜMRÜK BİRLİĞİ ilişkilerinden doğ

duğu ve bu birlik ilkesi ile ilişkile rin devam etmesi halinde çözümün olmadığıdır. Oysa gümrük birliği ilkesi AET'nin anayasası niteliğin deki Roma Andlaşmasının temelini meydana getirir.

İŞGÜCÜ, YERLEŞME, HİZMETLER, SERMAYE

AET ilişkilerinin, işgücü, yerleşme ve hizmetler ile sermaye hareketle rine yansıması da şu şekilde olmak tadır.

a) Türkiye halkı AET nin ucuz işgü cü potansiyeli olmak durumundadır.

İşsizliğin Türkiye'de yapısal bir so run oluşu ve dışarda çalışmaya giden işçilerin gönderdikleri dövizler ile ödemeler dengesine olumlu katkıda bulunmaları, işgücü ihraç etmeyi ilk bakışta büyük avantaj olarak or taya çıkarmıştır. Ancak gerçekte bu "avantaj"lar, bir dezavantajdan başka bir şey değildir. Şöyle ki: Önce, işgücü ihracı AET nin istih dam olanakları ile sınırlıdır. Oysa AET 1970 lerden sonra atıl kapasite si olmayan ve işgücü ithali yerine sermaye ihracına yönelen bir ekono miye sahiptir. Bu durumda yerli iş gücünün AET de iş bulma olanakları kısılmıştır. Kaldı ki, Türk işçisinin AET'deki boş işyeri için talep hakkı yoktur. Bunun yanında dünya kapita list sisteminin baş belası enflasyon, gönderilen dövizlerle AET de fren lenmekte Türkiye'de körüklenmekte dir.

Türkiye'ye gelen bu dövizlerin yatı rıma dönüşme ihtimali de hemen he men yok gibidir. Bütün bu gelişim Türkiye'nin AET ekonomilerine uyum zorunluğu ile daha anlamlı olmaktadır. İşgücünün serbestleşmesinin temelin de, ucuz işgücünün yoğunlaşmakta olan üretim alanına ve sermayenin ayağına gelmesi yatar. Bu şekilde kâr oranı artmış, maliyet düşmüş olacaktır. İstihdam edilecek işçilerin en verimli işçi olmaları seçilerek üretim arttırılmakta işçiler altyapı yatırımlarından ve sosyal güvenlik haklarından mahrum edilerek maliyet düşürülmekte ve sermayenin yoğun laşması ve birikmesi engellenmiş olmaktadır. Zaten AET ile olan iliş kilerde sorunlara neden olan madde ler bu gerçeklerin ve gelişimlerin yansımasıdır.

İşgücü ihracının temelinde bu işgücü nü istihdam edememek yatar. Bir başka deyişle işgücünün üretken emek durumuna getirilememesi. Oysa ser mayeyi yaratan emektir. Dışarda

çalışan işçilerimizin ürettiği serma ye AET ülkelerinde kalmaktadır, ve döviz olarak gönderilen paralar ise işçinin yaşamını sürdürmek için al dığı ücretin sadece bir kısmıdır ve işçilerin ürettiğinin son derece cü zi bir kısmını getirir. İşgücünün ser best dolaşımı karşılıklı olduğundan, Türk el emeğinin AET'ye gidişine karşılık, AET li teknik işgücü de Türkiye'ye gelmektedir. Bu mesele yi hizmetlerin serbest hareketi ile birlikte ele alalım.

b) Hizmetlerin serbest hareketi ve yerleşme hakkı, Ulusal çıkarlarımı za aykırıdır.

Hizmetlerin serbest hareketi, serma yenin serbest dolaşımı ile birlikte asıl üretimini kazanmaktadır. Bunun la beraber, ekonominin her dalında uygulanmakta olan TEKNİK HİZMET LERİN özel bir yeri ve önemi vardır. Hizmetlerin serbest hareketinin sağ lanması kendi teknik hizmetlerimizin AET tarafından ele geçirilmesini getirecektir. Bir başka deyişle yer li teknik elemanlarımızın ülkemiz hizmetlerinde ve teknolojisinde söz sahibi olamayacağı gibi, AET ülke lerindeki hizmetlere doğru ihraç edileceği açıktır. 1972 de Türk mi mar ve mühendislerinin %72 si yurt dışına çıkmak eğilimindeydi. Ve ay nı yıl içinde proje ve teknik hizmet karşılığı olarak dış ülkelere 222 mil yon dolar, proje kredisine karşılık 35 milyon dolar ödenmiştir. Dünya Bankasının 2. 3 milyon dolarlık bir yardımına karşılık, 1. 65 milyon dolar lık müşavirlik hizmeti ödenmiştir. Bugün Ereğli Demir Çelik'de 110 bin lira ücretli yabancı mühendis, İstan bul Nazım Planda 70 bin liralık yaban cı uzman çalışmaktadır.

Hizmetlerin genel olarak AET1 ye a açılması, özellikle doğal kaynakla rımızın topluluk çıkarlarına işletil mesini getirecektir. AET tekelleri bütün ekonomik faaliyetleri ele geçi rerek, devletin fonksiyonunu sıfıra indireceklerdir.

c) Sermayenin serbest dolaşımı Türkiye'yi her bakımdan bağımlı kı lacaktır. Şimdiye kadar zaten çok çeşitli tedbir ve teşviklerle Türkiye' ye girme fırsatı bulan yabancı ser maye bu kez, tamamen yasal bir bi çimde ülkeye yerleşecektir. Bu iş lerlik, ortaklık andlaşmalarındakl sistematiğin son halkalarıdır., önce ülkenin gelişmesini engetleyecek, ül ke ekonomisi ve kalkınma stratejisi uyumlu kılınacak, sonra da serma

ye hareketi ile ülkenin tüm kaynak ları ele geçirilecek. Ve ancak AET sermayesi ile bütünleşince, ortaklı ğa girilebilecek, yaşanabilecek. Ge ride kalanlar da ucuz işgücü deposu olacaktır.

AET İLE BÜTÜNLEŞME BAĞIMLILIĞIN NOKTA LA NMASI DIR

AET ile legal bütünleşmeden doğacak sonuçlar, yukarıda anlatılan esaslar ve işlevlerden hareketle şöylece sı ralanabilir:

5) ülkemizin eğitim ve kültürüne ka dar tüm sosyal ve ekonomik alanları nın AET uyruklu özel ve tüzel kişile re açılışı yanında, AET dışındaki ül kelerle olan ilişkilerinin Ortaklık Konseyinin denetimine girmesi, ekonomik ve kültürel bağımlılığın ya nında siyasal bağımlılığı da getirmek tedir.

Ülkemizin AET ile olan bu legal bü tünleşmesi Ulusal Kurtuluş Savaşı mızdan bu yana emperyalistler tarafından sürdürülen oyunların nok talanması olacaktır.

1) Böyle bir gelişim içinde, sanayi mizin bugünkü tüketim ve ara malı imalatına dayanan niteliği dışa ba ğımlılığının perçinlenmesi çerçeve sinde aynen devam edecektir.

AET ile yapılan andlaşmalar da bu gelişimi meşru kılan hukuki belge ler olmaktan öte bir anlam taşımaya caktır.

2) AET ile olan bu entegrasyon ile, tekelci kapitalist düzen teminat altına alınıp, yaygınlaştırılacaktır. Böyle bir düzenden ise yalnızca küçük bir azınlık olan tekelci ser maye çevreleri kazançlı olarak çı kacaklardır.

3) Ekonomik bağımlılık çerçevesin de, Türkiye'ye mal akımı serbest leşecek, bu ise Türkiye'nin ödeme ler dengesinde sürekli ve büyüyen açıklara sebep olacak, gelir sevi yesi düşecek ve halkımız AET'nin ucuz işgücü potansiyeli olacaktır.

4) Devletin ekonomimize İlişkin faaliyetlerine sınırlamalar getiri lerek, devletin kanun, tüzük ve yö netmelik hükümlerinin hazırlanma sı gibi faaliyetleri AET ülkeleri sevi yesine indirilmekte ve ekonomiye iliş kin faaliyetlerine sınırlamalar getiril

COK auau mektedir.

Bu durum karşısında;

1) Katma Protokol, AET'nin anayasa sı niteliğindeki Roma Andlaşması çerçevesinde olmak zorundadır ve bu nedenle Katma Protokol üzerine savunulacak her çözüm önerisi, ülke mizin ekonomik, politik ve kültürel bağımlılığını ortadan kaldıramayacak, aksine pekiştirecektir.

2) Yurd sorunlarını, kendi sorunla rından ayrı ele almayan teknik eleman kitlesi, bu bağımlılık koşulları altın da, bilgi ve becerisini halkımızın hiz metine sunamayacaktır.

3) TMMOB olarak; ülkemizin bağım lılık simgesi olmaktan başka bir an lam taşımayan, Ankara Andlaşması ve Katma Protokol gibi andlaşmaları kabul etmemeyi, halkımıza karşı ulusal bir görev saymaktayız.

EKELLKVE

ULUSLARARASI TEKELCİ SERMAYE

I

(TÜM İKTİSATÇILAR BİRLİĞİ'nin düzenlediği, İktisatçı

YILDIRIM KOÇ tarafından verilen konferansın özetidir)

İkinci Dünya Savaşından, sonraki Amerika Birleşik Devletleri,kapita list blokun en güçlü üyesi oldu. 'İkin ci Yeniden Bölüşüm Savaşı'nda yeni len kapitalist ülkeler azgelişmiş ül kelerdeki pazar olanakları ve ham madde kaynakları üzerinde bir hak id dia edebilecek durumda değillerdi.

Fransa ve İngiltere ise ülkelerinde gelişen sosyalist akıma karşı Ameri kan yardımına gerek duyuyorlardı. "Sosyalizm denizinde bir ada" olarak kalmaktan çekinen Amerika, Avrupa1 daki kapitalistleri kendi himayesine almak zorundaydı. Diğer taraftan Doğu Avrupa Ulkeleri

nin sosyalist bloka katılmaları karşı sında sosyalist blok güçlendi ve kapi talizm için daha büyük bir tehlike oluşturma başladı. Bunu gören geliş miş kapitalist ülkeler "soğuk savaşı" başlatarak kendi ülkelerindeki tüm devrimci ve ilericilere karşı cadı kazanları kaynatmaya başladılar. Günümüzde geçek gelişmiş kapitalist ülkelerin kendi aralarındaki, gerek sosyalist ülkeler ve geri bıraktırıl . mış ülkelerde olan ilişkilerini belir leyen temel yapı, İkinci Dünya Sava şından sonraki 25 yıl süresince ge lişmiş kapitalist ülkeler blokuna Amerika Birleşik Devletleri'nin ha kimiyetidir.

JAPONYA VE AVRUPA ÜLKELERİN DEKİ GELİŞMELER

1957 58 yıllarına kadar Avrupa ülke leri ile Japonya'nın ekonomileri bü yük ölçüde Amerikan yardımı ve Ame rikan askeri mal satın alımlarıyla güçlendi. Fakat güçlenen bu ekono miler gelişmiş kapitalist ülkeler bloku içinde yeni düzenlemeleri ge rekli kıldı. Bu mekanizmayı basitçe şu şekilde açıklayabiliriz.

Herhangi politik bir anlaşma belli bir güç dengesini yansıtır. Bu güç dengesi bozulursa anlaşmanın değiş tirilmesi için nesnel şartlar yerinde demektir. Çeşitli gelişmiş kapitalist ülkelerde üslenmiş kapitalistler ara sında da pazarların, hammadde kay naklarının ve karlı yatırım alanları nının bölüşülmesi için belli anlaşma lar yapılmıştır. Bu anlaşmaların en açık şekli sömürgelerin bölüşül mesidir.

EKONOMİK GtJÇ DENGESİNDE DEĞİŞMELER

Her savaştan sonra ortaya çıkan yeni güç dengesine göre sömürgeler (pazar, hammadde kaynağı ve yatı rım alam olarak)el değiştirir. Birin ci Dünya Savaşından sonra da, İkinci Dünya Savaşından sonra da bu ortaya çıkmıştır. Bunun temelindeki neden bu güç dengesinde tarafların ekonomi lerinin değişik hızlarda büyümesi, yani ekonomik güç dengesinin sürat le değişmesidir. Buna göre güçlenen ülke daha fazla hak talep edecek, gö reli olarak zayıflayan ülke ise eski den elde ettiklerini kaybetmemek için çabalayacaktır. Bu gün de gelişmiş kapitalist blok kendi içinde çeşitli çatışmalara sahne olmaktadır. Gün demde yeni bir yeniden bölüşüm sa vaşı var mıdır? Çeşitli gelişmiş ka

pitalist Ülke blokları arasındaki çe lişkiler ne düzeydedir ve azgelişmiş ülkeler açısından bu durumun anlamı nedir? Bu soruların cevabı günümüz gelişmiş kapitalist ülkeler blokunda ki yeni gelişmelerin ele alınmasında yatmaktadır.

BUGÜNKÜ DURUMU

Günümüz gelişmiş kapitalist ülkeler blokunu 1957 58 buhranı öncesinden veya daha genel anlamda İkinci Dün ya Savaşı öncesinden ayıran temel gelişmeler nelerdir? Birkaç aktar mayla başlayalım:

"Ticari açıdan, insanlar arasındaki ulusal sınırların sun'i olduğunu anla manın zamanı gelmiştir... Sizin mal larınızı alabiliyor ve satabiliyorsa, bir insanın hangi bayrak altında ya şadığı o kadar önemli mi"

"Eğer bir ülkenin oldukça düzenli bir hükümeti varsa, bu ülkenin bebek mamalarını, arabalarını, elektronik beyinlerini, gazetelerini, Jiletlerini, margarinlerini üreten şirketlerin gerçekte kime ait olduğu herhangi bir şey farkettirir mi? Eğer ulusal gurur ve stratejik konuları gözönüne almaz ve araştırma politikalarıyla mali stratejilerin ulusa zarar vermediğini varsayarsak, Amerikalıların ve İn gilizlerin veya Japonların başka bir ekonominin tümüne çokuluslu şirket ler aracılığıyla sahip olması herhan gi bir şeyi değiştirir mi? Pratikte hiçbirşey farketmez, aynen Kalifor niyalıların arabalarının Detroid'de üretilmesinin hiçbir şeyi değiştirme mesi gibi.

"Ulus esasına dayalı devlet düşünce sinin yerini ekonomik örgütler ala caktır. Geleneksel ticaret öneminin çoğunu yitirecek ve değiştirilecek ve yerini çokuluslu şirketler arasın daki ticarete bırakacaktır."

Bu Uç aktarma da gelişmiş kapitalist ülkelerin ideolojisini savunan yazar lardan: ikisi Amerikalı, biri İtalyan.

DÜNYA VATANDAŞI MOBİL (.')

Mobil Oil şirketinin servis istasyon larını yurdun hemen her köşesinde görebilirsiniz. Türkiye'deki şirket çokuluslu bir tekel olan Mobil'in dün yanın dört bir yanındaki 90 şirketin den biridir. Latin Amerika'da 12, Avrupa'da ve Türkiye'de 26, Orta Doğu'da 9, Uzak Doğu ve Avustralya' da 20 ve Afrika'da 23 şirkete sahip olan tekelin başkanı R. Warner 1970 yılında şöyle diyordu:

"Mobil Oil şirketinin yöneticileri, Mobil Oil'in yabancı ülkelerde yatırım ları olan bir Amerikan şirketi olarak düşünmemektedirler. Aksine, Mobil Oil, bütün uluslar topluluğuna karşı sorumlulukları olan bir dünya şirke tidir, dünya vatandaşıdır."

Yani genel olarak İkinci Dünya Sava şından ve özel olarak da 1957 58 buhranından sonra gelişmiş kapita list ülkeler bloku, çokuluslu şirket ler denilen bir olgunun ağırlığıyla karşı karşıyadır. Tekeller o kadar böyUmüşlerdir ki, artık dünyanın he men hemen bütün ülkelerinde faali yette bulunmaktadırlar.

BAZI TANIDIK ÖRNEKLER

Birkaç tanıdak örnek verelfm: Mobil Oil'in kazancında yabancı ülkelerdeki faaliyetlerin payı %5l, Uniroyal'de %75, Pflzer'de %55, IBM'de %50'dir.

Türkiye'de Sifaş Sentetik İplik Fab. A. Ş. ve Sümerbank BASF şirketinde önemli hissesi olan BASF'ın tüm dünyada 279 şirketi vardır. A. E. G. şirketinin ürünleri 100'den fazla ülkede pazarlanmakta dır; Mercedes arabalarını Üreten Daimler Benz şirket? İSO'dan fazla Ülkede faaliyettedir; The Coca Cola Export Corporation'a bağlı şirketle rin ürettiği meşrubatları 135 ülkede bulabilirsiniz; Nestle'nin dünyanın döi t bir tarafında 297 fabrikası var dır; Shell'ln 100'den fazla ülkede sahip olduğu şirketlerin sayısı 500' Un üstündedir; Siemens'in 166 ülke de kendi denetimi altında ortaklığı vardır; yurdumuzda İş Bankası ile ortak olarak "sana" ve "vita" yağla rını üreten Unilever 500'den fazla fabrikaya sahiptir: Volkswagen ara balarını üreten şirketin ise 13 000 den fazla servis istasyonu vardır.

ALLENDEYİ KİM DEVİRDİ?

Karşımızdaki bu tablo İkinci Dünya

Savaşından önceki dönemden tama

miyle farklıdır. Rakamlara boğul

maktan korkmamıza rağmen bu ol

guyu daha iyi kavramak ve gelişmiş

kapitalist ülkeler açısından önemini

anlamak için birkaç rakam daha ver

mek zorunlu. 1967 yılında Amerika

Birleşik Devletlerinin toplam ihra

catı Z4 milyar dolar. Buna karşılık

merkezi Amerika'da butanan çokulus

lu tekellerin A. B. D. dışındaki satış

ları 53. 2 milyar dolar

Ameri

kan ekonomisine, politikasına, kül

türüne bu tekeller egemen olduğuna

göre, bunların çıkarlarını dünyanın

dört bir tarafında korumak üzere tüm

Amerika seferber olacaktır. Şili'de

Elektrik Mühendisliği 214 538

Ailende yönetiminin başına gelen bu nun en iyi örneğidir.

1913'DEN BU YAKA...

Amerikalıların yaptıkları bir araş tırmaya göre merkezi A. B. D.'nde bulunan 187 çokuluslu tekelin yabancı Ülkelerde 1913 yılındaki ortaklıkların sayısı 190 idi. Bu rakam 1939 yılın da 1068'e, 1967 yılında ise bu raka mın beş katı olan 5088'e fırladı

Çokulusluluk olgusunun 1970'ler de daha da önem kazandığını düşü nürseniz, gelişmiş kapitalist Ülke lerdeki tekellerin içinde bulunduğu yeni dönemi kavrayabilirsiniz. Bu şekilde bir taraftan gelişmiş kapita list ülkeler birbirlerine daha sıkı bağlarla bağlanırken, diğer taraf tan azgelişmiş Ülkelerle olan ilişki ler daha güçlenmektedir. Bu doğrul tuda bağlantılı bir gelişme de uluslar arası işbölümünün ve bunun yansı ması olarak gelişmiş kapitalist Ül keler adasındaki ticaret hacminin çok büyümesidir.

Gelişmiş kapitalist ülkelerin diğer

gelişmiş kapitalist ülkelere ihracatı

1955 yılında 42. 2 milyar dolar iken,

1970 yılında bu rakam 172. 5 milyar

dolara çıkmıştır

Bu rakamlar

arasındaki fark gelişmiş kapitalist

Ülkelerin birbirlerine olan bağımlı

lıklarının bir yansımasıdır. Bu kar

şılıklı bağımlılık ise bir taraftan

çokulusluluk olgusunun, diğer taraf

tan ileri düzeyde bir işbölümünün

sonucudur.

TEKELLER BÜTÜNLEŞİYOR...

Çokuluslu tekeller bir taraftan çeşit li gelişmiş kapitalist ülkelerden kay naklanan sermayedarlar arasında bir bütünleşme sağlarken, diğer taraf tan gelişmiş kapitalist ülkelerdeki tekelci burjuvazi ile azgelişmiş ül kelerde oluşan yerli tekelci burjuva zinin bütünleşmesini sağlamaktadır. Birincisine en iyi örnek 235 Ameri kan, Avrupa ve Japon tekelinin ortak olarak kurdukları ve Latin Amerika da yatırım yapan ADELA yatırım şir ketidir. İkincisinde ise T of aş'tan Goodyear'a kadar yüzlerce örnek ak la geliyor.

Buna göre İkinci Dünya Savaşından sonra gelişmiş kapitalist ülkeler ara sındaki bağlar güçlenmiştir. Merkez leri çeşitli ülkelerde bulunan çokulus lu tekeller arasında hammaddelerin, pazarların ve yatırım alanlarının bölüşülmesi konusunda bir çelişki vardır, fakat bu çelişki askeri plana yansımayacaktır, çünkü böyle bir

durumda kaybedilecek çok şey var dır.

YtNİDEN BÖLÜŞÜM SAVAŞI ÇIKAR MI?

Gelişmiş kapitalist ülkeler arasında bir yeniden bölüşüm savaşı halinde, çokuluslu tekeller büyük zarar göre cek, ileri düzeyde bir işbölümüne dayanan ekonomiler işleyemez duru ma düşecek ve geri bıraktırılmış ül kelerle sosyalist ülkelere karşı or tak bir politika güdülememesi nede niyle bu ülkelerdeki gelişmelerden büyük zarara uğranılacaktır. Serma ye birikiminin vardığı yeni aşamada ortaya çıkan çokuluslu şirketler ve gelişmiş kapitalist ülkelerin üst dü zeyde birbirlerine bağımlılığı olgu larının sonucu şudur: Gelişmiş kapi talist ülkeler geri bıraktırılmış Ül kelere karşı ortak bir politika izle yecekler ve bu ülkelerin kapitalist bloktan kopmalarına karşı her türlü tedbiri alacaklardır. Yani geri bı raktırılmış ülkeler açısından ulus lararası bir tekelci sermaye oluşmuş tur.

DÜNYA BANKASI VE ULUSLARARA SI PARA FONU

Ekonomik planda bu bütünleşmeyi destekleyen diğer gelişmeler de var dır. İkinci Dünya Savaşından sonra ki dönemin kendine özgü bir özelliği resmi ve sürekli nitelikteki örgütlen melerdir. Bu örgütler hem ekonomik, hem de askeri alandadır ve daima politik gelişmelere göre tavır almak tadır. Bunların en önemlileri Dünya Bankası ile Uluslararası Para Fo nu'dur. Her iki kuruluşta da üye ül keler ekonomik güçleriyle orantılı bir oy oranına sahiptir. Gelişmiş kapitalist ülkelerin hakimiyeti altın daki bu iki kuruluştan birincisi uzun dönemli "kalkınma" kredilerini, ikin cisi ise kısa dönemde fon akımlarını düzenler ve kendilerine bu açılardan bağımlı olan azgelişmiş ülkelerin i s tenilen politikaları izlemelerini sağ larlar. Askeri alanda ise gerek NA TO, gerek SEATO gibi kuruluşlar, gelişmiş kapitalist ülkelerin geri bı raktırılmış ülkelerdeki devrimci ha reketlerle sosyalist ülkelere karşı kullandıkları ortak vurucu güçtür.

BİR ZAMANLAR A. B. D. TARTIŞIL MAZ LİDERDİ

İkinci Dünya Savaşından hemen son ra Amerika Birleşik Devletleri geliş miş kapitalist ülkeler blokunun tartı şılmaz lideriydi. Amerikan doları

uluslararası rezerv parasıydı. Marshall yardımı gerek Avrupa, ge rek geri bıraktırılmış ülkelere uzun vadeli kredi sağlıyordu. Amerikan askerleri Avrupa kapitalistlerini sos yalist ülkelerden ve Avrupa işçi sınıf larından koruyordu. Buna bağlı ola rak da tüm gelişmiş kapitalist Ülke lerin resmi örgütü olan kuruluşlarda A. B. D. egemen durumda idi.

Fakat zaman içinde ekonomik yasa lar tekrar işledi, gelişmiş kapitalist ülkeler arasındaki güç dengesi değiş ti, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Japonya birer rakip olarak ortaya çıktı. Ama bu yeni durumda bir de ğişiklik söz konusuydu. Kapitalist blok geçmişte benzeri görülmeyen bir bütünleşme düzeyindeydi, arala rındaki ekonomik plandaki çelişkile rin askeri plana yansımasının ölçü lemiyecek kadar büyük zararları var dı. Hem azgelişmiş ülkeleri elden kaçırmanın alemi var mıydı? Buna bağlı olarak güç dengesindeki bu de ğişiklikler kendilerini uluslararası kuruluşlarda yansıttılar.

SİMDE AET VE JAPONYA DA VAR!

1971 yılı ağustos ayında doların altına çevrilebilirliğinin kaldırılmasıyla ge lişmiş kapitalist Ulekeler blokunda A. B. D. hegemonyasının sona erdiği, gelişmiş kapitalist ülkelerin hak ve sorumluluklarını ağabey kardeş iliş kisi içinde değil de kardeş kardeşe paylaşacakları bir dönemin başladığı ve gittikçe hızlanan bir şekilde bir uluslararası tekelci sermayenin oluş tuğu açığa çıktı (A. B. D.'nin teknolo jik liderliği altında).

İkinci Dünya Savaşından ve özellikle Birinci Dünya Savaşından önce geliş miş kapitalist ülkeler ayrı yarı bi rer ağaçtı. Günümüzde İse artık ko caman bir tek ağaç ve bunun Uç tane kolu var. Bu kollardan ikisi 1960'lara kadar zayıftı, 1970'lerde çok daha güçlü olarak karşımızda. Bu şekilde ortaya çıkan uluslararası tekelci sermaye ise, azgelişmiş ülkeleri çok daha bilinçli ve örgütlü olarak sömür mektedir. 1950'lerde ve 1960'larda A. B. D. hegemonyası altındaki kapi talist blok şimdi A. B. D., Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Japonya'dan kaynaklanan ve uluslararası bir nite lik kazanma doğrultusunda olan tekel ci sermayeye bir süreç içinde yerini bırakmıştır.

işçilere karşı panzerli saldırılar

Ecevit hükümetinin istifa etti ği günlerde işçilere, ilerici aydınlara ve yoksul halka yöne len baskılar yoğunlaştı. Bir yandan yeniden kitaplar topla nıyor, güvenlik mahkemelerinde faşist 141 142'ci maddeler uy gulanarak tutuklamalara girişi liyor, bir yandan da grevci iş çilerin ve gecekondularda yaşa yan halkın üzerine toplum po lisleri "panzer"lerle saldırı yor.

17 eylül günü, İstanbul'da MSP yanlısı bir patronun sahibi bu lunduğu Ülker Bisküvi Fabrika sında sendikal haklarını korumak için direnişe geçen 850 işçiye karşı polis, zırhlı araçlar, e lektrikli coplar kullanarak sal dırıya geçti. İşçilerle polis arasında kanlı çatışmalar oldu. 16 işçi gözaltına alındı.

dirilmiş bir darbedir. Bu darbe demokratik hak ve özgürlükleri mizin geleceği konusunda bizle ri ciddi endişelere sevketmek tedir.

Ülker işçilerinin sendikalarını özgürce seçmelerinin bir an ön

ce saptanmasını ve fabrikada sürmekte olan antidemokratik baskıların kaldırılmasını, ka nunsuz olarak işten çıkarılan işçilerin işlerine alınmasını istiyoruz.

Demokratik kuruluşlar olarak bizler işçi sınıfımızın 1961 A nayasasının sağladığı haklar doğrultusunda vermiş oldukları mücadelelerini ve referandum isteklerini destekleriz."

Emekçi halk üzerinde yeniden estirilmek istenen terör ve baskı girişimleri, ilerici de mokrat kuruluş ve kişiler tara fından tepkiyle karşılandı. İç lerinde Elektrik Mühendisleri Odası istanbul Şubesinin de bu lunduğu 21 kuruluş bir bildiri yayımlayarak bu girişimleri kı nadılar ve örellikle Ülker fab rikası olaylarına değinerek ça lışanların sendikal haklarına getirilen antidemokratik baskı ların kaldırılmasını istediler. TMGT, TÖB DER, bazı sendikalar ve meslek odalarının yayımladık ları bildiride özetle şu görüş ler yer alıyor:

"17 eylül 1974 günü sendikala rını özgürce seçmek isteyen Ül ker işçilerinin üzerine polis, panzerler ve elektrikli coplar la saldırmış ve birçok işçi ya ralanmıştır. İşveren ve sarı sendika baskısı, işten çıkarma lar ve silahlı komandolarla sürmektedir.

Bu , işçi sınıfımızın üzerinde yıllardan beri devam eden anti demokratik baskıların yeni bir 'örneğidir. Anayasal haklara in

CIA ve SİLİ nin(!) ÇIKARLARI

Amerika'nın en ünlü iki gazete si, New York Times ile Washing ton Post'un geçen ay açıkladık larına göre Amerikan gizli ca susluk örgütü CIA'nın başkanı Hilliam Colby, 1974 nisan ayın da Amerikan Temsilciler Mecli sinin bir alt komisyonu önünde verdiği ifadede, Amerikan hükü metinin CIA aracılığıyla Şili1 de Salvador Ailende hükümetinin devrilmesini sağlamak için 1970 ve 1973 yılları arasında 8 ila 11 milyon dolar para harcadığını

söylemiştir. Colby'nin başka yüksek yetkili lerce de doğrulanan ifadesine göre, CIA'nın Allende'ye karşı tertipleri 1964 başkanlık seçim leri sırasında başlamıştır. 0 tarihte Allende'ye karşı seçimi kazanan Eduardo Frei'nin Hristi yan Demokrat Partisi lehinde ça lışmaları için özel kişilere, gazetelere ve siyasal partilere 3 milyon dolar dağıtılmıştır. Bu faaliyet, o sırada Henry Kissinger'in başkanı olduğu

Kırklar Komitesi'nce de onaylan mıştır. CIA'nın yabancı ülkeler deki çalışmalarını denetleyen bu komite 1969 ve 1970'de "Al lendehin muhaliflerinin faaliyet lerini sürdürebilmelerini sağla mak üzere" 500 bin dolar harcan ması için ajanlarına yetki ver miştir.

William Colby 1973 yılında yine aynı komisyonda verdiği bir baş ka ifadede, Kissinger'in, Ailen de 1970 seçimini kazandıktan 15 gün sonra, bu başarının pekiş mesi halinde "Şili'de komünist bir rejim kurulacağını, Arjan tin, Peru ve Bolivya'nın da onu örnek alarak aynı yola gidecek lerini" söylediğini açıklamış tı. Kissinger'in yine 1970'de "Şili'de Halk Birliği denemesi nin başarıya ulaşıp yalnız Latin Amerika'da değil, Fransa ve I talya'da da bir salgın yaratma sı her ne pahasına olursa olsun önlenmelidir" dediği de geçen Şubat ayında Uluslararası Siya sal Araştırmalar Enstitüsü'nün Şili olayı üzerine Amsterdam'da yaptığı toplantıda açıklandı. Colby bu kez, Ailende başkan olduktan sonra Kırklar Komitesi' nin Çili'de Halk Birliği hükü metini yokuşa sürmek için 1971 1973 arasında 5 milyon dolar harcadığını bildirmiştir. Daha sonra 1973 seçimlerinde Ailende muhaliflerine 1,5 milyon dolar dağıtılmış, ismi belirtilmeyen "etkin" bir gazeteye de bu ara da pay düşmüştür.

ABD Başkanı Ford da, geçen ay yaptığı bir konuşmada "Amerika Ailende'nin ölümünden önceki yıllarda muhalefet partileri ve onları destekleyen gazetelere yardım etmiştir. Bu, Şili'nin ve tabii ki ülkemizin çıkarı i çin yapılmıştır'1 demiştir.

Dışişleri Bakanı Kissinger de, CIA'nın Şili darbesine aktif o larak katıldığının açıklanması üzerine bir demeç vererek, "CIA' nin rolünün abartıldığını" ile ri sürmüş ve "CIA ajanlarının amacı Şili'nin azınlıktaki bir parti tarafından yönetilmesine son vermek ve Şili'de çok parti li bir düzen kurulmasına yar dımcı olmaktır" şeklinde konuş muştur.

JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI KURULDU

TMMOB'nin son genel kurul toplantısında alınan karar uyarınca, Birliğe bağlı Jeoloji Mühendisleri Odası kurulmuş ve çalışmalarına başlamıştır. Yayımlanan ilk bültende Türkiye'de 500'ü aşkın jeoloji mühen disi olduğunu belirten Oda Yönetim Kurulu, tüm üyele rini çalışmalara katkıda bulunmaya çağırmıştır.

EREM: "ADALETİN COK SEY KAYBETTİĞİ MUHAKKAKTIR"

Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanı emekli general Ali Elverdi'nin AF'ye kaydolması üzerine, Tür kiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Faruk E rem görüşlerini ö zetle şöyle açıklamıştır:

"Sorunuza ilişkin haberi bu sa bah okudum, üzüntüm sonsuzdur. Emekli hakimlerin siyasal bir partiye girmeleri ve bunun ba sında manşet haber şeklinde du yurulması, bundan çeşitli ve birbirine karşıt yorumların sü rüp gitmesi böyle bir konunun hukuksal analizini gerekli kıl maktadır. Eğer bu konu, yargı nın tarafsızlığını ve itibarını etkiliyorsa tüm hukukçuların bu haberden üzüntü duyacaklarını sanıyoruz. Bazı değerler üzerin de aynı mesleğe mensup olanların tümü hak iddia edebilecek du dumdadırlar. Bu değerler üze rinde hiçbirimizin kişisel ta sarruf hakkı yoktur. Adalet mes leğine giren ve bu alanda görev kabul eden her kişi, emekli ol mak gibi bir onur payesinden sonra da davranışlarının aynı kuralla süreceğini taahhüt et miş demektir. Yargı görevini kabul etmiş olan kişilerin işgal ettiği, dolayısıyla kabul etti ği mevkilerin yüksekliğiyle oran tılı olarak sorumlulukları yo ğunlaşır, örneğin bir yargıtay başkanı, bir sıkıyönetim mahke mesinin en yüksek rütbeli baş kanı, bir barolar birliği baş kanı eğer görevi bitince bir siyasal partiye girerse, yazılı metinler üstü bir kuralı önemse memiş olur, emeklilikten sonra bir hakimin girdiği partinin başkanı o yargıcı överse, hiz metlerini methederse belki o parti bir şey kazandığını zanne der. Fakat adaletin çok şeyler kaybettiği muhakkaktır. Adalet mensubu olan bizlerin bu kayba razı olmaya yetkimiz yoktur."

(Cumhuriyet, 17 Ekim 1974)